İÇİNDEKİLER
 

61.

Mirza Mehdi Hüseyni el Şirazi r.a.

Ezan ve kametin cüzü olmamakla birlikte iki şehadeti tekmil müstehaptır

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

Urvet ul Vuska haşiyesi

62.

S. Muhammed Hâdi Milâni r.a.

İki şehadetin tamamlayıcısı olduğundan müstehaptır ama ezanınüzü değildir

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

 

Urve haşiyesi c1 s 602

63.

Şeyh Cafer Kâşif ul Gıtâ r.a.

Ezan ve kametin cüzü değildir ama bunu okuyana sevap verilir.

Mutlak müstehap niyetiyle denir

 

Keşf ul Gıtâ sf 227.

64.

S.M. Hüseyn Hatunâbâdi r.a.

Ezan ve kamet cüzü değildir teberrüken söylemek iyidir.

Mutlak müstehap niyetiyle denir

Kelimat ul A’lam rkm 23.

65.

Şeyh Muhammed bin Mehdi el Eşrefi r.a.

Ezan ve kamette yerinde söylemek Allahın rızasını cezbeder ama cüz değildir.

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

 

Tevzihul Mesail sf 63.

66.

S.Muhammed Mehdi Sadr el Kâzimi r.a.

Ezan ve kametten değildir ama cidden çok iyidir çünkü şianın şiarıdır.

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

 

Bağyetul Mukallidin sf 52.

67.

Seyyid Ebul Hasan Kazvini r.a.

Ezan ve kamet cüzü değildir iman ve velayeti ilan için söylenir.

İman ve velayet kastıyla iyidir

 

Hidayet ul Enam sf 91.

68.

Seyyid Şehabuddin Maraşi el Necefi r.a.

İhtiyat olan ezanın cüzü değildir kastıyla söylemektir.

İhtiyatı müstehap olarak denir.

 

Urvet ul Vuskâ haşiyesi

69.

Şeyh Muhammed Salih Simnâni r.a.

Ezanın cüzü değildir. Amellerin ve diğer iki şehadetin kabul şartıdır

Müstehap niyetiyle söylenir.

 

Kelimat ul A’lam rkm 54.

70.

Mirza Muhammed Ali Şâhabâdi r.a.

Ezanın cüzü değildir ama ona iman etmek ezan ve kametin ruhunu simgeler.

İhtiyatı müstehap olarak denir.

Miftah us Saadet sf 29.

71.

Mirza Ebul Kasım el Kummi r.a.

Ezanın cüzü değildir ama tercihli olduğu söylenebilir.

Müstehap niyetiyle söylenir.

El Ğenâim sf 170.

72.

Şeyh Mirza İbrahim Kerbâsi r.a

Ezanın cüzü değildir ama tercih niyetiyle söylemek iyidir.

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

El Menâhic sf 45.

73.

S.Mirza Mahmud Sahib ul Mevahib r.a.

Tercihli olarak söylenir ama gerçekte tıpkı Resulullaha salat gibidir.

Hz.Ali’nin faziletini yaymak niyetiyledir

ElMevahib us Seniyye

c3.

74.

Mirza Muhammed Hasan el Şirazi r.a.

Ezanın cüzü değildir ama tercihlidir ve ikinci şehadetten sonra denir.

Müstehap niyetiyle söylenir.

Mecme ul Mesail sf 98.

75.

Şeyh Muhammed Ali Necefi r.a.

Ezanın cüzü değildir ama tercihli olarak söylenir

Müstehap niyetiyle denir

Mecmeul Mesail

76.

Seyyid İsmail Sadr r.a.

Ezanda diğer iki şehadeti Aliyyen Veliyyullah ile tamamlamak çok iyidir.

Müstehap niyetiyle söylenir.

Necat ul İbad özeti sf 44.

77.

Molla Muhammed Ali Honsâri r.a.

Ezan ve kamet cüzü değildir ama tercihen ikinci şehadet sonrası olur

Müstehap niyetiyle söylenir.

Tevzih ul Mesail sf 62.

78.

Ağa M. Ali Müderris-i Çehardehî r.a.

Ezan ve kamet cüzü değildir ama mutlak tercih niyetiyle söylenebilir.

Mutlak müstehap olarak denir

Zubdet ul İbâdât sf 155.

79.

Seyyid el Şefti r.a.

Ezanın cüzü kastıyla değil bu konudaki hadislere istinaden söylenir.

Mutlak müstehap olarak denir

Kelimat ul ’lam rkm 25.

80.

Şeyh Muhammed Kâzım el Horasâni r.a.

Ezanın cüzü değildir ama mutlak gurbet niyetiyle söylenebilir.

Mutlak gurbet niyetiyledir

Zahiret ul İbâd sf 53.

81.

Şeyh Şeriat el İsfahâni r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Sırr ul İman sf 51.

82.

Seyyid Muhammed Firuz âbâdî r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Sırr ul İman sf 51.

83.

Şeyh Şaban Reştî r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Vesilet un Necat sf 78.

84.

Şeyh Abdullah Mameqâni r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle teberrüken söylense iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Menahicul Muttakin sf 62.

85.

Seyyid Ebul Hasan el İsfahani r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Zahiret ul İbad sf 112.

86.

Seyyid Sadrüddin es Sadr r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Hüseyn Kummi risalesinde

87.

Seyyid Hüseyn Burûcerdi r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

Tevzih ul Mesail risalesi.

88.

Seyyid Ahmed el Honsâri r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle çok iyidir

Mutlak gurbet niyetiyledir

Mecme ul Furu’ sf 164.

89.

 

Şeyh Hüseyn el Behrâni r.a.

Bid’at değildir.Birçok rivayet onu teyit eder. Sakıncası yoktur.

Hadislerin ispatıyla sakıncası yok.

El Farhet ul Unsiyye sf 87,88

90.

 

Molla Ağa Derbendi r.a.

Ezanın ve kametin cüzü değildir .Sakıncası yoktur. Muhammed ve alihi hayrül beriyye de aynıdır.

 

Söylemenin sakıncası yoktur.

 

Farsça ilmihal.

91.

Mirza Muhammed Hasan el Kummi r.a.

Ezan ve kamette söylemenin sakıncası yoktur  ama cüz değildir.

 

Söylemenin sakıncası yoktur.

Misbah ul Feqahe c1 sf 36.

92.

 

Fazil el İrevâni r.a.

Ezanın ve kametin cüzü değildir .Sakıncası yoktur. Muhammed ve alihi hayrül beriyye de aynıdır

Söylemenin sakıncası yoktur.

Necat ul Muqallidin sf 116.

93.

Seyyid Muhammed Mehdi el Kazvini r.a.

 

Ezan ve kametin cüzü değildir.

Mutlak müstehap olarak denir

Urvet ul Vuskâ haşiyesi

94.

Şeyh Muhammed Feyz el Kummi r.a.

 

Ezan ve kametin cüzü değildir.

Mutlak müstehap olarak denir

Urvet ul Vuskâ haşiyesi

95.

Şehid Seyyid Muhammed Bâkır es Sadr r.a.

Ezan vs.de iki şehadeti Aliyyen Veliyyullahla tamamlamak müstehaptır

 

Müstehap olarak söylenir.

Minhacus Salihin haşiyesi

96.

Seyyid M.Rıza Gulpaygâni r.a.

Ezanın cüzü değildir gurbet niyetiyle ikinci şehadet sonrası çok iyidir

 

Mutlak gurbet niyetiyledir

S.Brucerdi risalesine haşiye

97.

Muasır alim Seyyid Ali Sistani

Ezan ve kamet cüzü olmasa da diğer iki şehadeti tamamlayandır.

 

Müstehap niyetiyle söylenir.

Mesail ul Muntahaba sf 115.

98.

Şeyh Muhammed Ali Erâki r.a.

Ezan ve kametin cüzü değildir ama mutlak kurbet niyetiyle denir.

Mutlak gurbet niyetiyledir

Sorduğum suala bizzat cevap.

99.

Seyyid Ali Hüseyni el Hamenei

Ezan ve kametin cüzü değildir ama velayeti ilan olarak söylemek iyidir.

Mutlak gurbet niyetiyledir

Sorduğum suala bizzat cevap.

100.

Şeyh Mirza Cevad el Tebrizi

Ezan ve kamet cüzü değildir ama söylemek müstehaptır.

Müstehap niyetiyle söylenir.

Tevzih      ul Mesail risalesi.

 

 

İŞTE TAM YÜZ ALİM, VE

YÜZLERCE  ALİM …......!!!

 

 

 

 

 

 

 

 

Eğer daha fazlasını istersen yine artırırız…İlim dergahlarımız gökte yıldızların çoğalması gibi çoğalır artarlar.

Bu makamın sonunda büyük hatip Ahmed Vâili’nin şu beyitleri aklıma geliyor:

 

“Hoş oluyorum Necef vadisi ve kubbeyi düşünürken,

Gökteki yıldızlara ulaşmış onlarla oynuyor.

Saf altını güneş gibi parlıyor ve kubbe altında,

İlim irfan imamları yatıyor.

Takva sahipleridir,hidayet kardeşidir ordaki Ali,

Kubbe etrafındakilere ilim irfan vermiştir Ali,

Ey Necef vadisi sen her zaman yeşilsin,bereketlisin

Üzerinden devamlı bereket bulutları geçer.

 

***                             ***                             ***                             

 

 

 

-ÜÇÜNCÜ MENZİL-

ALİMLERİMİZİN GÜZEL SÖZLERİNDEN

DEMETLER

 

(1)

 

Seyyid Abdülhüseyn Şerefüddin r.a. şöyle der: “Aliyyen Veliyyullah’ı söylemek sakıncalıdır diyenler hatalıdırlar.İslamda her müezzin ezanda bir takım güzel cümleleri de ona ekler.Örneğin: “De ki ;Hamd kendisine evlat edinmeyen Allah’a mahsustur.”(1)gibi.Veya buna benzer: Essalâtu vesselamu aleyke ya Resulallah!gibi.Bunlar ezanda Allah tarafından karar kılınmamıştır.Bid’at ve haram değildir ve hiçbir müezzin bunu ezanın fasıllarından saymaz.Genel manadaki hadislere dayanarak okurlar.Aynı şekilde Muhammeden Resulullah’dan sonra Aliyyen Veliyyulah’ı söylemek de genel anlamdaki hadislere dayanır.

İnsanların kendi aralarında söylediği kısa cümlelerde ezan esnasında dahi söylense ezanı batıl etmez.Öyleyse bu bid’at ve haram sözleri nereden gelmiştir?!(2)

(2)

Şeyh Abdünnebi el Iraqi r.a. Aliyyen Veliyyullah’ın bid’at olduğunu iddia edenlere şöyle cevap vermektedir;

“Aliyyen Veliyyullah’ın bid’at olduğunu söyleyenler fıkıhtan nasibi olmayan bazılarının görüşüdür.

Başımıza gelen musibetlerin çoğu bu cahil kitlelerin yüzündendir ve fakih olduklarını ileri sürerek Allah’ın indirdiğinin dışında hükümler vermektedirler.Bildiğiniz gibi fıkıhtaki konuların hepsi olmasa da çoğu ihtilaf dolu meselelerdir.Kendi savunduğu fikrin dışındaki her konuyu bid’at sayanlara göre bütün fakihler bid’at ehli mi oluyorlar?Hepimiz Allah’tan geldik ve ona döneceğiz.Bunu destekleyen on çeşit görüş var.Bunun neresi bid’attır.Meşhur görüş Aliyyen Veliyyullah’ın müstehap oluşudur.

(2)     Mübarek “İsra” suresi 111. ayeti şerife.

(2) En Nassu vel İctihad sf 243 ve 244.

-178-

Bid’at olduğunu iddia etmenin manası nedir?Her devirde şeriata muhalif olan ve alimlere garazı olanların bu gibi iddialar ortaya attıklarını görmekteyiz.Bazıları Muaviye’nin bakiyeleri’dirler bazıları ise ümmidir kitabı bilmezler.Tıpkı kitap yüklü eşekler gibidirler,bazıları da hayvan gibi hatta hayvandan daha aşağıdırlar.........”(1)

(3)

Şeyh Ahmed Nerâqi r.a. Aliyyen Veliyyullah’ın haram olduğunu söyleyenlere de şöyle cevap vermektedirler;

“Ben derim ki;Aliyyen Veliyyullah’ın haram olduğunu söyleyenlerin hiçbir gerekçeleri yoktur.Ali’nin velayetine şehadet getirmek konusundaki teşvik edici hadisler bu görüşü reddetmektedir.Ezanın fasılları arasında başka cümleler demek ezanı ve kameti batıl etmediğinden Aliyyen Veliyyullah da ezana asla zarar vermez.

Ezan arasında boş söz  konuşmak dahi haram değilken nasıl Aliyyen Veliyyullah demek ezan da haram olur ki?Hatta konuyu bilmeyen adam Aliyyen Veliyyullah’ı ezanın cüzü saysa dahi ezan batıl olmaz.Konuyu öğrenmeyen cahil suçlu olsa dahi ezan batıl olmaz....”(2)

(4)

Şianın büyük fakihlerinden Ş. Murtaza Âl-i Yasin r.a şöyle der;

“...İkinci olarak;Hz.Ali ve onun evlatlarını anmak ve zikretmek Allah azze ve celle’yi zikretmek ve anmaktır. Ebu Basir bu konuda İmam Cafer aleyhisselam’dan Usul-ü Kâfi de şöyle rivayet eder; “Her kim bir mecliste Allah’ı ve biz Ehli Beyti zikretmez ve anmazsa kıyamet günü o meclis hakkında hasretle yanıp tutuşacaktır.”

Sonra İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam da buyurdu ki; “Biz Ehli Beyti anmak Allah’ anmaktandır.Düşmanımızı övmek de şeytanı övmektendir.”

Ehli Beyti zikretmek Allah’ı zikretmekten sayılıyorsa demek ki Aliyyen Veliyyullah mekruh veya haşa haram sözlerden değildir.Demek ki Allah’ın zikriyle ilgili bütün hükümler Ehli Beyt zikri için de geçerlidir.Bir rivayette Halebi ,İmam Caferi

(1)     Risalet ul Hidaye sf 30 ve 31.

(2)     Müstened uş Şia c1 sf 314.

-178-

 

 

Sadık aleyhisselam’dan şöyle nakleder: “Allah ve peygamberi her ne ile zikredersen namazdandır.” (1)

İŞARET:

Bu büyük alimin şu son cümlesine iyice dikkat et ey muhip! “Böylece Hz.Ali aleyhisselam’ın velayetinin sadece ezanda değil namazda dahi dile getirilmesinin caiz olduğunu buradan anlayabilirsin.”

(5)

Büyük araştırmacı Seyyid Abdürrezzak el Muqerrim r.a. şöyle der;

 “Gadir-i Hum olayı Aliyyen Veliyyullah’ın delilidir.Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem bazı sahabelerin Hz.Ali aleyhisselam’a biatten dolayı rahatsız olduklarını görünce onlardan rahatsızlığını beyan etti ve özellikle onlardan tekrar biat aldı.Buna göre ümmetinin beş vakit ezanda Aliyyen Veliyyullah’dan ötürü rahatsız olduklarını gören Resulullah buna nasıl tahammül eder ki?Resulullah da bu konunun evlatlarından olan imamlar tarafından çözüleceğini ümid etti ama durumlar daha da zorlaşıp onlar takiyye etmek zorunda kalınca bu kanun uygulanamadı.Şiiler de güven içinde olduklarını hissetttikleri sonraki asırlarda diğer iki şehadetin yanında Aliyyen Veliyyullah’ı ilan etmeye başladılar. Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem de her fırsatta Aliyyen Veliyyullah’ı diğer iki şehadet yanında buyuruyordu.Örneğin Fatıma binti Esed’in telkin olayında olduğu gibi.Sahih rivayetlere göre Fatıma binti Esed iki meleğin sorularına doğru cevap vermiş ve Allah’ın birliğine, Resulullah’ın peygamberliğine ve Hz.Ali’nin velayetine şehadet getirmişti.

Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem de bunu orada hazır bulunan müslümanlara öğretmiş ve Aliyyen Veliyyullah’ın diğer iki şehadetin şartı olduğunu gelecek müslümanlara da ilan etmiştir.Eğer Resulullah da bu hassas

durumu  bilmeden  ilan  etseydi  buyurdukları  çok  cılız

(1)              Sırr ul İman sf 63 ve 64.

-180-

kalırdı.Gökle bağlantısı olan Resulullah haşa ki heva ve hevesiyle konuşmuş olsun.”(1)

Bu büyük alim bir ayrıca şöyle buyurmuştur: -Allah onun mezarını Hz.Ali ve evlatlarının sevgisiyle nurlandırsın:

“Ezanda Aliyyen Veliyyullah demek genelde diğer iki şehadetten sonra Aliyyen Veliyyullah demenin müstehap olduğuna delalet eden rivayetlere dayanır.Özelde de Kasım bin Muaviye rivayet eder ki İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “İçinizden her kim Lailahe illallah, Muhammeden Resulullah derse mutlaka Aliyyen Veliyyullah da demelidir” hadisine dayandığından bid’at ve haram sayılmaz.Çünkü bu delile dayanmaktadır.Böylece Aliyyen Veliyyullah tercihle müstehaptır:

Bu benim inancımdır uyun kurtulun

Bu benim yolumdur yürüyün hidayet olun.”(2)

 

 

 

***                             ***                             ***                 

 

 

 

 

 

 

(1)           Sırr ul İman sf 29.

(2)           Sırr ul İman sf 31 ve 32.

-181-

 

-DÖRDÜNCÜ MENZİL-

*NEBEVİ MÜJDELER*

 

Şeyh Ebu Cafer Taberi r.a. rivayet eder ki; İbni Ömer şöyle dedi :Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’e Hz.Ali hakkında bir şeyler söyleyince gazaplanarak şöyle buyurudu: Makamı benim makamım gibi biri hakkında nasıl böyle konuşuyorlar:

1.                 Her kim Ali’yi severse beni sevmiştir.Beni sevenden Allah razı olur ve Allah razı olduğuna cenneti verir.

2.                 Her kim Ali’yi severse Allah onun namazını,orucunu,ibadetini ve ettiği duaları kabul eder.

3.                 Her kim Ali’yi severse melekler onun mağfireti için dua ederler. Cennetin kapıları açılır ve istediği kapıdan hesapsız olarak içeri girer.

4.                 Her kim Ali’yi severse dünyadan gitmeden önce Kevser havzundan içer ve Tubâ ağacı meyvelerinden yer ve cennetteki yerini görür.

5.                 Her kim Ali’yi severse Allah ona ölüm acılarını azaltır ve kabrini cennet bağlarından bir bağ olarak karar kılar.

6.                 Her kim Ali’yi severse Allah ona bedenindeki bütün damarlar sayısınca huriler verir ve yakınlarından seksen kişiye şefaat eder ve bedenindeki tüyler sayısınca cennette şehirler verir.

7.                 Her kim Ali’yi severse Allah ona ölüm meleğini gönderdiğinde dostça yaklaşmasını emreder ve nekir ve münker meleklerinin cefasından korur ve kalbini nurlandırır ve yüzünü aydınlatır.

8.                 Her kim Ali’yi severse Allah kendi arşının altında sıddık ve şehitlerle beraber gölgelendirir.

9.                 Her kim Ali’yi severse Allah ona cehennem ateşinden kurtarır.

10.             Her kim Ali’yi severse yaptığı iyilikler kabul olur ve hataları affolunur ve cennette şehitlerin efendisi Hamza ile beraber olur.

-182-

11.             Her kim Ali’yi severse hikmet onun kalbine yerleşir,doğru söz onun diline akar ve Allah rahmet kapılarını ona açar.

12.             Her kim Ali’yi severse göklerde ona “Allah’ın yeryüzündeki esir kulu”denir.

13.             Her kim Ali’yi severse arşın altından bir melek ona şöyle seslenir; Ey Allah’ın kulu!Amellere yeniden başla.Allah tüm günahlarını affetti.

14.             Her kim Ali’yi severse kıyamet sahnesinde yüzü tıpkı dolunay gibi parlayacaktır.

15.             Her kim Ali’yi severse Allah keramet tacını onun başına koyacak ve keraket elbisesini giydirecektir.

16.             Her kim Ali’yi severse sırat köprüsünden şimşek gibi geçecektir.

17.             Her kim Ali’yi sever ve velayetini kabul ederse Allah ona cehennemden beraat (kurtuluş) ve sırattan geçiş ve azaptan güven   beratı verecektir.

18.             Her kim Ali’yi severse ona divan açılmaz ve mizan kurulmaz ve ona; cennete hesapsız gir denir.

19.             Her kim Âl-i Muhammed’i severse hesap,mizan ve sırattan amanda olur.

20.             Her kim Muhammed ve Âl-i Muhammed sevgisi üzerine ölürse Meleklerle kucaklaşır ve peygamberler onu ziyaret ederler.Allah azze ve celle’nin katındaki bütün hacetlerini Allah yerine getirir.

21.             Her kim Muhammed ve Âl-i Muhammed sevgisi üzerine ölürse ben onun cennetine kefilim.Bunu üç kez buyurdu.”(1)

 

Allahım!Seni Fatıma-i Zehra’ya ve onun kırılan kaburgalarına ve çektiği derin acılara ant veriyorum ki beni ve dostlarımı Ali’yi ve Âl-i Ali’yi sevenlerden kara kıl.Senin salat ve selamın onlara olsun  sonsuza dek, sonsuza dek.Ebeden ebedâ.

ÜÇÜNCÜ  BÖLÜMÜN SONU

 

(1)                      Beşaretul Mustafa sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem li şietil Murtaza aleyhisselam sf 37 ve 38.

-184-

 

*DÖRDÜNCÜ BÖLÜM*

EHLİ SÜNNET KİTAPLARINDA ALİYYEN VELİYYULLAH EZAN VE DİĞER YERLERDE

 

 

ASKERİ NUR

 

İmamımız Ebu Muhammed Hasan el Askeri aleyhisselam şöyle buyurdu : “Allah azze ve celle biz Ehli Beytin faziletlerini saklayanlar hakkında buyurdu ki: “Allah’ın kitapta nazil ettiklerini saklayanlar” Muhammed sellallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in bütün peygamberlerden üstün olduğunu ve Ali aleyhisselam’ın da bütün vasilerden üstün olduğunu saklayanlar “ve onu satarlar”saklamak suretiyle “az bir paraya” dünya makamından bazı şeylere ulaşmak ve Allah’ın cahil kulları içinde bir riyasete ulaşmak için bunu yaparlar.Allah buyuruyor ki : “Onların yedikleri” kıyamet gününde “sadece ateştir.”dünyada hakkı sakladıklarının karşılığında. “Allah kıyamet gününde onlarla konuşmuyacaktır.”hayırlı bir söz ile.Aksine konuşacak ve onları lanetleyecek ve onları hâr ve zelil edecek ve onlara diyecek ki:Siz ne kötü kullarsınız.................................”(1)

 

 

 

 

 

 

(1) Bihar ul Envar c 26 sf 235 ve 236,2.hadisi şerif. Söz konusu ayet Mübarek “Bakara” suresi 174. ayeti şerifedir.

BAKIŞLAR:

*BİRİNCİ BAKIŞ*

EHLİ SÜNNET KİTAPLARINDA

EZAN VE KAMETTE ALİYYEN VELİYYULLAH

HAKKINDAKİ HADİSLER
 

1. Ehli Sünnet alimlerinden Abdullah Meraği el Mısri  “Es Selafe fi emril Hilafe” adlı kitabında şöyle rivayet eder: “Selman-ı Fârisî ezan ve kamette peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında Muhammeden Resulullah’dan sonra Ali’nin velayetine dâir şehadet getirdi.Adamın biri de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek şöyle dedi: Ya Resulullah! Bugün daha önce duymadığım bir şeyi duydum?

O hazret buyurdu ki:Nedir o işittiğin?

Dedi ki: Selman ezanda senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi.

Resulullah da buyurdu ki: “Hayırlı bir söz işitmişsin.”(1)

2. Adı geçen alim aynı kitabında şöyle rivayet ediyor;

“Adamın biri Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in huzuruna gelerek dedi ki; Ebu Zerr ezanda senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi ve dedi ki; Eşhedu enne Aliyyen Veliyyullah.

Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem de buyurdu ki; Ebu Zerr’in dediği gibidir.Gadir-i Hum’dakie sözümü unuttunuz mu?Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.Her kim bunu bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur.”(2)

FAİDE:

Bu iki rivayeti nakleden bazı alimler;

1. Şeyh Abdünnebi el Iraki “Ezan ve kamet hakkındaki Sırr ul Hidaye adlı kitabında sf 45.

2. Ş. Rıza Üstâdi “Kelimatul A’lam Havleş Şehadetis Sâlise”

(1)     Risalet ul Hidaye’de belirtildiği üzere hicri 7.yüzyıl alimlerindendir

(2)     Risalet ul Hidaye sf 45

-188-

 

adlı kitabında 55 rakamının altında.

3. Şeyh Ahmed Rahmani el Hemedâni “El İmam Ali bin Ebi Talib” adlı kitabında sf 45 12 ve 13. hadisler.

4. Seyyid Muhammed İbrahim el Muvahhid “Sırr ul İman” sf 7 ve 8 de Ebu Zerr aleyhisselam’dan rivayet eder.

5. Seyyid Muhammed Ali el Burücerdi  “Cevahir ul Vilaye der Hilafet ve Velayeti Teşrii ve Tekvini-yi Çehardeh Ma’sum aleyhimusselam” sf 380 de.

6. Şeyh Muhammed bin Molla İbrahim el Muzafferi  “Şehadeti Sâlise der Ezan ve İqame” sf 34 ila 37.

7. Şeyh Ali Ekber Mehdi Pûr Tebrizi “Ceziret ul Hadr┠sf 205 ve 206.

Ayrıca tüm bu alimlerin yanı sıra Şeyh Abdünnebi el Irâki r.a. bazı güvenilir muhaddislerden Muhammed Tâhâ Necef (r.a.) ve Mirza Hâdi Hatip el Horasanî (r.a.) ‘den Necef-i Eşref te aynı rivayetleri nakleder.

Bu iki hadisi açıklamaya gerek olduğunu sanmıyorum. Çünkü manası açıkça ifade edilmiştir. Yalnız şairin şu sözünü tekrarlıyorum:

 

 

Ey rabbim! Her gündüz ve gecemde artır,

Âl-i Resule olan muhabbetimi.

Onlardır benim imamım başkaları değil,

Onlarla barış benimle onlarla savaş da benimle savaştır.

***                             ***                             ***     

 

 

 

 

 

*İKİNCİ BAKIŞ*

EHLİ SÜNNET KİTAPLARINDA ALİYYEN VELİYYULLAH ÇEŞİTLİ HADİSLERDE

 

1.   Ferâid us Simteyn adlı kitabında Ehli Sünnet alimi İbrahim bin Muhammed el Cuveyni senedi ile Abdullah bin Mes’ud’dan rivayet eder ki ; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Miraca çıktığımda Allah bana cennet ve cehennemin gösterilmesini emretti de ben ikisini de gördüm....”Sonra cennetin sekiz kapısı ile ilgili olarak buyurdu ki:

“Cennetin birinci kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin ikinci kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin üçüncü kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin dördüncü kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah , Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin beşinci kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin altıncı kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin yedinci kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah,Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...

ve cennetin sekizinci kapısına şöyle yazıyordu:Lailahe illallah, Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah...”(1)

Hadis uzun olmakla birlikte konumuzla ilgili bölümünü naklettik.Aynı hadiste beşinci kapıda ayrıca şöyle yazdığı da rivayet edilmiştir: “Her kim Allah’ın sağlam ipine sarılmak isterse şu söze sarılmalıdır: Lailahe illallah, Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah.”(2)

2. Yenâbi’ ul Meveddet adlı kitabında Ehli Sünnet alimlerinden

 Kunduzi el Hanefi Abdullah bin Selam’dan rivayet eder ki:

(1)                Ferâid us Simteyn c1 sf 239 ve 240,186.hadisi şerif.

(2)                A.g.e.

-198-

 “Resulullah’a arzettim ki:Ya Resulullah!Hamd bayrağı nasıl bir şeydir,bana anlatır mısın?

Buyurdu ki: Uzunluğu bin yıllık yol kadardır.Bayrağın direği kırmızı yakuttan ve kabzası beyaz incidendir,ortasında yeşil zümrüt vardır.Üç parçadan oluşur;Birisi doğuya diğeri de batıya uzanır ortada bir kısmı vardır.Üzerine üç satır yazılıdır:

Birinci satır: Bismillahirrahmanirrahim.

İkinci satır: Elhamdü lillahi rabbil alemin.

Üçüncü satır: Lailahe illallah, Muhammedün Resulullah,Aliyyün Veliyyullah.

Her satır bin günlük yol uzunluğundadır.Dedi ki:Doğru söylüyorsun ey Allah’ın resulü.Peki bu bayrağı kim taşıyacak?

Buyurdu ki:Bu dünyada da benim bayrağımı taşıyan Ali bin Ebu Talib. Allah onun adını gökleri ve yeri yaratmadan önce yazmıştır. Dedi ki:Doğru söylüyorsun ey Allah’ın resulü.Bu bayrağının altında kimler gölgelenecek? Buyurdu ki: Müminler,Allah’ın velileri ve hakkın şiileri. Benim şiilerim ve muhiplerim.Ali’nin şiileri,muhipleri ve yardımcıları.Ne mutlu onlara sonları ne de hayırlıdır.Beni Ali hakkında veya Ali’yi benim hakkımda yalanlayanlara veya Allah’ın Ali’ye verdiği makamlar konusunda onunla tartışanlara eyvahlar olsun.(1)

3. Hafız el Hasekâni Şevahid ut Tenzil adlı kitabında şöyle rivayet eder: “Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem miraca çıktığında Allah bütün peygamberleri onun huzurunda topladıktan sonra dedi ki: Sor onlara ey Muhammed!Ne üzerine gönderildiniz diye?

Dediler ki:Allah’ın bir olduğuna,senin onun nebisi olduğuna ikrar ve Ali bin Ebu Talib aleyhisselam’ın da velayeti üzerine gönderildik.”(2)

Onların hadisçilerinden bir çoğu aynı rivayeti naklederler.Örneğin; Sahib ul İstiâb,Ebu Naim el İsfahâni,İbni Asâkir,Hakim el Nişaburi,İbni Şirveyh el Deylemi,...

4. Harezmi “Menakıb adlı kitabında senediyle şöyle rivayet

eder: “ Cabir dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve

(1)                Yenâbi’ ul Meveddet sf 252.

(2)                Şevahid ut Tenzil c2 sf 157.

-177-

sellem buyurdu ki: Allah gökleri ve yerleri yarattığında çağırdı onları ve onlar da cevap verdiler.Onlara benim velayetimi ve Ali bin Ebu Talib’in velayetini sundu ve onlar da kabul ettiler.Sonra varlıkları yarattı ve din olayını bize teslim etti.Mutlu olan bizimle mutluluğa erendir,eşkiya da bizi reddetmekle eşkiya olur.Allah’ın helalini helal eden ve haramını haram kılan da bizleriz.”(1)

Benzer hadis onların Kenz ul Ummal adlı kitaplarında da nakledilmiştir.

5. Yine Harezmi Emirülmüminin aleyhisselam’dan rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem buyurdu ki: “Cebrail yanıma geldiğinde iki kanadını açmıştı.Birinde şöyle yazıyordu:Lalihe illallah ,Muhammed peygamberdir.Diğer kanadında ise şöyle yazıyordu:Lailahe illallah ,Ali vasidir.”(2)

6. Seyyidimiz İbni Tavus(r.a.) onların kitapları ve senetleri ile Veki bin Cerâh’dan,Fuzeyl bin Merzuk’dan,Atiyye el Avfi’den,Ebu Said el Hudri’den rivayet eder ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem buyurdu ki: “Kıyamet günü geldiğinde iki meleğe emrolunacak ve onlar sırata oturacaklar.Emirülmüminin’den beratı olmayanlar kesinlikle sıratı geçemeyecek. Emirülmüminin’den beratı olmayanlar yüzüstü ateşe atılacaklar ve bu Allah’ın şu ayetinde geçer: “Ve durdurun onları onlar sorumludurlar.”(3) Dedim ki;Ey Allah’ın resulü.Anam babam sana feda olsun.Nedir Emirülmüminin’in beratı.

Buyurdu ki: Lailahe illallah, Muhammedün Resulullah,Aliyyün Emirülmüminin Vasiyyi Resulullah” Allah’ın salât ve selamı ona olsun.”(4)

7. Cüveyni “Ferâid us Simteyn” adlı kitabında rivayet eder ki Cabir bin Abdullah el Ensari şöyle dedi: “Resulullah ile birlikte Medine’nin bazı bostanlarında geziyorduk.Resulullah,Hz.Ali’nin elinden tutmuştu.Bir hurma ağacının yanından geçerken ağaçtan şöyle ses

(1)     Menakıb-ı Harezmi sf 135,151.hadis.

(2)     Menakıb-ı Harezmi sf 148,172.hadis

(3)     Mübarek “Saffat” suresi 24. ayeti şerife.

(4)     El Yaqin fi İmreti Emirül müminin aleyhisselam sf 57,75.bab.

-188-

geldi:Bu,peygamberlerin efendisi Muhammed’dir.Bu da vasilerin efendisi ve pak imamların babası Ali’dir.

Sonra bir hurma ağacının yanından daha geçtik.O da şöyle seslendi;Bu, Allah resulü Muhammed’dir,sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem.Ve bu da Allah’ın kılıcı Ali’dir.  Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem Hz.Ali aleyhisselam’a dönerek buyurdu ki;Ya Ali!Buranın adını Seyhani(nida eden) koy.

Dedi ki:Biz de o günden sonra oraya Seyhani adını verdik.”(1)

Ehli Sünnetin kitaplarında Hz.Ali’nin velayetini içeren bu gibi onlarca hadislerden sadece yedisini seçip örnek olarak sundum.Müracaat ettiğinde bu konuda rahatça ulaşabileceğin kaynakları sunuyorum:

(1)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN BÜTÜN KÂİNATA YAZILI OLDUĞUNA DAİR:

1.                 El Yaqin fi İmreti Emirilmüminin aleyhisselam sf 57 ve 58,78.bab.

2.                 El gadir c2 sf 51, Meveddet ile ilgili rivayetler bölümünde.

3.                 El Mietu Menqibe (İbni Şâzan) sf 49 ve 50,24.menkıbe.

(2)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN ARŞA VE ETRAFINA YAZILI OLDUĞUNA DAİR;

1.                 El Yaqin sf 36 ve 37 ,41.bab.

2.                 El Yaqin sf 37,42.bab.

3.                 El Yaqin sf 55,73.bab.

4.                 El Yaqin sf 55ve 56,74.bab.

5.                 El Bihar c 27,sf 2,3.hadisi şerif.Ebu Hüreyre’den rivayet eder.

6.                 El Bihar c 27 sf 10,22.hadisi şerif,İbni Mesud’dan rivayet eder..

7.                 El Bihar c 27 sf 10,23.hadisi şerif,Ebu Hüreyre’den rivayet eder..

8.                 Ferâid us Simteyn c1 sf 235 ve 236,183.hadis.

(1)                Ferâid us Simteyn c1 sf 137 ve 138,101.hadis.

-144-

Yine Ehli Sünnet alimlerinden İbni Meğazili,Menakıb adlı kitabında,Harezmi; Menakıb adlı kitabında,Tebarani, Mecmeuz Zevaid adlı kitabında ve Tehzib ul

Kemal adlı kitapta ve İbni Asakir “Tarihi Demeşq” adlı kitabında rivayet ederler.

9.                 Ferâid us Simteyn c1 sf 237,185.hadis.

10. El Mietu Menqibe sf 82 ve 83. 50.menkıbe.Orada geçen cümlelerden biri de şudur: “...Kendi izzetime yemin ederim ki ona isyan edeni ateşe atacağım bana itaat etse dahi.”Ona dediği Hz.Ali aleyhisselam’ın hakkındadır.Her kim o hazrete itaat ederse Allah’a itaat etmiştir,ona isyan eden de Allah’a isyan etmiştir.Yalnız burada Hz.Ali aleyhisselam’ın Allah katındaki menzileti anlatılmak istenmiştir.

Bu hadisi Harezmi,Menakıb adlı kitabında,Kunduzi ,Yenabi’ul Meveddet adlı kitabında ve İhkak; İbni Ebil Fevaris’in “El Erbain” adlı kitabından ve Bahr ül Menakıb’dan,Menakıb ul Murtezeviyye’den ve Erceh ul Metalib’den rivayet ederler.

11.El İhkak c4 sf 144.

12.El İhkak c5 sf 11.

13.El İhkak c6 sf 139 ila 147.

a.                  Hafız Ebu Naim’in “Nüzul ul Kur’an fi Ali’ den.

b.                 Zehebi’nin “Mizan ul İtidal”den.

c.                  Askalâni’nin “Lisan ul Mizan”dan

d.                 Muttaki el Hindî’nin “Muntahab-ı Kenz ul Ummal”den.

e.                  Bedahşi’nin “Miftah un Necâ”dan.

f.                   Kunduzi’nin “Yenabi’ul Meveddet”den.

g.                  Feth ul Beyan tefsiri c4 sf 52’den.

h.                  Erceh ul Metalib sf 73 ve 496’dan.

i.                    İbni Meğazili’nin “Menakıb”ından.

j.                   Yahsebi’nin “Eş Şifa biTarif-i Hukuk-il Mustafa”sından

k.                 Muhibbüddin Taberi’nin “Riyad un Nadra” c2 sf 172’den.

l.                    Zahair ul Ukbâ sf 69’dan.

m.                Haysemi’nin “Mecme uz Zevâid “ c9 sf 121’den.

14. El İhkak c 16 sf 486 ila 490. “On Ehli Sünnet kitabından”

15. El İhkak c 21 sf 567 ila 569.

16. El Gadir c2 sf 50.

-188-

(3)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN LEVHİ MAHFUZA YAZILI OLDUĞUNA DAİR:

1.                 El Yaqin sf 135 ve 136 ,135.bab.

2.                 İhkak ul Hakk c6 sf 152,Yenabi ul Meveddet’den sf 248 ve El Menakıb ul Murtezeviyye sf 118.

(4)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN CENNETİN KAPILARINA VE AĞAÇLARIN YAPRAKLARINA YAZILI OLDUĞUNA DAİR:

 

1.                 Bihar ul Envar c 27 sf 9,18.hadisi şerif.Erbili(r.a.) Menakıb-ı Harezmi’den rivayet eder.

2.                 El Gadir c2 sf 315 ,Tarihi Bağdad’dan(Hatip Bağdadi) c1 sf 259 ve Menakıb-ı Harezmi’den rivayet eder.

3.                 El Gadir c3 sf 117,12.hadiste Ehli Sünnet’in şu kaynaklarından nakleder:

a.             Tarihi Bağdad c7 sf 387.

b.            Riyad un Nadra c2 sf 168.

c.             Tezkiretu Sıbt sf 14.

d.            Mecme uz Zevaid c9 sf 111.

e.             Şems ul Ahbâr sf 35.

f.              Feyz ul Gadir c4 sf 355.

g.             Kifayet uş Şenqiti sf 34.

h.             Misbah uz Zelam c6 sf 52.....

4.                 Tezkiret ul Havass (Sıbt bin Cevzi) sf 22.

5.                 Menakıb-ı İbni Meğazili sf 91,134.hadis.

6.                 Mietu Menkibe (İbni Şâzân) sf 87,54.menkıbe.

7.                 El İhkak c4 sf 130.Makteli Harezmi’den.

8.                 El İhkak c4 sf 199-202.Yirmiye yakın Ehli Sünnet aliminden .

9.                 El İhkak c4 sf 280ila 281.

(5)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN MELEKLERİN ALNINA VE KANATLARINA YAZILI OLDUĞUNA DAİR:

1.                 Menakıb-ı Harezmi sf 340 ve 341,360.hadis.

2.                 El İhkak c 4 sf 89 ve 90.

-200-

 

 

3.                 El İhkak c 6 sf 149.

4.                 El İhkak c 21 sf 566. Mevlevi el Kehnevi’nin “Mir’at ul Muminin” adlı eserinden.

(6)

 

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN YÜCE İLAHİ BAYRAĞA VE HAMD BAYRAĞINA YAZILI OLDUĞUNA DAİR:

1.                 El İhkak c 4 sf 384, “Düreru Bahr ul Menakıb” sf 59’dan.

2.                 Yenabi’ul Meveddet sf 252.Daha önce rivayetin tümünü naklettik.

3.                 El İhkak c 4 sf 488 ve 499.

(7)

PEYGAMBERELERİN ALİYYEN VELİYYULLAH ÜZERİNE GÖNDERİLDİĞİ VE ONLARIN MİSAKININ TEVHİD,NÜBÜVVET VE HZ.ALİ ALEYHİSSELAM’IN VELAYETİ ÜZERİNE OLDUĞUNA DAİR:

1.                 El Yaqin sf 87 ve 88,105.bab.

2.                 El Gadir c1 sf 388.

3.                 El İhkak c4 sf 329 ve 330 ve 338 ve 340.

4.                 El İhkak c7 sf 128 ve 129.

(8)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN SAĞLAM FITRATIN DELİLİ OLDUĞU VE HAKİKİ FITRATIN TEVHİD,NÜBÜVVET VE VELAYET OLDUĞUNA DAİR:

1.                 El Yaqin sf 36,40.bab.

2.                 El Yaqin sf 161 ve 162,162.bab.

(9)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN BÜTÜN VARLIKLARA SUNULDUĞUNA DAİR:

1.                 Bihar ul Envar c 17 sf 13,25.hadisi şerif. “Menakıbı Harezmi’den”

2.                 El Mietu Menkibe sf 25 ve 26.7.menkıbe.

3.                 El İhkak c7 sf 252 ve 253.Aynı menakıb’dan.

-146-

(10)

 

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN BÜTÜN VARLIKLARDAN TEVHİD VE NÜBÜVVETİN YANINDA MİSAK OLARAK ALINDIĞINA DAİR:

1.                 El Yaqin sf 46 ve 47,59.bab.

2.                 El Yaqin sf 50,65.bab.

3.                 El Yaqin sf 54 ve 55,71.bab.

4.                 El Yaqin sf 80,81,82.de 99,100 ve 101.bablar.

5.                 El Yaqin sf 56,75.bab.

6.                 El Yaqin sf 136,136.bab.

7.                 Tefsir ul Burhan c2 sf 51, “İbni Şirveyh”in El Firdevs adlı eserinden.

8.                 El İhkak c4 sf 275 ve 276.

(11)

ALLAH AZZE VE CELLE ALİYYEN VELİYYULLAH’I BİRÇOK ŞEYE YAZMIŞTIR.AYNI ŞEKİLDE PEYGAMBERLER VE MUHLİS EVLİYALAR DA:

1.                 Ferâid us Simteyn c1 sf 236,184.hadis.

2.                 El İhkak c 4 sf 142 ve 144.”İbni Ebil Fevâris’in Erbain” adlı eserinden.

3.                 El İhkak c 4 sf 342. “Safuri’nin Nezhet ul Mecalis” adlı eserinden.

4.                 El İhkak c 6 sf 126’dan 128’e.Ehli Sünnetten on alimden.

5.                 El İhkak c 6 sf 442.”İbni Hacer’in Lisan ul Mizan “c5 sf 147’den.

(12)

ALİYYEN VELİYYULLAH’A BÜTÜN MELEKLERİN GÖK ALEMLERİNDE İKRAR ETTİĞİ VE KIYAMETTE HATTA DAĞLARIN VE DİĞER VARLIKLARIN BUNU NİDA EDECEKLERİNE DAİR:

1.                 El Yaqin sf 55,72.bab.

2.                 El Yaqin sf 146 ve 147,146.bab.

3.                 El Mietu Menkibe sf 88 ve 89,55.menkibe.

4.                 El İhkak c 4 sf 87,88,89.Birçok Ehli Sünnet aliminden nakleder.

-201-

 

(13)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN KIYAMETTE CENNETE GİTMEK VE CEHENNEMDEN KURTULMAK İÇİN BERAT VESİLESİ OLDUĞUNA DAİR:

1.                 Bihar ul Envar c 39 sf 202 . Menakıbı İbni Şehraşub’un nakli ile .

2.                 El Yaqin sf 57,77.bab.

(14)

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN DİLLE İKRAR EDİLMESİNİN GÜNAHLARIN AFFINA VESİLE OLDUĞUNA DAİR:

1. El İhkak c 6 sf 442. İbni Hasanveyh’den rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Her kim Lailahe illallah derse göğün kapıları onun yüzüne açılır,her kim onun yanında Muhammedün Resulullah derse hakkın yüzü güler ve onu müjdeler,her kim onun yanında Aliyyen Veliyyullah derse günahları yağmur damlaları sayısınca olsa dahi Allah affeder.”

(15)

KIYAMET GÜNÜ HALK ALİYYEN VELİYYULLAH KONUSUNDA HESAP VERECEKTİR VE ALLAHIN ŞU AYETİNDE GEÇER; “DURDURUN ONLARI ONLAR SORUMLUDUR”(1) BU KONUDA ONLARIN KİTAP VE TEFSİRLERİNDEN ALLAME EMİNİ (R.A.) ŞÖYLE NAKLEDER:

Âlûsî kendi tefsirinde(2) şöyle rivayet eder: “Ve durdurun onları onlar sorumludurlar” ayeti hakkındaki görüşleri naklettikten sonra şöyle der:Sorular inanç ve amellerdendir.Başta Lailahe illallah’tır, en önemli soru ise Ali k.v.nin velayetidir.

Beyhaki ve Hafız Nişaburi’nin rivayetine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah kıyamet günü bütün insanları baştan sona topladığında cehennem köprüsü üzerinde bir yol karar kılacak ve Ali bin Ebu Talib’in velayet beratı olmayanlar oradan geçemeyecekler.Taberi “Riyad un Nadra c2 sf 172’den tahric etmiştir........”

-147-

Konunun fazla uzamaması için onların naklettiği iki rivayeti nakledip bu bölümü bitireceğim.Belki bir ibret dersi olur ve Ehli Beyt’in mazlumluğunu bir kez daha anmış oluruz.Onlardan gelen rivayetlere göre “Onların uğradığı zulmü ananların hüzünlü nefesleri tesbihtir.”(1)
 

BİRİNCİ RİVAYET:

Allame Emini r.a., Hemedâni’nin “Meveddet ul Kurb┠adlı kitabından Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem ile Hz.Ali aleyhisselam’ın şu konuşmasını nakleder: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Senin adını dört yerde kendi adımla birlikte gördüm:

1.                 Göğe çıkmadan Beyt ul Mukaddes’te bir taşın üzerinde şöyle gördüm: Lailahe illallah, Muhammeden Resulullah,onu veziri Ali ile onayladım.

2.                 Sidret ul Munteha’ya vardığımda orada şöyle yazıyordu:Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur,Muhammed halkın içinden seçtiğimdir, onu veziri Ali ile onayladım ve onunla yardım ettim.

Alemlerin rabbinin arşına vardığımda onun direklerine şöyle yazdığını gördüm: Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur,Muhammed halkın içinden sevdiğimdir, onu veziri Ali ile onayladım ve onunla yardım ettim.

4. Cennete ulaştığımda onun kapılarına şöyle yazdığını gördüm: Benden başka ilah yoktur,Muhammed halkın içinden sevdiğimdir, onu veziri Ali ile onayladım ve onunla yardım ettim.(2)

İKİNCİ RİVAYET:

İbni Şazan;Said bin Cübeyr’den o da İbni Abbas’tan rivayet eder ki : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Beni hakk üzere korkutucu ve müjdeleyici olarak gönderene andolsun ki kürsü,arş ve gezegenler ,gökler ve yerler şu cümleler yazılmadıkça istikrar bulamadılar: “Lailahe illallah,Muhammeden Resulullah,Aliyyen Veliyyullah.....”(3)

 

***                             ***                             ***

(1)                Mübarek “Saffat” suresi 24.ayeti şerife.

(2)                Ruh ul Maâni tefsiri.

(3)                El Mietu Menkıbe sf 49.24.menkıbeden

-202-

*ÜÇÜNCÜ BAKIŞ*

AYETLER VE HADİSLERDEN BİR DEMET

(1)

“Bizi doğru yola hidayet et.Nimet verdiklerinin yoluna,gazaplandıklarının ve sapıtanların yoluna değil.”(1)

İbni Umeyr,İbni Uzeyne’den rivayet eder ki İmam Caferi Sâdık aleyhisselam “Gazaplandıklarının ve sapıtanların yoluna değil.”ayetinin tefsirinde buyurdu ki: “Gazaplandıkları Ehli Beyt düşmanlarıdır. “Sapıtanlar” ise imamını tanımayıp sürekli şüphe edenlerdir.”(2)

(2)

“Halka kitapta açıkladıktan sonra indirdiğimiz delilleri ve hidayeti saklayanları Allah lanetlemiştir ve lanet okuyucular da lanetler.”(3)

Yine İbni Uzeyne İmam Caferi Sadık aleyhisselam’dan şöyle rivayet eder:

“Halka kitapta açıkladıktan sonra “Ali hakkında” indirdiğimiz delilleri ve hidayeti saklayanları Allah lanetlemiştir ve lanet okuyucular da lanetler.”(4)

(3)

Onlar Ali ve evlatlarının düşmanlarıdırlar ki ayeti şerifeler onları şöyle vasfeder:

1.                 “Onların kalplari vardır ama anlamazlar,gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama duymazlar,onlar tıpkı hayvan gibi hatta daha aşağıdır,asıl gafil onlardır.”(5)

2.                 “Onların çoğunun işitip düşündüklerini mi sanırsın? Onlar tıpkı hayvan gibi hatta daha sapık bir yoldadırlar.”(6)

3.          “Kafir olanlar nimetlerden yararlanıp yerler, tıpkı

hayvanların yedikleri gibi.Ve ateş onların yeridir.”(7)

(1)     Mübarek “Fatiha” suresi 6 ve 7.ayeti şerifeler.

(2)     Tefsir ul Burhan c1 sf 47,8.hadisi şerif.

(3)     Mübarek “Bakara” suresi 159.ayeti şerife.

(4)     Tefsir ul Burhan c1 sf 170,1..hadisi şerif.

(5)     Mübarek “A’raf” suresi 179.ayeti şerife.

(6)     Mübarek “Furkan” suresi 144.ayeti şerife.

(7)     Mübarek “Muhammed”sallallahu aleyhi ve alihi  suresi 12.ayeti şerife.

-204-

4.    “Yeryüzünde gezmiyorlar mı düşünecekleri kalpleri olsun?Veya duyacakları kulakları olsun?Gözler kör olmaz ancak göğüslerdeki kalpler kör olur.”(1)

 

 

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

 

 

 

(1)     Mübarek “Hacc” suresi 46.ayeti şerife.

-150-

 

 

 

 

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

 

 

ALİYYEN VELİYYULLAH VE İRFAN DERYASINDAN BİR DAMLA

 

 

 

 

SECCÂDİ NUR

 

 

Secde edenlerin efendisi ve ibadet edenlerin ziyneti İmam Ali bin Hüseyn aleyhisselam’dan rivayet edilen “Arifler münacatı”nda şöyle buyurmuştur:

“...İlahi! Kalplerindeki bahçelerde seni arzulayan ağaçların köklerini kalbimize yerleştir. Bizleri kalplerinin her yerinde senin muhabbetine sarılanlardan karar kıl. Onlar ki tefekkür yuvalarına sığınırlar ve sana yaklaşma ve mukâşefe bağlarında dolaşırlar ve muhabbet havuzundan lütuf kadehi ile içerler. Saf nehirlere dalarlar. Perdeler onların gözlerinde yırtılmıştır, inançlarından ve kalplerinden şüphe zulmeti aydınlığa kavuşmuştur. Şüphe dalgaları kalplerinden ve akıllarından çıkıp gitmiştir. Kalpleri marifet ve ilimin tahakkuku ile genişlemiştir.................”(1)

 

 

 

 

 

 

(1)        Mefâtih ul Cinan sf 127.
 

SÖZÜN BAŞI:

 

Konunun başlığı aslında beni aşmaktadır ve kalemim bu noktada titremektedir. Çünkü bu kalemin sahibi bu meydanın eri ve at bineni değildir ve binlerce atlı onu geçmiştir. Bu yolda aslında ben yaya kalmışım ve ne ata ne de kılıca sahip olan ben bu yarışta geri kalmışım.

Allah Şeyh Behâi(r.a)’ye rahmet etsin. Hicazi şiirlerinin bir bölümünde bakın ne buyurmuş:

 

Ömrümüz hep boş sözlerle geçti.

Ey dostum kalk,artık fırsat azaldı.

Beni velayet suyuyla doyur.

O bizi en hayırlı yola iletir.

Çıkar iki çarığı(1) ey dostum.

Bu, Musa’yı aydınlatan ışıktır.

Kalk,hüznümü onunla gider artık,

Ah bu ömrüm zahiri ilimlerde çürüdü.

Sizlere diyorum ey ehli medrese,

Hasıl ettiğiniz herşey vesvese.

Fikriniz habibden gayrısındaysa,

Ahirette yoktur size bir nasip.

Velayetle yıkayın kalp levhasını

Kıyamette her hüzün kurtarmaz sizi.

Ben derim ki:

Seyyidi ya Emirülmüminin!...

Ey varlığın nedeni, fikir sende hayrette,

Zatını anlamakta bütün fikrim hayrandır.(2)

Seyyidi!Arzularım senin kapına dayandı.Yükümü senin fani olunan sahana indirdim. Dünyada, ölümümde,kabrimde ve ahiretimde senedim ve güvendiğim sensin.

Sen ey Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in kulu ve kölesi olan.

İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’ın El Kâfi kitabında da rivayet edilen hadisinde bir  yahudi bilgininin Hz.Ali aleyhisselam ile

(1)                 İki çarıktan maksat ruh ile cesettir.Yada kulun hedefe ulaşmasını      engelleyen herşeydir.

(2)                Şeyh Hüseyn Necef (r.a.)’in “Asm⒔ kasidesinden.

-206-

sohbetinde yahudi ona şöyle sorar; “Sen peygamber misin?Buyurdu ki:Anan sana ağlasın. Ben sadece Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in bir kulu kölesiyim.”(1)

Seyyidi!

Senin derin anlamını içeren denize girmek isterken kalemim dalgalara kapılıyor. Fikrim ve zihnim senin pak dergahında secdeye kapanıyor. Hayal alemimde sualler üst üste yığılıyor...O fikirden bu düşünceye atlayıp duruyor.

Günahlarımızla kalın perdeler altına giren ve hatalar ve kusurlar zincirine bağlanan bizler gerçekten Aliyyen Veliyyullah’ın manasını nasıl anlayabiliriz ki?Benim kalemim Aliyyen Veliyyullah’ın ve onun sahibinin değerini nasıl anlatsın ki?

Bunda asla şaşmamak gerek....

Derin bir sessizlik her tarafımı sarıyor!!!

Sanki Şeyh Ebu Cafer Kuleyni(r.a.) benim kalbimin derinliklerine feryad ediyor: “İmam Zeynelabidin aleyhisselam’a tevhid sorulduğu zaman buyurdu ki: Allah azze ve celle ahir zamanda iyi düşünen kavimler geleceğini bildiği için Tevhid suresini ve Hadid suresinin ilk altı ayetini nazil etti.”(2)

Bu anda Ruşeyd el Hecerî r.a.in kızının babasına sorduğu şu soru aklıma geliyor: “Babama dedim ki; Ne derin içtihad ediyorsun?

Buyurdu ki: Aziz kızım!Bizden sonra öyle kavimler gelecek ki onların dindeki basiretleri bizim içtihadlarımızdan daha efdaldir.”(3)

Aliyyen Veliyyullah’ın manasını araştırırken Aliyyen Veliyyullah’ın öğrencilerinden ve pâk talebelerinden Seyyidimiz İmam Humeyni (r.a.)in  “Namazın Manevi Adabı” adlı kitabında şu cümleleri gördüm:

“Diğer iki şehadet Eşhedu ellâ ilahe illallah’ın içindedir.Eşhedu enne Muhammeden Resulullah’ın içinde de diğer iki şehadet yatmakta ve Eşhedu enne Aliyyen

(1)     Usul ü Kâfi c1 sf 90,8.hadisi şeriften.

(1)                Usul ü Kâfi c1 sf 91,3.hadisi şerif.

(2)                El İhtisas “Şeyh Müfid” sf 78.

-153-

Veliyyullah’ın içinde de diğer iki şehadet yatmaktadır.Hamd Allah’a mahsustur evvelen ve âhiren”(1)

Merhumun sözünün manası açıktır.Çünkü şehadetlerin her biri diğer iki şehadeti içermektedir:

Tevhide şehadet: Tevhid,risalet ve velayettir.

Risalete şehadet: Tevhid, risalet ve velayettir.

Velayete şehadet: Tevhid,risalet ve velayettir.

Ehli Beyt aleyhimusselam’ın sözlerine biraz aşina olanlar bu görüşü garipsemezler. Ben de burada bu büyük arifin –ki Ehli Beyt’in buyurduklarını onun gibi tadan biri olmadı- bütün karanlık noktaları aydınlatan bu sözünün anlamını açıklamaya çalışacağım.

Belki de sen bana şu soruyu sorabilirsin;

Neden Aliyyen Veliyyullah’ın derin manasını araştırıyorsun?

Eğer kitabımızın ikinci bölümünü iyice düşünerek okuduysan kitabımızın adını hadislerin içerdiği şu mana ile ifade ettik;

“Aliyyen Veliyyullah; Kamil İslamın Kaynağı ve Hakk İmanın Özü”

Bu öyle bir şehadettir ki arştan dünyaya doğru bütün kainata yazılmış.......

Bütün peygamberler ve vasilerden bu şehadete dair ikrar alınmış.........

Bütün varlıklar buna ikrar etmiş.........Bu konudaki hadisler uzundur ve başa dönmeye gerek yoktur.

Bütün bunları insaflıca düşünenler şu sonuca varırlar;

1.      Bu şehadetin yüceliği, onun sahibinin yani Hz.Ali aleyhisselam’ın yüceliğinden kaynaklanmaktadır.

2.      Bu şehadetinin ifade ettiği anlamın ne kadar derin olduğu.

3.      Bu şehadetin hakikatı ve nurani manası karşısında aklımızın ne kadar yetersiz kaldığı.

Bu şehadet manasını bütün düşünce ve tefekkürlerin çözebileceği kolaylıkta değildir. Herhangi bir şahısın huyu ve

sıfatları da değildir ki bunu araştırmanın faydası veya zararı olsun.

Yalnız bu öyle bir hakikattır ki bütün insaflılar onun manasını sorarlar ve onun içeriği temel ve esaslı bir düşünceyi ve hakk

mezhebin temellerini ve yaratılışın ve bütün varlık aleminin

(1)     El Âdâb ul Maneviyye sf 265.

-154-

anlamını oluşturur.

Bu sınırlı sayfaların ve benim aciz kudretimin ve fikrimin elverdiği miktarda bu şehadetin anlamını açıklamaya çalışacağım. Benim gibilerin bu rabbani gerçeklere dalmada kudreti pek de sınırlıdır.

Konuyu birkaç makamda inceleyeceğim;
 

BİRİNCİ MAKAM *ALİYYEN VELİYYULLAH’IN* *KELİMELERİNİN AÇIKLANMASI*
 

Ezandaki üçüncü şehadetin rivayetler arasındaki birleşiminden şu kelimelerden oluştuğu anlaşılmaktadır:

“Eşhedu enne Aliyyen Emirülmüminine Haqqen Veliyyullah”

(Şehadet ederim ki müminlerin emiri Ali,Allah’ın hakk velisidir.)
 

BİR: ŞEHADET.

Arap dilinde şehadetin birkaç anlamı vardır:

a.                  Şehadet ; bilmek anlamındadır.

b.                 Şehadet ; hazır olmak demektir.

c.                  Şehadet ; bir durumu yakîn üzere haber vermek ve bildirmektir.

d.                 Şehadet ; yemin etmek demektir.

Bütün bu anlamların hepsi ilim ve marifete geri döner.Bir yerde hazır olmak ve kesin haber vermek ve doğru yemin etmek gibi anlamların hepsinde şehadet bir ilim ve tanımaya dayanmaktadır.Yani kısaca şehadet ilime dayanır.Bir konuda ilmi olmayan onun doğruluğu konusunda şehadet edemez.

Onun için denir ki: Şahidin gördüğünü gayıp göremez.Tüm bu anlattıklarımız şehadetin sözlük manası idi.Bakalım şehadetin dereceleri ve özellikleri nelerdir?
 

BİRİNCİ DERECE: DİLLE ŞEHADET ETMEK.

Bu şehadetin özelliği şudur ki her kim bunu diliyle ikrar ederse hakk mezhep sınırlarına girer ve kurtulan fırkanın kalesinde amanda olur ve dünyevi anlamda hakk mezhep sayesinde hidayet olur. Allah bu mektebin bayrağını onikinci imam aleyhisselam’ın zuhuru ile daha da yüce kılsın. Yalnız bilesin ki ey muhip!Dille verilen şehadetin kaynağının mutlaka

-155-

kalpteki inançtan kaynaklanması gerekir.Aksi halde eğer birisi-Aliyyen Veliyyullah’ı diliyle ikrar eder ama kalptendesteklemezse onun şehadeti mecazi olur.Evet,dünyada birtakım etkileri olur.Bunun da tek nedeni Aliyyen Veliyyullah’ın hürmetidir, onu diliyle söyleyenin hürmeti değil.Sözün özeti şu ki; Tıpkı diğer iki şehadette olduğu gibi Aliyyen Veliyyullah’ta da dille söylemenin sadece dünyevi yararları vardır.
 

İKİNCİ DERECE: BEDENLE VE AMELLERLE ŞEHADET ETMEK.

İnsanın yaptığı fiillerle organlarının şehadet etmesidir.Bu da şu iki yolla tanımlanır;

1.      Aliyyen Veliyyullah’ın sahibine itaat ettiğini bir takım fiillerle ispat ederek. Gerçekte ona itaat Allah azze ve celle’ye itaat anlamına gelir.Çünkü o hazrete itaat Allah azze ve celle’ye itaatten kaynaklanmaktadır.

2.      Hz.Ali aleyhisselam’ın ve onun evlatlarının velayeti ile Ehli Beytin razı olmadığı fiillerden ve onların düşmanlarından beraat etmenin fiillerinde tecelli etmesi gibi.Allah onların düşmanlarına lanet etsin.Çünkü Hz.Ali aleyhisselam’ın razı olmadığı şeylerden Allah ve resulü de asla razı değildir.Bu şehadet de diğeri gibi mutlaka kalpten kaynaklanmalıdır. Kalp de gerçekte insanın hakikatını temsil eder ve hangi makamda olursa olsun insanın kişiliğinin gerçek boyutlarını yansıtır.

      İnsanın hakikatı ister habis ister tayyib olsun kalbin  sahasında saklıdır.
 

ÜÇÜNCÜ DERECE: BÂTIN VE KALPTEN ŞEHADET ETMEK.

Bu derecenin içinde birçok derece ve mertebe vardır. Bu mertebenin  adedi kalbin makamları sayısıncadır. Tüm bu dereceleri iki başlık altında toplayabiliriz:

1. Kalbin şuurluca şehadet etmesi:

      İnsanın taklit ederek veya eğitimle ya da düşünerek ve araştırarak Aliyyen Veliyyullah’ın manasını kalbiyle anlamasıdır. Böylece kalbinin bütün temellerinde itminan ve güven oluşur. Sonuçta da bilinçlenir ve ikrar eder. Bilesin ki

-206-

Aliyyen Veliyyullah’ı kabul eden halk kitlelerinin çoğunun kalbinde yatan bu derecedir.Özet olarak şu ki: Kalp öyle bir durumdadır ki Aliyyen Veliyyullah’ı ve onunla ilgili konuları benimsemiştir. Ama bu yakin ve hakikat derecesinde değildir.

1. Kalbin yakin ile şehadet getirmesi;

İrfan ehlinin ve ilahi yolun temsilcilerinin yanında makbul olan şehadet de

budur. Kalbin bütün zincirlerinin dağılması ve o Kâbe’deki putların kırılması ve sevgiliye ulaşmak yolundaki bütün engellerin ortadan kaldırılması ile gerçekleşir.

İnsan bu kaçışında ve ulaşmak yolunda eğer ihlaslı olursa fiili olarak kalbinde hakikat tecelli eder, birçok kelam ilminin çözemediği sırların hakikatına ulaşır. Sonunda da batınındaki ayna marifet ve hidayet nurunu vücudunun bütün her yerine yansıtır.Bu makama ulaşan o yüce insan şöyle der:

“Hilafet ve velayetin hakikatı ilahlığın zuhurudur. Bu zuhur varlığın ve kemalin aslıdır. Varlık aliminden nasip alan her varlık ulûhiyyetin hakikatından ve zuhurundan haz almıştır. Bu da ilahi velayet ve hilafetin hakikatıdır ki gayp aleminden şehadet alemine kadar kâinattaki bütün varlıklarda sabittir.Bu ilahi lütuf ise varlığın hakikatı ve rahmâni nefestir ve yaratılanların özüdür ki bu da Muhammedi hilafetin ve mutlak Alevi velayetin ta kendisidir....”(1)

Kalp bu manaları ikrar eder ve onda bu manalar tecelli ederse artık hicaplar tek tek yok olur ve ilahi feyze ulaşılır. Bu da ancak kainatın aracısı ve vesile olan feyz ile irtibat kurmakla olur.Bu feyzi ve vesileyi arif Humeyni şöyle ifade etmiştir. –Allah onun mezarını cennet bağlarından biri olarak karar kılsın-

“...İrfan ilminde vesile ve feyz;Mukaddes feyz ve nurani varlıktır ki onun büyük berzah makamı ve azametli vesile makamıdır. Bu makam tam olarak Resulullah’ın ruhaniyyet makamı ve mutlak Alevi velayetle bir olan velayet makamıdır......”(2)
 

DÖRDÜNCÜ DERECE: DELİLLER VE AKILLA ŞEHADET:

(1)  Namazın Manevi Âdabı sf 265.

(2)     Namazın Manevi Âdabı sf 259 ve 260.

-211-

Mantık ilmindeki bir takım kanunlara dayanarak şehadet etmek. Bu da bazen sırf akli delilleri bazen de bunun yanında nakli delillere dayanır.

Uzun akli bahislerle birlikte Ehli Beytten bize ulaşan konumuzla ilgili şu hadisi şeriflere bir göz atalım;

(1)

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdu ki: “Kalpler dört çeşittir;Bazı kalplerde iman ve nifak vardır. Bazı kalpler tersine dönmüştür,bazı kalpler mühürlenmiştir,bazıları ise parlaktır.

Dedim ki;Parlayan kalp hangisidir?Buyurdu ki;O kalp tıpkı bir kandil gibidir. Mühürlü kalp ise münafığın kalbidir. Parlayan ise müminin kalbidir. Allah azze ve celle ona nimet verince şükreder. Eğer imtihan ederse sabreder. Tersine dönmüş kalp ise müşriklerin kalbidir. Sonra şu ayeti okudu: “Yüzüstü sürünerek yürüyen mi yoksa sıratı mustakim üzerinde dosdoğru yürüyen mi daha iyi yoldadır?”(1)Kalbinde hem iman hem de nifak bulunanlar Taif taraflarında bulunan bir kavimdir. (2)Eğer onlar nifak üzerinde iken ecelleri gelirse helak olurlar,eğer iman üzerinde ölürlerse kurtulurlar.”(3)

(2)

İmam Musa el Kâzım aleyhisselam babalarından rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu: “Kalpler dört çeşittir;Bazı kalplerde iman vardır ama Kur’an yoktur. Bazılarında hem iman hem de Kur’an vardır. Bazılarında Kur’an vardır ama iman yoktur. Bazılarında ise ne iman vardır ne de Kur’an. Birincisi tıpkı olgun hurma gibidir. Tadı hoştur ama kokusu yoktur. İkincisi tıpkı bir ıtır kutusu gibidir, açılırsa güzel kokar kapalı tutulursa yine hoş koku yayar. Üçüncüsü tıpkı ekşimiş erik gibidir. Kokusu güzeldir ama tadı kötüdür. Dördüncüsü ise Ebu Cehil karpuzu gibidir. Ne tadı güzeldir ne de kokusu.”(4)

(1)     Mübarek “Mülk” suresi 22. ayeti şerife.

(2)     Rivayetin anlatım tarzından bu kavmin bir örnek olarak buyurulduğu anlaşılmaktadır.

(3)     Maanil Ahbâr sf 395,51.hadisi şerif.

(4)     Bihar ul Envar c 70 sf 60,40.hadis “Nevadiri Râvendi”den rivayet eder.

-211-

(3)

İmam Zeynel âbidin aleyhisselam şöyle buyurdu: “Her kulun dört gözü vardır;İki gözü ile dünya ve din işlerine bakar.İki gözü ile ahiretine bakar.Allah bir kulun hayırını istediği zaman kalbindeki iki gözünü açar.Böylece gaybi durumları ve ahireti görür.Bunun dışındaki hallerde kalbi kendi haline bırakır.”(1)

(4)

Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu: “Davud, rabbi ile şöyle konuştu;İlahi!Her padişahın bir hazinesi vardır.Senin hazinen nerededir?Allah azze ve celle buyurdu ki: Benim hazinem arştan daha azametli,kürsüden daha büyük,cennetten daha hoş,melekût aleminden daha süslüdür.Onun zemini ilim,göğü iman,güneşi coşku,ayı muhabbet,yıldızları fikirler,bulutu ise akıldır.Yağmuru rahmet,meyveleri itaat,neticesi ise hikmettir.Dört kapısı vardır:İlim,hilim,sabır ve rıza.Bil ki o hazinem kalptir.”(2)

(5)

Sözümü şu hadisi şerifle bitiriyorum: Vasilerin efendisi aleyhisselam buyurdu ki: “Akıllar fikirlerin imamlarıdır, fikirler de kalplerin imamlarıdır, kalpler duyguların imamlarıdır, duygular ise organların imamlarıdır.”(3)
 

BEŞİNCİ DERECE: BASİRET İLE ŞEHADET GETİRMEK;

Kalp ile akılın birlikte bütün karanlık perdeleri ve duvarları yıkmasıdır. Kalpteki tasavvurlar akıldaki tasavvurlar ile birlikte öyle hem nağme olurlar ve cezbederler ki zahir aleminde eşi benzeri asla görülmemiştir. İnsan eğer hakikatte pak manaları saklamaya hazır bir hazine ise  ve mukaddes tasavvurların tahtası ise onun dili,sözü,sıfatı ve zâtı şu Hüseyni duadaki gibi olur: “İlahi!Bana hazinendeki ilimlerden öğret. Beni koruyucu örtün ile koru. İlahi!Sana yakınların hakikatına beni ulaştır. Beni cezb ehlinin yolunda yürüt.”(1)Bundan

(1)     El Hisal c1 sf 240,90.hadisi şerif.

(2)     Bihar ul Envar c 70 sf 59,37.hadisi şerif.

(3)     Avâlim ul Ulûm c2 sf 14,28.hadisi şerif.

(4)      Mefatih ul Cinan sf 272, Mübarek Arefe günü duasından.

-158-

 

sonra insan hidayet aleminde yükselir ve basireti artar ve hakikat yolculuğuna çıkar. Latif noktaları zahir olur ve yüceliği parlak nur saçar ve habislikleri yok olur,işitilmeyen bir ses ve hissedilmeyen bin nida ile şöyle feryad eder: “İlahi!Beni coşkulu izzetinin nuruna kat.”(1)Acaba Ehli Beytten başkaları Allah’ın coşkulu izzetinin nuru mudur?
 

ALTINCI DERECE: ZÂTİ ŞEHADET;

İnsanın zâtının veya varlığının şehadetidir. Bunun da iki ciheti vardır:

Birinci cihet: Bütün insanların varlığında potansiyel olarak vardır. Hatta her varlığın vücudunda vardır. Daha önce de Aliyyen Veliyyullah’ın bütün kâinata yazılı olduğuna dair rivayetler nakletmiştik. Tekvini ve yaratılış yazısı olarak. Yüce  ve alçak bütün varlıklarda bu ilahi kahır ile Allah’ın bütün emir ve yasaklarının özünde yazılıdır. Allah’ın kahrından daha üstün bir kahır yoktur.

Allah’ın bu kahrî emirleri nerede tecelli etmiştir ey azizim?

İlahi sıfatlar en olgun şekilde nerede tecelli etmiştir?Cevabını senin keskin zekâna ve şâibesiz aklına bırakıyorum.

İkinci cihet: Bütün insanların varlığında ve özünde ,etrafındaki etkenlerle birlikte vardır. İnsan hikmet derecesine ulaşmadığı ve onun süsü ile süslenmediği sürece bu dereceye ulaşamaz. Başı ve sonu olmayan nurani alemde artık bütün istekleri ,zatı ve mahiyeti,bütün fikir ve bakışları ,sözleri ve fiilleri bu şehadet olur. Bu feyiz deryasının sahili yoktur. O denizin diplerinde temizlik ve sefa bütün gerçekleriyle coşmaktadır.

Bu mertebe hakkında şunu söyleyebiliriz: Eşhedu enne Aliyyen Veliyyullah’ın sırlarından herhangi birine ulaşmakla Allah’tan şunu isteyebiliriz;Aliyyen Veliyyullah’ın sahibinin hakkı için Allah’tan bütün kalbimizle isteriz ki bizi ona sarılmaya ve onun sınırlarını savunmaya ve onun parlak kandilinden çıkan nura ulaşmaya bizleri de muvaffak etsin.

***                             ***                             ***

 

 

____________________________________________

(1)     Mefatih ul Cinan sf 159, Mübarek Şa’baniyye münacâtından.

-222-

 

İKİ:  ALİ  -ALLAH’IN SALÂT VE SELAMI ONA OLSUN-

Hz. Ali ve onun yüceliği hakkında ne yazabilirim ki?

Konu Hz. Ali olunca hangi kalemin mürekkebi tükenmez ki?

Hangi dil aciz olmaz ki?

Konu Hz. Ali olunca hangi akılın kanalları birbirine karışmaz ki?

 

 

*ALİ *

 

 

Kalbin en çok sevdiği kelime...

Kalbe en hoş terennüm ve kalbi en iyi tedavi eden merhem...

Kalbi öldürüp dirilten en yüce hekim...

Ali arzudur,Ali aşktır,Ali haktır,Ali doğruluktur...

Ali evveldir,Ali âhirdir,Ali zahirdir,Ali bâtındır...

Ali....Ali....Ali....

Benim beyanım acizdir ey muhip. Kelimelerim yetmez,işaretlerim kusurludur hayranlığım ve hayretim derindir. Ali’nin sıfatlarının dalgaları beni öyle vuruyor ki dalgaların yüksekliğini göz göremiyor.

İşit bak Safiyyüddin el Hillî nasıl yazmış:

Sıfatlarında zıt şeyler toplanmış,

Bu yüzden benzerlerin sana boyun eğmiş.

Zâhidsin,hâkimsin,sabırlısın,cesursun,

Şecaatlisin, âbitsin, fakirsin ,cömertsin.

Bu sıfatlar hiç bir beşerde toplanmadı,

Kullar asla buna sahip olmadı.

Ahlakının yumuşaklığından meltem yeli utanır,

Şiddetinin karşısında kaya parçaları erir.

Ey benim Hz.Ali aleyhisselam’ı seven aziz kardeşim! Hz.Ali aleyhisselam’ı tanıyan irfan âbidesi ve zamanın en büyük fakihi olan büyük alim Seyyid Muhammed Hüseyn el İsfahani el Ğerâvi r.a. yi dinle:

-223-

Aliyyül Murtezâ’yı yücelikle an,

Kelimenin tam anlamıyla beşerin mevlâsını.

Hatta o velayetin doruk noktasındadır,

O velayetin ne haddi vardır ne de sınırı.

İlahi vasıfların tecelligâhıdır Ali

Yaratma iradesi ve çıkış noktasıdır Ali

Yaratış ve oluşumun kaynağıdır

Emrine itaat edilmesi gereken rehberdir.

Yüce kalemdir o,hikmet levhidir,

Kitabın özüdür o,imamların babası.

Hatta o nazil olan kitapların aslıdır,

Besmelenin be harfinin noktasıdır.

Zatı ehed olan nurun kandilidir,

İsimlerin ve sıfatların muallimidir.

Kifayetli elindedir zafer anahtarları,

Hatta kaza ve kaderin anahtarları.

Elindedir ezel feyzinin ipleri,

Çünkü onun yüce eli Allah’ın yüce elidir.

Onun ayın(harfi)marifetin aynıdır,

Hatta bütün sıfatlarda odur Allah’ın gözü.

***                 ***                             ***

 

Sırlar onun kulağında ayandır,

Çünkü hiçbir şey ona gizli kalmaz,kalamaz.

Onun kalbi bütün varlıkların kalıbı,

Bütün imkan aleminde varlıkların hayatı.

Güzel yüzü lâhut aleminin kopyasıdır,

Musa da ona ulaşmak istese denir ki; Asla!

Nuru güneşe benziyor görünse de,

Ali güneşe benzemekten münezzehtir.

Neden mi?Çünkü O’dur sabah ışığını yayan,

Hem ruhlar hem de zerr alemlerinde.

***                 ***                             ***

 Yüce Allah kendi adını ona verdi,

Bu ona keramettir ve fazilettir.

Bu isim ona isimler aleminde verildi,

Yıldızlar göğünde tıpkı güneş gibidir.

-223-

Kaza ve kader belaları yazsa dahi,

Öyle bir isim ki belalar onunla bertaraf olur,

Öyle bir isim ki ağaçlar o isimle yeşerir,

Öyle bir isim ki meyveler o isimle olgunlaşır.

Yedi gök direksiz olarak yükseldi, Ali’nin ismiyle

Çünkü onun ismi en hayırlı dayanak ve direktir.

***                 ***                             ***

Öyle bir isim ki alem onun etrafında döner,

Öyle bir isim ki melekler ondan yardım ister.

Öyle bir isim ki azamet bahçesini o nurlandırır,

Öyle bir isim ki dünya evi onunla düzenlenir,

Öyle bir isim ki Adem onunla seçkin kul oldu,

Rabbi tarafından ve o isimle affoldu.

Öyle bir isim ki Nuh onunla kurtuldu,

Ve Nuh gemisi en hayırlı mecrada yüzdü.

Öyle bir isim ki Halil onunla halilliğe ulaştı,

Allah onu bu yüce şerefle şereflendirdi.

Öyle bir isim ki onunla ateş soğudu,selamet oldu,

Hatta o isim sayesinde imamet onun oldu.

Öyle bir isim ki Musa onunla Kelim oldu,

Ve o isim sayesinde kerim bir menzile ulaştı.

Kendinden geçince o isimle tekrar doğruldu,

Allah’la mülakatta tecelli anında.

Öyle bir isim ki Mesih onunla yüce insan oldu,

Belalardan kurtulup güvenle göğe çekildi.

Öyle bir isim ki Ahmed o isimden meded istedi,

Olaylar şiddetlenip sıkıntı esnasında.

***                 ***                             ***

  Öyle bir isim ki bütün nebi ve vasiler,

İmtihan oldukları beladan onunla kurtuldular.(1)

Şimdi ey muhip!Kalbinin kulaklarını aç ve benimle birlikte bir takva abidesi ve irfan mabedi olan  ve Necef’in âbidi ve zahidi Şeyh Hüseyin Necef(r.a.)’in şu sözlerine kulak ver. Bu büyük alim Seyyid Bahr ul ûlûm’un en seçkin talebesidir ve Seyyid, cenazesine bu büyük alimin namaz kılmasını temenni etmiştir(2):

(1)     “Envar ul Kudsiyye” adlı manzumesinden .sf,25, 26, 27, 28.den.

(2)     Bkz.Fevâid ur Ricâliyye c1 sf 41.

-224-

Ey yaratılışın sebebi fikir sende hayrandır,

Zatının manasını anlamakta iş zora düşmüştür.

Bir kavim hiçbir örtüye riayet etmeden

Rabb dedi sana ama gerçek bu değil.

Bu sırrın bir hikmeti var,sırrı var,

Bu sırrın yüzünden bütün sırlar hicaba büründü.

Eğer o sırr olmasaydı hepimiz gulat(aşırı) olurduk,

Sırda iman vardır ve o sırrı açmak küfrdür.

Arşın rabbi sıfatlarından sana bahşetti,

Senin buna layık gördü bu büyük bir iftihardır.

Kendine mahsus vasıflardan sana has vasıf verdi,

Seninle tanıdık onu ,iş bize aşikar oldu.

Sana verdiği vasıflardan biri şu ki,

Sen bir şeyin olmasını istediğin zaman o iş oldu.

Seni ilah olarak ananlara şaşmamak gerek,

Onu mazur görenlere de şaşmamak gerek.

 

Nuraniyyet ile tanıma hadisinde vasilerin efendisi Hz.Ali aleyhisselam Selman ve Ebu Zerr’i muhatap alarak şöyle buyurmaktadır:

“Ey Selman ve ey Cundeb!Dediler ki ;Lebbeyk ya Emirelmuminin!

O hazret buyurdu ki: Rabbimin emriyle Nuh’u gemisinde taşıyan benim.

Rabbimin emriyle Yunus’u balığın karnından çıkaran benim. Rabbimin emriyle Musa bin İmran için denizi yaran benim. Rabbimin emriyle İbrahim’i ateşten çıkaran benim. Rabbimin emriyle nehirleri akıtan kaynakları fışkırtan ve ağaçları yeşerten benim. Zille günündeki (1) azap benim. Bütün insan ve cinlerin yakın mekandan duyacağı sesin sahibi(2) benim. Bunu bir kavim anlayacaktır.

Zorba ve münafık bütün herkese sesini duyuracak olan benim. Ben Musa’nın öğretmeni Hızır’ım. Davud oğlu Süleyman’ın muallimi benim. Ben ZulKarneyn’im. Ben Allah azze ve celle’nin kudretiyim.

(1)     Mübarek “Şuar┠suresi 189.ayeti şerifeye işarettir. Şuayb     aleyhisselam’ın kavmine gönderilen azaptır.

(2)     Mübarek “Kâf” suresi 41. ayeti şerifeye işarettir.

-123-

Ey Selman ve ey Cundeb!Ben Muhammed’im ve Muhammed de ben. Ben Muhammed’denim,Muhammed de bendendir. Yüce Allah buyurdu ki: “İki deniz birbirine yaklaştı.Onları birbirinden ayıran bir perde var.”(1)

***      ***      ***

Ali bir beşerdir ama nasıl bir beşer,

Rabbi onda tecelli etmiş ve zahir olmuş.

O ve kaynak tıptı güneş ve nuru gibi,

O ve İlah ,nur ile kamer gibi.

O Allah değil örneği Allah verdi,

Tıpkı ateş ve taş gibi buyurdu.

Alemin yaratılış nedeni odur,eğer.

O olmasaydı alemde ne bir iz ne de bir şey olurdu.

Senin düşündüğünün her zaman üstündedir,

Akıl ve nefis ve düşünceden üsttedir.

Bütün varlıkların cevheridir Ali ve evlatları

On bir tane hepsi de tüm alemin başıdır.

Her kim ölmeden onu tanıyamazsa,

Onun ölümü inek ve eşek ölümüdür.(2)

 

ÜÇ: “EMİRÜLMÜMİNİN”

Arap dilinde emîrlik velayet demektir. Maksat öyle bir makamdır ki bu makamda olan emir ve nehiy verir. Emir ve yasakların kaynağıdır.Hadislerde Aliyyen Veliyyullah ile ilgili olarak şu cümleler geçer:

“Enne Aliyyen Emirülmüminin.

Enne Aliyyen Veliyyullah.”

Emirlik velayetin ta kendisidir.Yalnız burada müminlerin emiri olarak geçer. Mümin olan bütün insan ve cin v.s.ler için geçerlidir.Ama Hz.Ali aleyhisselam’ın veliliği ise bütün manalar ile velayeti mutlak olarak kapsayan manaya gelir. Bütün yüce ve alçak alemlerdeki tekvini ve teşrii velayeti kapsar. Onun velayeti Allah’ın büyük velayetinin gölgesidir ve o velayetin üzerinde velayet yoktur. Emirlik hakkındaki lügat manaları kısaca budur. Bakalım hadislerimiz bunu nasıl beyan etmiştir:

(1)     Mübarek “Rahman” suresi 19 ve 20. ayeti şerifeler.

(2)     Bir İranlı şairin kasidesinden beyitlerdir.

-163-

1. “Eban bin Selt, İmam Caferi Sadık aleyhisselam’dan rivayet eder ki:

Emirülmüminin isiminin sebebini sorduğunda buyurdu ki: İlimin mîre (1)’si anlamındadır. Bütün alimler ondan ilim alır ve onun ilminden yararlanır.”(2)

2. Selman-ı Muhammedi –Allah’ın rizvanı ona olsun-Hz.Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’e “Emirülmüminin” kelimesinin manasını sorduğunda şöyle buyurdu: “O onlara ilim yedirir.İlim ondan alınır ve o hiç kimseden bir şey almaz.”(3)

3. Cabir el Cu’fi diyor ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a dedim ki: Canım sana feda olsun!Emirülmüminin’e neden Emirülmüminin denildi?

 Buyurdu ki: Çünkü  o müminlere ilim verir.Allah azze ve celle’nin kitabını okumadın mı? “Biz kendi ehlimize “ilim” veririz.(4)”(5)

  Başka bir rivayette de aynı mana şöyle rivayet edilmiştir: “Abdülmümin dedi ki: !Emirülmüminin’e neden Emirülmüminin denildi?Buyurdu ki: Çünkü  müminlerin ilmi ondandır. O onlara ilim verirdi.”(6)

*BEYAN*

Bu rivayetlerden anlaşılan şudur:

a.  O hazret müminlerin ilim kaynağıdır. Bütün müminler ilmini ondan ve o kaynaktan alırlar.

b.  O hazret ilimde halktan kimseye muhtaç değildir. Ama herkes ona muhtaçtır.

c.          İman ehlinin yani pak şiilerinin ilim kaynağı sadece o’dur, başkası değil.
 

İKİ ZARİF NOKTA:

1. İlim burada insanın hayatında hep ihtiyaç duyduğu yemeğe benzetilmişti. Kitabın evvellerinde işaret edilen şu ayetle olan

(1)                Mire; İnsanın bir yerden bir yere giderken yanında götürdüğü azık yemeğidir.

(2)                Bihar ul Envar c 37 sf 334. “Menakıb-ı İbni Şehr Âşub’dan.”

(3)                A.g.e.

(4)                Mübarek “Yusuf” suresi 65. ayeti şerife.

(5)                Maanil Ahbar sf 63,13.hadisi şerif.

(6)                Bihar ul Envar c 37 sf 295,11.hadisi şerif. “Basâir ud Derecât’tan”

-164-

ilgisini unutma: “İnsan yemeğine bakmalıdır.”(1)

2. Müminlerin mutlaka ilimle beslenmesi gerekir .Yoksa onların bu hayat kaynağından mahrum kalması onların zayıflamalarına sebep olur. Her kim mümin ise müminlerin besin kaynağından yararlanmalıdır. İmanın güçlendiren de iman kaynağıdır. Bu kaynaktan beslenmeyen demek ki asla mümin olamaz. Onun için Nebevi hadiselerde şu mana ifade edilmiştir: Müminler başkalarından Hz.Ali aleyhisselam sayesinde ayırdedilir.
 

UYARI:

Hz.Ali aleyhisselam’ın emirliği hakkında Seyyid Raziyyüddin İbni Tavus r.a. 120 başlık altında “El Yakin fi İmreti Emirülmüminin” kitabınını telif ederek önsözünde şöyle buyurmuştur:

“Ve bil ki bu kitaın konusu Allah azze ve cellenin mevlamız Ali aleyhisselam’ı Emirülmüminin olarak adlandırmasını onların kitaplarından,şeyhlerinden,alimlerinden ve teliflerinden rivayet ettik...”

El İhkak adlı kitabımızda da bu konu yeterince Ehli Sünnet kitaplarından rivayet edilmiştir. İlim ehlinin yanında çok basit olan bu gibi konulara fazla dalmak istemiyorum.

Yalnız çok yararlı bir konuyu Seyyid Şerefüddin Hüseyni en Necefe r.a.’in “Te’vil ul Âyat iz Zahire” adlı kitabından nakledeceğim;

“Kerâciki,Kenz ul Ummal kitabında senediyle İbni Abbas’tan rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu:Beni hakk üzere korkutucu ve müjdeleyici olarak gönderen Allah’a andolsun ki,arş ve kürsünün istikrar bulması ve alemin düzeni ve göklerin ve yerin ayakta durması,ancak üzerlerine şu cümleler yazıldıktan sonra gerçekleşti: Lailahe illallah,Muhammedun Resulullah, Aliyyün Emirülmüminin.

Yüce Allah beni göğe miraca çıkardığında bana has bir nida ile şöyle buyurdu:Ya Muhammed!Dedim ki :Lebbeyk ey rabbim,emrine hazırım.

Buyurdu ki: Ben Mahmud’um,sen de Muhammedsin.Senin ismini kendi ismimden aldım ve seni bütün yarattıklarımdan

(1)                Mübarek “Abese” suresi 24.ayeti şerife.

-165-

üstün kıldım. Kardeşin Ali’yi kullar içinde bir bayrak olarak karar kıl,böylece o onları dinime hidayet edecektir. Ya Muhammed! Ben Ali’yi Emirülmüminin olarak karar kıldım. Her kim onun üzerinde emirlik iddia ederse onu lanetledim. Her kim ona karşı çıkarsa ona azaplandıracağım, her kim ona itaat ederse onu kendime yaklaştıracağım.

Ya Muhammed!Ben Ali’yi müslümanların imamı olarak karar kıldım. Her kim ondan öne geçerse onu geriye atacağım. Her kim ona isyan ederse onu uzaklaştıracağım. Şüphesiz Ali vasilerin efendisidir ve alnı açık olanların önderidir ve bütün yarattıklarıma benim hüccetimdir.

 

UYARI:

Şii ve sünni kaynaklarında ispatlandığı üzere Emirülmüminin Hz.Ali aleyhisselam, Resulullah dışında bütün peygamberlerden üstündür. Allah, Hz.Ali’yi müminlerin emiri diye adlandırdığında ve onu Adem’in evlatlarına emir olarak karar kıldığında onlar Adem’in sırtında zerreler halindeydi.Bütün insanlar da buna ikrar ettiler. Emîr, emir olarak üzerinde karar kılındığı bütün insanlardan üstündür. Müminlerin emiri derken arapçadaki Elif ve Lam’ın anlamıyla birlikte bütün müminleri kapsamaktadır. Müminler sınıfında peygamberler de vardır.Bakın Nuh aleyhisselam hakkında Saffat suresinde nasıl buyuruyor: “Şüphesiz o bizim mümin kullarımızdandı.”(1) İbrahim aleyhisselam hakkında ““Şüphesiz o bizim mümin kullarımızdandı.”(2) Musa ve Harun aleyhimesselam hakkında ““Şüphesiz o ikisi bizim mümin kullarımızdandı.”(3)İlyas aleyhisselam hakkında ““Şüphesiz o bizim mümin kullarımızdandı.”(4)

Bunlar peygamberlerden beş tanesidir ve üç tanesi ulul azm peygamberdir.Diğer ikisi olan Harun ve Musa mürsel peygamberdir.Emirülmüminin onlardan daha üstünüdür.Çünkü emîr, emîri olduğu insanlardan üstündür.....”(5)

*                                              *                                               *

 

(1)     (2) (3) (4) Ayetler mübarek sırasıyla“Saffat” suresi 81,111,122 ve 132.ayeti şerifelerdir

(5)     Te’vil ul Âyat iz Zâhire c1 sf 186 ve 187.34.hadisi şerif ve sonrası.

-453-
 

ALEVİ İNCİLER:
 

BİRİNCİ İNCİ:

Hasaneynin babası aleyhimusselam’ın emirliği nerede karar kılındı:

Cevabı Şeyh Saduk r.a. in şu rivayetinde geçer:

“Ebu Hamza,İmam Zeynelâbidin aleyhisselam’dan rivayet eder ki adamın birisi Hz.Ali aleyhisselam’ın yanına gelerek şöyle sordu: Ey Ebel Hasan!Sen Emirülmüminin olduğunu iddia ediyorsun. Seni kim müminlere emîr olmarak karar kıldı?

Buyurdu ki:Allah azze ve celle beni onlara emîr olarak karar kıldı. Adam Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in yanına giderek dedi ki: Ya Resulullah!Beni Allah müminlere emir olarak karar kıldı diyen Ali doğru mu söylüyor?

 Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem gazaplanarak buyurdu ki: Ali’nin müminler üzerindeki emirliği Allah’ın arşın üstünde karar kıldığı bir velayet akdidir. Melekleri de bu konuda şahit karar kıldı. Şüphesiz Ali Allah’ın halifesidir,Allah’ın hüccetidir,o müslümanların imamıdır. Ona itaat etmek Allah’a itaat etmekle birdir. Ona isyan etmek Allah’a isyan ile birdir. Her kim onu tanımazsa beni tanımaz,her kim onu tanırsa beni tanır. Onun imametini inkar eden benim nübüvvetimi inkar etmiş olur.Onun emirliğine karşı çıkan,benim risaletime karşı çıkmış olur.           Onun faziletlerini reddeden beni kusurlu saymış olur. Ona karşı savaşan bana karşı savaşmış olur.Ona küfreden bana küfretmiş olur. Çünkü o bendendir,benim toprağımdan yaratılmıştır. Ve o kızım Fatıma’nın zevcidir. Evlatlarım Hasan ve Hüseyn’in babasıdır. Sonra o hazret buyurdu ki:

Ben,Ali,Fatıma,Hasan ve Hüseyn ile Hüseyn’in dokuz evladı Allah’ın yarattıklarına hüccetleriyiz. Bizim düşmanımız Allah’ın düşmanı,bizim dostlarımız da Allah’ın dostlarıdır.”(1)

Hz.Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in şu buyurduğuna dikkat et ey muhip, Ali’nin müminler üzerindeki emirliği Allah’ın arşın üstünde karar kıldığı bir velayet

(1)     Mecalis-i Şeyh Sadûk r.a. sf 113 ve 114.8.hadisi şerif,27.meclisten.

-786-

akdidir.’ Ey aziz!Emirimizin velayeti rahmanın arşı üzerinde akdolunmuştur.....

Bizim Ali’mizden başka biri için arşın üzerinde biat alındığını hiç duydun mu?

Varlık alemi tüm zamanlarda böyle bir şeyi duydu mu?

Veya herhangi bir tecellide bizim emîrimiz gibi bir emîri gördü mü?

Eğer varlıkları bir duyabilsek tümünün şöyle feryad ettiğini duyarız:

“Lâ feta illa Ali,Lâ mevla illa Ali,Lâ emire illa Ali,.....

Ali’den başka yiğit  yoktur,Ali’den başka mevla yoktur,Ali’den başka emîr yoktur........

Cebrail aleyhisselam Uhud gününde böyle feryad etmiştir ve onun feryadı bütün kâinatın feryadının bir kopyasıdır. Cebrail aleyhisselam ilmin direği ve örneği değil midir?

Ayrıca ilim;feyzin sırrı değil midir?

Sonra?...

Kandili söndür,artık sabah oldu!!!

İKİNCİ İNCİ:

Masumlardan başka birinin bu isim ile isimlendirilmesinin hükmü:

Hadisi şerifler bu konuyu uzun uzadıya beyan etmişse de ben konuyu özet olarak anlatmaya çalışacağım;

Bir: Hz.Ali aleyhisselam’dan önce ve sonra hiç kimse bu isimle isimlendirilmemiştir. Bu konuda onuncu imamımız Aliyyün Naki aleyhisselam şöyle buyurmaktadır:

“Babaları Hz.Ali aleyhisselam’dan rivayet ederler ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu:Göğe miraca çıktığımda rabbime iki yay mesafesi ve hatta daha yakındım. O bana birçok konuyu vahyetti.

Sonra dedi ki:Ya Muhammed!Ali bin Ebu Talib’i “Emirülmüminin” olarak adlandır. Ondan önce hiç kimseyi bu isimle adlandırmadım. O’ndan sonra da hiç kimseyi bu isimle anmayacağım.”(1)

İki: Hz.Ali aleyhisselam’dan sonra herhangi birinin bu isimle anılmasının caiz olmadığı kesindir. Şeyh Saduk rivayet eder ki:

(1)                 Bihar ul Envar c 37 sf 290,2.hadisi şeriften. “Emali-i Şeyh Saduk’dan”

-343-

 

“Ebu Hamza el Somâli diyor ki : İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a şöyle arzettim:Ey Resulullah’ın oğlu!Hz.Ali aleyhisselam’a neden Emirülmüminin denildi?Çünkü hiç kimseye bu isim O’ndan önce kimseye verilmedi ve ondan sonra da birinin kullanması helal değildir.

Buyurdu ki: Çünkü o ilmin “mîre”sidir (kaynağıdır).O’ndan alınır ve O’ndan başkasından alınmaz........”(1)

Şu konuya dikkat et. İmam aleyhisselam’ın cevabı soruyu onaylar niteliktedir. Hz.Ali’den sonra birinin bu isimi kullanması helal değildir.İmam sorunun bu kısmını reddetmemiştir.Birazdan bunu onaylayan hadisler gelecektir.

Üç: Her kim bu ismi kendisi için kullanırsa yalancıdır ve Allah’a iftira etmiştir:

Bunu Seyyid İbni Tâvus r.a. şu hadiste nakleder: “Fuzeyl bin Yesâr der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam şu ayeti okudu: “Kafirler Allah’ın azabını yakınlarında gördüklerinde yüzleri kararacak.”(2) Buyurdu ki:Biliyor musun neyi görecekler?Allah’a andolsun ki Ali aleyhisselam’ı, Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem ile birlikte görecekler. “Onlara denilecek ki işte bu ayrıca istediğiniz şeydi”(3) Emirülmüminin olarak adlandırılanlardır.Ey Fuzeyl!Kıyamete kadar her kim bu isimle anılırsa vallahi iftiracı ve yalancıdır.”(4)

Dört: Her kim bu ismi kendisi için kullanırsa kâfirdir.Allah ona lanet etsin. Şeyh Kuleyni r.a. , Usul-ü Kâfi’de şöyle rivayet eder: “Ömer bin Zahir der ki : Adamın biri İmam Câferi Sâdık aleyhisselam’a Mehdi aleyhisselam’a Emirülmüminin adıyla selam vermenin hükmünü sorduğunda buyurdu ki:Olmaz,bu öyle bir isimdir ki Allah bu ismi Emirülmüminin’e özel olarak koydu.Ondan önce veya ondan sonra bu ismi kendisine alanlar kafirdir.

Dedim ki : Canım sana feda olsun!O’na nasıl selam verelim?

Buyurdu ki: Şöyle söyleyin    : Esselamu        aleyke       yâ

Beqiyyetullah!  Sonra şu ayeti okudu: “Eğer mümin olsanız

(1)     İlel uş Şerâyi’ c1 sf 160,129.bab,1.hadisi şeriften.

(2)     ve (3) Mübarek “Mülk” suresi 27.ayeti şerifeden.

(4) Müstedrek ul Vesâil c 10 sf 401,7.hadisi şerif.

-545-

Beqiyyetullah sizin için hayırlıdır. (1) ”(2)

Aynı manayı Şeyh Meclisî (r.a.) Seyyid İbni Tâvus’dan şu hadisle nakleder:

“Kafirler Allah’ın azabını yakınlarında gördüklerinde yüzleri kararacak. Onlara denilecek ki işte bu ayrıca istediğiniz şeydi”(3) ayeti hakkında İmam Caferi Sâdık aleyhisselam buyurdu ki:Filanca ve filanca (4) kıyamet günü Hz.Ali aleyhisselam’ın makam ve menziletini görecekler.Allah hamd bayrağını Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’e verecek ve o bayrağın altında bütün mukarreb melekler ve bütün resul ve nebiler duracak ve bayrağı Hz.Ali aleyhisselam’a verecek. “Yakınlarında gördüklerinde yüzleri kararacak. Onlara denilecek ki işte bu ayrıca istediğiniz şeydi”(5) Yani sürekli istediğiniz Emirülmüminin ismi ile anılmak.”(6) Bu ayetin bu tefsir ile açıklanması Emirülmüminin adını Hz.Ali aleyhisselam’dan başka alanların kafir olduğuna açıkça delalet eder.Çünkü buyuruyor ki: “Kafir olanların yüzü” Bu konuda bu kadar söz yeterlidir.

Beş: Bu isimi Hz.Ali aleyhisselam’dan başka kullananların hasta olduğudur:    Bu konuda İbni Şehr âşub, “Menakıb-ı Âl-i Ebi Tâlib” adlı kitabında şöyle nakleder: “Adamın biri İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’a Emirülmüminin deyince şöyle buyurdu: Sus!Kendisinin bu isimle anılmasına razı olanlarda Ebu Cehil hastalığı (7) vardır.”(8)

Hadislerde buyurulan Hz.Ali’den başka kendisine Emirülmüminin adını alan bu yalancı,iftiracı ve kafirlerin üzerine Allah’ın,meleklerinin ve bütün insanların laneti olsun.

(1)     Mübarek “Hûd” suresi 86. ayeti şerife.

(2)   Usul ü Kâfi c1 sf 411 ve 412, 2.hadisi şerif.

(3)     Mübarek “Mülk” suresi 27. ayeti şerife.

(4)     Maksat bu ümmette fitne tohumları ekenlerdir.

(5)     Mübarek “Mülk” suresi 27. ayeti şerife.

(6)     Bihar ul Envar c 37 sf 302,23.hadisi şerif.

(7)     Ebu Cehil’in hastalığı arap kabileleri arasında meşhur bir atasözüdür.Bkz.Cumhuret ul Emsâl (Ebu Hilal el Askeri) c1 sf 355, 757.atasözü.Mecme’ul Emsâl (Meydani) c1 sf 261 ve 262, “El Musteqs┠(Zamahşeri) v.s....

(8)     “Kenz ul Fevâid” adlı kitapta mevcut “El Beyan” adlı risaleden sf 112.

-454-

 

ÜÇÜNCÜ İNCİ:

Bu ismi Ehli Beyt imamlarının alması konusu:

Az önce de okuduğumuz gibi İmam Caferi Sâdık aleyhisselam Emirülmüminin isminin Hz.Ali aleyhisselam’dan başkası hakkında kullanılmasına müsade etmemişti.Rivayetlerin de açıkladığı gibi hatta İmamı Zaman aleyhisselam hakkında dahi Emirülmüminin değil de Beqiyyetullah olarak anılmasının daha doğru olduğunu buyurmuştu.

Ama bu, Emirülmüminin isminin mana yönünden diğer imamlarımızı kapsamaz manasına gelmez.Aksine Hz.Ali aleyhisselam için geçerli olan bütün manevi makamlar ve velayet makamı diğer imamlarımız için de geçerlidir.-Allah’ın selamı onlara olsun-.Bu yüzden Allame Kerâcikî r.a. “El Beyan An Cümeli İtikad-i Ehlil İman- adlı kitabında şöyle buyurmaktadır:

“Ve inanılır ki imamların en üstünü Hz.Emirülmüminin Ali bin Ebu Tâlib aleyhisselam’dır.Ondan gayrısına Emirülmüminin demek caiz değildir. Diğer imamlara hakikatte Emirülmüminin olsalar dahi ; eimme, halife, vasi,hüccet,v.s. denir.

İmamlar bu ismin anlamını kendilerine yasaklamamışlar,sadece lafzın kullanılmasını yasaklamışlardır.Bu da Emirülmüminin aleyhisselam’ın azametine saygıdan dolayıdır.....”

Hatta bizler de imamlarımıza Camiet ul Kebire adlı ziyarette şöyle hitap ederiz:

“Sizinleyim sizinle,başkalarıyla değil.Sizlere iman etmişim.Birincinizi  neyle kabul ettimse sonuncunuzu da aynı velayetle kabul ettim.Sizin düşmanlarınızdan Allah azze ve celle’ye beraat ettim,ve cibt ile tağuttan...”(1)

 İmamlarımızı bir başka Camia ziyaretinde şöyle anıyoruz;

“Selam olsun sizlere ey müminlerin imamları ve takvalıların önderleri ve sıddıkların ileri gelenleri ve salihlerin emîrleri ve iyi insanların rehberleri ve hidayet arayanların bayrakları ve ariflerin nurları ve peygamberlerin varisleri ve vasilerin

(1)                Mefatih ul Cinan sf 548.

-169-

seçkinleri ve takvalıların güneşleri ve halifelerin ayları ve Rahman’ın kulları ve Kur’an’ın şerikleri ve imanın yolları ve hakikatlerin madenleri ve insanların şefaatçileri.....”(1)

Bu ve benzeri sıfatlar camia ve diğer ziyaretlerde imamlarımıza aynı şekilde hitap etmektedir.Hakikat aleminde aralarında hiçbir fark yoktur.Çünkü nurları aynı nurdur.Aralarında dünyevi makamlarda farklar vardır ve bu da ilahi isimlerin her birinin farklı şekillerde tecelli etmesinden kaynaklanmaktadır ve bunların tümü beşeri ve nispidir.

Bakın Şeyh Müfid r.a. “El İhticac” adlı kitabında nasıl buyurmaktadır:

“Sâm ailesinin kölesi Ebu Sabah diyor ki; Ben ve Ebul Meğra ,İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’ın yanında idik.Bir Irak’lı meclise girerek İmam’a şöyle hitap etti; Allah’ın selam ve rahmeti sana olsun ey Emirelmüminin! İmam Caferi Sâdık aleyhisselam da buyurdu ki: Allah’ın selam,rahmet ve bereketi sana olsun.Sonra onu çağırarak yanına oturttu.

Ben de Ebu Meğra’ya dönerek dedim ki: Bu isimle Hz.Ali aleyhisselam’dan başkasına selam verildiğini hiç duymamıştım.

İmam Caferi Sâdık aleyhisselam bana doğru dönerek buyurdu ki: Ey Ebu Sabah!Bir kul,birincimizde olan makamların sonuncumuzda da varolduğunu  anlamadıkça imanın hakikatına varamaz.”(2)

Şeyh Meclisî r.a. bu hadise şöyle açıklık getirmiştir;

“.....İhtimalen imam aleyhisselam, bu ismin anlamının diğer imamlar için de geçerli olduğunu bilmeyenlere yönelik buyurmuştur.Şüphesiz müminlerin emirliği diğer imamlar için de geçerlidir.Yasak olan,bu ismin

 -maslahattan dolayı- kullanılmasıdır.Engellemeler de hep maslahattan dolayı olabilir.Yine de Allah bilir.”(3)

Sözün özeti şu ki bu ismi şerif; mana,amel ve vazife yönünden imamlar için de sabittir.Yalnız imamlar bu ismin lafzının diğer imamlar için kullanılmasını yasaklamıştır.Bu yüzden Muhaddis Mâzenderâni r.a. “Menakıb” adlı kitabında şöyle

(1)     Mefatih ul Cinan sf 577.

(2)     El İhtisas sf 267 ve 268.

(3)     Bihar ul Envar c 37 sf 332.

-345-

buyurmaktadır: “Ve bu lafzın diğer imamlar için kullanılmasını şia alimleri câiz bilmemektedir.”(1)

İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’ın az önceki rivayette buyurduğu “Bir kul,birincimizde olan makamların sonuncumuzda da varolduğunu anlamadıkça imanın hakikatına varamaz.” cümlesi müminlerin emîri isminin anlamının diğer imamlar için de geçerli olduğunu açıklamak içindir.

DÖRDÜNCÜ İNCİ:

Bu ismin anlamının kısaca açıklaması;
 

*EMİRÜLMÜMİNİN*
 

Enes bin Malik’in,İbni Abbas’tan rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem bu ismi şerifin anlamını çok güzel beyan etmiştir.Yüce peygamberimiz, vasisi Emirülmüminin’e şöyle hitap etmektedir-Allah’ın selamı o ikisine ve evlatlarına olsun-; “...Ve sen ey Ali!Göktekilerin emîrisin ve yerdekilerin emîrisin,geçmiş insanların emîrisin ve gelecektekilerin emîrisin, senden önce ve senden sonra emir yoktur,bu ismi Allah azze ve celle’nin izin verdiğinin dışındakilerin kullanması câiz değildir.”(2)

O hazretin emîrliği hakkındaki misak genelde bütün varlıklardan,özelde de bütün peygamberler ve vasilerinden alınmıştır.Bu kitabın önceki kısımlarında bu konudaki rivayetleri nakletmiştik.Yüce Allah bu emîrliğin ahdini arşın üzerinde onaylatmış ve ona yüce bir mülk vermiştir.Bu konuya şu ayeti şerife işaret buyurur: “Yoksa halk onlara verdiğimiz bu yüce mülkden dolayı kıskanıyorlar mı?Biz Âl-i İbrahim’e de kitab ve hikmeti ve onlara yüce bir mülkü vermişiz.”(3)

Bureyd el İcli r.a. İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a “ve onlara yüce bir mülkü vermişiz.” ayetini sorduğunda buyurdu ki: “Yüce mülk şu ki Allah onların içinden öyle imamlar karar kılmıştır ki onlara itaat eden Allah’a itaat

etmiş ve onlara isyan eden Allah’a isyan etmiştir.İşte bu,yüce

(1)     Menakıb c3 sf 55.

(2)      Te’vil ul Âyat iz Zâhire fi Fezail-il İtret it Tâhire c1 sf 185 ve 186 .31.hadisi şeriften.

(3)     Mübarek “Nis┠suresi 54.ayeti şerife.

-567-

mülktür.”(1)

Konunun başında da dediğimiz gibi emîr; kendisinden emir ve yasakların çıktığı şahıstır.Bu rivayette emirin manası açıkça sana ayan olmuştur.İmam aleyhisselam’dan çıkan emir ve nehiyler Allah’ın emri ve nehyidir.Çünkü o hazretin emirlerine sarılmak Allah’ın emirlerine sarılmaktır.Aynı şekilde o hazretin yasakladığı şeylerden kaçınmak da Allah’ın yasaklarından kaçınmaktır. İşte bu özetle Hz.Ali aleyhisselam’ın emîrliğinin manasıdır.

Yalnız buradaki “müminlerin” emirliği ile özel bir konum ifade edilmekte olup sözümü bununla bitireceğim;

Bir: Lügat açıklamasında da belirttiğimiz gibi emirlik velayet manasında olup burada müminler üzerindeki velayet kastedilmiştir.Müminler ister insanlardan, ister cinlerden isterse diğer varlıklardan olsun iman vasfı kimi kapsarsa Hz.Ali onun emiridir. “Emirülmüminin” ismi “Veliyyullah” ile birlikte anıldığında ise müminlere özel velayet ile birlikte genel velayet de ifade edilmektedir. Manalar iki kez tekrarlanmasın diye bazen de bu ikisi birlikte zikredilmektedir.

İki: Özellikle müminlerin emiri denilmesi müminleri üstün kılmaktan ve onlara şeref vermekten dolayıdır.Çünkü Hz.Ali aleyhisselam’ın emirliği onlara mahsustur.Bu anlamda birçok hadisler nakledilmiştir.O hazret için ahit, kâinatın bütün yüce ve alçak derecelerinde alınan bir ahittir.

 Üç; Belki de bu anlatacağım konu bu makam için daha uygundur ve ikinci şıkkı tamamlayacaktır.O da şu ki; Müminler Hz.Ali aleyhisselam’ın velayetinin nüfuzu için daha olgundurlar. Çünkü genel manada bütün varlıklar Hz.Ali aleyhisselam’ın batınî ve tekvîni velayetini kabul etmişlerdir ve o,alemin bütün zerrelerine hakimdir.Hz.Ali aleyhisselam’ın bâtıni ve tekvini veya yaratılış velayetine kâinatın bütün zerreleri boyun eğmiştir. Mümin olsun veya olmasın bütün varlıklar onun bâtıni velayeti altındadır. Çünkü Hz.Ali aleyhisselam’ın velayeti ilahi velayetin bir gölgesidir. Ama müminlerin diğerlerinden farkı şu ki; batıni velayetin yanında zâhirî velayeti de kabullenirler.Onu sevdiklerinden dolayı

(1)     Usul-ü Kâfi c1 sf 206,5.hadisi şeriften.

-234-

emirlerini yerine getirir ve ona boyun eğerler.İşte bu müminleri başkalarından ayıran iman demektir.Demek ki iman ehli onun zahiri ve bâtıni velayetine boyun eğenler demektir.Ama başkaları batıni velayetini kabul ettikleri gibi zahiri velayetini kabul etmezler.

Öyleyse müminler daha üstün ve kutsal velayet sahasında daha yüce mertebededirler.

Dört: İman ehli önce peygamberler ve vasilerdir.Onlar kelimenin tam anlamıyla müminlerin en üstünüdürler.Hakiki manada mümin de onlardır.O hazretin velayeti en üstün müminler için geçerli ise demek ki derecesi daha düşük olan müminler için velayetin nüfuzu daha evladır.Onun velayeti herkesi kapsar.Bu da onun üstünlüğüne delalet eder.

***                             ***                             *** 
                

DÖRT: VELAYET “VELİYYULLAH”

Velayet veya vilayet lügat kitaplarında özetle şu manalara gelmektedir:

a.       Muhabbet.

b.      Nusret (Yardım)

c.       Yakın,yakınlık.

d.      Emîrlik,hükûmet.

e.       Velilik,saltanat.

f.        Rabblik.

g.       Yüce mertebe.

Bütün bu manaların hepsi Hz.Ali aleyhisselam için sabittir.O Allah’ı çok sevdiğinden Allah da onu sevmiştir.O Allah’a yardım ettiği için Allah da nusret makamını O’na vermiştir.O Allah’a çok yakın olduğu için O’na yakınlık Allah’a yaklaşmaktır.Hâkeza emîrliği,saltanatı ve veliliği de Allah’ın O’na bahşettiği makamlardır.Tüm bunlara yüce makam sahibi olmak hatta rabb’lik makamı da eklenebilir.Yalnız bu rabb’lik makamı Allah’ın sıfatı olan rabb’lik manasında değildir.Bu konuda Hz.Ali aleyhisselam şöyle buyurmaktadır; “Bizi rabb edinmeyin de faziletlerimiz hakkında istediğinizi söyleyin...”(1) Aksine imamlar için kullanılan rabb’ın manası ; aşiretin rabbi,ailenin rabbi (reis) şehirin rabbi manasındadır. Bu konuda alimlerimizden S.Şerefüddin Necefi r.a. şu rivayeti

(1) Bihar ul Envar c 26 sf 2,1.hadisi şeriften.

-456-

nakleder; “İbni Salebi diyor ki; Ebu Zerr’e dediler ki;Vasiyet et.Dedi ki:Vasiyet ettim! Dediler ki ;Kime? Dedi ki;Emirülmüminin aleyhisselam’a ! Dediler ki; Osman’a mı?Dedi ki ; Hayır!Gerçek Emirülmüminin olan Ali bin Ebu Talib aleyhisselam’a!O bu yeryüzünün rabbidir.Bu ümmetin rabbidir.O’nu kaybederseniz yeryüzünü ve üzerinde olan herşeyi inkâr edersiniz.”(1)

“Nur us Saqeleyn” isimli tefsirin yazarı Şeyh Abdu Ali bin Cum’et ul Erûsi r.a. “Ve yeryüzü, rabbinin nuru ile aydınlandı.”(2) ayetinin tefsirinde şu rivayeti naklediyor; “Mufazzal bin Ömer diyor ki ;İmam Caferi Sâdık aleyhisselam “Ve yeryüzü rabbinin nuru ile aydınlandı.”ayeti hakkında buyurdu ki; Yeryüzünün rabbi,yani yeryüzünün imamıdır.

Dedim ki: Peki eğer O(3)zuhur ederse ne olacak?

Buyurdu ki; O zaman halk güneşin ve ayın ışığına ihtiyaç duymayacak ve imamın nuru ile yetinecekler ve o nurdan faydalanacaklar.”(4)

Aynı manayı Şeyh Müfid r.a.’in,Mufazzal bin Ömer’den naklettiği şu rivayette görüyoruz; “İmam Câferi Sâdık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum;

Bizim Kâim’imiz kıyam ettiği zaman yeryüzü rabbinin nuru ile aydınlanacak ve kullar güneşin ışığına ihtiyaç duymayacak ve karanlıklar yok olacak......”(5)

Sonra şunu da bilesin ki ey muhip!Bu velayetin dereceleri ve çeşitleri vardır. Teşrii (kanunun ilanı) velayeti çeşitli dereceleri ile ve tekvini (yaratılış ve doğada tasarruf) velayeti ve çeşitli dereceleri ile imamların hadislerinde gözler önündedir.Bütün bu faziletler ve velayetler Allah’ın lütfu ile Hz.Ali aleyhisselam’da sabittir. Hasaneyn’in babasının nuru hakkı için Allah eğer lütfederse Ehli Beyt muhiplerinin kalbini ferahlatmak için bu konuda biraz tafsilatlı olarak bir kitap

yazacağım. Burada teşrii velayetten ziyade onların külli

(1)     Te’vil ul Âyat iz Zahire fi Fezail-i İtret itTâhire c1sf 182,24.hadisi şerif.

(2)     Mübarek “Zümer” suresi 69.ayeti şerife.

(3)     “O” zamiri zamanımızın imamı aleyhisselam hakkındadır.

(4)     Nur us Seqaleyn c4 sf 503 ve 504,121.hadisi şerif.

(5)     El İrşâd sf 363.

-654-

 

velayetinin bir dalı olan tekvini velayetten biraz bahsedeceğim.Bakınız bu  konuda  büyük  fakihlerimizden   Mirza    Muhammed  Taki el    İsfahâni “Velayet ul Evliya” adlı eserinde ne buyurmaktadır; “Onların üçüncü velayetleri ise tekvini velayettir.Yani kainattaki Allah’tan gayrı bütün varlıkların o hazretlerin iradesi ve emri altında olmasıdır.Böylece bütün kâinat Allah’ın emriyle onların itaatında ve ihtiyarındadır.Hz.İmam-ı Zaman aleyhisselam’ın ziyaretinde de şu cümle geçer; “Hiç bir şey yoktur ki sebebi ve vesilesi siz olmayasınız.”(1)Çünkü o hazretler Allah azze ve celle’nin isimlerinin tecellisidir.Böylece onların fiilleri Allah’ın fiili ve onların sözleri de Allah’ın sözüdür.Velayetin bu çeşidi de sadece onlara mahsustur.Ve bu onların nurâni zatının  ve mukaddes varlıklarının bir gereğidir ve hiç kimse bu makama ulaşamaz...............”(2)

Şimdi de bu konuda zamanın en büyük ârifi ve eşsiz Ehli Beyt dostu Seyyid Ruhullah el Humeyni r.a. nin “İslam Fıkhında Devlet” adlı kitabına göz atalım.Buyuruyor ki: “...İmamlar aleyhimusselam’ın öyle övülmüş  bir makamı ve yüce derecesi ve tekvîni halifeliği vardır ki kâinatın bütün zerreleri o velayetin karşısında boyun eğmiştir.Mezhebimizin zaruri inancına göre imamlarımızın makamına  hiçbir mukarreb melek ve hiçbir peygamber ve resul  ulaşamaz.Rivayet ve hadislerimize göre yüce Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem ve imamlarımız bu alem yaratılmadan önce nurlar halinde Allah’ın arşında idiler. Onlara öyle yüce makam ve derece verdi ki Onu Allah’tan başka kimse bilemez.

Cebrâil de –miraç hadisinde olduğu gibi- dedi ki: Eğer biraz daha yaklaşırsam yanarım.

Yine o hazretler buyuruyorlar ki; Bizim Allah ile öyle hâllerimiz vardır ki ne bir mukarreb melek ne de mürsel bir peygamber bile ona ulaşamaz.Bu ve benzeri makamların tümü Hz. Fatıma aleyhesselam’ın da makamıdır...”(3)

Bu açıklamaların hiç birinde tuhaflık yoktur.İnsaflıca ve

(1)     Bihar ul Envar c 102 sf 93. “Nudbe ziyareti adıyla meşhurdur.”

(2)     Velayet ul Evliya sf 65 ve 66.

(3)     El Hükûmet ul İslamiyye, sf 63.

-765-

şâibesiz olarak şu hadisi kudsîye bakalım: “Kulum eğer bana itaat edersen seni kendim gibi karar kılacağım.Ben hayyım,ölmem.Seni de ölmeyen hayy olarak karar kılacağım.Ben muhtac olmayan ganiyim.Seni de muhtaç olmayan gani olarak karar kılacağım.Ben ne zaman istesem olur,seni de öyle karar kılıyorum ki ne zaman istersen,istediğin olsun.”(1)

Bu ve benzeri öğretiler masumi rivayetlerde fazlasıyla mevcuttur.Meltem rüzgarından daha yumuşak nefesi ile “Misbah ul Hidaye” adlı ölümsüz eserinde zamanın arifi İmam el Humeyni r.a. muazzam alevi velayetin sırlarından birin şöyle açıklıyor; “...Açıkladığımız ve öğretiğimiz  şekilde muvahhidlerin mevlası ve ariflerin rehberi ,müminlerin emîri Hz.Ali’nin -Allah’ın selamı O’na ve evlatlarına olsun- şu sözünün manasını anlamış olmalısın; “Bütün peygamberlerle birlikteydim bâtınen, Resulullah ile birlikteydim zâhiren.” Hz.Ali aleyhisselam kayıtsız ve kullî velayetin sahibidir. Velayet hilâfetin bâtınıdır.Mutlak velayet ise zâhiri hilafetin bâtını ve içyüzüdür.Hz.Ali aleyhisselam kulli velayet makamı sayesinde bütün nefisler üzerine hakimdir.Bütün herşey ile birliktedir.Öyle bir birliktelik ki varlık onunla ayakta durmaktadır ve bu birliktelik ilahi birlikteliğin bir gölgesidir.İlahi ve hakk birlikteliktir.Ancak bu velayet peygamberlerde daha etkili olduğu için özellikle onların adını getirmiştir.”(2)

 Merhum Şeyhimiz Muhammed Hüseyn el İsfahâni r.a. bunun gibi manaları ne güzel söylemiş;

Eğer perdelerin yırtılsa görülmez

Senden gayrı bir mihver ne de merkez.

Bu devranın rabbine andolsun ki

Üstünsün,hiçbir şey sana benzemez.(1)

Vasilerin efendisi aleyhisselama yazdığı kasidede ise şöyle der:

Gaybın ve hazırın merkezidir O,

Varlık aleminin kutbudur O,

Kamil akıl ve nefislerin babası,

Benzeri olmayan mesel-i â’lâdır O.

(1)     Meşariq ul Envar sf 69.

(2)     Misbah ul Hidâye ilel Hilafeti vel Velaye sf 142.

-654-

 Şüphesiz Tevhidin Kabesidir O,

Muvahhid bütün ariflerin kıblesidir O,

O’nun mukaddes rûhu içindir,

Tekvin ve teşri velayet sahibidir O.

Menzilet hadisi yetmez mi O’na,

O makam dahi asla ulaşmaz O’na.(1)

Şimdi Hz.Ali sevgisi ile dolu olan pak kalbinin kulaklarını yine bu asrın büyük ârifi ve bu diyarın Ehli Beyt aşığı Seyyid Ruhullah el Humeyni r.a.’nin Muhammedi ve Alevi velayet hakkında buyurduğu şu sözlere yönlendir; “Muhammedi ve Alevi velayet ,ilahi gökyüzü ile bu yeryüzü arasındaki sağlam ipdir.Bu velayet ,vahidiyyet göğünden uzanmış ve -bu velayet ile ilahi velayetin ufuku aynı olup-gök ile yeri birbirine bağlayan çözülmez bir bağ oluşmuştur . Allah;Muhammedi ve Alevi velayet ile açar ve onunla  mühürü  vurur. İşte bu  hakikat-ı Muhammediyye ve Aleviyye’dir.

-Allah’ın selamı o ikisine olsun- Ve bu ,Allah’ın bütün varlıkların özündeki halifesidir ve kayıtsız vahidiyyet makamıdır,karanlık yeryüzünü nurlandıran ilahi nurun uzantısıdır ve Allah’ın mukaddes feyzini ve bereketini varlıklara ulaştırandır, akıp giden hayat suyudur; “Ve biz her şeye sudan hayat verdik.”(3)Doğa aleminin ve necis olan hiçbir karanlığın ve zulmetin kirletemediği tahur ve pak sudur, göklerin ve yerin nurudur ; “Allah göklerin ve yerin nurudur.”(4)

Bu velayetin ilahiyyet makamı vardır: “Ve O gökte de ilahtır yerde de ilahtır.”(5) Allah’ın yarattığı ilk akıldır.Gök ile göktür ,yer ile yerdir.Herşeyin üzerindeki mutlak hâkimdir; “Bütün canlıların alnından tutan hep O’dur.”(6) Rahmâni nefes de O’dur; “O’na kendi ruhumdan

(1)     El Envar ul Kudsiyye sf 48. “Hz.İmam Hüseyin aleyhisselam hakkındaki kasideden.”

(2)     El Envar ul Kudsiyye sf 48. “Hz.İmam Ali  aleyhisselam hakkındaki kasideden.”

(3)     Mübarek “Enbiya “suresi 30.ayeti şerife.

(4)     Mübarek “Nur” suresi 35. ayeti şerife.

(5)     Mübarek “Zuhruf” suresi 84. ayeti şerife.

(6)     Mübarek “Hud” suresi 56. ayeti şerife.

-175-

 

üfledim.”(1)Açık bereket ve feyz,kayıtsız varlık,miraçtaki iki yay makamı ve daha yakın makam,yüce ufuk,akıp giden tecelli,parlayıp yayılan nur,dizilmiş yazı, mezkur kelam,satır haline gelmiş kitap,varlığa hitap edilen “Kun” (Ol) kelimesi ve Allah’ın baki vechi hep O’dur: “Herşey fani olacak ve sadece rabbinin celal ve ikram sahibi vechi bâki kalacaktır.”(2) Bunun gibi birçok işaret ve lakaplar hep Muhammedi ve Alevi velayette vardır. “Kelimelerimiz farklı senin güzelliğin ise tektir...”(3)

İyice tefekkür et ve bu yüce makalelerin hakkında iyi düşün.Bu nurani ve yüce cümlelerin yanında benim de birşeyler söylememi bekleme! Toprak kim,parlayan güneş kim değil mi?

Yalnız sözün sonu olarak bir konuyu hatırlatayım.Çünkü her sözü bir yerde bitirmek gerek.Bütün bu makamlar ve velayetler mukaddes Alevi nurun ilahi nurda eriyip bütünleşmesinden kaynaklanmıştır.İbadette,huzûda,kahır ve galebede Allah eri olmuştur. Bu konuda Hz.Ali aleyhisselam’dan şöyle rivayet ederler; Bir bedevi ,Hz.Ali aleyhisselam’ın yanına gelerek şöyle sordu:Bu yüce makamlara nasıl ulaştın?Buyurdu ki: Oturdum kalbimin kapısına!Allah’tan başkasının içeri girmesine izin vermedim.”(4)

Ali vasidir,Ali takidir,  Ali paktır,razîdir,imândır,

 

Ali gemidir,Ali emindir, İlim dolu yiğit ve kahramandır.

 

Ali ayırandır, Ali kelîmdir, Ali alimdir,hidayettir,hedeftir.

 

Ali vezirdir Ali sefirdir, Ali müminler için bir emîrdir

 

Ali kurtuluştur,felahtır, Ali parladığı zaman sabahtır.

 

Ali cemaldir,Ali kemaldir, Ali doğduğu zaman bir hilaldir.(5)

***                             ***                             ***     

(1)     Mübarek “Hicr” suresi 29, ve  mübarek “Sâd” suresi 72. ayeti şerifeler.

(2)     Mübarek “Rahman” suresi 26 ve 27. ayeti şerifeler.

(3)     Seher duasının şerhi sf 110 ve 111.

(4)     Resâil ul İ’tiqadiyye” (Muhakkık Hâcevi) r.a. c2 sf 107.

(5)   Menakıb-ı Mazenderâni r.a. c3 sf 294.

-176-
 

İKİNCİ MAKAM

*ALİYYEN VELİYYULLAH’IN* *GENEL MANASI*

 Az önce Eşhedu enne Aliyyen Emirülmüminine Veliyyullah’ın kelimelerinin manası ile ilgili birinci makam bitti.İşte bu üçüncü şehadetin genel ve kısa bir manasını Allah’ın izniyle bu makamda açıklamaya çalışacağım.Bu bölümde konumuz büyük arif İmam el Humeyni -Allah onun ruhuni kudsi karar kılsın- mübarek sözünün özellikle şu bölümünün tefsiridir: “...Aynı şekilde Aliyyen Veliyyullah ,Lailahe illallah ve Muhammeden Resulullah cümlelerini de içerir....”(1)

Önce iki önsöz:

 

BİRİNCİ ÖNSÖZ

ALİYYEN VELİYYULLAH’IN *TEVHİDİN MANASINI İÇERMESİ*

 

Bu konuyla ilgili olarak aklı selim sahiplerine masumların işaretlerinden birkaç tanesini nakledeceğim;

Bir: “Murtaza şiilerine Mustafa’nın müjdeleri”-Allah’ın selamı o ikisine olsun- adlı kitapta imamımız Musa el Kâzım aleyhisselam babasından , o da babasından o da Cabir bin Abdullah’dan rivayet ederler ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu: “Lailahe illallah sözünün ümmetime getireceği bereketi Ali sevgisinden de ümid ediyorum.”(2)

İyi bak ey aziz! Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem dünya hayatında ümmeti için olgunluk ve ilerleme,ahiret hayatı için de kurtuluş ve felah ümid ediyor ve bunun vasilerin efendisi aleyhisselam  sevgisi ve O’nun asla çözülmeyen sağlam ipi ile gerçekleşeceğini buyuruyor.Aynen ümmetinin hakk tevhid inancına inanmasında olduğu gibi.Bu inancın şiarı ise bildiğimiz gibi “Lailahe illallah”dır.

Bütün şaibe ve eksikliklerden münezzeh ve masum olan

(1)     Namazın Manevi Âdabı sf 265.

(2)     Beşaret ul Mustafa liŞietil Murtezâ sf 145, Bihar ul Envar c39 sf 249,11.hadisi şeriften

-177-

Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem eğer Aliyyen Veliyyullah’tan tıpkı Lailahe illallah’tan beklediğini bekliyorsa bu, iki cümlenin birbirini içermesinden kaynaklanmaktadır. Tevhide şehadet etmek,velayete şehadet etmeyi içerir. Velayete şehadet etmek de tevhide şehadet etmeyi içerir.Ümid ettiği şeyi iki taraftan da eşit olarak bekliyorsa,demek ki hakiki manada ve gerçekte ikisi de aynı şeydir.Masumlar aleyhimusselam’ın rivayetlerine dikkatle bakıp bu diyarda gezenler iyi bilirler ki; İman hakiki anlamda ve tam olarak Tevhid,nübüvvet ve imamet üzerine kurulmuştur.Bu yüzden tevhidin şartı velayettir,velayetin şartı da tevhiddir.Bu bir kısır döngü değildir.Hakikatı gizlemek asla mümkün değildir ki,-tıptı güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi- Ehli Beyt’in Kur’an tefsirlerinde veya çeşitli ilahi maarifi açıkladıklarında şunu öğreniyoruz; Hakiki muvahhid ve tevhid ehli, Hz.Ali aleyhisselam’ın velayetini hakiki manada kabul edenlerdir.Hz.Ali aleyhisselam’ın hakiki velayet ehli de hakiki tevhid ehlidirler.Bu iki hakikat asla birbirinden ayrılmazlar:Tevhid ve velayet.Muvahhidin tevhidi,velayet olmadıkça asla muvahhid olamaz.Aynı şekilde velayet ehli de tevhid ehli olmadıkça velayet ehli olamaz.İşte şimdi ikinci işarette bu anlam sana daha açık bir şekilde anlatılacaktır ey aziz!

İki: “Ebu Halid diyor ki;İmam Caferi Sâdık aleyhisselam babasından nakleder ki şöyle buyurdu;Kıyamet günü geldiği zaman Allah,baştan sona bütün insanları bir sırada toplayacak ve Hz.Ali aleyhisselam’ın velayetine ikrar edenler dışında herkesten Lailahe illallah sözünü çıkarıp atacaktır. Bu da Allah’ın şu ayetinde geçer: “Ruh ve melekler sıra halinde dizilip kıyam edecek ve o gün Rahman’ın izin verdiği doğru konuşanlar dışında hiçbirisi konuşamayacaktır.(1)” (2)Lailahe illallah sözünün çıkarılması uhrevi bir ceza değildir.Bu ve diğer rivayetlerden anlaşılan o ki bu iş hesap gününden önce gerçekleşmiştir.Kıyamet gününde insanlar dünyadaki hakikatleri üzerine haşrolunmaktadır.Dünyadaki iddialar yüzeysel ve gerçek dışı

(1)                Mübarek “Nebe’”suresi 38.ayeti şerife.

(2)                El Burhan tefsiri c4 sf 422,4.hadisi şerif.

-323-

ve hakikatı olmayan yalan iddialardır.Bu söz gerçekte dünya hayatında da onlar için geçerli değildir.Onlar ne zaman dünyevi hayatta tevhid ehli oldular ki velayete ikrar etmemiş olsunlar.Dünya hayatında dahi hakiki anlamda tevhide asla inanmamışlardır.

Onların en fazla sahip oldukları şey dille gerçekleştirilen kuru sözden ibarettir.Onlardan çıkarılıp atılan da bu kuru sözleridir ,tevhidin hakikatı değil.Çünkü onlür tevhidin bu kutsal ipine asla sarılmamıştır.Farz olan şu ki insanlar Allah’a sımsıkı sarılmak zorundadır başkasına değil.Allah’a sarılmak ise ancak O’nun ipine sarılmak ile gerçekleşir; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.”(1)Allah’ın ipi ise Hz.Ali aleyhisselam’dan başkası değildir.Bu konuda bütün müslümanların naklettikleri rivayetler ittifak içindedir.

Ehli Sünnet’in büyük alimlerinden Hakim el Hasekâni “Şevahid ut Tenzil” adlı kitabında İmamımız Muhammed Bâkır aleyhisselam’dan şöyle rivayet eder: “ “Ruh ve melekler sıra halinde dizilip kıyam edecek ve o gün Rahman’ın izin verdiği doğru konuşanlar dışında hiçbirisi konuşamayacaktır.” ayeti hakkında Ebu Câfer dedi ki; Kıyamet günü geldiği zaman Hz.Ali aleyhisselam’ın velayetine ikrar edenler dışında herkesin kalbinden Lailahe illallah sözünü çıkarıp alacaktır.İşte bu Allah’ın şu buyruğudur: “Rahman’ın izin verdiği dışında...” Yani Ali aleyhisselam’ın velayet ehli.İşte sadece onlara Lailahe illallah için izin verilmiştir.”(2)

Yine aynı Şevahid kitabının aynı sayfasında şöyle rivayet eder; Ebu Hamza el Somâli dedi ki:Muhammed bin Ali’nin yanına giderek şöyle arzettim; Bana faydalı olacak bir hadis buyurur musunuz?

Buyurdu ki: Ey Ebu Hamza!Çekinenler dışında herkes cennete girecektir.

Dedim ki:Cennete girmeye çekinenler olur mu hiç?Buyurdu ki:Evet!Lailahe illallah ve Muhammedün Resulullah demeyenler.

Dedim ki: Eğer öyleyse ben neden Kaderiler ,Emeviler ve

(1)                Mübarek “Âl-i İmran” suresi 103. ayeti şerife.

(2)                 Şevahid ut Tenzil c2 sf 321.

-564-

diğer mezheplerden olanları “Lailahe illallah ve Muhammedün Resulullah” demelerine rağmen reddettim.?Buyurdu ki: Öyle değil,öyle değil.Kıyamet günü geldiğinde Allah onlardan bu sözü çıkaracaktır.Kıyamet günü Lailahe illallah’ı sadece biz ve şiilerimiz söyleyecek.Geri kalanlar bundan uzaktır.Allah’ın şu buyruğunu duymadın mı; “Ruh ve melekler sıra halinde dizilip kıyam edecek ve o gün Rahman’ın izin verdiği doğru konuşanlar dışında hiçbirisi konuşamayacaktır.” Yani Lailahe illallah ve Muhammedün Resulullah diyenler dışında.”(1)

Rivayetin sonuna iyice dikkat et ey muhip! “Yani Lailahe illallah ve Muhammedün Resulullah diyenler dışında.” Dikkat edersen imam aleyhisselam Ümeyye oğullarını ,Kaderileri,Murcie’yi v.s... gibi Ehli Beyt’e muhalif olanları Lailahe illallah,Muhammeden Resulullah diyenlerden saymıyor.Halbuki onlar da dilleriyle minberlerde ve minarelerde, mescidlerinde ve evlerinde bu iki cümleyi söylüyorlar.Ama kıyamet gününde kalplere ve tevhidin hakikatına bakılacaktır.Dillerdeki kuru laklakaya değil.

Bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum.Çünkü Ehli Beyt aleyhimusselam hazretlerinin rivayetlerinde bu konu apaçık ortadadır.Bu önsözü son olarak üçüncü bir maddede bitiriyorum.

Üç: Şeyh Saduk,Tevhid kitabında İshak bin Rahveyh’den rivayet eder ki ;

“İmam Rıza aleyhisselam Nişabur’a geldiğinde Me’mun’a doğru gitmek isterken hadis ehli toplanarak dediler ki;Ey Resulullah’ın oğlu!Giderken bizim faydalanabileceğimiz bir hadis buyurmaz mısın?Devenin üstündeki hevdeçte oturan imam  başını çıkararak buyurdu ki:Babam Musa bin Cafer’den duydum.O babası Cafer bin Muhammed’den,O babası Muhammed bin Ali’den,O babası Ali bin Hüseyn’den,O babası Hüseyin bin Ali’den,O babası Emirülmüminin Ali bin Ebu Talib’den,O Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’den,O Cebrail’den duydu ki Allah azze ve celle şöyle buyurdu: Lailahe illallah benim kalemdir,her kim benim kaleme girerse kurtulur.

(1)     A.g.e.

-654-

Kafile biraz ilerledikten sonra başını hevdeçten çıkararak bize şöyle nida etti: Şartları vardır ve ben onun şartlarındanım.”(1)

Silsilet uz Zehebiyye adıyla meşhur bu altın silsile hadisi şerifine iyice bakar mısın! İmam Rıza aleyhisselam’ın bu mübarek hadisinin sonuna iyice dikkat et; “Şartları vardır ve ben onun şartlarındanım.”

Şeyh Meclisî bu manada başka bir hadis rivayet etmektedir:

“Adamın biri İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’ın yanına gelerek Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’den rivayet edilen şu hadisi sordu: “Her kim Lailahe illallah derse cennete girecek.” İmam buyurdu ki: Hadis doğrudur.Adam arkasını dönerek gitti.Adam dışarı çıktıktan sonra geri dönmesini emretti.Tekrar geldiğinde imam buyurdu ki:Lailahe illallah’ın şartları vardır.Bilesin ki onun şartlarından birisi de benim.”(2)

Masum imamlarımız Lailahe illallah’ın kabul şartını özetle ihlas olarak nitelendirmişlerdir.Örneğin şu rivayete bir göz atalım : 

Şeyh Saduk şöyle rivayet eder: “...Câbir der ki ; İmam Caferi Sâdık aleyhisselam buyurdu ki;Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu;Sefâ ile Merve arasında Cebrail yanıma gelerek dedi ki:Ya Muhammed!Ümmetinin içinde ihlasla Lailahe illallah diyenlere ne mutlu!”(3)

Yine İmamımız Rıza aleyhisselam babalarından ,onlar da Hz.Ali aleyhisselam’dan rivayet ederler ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem şöyle buyurdu: “Lailahe illallah kelimesi Allah katında çok azametli ve kerametli bir sözdür.Her kim ihlasla söylerse cenneti hakeder....”(4)

Bu konudaki en açık ifade ikinci bir silsile hadisinde mevcuttur: “Ben Allah’ım!Benden başka ilah yoktur.Bana ibadet edin.Her kim Lailahe illallah sözünü ihlasla söylerse kaleme girer.Kim  kaleme girerse azabımdan kurtulur.’’(5)

(1)     Et Tevhid c3 sf 13,28.hadisi şerif.

(2)     Bihar ul Envar c3 sf 13,28.hadisi şerif.

(3)     Et Tevhid sf 21,11.hadisi şerif.

(4)     Et Tevhid sf 23,18.hadisi şeriften.

(5)     Et Tevhid sf 25,22.hadisi şerif.

-654-

Yine Şeyh Tusi’nin naklettiği bir başka rivayette İmamımız Rıza aleyhisselam’a şöyle sordular: “Ey Resulullah’ın oğlu! Allah’a ihlasla şehadet getirmek nedir?Buyurdu ki: Allah’a ve resulüne itaat etmek ve Ehli Beyt aleyhimusselam’ın velayeti.”(1)

Bu rivayeti onaylayan bir başka hadisi Meclisi r.a.,Şeyh Tûsi r.a.’in Emâli adlı kitabından nakleder: “İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’ın hizmetçisi Mut’ib, o hazretten,o da babalarından rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’e bir bedevi gelerek şöyle sordu: Ey Resulullah! Cennetin bir bedeli var mıdır? Buyurdu ki:Evet!Nedir diye sorduğunda ise buyurdu ki: Lailahe illallah sözünü kulun ihlasla söylemesidir.Dedi ki:İhlasla nasıl denir? Buyurdu ki: Lailahe illallah üzerine gönderildiğim haklara amel etmek ve Ehli Beyt’imin sevgisidir.Dedi ki: Anam ve babam sana feda olsun!Ehli Beyt’i sevmek Lailahe illallah’ın bir parçası ve hakkı mıdır?Buyurdu ki: Onları sevmek Lailahe illallah’ın yerine getirilmesi gereken en büyük hakkıdır.”(2)

İşte şimdi İmam Rıza aleyhisselam’ın  “Ben onun şartlarındanım” sözünün manası anlaşıldı.

Hatta İmam Rıza aleyhisselam babalarından onlar Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’den, “O Cebrail’den,O Mikail’den,O İsrafil’den,O Levh’den,O da Kalem’den rivayet ederler ki Allah azze ve celle şöyle buyurdu:Ali bin Ebu Tâlib’in velayeti benim kalemdir.Her kim benim kaleme girerse azabımdan kurtulur.”(3)

İşte şimdi Lailahe illallah ile Ali’nin velayeti –ki her ikisi de Allah’ın azabından korunmak için bir sağlam kaledir.- arasındaki manevi uyum anlaşılmış oldu.

Her ikisi de Allah’ın kalesi,her ikisi de içine sığınanlar için Allah’ın azabından korunma vesilesidir.Yani hakikaten boyun eğenler için.Sıdk-ı dilden gelen Tevhid ve velayetin yüce neticesi  ve etkisi aynıdır yani azaptan kurtulmadır,Bütün bu sözlerden sonra Eban bin Tağlib’in şu rivayeti hiç de tuhaf

(1)     Bihar ul Envar c3 sf 15,39.hadisi şeriften.

(2)     Bihar ul Envar c3 sf 13,30.hadisi şerif.

(3)     Uyûn-u Ahbar ir Riza aleyhisselam c2 sf 135,38.bab.

-432-

değildir: “İmam Caferi Sâdık aleyhisselam buyurdu ki: Ey Ebân! Kûfe şehrine gittiğinde şu hadisi herkese söyle;Her kim ihlasla şehadet getirirse cennet ona vacip olur.

Dedim ki: Her türlü fırkadan insanlar yanıma geliyorlar.Hepsine bu hadisi söyleyeyim mi?

Buyurdu ki: Evet ey Eban!Kıyamet günü geldiği zaman Allah baştan sona bütün insanları biraraya toplayacak ve velayeti kabul edenler dışında herkesten Lailahe illallah sözünü çıkarıp atacaktır.”(1)

Yine Ebân r.a. İmam Caferi Sâdık aleyhisselam’dan şöyle rivayet eder: “Kıyamet günü bir münâdi şöyle nida edecek: Her kim Lailahe illallah’a şehadet ederse cennete girsin.

Dedim ki: Lailahe illallah’a şehadet getirmekle cennete gireceklerse öyleyse bu halk ne üzerine tartışıp birbirine hasım oluyor?

Buyurdu ki: Kıyamet günü geldiğinde Lailahe illallah’ı unutacaklar.”(2)

Onların bu unutmalarının nedeni tevhidlerinin dildeki gevelemekten başka birşey olmamasından ileri gelir.Onlar tevhidin özünden ve değerli meyvesinden değil sadece kabuğundan yararlanırlar.Onların bu durumu tıpkı şu Hüseyni ziyarettekiler gibidir: “...Dünya onu kandırmış ve alçak birşeyler almış ve ahiretini eksik bir fiyata satmış ve heva ve hevesine bulaşmış ve seni ve senin peygamberini gazaplandırmış, zalim ve münafık kullarına itaat etmiş ve ateşi haketmiştir.....”(3)

 FAİDE:

“Ali bin Ebu Talib’in velayeti benim kalemdir” hadisinin kaynakları:

Bu hadis bir çok kaynak kitabımızda mevcuttur:

1.Uyun ul Ahbâr Riza aleyhisselam “Şeyh Saduk r.a.”

2  Maanil Ahbâr.

3.Mecalis-i Saduk.

4.Câmi ul Ahbâr.

5.Bihar ul Envar.

(1)     Bihar ul Envar c3 sf 12,25.hadisi şerif. “Mehâsin-i Berqi”den.

(2)     Bihar ul Envar c3 sf 12,26.hadisi şerif.

(3)     Mefatih ul Cinan sf 468. Hz.Hüseyin’in Erbain ziyaretinden.

-181-

6.Sefinet ul Bihar.

7.Avâlim ul Ulûm.

8.Müsned ul İmam ir Riza aleyhisselam.

Bunun gibi birçok kaynağımızda mevcuttur.Ehli Sünnet kaynaklarında ise ;

1.            Şevâhid ut Tenzil “Hâkim el Hasekâni”

2.            Tetimmet il Es’ile “Fazlullah bin Ebul Hayr” (İhqaq ul Hakk) c7 sf 123.

 

 

***                             ***                             ***                            

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-182-

ALİYYEN VELİYYULLAH VE *NÜBÜVVETİN MANASINI İÇERMESİ*

     Bu konuda mübarek Mübahale ayetinden daha açık ve keskin bir delil ve hüccet bulamıyorum:

“...De ki gelin çağıralım evlatlarımızı ve evlatlarınızı,kadınlarımızı ve kadınlarınızı,nefislerimizi ve nefislerinizi...”(1)

Bunun için hadisçiler Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’den şöyle rivayet ederler: “O hazretin yanında ashaptan bazıları hakkında soru sordular.Birisi ;Peki ya Ali? deyince buyurdu ki: Siz bana halkı sormuştunuz, kendi nefsimi değil.”(2)

Bütün şii ve sünni kaynakları şu hadisi rivayet eder ; “Ali bendendir,ben de Ali’denim”(3)Ve yine Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem Hz.Ali aleyhisselam’a şöyle hitap ediyor; “Sen benim için tıpkı bedenimdeki ruhum gibisin.”(4) Bu gibi manaları içeren hadislerin sayısı gerçekten çok fazladır.

Bunun nedeni de Hz.Ali aleyhisselam tıpkı Hafız Recep el Bursi r.a.’in “Meşarik ul Envar” kitabında velayetin,nübüvvet ile mühürlenmesi konusunda şöyle açıklanmıştır:

“...Çünkü Hz.Emirülmüminin aleyhisselam O’nun bayrağını her yerde taşımış ve büyük fedakarlıklar yapmıştır.Canını O’nun uğrunda feda etmiş ve O’nun cesedindeki ruhu olmuştur, “sen benim iki kaburgamın arasındaki ruhumsun” ve O’nun ilminin emanet edildiği şahıs olmuştur, “Cebrail’in benim kalbime ilettiği her harfi,Ali’nin kalbine iletmem emrolundu.” Ve O’nun yardımcısıydı ve keskin kılıcıydı ve galip arslanıydı, “Bana Hicaz’ın kahramanını çağırın.” “Benim yüzümdeki üzüntüleri gideren nerede” Hz.Ali şüphe dahi etsen O’nun damadı ve kardeşidir, “Senin bana olan menziletin Harun’un Musa’ya olan nispeti gibidir.” Mirasının ve soyunun sahibidir “Sen bendensin,ben de sendenim,senin etin benim etim,senin kanın benim

(1)     Mübarek “Âl-i İmran” suresi 61.ayeti şerife.

(2)     (3) Bihar ul Envar c 38 sf 296.

(4)

-343-