Glitter Photos

EHLİBEYT ALİMLERİNİ TANIYALIM


ŞEYH MUFİD

  • ALLAME MECLİSÎ

  • SIKAT'UL-İSLAM KULEYNÎ

  • HASAN BİN ŞÛBE HARRANÎ

  • KUTBUDDİN RAVENDÎ

  • ALLAME HİLLÎ

  • MUHAMMED BİN MESUD AYYAŞÎ

  • ALİ BİN YÛSUF BİN MUTAHHAR HİLLÎ

  • ALİ BİN CÂFER (A.S)

  • ALİ BİN İBRAHİM KUMMÎ

  • AHMED BİN ALİ NECAŞÎ

  • SEYİT AHMED BİN TÂVÛS

  • SEYİT KADI NURULLAH ŞUŞTERÎ

  • ŞEHİD-İ SANÎ

  • ŞEYH BAHAÎ

  • ŞEYH HÜRR-İ ÂMULÎ

  • HÜSEYİN B. SAİD AHVAZÎ

  • ŞEYH TÛSÎ

  • MERHUM ALLAME TABATABAÎ

  • AHMED B. EBU ABDULLAH BERKÎ

  • EMİN'UL İSLAM TABERSÎ

  • İBN-İ ŞEHRÂŞUB MAZENDERANÎ





    YUKARI




    ŞEYH MUFİD (r.a) KİMDİR?


    Doğumu

    Şeyh Mufid, Muhammed bin Muhammed bin Nûman, 336 h.k. yılında Bağdat havalisinde doğdu.

    İlmî Şahsiyeti

    Şeyh Mufid, Şia dünyasındaki en parlak yıldızlardandır. O hem mütekellim, hem de fakihtir. İbn-i Nedim, el-Fihrist'in 5. makalesinin 2. feninde, Şia mütekellimleri hakkında bahsederken Şeyh Mufid için "İbn-i Muallim" diye hitap etmiş ve onu çok övmüştür. Fıkıh alanındaki en meşhur kitabı el-Muknia'dır.

    Şeyh'in dâmadı Ebu Yâlâ Câferî, şöyle der: "Şeyh Mufid geceleri çok az uyurdu. Gecenin geri kalan kısmını namaz, mütalaa, ders veya Kuran okumakla geçirirdi."

    Şeyh Mufid, ilk tahsilatına kendi ailesinin yanında başladı. Şeyhin ailesi en temiz, en üstün ve Şialıkta en asil aile idi. Şeyhin ailesi Ehl-i Beyt âşıklarından olan bir aileydi.

    Şeyh, ilk tahsilatını tamamladıktan sonra Bağdat'a gitti. Orada büyük üstatların huzurlarından feyizler aldıktan sonra kendisi Kelam, Fıkıh ve Usul alanlarında önde gelen şahsiyetlerden oldu. Şeyh Mufid, Şia ve Sünnî büyükleri nezdinde çok büyük bir makam ve menzile sahiptir.

    Büyüklerin Şeyh Mufid hakkındaki sözleri

    1- Necaşi: Şeyhin ünlü ve güvendiği talebesidir. Onun hakkında şöyle der: "Muhammed bin Muhammed bin Nûman bin Abdusselam bin Cabir bin Nûman bin Said bin Cubeyr, bizim şeyhimiz ve üstadımızdır. Onun fıkıh, hadis ve sika hakkındaki fazlı bizim söyleyebileceğimiz şeylerden daha meşhur ve daha büyüktür. Onun çeşitli dallarda eserleri vardır."

    2- Şeyh Tûsî: Şeyh Mufid'in ünlü ve en başarılı öğrencisidir. el-Fihrist kitabında üstadı hakkında şöyle diyor: "İbn-i Muallim diye meşhur olan Muhammed bin Muhammed bin Nûman, İmamiye Mektebi'nin mütekellimlerindendir. Kendi zamanında mezhebin reisi ve mercii idi. Fıkıh ve Kelam'da herkesten önde idi. Güzel hafızası, dakik zihni vardı. Sorulara cevap vermede çok atikti. Onun, küçük-büyük iki yüzden fazla eseri vardır."

    3- İbn-i Hacer Askalanî: Askalanî de onun hakkında şöyle diyor: "O çok abit, zahit ve huşû ehli idi. Sürekli ilim öğrenir ve öğretirdi. Ulemanın çoğu ondan faydalanırdı. Onun tüm Şiaların üzerinde hakkı vardır. Babası Vasıt'ta yaşıyordu, öğretmenlik yapıyordu. Ukberî'de şehit düştü. Azud'ud-Devle'nin onun mülakat ettiği ve hastalandığında ziyaretine gittiği söylenmektedir."

    4- İmad Hanbelî: Bu Ehl-i Sünnet alimi de onun hakkında şöyle diyor: "O, İmamiye'nin büyüklerindendi. Fıkıh ve Kelam'da reis idi. O, her mektebin bilginleriyle mübahase ve münazara ederdi. Âl-i Bûye Devleti'nde çok önemli bir konuma sahipti. Çok sadaka verir, çok namaz kılar, oruç tutar, güzel elbiseler giyinirdi. Azud'ud-Devle onu ziyaret ederdi. Yaklaşık 76 yıl yaşadı, 200'den fazla ilmî eserler verdi. Cenaze töreni çok meşhurdur. Ramazan Ayı'nda vefat etti; 80 binden fazla Şia onun cenaze törenine katıldı."

    Üstatları

    1- İbn-i Kevleveyh-i Kummî

    2- Şeyh Saduk

    3- İbn-i Velid Kummî

    4- Ebu Galip Zirarî

    5- İbn-i Cüneyt İskafî

    6- Ebu Ali Sûlî Basrî

    7- Ebu Abdullah Safvanî

    Öğrencileri

    1- Seyit Murtaza Alem'ul-Hüdâ

    2- Seyit Razî

    3- Necaşî

    4- Şeyh Tûsî

    5- Ebul Fetih Keracikî

    6- Ebu Yâlâ Câfer bin Sâlar

    Eserleri

    Seçkin öğrencisi Şeyh Tûsi'nin naklettiğine göre 200'den fazla kitabı vardır. Başlıca eserleri şunlardır:

    1- el-Muknia

    2- el-Faraiz'uş-Şer'iyye

    3- Ahkam'un-Nisa

    4- el-Kelam fi Delail'il-Kurân

    5- Vucuh-u Îcaz'il-Kurân 6- en-Nusret fi Fazl'il-Kurân

    7- Evail'ul-Makalât

    8- Nakz-u Fazilet'il-Mûteziliye

    9- el-İfsah

    10- el-İzah

    Vefatı

    Şeyh Mufid, 413 h.k. yılında Bağdat'ta 75 yıl hizmet ve çabadan sonra vefat etti. Gerek halk, gerekse ulema tarafından saygıyla anıldı. Şeyh Tûsî, kendisinin de hazır bulunduğu cenaze törenini şöyle anlatıyor: Onun vefatında dost ve düşmanın çokluğu, namaz kılmak ve ağlamak için, benzerine rastlanılmamış bir şeydir. Seksen bin Şia onu teşyî etti. Seyit Murtaza Alem'ul-Hüdâ onun cenaze namazını kıldırdı. Şeyh Mufid, İmam Cevad (a.s)'ın Harem-i Şerif'inde, o hazretin ayak uçlarında daha önce toprağa verilmiş olan üstadı İbn-i Kevliveyh'in yanı başında toprağa verildi.



    ALLAME MECLİSÎ

    Doğumu

    Muhammed Bâkır bin Muhammed Takî bin Maksut Ali Meclisî, Allame Meclisi ve İkinci Meclisî diye meşhurdur. 1307 h.k. yılında İsfahan'da doğdu.

    Ailesi

    Son asırlarda Şianın iftihar ettiği bir ailedir. Bu ailede yüze yakın büyük alim yetişmiştir.

    1- Allame'nin büyük babası; hafız, alim Ebu Naim İsfahanî, Tarih-i İsfahan ve Hilyet'ul-Evliya kitaplarının yazarıdır.

    2- Allame'nin babası; Mevla Muhammed Takî Meclisî, Birinci Meclisî diye meşhurdur (1003-1070 h.k.). Manevî keramet ve mucizelerî vardır. O muhaddis ve büyük bir fakihtir. Çeşitli kitaplar telif etmiştir. Muhammed Takî Meclisî, Şeyh Bahaî ve Mir Dâmad'ın talebesidir. Çeşitli ilimlerde uzman ve zamanının taklit mercii idi. Taklit mercii olmasına rağmen Cuma Namazı da kıldırıyordu. İsfahan'ın Cuma İmamı da o idi. Eğittiği kişilerden oğlu Allame Meclisî (en çok babasından istifade etmiştir), Ağa Hüseyin Hansarî ve Molla Salih Mazenderanî'dir.

    3- Allame'nin Molla Azizullah ve Molla Abdullah adlarında iki kardeşi daha vardı ki çok takvalı, zahit ve ilim sahibi kimselerdi. Ehl-i Beyt (a.s) mektebini tebliğ ve halkı hidayet etmek için Hindistan'a sefer edip orada ikâmet ettiler.

    4- Allame Meclisî ailesi, sadece erkekleri eğitmedi. Hatta kadınları da erkeklerin yanı sıra ilmî konularda büyük makamlara ulaştılar. Allame Meclisî'nin dört kız kardeşi vardı. Hepsi de araştırmacı yazar ve müellif idiler. Onların eserlerinden bazıları şunlardır: Şerh-i Kâfi, el-Müşterekat fi'r-Rical, Şerh-i Şerai'il-İslam, Şerh-i Metali ve Şerh-i Kaside-i Dîbil-i Hazaî. Bu büyük alime kadınların kocaları da İslam aleminin en büyük alimlerindendiler. Molla Salih Mazenderanî, Molla Mirza Şirvanî, Molla Ali Astarâbadî ve Mirza Muhammed Fasfaî.

    5- Allame Meclisi'nin beş oğlu vardı. Hepsi de babalarının huzurunda ilim ve irfan öğrenerek ilmî makamlar elde ettiler.

    6- Allame'nin dâmatları da ki beş taneydiler; hepsi alim idiler. Allame özel bir teveccühle kızlarını onlarla evlendiriyordu.

    Bunlara ilaveten o asrın alimleri ve büyükleri Allame Meclisî ile çok sıkı diyalog içerisindeydiler. Vahit Behbehanî, Bahr'ul-Ulum, Tabatabaî Burucerdî, Riyaz'ul-Ulema'nın sahibi Mirza Abdullah Efendi, Şehristanî vs..

    Allame Meclisî'nin, çeşitli ilimlerdeki uzmanlığı o kadar meşhurdur ki hiçbir açıklamaya ihtiyaç yoktur. Allame Meclisî adı, içtihat ve fıkıh alanında güneş gibi parlıyor. Allame Meclisî, tüm ilimleri kendinde toplayan büyük alimlerden idi. O çeşitli ilimlerde örneğin; tefsirde, fıkıhta, usul-u fıkıhta, tarihte, ricalde ve dirayede en önde gelenlerdendi. Bihar'ul-Envar'da kısa bir göz gezdirmek, her şeyi çok açık belirtmeye yetiyor. Bunların yanı sıra aklî ilimlerde de uzmandı. Mantıkta, felsefede, matematikte, coğrafyada, tıpta, astronomide, edebiyat ve gizli ilimlerde. Bihar'ul-Enver'deki Kitab'us-Semâ ve'l-Âlem'e kısa bir göz geçirmek, onun ne kadar kapsamlı bir şahsiyet olduğunu ortaya koyar. Bazıları onu bütün dallarda uzmanlık yönünden İslam tarihinde eşsiz ve benzersiz zikretmişlerdir.

    Allame, müşkül hadisler konusunda çok ince ve çok zarif birisidir. Ayetler ve rivayetler hakkındaki beyanları çok dakik ve çok güzeldir. Onlarda çok az hata ve yanlışlığa rastlanır. Allame Meclisî, Ehl-i Beyt (a.s) hadisleri incelemesine ilaveten fıkıhta da uzmandı. Ama Bihar'ın fıkha ait ciltlerini temize çekme fırsatı bulamamıştır.

    Manevî Şahsiyeti

    Din alimleri üstatlarından sadece ilim ve bilgi almıyorlar. Belki bunun yanı sıra manevî şeyleri ve suluklarını da üstatlarının kontrolünde yaparlar. Allame Meclisî, ilmî mertebeleri kazandığı gibi hatta ondan daha hızlı manevî makamları da kazanıyordu ve böylece gerçek alim-i rabbanî oldu. Bu iddia onun ahlakî özelliklerini incelemekle ispatlanır. En önemli ahlakî özellikleri şunlardır:

    1- Allah'ı Anma: Çok kıymetli öğrencisi Seyit Nimetullah Cezairî, üstadı hakkında şöyle demiştir: "Allame, Allah'ı anmaktan hiçbir an gaflet etmezdi ve tüm işlerini Allah'a yakın olmak, O'nun rızasını almak için yapardı.

    2- Ziyaret: Allame, hidayet imamlarının (a.s) ziyaretlerine çok önem verirdi. O, günün şartlarına nazaran genellikle yolculuklar çok zor ve ağır şartlar altında gerçekleşiyordu. Buna rağmen Allame defalarca Irak'taki, Arabistan'daki imamları ziyaret etti. Birkaç defa da hacca müşerref oldu.

    3- Tevessül: Allame'nin imamlardan (a.s) gelen dualara özel bir teveccühü vardı. Onun için de Bihar'ul-Envar'da dua ve ziyarete çok geniş yer vermiş, bununla beraber dua ve ziyaret hakkında özel kitaplar yazmıştır. Bunlardan Zâd'ul-Maad, sonraki dua kitaplarının mercii ve kaynağıdır ve Tuhfet'uz-Zair, Ziyaret-i Camia ve Semat dualarının tercümesidir.

    4- Züht ve Sakınma: Bu büyük insanın en önemli özelliklerinden birisi onun çok takvalı, sakınan ve sade yaşantılı olmasıdır. Allame, Safevîler döneminde yaşıyordu ve Safevî Devleti'nin Şeyh'ul-İslam'ı idi. Tek kelimeyle devletin tüm imkânları onun elindeydi. Ama buna rağmen tam bir perhizlik ve züht ile yaşamını sürdürüyordu.

    5- Tevazu: Bu da Allame'nin başka bir kişisel özelliklerinden idi. O, hiç kimsenin toplumdaki kariyeri, büyüklüğü veya küçüklüğü onu etkilemezdi. O, Seyit Ali Han Medenî'nin Sahife-i Seccadiye'ye yazdığı şerhten Bihar'da birçok konuyu nakletmiştir. Seyit Ali Han, Allame'den 15 yaş küçük ve makamı da Allame'nin makamına ulaşamaz.

    Kısacası, bunca manevî kemaller ve çeşitli ilimlerin bu adamda olması, onu mümtaz bir şahsiyet kılmıştır ki, tarihte onun gibisine çok zor rastlanılır.

    Siyasî Ortam

    Şia alimleri, tarih boyunca maruz kaldıkları siyasi baskılara, mahrumiyetlere vs. rağmen çok aşırı zahmetlere katlanmış, çok kıymetli eserler bırakmışlardır. Onlar tüm zorluklara tahammül ederek Şialık fidanını kanlarıyla suladılar ve Peygamber (s.a.a)'in bu büyük ve azâmetli mirasını bizlere ulaştırdılar. Bu arada her ne zaman baskılar nispeten azaldığında, ortam müsait olduğunda, Şia fakihlerinin, alimlerinin, filozoflarının eşi ve benzerine rastlanmayacak bir şekilde yeşerdiğini görüyoruz. Bunlardan Âl-i Bûye zamanında Şeyh Mufid ve Şeyh Tûsî'yi saymak mümkündür. Yine Safevî döneminde Allame Meclisî, bu sözün en açık şahididir.

    Allame Meclisî, Safevî şahlarının kendilerini Şiî bilmelerinden ve imamlara mensup olduklarını iddia etmelerinden, çeşitli konularda ve gereken istifadeyi fazlasıyla elde etti. Şianın en büyük hadis ansiklopedisinin o dönemin haricinde maddi imkânsızlıklarla yazmaya imkân yoktu.

    Salşumar

    Allame Meclisî, I. Şah Abbas zamanında doğdu. Şah Abbas; siyasetçi, uyanık ve bilgin biri idi. Ama acımasız ve taş kalpli idi. Ondan sonra Şah Safî padişah olduğunda Irak, İran hükümet merkezinden kopmuştu. Şah Safî'den sonra II. Şah Abbas 9 yaşında padişah oldu. Taç koyma merasiminde Allame (r.a) ondan içki, kumar vb. kötü şeylerin satılmasını ve kullanılmasını yasaklamasını istedi, o da kabul etti. Daha sonra o da diğer şahlar gibi içki ve diğer kötü alışkanlıklara yakalandı.

    İçtimaî Konumu

    Allame, halkın nezdinde çok etkili idi. O; derin ilmi, manevî etkisi ve iç açıcı beyanıyla halkı meyhane ve kahvehane köşelerinden çıkarıp camilere çekmeyi başarmıştı. Onun zamanında camiler tıklım tıklım doluydu. Özellikle de Ramazan aylarında ve Kadir gecelerinde.

    Allame, Safevî şahları üzerinde de çok etkiliydi. O, güçlü bir siyasetçi de olduğu için güzel tedbirleriyle yetersiz şahların döneminde ülkeyi düşmanların saldırısından koruyordu. Allame'nin ölümünden sonra ülke karışınca Afganlar İran'a saldırdılar ve Safevî Hükümeti'ni yıktılar. Allame, siyasî ve toplumsal gücünden istifade ederek çok zor ve az bulunan eski alimlerin kitaplarını çoğalttı ve Şia kültür kaynağını yok olmaktan kurtardı.

    İlmî Metodu

    Allame Meclisî, ahbarî ve usulî arasında orta yolu seçmişti. Büyük bir hadisçi olmasına rağmen aklî ilimlere de özel bir ilgisi vardı. O felsefe okumuş, hatta felsefe üstatlarından sayılırdı. Bununla beraber her şeyi asıl kaynağı olan vahiyde buluyordu. Tüm çabasını ve çalışmalarını mâsumların hadislerini yazmaya ve neşretmeye sarf ediyordu. O, dini konulardaki tahrif ve saptırmalara karşı çok hassas ve ciddiydi. Kendi zamanında sofiliğin yayıldığını fark etti ve onlara karşı ciddî tedbirler aldı. Onlarla mücadele etti. Ehl-i Beyt'in yardımıyla da bir hayli başarılar elde etti.

    Allame'nin Lakabı

    Allame Muhammed Bâkır Meclisî, bu iftihar dolusu lakabı Vahit Behbehanî, Allame Bahr'ul-Ulum ve Şeyh-i Âzam Ensarî gibi büyükler tarafından aldı. Bu büyük şahsiyetlerin her birisi çok dalgalı ilim ve irfan denizidirler. Ama Allame'nin bu ilmî makam ve menzilesini görünce onu bu lakaba layık gördüler. Hakikaten de o, kendi zamanının allamesiydi.

    İsfahan'ın Şeyh'ül-İslam'ı Allame Meclisî, 1098 h.k. yılında Safevî padişahı Süleyman Şah tarafından İsfahan'ın Şeyh'ül-İslam'lığı makamına atandı. Şeyh'ül-İslamlık makamı, o günün en yüksek dinî ve icraî makamı idi. O, halk arasındaki dâvalarda kadı ve hakim idi. Tüm dinî işler, direkt olarak onun eliyle uygulanıyordu. Dinî vergiler (zekât, humus, nezir vs.) ona verilirdi. Şeyh'ül-İslam, yoksul ve kimsesizlerin sorunlarıyla da ilgilenirdi. İşin enteresan tarafı şu ki Allame, bu makamları şahın ısrarı ve istirhamıyla kabul etmişti. Aynı toplantıda birkaç kez "yalvarıyorum, istirham ediyorum" cümlelerini ifade etti. Allame ömrünün sonuna kadar bu makamlarda bâki kaldı.

    Üstatları

    Allame'ye (r.a) ait birçok bilgimiz vardır. Ancak, üstatları hakkında elimizdeki bilgi azdır. Onun rivayet şeyhlerini biliyoruz. Ama kimin huzurunda bilfiil öğrenim gördüğü meçhuldür. Üstat ve şeyhlerinden bazıları ise şunlardır:

    1-Babası Muhammed Takî Meclisî (ö: 1070); nakli ilimlerde Allame'nin üstadıydı.

    2- Ağa Cemal'in oğlu Merhum Ağa Hüseyin Hansarî (ö: 1098); Allame'nin aklî ilimlerdeki üstadıydı.

    Şeyhler:

    3- Mevla Muhammed Salih Mazenderanî (ö: 1086)

    4- Molla Muhsin Feyz Kaşanî (ö: 1091)

    5- Seyit Ali Han Medenî (ö: 1120); Sahife-i Seccadiye'nin şarihi.

    6- Şeyh Hür Âmulî (ö: 1104); Vesail'uş-Şia kitabının müellifi.

    Hatırlatılması gerekir ki son bu iki büyük şahsiyetler Allame'ye rivayet nakli için icazet verdikleri gibi, kendileri ondan icazet de almışlardır. Buna göre Allame'nin öğrencilerinden de sayılmışlardır.

    Talebeleri

    Bin kişiden fazla öğrenci, Merhum Allame'nin huzurunda ilim tahsil etmişlerdir. Allame, bunların pek çoğuna icazet de vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1-Seyit Nîmetullah Cezairî

    2- Câfer bin Abdullah Kemereî İsfahanî

    3- Zeyn'ül-Abidin bin Şeyh Hür Âmulî

    4- Süleyman bin Abdullah Mahuzî Bahranî

    5- Şeyh Abdurrazzak Gilanî

    6- Abdurrıza Kâşanî

    7- Muhammed Bâkır Biyabankî

    8- Mirza Abdullah Efendi İsfahanî; aynı zamanda Riyaz'ul-Ulema'nın da müellifidir.

    9- Seyit Ali Han Medenî; Riyaz'us-Sadikîn'in müellifi (Sahife-i Seccadiye'nin şerhi).

    10- Şeyh Hür Âmulî
    v11- Molla Sîmâ Muhammed bin İsmail Fesayî Şirazî

    12- Muhammed bin Hasan, Fazil Hindi ve daha birçokları...

    Eserleri

    Allame Meclisî, çok bereketli bir ömür geçirdi. O, 73 yıllık hayatında yüzden fazla Arapça ve Farsça kitap yazmıştır. Bunlardan sadece bir tanesi Bihar'ul-Envar'dır ki 110 cilttir. Bir diğeri Mir'ât'ul-Ukul'dur ki 26 cilttir. Ayrıca, 40 cilt kitap daha yazdığı söyleniyor. Allame'nin ilk yazdığı eser el-Ezvan ve'l-Mekadir'dir. Bunu, 1063 yılında yazmıştır. Son yazdığı kitap ise Hakk'ul-Yakin kitabıdır. Bunu da 1109 yılında, yani vefatından bir yıl önce yazmıştır.

    Allame'nin bazı eserleri şunlardır:
    v1- Bihar'ul-Envar: Hadis ve tarih ansiklopedisidir. Bu kitapta Kurân-ı Kerim'in birçok ayetlerini de tefsir etmiştir.

    2- Mir'ât'ul-Ukul: Sıkat'ul-İslam Kuleynî'nin kitabının şerhidir.

    3- Milaz'ul-Ahyar: Şeyh Tûsî'nin Tehzib kitabının şerhidir, 16 cilttir.

    4- el-Feraid'ut-Tarife: Sahife-i Seccadiye'nin şerhidir.

    5- Şerh-i Erbaîn Hadis: Seçme hadisler alanında yazıla gelmiş en güzel eserdir.

    6- Hakk'ul-Yakin: İtikat konulu bir eser olan bu kitabın orijinal dili Farsça'dır. Bu konuda Allame'nin daha birçok eseri vardır.

    7- Zâd'ul-Maad: Amel ve duaların aylara göre dağılımını içeren bu kitap da Farsça'dır.

    8- Tuhfet'uz-Zair: Ziyaret hakkındadır, orijinal dili Farsça'dır.

    9- Ayn'ul-Hayat: Vaizler ve hikmetli sözler içerir. Ayetlerin yanı sıra mâsumların (a.s) da sözlerinden derlenmiştir, Farsça'dır.

    10- Sırat'un-Necat

    11- Hilyet'ul-Muttakîn: İnsanların günlük olarak ve hayatları boyunca yapmaları gereken sünnet amelleri ve bunların âdâbını içerir.

    12- Hayat'ul-Kulub: Peygamberler tarihi yanı sıra Ehl-i Beyt (a.s)'ın da hayatlarını konu alan bu kitap 5 cilt olup orijinal dili Farsça'dır.

    13- Mişkat'ul-Envar: Hayat'ul-Kulub'un özetidir.

    14- Cila'ul-Uyun: Ehl-i Beyt (a.s)'ın tarihini ve musibetlerini içerir; Farsça'dır.

    15- İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.s)'ın Tevkiat-ı Şerif'i, tercümesi ile beraber.

    16- Özel hadislerin tercümesi, Tevhid-i Mufaddal gibi.

    17- Duaların ve ziyaretlerin tercümesi hakkındaki kitapları büyük ziyaret ve sanat duası gibi.

    18- Çeşitli mevzular hakkındaki risaleleri, çeşitli ayetlerin tefsirleri, birçok alimin hayatları ve hal tercümeleri.

    Çok uzun ve sıkıcı olmasın diye biz bunların birçoğunun adını tek tek zikretmekten sakınıyoruz.

    Allame'nin eserlerinde dikkatimizi çeken nokta şu ki, eserlerinin çoğu Farsça'dır. Bunun manası şu ki, hitap ettiği toplum Fars olduğu için onları hidayet ve irşat etmek için onların kendi dilleriyle konuşmuş ve kendi dilleriyle yazmıştır.

    Vefatı

    Allame'nin aydın ömrü, 73 yıl etrafına ışık tuttuktan sonra 27 Ramazan 1110 h.k. tarihinde İsfahan'da söndü ve cihan, bu büyük alimin feyzinden mahrum oldu. Allame öldüğü gün yarım kalan birçok işleri vardı ki daha onları tamamlayamamıştı. Bunlardan bazıları; Bihar'ul-Envar'ın tekmilesi, Müstedrek'ül-Bihar'dır.

    Ama bu hak yolun yolcuları, seçilmişleri, alimleri, onun yolunu devam ettirdiler. Ne var ki bir alimin yerinde açılan boşluğu hiçbir şey ve hiçbir kimse dolduramaz.



    YUKARI

    SIKAT'UL-İSLAM KULEYNÎ "

    Doğumu

    Sıkat'ul-İslam, pirlerin piri Muhammed bin Yâkup bin İshak Kuleynî Razî, küçük gaybet döneminde, ikinci asrın ikinci yarısında ve üçüncü asrın birinci yarısında Şianın en büyük muhaddislerinden idi. On birinci mâsum imamın (a.s) döneminde Rey Şehri'nin 38 km. uzaklığındaki Kuleyn Kasabası'nda doğdu. Ehl-i Beyt aşkıyla dolu, sımsıcak bir ailede dünyaya geldi.

    Ailesi
    vBabası Yâkup bin İshak; çok pak, temiz ve fazilet dolu bir kimseydi. Daha küçük yaştaki oğlunun talim ve terbiyesini kendisi üstlendi ve amel diliyle ona İslamî ahlak, edep ve erdemi öğretti. Yakup bin İshak'ın kabri, Hasan Âbat Şehri'nin yakınlarındaki Kuleyn Kasabası'nda asırlardır Şiaların ziyaretgâhıdır.

    Kuleynî'nin dayısı da büyük muhaddislerden ve Ehl-i Beyt âşıklarındandır. Onun talim ve terbiyesinde çok etkili olmuştur. Bu büyük alim ki "Alan" adını taşıyordu, hac seferinde Beytullah'ın ziyaretine giderken şehit düşmüştür. Kuleynî, çocukluk döneminde babası ve şehit dayısının huzurlarından gerekli istifade ve ilimler kazandıktan sonra tahsilini tekmil etmek için o zamanda önemli bir ilmi kariyere sahip olan Rey Şehri'ne hicret etti.

    Rey Şehri

    Rey Şehri, o zamanlar İran'ın kalbi konumundaydı. İsmailiye, Şafiî, Hanefî, ve Şia mezheplerinin görüşlerinin ve fetvalarının çıktığı yer haline gelmişti. Kuleynî, bu mekteplerle tanıştığı gibi, Şialığı asıl mahiyetinden çıkarabilecek hareketlerin de olduğunu fark etti. Doğrusu Kuleynî, derdi anladı, dermanı yapmaya koyuldu. Ona göre bu düzensizliklerin tek çaresi, Ehl-i Beyt (a.s)'ın sözlerine dönmek idi. Kuleynî, bu inişli-çıkışlı ve çekişmeli dönemde kendini arındırarak hadisleri toplamaya karar verdi. Onun için de Ebul Hasan Muhammed bin Esedî Kûfî gibi alimlerin önünde diz çökerek hadis yazmaya, araştırmaya ve incelemeye koyuldu.

    Kum Şehri'ne Hicreti

    Kuleynî'nin asrını, "hadis asrı" olarak adlandırmak gerekir. O dönemde hadis yazmak, okumak, ezberlemek için bir hareket başlamıştı. Bu hareket baştan başa İslam beldelerini kapsamıştı. Bu arada Kuleynî'yi de hadise susayan âşıklardan birisi sayabiliriz. Kuleynî, zamanını ve konumunu çok iyi bildiğinden ve bu asrın Şia için bir dönüm noktası olduğundan, eğer hadis ve rivayetler bu buhranlı dönemi geçirirse artık karışıklıktan ve sapmadan mâsum kalacağını iyi kestirdiği için yeni kurulan ve çok cazibeli olan Rey Şehri'ni terk ederek hadisleri toplamak için Kum Şehri'ne hicret etti.

    Büyüklerin Huzurunda

    Kuleynî, Kum'a geldiğinde meşhur hadis alimlerinin hakim olduğu bir dönemdi. Bunların başta gelenlerinden Ahmed bin Muhammed bin İsa Eş'arî'dir ki, onun Ehl-i Beyt'e olan aşkı, takva ve fazileti hiç kimseden saklı değildir.

    Kuleynî bu büyük zatla beraber "muallim" adıyla meşhur olan başka bir alimden de istifade etti. Şeyh Tûsî, Rical kitabında bu muallimi şöyle tanıtır: "O, İmam Hasan Askerî (a.s)'ın yarenlerinden, o hazretin huzuruna varma şerefine nail olmuş Ahmed bin İdris Kummî'dir."

    Necaşî şöyle der: "Bu seçkin adam, İmam Hasan Askerî (a.s)'ın talebelerinden ve Kuleynî'nin üstadı olduğundan muallim adıyla meşhur olmuştur."

    Kuleynî başka bir alimden daha istifade etmiştir ki ilim ve irfanda benzeri çok az olan birisidir. Bütün tarihçilerin saygıyla andığı ve İmam Hasan Askerî (a.s)'ın yarenlerinden sayılan bu zat-ı muhterem Abdullah bin Câfer Himyerî'dir. Himyerî'nin birçok telifleri vardır. Ancak bu kıymetli alimden Kurb'ul-İsnad'dan başka kitabı bize ulaşmamıştır. Kurb'ul-İsnad, bir hadis kitabıdır. Senedi mâsumlara dayanır.

    Kuleynî, bunlardan başka alimlerden de istifade etmiştir. Onların bazılarının adını üstatları bölümünde zikredeceğiz.

    Bir Başka Hicreti

    Kum Şehri her ne kadar Şianın merkezi konumunda idiyse ve Ehl-i Beyt'in (a.s) sözlerine susayanları doyuruyorduysa da Ehl-i Beyt (a.s) kaynağından akan bu tertemiz suya doymak bu nurlu haremi terk etmek zorunda kaldı ve tüm güzellikleriyle bu şehri bırakıp başka köylere ve şehirlere doğru hareket etti. Kuleynî birçok köy ve şehir dolaştı. Her nerede Ehl-i Beyt'ten bir hadis ve bir hadis ravisi görseydi onun önünde saygıyla eğilir, o hadisleri ondan öğrenir, daha sonra da başka bir diyara giderdi. Kûfe, Kuleynî'nin dolaştığı şehirlerden biridir ki o zamanlar en önemli ilim merkezlerinden biri sayılırdı. Kûfe'de İbn-i Ukde vardı ki hadis hafızı idi. Birçoklarını bu şehre, kendine doğru çekerdi. O, yüz bin hadisi senetleriyle birlikte ezberlemişti. Birçok kitap yazdı. Bunlardan en önemlisi Rical-ı İbn-i Ukde'dir. Bu kitapta İmam Câfer Sâdık (a.s)'ın dört binden fazla öğrencisinin adını kaydetmiş ve İmam Câfer Sâdık (a.s)'tan çokça hadis nakletmiştir. Bu kitap, Şeyh Tûsî'nin zamanına kadar kalıyordu. Ama maalesef daha sonra onunla beraber birçok Ehl-i Beyt kültür hazinesi kayboldu. Sıkat'ul-İslam Kuleynî, onlarca köy ve şehir dolaştıktan ve onlarca üstadın huzurundan hadisler öğrendikten sonra Bağdat'a vardı. Kuleynî'nin yolculuk müddetinin ne kadar olduğu kesin değildir. Ama her gittiği yerde ilmî kariyeri o kadar parlak ve şeffaftı ki, onu gerçek bir Şiî alimi ve Ehl-i Beyt âşığı olarak tanıyorlardı. Artık o, bir yabancı gibi Bağdat'a gitmiyordu. Onunla iftihar eden Şialar onun gelmesini bekliyorlardı ve hatta Ehl-i Sünnet'e mensup kimseler dahi onu büyük bir zat bilip onu görmeye geliyorlardı.

    Onun takvası, ilmi ve fazileti kısa bir zamanda her tarafa yayıldı. Öyle ki, Ehl-i Sünnet alimleri bile ilmî konularda çıkmaza girdiklerinde onun huzurundan istifade edip fetva istiyorlardı. Bu nedenle ona Sıkat'ul-İslam lakabını verdiler. O, İslam tarihinde bu lakapla adlandırılan ilk alimdir.

    İlmî Makamı

    Kuleynî'nin Ehl-i Sünnet arasında o kadar azâmeti vardır ki, İbn-i Esir, Resulullah (s.a.a)'den şöyle bir rivayet nakleder: "Allah-u Taâla her asrın başında, dinini ihya edecek ve yüceltecek bir şahıs seçer ve hadis hakkında şerh verir" ve şöyle der: Şia Mektebi'nin birinci asırdaki ihya edeni Muhammed bin Ali İmam Bâkır (a.s), ikinci asrın başında Ali bin Mûsa İmam Rıza (a.s), üçüncü asrın başında Ebu Câfer Muhammed bin Yakup Kuleynî Razî'dir. Rahatlıkla diyebilirim ki Kuleynî, kendi asrının en büyük insanı, en düşünürü, en alimi ve dahisidir."

    Muhaddislerin, büyük alimlerin, müfessirlerin, hatta İmam-ı Zaman (a.s)'ın dört özel naibinin yaşadığı 69 yıllık küçük gaybet döneminde ki her dördü de büyük fakih ve muhaddis idiler ve Şiaların nezdinde özel bir yerleri vardır. Yine de herkesten daha meşhur Şia ve Sünnî camiasında en iyi tanınan bir çehre idi. Açıkça Ehl-i Beyt Mektebi'ni ve Ehl-i Beyt'in faziletlerini halka beyan ediyordu. Bütün halk tabakaları onu doğru, adil, hadis konusunda uzman olarak tanıyorlardı. Yazdıklarına göre Şia-Sünnî herkes, ondan fetva talep ediyorlardı. Bu konuda her iki fırkanın güvendiği bir şahsiyet idi. O, bir hadisçide olması gereken emin, adil, takvalı, zekî, titiz ve dikkatli olma şartlarının hepsini taşıyor ve hadisçilerin en başta geleni olmuştu.

    Düşünürler Açısından Kuleynî

    1- Necaşi: "O kendi zamanında Rey'de Şiaların şeyhi ve lideriydi. Herkesten daha çok hadis yazmış ve herkesten daha güvenilirdir."
    v2- İbn-i Tâvûs: "Güvenirliği ve emanete sağlamlığında herkes ittifak etmiştir."

    3- İbn-i Esir: "O üçüncü asırda Şialığa yeni bir hayat kazandırdı. O mezhepte meşhur en büyük alimlerdendir."

    4- İbn-i Hacer Askalanî: "Kuleynî, Muktedir Abbasî döneminde Şiaların büyüklerinden ve liderlerinden idi."

    5- Muhammed Takî Meclisî: "Hak budur ki Şia alimleri arasında Kuleynî gibisi daha gelmemiştir. Her kim onun kitabında rivayetlerin tertip ve düzeninde dikkat ederse Allah-u Taâla tarafından teyit edildiğini görecektir."

    Üstatları

    Kuleynî, asrında her birisi bir dahi olan ulemanın huzurlarından istifade etmiştir, ki bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Ebul Hasan Muhammed bin Esedî Kûfî

    2- Ahmed bin Muhammed İsa Aş'ekî

    3- Ahmed bin İdris Kûmmî

    4- Abdullah bin Câfer Himyerî

    5- Ahmed bin Muhammed bin Asım Kûfî

    6- Hasan bin Fazl bin Zeyd Yemanî

    7- Muhammed bin Hasan Saffar

    8- Muhammed bin Ziyad Âdemî Razî

    9- Muhammed bin İsmail Nişaburî

    10- Ahmed bin Mihran

    Talebeleri

    Hicrî kamerî dördüncü asrın İran ve Irak'taki en büyük alim ve fakihleri, hatta Şianın önde gelen alimleri Kuleynî'nin talebeleridir. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- İbn-i Ebi Rafi

    2- Ahmed bin Ahmed Katib-i Kûfî

    3- Ahmed bin Ali bin Said Kûfî

    4- Ebu Galip Ahmed bin Muhammed Zürarî

    5- Câfer bin Muhammed bin Kavliveyh Kummî

    6- Ali bin Muhammed bin Mûsa Dakkak

    7- İbn-i Zeynep adıyla meşhur Muhammed bin İbrahim Nûmanî: (İbn-i Ebi Zeynep) özel öğrencilerindendir ki ilk kez Kafî kitabından nüsha almış.

    8- Muhammed bin Ahmed Sinanî Zahirî (Reyli)

    9- Muhammed bin Ali Macileveyh

    10- Muhammed bin Muhammed bin Âsım Kuleynî

    11- Hârun bin Mûsa

    Eserleri

    1- Kitab-ı Kafî: Kuleynî'nin en meşhur ve çok kıymetli bu kitabı, onun en büyük çalışmalarından biri olmasıyla beraber İslam aleminde hadis dalında bundan daha muteber ve güvenilir kitap yoktur. İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.s)'ın (Allah zuhurunu acil etsin) bu kitap hakkında bir cümlesi vardır. Buyuruyor ki: "Kafî, Şialarımıza kafidir." Ayrıca Kafî, dört kaynak kitaptan birincisidir.

    2- Kitab'ur-Rical

    3- Kitab'ur-Red ber Kıramata

    4- Kitab-u Resail-i Eimme (a.s)

    5- Kitab-u Tâbir'ir-Rûya

    6- Mecmuat'uş-Şiir: Ehl-i Beyt (a.s)'ın fazilet ve menkıbeleri hakkında şairlerin söylemiş oldukları şiirleri içerir.

    Şeyh Kuleynî Berraklığın Pınarı Şianın hadis asrındaki özel metodu, yaratıcılığı ve yorulmak bilmeyen telaşına ilaveten, o hadisleri kendi asrındaki üstatlarından sonraki nesillere ulaştıran sağlam bir köprüdür de. Doğrusu Kuleynî, asrının özetidir. Kuleynî'den söz edildiğinde bütün güzelliklerden, letafetlerden, faziletlerden söz edilmiştir. Şianın ilim, irfandaki azminden, kararlılığından söz edilirse Kafî'den söz edilmiştir. Kafi'den söz edildiğinde Ehl-i Beyt (a.s)'ın kelamının ıtır kokusundan ve Peygamber'in (s.a.a) unutulmuş emanetinden söz edilmiştir ki, buyurmuşlardır ki: "Aranızda paha biçilmez iki emanet bırakıyorum; biri gökten yer arasında salınan Allah'ın paha biçilmez kitabı, diğeri ise itretim Ehl-i Beyt'imdir. Eğer bu ikisine sımsıkı sarılırsanız asla sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar, Kevser Havuzu'nda bana ulaşıncaya dek asla birbirlerinden ayrılmazlar."

    Şeyh Kuleynî, yani Kafî, yani Ehl-i Beyt'in tertemiz pınarlarından sîrap olan, yani tatlı Kevser Havuzu, tarihin çöl kültüründe, yani Ehl-i Beyt dostlarının berrak pınarları.

    Yıldızların Kaydığı Yıl

    Yıldızların döküldüğü yıl, Allah kullarının yıllarca çektikleri zahmet ve olumsuzluklardan sonra Allah'ın verdiği emaneti sapasağlam O'na teslim ettikleri an görmeye değer. Allah (c.c), böyle insanların gözlerinde dalgalanır, vasıflanamaz bir hafiflik onları sarar, onlar mâşukları görmek için sabırsızlanırlar. Kuleynî, ömründen 70 yıl geçiyordu, 20 yıldan fazla Kafî için çektiği zahmet ve telaştan sonra mâbudu ile mülakatın eşiğindedir. O, kendisinde bir rahatlık hissediyordu ki fedakârlık, vazifeyi eda etme rahatlığıydı bu. Gerçi o, dünya kafesinde yaşıyordu ama, cennet fezasından teneffüs ediyordu. Zira, ömrünün tümünü Ehl-i Beyt'in (a.s) kelamıyla geçirmişti. Görevini yerine getirmek için her türlü zahmete katlanmıştı. Biz toprağa bağlılar için topraktan kopmanın tazeliği vardır. Ama Kuleynî gibileri için değil. Zira o, hiç toprağa bağlanmazdı ki toprak diye bir sınır olsun. O, mâbuduna kavuşmak için acele ediyordu. Sene 329, "yıldızların kaydığı" bir yıl oldu. O yıl ki, yıldızlar döküldü ve bu toprak aleminin ilim âsumânı yıldızsız kaldı.

    Evet, bu yılda büyük Şia alimi, Şâban Ayı'nda fani dünyaya veda etti. Bağdat'ın en büyük alimi Ebu Kırat ona namaz kıldı.

    Şialar kederli gönülleri, yaşlı gözleriyle, saygıyla o ilahî insanı Bağdat'ta Bâb-ı Kûfe'de toprağa verdiler. Bu yılda İmam-ı Zaman (a.s)'ın son naibinin (Ali bin Muhammed Samurî) ölümüyle de küçük gaybet dönemi sonar erdi. Ona selam olsun doğduğunda, İslam dünyasında güneş gibi parladığında ve Rabb'inin huzuruna çıktığı zaman.




    YUKARI

    HASAN BİN ŞÛBE HARRANÎ

    Doğumu

    Ebu Muhammed, Hasan bin Ali bin Hüseyin bin Şûbe Harranî Hacebî, Şianın dördüncü asırdaki en aydın çehrelerinden biridir. O, Şeyh Saduk (ö: 381) ile aynı devredir. Muhammed bin Humam'dan (ö: 336) rivayet eder ve Şeyh Tûsî'nin (ö: 413) üstatlarındandır. Hasan Ali, Muhammed (s.a.a) âşıkları olan bir ailede eğitildi ve küçük yaştan Ehl-i beyt'in sevgisi onun kalbine yerleşti. O, şimdiki Suriye'nin Halep Şehri'nin kasabalarından olan Harran'da doğdu. Halep, o zamanın en önemli ve büyük şehirlerinden ilim merkezi olan bir şehirdi. Bu şehir İslam alemine çok büyük alimler yetiştirmiştir ki bunlardan birisi de Hasan bin Ali bin Şûbe'dir.

    Şahsiyeti

    Ebu Muhammed Hasan bin Şûbe, kendi zamanında Şianın büyük alim ve fakihlerinden biriydi. O, Şianın büyük ravilerinden sayılır. Kitapları o zamandan beri alim ve araştırmacıların önem verdikleri arasındadır. Onun rivayetleri, Şianın Vesail'uş-Şia, Bihar'ul-Envar gibi önemli kaynak kitaplarında da yer almıştır.

    Şeyh Hür Âmulî'nin sözü: Şeyh Hür Âmulî Emel'ul-Âmal kitabında onun hakkında şöyle der: "Ebu Muhammed, Hasan bin Ali bin Şûbe, çok değerli ilim adamı ve büyük bir muhaddistir."

    Allame Meclisi'nin sözü: Allame Meclisî onun hakkında şöyle der: "Onun Tuhef'ul-Ukul kitabı fazlını, ilmini, büyüklüğünü gösteren en güzel şahittir."

    Allame Hansarî'nin sözü: Ravzat'ul-Cennât adlı kitabın sahibi Merhum Allame Hansarî, onun hakkında şöyle der: "Büyük muhaddis Hasan bin Ali bin Hüseyin bin Şûbe Harranî Halebî; düşünür, fakih, araştırmacı ve en ileri gelen şahsiyetlerdendir. O öyle bir kitap telif etmiştir ki Şianın büyük alimleri, fakihleri ve araştırmacıları ona itimat etmişlerdir."

    Üstadı

    Ebu Ali Muhammed bin Humam Bağdadî (ö: 336)

    Talebesi

    Önde gelen talebesi, güneş gibi parlayan Şeyh Mufid Muhammed bin Muhammed bin Nûman'dır (ö: 413 h.).

    Eserleri

    Onun en kıymetli eserlerinden Tuhef'ul-Ukul kitabıdır ki ulemanın çoğu, ona önem vermiştir. Bu eser, Türkçe'ye de çevrilmiş, iki kez basılmıştır. Birincisi Arapça'sıyla beraber, ikincisi de sadece Türkçe olarak basılmıştır. et-Temhis kitabını da ona isnat edebiliriz. Zira bu kitabı Ebu Ali Muhammed bin Humam'dan nakletmiştir. Bazı alimler kendi kitabı olduğuna kanaat getirmişlerdir.
    YUKARI



    KUTBUDDİN RAVENDÎ


    Doğumu

    Şeyh Kutbuddin Ebul Hasan veya Ebul Hüseyin Said bin Abdullah Hüseyin bin Hibetullah bin Hasan Ravendî Kâşânî, büyük ve değerli alim, muhaddis, müfessir, mütekellim, fakih, filozof ve tarihçidir. Hicrî kamerî 6. asırda Şianın en ünlü alimidir. Genellikle ona, büyük babasına isnaden Said bin Hibetullah Ravendî derler. Kâşan'ın Ravend kasabasında doğdu. Babası ve büyük babası, zamanlarının büyük alimlerinden idiler.

    Talebelik Dönemi

    İlkokul tahsilini babasının yanında yaptı. Daha sonra Ebu Ali Tabersî, İmaduddin Taberî ve Seyit Murtaza Kazî'nin derslerine katıldı. Ardından Âl-i Muhammed (s.a.a)'in haremi olan Mukaddes Kum Şehri'ne geldi. Oradaki büyük alimlerden kısa bir müddet istifade ettikten sonra kendisi parlayan yıldızlar arasına girdi.

    İlmî Şahsiyeti

    Şeyh Kutbuddin, eserlerinde çeşitli mevzuları ele alarak tefsir ilminde, fıkıhta, hadiste, felsefede, kelam ve tarihte çeşitli telifler yaptı. Genellikle girdiği mevzuların tüm yönlerini ele almış, incelemiş ve yüzeysel olarak geçmemiştir. Genellikle bir konuda muhalif ve muvafık herkesin görüşünü nakletmiş, zira hakkı hak olduğu için isteyip ve seçtiğinden insaf ile araştırmıştır. Onun için tanıtmaya çalışanlar onun büyüklüğüne ve yüceliğine değinmeden geçmezler.

    Onun eserlerinde üstün zekâsı ve dahiliği hemen göze çarpmaktadır. Yazdığı kitaplarda derin araştırmalar yapmış, çekici ve güzel neticelere değinmiştir ki kendisinden önce birçok ilim ehline gizli kalmıştır.

    Üstatları

    Üstatlarından bazıları şunlardır:

    1- Babası

    2- Şeyh Ebu Ali Fazl bin Hasan Tabersî (Mecma'ul-Beyan'ınsahibi)

    3- İmaduddin Muhammed bin Ebul Kâsım Taberî

    4- Sefiyuddin, Seyit Murtaza bin Dâî Razî ve kardeşi SeyitMüçtebâ

    5-Seyit Ebu Samsam, Zülfikar bin Muhammed bin Mâbed Hüseynî

    6- Şeyh Ebu Câfer Halebî

    7- Muhammed bin Hasan (Hace Nasruddin Tûsî'nin babası)

    8- Ebu Abdullah, Hasan Müeddep Kummî

    9- Ebul Kâsım, Hasan bin Muhammed Hadikî

    10- Ebu Mensur, Şehriyar bin Şirveyh bin Şehriyar Deylemî

    Talebeleri:



    1- Nasruddin Hüseyin bin Said Ravendî (oğlu) 2- Zahiruddin Muhammed bin Said Ravendî (oğlu)

    3- Kadı Ahmed bin Ali bin Abdulcabbar Tûsî

    4- Fakih Ali bin Muhammed Medainî

    5- Kadı Cemaluddin Ali bin Abdulcabbar Tûsî

    6- Fakih İzzuddin Muhammed bin Hasan Alevî Bağdadî

    7- Zeynuddin Ebu Câfer Muhammed bin Abdulhamid bin Mahmud Davidar

    8- Reşiduddin Muhammed bin Ali bin Şehrâşub Mazenderanî

    9- Şeyh Müntahabuddin

    Eserleri

    Kutbuddin'in eserleri altmıştan fazladır. Muhtelif dallarda bazıları şunlardır:

    1- Fıkh'ul-Kurân

    2- Şerh-i Ayat'ul-Ahkam

    3- İhkam'ul-Ahkam

    4- İhtilaf beyn-i Mufid ve Murtaza fi Bâzı Mesail'il-Kelamiyye

    5- Esbab'un-Nüzul

    6- el-Ağrab fi'l-Îrab

    7- Elkab'ur-Resul ve Fatıma ve'l-Eimme (a.s)

    8- el-İncaz fi Şerh'il-İcaz fi'l-Faraiz

    9- Tehafet'ul-Felasife

    10- Cevahir'ul-Kelam fi Şerh-i Mukaddimet'il-Kelam

    Vefatı

    Kutbuddin Ravendî, 573 h.k. yılında Kum Şehri'nde gözlerini dünyaya kapadı. Kabr-i şerifi Hz. Mâsume'nin (s.a) kubbesinin büyük avlusundadır.

    YUKARI

    ALLAME HİLLÎ

    Doğumu

    Hasan bin Yûsuf bin Ali bin Mutahhar Hillî, Allame Hillî diye meşhurdur. 29 Ramazan 648 h.k. tarihinde Hille'de doğdu.

    Tahsili

    O, ilmî ve manevî bir ailede doğdu. Küçük yaştan ilim ve kemal kazanmaya koyuldu. Arap edebiyatını ve ilköğrenim derslerini babasından aldı. O dönemlerde yaygın olan dersleri de hem babasından, hem de akrabalarından dayısı Muhakkik Hillî'den, annesinin amcası oğlu Şeyh Necibuddin Yahya bin Said ve Seyit Ahmed bin Tâvûs, Rızauddin Ali bin Tâvûs ve meşhur Hekim bin Meysem Bahranî'den (Şerh-i Nehc'ül-Belaga'nın sahibi) öğrendi. Daha buluğ çağına ermeden müçtehitlik makamına nail oldu. İşte o yaşlardan ilmi, fazileti, üstünlüğü ve dahiliği ile tanındı ve aydın bir geleceği olacağı ortaya çıktı.

    Allame'nin Yaşadığı Dönem

    Allame Hillî, kendi doğduğu memleketinde büyüdü, okudu ve yaşadı. Ancak o zaman İran, Moğolların zulüm ateşi altında yanıyordu.

    İlmî Şahsiyeti

    O, zamanının dahisiydi. Fıkıh, usul-u fıkıh, kelam, mantık, felsefe, rical ve daha birçok dallarda kitaplar yazmıştır. Yüze yakın eseri, el yazması veya basılmış halde belirlenmiş. Bunlardan bazıları Tezkiret'ul-Fukaha gibi eseri tek başına onun ne kadar üstün zekâya sahip olduğuna en güzel şahittir. Allame fıkıhta dayısının talebesi, mantık ve felsefede Hace Nasruddin Tûsî'nin talebesi idi. Ayrıca Ehl-i Sünnet fıkhını da Ehl-i Sünnet alimleri nezdinde öğrenmişti.

    Üstatları

    1- Hace Nasruddin Tûsî

    2- Muhakkik Hillî

    3- Şeyh Sediduddin Yûsuf (babası)

    4- Seyit Ahmed bin Tâvus

    5- Seyit Ali bin Tâvus

    6- İbn-i Meysem Bahranî

    7- Şeyh Necibuddin Yahya bin Said

    8- Şeyh Takiyuddin Abdullah bin Câfer bin Ali Sabbag Hanefî

    Talebeleri

    1- Kendi oğlu Fahruddin Muhammed

    2- Şeyh Ebul Hasan Mezîdî

    3- Kutbuddin Razî (Şemsiyye kitabının şarihidir)

    4- Seyit Ahmed bin İbrahim bin Zühre

    Eserleri

    Hatırlatıldığı üzere Allame'nin yüze yakın eseri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri:

    1- el-İrşad

    2- Tebsiret'ul-Mutaallimîn

    3- el-Kavaid

    4- el-Tahrir

    5- Tezkiret'ul-Fukaha

    6- Muhtelef'uş-Şia

    7- el-Munteha

    8- Şerh'ut-Tecrid

    9- Minhac'ul-İstikamet

    10- Telhis'ul-Keşşaf

    Vefatı

    Mukaddes şer-i İslam'ı ihya etmek için bir ömür çalıştıktan sonra 19-20 Muharrem 726 h.k. yılında vefat etti. Kabri Necef'te, müminlerin emiri Hz. Ali (a.s)'ın türbesindedir.

    YUKARI

    MUHAMMED BİN MESUD AYYAŞÎ

    Doğumu

    Muhammed bin Mesud bin Muhammed bin Ayyaşî Semerkandî Kûfî, künyesi Ebu en-Nazr, "Ayyaşî" diye meşhur, büyük fakih ve alimdir. Fıkıh, edebiyat, hadis ve tefsir dallarından uzmandı. O, merhum Sıkat'ul-İslam Kuleynî'nin zamanının büyüklerinden, fakihlerinden ve Kuleynî'nin de üstadıydı.

    Saadet Yolunda

    Ayyaşî, doğum yeri olan Semerkand ve Buhara ki genellikle Ehl-i Sünnet fıkhına tabî idiler. O da Ehl-i Sünnet fıkhının takipçilerindendi. Ama mütalaa ve araştırmalar neticesinde feyizler dolusu Caferî fıkhına girmek, ona nasip oldu. Babasından kalan üç yüz bini aşkın dinarı ilim ve hadis yayma yolunda infak etti.

    Diyorlar ki evi cami gibiydi. Kârîler, muhaddisler, alimler, talebeler ve müfessirlerle doluydu. O evde kimi telifle, kimi tashihle, kimi tatbikle, kimi şerh ve haşiye yazmakla meşgul idiler. Onun iki çeşit toplantısı vardı. Biri avam ve normal halk idi. Diğeri alim, ulema ve hevas ile idi. Reyhanet'ul-Edeb'in sahibi merhum Müderris, onun hakkında şöyle yazar: Meşhur Rical'ın yazarı Keşşî, Ayyaşî'nin talebelerindendir. Ondan rivayet nakleder. Ayyaşî ilimde, fazilette, idrakte, edebiyatta ve daha birçok alanda zamanının dahisi idi.

    Ayyaşî'nin tıp, astronomi, fıkıh ve kifayet dallarında 200 ciltten fazla kitabı vardır. İbn-i Nedim el-Fihrist kitabında 150'den fazlasını zikretmektedir. Önemli eserlerinden yazdığı tefsirdir ki, mâsum imamlardan gelen hadisler ışığında yapılan bir tefsirdir. Tefsir-i Fırat ve Ali bin İbrahim'in tefsirine benzemektedir.

    ez-Zeria'nın sözü: Büyük Allame Merhum Hacı Ağa Büzürg Tahranî, onun hakkında şöyle der: "Tefsir-i Ayyaşî'nin sahibi çeşitli dallarda iki yüzü aşkın kitap kaleme almıştır. O, Keşşî'nin hadis üstadı ve merhum Kuleynî ile aynı devredirler. Oğlu Câfer, onun kitaplarından rivayet eder ki onlardan birisi de şu tefsiridir."

    Eserleri

    Önemli eserleri şunlardır:

    1- Kitab'ut-Tefsir

    2- el-Maarîz

    3- Kitab'uş-Şiir

    4- el-Enbiya ve'l-Evliya

    5- Sîret-u Ebî Bekr

    6- Siret-u Ömer

    7- Siret-u Osman

    8- Mekke ve'l-Harâm

    9- es-Salât

    10- et-Taharet

    11- Muhtasar'us-Salât

    12- Muhtasar'ul-Hayız

    13- el-Cenaiz

    14- Muhtasar'ul-Cenaiz

    15- Menasik

    16- el-Alim ve'l-Mutaallim

    17- ed-Daavat

    18- ez-Zekat

    19- el-Eşribe

    20- Hadd'uş-Şar'il-Azahî

    Vefatı

    Âlam'ın sahibi Zerkulî, onun vefat tarihini 320 h.k. olarak kaydetmiştir.



    ALİ BİN YÛSUF BİN MUTAHHAR HİLLÎ

    Doğumu

    Raziyuddin, Ali bin Yûsuf bin Mutahhar Hillî 11 Şevval 635 h.k. Cumartesi gecesi Hille'de doğdu.

    Soyu

    Şeyh Raziyuddin Ali, Allame Hillî'nin büyük kardeşidir. Onların babası Şeyh Sediduddin, Yûsuf bin Ali Hillî, Şianın büyük fakihlerinden ve kendi zamanında fıkıh, usulu-u fıkıh ve kelamda en meşhur alimiydi.

    Ailesi

    Hille Kenti, hicrî 7. ve 8. asırlarda çok kıymetli ilmî şahsiyetlerle doluydu. Onların arasında Âl-i Tâvûs ve Allame Hillî, ayın on dördü gibi parlıyorlardı ve bütün halkın hayranı olmuşlardı. Hatta onlar arasında öyleleri vardır ki Hille Kenti'nde değil de tarihte benzeri çok az bulunan şahsiyetlerdir.

    Allame Hillî'nin ailesinden sadece tek bir alim çıkmamış, belki o kadar büyük ve değerli alimler çıkmıştır ki onların her birine baktığında "bir köşede duran alem" gibidirler. Evet, bu aileden Sediduddin gibi baba ve babadan Allame Hillî ki fıkıh ve kelamda güneş gibi parlar, züht ve takvada Raziyuddin Hillî seyr-ü sulukta irfanın zirvesine ulaşmıştır.

    Allame Hillî'nin soyundan da çok değerli mücevherler çıkmıştır. Fahr'ul-Muhakkikîn gibi ki halkı hidayete davet etmede babasını takip etmiş ve ona halef-i salih olmuş.

    Üstatları

    Önemli üstatları şunlardır:

    1- Muhakkik Hillî (r.a)

    2- Şeyh Sediduddin Hillî (babası)

    3- Bahauddin Ali bin İsa Erbilî (Keşf'ul-Gumme'nin sahibi)

    Talebeleri

    Bu büyük insan, yetmiş yıl hayatı boyunca ilim ve içtihat kuşağında çok büyük alimler yetiştirmiş, bunların önde gelenleri şunlardır:

    1- Fahr'ul-Muhakkikîn (Allame Hillî'nin oğlu)

    2- Şeyh Kıvamuddin Muhammed Fakih (büyük oğlu)

    3- Şeyh Amiduddin Ebî'l-Fevaris

    4- Ali bin Hüseyin Nersî Ester Âbadî

    Eserleri

    Maalesef bunca büyük ilmî makamı olmasına rağmen ve büyük kardeşlerin onlarca eseri elimize yetişmiş, ama onun sadece bir kitabı bize ulaşmıştır. "el-Aded'ul-Kaviyye fi Def'il-Mahavif'il-Yevmiyye".

    Bu kitap iki cilt olarak telif edilmiş, ancak ikinci cildi mevcuttur. Otuz fasıl olarak tanzim edilmiş ve her faslı ayın bir gününe tahsis edilmiştir.

    Birinci ciltte on beş fasıl varmış ki kaybolmuş. Hatta Allame Meclisî ve Riyaz'ul-Ulema'nın sahibi de onu bulamamışlar. Bu kitabın ikinci on beş faslını içeren ikinci cildi mevcuttur.

    Vefatı

    Şeyh Raziyuddin Ali Hillî, yetmiş küsur yaşında vefat etmiştir. Ama aydınlık ilim güneşi bunların hanedanında batmamıştır.

    Onun ölüm tarihi net olarak elimizde değildir. Teracim kitaplarında da ona değinmemişler. Ancak, kesin olan bu ki, 8. asrın evvellerine kadar hayattaymış. Bunun delili ise şudur: 703 yılında Fazıl Nersî'ye icazet vermiş. Buna göre de 8. asrın evvellerinde hayattaymış ve yetmişten fazla yaşamıştır.

    YUKARI

    ALİ BİN CÂFER (A.S)


    Ali bin Câfer, İmam Câfer Sâdık (a.s)'ın oğlu ve İmam Mûsa Kâzım (a.s)'ın küçük kardeşidir. Buna göre o, h.k. 2. asrın alimlerindendir. Küçük yaşta babasını kaybetti, kardeşinin himayesinde büyüdü. İslam'ın hak ve gerçek ilmini asıl kaynağı olan kardeşinden öğrendi.

    Soyu

    Ona Ali bin Câfer Erizî diyorlardı. Eriz, Medine'nin mahallelerinden birinin adıdır. Ali bin Câfer ve çocukları, orada yaşıyorlardı ve Erizî seyitleri onun vasıtasıyla İmam Câfer Sâdık (a.s)'a yetişirler.

    Akidesi

    Ali bin Câfer İmam Mûsa Kâzım (a.s), İmam Rıza (a.s), İmam Cevad (a.s) ve İmam Hâdî (a.s)'ın en vefalı ashaplarından ve yardımcılarından idi. O, sürekli olarak İmam Mûsa Kâzım (a.s) ile beraberdi. Yolculukta bile onunla sefere çıkardı. O hazretten muhtelif ilimler öğrendi. Onun sırdaşı ve malının koruyucusu idi.

    İmam Rıza (a.s)'ın imameti döneminde Vakıfiyye'nin[1] karşısında dağ gibi dayanıp durdu ve İmam Rıza (a.s'ı destekledi.

    İmam Cevad (a.s)'ın imameti döneminde çok yaşlı olmasına rağmen İmam'ın huzuruna giderdi. O hazret küçük bir çocuk olmasına rağmen ona saygı duyar, ayakkabılarını çiftlerdi. İtiraz edenlere derdi ki: O imamdır, herkesten üstündür.

    Mücadelesi

    Ali bin Câfer, 203 h.k. tarihinde kardeşi Muhammed bin Câfer ile Talibîn kıyamında ki onlarla Hârun bin Musayyib arasında çıkan bir savaştı. Kahramanca mücadele etti.

    Çocukları

    Onun Muhammed, Ahmed, Hasan ve Câfer adlarında dört oğlu vardır ki Erizli seyitler onların soyundandırlar.

    Alimlerin Sözleri

    Şeyh Mufid şöyle der: "Ali bin Câfer, hadis ravilerindendir. Sözleri çok metin, güvenilir ve kendisi takvalı ve fazilet sahibidir. Sürekli kardeşi İmam Mûsa Kâzım (a.s) ile beraberdi. O hazretten çokça hadis nakletmiştir."

    Şeyh Tûsî şöyle der: "O, çok güvenilir bir kimsedir. Keşşî, onun hakkında bir rivayet nakletmiştir ki onun inancının doğruluğuna, edep ve terbiyesine açık delildir."

    Üstatları

    Ali bin Câfer; İmam Câfer Sâdık, İmam Mûsa Kâzım ve İmam Rıza (a.s)'dan istifade etti ve o hazretlerden hadis nakletmiştir. Ayrıca Şehit Hüseyin bin Zeyd, Süfyan bin Uyeyne, Muhammed bin Muslim, Abdulmelik bin Kudame, Mûteb ve Ebu Said Mekkî'den hadis rivayet etmiştir.

    Talebeleri

    Ali bin Câfer'in birçok öğrencisi vardı. Onlardan bazıları: Ahmed bin Muhammed bin Ebî Nasr Bezentî, Yûnus bin Abdurrahman, Ali bin Asbat, Abdulazim bin Abdullah Hasanî, Eyyüp bin Ruh ve Amreki bin Ali'dir.

    Eserleri

    Elimize yetişen tek kitabı Mesail-u Ali bin Câfer'dir ki İmam Mûsa Kâzım (a.s)'dan sorduğu soruları ve cevaplarını içerir.

    Ölümü

    Ali bin Câfer, dört mâsum imamın zamanında yaşadığına göre ki İmam Câfer Sâdık (a.s)'ın şehadeti 148 h.k. ve İmam Hâdî (a.s)'ın şehadeti 220 h.k'dir. O 80 yıldan fazla yaşamıştır. Bir rivayete göre onun cenazesi Kum Şehri'nde defnedilmiştir. Şimdi kubbeli ve Muhammed (s.a.a) ve soyunun âşıklarının ziyaretgâhıdır.



    YUKARI

    ALİ BİN İBRAHİM KUMMÎ

    Doğumu

    Ebul Hasan, Ali bin İbrahim bin Haşim Kummî, Şianın 3. asır ravilerindendir. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) yareninden ve Sıkat'ul-İslam Kuleynî'nin muteber üstatlarındandır.

    Çocukluk Dönemi

    Ali, çok dindar ve Ehl-i Beyt aşkıyla dolu sımsıcak bir ailede doğdu. Babası Şianın büyük ravilerindendir. O daha küçük yaştan babasının yanında Muhammed (s.a.a) ve soyunun (Allah'ın selamı onlara olsun) maarif ve ilimlerini öğrenmeye başladı. Birçok raviden hadis aldı ve kendisi de raviler arasına girdi.

    Babası

    Şeyh Abbas Kummî el-Kina ve'l-Elkab adlı kitabında Ali bin İbrahim'in babası İbrahim bin Haşim'in ilmi ve fazileti hakkında şöyle diyor: "O, Kum'un en büyük ve en kıymetli ravilerindendir. O, Kûfelilerin ravilerini Kum'da yayan ve nakleden ilk ravidir. Hakikatte o, Kumluların şeyhi ve ünlüsüdür."

    Şahsiyeti

    Ali bin İbrahim Kummî, Şiaların en büyük ve en güvenilir ravileri arasındadır. Ondan 7140 hadis rivayet edilmiştir ki 6214'ünü babası nakletmiştir.

    O, alimler ve fakihler arasında özel bir konuma sahiptir. Merhum Kuleynî, Kafî kitabındaki hadislerin çoğunu ona isnat eder. O, Kum'daki ilk ravilerden ve Kum'daki üstatların şeyhi olarak bilinmektedir alimler arasında.

    Necaşinin sözü: Necaşi, onun hakkında şöyle der: "Ali bin İbrahim, hadis naklinde güvenilir, sağlam ve imanında kâmil, doğru inanan ve doğru hareket edendir. O, bir hayli rivayet üstatlarından duymuş ve nakletmiştir.

    Âlam'ul-Vera'nın sahibinin sözü: Merhum Tabersî buyuruyor: Âli bin İbrahim, Şianın en büyük ravilerindendir ki İmam Hasan Askerî (a.s)'ın zamanında yaşıyordu. Muhammed bin Yâkup Kuleynî "Kafî" kitabında ondan çok sayıda rivayet nakleder."

    Üstatları

    Ali bin İbrahim, Şianın çok büyük ve muteber ravilerinden istifade etmiştir.

    Bunlardan:

    1- Babası, İbrahim bin Haşim

    2- Kardeşi, İshak bin İbrahim bin Haşim

    3- Muhammed bin İsa

    4- Ahmed bin Muhammed bin Halid Bergî

    5- Eyyüp bin Ruh

    6- Ahmed bin İshak bin Sâd

    7- Ahmed bin Muhammed

    8- İsmail bin Muhammed Melekî

    9- Hasan bin Muhammed

    10- Hasan bin Mûsa el-Hişâb

    Talebeleri

    1- Sikat'ul-İslam Muhammed bin Yakup Kuleynî

    2- Kâsım bin Muhammed

    3- Ahmed bin Ziyad bin Câfer Hemdanî

    4- Hasan bin Hamza Alevî

    5- Muhammed bin Mûsa bin Mütevekkil

    Eserleri

    1- Nevadir'ul-Kurân

    2- Nasıh ve Mensuh

    3- Kurb'ul-İsnad

    4- eş-Şerayî

    5- el-Hayız

    6- et-Tevhid ve'ş-Şirk

    7- Fezail-u Emir'il-Müminin (a.s)

    8- el-Magazî

    9- el-Enbiya

    10- el-Muşezzer

    11- el-Menakıb

    12- İhtiyar'ul-Kurân


    YUKARI
    AHMED BİN ALİ NECAŞÎ

    Doğumu

    Asıl adı Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Abbas bin Muhammed bin Abdullah bin İbrahim bin Muhammed bin Abdullah Neccaşî'dir. 372 h.k. tarihinde Kûfe'de doğdu. Babası, hadisçi ve Şianın büyük alimlerinden idi.



    Araştırmacılara göre onun künyesi Ebul Hasan'dır. Bazıları yanlışlıkla onun künyesini Ebul Abbas diye de zikretmişlerdir. Lakabı ise Necaşî'dir. (Necaşî ve Nicaşî diye de okuyanlar vardır. Daha fesih olanı Nicaşî'dir)

    Ailesi

    Büyük babası Abdullah Necaşî'dir ki Ahvaz valisi idi. İmam Câfer Sadık (a.s)'a mektup yazmıştılar ve İmam da cevabında ona Risale-i Ahvaziyye'yi yazmıştır.

    O, Kûfeli ve Esedî boyundandır. Kendi zikrine göre soyu Adnan'a yetişir. Onun ailesi, Âl-i Ebî Simal, Kûfe'nin ileri gelenlerinden ve eskiden beri halkın saygı duyduğu bir ailedir.

    Seyahati

    Ahmed bin Ali Necaşî, ömrünün çoğunu Bağdat'ta geçirmiştir. Birkaç kez yolculuğa çıkmış ve Mukaddes mekânları ziyarette bulunmuştur.

    400 h.k. yılında Necef-i Eşref'e yolculuk yapmış ve bir müddet de Hz. Ali (a.s)'ın kabrinin yanında kalmıştır. Yine Samirra'ya yolculuk etmiş, Askeriyeyn[2] (a.s)'ın ziyaretleriyle müşerref olmuştur.

    Birkaç kez de asıl memleketi olan Kûfe'ye dönmüş, hadis işitmiş ve hedis nakletmek için icazet almış ve icazet vermiştir.

    Hadis Naklindeki Dikkat ve Sağlamlığı: Necaşî hakkında en çok dikkatleri çeken mesele, onun sağlam ve muteber ravilerden hadis nakletmesidir. Elinde birçok zayıf, zayıflığa itham edilmiş ve kınanmış ravilerden hadis olmasına rağmen onlardan hadis nakletmemiştir.

    Birçok yerde diyor ki, falan mevzuda elimde birçok hadis vardır. Ancak senedi zayıf olduğundan veya zayıf ve kınanmış yazarların kitabında olduğundan nakletmiyorum. Bu konuda o kadar hassas ve titiz davranıyordu ki zayıf kimselerden hadis bile dinlemezdi. Bu durum onun gibi nakilcilerin kıymetini birkaç katına çıkardığı gibi, insan onların naklettikleri hadislere gönül rahatlığıyla güvenebilir. Özellikle de ravilerin asrına yakın oldukları için onların güvenirleri ile güvenilir olmayanları çok iyi ayırt edebiliyorlardı.

    Önemli Girişimleri

    Necaşî, hayatı boyunca yaptığı en güzel işlerden birisi Fihrist-i Esma'il-Musannifin veya Rical-i Necaşî adlı kitabı telif etmesidir. Bin yıldan fazla bir zaman geçmesine ve rical hakkında yüzlerce kitap yazılmasına rağmen henüz ravilerin sağlam ve zayıflarını birbirinden ayırt etmek için en güzel ve en güvenilir kaynaktır.

    Ricalcilerin, fakihlerin ve muhaddislerin itiraf ettiklerine göre, hâla Rical-i Necaşî zirvededir. Herhangi bir çelişki durumunda Necaşî'nin kavli tercih edilir. Başka rical kitaplarının onunla denk olmasına imkân yoktur.

    Üstat ve Şeyhleri

    1- Babası, Ali bin Ahmed Necaşî

    2- Şeyh Mufid (ö. 413)

    3- Ahmed bin Abdulaziz Bezzaz (İbn-i Haşir diye meşhurdur. ö. 423)

    4- Ahmed bin Ali Sirafî

    5- İbn-i Gazairî, Hüseyin bin Ubeydullah ve oğlu Ahmed bin Hüseyin

    6- Hârun bin Mûsa Tel'akberî ve oğlu Ebu Câfer bin Hârun

    7- Ahmed bin Muhammed bin İmran (İbn-i Cundî diye meşhurdur)

    Talebeleri

    1- Şeyh'ut-Taife Şeyh Tûsî

    2- Şeyh Ebul Hasan Sihriştî

    3- Seyit İmaduddin Mâbed Hasanî Mirzevî

    Eserleri

    Elimize yetişen mevcut eserleri şunlardan ibarettir.

    1- Kitab'ul-Cuma ve mâ Verede fihi min'el-Âmal

    2- Kitab'ul-Kûfe ve mâ Verede giha min'el-Âsar ve'l-Fezail

    3- Kitab-u Ensab-ı Benî Nasr bin Kaîn

    4- Kitab-u Muhtasar'il-Enva ve Mevazi'un-Nücum

    5- Kitab'ur-Rical veya Esma-u Musannif'iş-Şiî

    Vefatı

    Büyük alim ve soy bilimcisi Ahmed bin Ali Necaşî, 78 yıl bereketli ömür sürdükten sonra 450 h.k. yılında (Şeyh Tûsî'den on yıl önce) Matır Âbat'ta (Samirra'nın havalisinde bir yer) fani dünyaya elveda edip mâbuduna doğru uçtu.

    Onun ölüm tarihine ve yerine ilk değinen alim Allame Hillî'dir (ö. 726). Kısacası, kitabında ondan önce Necaşî'nin ölümü hakkında Şia ve Sünnî kitaplarında kimse değinmemiş.



    YUKARI

    SEYİT AHMED BİN TÂVÛS

    Doğumu

    Seyit Cemaluddin, Ahmed bin Mûsa bin Câfer bin Tâvûs Hüseynî Hillî, 7. asrın (h.k.) en büyük alimlerindendir.

    Soyu

    Onun soyunu belirten en açık şey, Seyit bin Tâvûs'un (İkbal kitabının yazarının) kardeşi oluşudur.

    Onun büyük babalarından Şeyh Tûsî, Şeyh Veran bin Ebî Firas (Mecmua-i Veram'ın sahibi)'tır.

    İbn-i Tâvûs ve Âl-i Tâvûs lakaplarını almalarının sebebi, büyük babaları Ebu Abdullah Muhammed bin İshak'ın yüz güzelliği ve yakışıklı oluşundan dolayı halkın onu tavusa benzetmesindendir.

    Âl-i Tâvûs soyu, İmam Câfer Sâdık (a.s)'ın süt kardeşi Dâvud'a dayanır. Dâvud, o kimsedir ki zindandayken İmam Câfer Sâdık (a.s) Ümmü Dâvud diye meşhur olan duayı (Recep Ayı'nın yarısındaki amellerden biridir) onun annesine öğretti ve bu vesile ile zindandan kurtuldu.

    Ailesi

    Âl-i Tâvûs ailesi Müslümanlar arasında elmas gibi parlayan bir ailedir. Onlarca parlayan yıldız insanları hayrete düşürmüş ve onları böyle bir soru ile karşı karşıya getirmiştir ki tek bir aile nasıl olur da bu kadar güzellik ve fazileti kendilerinde toplayabilir?

    Azıcık bir araştırmayla çok kısa zamanda yirmiden fazla büyük alimin bu aileden çıktığını görüyoruz. Seyit Raziyuddin Ali (İkbal kitabının sahibi) ki oğulları Muhammed ve Ali, onlara Keşf'ul-Muhce kitabını yazmış ve her birinden çok çok kıymetli eserler bırakan alimler.

    Lider Kişiliği

    Bu çok kıymetli ailenin üstünlüklerinden biri de lider insanlar olmalarıdır.

    Abbasîler döneminde Nakabet-i Talibiyan, kendi zamanının seyitlerinin liderliğini taşıyordu. Onların arasındaki sorunları hallediyordu ve onların arasında en emin olarak tanınıyordu. Bu makamın en başta gelen şartı fakih ve müçtehit olmak idi.

    Bu makamın yüceliğinde Seyit bin Tâvûs'un bu makamla övünmesi yeterlidir. Bu makam, kaç nesil onların soyunda devam etti.

    Büyüklerin Sözleri



    Seyit Ebul Fazail'in makamı o kadar büyüktür ki herhangi büyük onun adı geldiğinde tâzim ederek eğilir. Bunun adını zikreden müellif ve yazarlar onu övmeden geçememişlerdir.

    Tüm büyük ulemanın şehadetine göre Seyit Ahmed bin Tâvûs çeşitli ilimlerde zirvede idi. O, çeşitli ilimlerin en yüce noktasına varmıştı. Bu ilimlerden fıkıh, usul-u fıkıh, kelam, şiir, edebiyat vb...

    Seyit Mûsa bin Câfer'in dört oğlu olmasına rağmen, çoğu zaman Seyit Ali ve Seyit Ahmed (r.a) bir arada zikrolunur ve Seyit Ahmed, Seyit Ali'nin ardından zikredilir. Seyit Ali'nin makam ve menzilesini idrak eden Seyit Ahmed'i de rahat tanıyabilir.

    Üstatları

    Seyit Cemaluddin bin Tâvûs'un üstatlarından bazıları şunlardır:

    1- Şeyh Necibuddin bin Nima Hillî

    y 2- Şeyh Yahya bin Muhammed Suravî

    3- Seyit Fahhar bin Maad Mûsevî

    4- Seyit Ahmed bin Yûsuf Alevî

    Talebeleri

    En büyük öğrencilerinden bazıları şunlardır:

    1- Allame Hillî

    2- Hasan bin Dâvud Hillî (Rical-ı İbn-i Dâvud kitabının yazarı)

    3- Seyit Abdulkerim bin Tâvûs (büyük oğlu)

    Eserleri

    Seçkin öğrencisi Seyit kendi kitabında Rical kitabında üstadın 82 tane eseri olduğunu yazar. Bu kitaplar muhtelif dallarda kaleme alınmış, ancak, maalesef birçoğu bize ulaşmamıştır.

    Başlıca eserleri şunlardır:

    1- Bina'ul-Makalet'il-Fatimiyye fi Nakz'ir-Risalet'il-Osmaniyye

    2- Milaz-u Ulema'il-İmamiyye (fıkıh konulu)

    3- el-Fevaid'ul-Udde (usul-u fıkıh konulu)

    4- es-Sakıb'ul-Musahhar alâ Nakz'il-Muşeccer (usul-u din konulu)

    5-er-Ruh (İbn-i Ebil Hadid'e reddiye)

    6- Şevahid'ul-Kurân

    7- Büşra'l-Muhakkikîn (fıkıh konulu)

    Seyit Ahmed bin Tâvûs, rivayetleri sahih, muvassak, hasen ve zayıf olarak dört kısma ayıran ilk alimdir. Bu görüş, Allame Meclisî'nin (r.a) zamanına kadar kabul gördü. Allame Meclisî, buna birkaç kısım daha ekleyerek dokuz kısma kadar genişletti.

    Vefatı

    Seyit Ahmed bin Mûsa pür bar bir ömür geçirdikten sonra ki hepsini nefsi tezkiyede, halkı hidayet etmede, Ehl-i Beyt (a.s)'ın adını yüceltmede geçirmişti. 673 h.k. tarihinde Hille'de gerçek mâşukuna kavuşmak üzere gözlerini dünyaya ebediyen kapadı.

    Mültecilerin sığınağı ve kerametler kapısı olan mukaddes kabri Hille Kenti'nde meşhurdur. peygamber ve soyunu sevenler, sürekli o seyidin ziyaretine giderler.

    Seyit Ahmed bin Tâvûs'un şerefli kabri, yıllarca unutulduktan sonra yeniden ziyarete açıldı. Yeniden ziyarete açılma hikâyesi şöyledir. Allah'ın salih kullarından birisi onun kabrinin yanında gördüğü bir rüya ile Ehl-i Beyt dostlarının yüzüne açıldı.



    SEYİT KADI NURULLAH ŞUŞTERÎ

    Doğumu

    Hicretin 956 yılında Şuşter Şehri'nde doğdu.

    Ailesi

    Çok değerli alim Seyit Kadı Nurullah Şuşterî, ehl-i ilim ve halk arasında çok saygın bilinen bir ailede doğdu.

    Babası seyit Şerif, büyük İslam alimlerinden ve merhum Şeyh Kadifî'nin öğrencilerinden idi.

    Dedesi Seyit Nurullah, büyük Şia alimlerinden Şuşter'in en ileri gelen, sayılan ve sevilen şahsiyetlerden idi.

    Kardeşleri Mir İsmail, Mir Kutbuddin ve Mir Hasan her üçü de babalarının öğrencilerinden aklî ve naklî ilimlerde uzman idiler. Dualara ve sünnet amellere çok bağımlı, ilmî konularda ise kendi zamanlarının en meşhur alimleri idiler. Ayrıca amcası ve çocukları da büyük din alimleri idiler.

    Çocukları

    Kadı Nurullah'ın beş çocuğu vardı. Hepsi ilim ve irfanda babalarının takipçisiydiler. Teracim kitaplarında onların hal tercümelerinde çeşitli konularda telif ettikleri kitaplar ve kerametleri genişçe yazılmıştır.

    Kadı'nın çocukları da kendisi gibi şair idiler. Arap ve Fars edebiyatına vâkıf idiler. Aklî ve naklî ilimlerin yanı sıra üstatlarından edebiyat da öğrenmişlerdi.

    Tahsil Hayatı

    Kadı Nurullah Şuşterî, ilköğrenim merhalelerini geçirdikten sonra aklî ve naklî ilimleri kazanmak için sekizinci imam Ali bin Mûsa Rıza'nın (a.s) makamından feyizlenip o diyardaki ulemadan istifade etmek için Horasan diyarına hicret ettiler.

    y Hindistan Seyahati

    Kadı Nurullah'ın (r.a) kendi anlattığına göre, ilim ve irfan pınarlarından kana kana içtikten sonra halkı aydınlatmak ve hidayet etmek için Hindistan'a sefer ettiler.

    Hindistan'da Seyit'in sesi ülke halkının tümü arasında duyuldu. Halk, kentlerden, kasabalardan ve köylerden o ilahî ve irfanî şahsiyetin huzurundan feyizlenmek için onu ziyarete geliyorlardı.

    Teracim ashabının nakillerine göre, kadı Nurullah, açıkça Şia olduğunu izhar eden, Şia Mektebi'ne dâvet eden ve muhaliflerle münazara toplantıları yapan ilk alimdir.

    Kadılık Makamı

    Halk arasında ilim ve fazlıyla o kadar meşhur oldu ki Sultan Ekber Şah, onu davet etti. Onun ilim ve hikmetini görünce ona kadılık makamını teklif etti. Kadı, "Bunu kabul etmemin tek bir şartı vardır; o da, ben kimsenin içtihadına göre fetva ve hüküm vermem. Ancak kendi görüş ve içtihadıma göre hüküm veririm" dedi.

    Ekber Şah bunu kabul etti. Böylece "Kadı" lakabı, Seyit Nurullah Şuşterî'nin isminin önüne eklenmiş oldu.

    Üstatları

    Ne yazık ki Kadı Nurullah'ın üstatlarından Mevla Abdulvahid Şuşterî'den (Meşhed-i Mukaddes'te onun talebesi iftiharına nail olmuştur) başkasının ismi, elimizde mevcut değildir.

    Öğrencileri

    Onun öğrencilerinden, çocuklarından başkasının isimleri bize ulaşmamıştır.

    Eserleri

    Kadı Nurullah (r.a), 70 yıllık ömründe telif ettiği kitapların sayısı 98'dir. Aklî, naklî ve edebiyatta uzman olduğundan eserleri çok faydalıdır.

    1- İhkak'ul-Hak (Bu kitap Fazl bin Ruzbehan'ın kitabına reddiye olarak yazılmıştır.

    2- Mecalis'ul-Müminin (Şia alimlerinin hayatlarını içerir)

    3- es-Savarim'ul-Muhrika (İbn-i Hacer Mekkî Heysemî'nin es-Savaik'ul-Muhrika adlı kitabına reddiye olarak yazmıştır.)

    4- Mesaib'un-Nevasib veya Maaib'un-Nevasib (Şialığa reddiye olarak yazılan Nevakiz'ur-Ravafiz adlı kitaba reddiye olarak yazılmıştır)

    Büyük seçkin alim ve arif Kadı Nurullah Şuşterî, bir ömür Ehl-i Beyt mektebinin ihyası ve neşri için mücadele ettikten sonra 1019 yılında şehit düştü.

    Pak ve temiz bedeni Ekber Âbat'ta defnedilip Ehl-i Beyt âşıklarının ziyaretgâhı olmuştur.

    Şehadeti

    Ekber Şah'ın ölümünden sonra oğlu Cihangir Şah başa geçti ve Kadı Nurullah'ı kadılık makamında ibka etti. Bu arada hasetçi ve kıskanç derbar alimleri onu sürekli şahın yanında kötülüyorlardı. Bu durum gittikçe kine dönüştü ve bunlar, şahın üzerinde de etkili oldular. Cihangir Şah, onlara Kadı'yı öldürme izni verdi. Onlar da acımasız ve gaddarca 70 yaşındaki o yaşlı alimin bedenine o kadar kırbaç vurdular ki dayanamayıp kırbaçlar altında canını teslim edip tertemiz ecdadına kavuştu.

    Kadı Nurullah, son anlarını şiir diliyle şöyle anlatır:

    Bu ayrılık gecesi ne kadar da uzundur

    Sanki kıyamet gününün sabahı, onun seheridir

    YUKARI

    ŞEHİD-İ SANÎ

    Doğumu

    Şia ulemasının önde gelen, saygın fakihlerindendir. Asıl adı Şeyh Zeynuddin b. Ali b. Ahmed Âmulî Cebaî olan ve Şehid-i Sanî lakâbıyla tanınan bu yüce fakih, 13 Şevval 911 (h.k)'de, ilim ve fıkıh ailesinde dünyaya gözlerini açmıştır.

    Şianın parmakla gösterdiği, vücuduyla iftihar ettiği, İslamî ilimlerin enginliklerini en derin ayrıntılarıyla inceleyen, fıkıh ve içtihat alanında İslam Fıkhı'nın temel taşlarını oluşturan seçkin Şia ulemasından biri olan Şehid-i Sanî, semereli hayatı boyunca verdiği eserler bakımından eşine ender rastlanan fakihlerden biri olmuştur.

    Şehid-i Sanî, on birinci asırda yaşamış, hayatı boyunca bıkmadan usanmadan çaba göstermiş ve nitekim Âl-i Muhammed (s.a.a)'in fıkhını dünyanın çeşitli bölgelerine yaymayı başarmıştır.

    Şehid'in Oğlu

    Bu yüce şahsiyetin semerelerle dolu yaşantısının bereketlerinden biri de Maalim'id-Din fi'l-Usul gibi kıymetli bir kitabı İslam camiasına armağan eden saygıdeğer, alim ve araştırmacı yazar Allame Ebu Mansur Cemaluddin Hasan'ı yetiştirmiş olmasıdır.

    Ebu Mansur'un yazdığı ve kısaca Maalim olarak bilinen bu kitap da tıpkı babası Şehid-i Sanî'nin er-Ravzat'ül-Behiyye adlı eseri gibi asırlardır ilim merkezlerinde İslamî ilimler tahsil eden talebelerin vazgeçilmez ders kitabı olarak okutula gelmiş ve halen de okutulmaktadır.

    Tahsili ve Seferleri

    1- Şehid-i Sanî (r.a), babası Nuruddin Ali b. Ahmed'in nezdinde mukaddime derslerini okuduktan sonra Meys Kasabası'na giderek tahsiline orada, Şeyh Ali b. Abdulâli Meysî'nin (ö. 938 h.k) yanında devam etti. Allame Hillî'ye ait Şerai'ul-Ahkam, İrşad ve Kavaid kitaplarını burada okudu. Tahsilinin devamı için buradan da çeşitli ülkelere yolculuk yaptı.

    2- Şehid-i Sanî, daha sonra Kerek Nuh'a geçti. Nahiv ve Usul derslerini Câfer Kerekî'den aldı. Üç yıl Ceba'da ikâmet ettikten sonra 937 yılında oradan da Şam'a geçti. Büyük filozof ve aynı zamanda hekim olan Şeyh Muhammed b. Mekkî'den tıp, hikmet ve heyet dersleri aldı. Şeyh Ahmed Cabir'in derslerine katıldı. Tecvid alanında yazılan Şatibiye adlı kitabı onun yanında okudu. Sahih-i Müslim ve Sahih-i Buharî'yi de Şam'da, Şemsuddin Tûlûn'un nezdinde okudu.

    3- Yorulmak bilmeyen bu yüce şahsiyet, 942 (h.k)'de Mısır'a doğru hareket etti. Burada da Arap Edebiyatı, Usul-u Fıkıh, Hendese, Maanî, Beyan, Aruz, Mantık, Tefsir vb. gibi çeşitli alanlarda on altı üstattan ders aldı.

    4- Şehid-i Sanî, 944 (h.k)'de Şevval Ayı'nda Kâbe'yi, 946 yılında da Irak'taki mâsum imamların mukaddes türbelerini ziyaret etti. Bu seferlerin dışında, geri kalan zamanını doğum yeri olan Ceba'da geçiriyordu.

    5- Hicrî 948 yılında Beyt'ul-Mukaddes'e giderek Şeyh Şemsuddin b. Ebu Latif Mukaddesî'den icazet aldı ve tekrar vatanına döndü.

    6- Bu seferlerinin ardından o zamanlar Kostantina olarak bilinen bugünkü İstanbul'a seyahat etti. Kadı Asker Muhammed b. Muhammed b. Kadı Zâde Rûmî'ye on ilim içeren bir risale gönderdi. Bu mektubun ardından karşılıklı görüşmeler ve münazaralar oldu. Nitekim, netice olarak Kadı ona, "dilediği yerde ders verebilme yetkisi" verdi. Bunun üzerine Şehid (r.a), istihare ederek Bâlebek'teki Nuriye Medresesi'nde ders vermeyi tercih etti. Aynı zamanda, Kadı tarafından medresenin idare işi de ona bırakıldı.

    7- Şehid (r.a), Hicrî 953 yılında imamların mezar-ı şeriflerini ziyaret ettikten sonra tekrar kendi vilayetine geri döndü ve ölünceye dek orada kalmaya karar verdi.

    Merciliği

    Şehid-i Sanî, Bâlebek'te ders verdiği sürece ilmî şöhreti sayesinde artık mercî de olmuştu. Seçkin alimler ve ilim sevdalıları, bu yüce şahsiyetin ilmî ve ahlakî karakterinden feyiz almak için uzak diyarından yola çıkarak onu görmeye geliyorlar, onun sıcak nefesinden faydalanıyorlardı.

    Şehid-i Sanî, bu şehirde çok geniş bir öğrenci kitlesine ders veriyordu. Câferî, Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine ait fıkıh ve akaid konularını çok iyi bildiğinden ve bu konulara herkesten daha vâkıf olduğundan her kesime hitap edebiliyordu. Hem fıkıhta, hem de akaitte çağdaş ve mutabık dersler verir, herkes kendi mezhebine göre ondan fetva alırdı.

    Üstünlüğü

    Ravzat'ul-Cennât kitabının yazarı Merhum Hunsarî, Şehid-i Sanî hakkında şöyle der:

    "Şimdiye kadar Şia uleması arasında saygınlıkta, ilimde, anlayışta, titizlikte, programlı olmakta, üstat sayısının çok olmasında, zariflikte, maneviyat içerikli etkin söz söylemede, eserlerinin eksiksiz oluşunda onun kadar büyük ve seçkin birine rastladığımı hatırlamıyorum. Hatta, üstat Şehid-i Sanî'nin erdemini ilahî ahlaktan almış olması ve ilahî dergâha yakınlık makamına sahip olması, onun mâsumların izinden gittiğini ve mâsumlardan sonra gelen makama sahip olduğunu gösterir."

    İş Hayatı

    Şehid-i Sanî, ilmî ve fıkhî açıdan seçkin ve üstün bir kişiliğe sahip olmasına rağmen günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bizzat çalışırdı. Hatta bu konuda, geceleri hava karardığında merkebine bindiği, şehirden uzaklaştığı ve odun toplayarak geçimini sağladığı da rivayet edilmiştir.

    Üstatları

    Şehid (r.a), onca seyahatleri süresince şehir şehir dolaşır, kendine en iyi şekilde faydalanabileceği seçkin üstatlar arardı. Bu nedenle beş mezhebe mensup İslam alimlerinin en seçkinlerinden faydalandı. Şehid-i Sanî'nin faydalandığı başlıca üstatlar şunlardır:

    1- Babası, Ali b. Ahmed Âmulî Cabaî (ö. 925)

    2- Şeyh Ali b. Abdulâli Meysî (ö. 938)

    3- Şeyh Muhammed b. Mekkî (hekim ve filozof)

    4- Seyit Hasan b. Câfer Kerekî

    5- Şemsuddin Tûlûn Dımeşkî Hanefî

    6- Şeyh Ebul Hasan Bekrî

    7- Şeyh Şemsuddin Ebu Latif Mukaddesî

    8- Molla Hasan Curcanî

    9- Şehabuddin b. Neccar Hanbelî

    10- Zeynuddin Hurrî Malikî

    Eserleri

    Şehid-i Sanî'nin eserleri, tarihleri bakımından Ravz'ul-Cinan'dan başlar, er-Ravzat'ul-Behiyye'de de son bulur. Gerçekten de Ravzat'ul-Behiyye, adında da belirtildiği gibi alim ve araştırmacıların ruhlarını tazeleyen, kaybettiklerini orada bulmalarını sağlayan, iman ve inanç baharı estiren mükemmel bir bahçedir.

    Emel'ul-Âmul kitabında yazılanlara göre, Şehid-i Sanî şehit düştüğünde iki binden fazla kitabı vardı. Bunlardan iki yüz nüshası Şehid'in kendi hattıyla, diğerleri de başka alimler tarafından kaleme alınmıştı. Kısaca, Şehid (r.a)'in bazı eserleri şunlardır:

    1- Ravz'ul-Cinan fi Şerh-i İrşad'il-Ezhan

    2- Mesalik'ul-Efham fi Şerh-i Şerai'il-Ahkam

    3- el-Fevaid'ul-Amelliyye fi Şerh'in-Nefliyye

    4- el-Mekasid'ul-İlliyye fi Şerh'il-Elfiyye

    5- Menasik'ul-Hacc'il-Kebir ve Menasik'ul-Hacc'is-Sagir

    6- er-Ravzat'ul-Behiyye fi Şerh-i Lümat'id-Dımeşkiyye

    7- el-Bidayet-u fi İlm'id-Dirâye (Şehid-i Sanî, bu alanda böylesine mühim bir kitap yazan belki de ilk alimdir.)

    8- Temhid'ul-Kavaid'il-Usuliyye li Tefri'il-Ahkam'iş-Şer'iyye

    9- Gunyet'ul-Kasidîn fi Istılahat'il-Muhaddisîn

    10- Kitabun fi'l-Ahadis (Hasan b. Mahbub'un Meşiyha'sından seçilen bir çok hadis içerir.)

    11- Risaletun fi'l-Ediyye ve Risaletun fi Âdab'il-Cumâ

    12- Hakaik'ul-İman

    13- Manzumet-u fi'n-Nahv (Şerhiyle birlikte)

    14- Munyet'ul-Murîd fi Edeb'il-Mufid (Âdab'ut-Talim ve Mutaallim, eğitim ve öğretim hakkında fevkalade faydalı bir kitaptır.)

    15- Mesken'ul-Fuâd İnde Fıkhıl-Ehibbe ve'l-Evlad (Özetiyle birlikte)

    16- Keşf'ur-Raybet an-Ahkam'il-Gıybet

    Şehadet Müjdesi

    Şeyh Bahaî'nin babası Şeyh Hüseyin b. Abdussamed Harisî şöyle der: Bir gün Şehid-i Sanî'nin yanına vardım. Çok düşünceliydi. Niçin düşünceli olduğunu sordum, şöyle cevap verdi: "Kardeşim, öyle sanıyorum ki ben ikinci şehit (şehid-i sanî) olacağım. Rüyamda Alem'ül-Hüda Seyit Murtaza'yı gördüm. Bir ziyafet sofrası açmış, Şia alimlerini başına toplamış, birlikte yemek yiyorlardı. Ben de onlara katıldığımda Seyit Murtaza ayağa kalktı ve bana hoş geldin deyip Şehid-i Evvel'in yanına oturmamı istedi."

    Şehadeti

    Şehid-i Sanî de fazilet sahibi diğer şehitler gibi gözünü dünya hırsı bürümüş, şahsi çıkarları peşinde olan bir dünyaperestin kurbanı olmuştu. Olay, kısaca şöyle gerçekleşmiştir:

    Ceba ahalisinden iki kişi, aralarındaki bir anlaşmazlığı çözmesi için Şehid-i Sanî'ye müracaat ederler. Şehid (r.a) de şer'î usullere göre aralarında hükmeder. Aleyhine hükmedilen kişi, bu hükme karşı gelerek Seydâ Şehri kadısına sığınır ve onun yanında Şehid-i Sanî'yi Şiîlik ve Rafizîlik'le suçlar. Kadı, hemen harekete geçerek durumu Osmanlı padişahı Sultan Selim'e bildirir. O da Şehid'i tutuklaması için birini görevlendirir. Ancak bu kimse, Şehid'i bulamaz. Sultan Selim, bir süre sonra da veziri Rüstem Paşa'yı görevlendirir ve ondan Şehid'i bulmasını, mezhebi hakkında bilgi almasını, Şia olduğu takdirde derhal tutuklayıp sarayına getirmesini ister.

    Hemen harekete geçen Rüstem Paşa, onun hacca gittiğini öğrenir öğrenmez peşine takılır. Henüz Mekke'ye varmadan onu yakalar. Şehid (r.a), hac ziyaretinin sonuna kadar ondan mühlet ister. Rüstem Paşa bunu kabul eder ancak, daha sonra başkalarının kışkırtması sonucu o yüce zâtı şehit ederek kesik başını sultana götürür. Sultan Selim, vezirinin bu işine çok kızar ve onu iyice azarlar.

    Nitekim, Şehid'in kanı heder olmaz ve Seyit Abdurrahim Abbasî'nin telaşlarıyla Rüstem Paşa, gerçekleştirdiği bu büyük cinayet için ölüme mahkûm edilir.

    Şia ulemasının önde gelen isimlerinden Şehid-i Sanî (r.a) Hicrî 966'da (Seyit Muhsin Emin'e göre de 965'te) şehit edilmiş, ne yazık ki şehadetinin ardından cesedi üç gün yerde kalmış ve üç gün sonra da denize atılmıştır.



    ŞEYH BAHAÎ

    Doğumu

    Şeyh Bahaî adıyla meşhur olan Muhammed b. Hüseyin b. Abdussamed Harisî, Hicrî 953 yılında, Lübnan'ın Bâlebek şehrinde dünyaya geldi.

    Nesebi

    Şeyh Bahaî'nin nesebi, Hz. Ali (a.s)'ın değerli ashabı Haris Hamdanî'ye varır. Haris Hamdanî Sıffın ve Cemel savaşlarına katılan, son nefesine kadar mücadele eden kıymetli bir sahabedir.

    Hayatı

    Şeyh Bahaî, vatanında bir süre ders aldıktan sonra daha küçük yaşta Şia ulemasının eşsiz ve seçkin alimlerinden biri olan babasıyla İran'a seyahat etti. İsfahan'a vardığında ciddiyetle tahsiline devam etti. Kısa zamanda, çeşitli alanlarda kendini yetiştirdi ve ilim ehlinin seçkin şahsiyetleri sınıfına katıldı. Safevî hükümdarı Şah Abbas, bu yüzden ona özel ilgi gösterir, saygıda bulunurdu.

    Şeyh Bahaî, Şeyh Ali Feşar'dan sonra Safevî Hükümeti'nin şeyhülislamlığını üzerine aldı. Bu hükümetin mevcut tüm imkânlarını, Şialığı yaymada kullandı.

    Seyahat etmeyi ve tecrübe kazanmayı çok severdi. Bu yüzden uzun seferlere çıkardı. İlk ve en uzun yolculuğunun sebeplerinden biri olarak çevresindeki bazı hasetçilerin çekemezlikleri gösterilebilir (bu konuya Şeyh'in bazı kitaplarında rastlamak mümkündür). Dolayısıyla bazen evine çekilir ve hiçbir şeye karışmaz, bazen de uzun seyahatlere çıkardı.

    Seferleri

    Şeyh Bahaî, ömrünün otuz yılını seferde geçirmiş, çeşitli şehir ve ülkeleri gezmiştir. Başlıca seferleri şunlardır:

    1- İlk seferi, Bâlebek'ten İsfahan'a idi. Çeşitli alanlarda bilgisini artırmak için orayı mesken edindi.

    2- Yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı Irak ve Hicaz yanı sıra mukaddes şehirlere seyahat etti, Mekke ile müşerref oldu.

    3- Safevî hükümdarı Şah Abbas ile İsfahan'dan Meşhed'e yaya olarak gidip İmam Rıza (a.s)'ın türbesini ziyaret etti.

    4- Mısır'a gitti ve Keşkül adlı meşhur eserini bu yolculukta yazdı.

    5- Mısır'dan döndükten sonra Roma, Şam ve Beyt'ül-Mukaddes'e yolculuk etti.

    6- Halep'e gitti ve ömrünün sonlarına doğru İsfahan'a geri döndü.

    Maalesef Şeyh'in otuz yıllık yolculuğundan, yol arkadaşları ve yakınları vasıtasıyla elde edilen birkaç sayfalık bilgiden başka bir şey elde edilememiştir. Oysa ki Şeyh, yaptığı yolculuklarda bir seyahatname yazmış olsaydı hem tarihi bir eser, hem de şahsına has seçkin bir eser olurdu.

    Şeyh, seyahatlerinde kendini gizler, sıradan insanlar gibi giyinirdi. Bazı büyük alimlerin rivayetlerine göre gerek Halep'te, gerekse Şam'da sıradan yolcu kıyafetleriyle kimse onu tanımaz, ama konuşmaya başlayınca ilim ve faziletiyle onun Şeyh Bahaî olduğunu anlarlardı. Şeyh de, tanındığı yerde uzun süre kalmaz

    z, hemen oradan

    ayrılırdı. Kapsamlılığı

    Şeyh'in özelliklerinden biri de hemen hemen her dalda uzman olmasıdır. İlimce geniş ve kapsamlı bir ilme sahip olmaktan da öteye, kişilikte de geniş ve kapsamlı bir yapıya sahipti. Onun bu kapsamlılığı, Sünnîlerin onu Sünnî, Sofîlerin de onu Sofî bilmelerine neden olmuştu.

    Üstatları

    Ne yazık ki Şeyh'in üstatları hakkında geniş bir bilgi yoktur. Ama babası Hüseyin b. Abdussamed ile Şehid-i Sanî'nin onun üstatları olduğu kesindir.

    Talebeleri

    Şeyh Bahaî'nin büyük ve saygın onlarca öğrencisi vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Molla Muhsin Feyz Kaşanî (Şeyh Bahaî gibi o da irfanî boyuta sahiptir)

    2- Mevla Muhammed Salih Mazenderanî

    3- Merhum Muhammed Takî Meclisî (I. Meclisî)

    4- Lüm'a ve Maalim kitaplarına şerh yazan Sultan'ul-Ulema

    5- Seyit Hasan b. Seyit Haydar Kerekî

    Eserleri

    Şeyh Bahaî, onca seferlerine ve İmam Ali (a.s)'ın türbesinin inşası, İsfahan Camii'nin yapımı vb. gibi uzun çalışmalar gerektiren onca işlerine rağmen pek önemli olan telif ve tasnif işlerinden de geri kalmadı. Çeşitli dallarda altmışa yakın eserleri vardır. Şeyh'in başlıca eserleri şunlardır:

    1- Miftah'ul-Felah fi Amel'il-Yevm ve'l-Leyl

    2- el-Urvet'ul-Vuskâ (Fatiha Sûresi'nin tefsiri)

    3- Kırk Hadis Şerhi (Uzmanlara göre, kendi alanında yazılmış en değerli eserdir)

    4- Maşrık'uş-Şemseyn (Ahkam ayetlerinin tefsirini içerir)

    5- Hadaik'ul-Mukarrabîn (Sahife-i Seccadiye'nin tefsiri)

    6- Cami-i Abbasî (Hac konusunun sonuna kadar işlenen fıkıh konularını içerir)

    7- el-İsna Aşeriyyat'il-Hams (Taharet konusundan hac konusuna kadar tüm konuları içeren fıkhî bir kitaptır. Her mevzuunda on iki bap, her bapta on iki fasıl ve her fasılda on iki konu vardır.)

    8- el-Fevaid'us-Samediyye (Kardeşi Samed için yazdığı Nahiv kitabıdır)

    9- Bahr'ul-Hisab (Matematik konulu geniş bir kitaptır)

    10- Hulasat'ul-Hisab (Bahr'ul-Hisab'ın özetidir)

    11- Keşkül (Bu isim, muhtevasına göre ilk kez Şeyh Bahaî tarafından konulmuştur. Daha sonra bu tür kitap yazan kimseler de ondan örnek alarak kitaplarına "keşkül" adını koymuşlardır.)

    12- Farsça ve Arapça Şiir Divanı

    Şeyh Bahaî, Farsça ve Arapça şiir yazmada oldukça yetenekliydi. Bu alanda çok güzel şiirler yazardı.

    Vefatı

    Aslına bakılırsa, ilahî makama sahip insanlar dünyadan göçtüklerinde ölmezler. Aksine, onlar, sonsuza dek her yeni neslin gönüllerinde yaşarlar. Onların İslam alemine kazandırdıkları sadece yaşadıkları zaman dilimine ait değildir. Onlar geriye bıraktıkları eserlerle, yetiştirdikleri öğrencilerle sayısız ilahî inayetin insanlara akmasına vesile olmuşlardır.

    İşte, bu insanlardan biri olan Şeyh Bahaî de yorulmak bilmeden gerçekleştirdiği faaliyetleri, yetiştirdiği öğrencileri ve yaptığı hayır binalarıyla inananların gönlünde yaşamaktadır.

    Şeyh Bahaî, ömrünün en verimli dönemlerinde, Hicrî 1030'da Hakk'ın nidasına lebbeyk diyerek ebedî yurduna doğru kanat gerdi.

    Tertemiz nâşı İsfahan'dan Meşhed'e intikal ettirilerek İmam Rıza (a.s)'ın türbesinin kenarında toprağa verildi. Seçkin öğrencilerinden Allame Meclisî'nin cenaze namazını kıldırdığı teşyî merasimine yaklaşık elli b. seveni katılmıştı.

    YUKARI

    ŞEYH HÜRR-İ ÂMULÎ

    Doğumu



    Değerli bir fakih, büyük bir muhaddis, Şianın iftihar kaynağı olan ve İslam camiasına kıymetli eserler kazandıran Şeyhülislam Muhammed b. Hasan b. Ali b. Muhammed b. Hüseyin, daha çok Şeyh Hürr-i Âmulî olarak tanınır.

    Hürr-i Âmulî 8 Recep 1033 (h.k) yılında, bir Cuma gecesi, Lübnan'ın Cebel Âmul kentine bağlı Meşgara Kasabası'nda dünyaya geldi.

    Cebel Âmul, Resullullah (s.a.a)'in değerli sahabelerinden Ebuzer-i Gifarî'nin vasıtasıyla Müslüman ve Şia olmuş, Ehl-i Beyt sevgisiyle yoğrulmuş insanların yaşadığı bir yöredir. Nitekim, Şeyh Hürr-i Âmulî de ilim, takva ve Ehl-i Beyt aşkıyla dolu bir evde doğmuş, babası da onun adını Muhammed koymuştur.

    Nesebi

    Şeyh Hürr-i Âmulî, Hür b. Yezid Riyahî'nin torunlarındandır. Hür, önceleri Yezid'in ordusunda komutan olarak bulunan; daha sonra olayın ciddi olduğunu görünce İmam Hüseyin'i öldürmek istediklerini öğrenir öğrenmez tövbe ederek İmam'ın ordusuna katılan ve oğlu ile birlikte son nefesine dek kılıç kullanıp şehit düşen bir Ehl-i Beyt dostu idi. İmam Hüseyin (a.s), onun şehadetinin ardından başucuna gelerek şöyle demiştir: "Ne güzel ismin var senin; gerçekten de sen dünyada hür idin, ahrette de hürsün."

    Ailesi

    Şeyh Hürr-i Âmulî, ilim ve irfan ehli bir ailede büyüdü. Ailesi, asil ve köklü bir ailedir.

    Bu aileden fıkıh ve ilim ehli büyük insanlar çıkmıştır. Alim, fakih, hafız, edip, güvenilir, fazıl ve salih biri olan babası, halkın müracaat ettiği büyük şahsiyetlerden biri idi. Şeyh'in babası, 1062 yılında (h.k) Meşhed yolu üzerinde vefat etti ve orada toprağa verildi.

    Amcası Muhammed b. Ali b. Muhammed Hürr-i Âmulî de seçkin şahsiyetlerden biri idi. Çeşitli konularda telifleri ve bir de şiir divanı vardır.

    Amcazadesi Hasan b. Muhammed b. Ali de değerli, saygın şahsiyetlerdendir. Ayrıca büyük babası Şeyh Ali b. Muhammed Hürr-i Âmulî de hem şair, hem de abit bir kimseydi. Ahlakî yapısı oldukça güzel, seviyeli bir insandı.

    Atası Şeyh Muhammed b. Hüseyin Hürr-i Âmulî de naklî ilimlerde döneminin en derin alimlerinden biri idi. Yine, oğlu Şeyh Muhammed b. Muhammed de aklî ilimlerde döneminin önde gelen isimlerindendi.

    İlmî Şahsiyeti

    Şeyh Hürr-i Âmulî, Hicrî XI. yüzyılın önde gelen en büyük Şia alimlerinden biri idi. Saygın kişiliği ve kıymetli eserleriyle Şia uleması arasında özel bir mevkie sahipti. Hayatı boyunca Şia Mektebi'ni Ehl-i Beyt (a.s)'ın hadisleriyle gani etti. Geriye takdire şâyan eserler bıraktı. Kısacası o, asırlardır Şialar arasında kulaktan kulağa dolaşan Ehl-i Beyt hadislerini mâsumlara ve Resul-u Ekrem (s.a.a)'e dayandıran sağlam bir bağdı.

    Alimlerin Onun Hakkındaki Sözleri

    Seyit Ali Han Medenî (Sahife-i Seccadiye şarihi) onun hakkında şöyle der: "Şeyh Muhammed b. Hasan b. Ali b. Muhammed Hürr-i Âmulî, seçkin bir şahsiyettir. Yüksek ilmî mevkii, kelimelerle ifade edilemez. Yazdığı değerli eserler dünyaca kullanılmaktadır. Eserleri, adeta yağmur taşıyan bulutlar gibi yeryüzünü sular, inci taneleri gibi parlar ve ziynet eşyaları gibi ışıldar durur."

    Mekabis'ul-Envar adlı eserin müellifi de şöyle der: "Şeyh Muhammed b. Hasan Hurr-i Âmulî Meşgarî Tûsî hadis ravisi, kâtibi ve aynı zamanda bu gizemli sırların toplayıcısı alim, fazıl, fakih ve edip bir kimsedir. Allah onu yüce fazlıyla mükâfatlandırsın."

    Büyük İslam alimlerinden Allame Eminî de el-Gadir adlı eserinde onun hakkında şöyle der: "O, zamane tacının üzerinde kendini gösteren bir inci, fazilet membaı üzerinde parlayan bir noktadır. Onu tanımaya çalışan bir kimse, her alanda mahareti olan biri olarak görür onu. Her ne kadar övülse azdır. O adeta ilmin özü, fazilet ve kemalin tecellisidir."

    Muhaddis Kummî de şöyle der: "Muhaddislerin şeyhi Muhammed b. Hasan b. Ali Meşgarî; fazilet sahibi bir dahi, âgâh bir fakih, takvalı bir muhaddis olmakla birlikte birçok faydalı eserleri olan saygıdeğer, güvenilir ve büyük bir alimdir."

    Seferleri

    Şeyh Hürr-i Âmulî 40 yaşına dek Cebel Âmul'da yaşadı. Bu süre içerisinde hac ziyareti için iki kez Mekke'ye gitti. 1073 yılında da mâsum imamları ziyaret etmek için Irak'a geçti. Oradan da İmam Rıza (a.s)'ın türbesini ziyaret için Meşhed'e gidip bir süre burada ikâmet etti. 1087-88 yıllarında yine hacca ve oradan da Irak'ta bulunan mâsum imamların türbelerini ziyarete gitti. Daha sonra da Allame Meclisî gibi İsfahan'ın büyük alimlerinin ziyaretine nail oldu. Bu yolculuğunda Allame Meclisî'ye, Allame de ona rivayet için icazetname verdi. Şeyh, daha sonra da Meşhed'e dönüp ömrünün geri kalan kısmını orada geçirdi.

    Mekke Olayı

    Şeyh Hürr-i Âmulî'nin son haccını yerine getirdiği 1087 (h.k) yılında, Osmanlı İmparatorluğuna ait askerler, Beytullah'a hakaret ettikleri gerekçesiyle bir grup İranlıyı kılıçtan geçirdiler. Daha doğrusu, Ehl-i Beyt Mektebi'ne mensup Şiaları katletmek için ihanet ve hakaret olayını bahane ettiler.

    Şeyh Hürr-i Âmulî, Osmanlıların bahane arayışı içerisinde olduklarını çok önceleri söylemiş, bu yüzden Mescid-i Haram'dan çıkmamaları için Şiaları uyarmıştı. Şeyh, bu olayda Mekke eşrafından Seyit Mûsa b. Süleyman Hasenî'nin yardımıyla kurtuldu ve Yemen yoluyla Irak'a gitti.

    İran Şahı Hakkında

    Şeyh Hürr-i Âmulî, Meşhed seferinde İsfahan üzerinden geçmiş, oranın ulemasıyla görüşmüş, özellikle de başta Allame Meclisî tarafından saygıyla karşılanmıştı. Şeyh, döneminin Safevî padişahlarından Şah Süleyman ile de görüştü. Bu tarihi görüşme, şöyle nakledilir:

    Şeyh Hürr-i Âmulî, şahın meclisine girer ve şah için yaptırılan özel bölmede oturur. Bir süre sonra meclise katılan şah, onu kendi yerinde görünce oldukça sinirlenir ve yanındakilere "Bu adam kim?" diye sorar. "Arapların ünlü alimi Hürr-i Âmulî'dir" denilince küçümseyerek, "Hür ile har (eşek) arasında ne kadar fark vardır?" diye sorar. Bunun üzerine Hürr-i Âmulî; "Birkaç adımlık fark vardır!" der ve şah ile arasındaki birkaç adımlık mesafeyi kasteder.

    Şia ulemasının Safevî Hükümeti karşısında bu denli rahat ve perdesiz konuşabilmesi pek yadırganacak bir mevzudur. Aslında bu olay, onların Safevî Hükümeti'ne karşı dilediklerini söyleyebilecekleri kadar ileri düzeyde nüfuz ettiklerini gösteren bariz örneklerden biridir.

    Meşhed'e Dönüş

    Şeyh Hürr-i Âmulî Meşhed'e döndüğünde İran şahı tarafından "baş kadılık" makamına getirildi. Kısa sürede oranın alimlerini toplayıp ders vermeye başladı. İçlerinden değerli alimler yetiştirdi. Dersleri, Ehl-i Beyt ilmi âşıklarıyla dolup taşıyordu. Şeyh, adeta bir baba gibi onlara kucak açıyor, eğitimlerine büyük önem veriyordu. Şeyhin bu mukaddes şehirde birçok telifleri de olmuştur.

    Şiir Hayatı

    Şeyh Hürr-i Âmulî'nin yüksek derecede şiir yeteneği de vardı. Ehl-i Beyt (a.s)'ın methinde birçok şiirler yazmış ve okumuştur. Tam olarak yirmi b. beyit şiir içeren bir de divanı vardır.

    Şiirleri genellikle çok uzundur. Peygamber (s.a.a)'i ve Ehl-i Beyt (a.s)'ı öven bir şiiri yüz beyitten fazladır. Yine, bu yüce şahsiyetlerin faziletlerini ve mucizelerini içeren bir şiiri ise dört yüz beyitten oluşmaktadır.

    Hürr-i Âmulî, şiir sanatının tüm inceliklerine vâkıf idi. Örnek olarak; Ehl-i Beyt hakkında yazdığı 29 kasidenin tümünde beyitler aynı kafiye ve aynı harfle bitmektedir. Bir kasidesinde beyitlerin dört yanını tek kelimeyle çevrelemiş, bir başka kasidesinde de kasidesinin tamamını elif harfi kullanmaksızın sonlandırmıştır.

    Arapça ve Farsça harfleriyle çok açık bir güzellik taşıyan şiirleri, Latin harfleriyle yazıldığında bu özelliğini yitirir. Biz yine de bazı beyitlerinin tercümesini yazmakla yetiniyoruz:

    Adım her ne kadar Hür'se de ben Ehl-i Beyt kölesiyim

    Onların eliyle âzat olsam da yine köleliklerine dönerim

    Bir başka şiirinde de şöyle der:

    Dostları yâd etmek şirinse eğer

    Daha şirin olan Ehl-i Beyt'i anmak bana yeter

    Üstatları

    Şeyh Hürr-i Âmulî, öz vatanı olan Meşgare'de birçok büyük üstatlardan faydalandı.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Babası Hasan b. Ali (ö. 1062 h.k)

    2- Amcası Şeyh Muhammed b. Ali (ö. 1081)

    3- Anne tarafından dedesi Şeyh Abdusselam b. Muhammed Hürr

    4- Babasının dayısı Şeyh Ali b. Mahmud Âmu



    Ceba'daki bazı üstatları da şunlardır: 5- Şehid-i Sanî'nin oğlu, Şeyh Zeynuddin (Maalim adlı eserin müellifi)

    6- Şeyh Hüseyin Zuheyrî

    7- Seyit Hasan Hüseynî Âmulî

    8- Şeyh Abdullah Harfûşî

    9- Mevla Muhammed Tahir b. Muhammed Hüseyin Şirazî Necefî Kummî

    10- Seyit Mirza Cezayirî Necefî

    11- Şehid-i Sanî'nin torunu Şeyh Ali

    12- Üstat Muhakkik Aga Hüseyin Hansarî

    13- Seyit Haşim Tublî Bahranî

    14- Mevla Muhammed Kaşanî

    Talebeleri

    1- Şeyh Mustafa b. Abdullah b. Seyyar Hubez

    2- Şeyh Muhammed Rıza (Şeyh Mustafa'nın oğlu)

    3- Şeyh Hasan (Şeyh Mustafa'nın ikinci oğlu)

    4- Seyit Muhammed b. Muhammed Bâkır Hüseynî Âracî Muhtarî Naînî

    5- Seyit Muhammed b. Muhammed Bedi-i Razevî Meşhedî

    6- Mevla Muhammed Fazil b. Muhammed Mehdî Meşhedî

    7- Seyit Hasan Hüseynî Âmulî

    8- Mevla Muhammed Salih b. Muhammed Bâkır Kazvinî (Ruganî diye de meşhurdur)

    9- Mevla Muhammed Taki b. Abdulvahhab Esterabadî Meşhedî

    10- Mevla Muhammed Takî Dehharkânî Kavzinî

    11- Seyyit Muhammed b. Ahmed Hüseynî Gilanî

    Eserleri

    Şeyh Hürr-i Âmulî'nin paha biçilemez nitelikte kıymetli eserleri vardır. O, ömrünü, mukaddes İslam dinine, özellikle de hak Ehl-i Beyt Mektebi'ne adamıştı. Çok ağır görevleri olmasına rağmen gelecek nesiller için geriye birçok ilmî eserler bıraktı. Bu değerli eserlerinden biri de gerek alimler, gerekse müçtehitler için kaynak kitap niteliği taşıyan Vesail'uş-Şia adlı kitabıdır. Yıllardır ilgiyle mütalaa edilen bu kitabın yanı sıra başlıca eserleri şunlardır:

    1- el-Cevahir'us-Saniyye fi'l-Ahadis'il-Kudsiyye: Kaleme aldığı ilk kitabıdır. Alanında ondan daha önce böyle bir kitap yazılmamıştır.

    2- es-Sahifet'us-Saniye min Ed'iyet-i Ali b. Hüseyin (a.s): Sahife-i Seccadiye'de olmayan bir takım duaları içerir.

    3- Tefsri-u Vesail'iş-Şia ilâ Tahsil-i Mesail'iş-Şeria: Ahkâm konulu tüm hadisleri içerir. Kitapta işlenen hadisler, gerek Kutub-u Erbaa'dan, gerekse diğer kitaplardan olmak üzere yaklaşık 180 kaynak kitaba dayandırılır.

    4- Hidayet'ul-Ümmet ilâ Ahkâm'il-Eimme (a.s): Vesail'uş-Şia'nın özeti niteliğinde olan bu eser, tekrarî senet ve hadislerden arındırılarak üç küçük ciltte toplanmıştır.

    5- Men lâ Yehzuruh'ul-İmam: Bir ciltten oluşan bu eser, Vesail'uş-Şia'daki hadislerin fihristidir.

    6- el-Fevaid'ut-Tûsiyye: Yüz adet muhtelif konular içeren bu faydalı eser de bir cilttir.

    7- Isbat'ul-Hudat bi'n-Nusûs ve'l-Mucizat: İki cilttir. Yüz binden fazla hadis içerir. Kısaca Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s)'ın mucizelerini konu edinen bu kitap, yetmiş binden fazla senetle, 439 kitaptan kaynak gösterilerek hazırlanmıştır.

    8- Emel'ul-Âmul: Cebel Âmul alimlerinin isimlerini içerir.

    9- el-Îkaz min'el-Hec'at bi'l-Burhan ala'r-Ricat: Ricat konulu bir risaledir. 600 hadis ve 64 ayet içerir. Konuların bir bölümünde de, muasır ve geçmiş alimlerin önde gelenlerinin konuyla ilgili sözlerine yer verilmiş, konular yer yer soru cevap şeklinde işlenmiştir.

    10- Risalet'un fi'r-Red alâ Sufiyye: Sofilere reddiye olarak yazılmış 1000 adet hadis içerir.

    11- Tevatur'ul-Kuran

    12- Bidayet'ul-Hidaye: Bu kitap, nassa dayalı tüm vacip ve haramları, fıkıh çerçevesinde baştan sona konu edinmektedir.

    13- el-Fusul'ul-Muhimme fi Usul'il-Eimme (a.s): Usul-u din, usul-u fıkıh ve usul-u tıbbın genel kurallarını içerir.

    y 14- el-Arabiyyet'ul-Aleviyye ve'l-Lugât'ul-Merviyye 15- Şiir Divanı: Yüz b. beyitlik şiir ve muhtelif konularda yazılmış dört adet manzume içerir.

    16- Divan-ı İmam Zeynülabidin (a.s)

    17- Tahrir-u Vesail'iş-Şia ve Tahbir-u Mesail'iş-Şeria: Vesail'uş-Şia'nın şerhidir.

    18- el-Ahlak

    19- Maktel-i İmam Hüseyin (a.s)

    20- Haşiyeler: Başta Kutub-u Erbaa olmak üzere daha birçok kitaplara yazdığı çeşitli haşiyeler.

    Vefatı

    Şeyh'in kardeşi, ed-Dürr'ul-Mesluk adlı eserinde onun vefatı hakkında şöyle der:

    y "İlim, amel ve ibadet ehlinin parlak hilali, Müslümanların şeyhülislamı, Şiaların hadis rivayetçisi, ümmete doğru yol göstermede söz sahibi, güvenilir bir ravi, emin bir alim, hatip, edip ve yüksek mevki sahibi hakiki bir Allah kulu olan fazilet güneşi Şeyh Ebu Câfer Muhammed b. Hasan Hürr-i Âmulî'nin batışı (ölümü), 21 Ramazan 1104 (h.k) tarihinde gerçekleşmiştir. O, Allah'ın rahmetine doğru yolculuğa çıktı ve sekizinci hidayet imamı Hz. Ali b. Mûsa'r-Rıza (a.s)'ın türbesine yakın bir yerde toprağa verildi. Şeyh, benim ağabeyimdi. Mescidin kubbesinin altında, minberinin yanı başında onun cenaze namazını kıldırdım ve Mirza Câfer Medresesi'nin yanında bulunan Ravza Avlusu'ndaki bir odaya defnettik; Şeyh, vefatında 72 yaşındaydı."

    Allah ruhunu şâd etsin.



    HÜSEYİN B. SAİD AHVAZÎ

    Doğumu:

    Ebu Muhammed Hüseyin b. Said b. Hamad b. Mihran Ahvazî, Şia'nın III. asır alim ve fakihlerindendir. Kûfe'nin Revat şehrinde doğmuştur. Asaleten İranlıdır. İçinde büyüdüğü aile, Resulullah (s.a.a)'e ve onun pak soyuna bağlılıklarıyla tanınan, İmam Zeyn'ül-Abidin (a.s)'ın yetiştirdiği kölelerin soyundan gelen saygın bir ailedir. İmam Rıza, İmam Cevad ve İmam Hâdi (a.s)'ın yârenlerinden olan Ahvazî, büyük hadis ravisi ve çok değerli bir rivayet şeyhidir. Rivayetlerinin, Şiî fakihleri nezdinde özel bir yeri vardır. Usul-u Kafî, Men La Yehzuruh'ul-Fakih, Tehzib, İstibsar, Mahasin, Vesail'üş-Şia, Bihar'ul-Envar vb. gibi kaynak niteliğini taşıyan büyük eserlerde ondan hadis rivayet edilmiş ve onun rivayetlerine istinat edilmiştir.

    Ailesi:

    Ahvazî'nin ailesi, engin bir iman ile Allah'a bağlı, çok ihlaslı, aynı zamanda Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'ine aşık bir aile idi. Bu uğurda çok mücadele etmişler; salih amelleri, canları ve mallarıyla Ehl-i Beyt'in hakkını savunmuşlar; Abbasîlere karşı ameli ve kültürel çalışmalar yapmışlardır.

    Şahsiyeti:

    Ahvazî, çağının önde gelen ilmî şahsiyetlerinden sayılırdı. İbn-i Nedim, onun hakkında şöyle der: "Kûfeli Hüseyin b. Said Ahvazî, döneminin en bilgili alimiydi. Fıkıh, rivayet, hadis ve Ehl-i Beyt'in (a.s) faziletleri hakkında çok geniş bilgisi vardı. Şia Mektebi öğretileri arasında birçok ilim dalında söz sahibiydi.

    Ahvaz'a Yaptığı Sefer:

    Hüseyin b. Said Ahvazî, kardeşi Hasan b. Said Ahvazî ile birlikte Âl-i Muhammed (s.a.a)'in öğretilerini yaymak için Ahvaz'a gitti. Ehl-i Beyt'in üstünlüğünü gerek diliyle, gerek kalemiyle hiç çekinmeden beyan ediyor; bu uğurda adeta gecesini gündüzüne kadar çaba sarf ediyordu. Onun bu çalışmaları neticesinde Ahvaz halkı, Muhammed (s.a.a) ve soyunun (a.s) takipçilerinden, hatta aşıklarından oldu.

    İshak b. İbrahim Hadinî, Ali b. Resan, Ali b. Mehziyar ve Abdullah b. Muhammed Hadinî gibi büyük alimleri İmam Rıza (a.s)'ın nezdine götürdü. Onlar da imamın hayranlarından ve Şiîlerinden oldular.

    Kum'a Yaptığı Sefer:

    Hüseyin b. Said, kardeşi Hasan b. Said'in vefatıyla birlikte en önemli yardımcısını kaybetti. Bu olaydan sonra Kum'a gitti. Oradaki ravilerle tanışıp rivayet ettikleri hadislerden faydalandı. Orada Hasan b. Âban'ın evine gitti. Kum şehrinin önde gelenleri onu ziyaret ettiler. Rivayet ettiği hadislerden faydalandılar. Hüseyin b. Said, aynı şehirde vefat edip ebedî yurduna hicret etti.

    Üstatları:

    Hüseyin b. Said; başta İmam Rıza, İmam Cevad ve İmam Hadî (a.s)'ın ilimlerinden faydalanmış olmakla beraber şu büyük zatlardan da istifade etmiştir:

    1- Muhmmed b. Ebu Umeyr

    2- Ahmed b. Muhammed b. Ebu Nasr Bezentî

    3- Cemil b. Derrac

    4- Hamad b. İsa

    5- Safvan b. Yahya

    6- Zarif b. Nasih

    7- Muhammed b. Sinan

    8- Yunus b. Abdurrahman vs.

    Talebeleri:

    Birçok büyük zatlar, onun ilminden istifade etmişlerdir. Başlıca talebeleri şunlardır:

    1- İbrahim b. Haşim

    2- Ahmed b. Ebu Abdullah Berkî

    3- Ahmed b. Muhammed b. İsa

    4- Hasan b. Mahbub

    5- Said b. Abdullah

    6- Sehl b. Ziyad

    7- Ali b. Mehziyar Ahvazî

    Eserleri:

    Hüseyin b. Said'in otuzun üzerinde ilmî eseri vardır. Bunların çoğunu kardeşiyle yardımlaşarak yazmıştır. Başlıca eserleri şunlardır:

    1- er-Redd-u Ala'l-Gulat

    2- el-Menakıb

    3- el-Mesalib

    4- ez-Zühd

    5- el-Mümin

    6- Kitab'ul-Vuzu

    7- Kitab'uz-Zekât

    8- Kitab'us-Salat

    9- Kitab'us-Savm

    10- Kitab'ul-Hac

    11- Kitab'un-Nikâh

    12- Kitab'ut-Talak

    13- Kitab'ul-İtk

    14- Kitab'ul-İman

    15- Kitab'ut-Ticaret

    16- Kitab'ul-Humus

    17- Kitab'uş-Şehadet

    18- Kitab'us-Sayd

    19- Kitab'ul-Mekasib

    20- Kitab'ul-Eşribe

    21- Kitab'uz-Ziyaret



    22- Kitab'ut-Takiyye


    YUKARI

    ŞEYH TÛSÎ

    Doğumu:

    Şeyh'ut-Taife olarak da bilinen Ebu Câfer Muhammed b. Hasan Tûsî, h. 385 yılında Horasan'da doğdu. İslam dünyasının en parlak yıldızlarındandır. Fıkıh, usul, kelam, hadis, tefsir, rical vb. gibi dallarda birçok eserleri vardır.

    Ailesi:

    Şeyh Tûsî (r.a)'in ailesi, birkaç nesil sonra dahi, içinde alim ve fakihlerin yetiştiği bir ailedir. Oğlu Şeyh Ebu Ali, "Mufid-i Sanî" lakabını almış değerli bir fakih idi. Müstedrek, c.3, s.498'de nakledildiğine göre, Emalî adında bir eseri vardı. Babasının en-Nihaye adlı eserini de şerhetmiştir.

    Lülû'ul-Bahreyn adlı kitabın nakline göre, Şeyh Tûsî'nin kızları da alime ve fazilet sahibi kimseler idi.

    Şeyh Ebu Ali'nin oğlu Şeyh Ebul Hasan, babasından sonra ilim havzasının başkanlığını ve merciliğini üstlenmiştir.

    İmad Taberî bu konuda şöyle der: "Eğer peygamberlerden başkasına salavat göndermek caiz olsaydı ben bu kişiye salavat gönderirdim."

    Şeyh Ebu Ali (Şeyh Tûsî'nin oğlu), h. 540 yılında vefat etmiştir.

    Tahsili:

    Şeyh Tûsî, h. 408 yılında, 23 yaşındayken Bağdat'a hicret etti. Ömrünün sonuna kadar Irak'ta kaldı. Üstadı merhum Alem'ul-Hüda Seyyid Murtaza'nın vefatının ardından riyaset, mercilik ve fetva makamı ona intikal etti.

    Şeyh Tûsî, beş yıl boyunca Şeyh Mufid'den ders aldı. Şeyh Mufid'in değerli talebesi Seyyid Murtaza'dan da uzun süre faydalandı. Üstadı Seyyid Murtaza h. 436'da vefat ettikten sonra 12 yıl orada kaldı.

    Moğolların saldırısı yüzünden ortalık bir hayli karışmıştı. Evi yakılıp yıkılmış, malları yağmalanmıştı. Bunun üzerine Necef'e hicret etti. Kısa sürede burayı ilim havzasına dönüştürdü. Hicrî 460 yılında da orada vefat etti.

    İlmî Şahsiyeti:

    Öteden beri İslami ilimler alanında tahsil gören talebelerin ders kitabı olarak okudukları en-Nihaye adlı eser, Şeyh Tûsî'ye aittir. Şeyhin bir diğer eseri de zamanının en geniş fıkıh kitabı olan el-Mebsut adlı kitabıdır. Ayrıca, el-Hilaf adlı bir diğer eserinde de Şia ve Ehl-i Sünnet fakihlerinin görüşlerini beyan etmiştir. Şeyhin fıkıh alanında farklı eserleri de vardır.

    Geçmiş ulema arasında "Şeyh" denildiğinde akla ilk gelen kişi, Şeyh Tûsî idi. "Şeyhayn" denildiğinde de, Şeyh Tûsî ve Şeyh Mufid akla gelirdi. Kısacası Şeyh Tûsî, halen dahi fıkhın tüm dallarında adı parlayan seçkin bir fakihtir.

    Şia'ya Önderliği:

    Şeyh Tûsî, Alem'ul-Hüda Seyyid Murtaza'nın vefatından sonra Şia'nın liderliğini üstlendi. Bağdat'ın Kereh mahallesinde olan Şeyh'in evi, o zamanlar Müslümanların adeta uğrak yeri haline gelmişti. İslam aleminin çeşitli yörelerinden birçok ilim aşığı, berrak ilim ve hikmet pınarından içebilmek için Bağdat'a, Şeyh'in huzuruna koşuyordu.

    Talebeleri:

    Şeyhin fakih, müçtehit ve alimlerden oluşan Şia Mezhebi'ne mensup üç yüzü aşkın öğrencisi vardı. Bunun yanı sıra, Ehl-i Sünnet'ten yüzlerce alim de onun ilminden faydalandı.

    Ulvî Makamı:

    Şeyh Tûsî'nin ilim, ahlak, takva ve zühdü Irak sınırlarını aşmış, dünyanın en ücra köşelerine dahi ulaşmıştı. Onun inkâr edilemez bu yüce makamı, Abbasî halifelerinden el-Kaim Biemrillah'ın ilgisini çekmiş, Âl-i Bûye'nin de yardımıyla hilafet merkezinde kelam derslerini tedris etmesi için kürsü vermişti. O zamanlar bu kürsüye çok değer verilir, bu hak, ülkenin önde gelen bilim adamlarına tanınırdı. Kısacası bu atama, o dönemde gerek Bağdat'ta, gerekse tüm İslam ülkelerinde kelam tedrisinde Şeyh Tûsî'den daha üstün ve daha layık birinin olmadığını göstermektedir.

    Üzücü Bir Olay:

    Hicrî 447 yılında Selçuklular, Âl-i Bûye'nin zaafından faydalanarak Bağdat'a saldırdılar. Kısa sürede Âl-i Bûye hükümetine son verdiler. Bu arada Tuğrul Bey'in çok mutaassıp baş veziri Abdulmelik, Şiî mahallelerine saldırarak Şiîleri kılıçtan geçirip mallarını yağmaladı. Nitekim, Şeyh'in de evine saldırmışlar, kendisini bulamayınca da bütün kitaplarını ateşe vermişlerdi.

    İlim dünyasına inen bu çok ağır, üzücü ve telafisi mümkün olmayan olaydan sonra Şeyh, Necef'e gitti.

    Necef-i Eşref:

    O dönemlerde Necef, henüz küçük bir kasabaydı. Müminlerin emiri Hz. Ali (a.s)'ın Şiîleri, İmam'ın mukaddes türbesi etrafında yaşıyorlardı. Şeyh, cahillerin yakmış olduğu bu fitne ateşi az da olsa yatıştıktan sonra burada Şia'nın en büyük ilmî merkezi olan Necef-i Eşref Havzası'nı kurdu.

    Eserleri:

    Şeyh Tûsî, Şia'nın temel kaynak kitapları olan Kutub-u Erbaa'dan Tehzib'ul-Ahkam ve el-İstibsar adlı fıkıh hadislerini içeren iki kitabın müellifidir. Bunların dışında diğer eserlerinden bazıları da şunlardır:

    1- en-Nihayet

    2- el-Mebsut

    3- el-Hilaf

    4- Uhdet'ul-Usul

    5- er-Rical

    6- el-Fihrist

    7- Temhid'ul-Usul

    8- et-Tibyan

    Vefatı:

    Şeyh Tûsî, 22 Muharrem 460 hicrîde Allah'ın rahmetine kavuştu ve Necef'te, kendi evinde toprağa verildi. Onun ölümüyle İslam dünyası, en büyük ve en ünlü fakihlerden birini daha kaybetmiş oluyordu. Öyle ki, tarih, onun gibilerine çok az şahit olmuştu. Bugün dahi birçok fakih, onun ilminin semerelerinden faydalanmaktadır.

    Şeyh Tûsî'nin defnedildiği ev, günümüzde cami olarak kullanılmaktadır.



    MERHUM ALLAME TABATABAÎ

    Allame Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabaî, h.1321'de Tebriz'de doğmuş, birinci düzey tahsilatını ilk olarak bu şehirde tamamlamıştır.

    Merhum Tabatabaî'nin döneminde Necef kenti, Şia Mektebi'nin en büyük ilim merkezlerinden idi. Bu nedenle de o, h. 1314 ila 1353 yılları arasında felsefe, ahlak, fıkıh, usul, hikmet, irfan, matematik vb. dallarda o dönemlerin en tanınmış alimleri olan Seyyid Hüseyin Badkubî, H. Mirza Ali Kadı Nainî, Kumpanî ve Seyyid Ebul Kasım Hunsarî gibi fazilet sahibi üstatlardan dersler alarak ilmî düzeyini genişletti.

    Allame Tabatabaî'nin irfan, kelam, hikmet, felsefe, matematik, fıkıh ve usul konularına aşırı ilgisi vardı. Onun bu ilgisi, Necef'ten dönüp h. 1364'te Kum'a yerleştikten sonra da devam etti. Bu alanlarda Tahran'da yapılan münazara şeklindeki panellere katıldı. Gerek İslamî, gerekse batılı filozof ve bilim adamlarıyla yaptığı münazaralardan sonra yurt içinde ve yurt dışında tanınmaya başlandı.

    Allame, haktan ve hakikatten uzaklaşan materyalistleri, akıl ve mantık yoluyla hakkı tanımaya ve dinî gerçekleri kabule yönlendirdi. Ömrünün sonlarına doğru yazdığı eşsiz ve pek değerli eserleriyle ilim ve irfan dünyasına paha biçilmez bir miras bıraktı.

    Merhum Allame'nin Hanry Corben ile yaptığı ilmî ve felsefî tartışmaları, iki cilt halinde yayınlanmıştır. Bu kitabın muhtevası, dinî ve ilmî konularda Allame'nin ne denli zirvede olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

    Allame Tabatabaî'nin İslam alemine yaptığı hizmet sadece araştırmalarıyla sınırlı değildir. Eğitim ve öğretim de onun en önemli hizmetlerindendir. Felsefe dalında Şifa ve Esfar gibi temel kaynak niteliğindeki kitapları tedris etmiş, kısa sürede bu kitaplar ilim merkezlerinde ders kitapları olarak okutulmuştur.

    İlim alanındaki üstünlüğü ve talebeleriyle olan yakın diyalogu, gün geçtikçe ders halkasının kat kat artmasına ve ilim aşıklarının etrafında toplanmasına neden olmuştur.

    Allame, ahlakî kurallara özen gösterir, öğrencilerine nefsi tezkiye etmeyi aşılar ve onları bu konuda eğitirdi. İslamî öğretilerde birbirlerinden asla ayrılmayan eğitim ve öğretim esaslarını hayata geçirmişti. Bu nedenle Ayetullah Hasan Zade Amulî, Ayetullah Cevadî Amulî, Ayetullah Misbah Yezdî ve Hüccet'ül-İslam Dr. Ahmedî gibi seçkin talebeler yetiştirmiştir

    . Bu yüce şahsiyet, Kuran ile kaynaşma noktasında parmakla gösterilebilecek bir örnek, nefis tezkiyesi konusunda da ermiş bir kimseydi. Ramazan aylarında iftar saatleri yaklaşırken yalın ayakla evden çıkar, Ehl-i Beyt (a.s) kerimesi olan Hz. Mâsume Bint-i Kâzım (a.s)'ın mübarek türbesini ziyaret eder, türbeyi çevreleyen parmaklıkları öper ve orucunu o hazretin türbesini öperek açardı.

    Allamenin olağanüstü ahlakı, hal, hareket ve davranışları, ünlü Fransız düşünür Hanry Corben'in oldukça ilgisini çekmiş, Corben, adeta onun hayranı olmuştu. Nitekim Corben, allamenin düşüncelerinden etkilenerek şöyle demiştir:

    "Şia'nın ayrıcalığı, insanlık alemini kurtaracak kâmil bir insana inanmış olmasıdır ve o da Âl-i Muhammed'in (s.a.a) Mehdi'sidir."

    Allame Tabatabaî'ye göre, insanı insanla tanımlamak ve yorumlamak gerekir; kendini insanla yorumlamayan ve kendi nefsinin yorumlayıcısı olamayan kimsenin konuşacak bir şeyi de olmaz.

    Allame, tefsir konusunda oldukça yeni görüşler ileri sürmüştür. Felsefe alanında yazmış olduğu Felsefenin Temelleri ve Realizm Metodu adlı kitabı, aradan yarım asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen, ortaya attığı düşünceler halen aynı tazeliğini korumaktadır.

    Allame'nin en seçkin özelliklerinden bir başkası da Ehl-i Beyt (a.s) hadislerine ve Nehc'ül-Belaga'ya karşı ince ruhluluğu, aşkı ve tam bir teslimiyetle yaklaşması idi. Nehc'ül-Belaga'ya karşı, tıpkı Kuran'a gösterdiği saygıyı gösterirdi.

    Seçkin özelliklerinden bir diğeri de hiç kimseye bağlı olmadan görüşlerini korkusuzca ortaya koymasıydı. Bunun yanı sıra, başkalarının görüşlerine sonsuz saygı duyar, onlara tevazu ile yaklaşır, gerektiği yerde adilce eleştirilerde bulunurdu.

    Eserleri:

    Merhum Allame'nin oldukça değerli eserleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- el-Mizan Tefsiri

    2- Üstat Carben ile Münazaralar (2 cilt.)

    3- Molla Sadra'nın Esfar'ına Haşiye (12 ciltlik bir kitap olan Esfar, felsefe dalında en üstün kitaptır.)

    4- Felsefe Temelleri ve Realizm Metodu (Üstat Şehit Mutahharî'nin dipnotlarıyla basılmıştır.)

    5- Risalet'un fi'l-Ef'al

    6- Risalet'un fi's-Sıfat 7- Risalet'un fi İsbat-ı Zat

    8- Risalet'un fi'l-Kuvvet-i ve'l-Fiil

    9- Risalet'un fi'l-Vesait

    10- Ölümden Sonraki Hayat

    y 11- Kıyamette İnsan

    12- Risalet'un fi'n-Nübüvvet

    13- İslam'da Kuran

    14- Velayette Risalet

    15- Risalet'un fi'l-Müştakkat

    16- Risalet'un fi'l-Burhan

    17- Risalet'un fi'l-Mugalata

    18- Risalet'un fi't-Tahlil

    19- Risalet'un fi't-Terkip

    20- Risalet'un fi'l-İtibarat

    21- Risalet'un fi'n-Nübüvvet ve'l-Makamat

    22- Ali (a.s) ve İlahî Felsefe

    23- İslam'da Şia

    24- Haşiyet'un fi'l-Kifayet

    25- Risalet'un fi'l-Hükümet'il-İslamî

    26- el-İnsan Kabl'ed-Din

    Bunlara ilave olarak, Allame'nin birçok makalesi çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmıştır. Bunlardan İslam Mektebinden Dersler, Kitap Tanıtımı ve Şia Mektebi adlı makaleler örnek olarak gösterilebilir.

    Gerçek şudur ki, Merhum Allame ne dünya malına, ne de makamına ilgi göstermezdi. Dünyanın süslü oyunlarına asla kapılmayıp kendini dine ve ilim dünyasına verdi. Bu alanda çeşitli öğrenciler yetiştirdi. Nihayet hicrî 1402'de de ölümlü dünyaya gözlerini kapayıp mâşuklarına kavuştu. Ruhu şâd olsun...

    YUKARI

    AHMED B. EBU ABDULLAH BERKÎ

    Doğumu:

    Ehl-i Beyt (a.s)'ın yârenlerinden olan Şeyh Ebu Câfer Ahmed b. Muhammed b. Halid b. Abdurrahman b. Muhammed b. Ali Berkî, Şia'nın önde gelen fakih ve ravilerindendir.

    Kum Şehri'ne bağlı Berk-i Rûd Kasabası'nda doğdu. Aslında o, Kûfelidir. Büyükbabası Muhammed b. Ali, Zeyd b. Ali b. Hüseyin (a.s)'ın yârenlerinden idi. Emevî hükümetinin baskı ve zulümlerine karşı kıyam etmiş, Yusuf b. Ömer'in zindanında şehit olmuştur.

    Ahmed'in dedesi Halid, daha çocukken babası Abdurrahman b. Muhammed ile beraber Kûfe'den sürülmüş, Kum'a yerleşmişlerdi. O dönemler Kum Şehri, Muhammed (s.a.a) ve Âl-i Muhammed (a.s) takipçilerinin sığınağı haline gelmişti. Şianın önde gelen birçok fakih ve ravileri bu şehirde yaşıyorlardı.

    Gençliği: Ahmed b. Ebu Abdullah, gençliğini değerli babası Muhammed b. Halid Berkî'nin[3] yanında ilim tahsil etmekle geçirdi. Gençliğinin en parlak ve en verimli döneminde Resul-u Ekrem (s.a.a) ve tertemiz Ehl-i Beyt'inin (a.s) hadislerini rivayet ediyor, halkı aydınlatıyordu.

    Şahsiyeti:

    Şia'nın üçüncü asır seçkin ravilerindendir. Şeyh Saduk ve Şeyh Kuleynî'nin birçok hadisinin senedi ona dayanır.

    Muhaddis Nurî, onun hakkında şöyle der: Şeyh Tûsî ve Necaşî, onun güvenirliğini ispatlamış ve aynı zamanda emin bilmişlerdir. Hadis kaydeden büyük alimler ondan rivayet nakletmişlerdir."

    Bazı alimler, kitaplarının adını ve unvanını ondan almışlardır. Sevab'ul-Âmal ve İkab'ul-Âmal, İlel'uş-Şerayi, Karain ve Hisal bu tür kitaplardandır.

    Kum'dan Çıkarılışı:

    Kum Şehri'nin riyasetini elinde bulunduran ve Şia'nın önde gelen ravilerinden olan Ahmed b. Muhammed b. İsa Eş'arî, mürsel ve zayıf hadisleri de rivayet ettiği gerekçesiyle Ahmed b. Muhammed b. Halid Berkî'yi Kum'dan sürdü. Ama çok geçmeden pişman oldu. Tekrar Kum'a getirterek özür diledi. Öldükten sonra, ona yaptığı hakareti telafi etmek için başı açık ve ayağı çıplak bir vaziyette Berkî'nin cenaze töreninde hazır bulundu.

    Üstatları:

    1- Muaviye b. Vahab

    2- Hammad b. İsa

    3- Muhammed b. Ebu Umeyr

    4- Harun b. Cehm

    5- Muhammed b. Sinan

    6- Yûnus b. Abdurrahman

    7- Hasan b. Mahbub

    8- Ali b. Hekem

    9- Hüseyin b. Said Ahvazî

    Talebeleri:

    Birçok büyük şahsiyet, onun huzurundan faydalanmış, ilim ve irfan semasında parlayan yıldız olmuşlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- İbrahim b. Haşim

    2- Ali b. İbrahim. Haşim

    3- Muhammed b. Hasan Saffar

    4- Muhammed b. Yahya Attar

    5- Said b. Abdullah

    6- Muhammed b. Ali b. Mahbub

    7- Muhammed b. Hasan b. Velid

    8- Muhammed b. Ahmed b. Yahya

    9- Abdullah b. Câfer Himyerî

    10- Sehl b. Ziyad

    Eserleri:

    Ahmed b. Muhammed b. Halid Berkî'nin birçok ilmî eseri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

    1- Mahasin (Fıkıh, hikmet, edep, tevhid, usul-u din, furu-u din vb. gibi yüzden fazla bölüm içerir. Ne yazık ki bu değerli eserin sadece bazı bölümleri bize ulaşmıştır. Kitap, içerdiği özellikleriyle fıkıh alanında adeta bir ansiklopedi gibidir.)

    2- el-Avis

    3- et-Tebsire

    4- er-Rical

    5- el-Buldan

    6- İhtilaf'ul-Hadis

    Vefatı:

    Ahmed b. Muhammed Berkî, semereli bir ömrün ardından hicrî 274 veya 280'de fani dünyaya gözlerini kapayarak yaratanına kavuştu.



    EMİN'UL İSLAM TABERSÎ

    Doğumu:

    Emin'ul İslam Tabersî olarak bilinen Ebu Ali Fazl b. Hasan b. Fazl Tabersî, hicrî 460-470 yılları arasında mukaddes Meşhed Şehri'nde dünyaya geldi.

    Soyu:

    Birçok İslam alimi, Emin'ul İslam'ı Taberistanlı olarak bilmişlerse de gerçekte o, Tefrişlidir. Tefriş, Tabersî teriminin hafifletilmiş şeklidir. Zira Taberistanlı olmuş olsaydı, her şeyden önce ona isnat ederken Taberî denmesi gerekirdi. Ayrıca Beyhakî, Tarih'inde onun Tefrişli olduğunu kaydetmiştir. Merhum Tabersî ile Beyhakî'nin aynı asırda yaşamış olmaları, hatta Beyhak Şehri'nde birkaç birlikte olmaları, birbirlerini daha iyi tanıma olasılığını güçlendirdiğinden burada Beyhakî'nin sözü akla daha uygun gelmektedir.

    Tabersî lakabı, herkesten daha çok Mecma'ul-Beyan tefsirinin sahibi merhum Emin'ul İslam Tabersî'ye addedilir. Ancak aşağıdaki şahsiyetlere addedildiği de bir gerçektir:

    1- Ahmed b. Ali Tabersî (el-İhticac kitabının yazarıdır. Merhum Emin'ul İslam ile aynı asırda yaşamıştır.)

    2- Hasan b. Fazl Tabersî (Mekarim'ul-Ahlak adlı eserin müellifinin oğludur.)

    3- Ebu Muhammed b. Fazl Tabersî (Merhum Emin'ul İslam Tabersî ile aynı dönemde yaşamıştır. İbn-i Şehrâşub, eserlerinde ondan rivayet nakletmiştir.)

    Ailesi:

    Tabersî ailesi, Şiîler arasında oldukça meşhur bir ailedir. Babası Hasan b. Fazl, döneminin en büyük alimlerinden biri idi. Oğlu Raziyuddin b. Hasan b. Fazl Tabersî; ilim, irfan, takva ve züht bakımından oldukça fazilet sahibi bir İslam alimiydi. Babasının özel öğrencilerindendi. Birçok kitap telif etmişti. Mekarim'ul-Ahlak, bu kitaplardan yalnızca biri ve en önemlisidir.

    Merhum Emin'ul İslam'ın torunu da hem babasının, hem dedesinin yolunu izlemiş, çok değerli eserleri miras bırakmıştır. Mişkat'ul-Envar bu güzide insanın önde gelen eserleri arasındadır.

    Şeyhleri ve Üstatları:

    Fazl b. Hasan Tabersî'nin rivayet şeyhlerinden önde gelenleri şunlardır:

    1- Ebu Ali Tûsî (Şeyh'ut Taife olarak bilinen Şeyh Tûsî'nin oğludur.)

    2- Hasan b. Hüseyin (Şeyh Muntahabuddin'in babası ve Fihrist adlı eserin müellifidir.)

    3- Muvaffakuddin Bekrâbadî

    4- Ebu'l-Hasan Ubeydullah Beyhakî

    5- Şeyh Câfer Durustî (Merhum Şeyh Mufid'in öğrencisidir.)

    Öğrencileri:

    Merhum Emin'ul İslam'ın öğrencisi oldukça çoktur. Başlıca öğrencileri şunlardır:

    1- Oğlu, Raziyuddin Hasan b. Fazl Tabersî (Mekarim'ul-Ahlak müellifi.)

    2-İbn-i Şehrâşub Mazenderanî (Maalim'ul-Ulema müellifi.)

    3-Şeyh Muntahabuddin (Fihrist müellifi.)

    4-Kutbuddin Ravendî

    5-Abdullah b. Câfer Durustî

    6-Şâzan b. Cebrail Kummî

    Eserleri:

    Beyhakî, eserlerinde Tabersî'nin birçok eseri olduğunu söyler. Ancak, bize ulaşanların sayısı yirmiyi geçmez. Bunlardan en önemlileri şunlardır:

    1-Mecma'ul-Beyan (Kuran-ı Kerim'in tefsirini konu alan bu kitap on cilttir. Merhum Tabersî'ye ait en değerli eserdir. İslam dünyasında adından çokça söz edilen bu kitap, Şia'nın en önemli tefsir kitaplarındandır.)

    2-el-Kaff'uş-Şâf min Kitab'il-Keşşaf (Zemahşeri'ye ait Keşşaf adlı tefsir kitabının özetidir.)

    3-Cevami'ul-Câmi (Merhum musannifin ilk yazdığı tefsir, Mecma'ul-Beyan tefsiridir. Bu tefsiri yazdığında Zemahşerî'nin Keşşaf adlı tefsirini görmemişti. Keşşaf'tan haberdar olduktan sonra hem kendi tefsirini, hem de Keşşaf'ı özetleyerek Cevami'ul-Câmi adlı eserde ikisini bir arada topladı.)

    4-el-Mustemed Min'el-Beyan (Merhum Şeyh Tûsî'nin el-Beyan tefsirinden seçmelerdir.)

    5-el-Vafî (Tefsir hakkındadır.)

    6-Âlam'ul-Verâ bi Âlam'ul-Hüda (İmamların (a.s) faziletlerini içerir.)

    7-Tâc'ul-Mevalid (Nesep ve soy hakkındadır.)

    8-el-Âdab'ud-Diniyye li'l-Hazânet'il-Muiniyyet

    9-en-Nur'ul-Mubin

    10-Kunuz'un-Necat

    11-İddet'us-Sıfr ve Umdet'ul-Hızr

    Vefatı:

    Büyük müfessir ve İslam alimi Emin'ul İslam Tabersî, mücadele ve ilmî araştırmalarla geçen yaklaşık 90 yıllık hayatının ardından hicrî 548 yılında, Beyhak Şehri'nde vefat etti. Allame Seyyid Muhsin Emin gibi büyük İslam alimlerinden nakledildiğine göre, Tabersî (r.a) eceliyle ölmemiş, şehit edilmiştir. Ne var ki olayın aslı hakkında geniş ve kesin bir bilgi yoktur.

    Merhumun nâşı, vefatının ardından Beyhak'tan Meşhed'e nakledilmiş, 8. İmam Ebul Hasan Ali Rıza (a.s)'ın türbesinin yanında toprağa verilmiştir. Mübarek türbesi, halen dahi Ehl-i Beyt dostları tarafından ziyaret edilmektedir.



    İBN-İ ŞEHRÂŞUB MAZENDERANÎ

    Doğumu:

    Reşiduddin Muhammed b. Şehrâşub Mazenderanî, hicrî 489'da Mazenderan'a bağlı Hitta'da dünyaya geldi.

    İslam Alimlerinin Hakkındaki Sözleri:

    Bir alimin büyüklük ve üstünlüğünü tanımak için en güzel yol, onun hakkında söylenilen sözleri incelemektir. Şia Mektebi'nin büyük alimleri onun hakkında övgüden başka bir şey söylememişlerdir. Zira onun tüm varlığı baştan sona Ehl-i Beyt (a.s) aşkıyla doluydu. Ehl-i Sünnet alimlerinin onun büyüklüğü karşısında saygıyla eğilmeleri, din büyüklerinin nezdinde ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösterir. Muhalifleri bile o büyük şahsiyet hakkında övgüden başka bir şey ağızlarına almamıştır. Bu konuda Suyutî'nin öğrencisi Allame Şemsuddin Davudî, Tabakat'ul-Müfessirin adlı eserinde onu methederek şöyle der:

    "İbn-i Şehrâşub, muhtelif ilim dallarında uzmandır. Zamanının imamı, mercii ve dahisi idi. Daha çok Kuran ve hadis alanında uzmandı. Onun Şia arasındaki ilmi ve itibarı, tıpkı Hatib-i Bağdadî'nin Ehl-i Sünnet arasındaki itibarı ve değeri gibidir."

    Ehl-i Sünnet arasında muteber olarak bilinen el-Vafî bi'l-Vefiyyat adlı kitapta da İbn-i Şehrâşub hakkında şöyle denilmektedir:

    "İbn-i Şehrâşub, Şia Mektebi'nin önde gelenlerindendir. Sekiz yaşında Kuran hafızı olmuştur. Usul-u Şia konusunda yükselişinden ötürü huzurundan faydalanmak için çeşitli şehir ve diyarlardan Bağdat'a akın edenler, ilminden faydalananlar olmuştur. Hoş simalı, doğruyu konuşan ve programlı biriydi. Onca ilimleri bilmesine rağmen çok mütevazı idi. İbadetlerini huzû ve huşû ile yerine getirirdi. Geceleri ibadetle geçirirdi. Daima aptesli idi."

    Üstatları:

    İbn-i Şehrâşub Mazenderanî'nin çocukluk dönemi, çeşitli İslam ülkelerinde ilim ve irfanın çokça yaygınlaştığı bir döneme rastlamıştır. Ehl-i Beyt Mektebi'ne ait olan döneminin ilim merkezlerinden gereken şekliyle faydalandı. Müstedrekat-u Âyan'iş-Şia adlı kitabında otuz üstadının olduğunu kaydetmiştir. En meşhur üstatları ise şunlardır:

    1-Carullah Zemahşarî Mutezilî

    2-Ebu Abdullah Natanzî (Hasais'ul-Aleviyye müellifi.)

    3-Seyyid Abdulvahid Amedî (Gurer'ul-Hikem müellifi.)

    4-Şeyh Tabersî (İhticac müellifi.)

    5-Kutbuddin Ravendî

    6-Fazl b. Hasan Tabersî (Mecma'ul-Beyan Tefsiri yazarı.)

    7-Şeyh Ebul Futuh Razî

    8-İbn-i Fettal Nişaburî

    Eserleri:

    Şia Mektebi'nin en büyük iftiharlarından biri de ulemasının, tarih boyunca çeşitli dallarda çok güzel kitaplar telif etmiş ve onları canları pahasına koruyup sonraki asırlara zengin kültür mirası olarak bırakmış olmalarıdır. Her ne kadar bugün elimize ulaşan bu kitaplar kadar daha nice kitaplar tarih boyunca çeşitli hadiselerde yok olmuşsa da bunca imkânsızlıklara rağmen diğer mekteplerin imkânlarına ve sayılarına oranla çok sayılmaktadır.

    Bir alimin ilim, makam ve mevkii, onun kitaplarını okumakla öğrenilir. Bu arada kimin telifi çoksa, çeşitli dallarda eseri varsa bu, o alimin uzmanlık alanını ve çalışmalarını da ortaya koyar.

    İbn-i Şehrâşub, çeşitli İslamî ilimlerde söz sahibi olmuş ve her birinde diğerinden daha güzel bir eser ortaya koymuştur.

    Budeğerli İslam aliminin elimize ulaşan eserlerinden bazıları şunlardır:

    1-Menakıb-ı Ali b. Ebi Talib (a.s) -4 cilt.-

    2-Mesalib'un-Nevasib (Menakıb ayarında bir kitaptır.)

    3-el-Mahzun'ul-Meknun fi Uyun'il-Funun

    4-Âlam'ut-Taraik fi'l-Hudud-i ve'l-Hakaik

    5-Mâidet'ul-Faide

    6-el-Misal fi'l-Emsal

    7-Esbab'un-Nüzul Âla Mezheb-i Âl'ir-Resul (s.a.a)

    Vefatı:

    Büyük bilim adamı, fakih ve muhaddis İbn-i Şehrâşub, hicrî 588'de Halep'te Hakk'ın rahmetine kavuştu. Vefatının ardından nâşı, Cevşen Dağı eteklerinde toprağa verildi.




    ________________________________________

    [1] - İmam Mûsa Kâzım (a.s)'dan sonra artık mâsum imam yoktur diyen sapık bir grubun adıdır.
    [2] - Onuncu imam Ali Nakî ve on birinci imam Hasan Askerî ki Askeriyeyn lakaplarıyla meşhurdurlar.
    [3] - Şiîlerin tanınmış ravilerindendir. İmam Mûsa Kâzım (a.s) ve İmam Rıza (a.s)'ın güven duyduğu ender şahsiyetlerden idi.

    YUKARI