İSLAM'DA EVLİLİK VE CİNSEL SORUNLAR
Mehdi AKSU
 


İÇİNDEKİLER

TAKDİM...9

ÖNSÖZ.....13

EVLİLİĞİN ÖNEMİ VE EVLENMESİ FARZVESÜNNET OLAN KİMSELER....19

NİÇİN EVLİLİK?....26

A) TOPLUM DÜZENİ:...27

B) NESLİN DEVAMI:...27

C) CİNSÎ İSTEKLERİ TATMİN ETME:.....29

PEYGAMBERİN SÜNNETİNE UYMAK.....29

ASIL NEDEN......31

EVLİLİĞİN  VE EVLİLERİN FAZİLETİ.....39

EVLİLİĞİN  DÜNYA VE AHİRET ESERLERİ....43

EVLİLİKTE ARACILIĞIN FAZİLETİ. ....48

EVLİLİĞE MANİ OLAN ETKENLER ....55

1-FAKİRLİK: .....56

Evlenmek İstemeyen Abid .........59

2- AĞIR MASRAFLAR: 62

3- MADDİYAT MESELESİ: .....65

4-TEKEBBÜR VE KAVUŞULMASI GÜÇ ARZULAR:..........67

5- SORUMLULUK DUYGUSU VE VESVESE:..........70

6- GÜZELÜK MESELESİ:.......72

7- GAYRİ MEŞRU YARARLANMALAR:.....74

ÇÖZÜM YOLU.75

BEKÂR GENÇLERE BİRKAÇ TAVSİYE ......79

EVLENME ÇAĞI ....83

BULÛĞ ÇAĞI ALÂMETLERİ ...85

GENÇLERİMİZİN CİNSELSORUNLARI VE İSTEKLERİ ..........87

 

1.  Mektup .87

2.  Mektup .89

3.  Mektup .90

4.  Mektup .92

Son iki Mektuba Bakış ...92

ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE! .93

EŞ SEÇİMİ ....97

DAMAT SEÇİMİ ..........97

EŞ SEÇİMİNDE KIZLARA TAVSİYELER ....99

EŞ SEÇİMİNDE ERKEKLERE TAVSİYELER .........101

İYİ VE KÖTÜ KADINLAR 105

İYİ KADINLAR VE ÖZELLİKLERİ .....105

KÖTÜ SIFATLI KADINLAR ...113

İlginç Bir Hikaye 118

KADININ ERKEĞİN YAŞANTISINDAKİ ETKİSİ ...120

İYİ VE KÖTÜ ERKEKLER 123

İYİ SIFATLI ERKEKLER ........123

KÖTÜ SIFATLI ERKEKLER ...126

Mektup ....129

Servet Kurbanı Zavallı Bir Kız ..130

İÇKİ İÇEN KİMSEYE KIZ VERMEK ..131

İÇKİNİN AİLE ÜZERİNDE ETKİSİ ....132

1- İstenmeyen Evlilik ....134*

2- Çocuklarından Mahrum Anne .....135

3- Üzücü Bir Olay ...........136

4- Sopalı Kadın ..137

KurtuluşYolu ...........139

Basından Kısa Kesitler .140

Alkolik Kadın ......141

 

EVLENİLMESİ HARAM KILINAN KADINLAR ...........146

AKRABA EVLİLİĞİ TEHLİKELİ MİDİR? .152

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS ....157

EVLİLİKTE BABANIN SÖZ HAKKI .........160

EVLENİLECEK KIZA BAKILMASI ..........162

BAKMANIN ŞARTLARI ........164

MÜÇTEHİTLERİN GÖRÜŞLERİ ........164

EVLİLİK ÖNCESİ GEREKLİ SORULAR ..166

ERKEĞİN SORMASI GEREKEN SORULAR .........166

KIZIN SORMASI GEREKEN SORULAR ...170

ŞARTLARLA İLGİLİ BİRKAÇ HATIRLATMA ........172

KIZ İSTEME VE NİKÂHIN ZAMANI .......175

MEHİR ........179

MEHRİN MİKTARI ....181

MEHR'ÜS-SÜNNET ...183

KADIN MEHRİN MALİKİDİR ...........186

SÜT PARASI .189

Mektup ....190

MEHİRLERDEN ÖRNEKLER ...........191

Yüzüğün Mehir Olarak Verilmesi .....191

Ümmü Süleym'in Evliliği ..........192

Hz. Musa (a.s)'ın Evliliği 193

DÜĞÜN TÖRENİNİN ADABI ......199

KIN AGECESİ ......209

Batıl Gelenekler Hakkında Bir Olay .211

Halka Sözümüz .216

ÖRNEK EVLİLİKLER .......220

CÜVEYBİR'İN EVLİLİĞİ .........220

 

HZ. MİKDAD'IN EVLİLİĞİ .....226

HZ. FATIMA'NIN (s.a) EVLİLİĞİ .......227

Ali (a.s)'a Yapılan Öneri 231

Ali (a.s)'ın Düşünceleri ..232

Evliliğe Doğru .....233

Nikâh Hutbesi ....236

Hz. Fatıma'nın (s.a) Mehri ........236

Hz. Fatıma'nın (s.a) Çeyiz Listesi .....236

Evlenme Merasimi ........238

Zifaf Gecesi ........239

Ufak Bir Tarayış .240

Bir Teklif ve Ali (a.s)'dan Cevap .......242

Ali ve Fatıma Zifaf Odasında ...243

Deryadan Yalnızca Bir Katre ...244

ZİFAF GECESİNİN ADABI ..........247

CİNSEL İLİŞKİNİN ADABI ..........253

A-TEMİZÜK ..254

B-GÜLERYÜZLÜLÜK ...........255

C-SEVGİ ........256

D-HAZIRLIKLI OLMAK ........258

MANEVÎ USULLER ...262

CİNSEL İLİŞKİ İLE İLGİLİ DİĞER KURALLAR .....267

Cinsel İlişkinin Zamanı .268

Cinsel İlişkinin Müstehap Olduğu Anlar: .......268

Cinsel İlişkinin Haram Olduğu Durumlar: .....269

Cinsel İlişkinin Mekruh Olduğu Durumlar: ....269

Cinsel İlişkinin Mekânı .271

Cinsel ilişki İle İlgili Diğer Mekruhlar ..........272

Cinsel ilişki İle İlgili Gerekli Emirler 273

HAMİLE VE ÇOCUK SAHİBİ OLMANIN FAZİLETLERİ ..........282

HAMİLE KADINLARIN VAZİFELERİ 285

SÜT VERMEK ......294

ÇOCUĞA İSİM KONULMASI ......297

İsim Koyma Zamanı .....298

İyi ve Güzel İsim 299

 

EŞLERİN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI ........307

Erkeğin Kadın Üzerindeki Hakları 307

Kadının Erkek Üzerindeki Hakları 309

Erkeğin Eşine Kötü Söz Söylemesi ..310

ERKEĞİN EŞİNE HİZMETİ VE GÖREV BÖLÜMÜ 312

KADININ KOCASINA HİZMETİ ........315

EŞLERİN BİRBİRİNDEN RAZI OLMASININ DEĞERİ .....319

GÜNAHLARIN CEZASI .........320

ÇİFTLERİN SAADETİ ......325

GEÇİMSİZLİĞİN NEDENLERİ ..........328

Uzak Hayaller .....332

MÜT'A NİKÂHI (GEÇİCİ EVLİLİK) ..........337

Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının OrtakYönleri .......340

Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının Farklı Yönleri .......341

ŞİA VE EHÜSÜNNET'TE MÜT'A ......348

Müt'ayla İlgili Hadislerden Örnekler: ...........350

MÜT'ANIN FAZİLETİ .352

İSTİMNA (MASTÜRBASYON) ....356

İSTİMNANIN CİSMÎ VE RUHÎ ZARARLARI .........357

ÇARE DİLEYEN MEKTUPLAR .........362

1.  Mektup ...........362

2.  Mektup ...........363

3.  Mektup ...........364

İSTİMNADAN KURTULMANIN YOLLARI .365

LİVATA (OĞLANCILIK) ...370

Oğlancılık Küfürdür .......371

Ölüm Anında inen Azap Taşı ...372

Efendisini Öldüren Köle 372

Haddi Aşmak ve Kötülük .........373

ŞEHVETLE ERKEĞE BAKMAK ........374

Ateşli Gemler .....375

ERKEK VEYA KIZLARIN BİR YATAKTA UYUMASI .........375

ZİNA ...........377

ZİNANIN DÜNYEVÎ VE UHREVÎ ZARARLARI ......380

Evlilerin Zina Etmesi .....381

İNSANI ZİNAYA SEVK EDEN FİİLLER ........382

Namahreme Bakmak ..383

Şehvetle Bakmak ..........384

Zalim Gözler .......385

 


--------------------------
 

Eserin Adi: Islam'da Evlilik ve Cinsel Sorunlar

Yazan: Mehdi AKSU

12

TAKDİM

Insanoğlu, yaratılış gününden itibaren maddî bir değişim ve manevî tekâmül ile iç içedir. Insan, fiziksel değişimin yanı sıra ruhî tekâmülü de göz ardı edemez. Bu değişimin yasalara gore zaman ve mekânlara göre merhale ve aşamaları olduğu gibi, ruhî açılardan da tekâmülün merhaleleri inkâr edilemez. Insan, dünyevî tekâmülünün her aşamasında kemale ulaşmanın ge-reksinimlerini hissedip onları yerine getirme ihtiyacı duyar. Bu merhale ve aşamaları insan, bazen bilinçli olarak yerine getirmeye azmederken, bazen de fıtrat gereği tabiî olarak yapar.

Evlilik, her insanın belli aşamalar katettikten sonra kemale ulaşması yolunda geçmesi gerektiği bir merha-ledir. Evlilik, erkek ve kadının birbirlerini tamamladığı bir ameldir. Erkek yalnız başına kemale ulaşmak için tekâmül merhalelerini aşamayacağı gibi, kadın da tek başına erkeksiz , bu tekâmül yolculuğunu kemal ile sonuçlandıramaz. Evlilik, eşlerden her birini, insanî de-ğerleri kazanma ve insan-i kâmil olma yolunda birbirlerini tamamlamada son derece büyük bir role sahiptir.

Evliliği fıtrî bir duygu olan cinsellikle özetleyen beşerî ideolojiler, bu sorunu halletmek için sınırsız bir serbest-lik ön görmektedir. Bazıları, evliliği mukaddes bir ku-

13

rum olarak algılarken, bazıları ilâhî bir yönü olmadığını, doğal bir maddî ihtiyaç olarak görürler.

Bunun içindir ki, bireyleri ve toplumu maddî hayatta sınırlayan mektepler, ne bireysel alanda, ne de toplum düzeyinde cinsellik sorununa bir çare bulamamışlar ve bulamayacaklar da.

Evliliği mukaddes bir kurum olarak algılayıp, toplu-mun temelini oluşturan aile yuvasına büyük bir önem veren Islâm dini, bu kurumların mukaddes olduğunu belirttiği gibi, evliliği cinsellikle özetlememektedir.

Dolayısıyla, her ideolojinin temelini oluşturan, dün-yaya bakış açısı, bu noktada kendisini göstermektedir.

Ideolojilerinde evliliği cinsellikten ibaret bilen sis-temler, bu sorunu halletmek için zina, eşcinsellik, sevi-cilik, dost hayatı ve insan tabiatı ile çelişki oluşturan çarpık ilişkileri serbest bırakmışlardır.

Bu kitabımızda, Islâm'ın evliliğe verdiği önemi, insa-nın cinsellik sorununu nasil halletmeyi öngördüğünü ve çarpık ilişkileri insanın bireysel ve toplumsal yaşamın-da, dünyevî ve uhrevî hayatında nasil bir yozlaşmaya ve insanı felâkete sürüklediğini açıklamaya çalışıp, bu a-lanlarda Islâm'ın beşerî ideolojilerle mukayese dahi e-dilemeyecek metin görüşlerini zikretmeye çalıştık.

Son olarak da, bu kitabın ikinci baskıya hazırlanma-sında maddî katkilan bulunan ve Almanya'da yaşayan kardeşlerimize şükranlarımızı sunmayı bir borç biliriz. Yüce Allah yardımcıları olsun!

KEVSER

14

ÖNSOZ

Hamd Allah'a ki, övenler O'nu lâyıkıyla övemezler; ni-metlerini sayıp dökenler onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar hakkını edâ edemezler. Hamd e-derim Allah'a nimetlerini tamamladığı için, yüceliğine uymak için, O'na isyan etmekten kurtulmak için, yok-luktan, yoksulluktan kurtulmak için. Hamd o Allah'a ki, gözler onu apaçık görüşle göremez; fakat gönüller i-man gerçekleriyle görür. Nimetlerine şükrederek O'nu överim, bana yüklediği vazifeleri yapabilmek için, O'n-dan yardim dilerim.

Salât-u selâm, âlemlere rahmet ve ümmeti aydın-latan bir ışık olarak gönderdiği, varlığını kerem hamu-rundan yo-ğurduğu, ezelî ululuk soyundan getirdiği, yü-celik ağacının kökünden yaratıp, üstünlük dalında bü-yüterek dallarla, budaklarla, meyvelerle yetiştirip geliş-tirdiği iki cihan güneşi olan Resulüne ve günahlardan mutahhar olan şerefli Ehlibeyti'ne, ulemaya, şühedaya ve Allah yolunda hiçbir tağutî ve şeytanî güce taviz vermeden yürüyen, yollar katederek ilerleyen mümin-lere...

15

Tabiat âleminin yaratılış esası çift üzerinedir. Yüce Allah madde âleminin varlıkları olan canlıyı, cansızı, bitkiyi, hayvanı, kısacası her şeyi, çiftlik esasına göre, çifter çifter yaratmıştır ve her bir mahlukun çift olarak yaratılışının kendilerine özgü sebep ve hikmetleri var-dır. Bu konuda yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Her şeyden iki çift yarattık, tâ ki düşünüp öğüt alasınız."1

"Bakmazlar mı yeryüzüne, orada her güzel çiftten çeşitli nebatlar bitiriverdik."2

"(Allah) Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Sizin için nefislerinizden çiftler yarattı ve de hayvanlardan çiftler yarattı..."3

Bazı ayetlerdeyse insanın çift olarak yaratılış felse-fesi, ruhi sükunete ulaşmak olarak belirtilmiştir. Bu konuda yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Ve O'nun nişanelerindendir, sükuna erişesiniz diye kendi nefislerinizden eşler yaratması..."4

Ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla kadın ve erkek ay-rıl-maz bir bütündür. Yalnız, bu bütünlük Islâmî kanun-lar ve evlilik çerçevesinde gerçekleşmelidir. Fıtratın da tasdik et-tiği budur zaten...

l-Zâriyât/49. 2- Şuârâ / 7. 3-Şûrâ/ll. 4-Rûm/21.

16

Evlilik, bütün insanlar için önemle üzerinde durul-ması gereken tabiî, sürekli ve doğal bir kanundur. insanlar ergenlik çağına girdikten hemen sonra, çiftleş-meye karşı ihtiyaç hissederler. Bu istek onlarda fıtridir ve böylesi bir şeyi istemeleri doğaldır. Ancak bu doğal-lık kendisiyle beraber bazi hedefleri de beraberinde ge-tirmelidir.

Allah'm insanlara bir lütuf olarak bağışladığı evlilik vesilesiyle kalpler birbirleriyle kenetlenir, perişanlıklar yok olur, yeni bir ufka, yeni bir hedefe doğru yol ahr. Kadin ve erkek evlilik çatısı altinda birbirlerinin birçok eksiklik ve ihtiyaçlarını giderebilir ve yine birbirlerini ruhsal açıdan tarn bir sükunete kavuşturabilirler. Tabi bunun için iman ve ahlâk şarttır.

Evlenmeden önce sağlam bir imana ve Islâmî bir şuura sahip olan gençlerin, evlilik vesilesi ile marifet ve maneviyatta ilerlemeleri daha da kolaylaşır. Bu bir an-lamda insanhk ideal ve hedefinin özüdür. Oysa bugün, fitrata aykiri fiillerin artmasi ve insani insanliktan sap-tırıcı meşguliyetlerin çoğalması nedeniyle gençlerin çoğu böylesine manevî hedeflerden man rum kalmış-lardır. Bugün, fesat alabildiğince artmış, fuhuş yuvaları yaygınlaşmış, gayri meşru ilişkiler sınır tanımaksızın hiçbir şey değilmiş gibi yaygınlık kazanmıştır.

jşte, gençleri dört bir yandan sarmış bulunan fesat ateşi içerisinden kurtaracak tek çözüm yolu evliliktir diyoruz. Eğer evliliği bir yola ve bu çatı altinda yapılma-

17

si gerekenleri trafik kurallarma benzetirsek söylemek gerekir ki; insan eğer asıl hedefine ulaşmak istiyorsa, seçtiği yolun kurallarma riayet etmelidir. Aksi takdirde ne hedefe ulaşmanın, ne de bunu gaye edinmenin fay-dası olacaktır.

Elinizdeki bu kitap gerçek manada evliliğin ne de-mek olduğunu, bundan edinilmesi gereken gayeyi, evli-liğin sir-lanni, evlilik öncesi ve sonrası, kısacası evlilikle ilgili birçok konuyu içermektedir.

Bizi böyle bir telifte bulunmaya teşvik eden ilk se-bep mümin ve takvali gençlerin "İslâm'da Evlilik" ko-nusunu içeren genişçe bir kaynağa ihtiyaç duymaları ve bunun yam sıra içinde bulundugumuz ortamin fesat bataklığına dönüştürülmüş olmasıdır. Bu batakhktan kurtulmak isteyen imanli ve takvali baci ve kardeşle-rimize bir zerre miktannca yardımcı olması ümidiyle...

18

EVLİLİGİN ONEMİ VE EVLENMESİ FARZ VE SUNNET OLAN KİMSELER

Allah-u Tealâ, beşerin bedensel ve ruhsal ihtiyaç-larını farzlar ve sünnetler doğrultusunda tam an-la-mıyla gidermiştir. Toplumun her ferdi, her yerde ve alanda karşısına çıkan her türlü sorunu hal-letmede dünya düzeniyle iç içe ve uyum içerisinde olan ilâhî ve dini kanunlara göre hareket etmeye kendini hazırlamalıdır.

Dinî programlar dışında kendi yaşam metodunu kendi düzenlemeye çalışan bir şahıs, kişisel zorluklarla karşılaşacak ve toplumsal problemlerin artmasına or-tam hazırlayacaktır. Işte uyulması gereken bu prog-ramlardan biri evliliktir. Evlilik bütün peygamberler, ö-zellikle de Islam Pey-gamberi Hz. Muhammed (s.a.a)'in katında üstün bir değere sahiptir.

Kur'ân-ı Kerim'de yüce Allah evlilik hakkında şöyle buyuruyor: "İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve ca-riyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler

19

Allah lütfu Me zenginleştirir onları. Allah lütfu bol o-landir, bilendir."1

Evlilik, dinimizce yapılması sünnet olan amellerden biridir. Yine ergenlik çağına girmiş gençlerin bu sünne-te teşvik edilmesi de aynı şekilde müstehaptır. Dolayı-sıyla ergenlik çağına varmış bir gence evlilik farz kilm-mamıştır. Ancak aynı şahıs evlenmez de evlenmeyişin-den dolayi zina, istimna, namahreme bakma, livata vb. gibi birtakim giinah ve haramlan yapiyorsa evlilik ona farz olur. Yine, günaha düşme korkusu içinde olan bir gence de evlilik farzdir.

Şöyle ki, her genç erkek veya kiz, belli bir yaş aşa-masına geldiklerinde cinsel isteklerine karşı haramlar-dan kaçınma gücüne sahip olurlarsa kendilerine hakim olabildikleri müddetçe evlenmeleri müstehaptır. Aksi takdirde cinsel içgüdülerini kontrol edemeyerek ha-ramlara mürtekip olurlarsa terk edilmediği ana kadar evlilik farz olur onlara.

Evlilik, insanların mânevi kemallere, olgunluğa e-rişmesi için Allah (c.c) tarafından beşere lütfedilen bü-yük nimetlerdendir. Ne yazık ki bugün, bazıları böylesi-ne bir nimetten yararlanamıyor, bazılarıysa bundan ya-rarlanmak istemiyor.

Günümüz dünyasında İslâm anlayışından uzak ül-kelere, özellikle de çağdaş(!) denilen Batı ülkelerine

l-Nûr/32. 20

bakacak olursak, ülke nüfusunu oluşturan bireylerin çoğunun yaşlarının ileri olmasma ragmen bekâr olduk-ları, geç evlendikleri veya hiç evlenmedikleri göze car-par. Dolayısıyla genelde bu ülkelerde fesat ilerlemiş, karşısında durulmaz bir afet hâline gelmiştir. Öyle ki, insanlar ilâhîemri bir kenara bırakıp kendi ihtiyaçlarını giderebilmek için gayri meşru ilişkilere başvurmuşlar ve böylece toplumun fesada doğru sürüklenmesinde önemli rol oynamışlardır.

Bunun sonucunda çağdaş(!) diye tanınan Batı ülke-lerinde haddi aşan boşanmalar, evlilik dışı ilişkiler, zi-na, ayyaşlık, ırza geçme ve erkeğin erkekle, kadının kadınla yaptığı iğrenç livata ilişkileri ortaya çıkmış ve günümüze dek süregelmiştir. Bununla da kalınmamış, her geçen gün art an ve artırılan fuhuş yuvaları, randevu evleri, eğlence salonları vs. gibi yerlerle insan, hay-van ca sömürülür olmuştur. Böyle bir toplumda yaşayan insanların bir bölümü bu gibi pisliklerle övünürken bazı-ları ise bunlara göz yummak zorunda kalmıştır. Hatta bugün çoğu Batı ülkelerinde eşcinsellik kanun koru-ması altına alınarak, eşcinsellerin birbirleriyle evlenme-leri serbest bırakılmıştır.

Çağdaş(!) ve özgür(!) ülkeler olarak tanınan Batıda iğrenç şeylere izin verilmiş, normal gözüyle bakılmıştır. Hay-vanların bile yapmadıkları bu gibi iğrenç şeyleri in-sanoğlunun kendine reva görmesi şaşılacak şey doğru-su...

21

jşte bu nedenledir ki, ergenlik çağına girmiş genç-lerin zaman kaybetmeden evlendirilmeleri, toplum içe-risindeki fesadın ortadan kalkmasına vesile olacak ö-nemli çözüm yollarındandır.

Gerek kız olsun, gerekse erkek olsun ergenlik ça-ğına girmiş bir gençte karşı cinse yönelik bir duyarlılık görülür, ona olan ilgisi bu çağlarda art may a başlar. E-dindiği bu duyguyu yalnızca ona sahip olmakla önleye-bileceğine inanır. Sahip olduğu takdirde de bu yanlış yaklaşım kötü ve iğrenç sonuçlar doğurur. Işte bu dö-nemde anne ve babalara düşen görev çocukları ergenlik çağına girdikten hemen sonra konuşturmak, ev-lenmeye ihtiyaç duyup duymadıklarını tatlı bir dille sormak olacaktır.

Evlilik, onlara aşılması güç bir engel gibi gösteril-memeli aksine teşvik edilmelidir. Zira evlilik, Allah (c.c) tarafından insanlara tanınmış güzel, iyi ve kiymetli kut-sal nimetlerden biridir. Onunla dertler, perişanlıklar ve huzursuzluklar ortadan kalkar, yerini mutluluk, huzur, sevgi ve muhabbet ahr.

Yiice Allah konu hakkında ne güzel buyurmaktadır:

"İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda rahmet ve muhabbet var etmesi O1-nun belgelerindendir. Bunda düşünen topluluk için deliller vardir."1

l-Nûr/32

22

Dikkat edilecek olunursa ayet-i kerimede rahmet ve muhabbet kelimeleri geçmektedir. 0 hâlde kadının erkekle, erkeğin de kadmla mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmesi ancak meşru evlilikle mümkündür. Dikkat e-dilmesi gereken ayn bir husus yiice Allah'm ayet-i ke-rimenin sonunda "bunda düşünen topluluk için deliller vardır" şeklinde buyurmuş olmasıdır. Acaba yiice Allah bu sözle neyi kastetmiştir? Bu sorunun cevabına geç-meden once Resul-i Ekrem (s.a.a)'den evlilik, evliler ve bekâr kimseler hakkında birkaç hadis nakletmek isti-yoruz:

-  "Kıyamet ğünü ateş ehli olarak haşredilecek kimselerin çoğu, içinizden bekâr olarak ölenlerdir."1

- "En kötüleriniz, (bu dünyadan) bekâr olarak ayrı-lanlarınızdır."2

- "Sizin en kötüleriniz, içinizden bekâr olanlarınız-dır ve bunlar şeytanın kardeşleridirler."3

- "Ümmetimin en iyileri evliler, en kötüleri ise be-kârlardır."4

Şimdi de Resul-i Ekrem (s.a.a) ile değerli ashabın-dan Akkaf adlı sahabenin konu hakkında ders verici sohbetlerine geçelim:

1- Vesail'üş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:2, h:7. 2 - Vesail'üş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:2, h:3.

3- Bihar'ul-Envar, c.100, Ebvab'un-Nikâh, b:l, h:31, s:221.

4- Bihar'ul-Envar, c.100, c.221.

23

Nakledildiğine göre bir gün Akkaf, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) huzuruna gelip selâm verdi ve mübarek şahıstan hâl-hatır sordu. Resul-i Ekrem, Akkaf'ın konuşmaların-dan bekâr olduğunu anlamış, konuyu açmadan yavaş yavaş anlatmaya başlamıştı.

Bir ara; "Ey Akkaf, diye sordu. "Hanımın var mı?" Akkaf; "Hayır." diye cevap verince, Resul-i Ekrem; "Ca-riyen var mi?" diye sordu. Akkaf yine aynı cevabı tek-rarladı: "Hayır, ey Allah'ın elçisi..."

Resulullah ikinci kez "hayır" cevabını alınca, dedi ki:

— Peki, sağlığın iyi ve maddî imkânın var mı?

—  Elhamdulillah tüm imkânlarım vardır ve Allah'a şü-kürler olsun ki sağlığım da yerindedir.

Resul-i Ekrem Akkaf'dan bu cevapları alınca, yüzü-nün rengi değişti ve şöyle buyurdu:

— Ey Akkaf! Git ev/en. Aksi takdirde hiç şüphesiz sen ğünahkarlardan olursun. Bir rivayete göre; şeyta-nın kardeşlerinden olursun. Bir başka rivayete gore de; Yahudi rahiplerinden sayılırsın.1 (Eğer Müslüman /sen sen de her Müslüman ğibi benim sünnetime uy-malısın.)

Akkaf onca sözden sonra utandi ve yalvarırcasına:

— Hatalıyım, ey Allah'm Result), dedi. Yerimden kalk-madan once birini tayin etseniz de onunia eviensem...

l-Bihar'ul-Envar, c.100, s.221. 24

Bu konuşmalardan sonra istediği ortami elde eden Resul-i Ekrem, mümin kadınlardan birinin adını vere-rek onunla evlenmesini istedi...

Yine Ehlibeyt Imamlanndan nakledildiğine göre, Resul-i Ekrem (s.a.a) bir gün minbere çıkıp Allah'a hamd-ü sena ettikten sonra şöyle hitap etmişti:

"Ey inananlar! Cebrail (a.s) sırlara Him olan Allah tarafmdan nazil olunca yanima gelip, 'Ey Allah'm Resu-lü, dedi. Kızlar ağacın dallarmdaki meyvelere benzerler, eriştikleri vakit kopanlmalan gerekir. Aksi takdirde ğüneşin harareti ve ruzgann şiddetli esintisi onlann ta-zeliğini bozar. Kızlar da böyledir, ergenlik çağına var-diklannda, kalplerinde meydana gelen huzursuzluğun evlendirilmelerinden başka ilacı olmaz. Ev-lendirilmedikleri takdirde fesat ve günaha duçar olur-lar..."1

1-Funı-uKâfî, c.5, s.337.

25

NİÇİN EVLİLİK?

Acaba Islam dini evlilik üzerinde neden bu kadar önemle durmakta, evliliği ve evlileri faziletli bil-mekte, bekârlığı ve bekârları kınamaktadır? Yüce Islam dinine hangi açıdan bakılırsa bakılsın, tarn ve her yönüyle noksansız bir dindir. Dolayısıyla, ev-liliğin sebep ve nedenlerini birkaç konuyla sınırlamak, belli bir boyut kazandırmak, elbette ki yanlış bir görüş ve yanlış bir davranış olacaktır. Çünkü evlilik, yalnızca tek bina üzerine kurulmamıştır. Ancak konunun biraz da olsa açıklığa kavuşması için, konuyla ilgili ayet ve hadislerden yararlanarak birtakım sebepler öne sürü-lebilir.

Her şeyden önce evlilik, insanın fıtrî isteklerinden doğan tabii bir ihtiyaçtır. Islâm dini muhakkak ki diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da fıtratın gereksinim-lerini göz önünde bulundurmuştur. Ancak bu isteğe, doğru bir şekilde cevap verilmesi ve amaçlanan hedefe varılması için bazı şeyler hedef alınmalıdır.

26

A)TOPLUM DÜZENİ:

Gerçekten evlilik, insanı her türlü zorluklara karşı etkin hâle getiren temel bir kuraldır diyebiliriz. Sığına-cak yeri olmayan müdafaasız kimselere sığınacak bir müessese, yani iyi bir yuva ve aile ortamı hazırlar.

Gerek kız, gerekse erkek olsun iki karşı cins, bekâr-lık dönemlerinde hayatın yardımlaşma, dayanışma ve sorumluluk hissetme gibi zor yaşam şartlarını yerine getirmekten acizdirler. Kendileri ve insanlığın geleceği için fazla sorumluluk duymadıkları gibi evlendikten sonra aile ve toplum içerisindeki ortak yaşam koşulla-rına itaat etmeleri de bir hayli zordur. Ancak evliliğin vermiş olduğu tecrübeler sayesinde kişi büyük bir sorumluluk hissedecek, toplumun geleceği için birçok fi-kirler öne sürecektir. Bu nedenledir ki, genelde evli in-sanlar bekârlara nazaran daha olgun, daha aydın gö-rüşlü ve toplum için daha fazla sorumluluk hisseden kimseler olarak karşımıza çıkarlar. Işte toplumu refah ve düzene sokan da bu yoğun tecrübelerdir.

B) NESLİN DEVAMI:

Kadın ve erkeğin ilişkileri sonucu dünyaya gelen çocuklar ve daha gelecek nice nesiller evliliğin en güzel semerelerindendir. Çocuk sayesinde her anne ve ba-banın bir-birlerine karşı duydukları sevgi ve saygı daha da artar, aile temeli sağlamlaşır.

27

Diğer bir açıdan, yüce Allah, insan neslini bu evlilik vesilesiyle pak ve temiz kılmıştır. Yüce Allah böyle fıtri bir duyguyu bizlere bahşederek "insanlık makamına" yakışır bir şekilde çoğalmamızı ve bunun devamlılığını sağlamıştır. Zira evlilik dışı ilişkilerin tüm toplumlarda, özellikle de uygar(!) batı ve diğer gayrı Islâmî ülkelerde çirkin sonuçlara sebep olduğu gizlenmesi mümkün olmayan açık bir delildir. Gayri Islâmî ülkelerde evlilik ve evlilik dışı ilişkiler genelde sırf iki karşı cinsin nefsi isteklerini tatmin etmek istemelerinden dolayı gerçek-leşmektedir. Dolayısıy-la bu tür kimseler, kutsal ve manevî değerlerden tamamen yoksun, evlilikten umu-lan fayda ve semerelerden mahrum kimselerdir.

Bu gibi çirkin ilişkilere giren kadınlar, "kürtaj" yapa-rak doğacak nesli birkaç dakikalık zevk için kendi elle-riyle katletmektedirler. Kürtaja baş vuramayan kadın-lar ise doğan çocuğu gayri meşru olarak dünyaya ge-tirdiklerinden baba sevgisinden yoksun yavru, zamanla cismi ve ruhi hastalıklara duçar olacak, toplum içeri-sinde ezilecek veya eziklik hissedecektir. Dolayısıyla gayri meşru yollarla çoğalan yeni nesiller de ileride gayri meşru ilişkilere girecek, böylece nesiller meçhul kılınacaktır.

Neslin kirli ve meçhul oluşu o toplumun kültürel düzeyi düşük, sapık ve namussuz oluşunun açık bir göstergesidir. Zaten Islâmî bir toplumda dahi olsa gayri meşru yollarla dünyaya gelen bir çocuk, alnındaki kara

28

damgasiyla kendini sürekli eziklik ve aşağılık duygusu içerisinde, kapkara bir zindandaymış gibi hisseder. Işte yüce Allah, bu gibi iğrenç olayların meydana gelmeme-si için; "Bunda düşünen topluluk için deliller vardır." bu-yurmakla bun-ları kastetmiş olsa gerek...

C) CİNSÎ İSTEKLERİ TATMİN ETME:

Insanda cinsî istek ve duygular belli bir zaman son-ra son haddine ulaşır. Gün geçtikçe artış kaydeden ve insam hizla bu duyguya iten "cinsel istek" oldukça kuv-vetlidir. Işte insan böyle bir ortamda diğer cinse karşı aşırı derecede ihtiyaç duyar. Durum böyleyken aynı ortamda bulunan bir Müslüman'ın edindiği hedef, nefsi istek ve arzulanm meşru yollarla tatmin etmek, haram ve sapıklığa müptela olmamaktır. Bu duygu, her iki ta-rafta da aynıdır. Genelde böyle durumlarda evlilikten kaçınan kimselerin evlenmeyişlerinden dolayı ruhi ve cismi hastalıklara duçar oldukları da bir gerçektir.

PEYGAMBERİN SÜNNETİNE UYMAK

Her Müslüman erkek ve kadın inançta ve ibadette olduğu gibi, muaşeret âdâbında da yani, evlenmede ve aile içerisindeki yaşayışlarında da Peygamber efendi-mizin sunnetlerini ve O'nun her türlü günahlardan pâk olan Ehlibeytinin güzel ahlâk ve âdetlerini örnek edine-rek onlara uymaya çalışır. Malumdur ki Cenabı Hak, sevgili peygamberimizi ve Ehlibeyti'ni bizlere güzel ah-

29

lâkı öğretmek için göndermiş, onları sevmiş, en yüksek bir fıtratta yaratmış, bütün beşeriyeti hakikat nuruyla nurlandırmak için onları görevlendirmiştir.

Resul-i Ekrem (s.a.a), bu konuda şöyle buyurmuş-tur:

"Ben ancak, ğüzel ahlâkı tamamlamak için ğön-derildim.n±

Hiç şüphe yok ki insanın dünya ve ahiret saadeti, refah ve huzuru, yalnızca yüce Allah'ın Resulünü ve o-nun Ehlibeyti'ni sevmek ve dolayisiyla güzel ahlâklarını örnek almak, yasakladıkları şeylerden sakınmak ve tüm bunları âdet hâline getirmekle mümkün olabilir. Zira yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"...Ve Peygamber size ne verdiyse onu aim ve size neyi yasakladiysa ondan sakinin ve Allah'tan korkun. Şüphe yok ki Allah'ın azabı şiddetlidir."2

"De ki: Eğer Allah'i seviyorsamz bana uyun, ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün."3

"Andolsun ki Allah'm Resulünde sizin için uyula-cak en güzel bir ornek var. 0, size en güzel bir numu-ne ve Allah'tan mükâfat umana ve ahiret gününde mükâfat umana ve Allah'i çok çok anana da en giizel bir örnektir."4

1- Sefinet'ul-Bihar, Hulk maddesi.

2-Haşr/7.

3-Âl-iİmran/31.

4-Ahzâb/21.

30

Selman-ı Farisî, Ebuzer-i Gaffarî, Mikdad, Bilal Ha-beşî, Ammar b. Yasir gibi sahabelerin Resul-i Ekrem'e vahyolan emirlere itaat ettikleri, onu ve Ehlibeyti'ni sev-dikleri ve onlann siinnetlerine amel ederek Islam yolunda canlanm feda ettikleri gibi, Müslümanlar da Ehlibeyt'e, kitap ve siinnete sanlmah ve bu yolda ihlâsla amel edip, davranmalan gerekir.

Ama ne yazık ki bugün, birçok Müslüman Islam dininin güzel emirlerini bırakıp, yabancı milletlerin kötü ve iğrenç kültürlerini almış ve "bu bir zarurettir, zama-nm gereksinimlerindendir" diyerek hareket eder hâle gelmiştir. Insana insan olduğunu hatırlatan güzel ilâhî kanun ve nebevî sünnetleri beğenmez, onu yapanları da ayıplar olmuşlardır. Işte böyle kimseler imanları za-afa uğramış; basiretleri kapanmış; hakkı ve hakikati görmeyen, öleceğini ve ölümden sonra başına nelerin geleceğini düşünmeyen vurdumduymaz, zavallı kimse-lerdir.

Evliliğin bütün peygamberlerin, özellikle de Islam Pey-gamberinin sünnetlerinden ve önemle üzerinde durduğu konulardan biri olduğunda hiçbir Müslüman şüphe etmez. Konuyla ilgili hadislerin bazılarını "Evlili-ğin Faziletleri" başlığı altında zikredeceğiz.

ASIL NEDEN

"Niçin Evlilik" başlığı adı altında sunulan "Toplum Düzeni, Neslin Devamı ve Cinsî Istekleri Tatmin Etme"

31

gibi sebepler, her ne kadar halk tarafından evliliğin asıl hedefleri olarak görülse de, tek kelimeyle şunu söyle-mek gerekir ki bunlar zahiri sebeplerdir ve bunlan ana sebep olarak algılamak büyük bir yanlıştır. Evliliği çok dar kapsamlı düşünmek veya sadece dünyevi hedefle-re ulaşmak için onu bir araç olarak görmek, yüce in-sanhk makamma yakışmaz. Jnsan, şüphesiz fani olarak bilinen bu diinyada sinirh ve geçici bir zaman içeri-sinde sadece yemek, içmek, eğlenmek, uyumak, Allah-'ın vermiş olduğu turn nimetlerden lezzet almak ve ruh gırtlağa vardığı an da ümitsiz ve cahil bir şekilde ölmek için yaratılmamıştır. Insan ve insanlık makamı bundan çok daha üstündür.

Insan ilim, ahlâk ve amelleriyle kendi nefsini haki-kat yolunda terbiye etmek, fani dünyada İblis'e ve o-nun uşakları olan tağutî güçlere taviz vermeden, tüm günahlardan arınmış olarak asıl hedef olan insanlık makamına ulaşmak, dolayısıyla imana ve salih amelle-re sahip olmak ve böylece dünya ve ahiret saadetine kavuşmak için yaratılmıştır. Insan, ancak kendini bu yola adadığı müddetçe melekten üstün sayılır.

Bilindiği üzere yüce Allah, insanoğluna yeme, içme, her nevi şehvet duyguları, imtihanlara tabi tutulma vb. gibi bazı özellikleri bahşetmiş, bunların yanı sıra izleye-cekleri yol neticesinde ceza ve mükâfata tâbi tutulacak-larını vaat etmiştir. Ne var ki, meleklere böyle özellikleri vermemiştir.

32

Bu yüzden insan, iki boyuta sahiptir; manevî boyut ve hayvanî boyut. Ancak, melekler tek boyuta sahiptir-ler. 0 da manevî boyuttur. Insan, hem manevî, hem de hayvanî boyuta sahip olduğundan onda tekâmül olayı bir gerçektir. Meleklerde ise yalnızca manevî boyut var olduğundan böyle bir şey söz konusu değildir.

Bu da apaçık göstermektedir ki, imtihana tâbi tutu-Ian ve bunu da başarıyla veren bir mümin, sürekli iba-det edip de her türlü maddî şeylerden uzak olan melek-lerden kat kat üstündür. Tabi üstünlük, tarn bir mümin için geçerlidir. Zira, hak yolu bildiği ve ona inandığı hâlde kendi kendini bataklığa süren, sürekli şeytana uyup fitne ve fesada duçar olan bir kimse, asla bu özel-liğe sahip değildir. Böyle bir kimseye "melekten üstün-dür" demek doğru olmadığı gibi "hayvandır" demek bile iltifat sayılır. Yüce Allah yukarida adı geçen şahsiyet-ler için Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki biz insanlar ve cinlerden çoğunu ce-hennem için yarattık; onların kalpleri vardır ama an-lamazlar, gözleri vardır ama görmezler, kulakları var-dır ama duymazlar. (İşte) onlar dört ayaklı hayvanla-ra benzerler hatta daha da aşağılıktır onlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridirler."1

l-A'râf/179.

33

"Yoksa, çokları dinlerler de akıllarını başlarına a-lırlar mı sanırsın? Ancak hayvanlara benzer onlar. Hatta yol-yordam bakımından daha da sapıktırlar."1

Allah'm varlığına, birliğine iman edip, emirlerini ye-rine getiren dindar kadm ve erkek, aynı çatı altında birbirlerine destek olarak hayatin zor yaşam şartlarının üstesinden gelirler. Nefislerinin arzuladığı her türlü kü-çük ve büyük günahlardan sakınmada, ahlâk ve mane-viyatlarını güçlendirerek mukaddes Islâm yolunda dün-ya ve ahiret saadetine erişmede sürekli çaba içerisinde olurlar. Amaç, yüce insanlık makamına ulaşmak, böy-lece yaradanın rızasını kazanmaktır.

Görülüyor ki, bu makama ulaşmada aile bireylerine düşen görev, oldukça fazladır. Dinimizce bireylerin iki tarafın da dini vazifelerini yerine getiren hakiki birer Müslüman olmaları, zaruri sayılmaktadır. Zira, hayvan-dan bile aşağılık biriyle yapilacak evliliğin insanı nere-lere çekeceği malumdur.

Demek ki evlilik, insanî hedefe doğru atılan bir a-dım olduğundan gerekli görülmektedir. Bu yüzden Islam dini evli kimseleri, bekârlara nazaran daha faziletli kılmıştır. Örneğin, Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöy-le buyurmuştur:

"Evlenen kimse, dininin yarısını korumuştur."2

l-Furkan/44.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:l, h:ll.

34

Yine İmam Sadık (a.s) da; "Evli bir insanın kılmış ol-duğu iki rekât namaz, bekâr bir insanın kılmış ol-duğu yetmiş rekat namazdan daha faziletlidir."1 şek-linde buyurmuştur.

Şimdiye kadar yapilan açıklamalardan zihinlere takı-labilecek birkaç sorunun da cevabı aydınlık kazanmış oldu:

1-  Miimin ve dindar bir kimse, gerçek insaniyet makamma ulaşabilmek ve engellerle örtülü büyük ci-hat sahalarında başarılı olmak için, gayri Muslim bir kadmla evienirse rahat ve huzurlu bir yaşam sürdürebi-lir mi?

2-  Acaba kendini Allah'a adamış bir miimin, ev-lenmeksizin tek başına mutlu bir yaşantı sağlayabilir mi?

3-  Bekâr ve genç bir Müslüman, fesat ve fuhuş o-laylanmn salgin bir hastalık hâline geldiği günümüz dünyasında, din ve imandan hiçbir şeytani güce taviz vermeyip, günaha düşmeden, şerefli ve temiz bir ya-şam sürdürebilir mi?

Elbette ki hayır. Zira, dindar bir kadın eşini daima iyiliğe ve doğruluğa davet eder, yanlış hareketlerinde uyarıda bulunur. Diğer bir taraftan Islâm anlayışından uzak, laubali ve kötü huylu bir kadınsa kocasını çeşitli günahlara sürükler. Böylece nâmus denen fıtri duygu-

1- Mizan'ul-Hikmet, c.4, s.273.

35

nun zayiflamasma veya yok olmasma sebep olur. Böyle olunca da "mümin" diye tanınan kocayı "namussuz" ve "şerefsiz" bir hâle getirir. Kısacası, insam insanhk ma-kamından uzaklaştırır ve onu hayvanî eder. Işte bu ne-denledir ki, yiice Islam dini, her iki tarafında Müslüman olmalanni şart koşmuştur.

Bir gün, ashaptan biri Resul-i Ekrem'in huzuruna gelerek giiler giizle: "Ey Allah'm Resulü, demişti. Benim eşim, her gün eve vardığımda kapıya kadar gelir, beni karşılar, evden dışarı çıktığım zamanlar ise uğurlar, hayır dualarda bulunur. Üzgün olduğumu görünce te-selli etmeye çalışır, "Eğer rızk için endişeleniyorsan sa-kın üzülme, çünkü Allah rızkın kefilidir" der, mutlu ol-mamı sağlar." Resul-i Ekrem de bundan bir hayli memnun olup; "...Âlemlerin yaratıcısı yiice Allah, şe-hitlerin aldiklan sevaptan yansmı da sevğili eşine ve-recektir."1 şeklinde buyururlar.

Miiminlerin Emiri Imam AM (a.s)'dan, Fatima haz-retleriyle yaptiklari evliligin ikinci veya dördüncü günü Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından; "Eşini nasıl buldun?" diye sorulunca o, şöyle dedi: "Allah'a itaat etmede iyi bir yardımcıdır."2

Görülüyor ki eş, sadece yemek pişirip çocuk bakıcı-lığı yapacak bir kadın değil, Allah'a itaat etmede yar-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:6, h:14.

2- Bihar'ul-Envar, c.43, s.118

36

dımcı olacak veya olmasi gereken bir hayat arkadaşı-dır.

Aile yuvasimn iki kutbu olan kadin ve erkek, birbir-lerinin tamamlayicisi olacaklanndan ikisinin de iyi ve mükemmel bir şekilde yetişmesi gerekir. Çünkü erkek kadin ile, kadin da erkek ile şeref bulur. Erkeğin örtüsü kadin, kadimn örtüsü de erkektir. Yiice Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

"Kadınlar sizin için, siz erkekler de onlar için birer örtüsünüz."1

jşte akıllı ve faziletli gerçek müminler, dünyada en bü-yük zevki, en yüksek saadeti, dini-içtimaî vazifelerin-de ken-dilerini Resulullah'a (s.a.a) ve Ehlibeyt Imamla-rma uydur-makla kazanabileceklerini idrak ederek, on-larm izini takip etmelidirler. Böylece, daha dünyaday-ken Cenab-i Hakk'm nzasim kazanarak saadet bulmah, fazilet ve maneviyatin en üst düzeylerine yükselmelidir-ler.

l-Bakara/187.

37

38

EVLİLİGİN VE EVLİLERİN FAZİLETİ

Geçen konularda biraz da olsa evliliğin faziletleri konusunda açıklamalarda bulunup, maneviyata yönelmede büyük bir rolü olduğunu vurgulamış-tık. "Kan ve koca nefislerinin arzuladığı, küçük-büyük her türlü günahlardan sakınmada, ahlâk ve maneviyat-larını güçlendirerek kutsal Islâm yolunda, dünya ve ahiret saadetine erişmede sürekli çaba içerisinde olur-lar" demiş, ayrıntılı açıklamalar yapmıştık.

Şimdi de "Evliliğin ve Evlilerin Faziletleri" başlığı al-tında birkaç mühim noktaya daha değinip güzel örnek-lerle konumuzu devam ettireceğiz.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

"Allah katında hiçbir bina, evlilik için kurulan ev kadar sevimli değildir."1

İmam Sadık (a.s) Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder: "Evleniniz ve bekârları evlendiriniz; iyi bir Müslümanın ğüzel sıfatlarından hiri rfp hpkar U171 pv (knr.a) sahibi etmektir. Allah

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:l, h:4.

39

kızı ev (koca) sahibi etmektir. Allah katında, İslâm döneminde evlilikle bayındır edilen ev kadar hiçbir şey sevimli değildir ve İslâm döneminde boşanmayla tahrip edilen ev kadar hiçbirşeye buğz edilmez."1

Yukarıda zikredilen hadis-i şeriflerden de anlaşıldı-ğı üzere yüce Allah, evli kimselere ayrıcalık tanımış, on-ları bekârlara nazaran daha üstün kılmıştır. Resul-i Ek-rem (s.a.a) de hayırlı işler arasında en efdali olarak ev-liliği vurgulamış; ayrıca, bu gibi işlerde iki gencin evle-nip yuva kurabilmesi için yardımda bulunup, çaba sarf eden kimseleri de hayırlı müminler olarak nitelemiştir.

İmam Cafer Sadık (a.s) bir gün ashabıyla sohbet ederken kadının biri yanına varıp; "Ben, diye seslendi. Dünyasını terk eden bir kadınım." Imam Sadık (a.s); "Dünyayı terkten kastın nedir?" diye sordu. "Evlenme-yişimdir." diye cevap verdi. (Imam Sadık (a.s) bu cevabı alınca pek üzüldü. Sonra da;) "Neden evlenmezsin?" diye sordu. Kadın; "Allah'tan sevap ve mükâfat uma-rım. Arzum O'na daha fazla itaat edip daha fazla rıza-sını kazanmaktır." diye cevap verdi. (Hâl böyleyken, İmam Sadık (a.s)'ın rengi değiş-ti. Kadına ne denli za-vallı olduğunu anlatmak için;) "Git." diye buyurdu. "Yal-nız yaşamanın mükâfatı olsaydı eğer, âlemlerin ğelmiş-ğeçmiş kadınlarının seyyidesi Fatıma anaınız evlenir

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:l, h:10. 40

miydi sandin?" (Gerçekten git de anamiz Fatima (a.s) neden evlenmiştir diye iyice fikreyle!..)1

Resul-i Ekrem (s.a.a) de evli erkeğin fazileti hak-kında şöyle buyurmustur:

"Hiçbir işin Allah katmda, evlilik kadar değeri yok-tur... Evli bir erkek, eşiyle cinsel münasebette bu-lunduktan sonra, ğusül abdesti aldığı vakit, mel'un Şeytan feryad-u figan eder de; 'Ah, bu kişi kendi Rabbine itaat etti ve ğünahları bağışlandı.' der."2

Yine, evli bir kadimn faziletiyle ilgili de şöyle buyurmustur: "...Hamile bir kadına oruçlunun ve namaz kılanın aldığı sevap kadar sevap yazihr..."3

Diğer bir hadis-i şerifte de Resul-i Ekrem (s.a.a) her iki tarafin faziletiyle ilgili olarakşöyle buyurmustur:

"Gök kapıları (rahmet), insan yüzüne dört vakitte açılır: Yağmur yağdığında, evlât babasının yüzüne ğü-lümsediğinde, Kâbe'nin kapısı açıldığında, kız ve er-keğin nikâhları kıyıldığında."4

"Mümin bir kimse, ğençliğinin ilk çağlarında ev-lenince, mel'un Şeytan feryat edip şöyle der: 'Ne ya-zık ki o, dininin üçte ikisini benim şerrimden korudu.'

1 - Funı-u Kâfî, c.5, s.509.

2- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h: 16354.

3- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h: 16340.

4- Bihar'ul-Envar, c.100, s.221, h:26.

41

Gen kalan üçte bin hakkmda ise, Allah'tan korkup-sakmma-hdir."1

imam Cafer Sadik (a.s) da bu konuda şöyle buyur-muştur: "Mümin erkek He miimin kadin evlendikle-rinde ğök âleminde bir melek, onların nikâhlannı di-ğerlerine müjdeler ve 'Ey melekler topluluğu, yüce Allah, falan kadmi, falan erkekle evlendirdi.' diye hitap eder."2

Resul-i Ekrem'den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:

"Evlenmek, sünnet olmak, diş fırçalamak ve ğüzel kokular kullanmak, benim ve benden önceki pey-ğamber-lerin sünnetlerindendir."3

Aktanlan bunca hadislerden de anlaşılacağı üzere, ilâhîgayeye erişmede, Allah ve Resulünün sevdiği kim-seler arasına girmede en mühim ve en güzel yol, nebe-vi sünnet, yani Allah'ın rızası doğrultusunda ve yalnız bu bina üzerine kurulan kutsal evlilikten geçer. Insanı kemale eriştirecek ve buna vesile olabilecek en iyi yol-lardan biri evliliktir.

Evlilik, ilâhîbir nimettir.

Evlilik, peygamberlerin sünnetlerindendir.

Evlilik, insan için huzur ve saadettir.

1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.221, h:34. Bazı rivayetierde zikredilen oran, "dininin yansını" şeklindedir. (Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: l,b:l,h:ll)

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:2, b:l, h:5.

3- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h:16353.

42

Evlilik, anlamak ve inanmak demektir. Evlilik, insana bir gönül bağıdır. Evlilik, maddî ve manevî bir yakınlıktır. Evlilik, bir şehvet ticareti değil, bir can ortaklığıdır. Evlilik, sevgiyle örülen bir kalp düğümüdür. Evlilik, sevgi yuvasimn saadet tılsımıdır. Evlilik bir nimet, bekârlık ise bir mihnettir. Evlilik, birbirlerinin cazibelerine kapilan, seven ve anlaşan ruhların birliğidir...

EVLİLİĞİN DÜNYA VE AHİRET ESERLERİ

Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Ensar'dan genç bir erkek, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in mübarek huzuruna varip kendi yoksulluğu için şikâyet-te bulundu. Resul-i Ekrem derdinin derman bulmasi i-çin Ensar'dan olan gence; 'Git, evlen!' buyurdu."

"0 vakit Ensar'dan bir baskasi gence yanasip ya-vaşça; 'Benim de genç ve güzel bir kızım vardır, diye fı-sıldadı. Eğer arzu edersen onu seninle evlendirmek is-terim...' Bir an evvel Resul-i Ekrem (s.a.a)'in buyruğunu yerine ge-tirmek isteyen genç, şahsına gelen bu teklifi memnuniyetle kabul edip yüce Rahman'm bol rizkina mazhar olanlara katıldı. Haberi Resul-i Ekrem'e iletilin-

43

ce de, her kelâmı inciler saçan Allah Resulü diğer genç-lere de; 'Kendinizi evliliğe hazırlayınız.' diye buyurdu."1

Bir başka hadiste Resulullah (s.a.a) efendimiz şöy-le buyuruyor: "Evlenip aile oluşturunuz ki, rizkmizin çoğalmasına vesiledir."2

Evlilik, vücudun sağlığını koruma açısından, çok önemli bir etkendir. Tıpta birçok hastaliklann, ister be-densel ve ister ruhsal olsun, evlenmemekten kaynak-landığı tespit edilmiştir.

Evliliğin ahiret eserlerine gelince; manevî âlemde insanları tamamen olgunlaştıran evlilik, dairesi içerisi-ne aldığı kişileri her türlü fesat ve fuhuştan koruduğu gibi yiice insaniyet makamma eriştirmede de en mii-him rolü ifa etmektedir. Başka bir deyişle evlilik, Allah katmda "efdal-ul ibadet" yani ibadetlerin en giizelidir. Bakimz bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.a) ne buyurmuş-tur:

"Kim Allah'la bütün ğünahlardan arınmış, terte-miz bir hâlde mülakat etmek istiyorsa evlenmiş ve bir eşe sahip hâlde Allah'm huzuruna çıkmalıdır." 3

Önceki konularda da açıklandığı üzere evli birisinin yaptığı ibadet, bekârın yapmış olduğu ibadete oranla kat kat üstündür.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, bill, h:3.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:10, h:3.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:l, h:15.

44

Görüldüğü gibi evlilikte ilâhî felsefe ve ilâhî değer-ler tahmin edilemeyecek kadar çoktur. Resul-i Ekrem'in (s.a.a) sözlerinden de anlaşılacağı üzere, hidayete açı-lan kapılardan biri evlilikten geçmektedir.

Hayırlı bir akıbet, temiz bir kalp ve tam bir iman sahibi olabilmek için evlilik şarttır. Evlilikten kaçınanlar iyi insanlar olsalar bile, ahirette evlilerin derecelerine varamazlar.

Konuyla ilgili kısa bir öyküyü anlatmakta yarar var-dır:

Beşir b. Haris, yaşının bir hayli ilerlemiş olmasına rağmen evlenmemişti. Söylentilerin yuğun olduğu bir dönemde halktan biri yanına gelip; "Ey Beşir, halk hak-kında konuşur, seni çekiştirip durur olmuştur. Bekârlı-ğından dolayı Resul-i Ekrem'in mübarek sünnetini terk ettiğini söyleyip dururlar. Şimdi vaktidir ki bizleri affe-dip hakkında söylenenlerin doğruluğuna kanaat gösteresin."

Beşir onca sözü dinledikten sonra şöyle dedi: "Gi-diniz Arkamdan konuşanlara, müstehap amelleri terk ettiğimi ama farz amellerle meşgul olduğumu bildiri-niz..."

Zamanla Beşir hastalandı ve kısa bir müddet sonra da ebedi âleme irtihal etti. Onu çekiştirip arkasından konuşanlar o gün Beşir'i rüyalarında gördüler: "Ey Beşir!" diye sordular. "Yüce Allah sana neler bahşetti?" Beşir şöyle cevap verdi:

45

"Şimdi yüce Allah'ın benim için verdiği yüksek de-recelerdeyim. Ancak, dünyadayken evli olanların mev-kilerine erişmiş değilim...!"

Yüce Allah, evlilikle ilgili olarakşöyle buyuruyor:

"Yine O'nun (Rabbinizin) delillerindendir ki onda sü-kûn bulmanız için (kendilerine meyil ve ülfet edesiniz di-ye) size kendi nefsinizden (cinsinizden) eşler yarattı ve aranızda bir sevgi ve bir merhamet kıldı. Hiç şüphe yok ki bunda düşünen bir topluluk için deliller (ibretler) var-dır."1

Ayet-i kerimeden anlaşıldığı kadarıyla, Nebevi sun-net olan evlilikten kaçınanlar, çok şey kaybetmektedir-ler. Ayette geçen sükûnet, hem bedensel, hem ruhsal, hem kişisel ve hem de toplumsal açılardan gerçekleşir. Bu arada, evliliği terkten dolayı karşı karşıya gelinen bedensel hastalıkları da göz ardı etmemek gerekir.

Bununla birlikte bekârların bedensel ve ruhsal hu-zursuzluklarla karşı karşıya oldukları herkes tarafından az-çok bilinmektedir.

Toplumsal meselelerde bekâr kesimlerin sorumlu-luk duygusu, diğer kesimlere nazaran daha azdır. Bu yüzden bekârlar arasında intihar olayları daha fazladır. Çoğu cinayetler de yine bekârlar tarafından işlenmek-tedir.

l-Rûm/21. 46

Gerçekte evlilik hayatına atılan bir şahıs, ailevi me-seleleriyle iç içe kaldığı vakit toplum içerisinde yeni bir şahsiyet kazanır. Topluma nazaran sorumluluk duygu-su da artar.

Sevgi ve rahmete gelince: Toplum, fert ve onun ço-ğu-luyla meydana gelir. Aynı şekilde büyük bir bina da tuğla ve onun çoğuluyla örülür. Dolayısıyla toplumu meydana getiren fertler ve binayı oluşturan tuğlalar a-rasında irtibat bulunmadıkça, yıkılmaya ve çökmeye maruz kalırlar. Işte yüce Allah (c.c) da, insanı bu yüz-den toplumsal yaşayış üzerine ve birbirlerine karşı bağ görevini yapacak eşler yaratmıştır.

Anlatılanlar, uzunca araştırmadan sonra satırlara dökülen bunca belgeler, hepsi birer yoldur değerli okuyucular. Yalnız, görünen yolu görmezlikten gelme-nin mümkün olmayacağını bilmek gerekir. hâl böyley-ken tek yol olan İslâmî sınırlar çevresinde yüce Allah'ın faziletlendirdiği, Resul-i Ekrem (s.a.a) efendimizin de yüce değerler verdiği bu sünneti gormezlikten gelmek "neden?" diye sorabiliyoruz ancak. Cevabıysa size bağ-lı, siz anne ve babalar ve siz genç erkekler ve kızlara...

47

EVLİLİKTE ARACILIGIN FAZİLETİ

Yüce Islam dini, sorumluluğun yanında fedakârlık isteyen bir dindir. Yaşamlarını İslâm'a uydurma-ya çalışan her Müslüman, bir aile gibi aynı çatı altında birleşip içinde bulundukları dinî, ilmî, içtimaî ve siyasî sorunları büyük bir sorumluluk duygusuyla orta-dan kaldırmak için çaba sarf eder, bu konuda birbirle-rine ilaç olmaya çalışırlar. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

"Fertler tek vücutta bulunan âzâlar ğibi birbirleri-ne bağlıdırlar. Onların birbirlerine olan bağlantısı, ğü-neş ışınlarının bağlantısı ğibi kuvvetli bir merkezde toplanmıştır."1

Toplum içerisinde fesadın yaygınlaşmasına, gün geçtikçe çoğalıp artmasına ve fuhuş yuvalarının sayı-lamayacak kadar artış kaydetmesine sebep olan be-kârlık ve evlenmeyiş de elbette "bağlantısı kuvvetli bir merkezde toplanan" Müslümanların göz ucuyla gör-memeleri gereken meseledir. Bilâkis, to plum içerisin-

1-Usul-uKâfı, c.2, s.166. 48

de görülen bu tür sorunların üstesinden gelmek, halline çalışmak ve gerekli şey-leri yapmak da, yerine getiril-mesi gerekli vazifeler olarak kabul edilmektedir. Zira, Peygamber efendimiz ve Ehlibeyt Imamlari hadislerin-de, başkasının derdini düşünmeyen ve Müslüman kar-deşine karşı sorumluluk duymayanların hakiki Müslü-man olmadiklarma dikkat çekmişlerdir.

Resul-i Ekrem'in şu hadisi meşhurdur:

"Her kim sabahlar da Müslümanların meseleleri He ilğilenmezse Müslüman değildir."1

Elbette ki çoğu Islam alimleri evlilik konusunda pek çok vaazlar vermişler, toplumu fesada sürükleyen ve bu yönde çalışan (Televizyon, radyo, gazete, dergi vb) kitle iletişim araçlarına karşı, bekârları ilâhî evliliğe çağırmışlardır. Ancak bu yeterli değildir. Evlilik arzu-sunda olan gençlerin karşısına çıkan sorunlarla daha fazla ilgilenmek ve çaba sarf etmek gerekir. Bu vazife sadece alimlere düşen bir vazife değildir. Ilk önce şah-sın kendisine, sonra ailesine, daha sonra da Resul-i Ek-rem (s.a.a)'in; "Her kim sabahlar da Müslümanlann dertleriyle ilğilenmezse Müs-lüman değildir." sözünde-ki mânâdan bir şeyler çıkarabilen Müslümanlara aittir.

Bu konuda yine Resul-i Ekrem Efendimizin güzel bir hadisini daha sunuyoruz:

1-Usul-uKâfi, c.l, s.163.

49

"Kim iki şahsm helâl yolla evlenmesinde, Allah on-ları birbirlerine kavuşturana dek çaba sarf ederse, yiice Allah onu cennet hurileriyle evlendirir. Ve ona atmış olduğu her adıma ve söylemiş olduğu her keli-meye karşılık bir yıllık ibadet sevabi verilir."1

Ve yine Miiminlerin Emiri Hz. AM (a.s) da şöyle bu-yurmuştur: "En iyi aracihk, evlilik hususunda iki kişi arasmda, Allah onları birbirine kavuşturana dek ara-cılık yapmandir. "2

Görülüyor ki yiice Allah evliliğe değer verdiği kadar iki tarafm evlenmesinde madden ve manen araci olan kimselere de değer vermiştir. Bu da demek oluyor ki hayırlı iş sadece ibadet etmek, namaz kılıp oruç tut-makla sinirh değil, başkalarını Islâmî temel üzerinde sabit kılmak da önemli ibadetlerdendir.

"Islam, fedakârlık isteyen bir dindir." deyip camiler, okullar yaptıran kimseler vardır... Bunların yanında di-ğer Islâmî meseleleri görmezlikten gelmek de doğru bir iş değildir. Zira câmiye gidecek şahıs yokken, sadece boş cami kurmak ve bu yolda çalışmak, Elbette ki yetersizdir. Islâmî hedefler doğrultusunda evlenmek is-teyenlere yardımda bu-lunmak, onları câmi ehli eyle-mek ve bu yolda aynlmaz bir bütün hâline getirmek, ondan çok daha üstündür. Boş cami yapılacağına, boş cami doldurulsun, sözü meşhurdur.

1- Bihar'ul-Envar, c.lOO, Ebvab'un-Nikâh, b:l, h:33, s.221. 2-Furu-u Kâfi, c.5, s.331.

50

Evlenmek isteyenlere yardım eli uzatmak, onları bir camia altında birleştirmeye sebep olacağı gibi, toplu-ma karşı sevgi ve saygisimn da artmasma veya olma-yan sevgisinin yeniden filizlenmesine yol açacaktır. Ba-zi hadislerde, evlenmek isteyen iki gence yardimda bu-lunan kimselerin kiyamet günü peygamber ile birlikte olacağına dikkat çekilmiştir. Imam Cafer Sadik (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kiyamet ğünü insanlardan dört ğrup yüce Allah-'ın rahmetine erişip, onun özel nazarı altında buluna-caktır: 1- Muameleyi karşı tarafın pişmanlığından do-layı bozanlar. 2- Aciz ve çaresizlere yardım elini uza-tanlar. 3- Köle azat edenler. 4- Bekân evlendirenler."1

Gözünü dünyevî nimetler bürümüş birtakım dünyape-rest insanlar, bazen meşhur olmak için ina-nılmaz harcamalar yapıp sözde vakıf olsun diye toplum adına yol, köprü, okul, hastane vb. gibi toplumu ilgilen-diren zaruri ihtiyaçları karşılarlar, sonra da kurmuş ol-dukları müesseselere kendi adlarını verirler. Ne yazık ki, böyle insanlar bazen Müslümanlar arasından da çıkmaktadırlar. Allah'ın neden hoşlandığını önemse-meyip, vurdum duymazlıktan gelen ve asıl hayatta toplum hayatını umursama zahmetine bile düşmeyen böy-le kimselere şu sözleri söylemek gerekir:

Daha yarın ne olacağın belliyken, sana dünya ma-lına düşkün olmak yakışır mı? Daha yarın toprak ola-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:12, h:4.

51

cağını bildiğin hâlde, sana batıl inançlar yakışır mı? Ey bir parça balçıktan yaratılıp hâlen bir et parçası ve ya-rın ise toprak olacağını bilen insan, sana günah yakışır mi? Sana sorumsuzluk yakışır mı?

Ve yine Kur'ân-ı Kerim'in şu ayetine dikkat çekmek gerekir: "İnsan neden yaratıldığına bir baksın, atılan bir sudan yaratıldı. Bel ile kaburga kemikleri arasın-dan çıkan bir sudan."1

Netice itibariyle şu sonuca varılacaktır ki gerek şöhret, gerekse hayır amel inancıyla yapılmış olsun, boş câmi imarı, kendisi gibi boş imardan başka bir şey olmayacaktır. Daha da önemlisi, camiaya; dolayısıyla camilere insan kazandırmak, bu gibi şeylere vesile o-labilecek hayırlı iş ve kuruluşlara yardimda bulunmak, daha iyi ve daha güzel olacaktır.

Peygamberlerin ve Ehlibeyt İmamlarının bu konu-larda örnek alınacak tavırları, ilgili siyer kitaplarında mevcuttur. Konu uzamasın diye bu kadarıyla yetinmek zorundayız. Kısaca denebilir ki, diğerlerine yardimda bulunmayan kimse yüce zatlarm şefaatine eremez.

1-Tank/5-7.

54

EVLİLİGE MANİ OLAN ETKENLER

Evlilik, insan yaşantısında başlı başına bir kanun-dur. İnsan oğlu, en azından cisminin şeytanî arzu-lar karşısında yatışması, neslin devamı ve yaşam zorluklarının halli için evlilik çemberinden geçmek zo-rundadır.

Yalnız, günümüz dünyasında yapılması gerekli hâle gelen evliliğin önüne birçok setler çekildiğinden, bu zo-runluluk bazen terke, bazen de ertelenmeye maruz bı-rakılmıştır. Oysa ki Islam dini, evliliğin bir an evvel ger-çekleşmesini istemektedir. Bu nedenledir ki, evlenen kimselerin yanı sıra, bu işte aracı olan kimseler de üs-tün kılınmış, takdir edilmiştir.

Evliliği terk etmek, evlenememek veyahut da hiç evlenmemek, genelde bazı sorunların çıkmasıyla mey-dana gelmektedir. Dolayısıyla ilk önce evliliğe mani o-lan etken-leri bilmek ve kurtuluş yolu aramak için de onların halledilmesine çalışmak gerekmektedir. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz

55

1- FAKİRLİK:

Gençlerin ortak yaşamdan kaçmalarına sebep olan nedenlerden birisi fakirlik meselesidir ki, kutsal kita-bımız Kur'ân-ı Kerim, bu tür bir bahaneyi Nûr sûresinin 32. ayetinde reddetmiş ve şöyle buyurmuştur:

"İçinizden bekârları ve köle ve câriyelerinizden iyi-leri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lütfuyla onla-rı zengin eder. Allah'ın mülkü geniştir. 0, her şeyi bilendir."

Resul-i Ekram (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kim fa-kirlikten korkup da evlenmekten çekinirse, şanı yüce Allah'a kötü zanda bulunmuştur. Çünkü yüce Allah şöy-le buyuruyor: Eğer yoksul iseler, Allah, lütfuyla onları zengin eder..."1

Erkeğin fakirlik derdi, kız ve kız tarafının erkekten maddî şartlar gözetmesi, meselenin asıl nedenlerin-dendir ki, her iki taraf da maddî sebepler yüzünden bu güzelim sünneti terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Gerçi, günümüzde kızlar ve aileleri tarafından çeşitli mazeretler hazırlanmıştır: "Bizler de insanız; geleceği-mizi düşünmek zorundayız; Islâm böyle bir şeyi red-detmemiştir." gibilerinden... Oysa ki, bu tür sözler bi-linçsizce söylenmiştir. Zira, hiç kimse fakirdir diye aşa-ğılık gözüyle görülmemiştir. Ancak tek şey varsa o da şudur ki zengin, elindekilerden hesaba çekilecek, mal

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:10, h:2. 56

varlığı olmayan fakir, kıyamette zengine nazaran daha rahat olacaktır. Bu konu Ehlibeyt Jmamlarından şöyle nakledilmiştir:

"Mahşerde herkes hesap için safa geçmişken bir grup, saftan dışarı çıkıp cennete doğru ilerleyecekler-dir. Yaklaştıklarında, memurlara; 'Ey melekler, açın biz geldik!' diye seslenecekler, onlar ise bu söze bir anlam veremeyip; 'Gidin! Hesabınızı verin de sonra gelin. Şüp-hesiz hesap pek çetindir, ne çabuk hesap verdiniz?' di-yecekler."

"Oradakiler; 'Ey cennet memurları! Biz dünyaday-ken Resulullah ümmetinin fakir olanlarından idik. Allah bize dünyadayken mal varlığı vermemişti. Işte bu yüz-den buraya geldik.' diye cevap verecekler. 0 vakit Allah tarafından nida gelip şöyle seslenilecek: Ey memurlar, onlar doğru söylerler. Açın kapıları!... Ve girin içeri ey benim salih kullarım!"

Yurt dışına gitmekte olan bir vatandaş, yanında ne kadar eşya götürürse götürsün, sınırdan geçerken ka-nun gereği aranmak zorundadır. Ancak, sade olup da eşyası olmayan bir vatandaş bu kanunun dışındadır. Zi-ra, çanta olmadıktan sonra arama kanunu da olmaz, olsa bile, yanında çok eşyası olan biri gibi sıkı tutulmaz. Işte fakirler de böyledir. Bu arada, fakir ve zengini karşılaştırmak, içlerindeki o günün korku ve heyecanını kavrayabilmek, sizlere kalacaktır. Zira, bir tarafı ateş ve diğer tarafı da güllük gülistanlık bir bağ

57

olan iki zıt mekân arasında kalmadığımızdan, böyle bir am kalem ile tasvir etmek zor olsa gerek.

Istikbâl (gelecek) meselesine gelince: Islam dini, Müs-lümanlar tarafından gerçek şekliyle yaşanırsa, on-lara sonu en hayirh olan istikbâli bahşeder. Maddiyat üzerine kurulan hiçbir binanın istikbâli sağlam değildir. Gerçekte şu da vardır ki: "Temeli para olan hiçbir bina, demire, yani ilâhî emre çevrilmedikçe çökmeye mâ-ruzdur."

Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.a) yoldan geçmekte olan genç ashabından birini gördüğünde, ona şöyle sordu:

— Evli misin? Genç:

—  Hayır evli değilim. Ey Allah'ın Resulü, evlenmek için bir şeylere sahip olmak gerekir, ben ise şiddetli bir fakirlik içindeyim.

— Ey ğenç, sen İhlâs suresini tamamen ezbere bi-liyor musun?

— Evet, bu sureyi biliyorum.

—  0 hâlde sen, Kur'ân'ın dörtte birini biliyorsun demektir... Peki Kâfirûn suresini de biliyor musun?

— Evet onu da biliyorum.

— 0 hâlde Kur'ân'ın diğer dörtte birini de biliyorsun demektir. Peki Zilzâl suresini de biliyor musun acaba?

— Evet, ey Allah'm Result), onu da biliyorum.

58

Resul-i Ekrem genç sahabisine yönelttiği sorular-dan olumlu cevap alınca üç kere; "Evlen, evlen, evlen." diye buyurdu.1

Sahip olunan ilim, hadis-i şeriften de anlaşıldığı gi-bi geçici maddî değerlerden kat kat üstündür. Zira ilim payidardir ve sonsuza dek insanla beraberdir. Oysa madde bazen az, bazen çok, bazense hiç yoktur. Dola-yısıyla rağbet, maddeye değil ilme olmalıdır. Kur'ân il-mi ise sermayelerin en üstünüdür. Insan ilmin sayesin-de kudret ve kuvvet bulur. Insana, yalmzca Allah'a ina-nıp ona tevekkül etmeyi öğretir. Böylece insan bu ilim sayesinde neye dayanacağını iyiden iyiye bilir ve bu i-nançla ondan başkasına el açmaz. Işte Kur'ân'ın şahsi-yete bahşettiği değer ve Resul-i Ekrem (s.a.a)'in de yu-karıdaki hadislerinde kasıtları bu olsa gerek.

Evlenmek İstemeyen Abid

Zaman, Islâm öncesini gösteriyordu... Hayatın pa-rayla alınıp satıldığı cahiliyet devri, aynı zamanda fakir-lerin, kö-lelerin, darda kalmış bütün insanların ezildiği bir dönemdi bu... Ne vuran "yoruldum" diyor, ne de vu-rulan "yeter!" diyebiliyordu. Gerçek makam sahipleri beş para etmez gözüyle görünürken, Allah katında zer-re kadar dahi değeri olmayan, gözünü para-pul hırsı bürümüş alçaklar, sahip oldukları dünya hazinelerin-

1- Mizan'ul-Hikmet, c.4, s.274.

59

den ötürü, en muhterem ve en yiice kimseler olarak bi-liniyordu. Değişmeyen devran, o zaman da fakirleri hor görüyordu. Varlık, asıl varlığı unut-turmuştu. Kara ak, ak kara yerindeydi...

jşte böyle bir devranda yaşayan, genç bir abid var-dı; kendini yaratıcısına adamış, O'nun için yiyip, O'nun için içen bir abid...

Zamanin geçip gitmesine aldırış bile etmeyen bu abid, gününü ibadetle geçirir, Allah'tan gelen her türlü bela ve sıkıntı dolu imtihanlara karşı "şükürler olsun" der, devamlı şükür duasında bulunurdu. Zamanin pey-gamberine iman etmiş halk, onu güvenilir, saygılı bir kimse olarak görmek-teydi. Diller ona övgü yağdırırken o, her geçen gün ibadetle daha fazla meşgûl oluyordu.

Öyle ki bu övgüler, zamanin peygamberine kadar vardi. Devrin peygamberi, abid hakkında söylenen on-ca övgüyü dinledikten sonra:

Evet, diye buyurdular. 0 Allah katmda iyi bir abiddir, fakat güzel bir ameli terk etmiştir.

Bu söz, dilden dile dolaştı. Derken abid de hiçbir anlam veremediği bu sözü işitti de üzüldü.

Acaba terk ettiğim güzel amel nedir? diye düşün-dü. Ey Allah'ım! deyip elini ilâhî dergâha uzattı: "Sana uzattığım ellerimin sahibi de sensin. Ne kusur eylediy-sem bana bildir. Neden hoşlanırsan icabet olsun diye bana nasip et, ey bahşedicilerin en yiicesi!" dedi.

60

Günler geçti. Abid, yüce Allah'ın yüce elçisini göre-bilmek, bu konu hakkında O'nunla konuşmak istiyordu. Secdeye kapandığı yerden kalkıp kimsenin kimseyi saymadığı zamanı delerek dışarıya adım attı. O'nun ne-rede olabileceğini çok iyi biliyordu. 0 tarafa doğru yü-rüdü. Bir müddet sonra suratının rengi değişti. Aradığı şeyi bulmuşçasına koşmaya başladı.

"Ey Allah'ın elçisi!" diye seslendi.

Semâda nur şimşekleri çaktıran bir surat ona doğ-ru çevrildi. Hafif bir tebessümle çehresinin şeklini de-ğiştirdi. Olduğu yerde kalıp kendine doğru gelen genç abidi bekledi. Abid, tekrar sözünü tazeleyip:

"Ey Allah'ın elçisi, dedi. Esenlik ve salat size olsun. Umulur ki derdime çare bulur, zavallı dostunuzu feraha eriştirirsiniz. Siz de bilirsiniz ki o mânalı sözünüz beni bir hayli düşündürmüştür. Arzum, bende gördüğünüz hatayı veya eksikliği bana bildirmenizdir."

0 nur çehreli sima, daha da tebessüm etti. Belki yılların noksanlığını dile getirecekti. Mübarek dudakla-rını aralayıp:

"Evlilik." diye buyurdu. "Evlenmen gerek!"

Gözleri yaşardı. Kelimeler elinde olmaksızın dökü-lüyordu dudaklarından:

"Ey nebi! Fakirlik denen bir hastalığın kurbanıyım. Gelir gibi bir dermanım da yok. Kendi rızkımı zor tayin ederken bir başkasının rızkını nasıl kazanırım diye dü-şüncedeyim."

61

Hz. Peygamber (a.s), bu söze pek üzüldü.

"Rızkı veren Allah'tir." diye cevap verdi. "Öyleyse rızk-tan yana neden korkarsin? Fakirlik hastaligi engel de-ğil, sevilenler için bir imtihandir. Gelir ise bir başka im-tihan, yarın ondan sorulacaktır... Bugün kızımı seninle nikâhlıyor ve hiçbir karşılık istemiyorum."

2-AĞIR MASRAFLAR:

Ash olmayan hayalî âdet ve merasimlere bağlı ol-mak, evlilik masraflanm ağırlaştırmak, yersiz beklenti ve hayallere kapılmak, evliliği engelleyen önemli un-surlardan biridir.

Yersiz arzuların meydana getirmiş olduğu pek ağır ve masraflı düğün törenleri, ister istemez evliliği im-kansiz veya zor denecek durumlara getirmiştir. Esef ve-rici konulardan biri de, toplum içerisinde görgülü ola-rak taninan olgun ve tahsil görmüş kimselerin bu konu hakkında duyarlı, örnek ve anlayışlı olmaları gerekir-ken, toplumun çoğunluğunu teşkil eden birtakım cahil kimselere ayak uydurmalari veya onlara katılmış olma-landir. Elbette ki Islam, evlilik merasimleri gibi sevgi, neşe ve muhabbetin bol olduğu günlerde ikramda bu-lunmayi men etmemiştir. Ancak aşırıya kaçmak, Islâm-'ın dışına çıkmak, evlilik törenlerini bir fuhuş yuvasına çevirmek tâbi ki yanlış, katiyen günah ve haramdır.

62

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de; "Yiyin, için ama israf etmeyin. Doğrusu Allah israf edenleri sevmez." bu-yurmuştur.1

Yine mehir meselesinde de aşırıya kaçmamak ge-rekir. Daha önceki konularda da açıkladığımız gibi, mehirde pazarlık kızın bir mal olduğunu ve mal gibi kullanılmasının lazım geldiğini gösterir. Öyleyse mehirde hak neyse yani karşı tarafın gücü neye yeterse o istenmelidir.

İmam Bâkır (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir: "Kadının biri Resul-i Ekrem'in huzuruna gelerek; 'Beni evlendi-riniz!' diye ricada bulundu. Resul-i Ekrem (s.a.a) ora-da bulunanlara; 'Kim bu kadınla evlenmek ister?' diye sordu. Onlardan biri ayağa kalkarak; 'Ben ey Allah-'ın Resulü!' diye cevap verdi. Resul-i Ekrem ona; 'Mehir için neyin var?' diye sordu. 'Hiçbir şeyim yok-tur.' dedi. Peygamber efendimiz (bu kez); 'Kur'ân'dan bir şeyler biliyor musun?' diye sordu. 0; 'Evet.' diye cevap verdi. Peygamber (s.a.a) efendimiz; '0 hâlde mehir bedelinin bir miktarı için ona Kur'ân'ı öğret' diye buyurdu."2

Mezkur hadis, evliliğin ve nikâh bedelinin (mehrin) ne kadar sade ve kolay olduğunu göstermektedir.

İmam Sadık (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:

l-A'râf/31.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:2, b:l, h:3.

63

"Bekâr bin babamın huzuruna ğeldi... Sonra babam, ona yedi dinar vererek; 'Bu parayla evlen.' diye bu-yurdu.nı

Görüldüğü gibi, bir evliliğin yedi dinar gibi bir mali-yeyle gerçekleşmesi onun sadelik ve kolaylığını göste-rir.

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) kadının birine; "Senin velin (himaye edenin) var mı?" diye sordu. Kadın, kar-deşlerini göstererek; "Evet, bunlardır." diye cevap verdi. Hz. Ali (a.s) onlara dönerek; "Benim sizin ve kız karde-şiniz hakkında sözüm ğeçerli midir?" diye sordu. Hep bir ağızdan, "Evet" dediler. Sonra Ali (a.s) "Yüce Allah'ı ve buradakileri şahit tutarak bu kadmi, 400 dirhem karşılığında şu erkekle evlendiriyor ve onun nikâh bedelini kendi malimdan karşılıyorum." diye buyur-du.2

Imam Ali (a.s) yapmış olduğu bu fiilie halkm duru-munu göz önünde bulundurarak yoksul insanlara yar-dım edilmesinin gerekli olduğunu, aynı zamanda evlili-ğin sade ve Islâm'ın izin verdiği şekilde yapılması ge-rektiğini anlatmak istemiştir. Rivayetlerden de anlaşıl-dığı kadarıyla Müslümanlar için en iyi evlilik, sade ve mehri az olan evliliktir. Büyük Islam âlimleri de bu gibi evlilikleri tercih etmiş, gösterişli ve masrafh evlilikler-den kaçınmışlardır.

1- Bihar'ul-Envar, c.100, Ebvab'un-Nikâh, b:l, h:l, s.217.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:2, b:l, h:6.

64

Ne yazik ki bugün çoğu eviiliklerde lüks davetiyeler, lüks yemekler, lüks servisler vb. şeyler şart olmuş, ne-redeyse bir âdet hâline gelmiştir. Işte, bu da gençler i-çin üstesinden gelinemez bir mesele olmakta, metre-lerle ölçülebilen yolları kilometrelerce uzaklaştırmak-tadır. Hele bir de bu konuyu tahsilini yeni tamamlamış bir genç için ele alalım. Daha çalışmak için kollarını yeni sıvamış bu genç, bu şartlar altında ne yapabilir? Sermayesiz ve varliksiz ailelerde eviilik çağına varmış gençler, iktisadi varlığı olmazsa devamlı bekâr mı kal-sınlar veyahut da bu tür meselelerin sebep olduğu, her türlü fuhuş ve fesat artırıcı oyunlara alet mi olsunlar?

3- MADDİYAT MESELESİ:

Maddî şartlar, genelde beş kişi tarafından gözetilir:

1-  Kızın kendisi tarafından

2-  Erkeğin kendisi tarafından

3-  Kızın ailesi tarafından

4-  Erkeğin ailesi tarafından

5-  Her iki taraftan.

Erkeğin bu şartı gözetmesi, yalnızca kızın ve kız ta-rafının mal varlığı içindir. Yani, bu tür eviilik, toplum i-çerisinde bilinen bir nevi ticari evliliğe benzer; erkek kadını değerli bir elmasa benzetir, onu son parçasına kadar kullanır, tükendiği vakit de iş, oracıkta biter.

65

Ancak, kızın böyle bir şartı gözetmesi ise çok daha ilginçtir. Henüz olgunlaşmamış, çocukluk duygusunu üzerinden atamamış ve tahsili yüksek olup da düşünce kapasitesi az olan çoğu kızlar, bu tür şartları gözetme-de ilk sırayı alırlar. Ne var ki bu şartı gözeten kızlar kendilerini neye benzettiklerinden habersizdirler. Onlar, pazarda satılan satılık bir eşyaya benzer. Karşısına çı-kan her müşteriye karşı etiketi mâlumdur; "milyon mil-yar, hatta trilyon olsa daha iyi olur" gibisinden... Tabi iizerinde etiketi bulunan mail almak, erkeğe bağlıdır; parası varsa alır, yoksa bırakır. Bütçesine uygun gelen her mail aldığı gibi, onu da, imkânı doğrultusunda alır veya almaz.

jşte erkek, zengin bir müşteriyse sadece ve sadece güzel gördüğü mail almak isteyeceğinden, beğenme-diğini hâliyle bırakır. Ama, iş güzeldedir. Yalnız, erkek kızın güzelliği için, kız da erkeğin mal varlığı için aynı çatı altında bir yuva kurmaya kalkışırlarsa iş, çarşıda-kine benzer. Zira, çarşıdan alınan mal, en fazla birkaç gün için kullanılır. Oysa müşterek hayat, bir ömür bo-yuncadır.

Günümüzde erkek ve ailesi tarafından böyle şartla-rın gözetilmesi pek görülmemiştir. Yalnız, aksine kız ve kız ailesi tarafında bu özellik, daha çok göze çarpmak-tadır. Bu arada, kızın kendi değerini anlamak istemeyi-şine anne ve babalarının maddî şartları eklenince, ister istemez meydanda görülmüş saticiya seslenir gibi, in-

66

sanın "hayırlı işler" demekten kendini alabilmesi biraz zor doğrusu...

Nitekim, bazen de yukanda zikrolunanlann tarn tersine kız ve erkek, hiçbir maddî şart gozetmeksizin birbirleriyle evlenmeyi arzularlar. Onlar için aralarında-ki tek bag, sevgi ve muhabbettir. Durum böyle olunca da bazen kiz tarafi, bazen de erkek tarafi bu sevginin önünü alır. Tabi genelde görülen, kiz tarafimn ağır şart-larıdır.

Günümüz dünyasında, yaşam şartları gerçekten de zor-laşmıştır. Dolayısıyla, bu çağda yaşayan herkes pa-raya ihtiyaç duymaktadır. Işte böyle bir dönemde, evli-liğe ihtiyaç duyan iki genç, birleşemedikleri zor hayat koşulları içerisinde, hele birbirlerine çok bağlılarsa i-çinden çıkamayacakları bunalıma girerler. Sebep, maddiyat ve karşı tarafın ağır şartları, çare, paradır. hâl böyleyken anne ve babalara düşen vazife; durumun ciddiyetini anlamaları, çocukları için en iyi eşi, maddî şartları gözetmeksizin onların isteğine göre seçmektir. Aksi takdirde olaylar intihar, evden kaçma vb. şeklinde ciddiyet kazanabilir.

4-TEKEBBÜR VE KAVUŞULMASI GÜÇ ARZULAR:

Islâm tarihine şöyle bir bakacak olursak peygam-berler, Ehlibeyt Imamları, evliyalar ve büyük Islâm a-limleri gibi seçkin şahsiyetlerin genelde sade hayatı seçtiklerini ve dolayısıyla fâkir kadınlarla evlendiklerini

67

görürüz. Onlar gerçekte bu hayırlı işi ameli bir şekilde yerine getirirler ve tabileri olan Islâm ümmetini bu sünnete davet ederlerdi. Resul-i Ekrem (s.a.a) zengin ve şahsiyetli kadınları fakir erkeklerle ve fakir kadınları da zengin ve şahsiyetli erkeklerle evlendirirlerdi. Gaye, kibirden uzak Islâmî bir yaşamı hakim kılmak; şahıs ve makam farkliliklariyla dolu bir düzenden kaçınmaktı.

Ne yazık ki, günümüzde bu mübarek sünnet ayrı bir şekle bürünmüş, nedense eski cahiliyet dönemindeki âdetlere tekrar geri dönülmüştür. Bugün zenginler yal-nızca zenginlerle evleniyorlar, dolayısıyla fakirler de fa-kirlerle...

Bu durum Müslümanlar arasında dahi olsa, zama-nın yine eskilerde olduğu gibi cahiliyet devrinin geri döndüğünü gösteren küçük bir delildir. Zira, artik insan-lar arasında sınıf farkhliklan, mekan ve irk aynmlan ve ayni zamanda makam ve üstünlük ortaya çıkıvermiştir. Yani, bu günü cahiliyet devriyle kiyaslayacak olursak i-çinde bulunduğumuz bu devreye de cahiliyet devri de-mek zorunda kalacağız.

Resul-i Ekrem (s.a.a); "Tüm müminler (evlilik açı-sın-dan) eşittirler."1 buyurmuştur.

Yine Imam Zeynulabidin (a.s)'m fakir cariye ve kadınlarla evlendiklerini gören zamanın mağrur halifesi Mer-van bin Abdülmelik, Hazrete sebebini sorduğunda Imam şöyle cevap vermişti: "Biz, Peygamherin siinnetine uymak zorundayiz. Zira o,

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:27, h:8.

68

tine uymak zorundayız. Zlra o, halalannin kızı Zeyneb'l kölesl Zeyd He evlendirmişti."1

Yine Peygamberimiz Hayber'de esir alman Hayy b. Ahteb'in Safiye adlı kızıyla (ki bu kadın, savaştan sonra cariye olarak esir alınmıştı) evlenmişlerdi.

Imam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Allah Resulü, (cahiliyyet devrinde hayal ve boş arzu-lara kapılarak ortaya konan yanlış amellerl yok et-mek için fakir ve) zenci olan Mikdad'ı şahsiyet sahibi Ziibeyr b. Abdul Muttalibin seçkin kızı Zübaa'yla ev-lendirdi. Re-sulullah'm bundan gayesi, halkın sahip olduğu batıl inançları atması, kendisini örnek ğös-termesi, onun izinden gitmelerini istemesi ve şunu bilmeleri içindi ki Allah katinda en degerli ve derece-si en üstün olanınız, (ondan) en fazla çekinenizdir."2

Görüyorsunuz ki mezkur hadiste hiçbir surette diin-yevî değerler dikkate alınmamış, manevî değerler, ya-ni; iman, takva ve ahlâk esas tutulmuştur. Allah ve Result) tarafından dünyevî esasları öne sürenler ise cahiliyet döneminde batıp kalmış "cahil" kimselere benzetilmiştir.

Hz. Ali (a.s) bu tür dünyevî şartları esas tutanlar i-çin, Nehc'ül-Belâga'nın 42. hutbesinde bakınız ne güzel buyurmuştur:

1- Bu konuda geniş bilgi içinbkz. Tefsir-i Numûne Ahzâb suresi 36. ayetin tefsiri (c.17, s.316-318).

2- Şerh-u Men La Yahzurah'ul-Fakih, c.8, s. 125.

69

"Ey insanlar, sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu iki şeydir: Heva ve hevese uymak ve olma-yacak uzun dileklere kapilmak. Heva ve hevese uymak insani haktan alikor; uzun dileklere kapilmak ahireti unutturur. Duyun, bilin ki dünya ardını döndü ğitti-ğider. Ondan kalan içilmiş, sonra da baş aşağı çevrilmiş, kaptan sızacak birkaç katredir ancak, db-külür ğider. Duyun, bilin ki, ahiret yönelmiştir. Geldi-gelecek. Her birinin de oğulları var. Siz, ahiret ogulla-rı olun, dünya oğulları olmayın. Çünkü ahiret ğünü her çocuk anasına katılacak. Buğün iş ğünüdür, soru ğünü değil... Yarınsa soru ğünüdür, iş ğünü değil!..."

Evet, dünya yolunu bulmuş bir kervana benzer, hareket hâlindedir. Hakka doğru ilerleyen... ve Sırat-ı miistakimden giden, bu kafileye ancak, diinyevi yukleri olanlar erişemeyeceklerdir. Yükleri ağır olan ve yukleri ağırlaştıranlar...

Öyleyse, Hz. AM (a.s)'m da buyurduklan gibi:

"(Yükünüzü) hafifletiniz ki erişebilesiniz."1

5-SORUMLULUK DUYGUSU VE VESVESE:

Bazı kimseler kadınları "ayak bağı" olarak sayar, evliliğin sorumluluğu arttıracağını düşünür, bu yiizden sorumluluk hissiyatından uzak kaçarlar. Zira, tecrübe sahibi olmayışları, onlara bu işte güvensizlik, dolayısıy-

1- Nehc'ül-Belağa, hutbe:21.

70

la da işin altından kalkamayacağı sanısını verir. Evlilik-te de durum böyledir; insanoğlu, hayatında ilk kez karşı karşıya geldiği böyle bir teşebbüs öncesi bu tereddüde düşer. Bazen sorumluluk duygusu ağır basar ve üste-sinden gelemeyeceğini zanneder. Oysaki ortada böyle bir tereddüt ve tecrubesizlik söz konusu değildir.

Islâm âlimleri, bu gibi fikirleri şeytanî vesvese, yani; şeytan tarafından insanlara aktarılan boş, yanlış ve fe-sat kıvılcımları taşıyan gayri Islâmî fikirler olarak ta-nımlarlar. Zira, önceden de belirttiğimiz gibi, en büyük düşman olan şeytanın en fazla korktuğu şeylerden biri-si de, iki gencin yapacakları evliliktir.

Evet, evlilik, insanı sorumluluğa iten ilâhî bir teşeb-büstür. Ancak, bu sorumluluk, insanın kendi kaldırma gücünden fazla da değildir. Ortada bir iş varsa, elbet üstesinden gelinecek bir aracı da vardır.

Gençler bunu iyice bilmelidirler ki, sorumluluk duygusu, yaşamı kısıtlayan bir engel değil, aksine ilâhî bir nimettir. Insanı olgunlaştırmaya hazırlayan pek çok nimetlerden biri... Bunu kullanmamn tek yoluysa, uygu-lama safhasına geçmektir. Zira, sorumluluktan kaçış, "özgürlük" veya bu günün deyimiyle "sultanlık" değildir. Şeytani bir fikirden ibaret olan ve halk arasında "Be-kârlık Sultanlıktır" diye çokça işitilen bu söz, önemle belirtiyoruz, mâkul bir düşünce değildir ve hiçbir suret-te, hiçbir akıllı kişi tarafından onaylanmamıştır.

71

6-GUZELLİKMESELESİ:

İnsanoğlu yaratılış icabı sürekli her şeyin iyisini, ay-nı zamanda güzelini ister. Bu, her insanda mevcut olan bir özelliktir. Çirkine koşan, güzel olmayan şeylere ilgi duyan hiçbir insan görülmemiştir.

Yalnız, şu da vardır ki, zahirde iyi görünen her şey görüldüğü kadar güzel olmayabilir. Güzel olduğu hâlde kalitesi iyi olmayan şeyler vardır. Güzellik, her zaman bir şeyin iyi olduğunu göstermez. Mühim olan, kalitedir.

Islâm dini, herkese huy, ahlâk, iman ve takvada en iyi olanla evlenmeyi tavsiye etmiştir. Yukarıda da belirt-tiğimiz gibi, sadece karşı tarafın güzelliği için evlenen bir kimse, malın güzellik ve desenine aldanan alıcı du-rumuna düşecektir. Dolayısıyla, böyle bir temel üzerine kurulan bu ve bunun gibi birçok bina da hiç kuşkusuz çökmeye maruz kalacaktır.

Huyda ve ahlâkta taviz verenler, maddî yaşamı manevî yaşamdan üstün tutanlar, her şeyde güzeli ara-yanlar, ille de para, ille de şekil diyenler, imanı birkaç günlük dünya yaşantısına satanlar, işte tüm bunlar ne Allah, ne Resulü ve ne de Ehlibeyt (a.s) tarafından be-nimsenmemişler, insani yaşamı anlayamadıkları için dışlanmışlardır.

Gerçekte şu da vardır ki, birkaç günlük fani dünya-nın çekiciliği, insanı kendi cazibesi altına alabiliyorsa eğer, bu cazibeye kapılan bir şahıstan iman ve takva göstergeleri beklemek de pek doğru değildir. Zira, in-

72

sanın gitgide kendine çeken bataklıktan sıyrılıp özledi-ği hayata adım atması mümkün olmadığı gibi, maddi-yat içerisinde maneviyatı araması da gülünç bir zihni-yetten başka bir şey değildir.

Mânen her müminin içi güzeldir. Ama bu güzellik, mad-de gibi geçici çehrelere yansımamıştır. Insanoğlu alışılmışın dışında kendi fıtratına aykırı olduğu çirkin bir çehreyi hakikaten istemez. Ancak, sahip olduğu iman nuru, seçeceği eşinin de çirkinliğini âlem-i mâna-da güzele dönüştürürse o vakit, karşısındakini bir baş-ka gözle, yüce Allah'ın "yalnız imanı için evlenirseniz, Allah ona güzellik de verir, zenginlik de..." sözündeki manalı bir bakışla bakar.

Dolayısıyla, birlikte kalacağı eşinin ahlâk, huy ve hareketlerini beğeneceği gibi, yüce Allah'ın büyük lütfuyla güzelliğini de beğenecektir.

Konu buraya kadar gelmişken, zihinlere takılabile-cek olan küçük bir meseleye de değinelim. Siz değerli okuyucular şimdi "Acaba Islâm dini zengin ve güzelle evlenmeyi reddetmiş midir?" şeklinde bir soru sorabi-lirsiniz.

Cevap, tabi ki "hayır"dır. Islâm'da kadının güzel ve zengin bir erkekle, erkeğin de aynı şekilde güzel bir kadın-la evlenmesi tereddütsüz benimsenmiştir.

Yalnız, söylenenler ve yazılanlar, sadece güzelliği ön plâna alıp, imanı önemseyenler içindir, iman-takva ikilisini, maddeden aşağı görenler içindir, mânadan an-

73

lamayıp, maddeye doğru koşanlar içindir, rızkın yalnız Allah'tan olduğunu unutup insana minnet gösteren bedbahtlar içindir ve daha nice bedbahtlar için...

7- GAYRİ MEŞRU YARARLANMALAR:

Nefsin saparak gayri meşru işlere yüz tutması, evli-liğe mani olan bir diğer sebeplerdendir. Bugün, çeşitli kuruluşlar ve kitle iletişim araçlarının saptırıcı faaliyet-leri, yanı sıra erotizmi yansıtan daha birçok kurum ve kuruluşlar pek çok genci kendine çekmeyi başarmış, hatta bunları birer sömürü aracı hâline getirmişlerdir.

Gençlerin nefsi arzularına yenik düşerek fesat ve fuhşa yönelmesi, ne yazık ki onlara kutsal evlilik kapı-sını kapamıştır. Hatta bu gençler, evlenmeyi hiç dü-şünmemektedirler bile... Sebep, boyuna içine saplanıp kaldiklari bu ortamdan kendilerini alamamak ve git gi-de mezkur kurum ve kuruluşların kölesi olmak.

Gerçekten, özellikle de fesadın yaygın olduğu gü-nümüz dünyasında karma hâlinde çalışan kadın-erkek (bekâr) işçiler veya öğrenciler arasında bir araştırma yapacak olursak, bunların büyük bir çoğunluğunun evli-liği düşünmediklerini görürüz. Zira, kadın ve erkek, cin-si yönden nefisleri harekete geçtiğinde çeşitli şekiller-de birbirlerini tat-min ederler. Bu da fuhşun yaygınlaş-masında pek büyük rol oynar.

74

ÇÖZÜM YOLU

jşte bu yüzden, gençlerin açık bir sapıklıktan kur-tulmaları, fesat ve fuhuş bataklıklarından çıkarılmaları için evliliği en sade bir şekilde kolaylaştırmak, bir "in-san" mek-tebi hâline getirmek anne ve babaların ya-pabilecekleri ilk ve son çaredir diyoruz.

Hz. Ali (a.s), bu konuda oğlu Imam Hasan (a.s)'a şöyle buyurmuştur: "Eğer kadın ve kızlarının senden başkasını tanimayacaklanni (ğörmemelerini) sağlaya-biliyorsan, öy-le yap. Sakın kadınlarla konuşmayasın; onların ğörüşleri zayıftır, azimleri ğevşek; yapacakları işten başka bir işe koşma onları. Çünkü kadın çiçek-tir, koklanır."1

Evet değerli okuyucular; daha önce karma hâlinde bu-lunan kadın ve erkeklerin fesadı yaygınlaştırdığını ve bunun pek zararlı olduğunu belirtmiştik. Yukarıda İmam Ali (a.s)'ın mübarek evlâdı Hz. Hasan (a.s)'a et-miş olduğu nasihatten de anlaşıldığı kadarıyla, kadın-ların yaratılış icabı, zayıf olmalarına binaen gerçekten de böyle ortamlarda fasit şahıslar tarafmdan koklanan bir çiçek olmasi anne ve babalar için üzücü olsa gerek.

Resul-i Ekrem (s.a.a) kızı Fatıma (a.s)'ya; "Kadin i-çin en hayırlı şey nedir?" diye sorduğunda, Hz. Fatima

1- Nehc'ül-Belağa, mektup:31.

75

(a.s); "Namahremi ğörmemesi ve bir namahremin de onu ğör-memesidir."1 diye cevap verdi.

Hz. AM (a.s) Resul-i Ekrem (s.a.a)'den şöyle naklet-miştir: "Resul-i Ekrem bir cenaze törenine katılmış-lardı. Yol uzerinde bir kadmin da bu törene katıldığını ğörünce durdular. Kadın ğeriye çevrildikten sonra yol-larma devam ettiler."

Ehlisünnet kaynaklarında olduğu gibi, Şia kaynak-lannda da kaydedilen bu rivayetten anlaşıldığı kadarıy-la Resul-i Ekrem (s.a.a)'in yapmış oldukları bu siinnete binaen erkeklerin fazla olduğu yerlerde kadmlarm bu-lunmasmm iyi olmadığı anlaşılıyor. Bu konuda birçok hadis naklolun-muştur.

Hz. AM (a.s) başka bir hadisinde de; "Bütün kötülük ve sapikliklann çıktığı nokta iffetsizlik ve hayasızlık-tır."2 diye buyurmuştur.

Bu nedenle Imam AM (a.s) kadmlan koruma ve gö-zetmeyi Müslümanlara önemle tavsiye etmiştir.

Yine imam AM (a.s) Haris-i Hamdanfye yazmış oldugu mektubunun bir bölümünde şöyle buyurmuştur:

"Halkı ğaflet içerisinde olan, cefa ve zulme sessiz kalan, ve Allah'a itaate ehemmiyet verilmeyen yer-lerden çekin. Çarşılarda, pazarlarda oturmaktan sa-

l-Beyt'ul-Ahzan, s.22. 2-Gurar'ül-Hikem, s.411.

76

km. Çünkü oralar, şeytanın ğeldiği, fitnenin belirdiği yerlerdir."1

Bugün, ne yazık ki bu söz unutulmuş, halk her ge-çen gün biraz daha gaflete dalar olmuştur.

Zulümler, itaatsizlikler, haddi aşan sayısız cinayet-ler ve insanlık dışı faaliyetler, fesadın binlerce bölü-münden bir gurubunu oluşturan bunlar, yukarıdaki ha-dise amel edilmediginden dolayi ortaya çıkmıştır. Zira, çarşı-pazar ke-nara dursun, çeşitli fesadi araçlarla (ga-zete, radyo, televizyon vs.) kadınsal sömürü, evlerin içi-ne dahi sokulmuştur.

Bugün, sözde uygar olarak nitelendirilen ülkelerde kadın veya ailelerin, kendi aileleri içerisinde dahi aileye hiçbir emniyet ve güvenceleri kalmamıştır.

Resmi idarelerde, işyerlerinde, hastane ve klinik-lerde gaddarca tecavüzlerin yanı sıra livata, zina vb. gi-bi insanlık dışı ameller yaygınlık kazanmış, halk ara-sında neredeyse "normal" karşılanır olmuştur."

Günümüzde öncülüğünü Batılı ülkelerin yaptığı, hatta halkı Müslüman olan ve sözde "Islâm" adı altında varlığını sürdüren bazı Islâm ülkeleri, cinsellik mesele-sini, yine buralardaki emperyalist zihniyetli çıkar sahip-lerince hızla sö-mürü aracı hâline getirmiş, kadınları kendi iğrenç politika ve hedefleri dogrultusunda kulla-

1- Nehc'ül-Belağa, mektup: 69.

77

na gelmişlerdir. Ortaya attıkları bahaneyse "kadm-erkek eşitliği! veya kadın haklarıdır!?..."

Oysa ki bu adlar altmda kadimn beden gücünden veya becerilerinden değil de aksine, güzellik ve cazibe-sinden yararlanıldı. Hele bazı işyerlerinde erkeklerin daha verimli çalışmaları ya da işlerini aksatmamalari için kadın işçiler kullanıldı ve bugiin bile kullamlmak-tadir. Televizyon, gazete ve dergilerdeki kadm sergileriyse bunlann en açık örneğidir.

Oysa ki Imam AM (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şehvete kul olan, parayla alınmış köleden daha aşağılıktır."1

Bir Müslüman'ın böyle bir ortamda yapması gere-ken en önemli şey, her türlü şeytani fiillere karşı uyanık olmasi ve çoğu adı Müslüman olanlarm yaptığı gibi gaf-lete dalmamasıdır. Zira atalanmizin da dediği gibi "Su uyur düşman uyumaz."

Günümüz Türkiye'sinde fesat ve fuhşun aşırı oluşu elbette ki kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bunlar, genelde Islam düşmanlarımn kurmuş olduğu kötü ve çirkin hilelerdir. Bu fuhuş ve sapıklıklara direnişi olma-yıp aksine, uçarcasına onlara koşan Müslümanlar, Batı-lı Islâm düşmanlarının, hedeflerinde bir adım daha ileri gitmesine yardımcı olduklarından habersizdirler. Oysa ki Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

"Batıla yardım eden, hakka zulmeder."1

1- Gurar'ul-Hikem.

78

Sözümüzü Resul-i Ekrem (s.a.a) zamanında vuku bul-muş bir hadiseyle bitiriyoruz:

"Abdullah b. Ubey adında altı cariye sahibi biri, sa-hip olduğu bu cariyeleri gelir kazanmak için fahişeliğe zorluyor, cariyelerse sahiplerinin bu emrine itaat etmiyorlardı. Kendisi Müslüman olan Abdullah b. Ubey cahiliyet devrindeki bu iğrenç huyunu değiştirmemiş, daha da öteye giderek Nur sûresinde Müslümanları if-fetsizlerle mücadeleye çağıran ayet inince itiraz ama-cıyla Resul-i Ekrem'in (s.a.a) huzuruna bile gitmişti. An-cak, daha sonra; 'Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah onlari lutfuyla zen-gin edinceye dek ırzlarını ko-rusunlar. Cariyelerinizi, onlarda namuslu yaşamayı is-tedikleri hâlde, geçici dünya malı için kötülük yap-maya mecbur etmeyin.'2 mealindeki ayet nazil olunca Resul-i Ekrem (s.a.a) onu bu kötü işten men etti."3

BEKÂR GENÇLERE BİRKAÇ TAVSİYE

Maneviyata özen gösterip, ilâhî amellerden zevk alan Müslüman gençler, evleninceye dek cinsi istekle-rini kontrol altına almak isterlerse kâfur (aşırı olma-ması şartıyla); limon, rezene bitkisi vb. gibi cinsi isteği düşürücü bu tür maddeleri kullanmalıdırlar. Zira bun-lar, kullanıldığı müddetçe insanda şehveti azaltır. Bun-

1- Gurar'ul-Hikem.

2- Nûr/ 33.

3- Tefsir-i Numûne, Nûr / 33. ayetin tefsiri.

79

ların yam sıra, bu tiir istekten uzak kalmak veya unut-mak için uğraşı olarak faydalı kitaplar okumah, spor; özellikle de at biniciliği yapmalı, ilâhî şiirler okumah veya yazmah, kendisine faydah olacak ders kitaplan okumah, mâkul ve Islâmîtoplantılara katılmahdır.

Resul-i Ekrem (s.a.a) bir hadis-i şerifinde gençlere hitaben şöyle buyurmuştur:

"Aziz ğençler, içinizden varlıklı olanınız ve evlilik vesileleri hazır olanlar evlensin. Evlenmeye ğücü yet-meyenlerse oruç tutsun. (lira oruç şehveti azaltır ve onu ınağlûp eder.)"1

İmam Seccad (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuş-tur: "Şehvete esir olduğun zaman ölüınü hatiria ve Ai-lah'i an. Nefsini Allah'in azabi He korkut. Şüphesiz sı-ğınılacak en sağlam yer, iradenin ğüçlenmesinde en iyi may a oian, Allah'tır. O'na sığın; ğözlerini kapaya-rak nefsini haramdan koru. Çünkü kapamak (çekin-mek), insanin en iyi yâveridir."2

l-Mekarim'ül-Ahlâk, s.225.

2- Sohanan-ı Ali b. Hüseyin, s. 184.

82

EVLENME ÇAĞI

Anne ve babalarm çocuklarını evlendirmede dik-kat edeceği, göz önünde tutacağı esaslardan biri de yaş haddidir. Islam dini kızlar için evlenme vakti olarak onların bulûğ (ergenlik) çağına girmeleriyle başladığını bildirmektedir. Yani kızın bulûğ çağına, başka bir deyimle ergenlik çağına varıp ta cinsel istek-lerinin uyarıldığı, onları iyice idrak edebildiği zaman ev-lenmesine izin verilmiştir. Tabi ki aynı durum erkekler için de geçerlidir. Kızlar normalde bu seviyeye geldikle-rinde cismen ve ruhen evlenmeğe hazırdırlar. Ancak anne ve babalarm bu konuda once davranmalari doğru değildir. Şöyle ki kızlar ergenlik çağına girmeden ev-lendirilmeleri veya buna zorlanmaları yanlıştır.

Bulûğ çağında olan kız çocukları evlenmeye her ne kadar müsait iseler de, birçok yönden küçük yaşta ev-lendirilmeleri mahzurludur. Zaten kızların çok da küçük yaşta evlendirilmeleri dinimizce mekruh olarak bilin-mektedir. Dinimizce uygun dönem, kızların ergenlik çağına girip her türlü cinsel istekleri algılayabildikleri vakittir ki kızların bu vakit içerisinde evlendirilmeleri

83

geciktirilmemelidir. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kızlar ağacın dalındaki meyveye benzerler. 01-ğunlaştıkları zaman koparılmaları ğerekir. Eğer ol-ğunlaşır da kopanlmazlarsa, ğüneşin sıcaklığı ve riiz-gann etkisi onu bozar. Kızlarda böyledir. Erğenlik ça-ğına vardıkları zaman onlann duyğularında meydana ğelen isyanın evlendirmeden başka dermanı olmaz. (aksi takdirde) evlendirilmezlerse ğünah ve fesada duçar olabilirler. Zira onlar da beşerdirler..."1

İmam Cafer Sadık (a.s) da; "Kızını, evinde hayız ğörmeden kocaya vermek, kişinin saadetindendir." 2 şeklinde buyurarak kızın evlenme zamanının en iyi vaktini tayin etmişlerdir. Zira kızların ergenlik çağına girmelerinin alametlerinden biri de hayız görmeleridir. jşte bu nedenledir ki Imam Sadık (a.s)'dan naklettiği-miz hadis doğrultusunda itaat eden anne-babalar mezkur hadisteki saadetlilerden olma unvanına mazhar olurlar.

Kız çocukları gerek zihni, gerek cinsi bakımlardan, erkek çocuklarından daha çabuk olgunlaşırlarsa da, buna rağmen erkeklerden evvel yaşlanarak çocuk yapma kabiliyetini kaybederler. Bu yüzden evlenecek erkek ve kadının arasında muayyen bir yaş farkı olma-lıdır. El ele verecek erkek ve kızın yaşları bir olursa, ka-

1- Furu-u Kâfî, c.5, s.337, h.2. 2-Furu-u Kâfi, c.5, s.336, h.l.

84

dm erken çöker ve çöktüğü dönemde erkek tamamıyla dinç kalacağından kadın erkeğini genelde doyuramaz. Insani doyuran, oyalayan, yuvasına bağlayan en kuvvet-li bağ hissi, cinsi bağlarıdır. Yuvasında doymayan ve oyalanmayan imansiz erkek, doyurulacak ve oyalana-cak yer arar. Ama imanh erkek ise ya sahih yolla nefsi-ni doyurur veyahut da sabreder. Kirkmdan sonra azan-lar, daha çok bir yaşta evlenenler, aşka doymayanlar-dır. Onun için evlenecek erkek alacağı kızdan üç-beş-yedi yaş arası farklı olması daha uygundur.

Bu hâlde erkek ve kadm birbirini hep oyalar, bera-ber yaşlanır, cinsi çöküntüleri beraber olur. Saadet yu-vası, dış günah ve haramlardan korunur. Evlenecekle-rin yaşları arasında pek büyük bir fark da olmamalidir. Kadm, erkek birbirlerini sevecek, birbirinin dilinden an-layacak çağda olmalıdır. Bilhassa cinsi olgunluklan a-rasinda bir uyum bulunmalıdır.

Kısacası, vücudun sıhhat ve afiyeti yerinde olup, cinsel içgüdüler (şehevi) yönünden, bedence, akılca ol-gunlaştıktan sonra kızın evlendirilmesi daha hayırlı ve uygun olur. Aym durum erkekler için de geçerlidir.

BULÛĞ ÇAĞI ALÂMETLERİ

Aşağıdaki aşamaları geçirmiş kız veya erkek, bulûğ (ergenlik) çağına varmış demektir.

1- Erkek çocuklarda 15, kız çocuklarda 9 yaş aşa-ması. Elbette bulûğ çağı, kuzey soğuk iklimlerde 18,

85

20, 25'e kadar yükselir. Güneye doğru sıcak iklimlerde 9,10,12'ye kadar düşer.

2- Erkek ve kızlarda cinsel organlarının üst kısmıy-la, koltuk altlarından kıl çıkması.

3-  Kızlarda kalçaların, erkeklerde omuzların geniş-lemesi.

4-  Erkeklerde uykuda veya uyanık hâlde meni gel-mesi.

5- Kızlarda hayız denilen kanın görülmesi.

Elbette bu sayılanlar, erkek ve kızların cismî yon-den bulûğ ve ergenlik çağına girme alâmetleridir; akıl çağına değil. Ergenlik çağı ile akıl çağı iki farklı şeyler-dir. Bazı erkek ve kızlar, cismi açıdan ergenlik çağına girdikleri hâlde akıl çağına ermeyebilirler. Bu, insanlara ve zamanlara göre değişir. Konuyla ilgili bazı açıklama-lar ilerideki bölümlerde yapılacaktır.

86

GENÇLERİMİZİN CİNSELSORUNLARI VE İSTEKLERİ

Değerli okuyucular, Kitabımızın bu bölümünde genç-lerimizden gelen birkaç mektuba yer vere-ceğiz. Umarız bugün bu sayfada okunulan böyle mevzular anne ve babalara düşen görevleri son kez amel edilmesi şartıyla uyarma başarısını gösterir.

1. Mektup

20 yaşını aşkın genç bir erkeğim... keşke anne ve babaları uyarıp, onlara gerçekleri anlatarak mantığa uygun gözükmeyen gelenek ve görenekleri bırakmala-rını, karşımıza onca zorluk çıkarmamalarını, çocukları-nı geciktirmeden çabucak evlendirerek fesada düşme-lerini önlemeleri gerektiğini bir duyurabilseniz... ne iyi olurdu... Lütfen anne ve babalara iletiniz, çocuklarının da şehvetinin var olduğuna inansınlar ve bilsinler ki bi-zim de cinsel ilişkiye ihtiyacımız vardır... Öyleyse niçin hiçbir şey yapmıyorlar?

Genç kardeşimizin yazmış olduğu mektubunun ö-zetini sizlere aktardık. Görüldüğü gibi bu kardeşimiz ve

87

bunun gibi daha niceleri anne ve babalarimn ilgisizli-ğinden dert yanmaktadır. Burada işin ciddiyetini kavra-yıp, halline çalışması gereken kimse varsa o da baba-lardır. Babalar, çocuğa her ne kadar bir anneden daha yakm olmuyorlarsa da bu gibi meseleleri çocuğun an-neye açmasından önce, kendisi açmalı ve onlardan bu gibi hayir amellere hazir olup olmadiklarmi isteyip is-temediklerini bizzat kendileri sormahdirlar.

Her baba, kiz ve erkek çocuklarını Islam terbiyesi ile terbiye edip kız çocuklarına koca hukukunu, erkek çocuklarına da aile hukukunu öğrettikten sonra, ev-lenme çağları geldiğinde münasibi ile evlendirmelidir. Zaten, Islâm'da, babanın evlâdına karşı görevlerinden birisi de çocuğunu evlendirmesidir.

0 hâlde, çocuğu adına "erkendir" kararını kendi değil de çocuğu vermeli ve gerçekten erken dahi olsa onun isteği bu yolda bir nevi destek olmahdir. Ama yi-ne de mezkur çocuk tarafından babaya iletilemiyorsa mutlaka annesiyle konuşmalı, evlilikle ilgili turn istek-lerini ona açmalıdır. Zira anne bu gibi işlerde en büyük sir arkadaşıdır.

Olayları görmezlikten gelen anne ve babalar da şu-nu bilmelidirler ki, çocuğu evlenmeyişinden dolayı gü-naha düşerek haram işlerse, çocukları tarafından işle-nen bu amellere kendileri de ortak olurlar. Yani işlenen günahlardan hem günah işleyen ve hem de günahı iş-leyenin velisi hesaba çekilir.

Uzun sözün kısası, çocuklar fesat ve günahlara du-çar olmadan vazifenin bilincinde olmak ve evlâtlarını diledikleri an evlendirmek ilk vazifeleridir diyoruz. Aksi takdirde onlari kaybetmek hiçte uzak bir ihtimal değil-dir.

2. Mektup

... Annem nerede tamdik bir kız görse görücü ola-rak gidiyor, sonrada, hayir bu benim gelinim olamaz. Benim bildiğim gelin şöyle olmalıdır, yok efendim böy-le olmahdir, diyordu. Benim için hayli görücülüğe git-mist i ama her defasında kızı beğenemeden geri dön-müştü. Allah bağışlasın kendisi vefat etti. Tabi yaşım da bir hayli ilerledi...

Hastalandim ve Vesvas teşhisiyle hastaneye yatı-rıldım. Gerçi yapmış olduğum işin gayet yanlış olduğu-nu biliyorum ama ne fayda... Kötü huyu terk edemiyorum. Doktorlar bende meydana gelen vesvesevi hastalıkların sinirden kaynaklandığını ve e-ğer evlenirsem iyileşeceğimi söylüyorlar...

Ama artık çok geç. Bana bu yaştan sonra kim kızını verebilir ki? Kısacası kötü bir bunalım içerisindeyim. Ne olur Allah aşkına benim ve benim durumumda olan daha nice kardeşlerimi bu konuda aydınlatınız...

Böyle anne ve babaların yanlış görüşlerine kurban giden nice gençlerimiz vardır. Mektuptan anlaşıldığı kadarıyla anne, gerçekte iman ve ahlâka önem verme-

89

yen aksine dilediğini arzulayan bir kadındır. Bu gibilerin zahiri hareket ve özelliklere aldandıkları ve zahirde gö-nüllerine hoş gelen kimseleri eş ve gelin olarak seçme-leri çok yanlıştır.

Islam dini eş seçiminde gençlere kendilerinin seç-me hakkma sahip olduklarim bildirmiştir. Eş seçiminde hiçbir surette anne ve babaların seçenek hakkı yoktur. Ama yinede bu konular hususunda babanın görüşünü almak ve ona danışmak ahlâk açısından iyidir. Ancak mühim olan yine çocuğun görüşüdür.

Zira ömür boyu aynı çatı altında karşı tarafla hayat arkadaşlığı yapacak olan gencin kendisidir, anne ve baba değil. Görülüyor ki anne ve babanın yanlış tutumu çocuklarının ömür boyu unutamayacakları tedavisi zor olan sinirsel hastalıklara sebep olmaktadır. Gençlerden gelen istekler doğrultusunda onları bu tür bunalımlar-dan kurtarınız demiyoruz. Onları bu tür bunalımlara sokmayın veya bu tür bunalımlara vesile olmayın diyoruz.

3. Mektup

... Şimdi çocuklarına karşı iyi ve çocuklarının gü-lümsemesiyle mutlu bir anne olmalıydım. Ama aksine yapayalnız, bitkin, düşünce dolu üzgün bir kızım ben...

Rica ederim biraz olsun toplum içerisindeki bekâr kızların özellikle de evlilik vakti geciktirilenlerin hele otuz yaşına varıp da hâlen bekâr kalan kızların duru-

90

munu düşününüz. Toplumumuzun kadın ve kızları u-tangaç olduklarından böyle meseleleri açığa vuramiyorlar. Ama gerçekten kızların ilerlemiş yaşlarda bekâr kalmalan, onlar ve aileleri için çekilmesi zor bir dert olup, büyük bir sorun hâline gelmiştir.

Biz bekâr kızların evliliğe karşı duydukları istek, nef-sanî, hayvanî veyahut ta maddiyat arzusundan kaynaklanmış değildir. Bizler evliliği, ruhumuzun sakin-leşmesi doğrultusunda, sıcak bir aile çatısı altında, gii-venilir bir eşle, dünya ve ahiret saadetine erişmek için istiyoruz. Hiçbir şey, hatta yüksek okullarda öğrenci olmak bile böyle sıcak aile ortamimn yerini dolduramaz. Diinya ve ahiret saadetini kazandiramaz.

Inanir misimz, etrafımızda bulunan dost ve akrabaların hakkımızda yaptıkları rahatsız edici konuşmaları, dedikoduları ve ihanetleri bizleri hayli üzmektedir. Sırf bu yüzden çevremizde yapılan düğün törenlerine davet edildiğim hâlde gitmiyorum. Çünkü insana öyle davranıyorlar ki kendimi onca davranışların yanında küçümsüyorum...

Bazı kızlar, doğru ve iyi olmayan yollarla çeşitli er-keklere yakınlaşmaktadırlar. Bu tür kimseler öncelikle söy-lemek gerekirse bizim anladığımız dilden, mukad-des evliliğe razı değildirler. Ama kurtuluş yolunu, geçici zevkler peşinde koşan bir erkeğin kalbinde aramaktan başka ne yapabilirler ki?...

91

4. Mektup

...Hâlen bir üniversitede öğrenim görmekteyim. Ama bu gidişle öğrenimimi tamamlayabileceğimi sanmıyorum. Bazen ölümü arzuluyor, bazen de evlilikle ilgili beni kahreden acı gelenek ve göreneklere dalıp gidiyorum. Şunu gayet iyi biliyorum ki, bunlar sadece benim değil, benim gibi daha nice zavallının dayanılmaz sorunlarıdır. Sizden ricam, toplumumuzda ki mümin erkeklerle bu mevzuu konuşmanızı veya a-çıkça duyurmanızı istiyorum. Gerçi yapacağınız bu işe bazı kızlar zahirde karşı gelebilirler ama ilerde onların da bu işten memnuniyet duyacaklarından eminim. Bu konuyu halledebilirsiniz ümidiyle yazıyorum.

Son iki Mektuba Bakış

Kız olsun erkek olsun yaşı geçmiş kimselerin yuva-ya hasret oldukları bir gerçektir. Ne var ki kimi zaman içinde bulunulan mekân, bu gibi nice yuvaların oluş-masına olanak sağlamamaktadır. Örneğin o yöreye ait gelenek ve göreneklere, bazı ağır koşullara maruz tutu Imakta, gençlerin yapacakları evlilikte yaş sınırları bı-rakılmaktadır.

Toplumun en büyük içtimai hatalarından biri de, genç-lerin sorunlarına çare aramadan onların karşı karşıya geldikleri bu gibi meseleler karşısında, böyle mevzuları alay konusu hâline getirmeleridir. Bu da, o toplumun kültür düzeyinin düşük olduğunu gösterir.

92

Âdet, gelenek ve görenek ne şekilde olursa olsun hadislerin, ayetlerin ve yüce Allah'ın mukaddes sözle-riyle bağdaşmıyorsa o yol ve yordam yanlıştır. Resul-i Ekrem'in (s.a.a), atalarının batıl inançlarının izinde yü-rüyen Mekkeli müşriklerle hangi yol için mücadeleler-de bulunduğunu hepimiz biliyoruz. Öyleyse yanlış olan ve gençlerin de günahlara sürüklenmesinde önemli rol oynayan bu gibi geleneklerde ısrar etmek neden?

ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE!

Bir önceki bölümde okumuş olduğunuz rivayetler, ergenlik çağına varmış olan kızların ilk ve uygun bir fır-satta evlendirilmelerinin gerekli olduğunu ve bu gibi yerlerde anne ve babalann gaflet etmemeleri gerekti-ğini vurgulamıştık. Tabi bu sözlerle birlikte bazı sorun-ların doğuşu yersiz olmasa gerek. Bu mevzuda anne ve babalann sorabilecekleri ve bilmeleri gereken birkaç konuya da değinmek istiyoruz.

Kızlar bulûğ çağının ilk dönemlerinde evlendirilir-lerse aile içerisinde meydana gelebilecek her türlü zor-luğa göğüs gererek evin veya ailenin temel ferdi gibi ai-leyi idare edebilecekler midir? Eşlerine karşı ruhi ve cinsi vazifelerini yerine getirebilecekler midir? Erkek tarafına karşı nasıl davranmaları gerektiğini biliyorlar mi, bunda başarılı olabilecekler mi? Hayatm zorluklanna ve sikintilarma karşı tahammül ve tecrübeleri var

93

mi veya kazanabilirler mi? Eşlerine gerçek mana da eş olabilecekler mi?

Yukanda zikredilen sorular anne ve babalann karşılarına çıkan zorlukların küçük bir kısmıdır ki anne ve babalann yapacaklan tek şey kızları olgunlaşma dö-nemine var-madan bu gibi meseleleri en iyi şekilde on-lara öğretmektir. Özellikle bu işte anneye çok mühim vazife düşmektedir. Zira çocuk genelde anneye daha yakmdir, ve anne de çocuğu için mükemmel bir öğret-men olabilir.

Şimdiye dek her ne kadar kizlarm erken evlenme-leri hususunda hadislerle, "en iyi dönem bulûğ çağına erdiği vakittir" şeklinde beyanatlarda bulunduksa da, bunlar kızların bir yuva kurmak için her türlü bilgi ve tecrübeye sahip oldukları dönem içindir. Zira bulûğ ça-ğına erdiği hâlde hayattan bile haberi olmayan kıza, elbette ki evlenme teklifi edilemez.

Dolayısıyla evlilik nedir, niçin gereklidir, evlilik ha-yatı, nasıl ve ne şekilde olmalıdır? gibi sorulara cevap veremeyen ve bu tür konularda bilgisi dahi olmayan tecrübesiz kızlara, yukarıdaki hadiseye bakacak olur-sak "illa da evlen" şeklinde tekliflerde bulunmadan once mezkur konuları onlara öğretmek ve en kısa za-manda yuva sahibi etmek için çaba gösterilmelidir. Bu da anne-babanın özellikle de annenin en büyük görevi-dir.

94

Kısacası, bu konuda zikrettiğimiz hadisler bulûğ çağına giren her kız için geçerli değildir. Bazı kızların bulûğa girdikleri hâlde neden evlenildiğini, ailenin ne olduğunu, çocuğa ve kocaya nasıl davranılacağını vb. konulan bilmemeleri normaldir. Ergenlik çağı ile akil çağı iki farklı şeylerdir. Bazı erkek yahut kizlar, cismi açıdan ergenlik çağına girdikleri hâlde akıl çağına er-meyebilirler. Bazı hükümler insanlara ve zamanlara göre değişebilir.

EŞ SEÇİMİ

* nsanların geleceği ile ilgili olan eş seçimi gibi önem-I li bir aşamanın, sıhhatli bir şekilde aşılması için, Is-I lâm dini diğer konularda olduğu gibi bu konuda da, hem an-ne ve babalara hem de birbirlerine eş olacak erkek ve kıza, bir takım tavsiyelerde ve uyarılarda bu-lunmuştur. Eğer bu tavsiyeler, nazarı dikkate alınırsa mutlu bir yaşama kavuşulur ve evlilik, Allah'a doğru atı-lan bir adım sayılır. Aksi takdirde bedbahtlığa atılan bir adım olacaktır.

DAMAT SEÇİMİ

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:

"...Ahlâk ve dinini beğendiğiniz birisi kızmızı iste-meye ğeldiğinde ona red cevabı vermeyiniz. Aksi takdirde yeryüzünde fesat ve büyük bozğunculuk o-lur."1

Yüce Islâm dininin damat seçimi hususunda Müs-lüman anne ve babalara olan tavsiyesi şöyledir:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:28, h:6.

97

Eğer bir genç erkek, kızınızı istemeye gelirse, her şeyden önce onun dinî ve ahlâkî yönlerini araştırınız. Eğer, imanlı, ahlâklı, şerefli biriyse onunla vuslat (bağ-lantı) kurunuz.

Damat seçiminde asla servet esas alınmamalıdır. Zira servet hiçbir zaman saadet kaynağı değildir. Halk arasında güzel bir söz vardır. "Parayla saadet olmaz." jş gerçekten de böyledir. Maddiyat üzerine kurulan bi-nalar yine maddiyat üzerinde devam eder ve sonra yu-vayı yıkan da yine bu maddî sebepler olur. Oysa mane-viyat üzerine kurulan nice yuvalar, temeli doğrultusun-da devam etmiştir ve etmektedir de.

Damadın ahlâkî faziletleri, kemalleri ve dine olan bağlılığı mal çokluğundan ve servetten kat kat daha üstündür. Zira imanlı ve Islâmî ölçülere dayalı, görgülü bir damat, maddî açıdan fakir olsa dahi, ailesini geçin-direbilecek, mesuliyet duygusundan noksan, heva ve hevesi peşinde koşan laubali zenginden daha şerefli ve daha üstündür. Resul-i Ekrem bu konuya ilişkin şöyle buyurmuştur:

"Bir kimse kızınızı istemeye ğeldiğinde ahlâk ve dinini beğenirseniz onunla ilişkiye ğiriniz ve ona red cevabı vermeyiniz. Aksi takdirde karşınıza büyük zor-luk ve sıkıntılar çıkar."1

1- Vafı, Kitab'un-Nikâh, s.17. 98

İşte Resul-i Ekrem (s.a.a)'in, Hazret-i Fatıma'yı evlendirirken dini tam, takvası tam, ahlâkı tarn ve her yönüyle halkın en üstünü olan Müminlerin Emiri Imam Ali (a.s)'ı Abdurrahman ve Osman'ın bol servetine ter-cih etmesi bu sözün tecellisi olsa gerek.

EŞ SEÇİMİNDE KIZLARA TAVSİYELER

"Bilin ki, dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibaret-tir. Bir bezentidir ve aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlât çokluğu gayretidir ancak. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği nebatlar ekincileri şaşır-tır, sevindirir. Sonra kuruyuverir de bir de bakarsınız ki sapsarı olmuş, dağılıp gitmiştir. Ahiretteyse çetin bir azap ve Allah'tan mağfiret ve razılık vardır. Dünya hayati ise aldatici bir zevkten başka bir şey değildir."1

Kur'ân-ı Kerim'den aldığımız bu ayetten hepimizin, özellikle evlenmek üzere olan ve evienmeyi amaçlayan kız-ların ders alması gereklidir. Islam dininin her nesle olan tavsiyesi ve yapılmasını istediği şey ayet gereğin-ce maddî hedeflerden yana olmamak ve ona bel bağ-lamamaktır.

Güzellik, servet, mal çokluğu ve zenginlik hepsi maddeye girer. Dünya ve ahiret saadeti, önceden de belirttiğimiz gibi bu temel üzerine bina edilirse sapma ve çökmeye vesile olur ve bu pek de uzak ihtimal de-

l-Hadîd/20.

99

ğildir. Şöyle bir tabir vardır, "Hayat kadınları kendilerini her gün paraya satarlar, maddiyat için evlenen kızsa bir kez satar kendini ve sonra bu yolu devam ettirmeye çalışır."

Müslüman bir kızın seçeceği eşinde araması gere-ken ilk değerler iman, takva ve ahlâk esasına göre ol-malıdır.

Kız, kişinin varlığıyla değil varıyla evlenmelidir. Hz. Cafer Sadık (a.s) bu konudaki mektubunda bir şahsa cevaben şöyle yazmıştı: "Kim sizden kızınızı isterse, ahlâk ve dinini beğenirseniz onunla vuslat kurunuz."1

İmam Bâkır (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir:

"Birisi Allah Resulünün yanına varıp evlilik hak-kında istişare ettiğinde, Hazret ona, dindar biriyle ev-len diye buyurdu."2

İmam AM (a.s)'a; "Akrabalarımdan kötü ahlâklı birisi kızımı istedi, sizin görüşünüz nedir?" diye soruldu-ğunda, "Kötü ahlâklıysa kızını onunla evlendirme." şeklinde cevap vermiştir.3

Yine İmam Hasan (a.s) da, "Bekâr bir kızım var, onu nasil bir erkekle evlendirmeliyim?" sorusuna; "Onu takvah birisiyle evlendir, zira kızını severse kıymetini

1- el-Vafi, c.3, s.17, Bab'un-Nikâh.

2-Furu-u Kâfi, c.5, s.332.

3- Daha geniş bilgi için Bkz. Mekârim'ül-Ahlâk, s. 153.

100

bilecek, sevmezse de ona zulmetmeyi reva ğörmeye-cektir." şeklinde cevap vermiştir.1

EŞ SEÇİMİNDE ERKEKLERE TAVSİYELER

Her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki, kızlar için onerilenlerin hemen hemen hepsi erkekler için de geçerlidir.

Erkeğin ilk vazifesi görücülükten önce kızı ve kız ta-rafını iyice araştırmak ve bu konu üzerinde çokça düşünmektir. Zira bir anlık yanlış karar, bir ömür boyu mutsuzluğa sebep olabilir.

Erkeklerde aranan iman ve takva, kizlarda da a-ranmalıdır. Müslüman bir erkek güzel olduğuna inan-dığı iffetsiz bir kizla evlenmemelidir. Nasil ki iffetli bir kadin namussuz bir erkekle evienemiyorsa bu da böy-ledir. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

"Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz kadinlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onlarm demekte olduklanndan uzaktirlar. Bun-lar için bir bağışlanma ve giizel bir rızk vardır."2

Her güzelin ve zenginin iffetli ve imanlı olmayacağı gibi, her iffetli ve imanh kimsenin (zahirde) giizel olma-sı mümkün olmayabilir. 0 hâlde yukarıdaki ayet gereği

l-Müstedrek-ul-Vesail, c.2, s.218. 2-Nûr/26.

101

insan Her şeyden önce kendini tanıyıp, kendine göre eş seçmelidir. Yine de giizellik diyorsa da, imamn yamnda güzelliği aramalıdır, güzelliğin yamnda imam değil. Zenginlik iki kısımdır:

1- Maddî zenginlik

2- Manevî zenginlik.

Resul-i Ekrem (s.a.a)'in mübarek hadisi gereğince:

"Kim bir kadınla sırf ğüzelliği için evlenirse sevdi-ği şeyi onda ğöremez. Yine kim bir kadınla sirf onun mail için evlenirse, Allah onu malıyla yalnız başına bırakır. Öyleyse sizler dindarlarla evleniniz." 1 esas a-hnmasi gereken zenginlik manevîzenginliktir. Şu hâlde ahlâklı ve dindar olmayan, ama çok güzel olan kadın-lar Müslüman erkekler için anlam ifade etmemelidir. Resul-i Ekrem bu konu hakkında yine şöyle buyurmuş-tur:

"Kadının ınalı ve ğüzelliği için onunla evlenmeyi-niz; zira ğüzellik onu bozabilir, servet /se onu itaatsiz-liğe sürükleyebilir. Onun dindarlığını birinci derecede tutup; kendinize eş seçiniz."2

Sözümüzü birkaç hadisle tamamlamak istiyoruz:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:14, h:4.

2- Maheccet'ül-Beyza, c.3, s.85.

102

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Ümme-timin en iyi kadmlari, yüzü (fizik yapısı) giizel ve mehri az olanlardır."1

Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sa-kın ahmak kadmlarla evlenmeyiniz. lira onun sevgisi bela, doğurduğu çocuk ise aleak ve fasit olur."2

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kadınla yal-niz mail ve güzelliği için evienen (mal ve guzellikle) yalnız başına kalır. Ancak dini için evlenirse, Allah ona mail da guzelligi de nzk olarak bağışlar." 3

1-Funı-uKâfî, c.5, s.324.

2- Ca'feriyat, s.92.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:14, h:l.

103

İYİ VE KOTU KADINLAR

Bu bölümde, bir önceki bölümle ilintili olarak evli-lik öncesi erkeğin, seçeceği eşte araması gere-ken özelliklere de değinerek, evlilik sonrası Is-lâm'a göre kadında bulunması gerekli sıfatlar üzerinde duracağız.

İYİ KADINLAR VE ÖZELLİKLERİ

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor:

"İnsanların mutluluklarından birisi de kendine uyğun, iyi huylu bir eşinin olmasıdır."1

Her erkek evlenmeyi arzu ettiğinde, hayatta mutlu olabilmek için, aile yuvası kurup, hayatın temel taşını atarken, kendini mesut edecek hayırlı ve uğurlu bir eş ararken çok dikkatli olması, Islâmî esaslara ve dini öl-çülere göre hareket etmesi, kendi mizacına, tabiatına, ahlâkına ve yaşayışına uygun olanı seçmesi lazımdır. Allah'a tüm kalbiyle inanmış mümin bir genç, şüphesiz evlenmek istediği vakit, kendine iyi ve mümin bir kadın

1-Furu-uKafi, c.5, s.327.

105

arayacaktir. Zira erkek, iyi ve ayni zamanda itaatkâr bir kadına muhtaçtır. Ancak hayatmda ilk defa kız beğe-neceğinden bazen nasıl bir yol izleyeceğini ve evlilik öncesi ve sonrasi onlarda hangi ozellikleri aramasi ge-rekeceğini bilemez. Evlenme çağındaki gençlere yar-dımcı olması gayesiyle bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.a)'in çeşitli hadislerinden aldığımız, kadında olma-si gereken ozellikleri sıralamağa çalışacağız:

1- Çocuk doğurabilen (kısır olmayan) kadınlar.

2- Muhabbetli, sıcak kanlı kadınlar.

3- Haysiyet ve şeref sahibi kadınlar.

4- Namuslu ve şahsiyetli kadınlar.

5- Kendi ailesi içerisinde sevilen, saygı değer.

6-  Eşinin karşısında mütevazı ve yalnız onun için süslenen kadınlar.

7-  Namusunu aziz bilip baskalarma karşı koruyan kadınlar.

8- Kocasına karşı itaatkâr olan kadmlar.

9- Dindar, iyi ahlâklı, takva sahibi olanlar.

Resul-i Ekrem (s.a.a) bu mevzuda yine şöyle bu-yurmaktadir: "Kadinlarinizm en iyileri seyyideler (i-mamlann miibarek soylarmdan olan kadmlar) ve Kureyş'ten olanlardır. Çünkü onlar kocalarına karşı ağırbaşlı, hoş davranışlı ve çocuklarına karşı ise pek şefkatlidirler. (Ve yine) evlilik hayatmda kocalarına

106

itaatkar ve yabancılara karşı namuslarına düşkün olurlar.n±

Merhum Şeyh Hürr-i Amilî (r.a) mezkur hadisle bir-likte daha birçok hadise dayanarak; "Kureyş kadınları ve seyyidelerle evlenmek müstehaptır." şeklinde buyu-ruyor.

Güzel sıfatlı kadinlarm en iyi özelliklerinden biri de kocalarına karşı anlayışlı olmakla birlikte dünyevi ol-sun, uhrevi olsun maddî ve manevî açılardan onlara destek olmalan, yamnda yer almalandir.

Başka bir deyişle, koca için gölge olanlar en iyi ö-zelliklere sahiptirler. Şöyle ki, güneşin kavurucu sıcağı altında çalışmakta olan bir çiftçiyi düşününüz. Harare-tin ve işin verdiği yorgunlukia bir müddet sonra dinlen-mek üzere ken-dine bir gölgelik arayacaktır. Amaç, o gölge sayesinde rahatlamak, yorgunluğunu gidermek ve böylece işe kaldığı yerden dinamik bir şekilde tekrar devam etmektir. Işte kadmlar da kocalari için böyle bir özelliğe sahip olmahdirlar. Yorgun eşleri için bir gölge-lik, üzgünken ferahlatıcı, dertliyken tarn bir dert ortağı olmahdirlar.

Yine kocalanm kırmayanlar, ona karşı duydukları sevgi ve muhabbeti sözde ve harekette açıkça göste-renler, ister cinsel istek açıdan olsun, ister başka açı-dan olsun kocasimn turn isteklerini yerine getirenler

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:8, h:.3.

107

övgüyle söz edilmesi gereken güzel sıfatlı kadınlardan-dır. İmam AM (a.s) iyi sıfatlı kadınları şu hadisiyle açık-lamaktadır:

1- Mehiri az olan.

2- Iyi davranışlı.

3- Her an kocası için hazır bulunan.

4-  Eşi rahatsız olduğunda onun rızasını kazanma-dan uyumayan.

5-  Kocasının gıyabında kendini (namusunu) koru-yan kadınlar, en iyi kadınlardır...1

Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) bir başka hadisinde şöy-le buyurmuştur: "Kime dört haslet verilmişse, dünya ve a-hiret hayrı ona verilmiş, dünya ve ahiretten na-sibini almıştır: Onu Allah'ın haram kıldığı şeylerden koruyacak takva, halkla iyi ğeçinebileceğini sağlaya-cak ğüzel ahlâk, cahilin bilğisizliğini ğiderebilecek yumuşaklık ve hilim, dünyevi ve uhrevi işlerde koca-sına yardımcı olan salih bir eşin olması."2

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle nakletmiştir: "Birisi Peyğamber'den evlenmek için izin istedi. Peyğamber, eğer dindar kadınla evleneceksen olur... diye cevap ver-di."3

1-Furu-uKafi, c.5, s.385.

2- Bihar'ul-Envar, c.100, Ebvab'un-Nikâh,b:2, h:38, s.237.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:9, h:l.

108

Müminlerin Emiri Hz. AM (a.s) da; "Lâyık bir eş, er-keğin huzura ve gönül rahatlığına kavuşmasında yar-dımcı olan önemli vesilelerden biridir." diye buyurmuş-tur.1

Urvet'ul-Vuska kitabında şöyle geçer: Islam dininde asil, esmer, kumral, iri gözlü, hoş kokulu, güler yüzlü, uzun saçlı, salih ve aynı zamanda anne ve babası top-lumda iyi taninan kizlaria evienmek mustehaptir. Soysuz (zinadan doğan, zina zade) ve asil olmayanlarla evienmek mekruhtur.2

Yine vasıflar hususunda Vesail-uş Şia kitabının sa-hibi merhum şeyh Hürr-i Amili şöyle demişlerdir: "(Islam dinince) Güler yüzlü ve uzun saçlı kizlaria evienmek önerilmiştir."3

Peygamber efendimiz de vasıflar hususunda; "Yeşil ve açık mavi gözlülerle evleniniz, zira onlar hayırlı ve bereketlidirler" şeklinde buyurmuştur.4

Cabir b. Abdullah Ensarî Resul-i Ekrem (s.a.a)'den nak-len şöyle der: Resul-i Ekrem, "Iyi kadınlar, şöyle olmalıdır." diye buyurdu:

1- Kendini iyi evlâtlar doğurmaya hazırlamalı.

2-Şefkatli olmalı.

l-Müstedrek'ul-Vesail'uş-Şia, c.14, s.172.

2- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.199, tercemesi.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:21. 4-Furu-u Kâfi: c.5, s.335.

109

3- Namus ve iffetini korumah.

4-  Akrabaları arasında saygıdeğer, muhterem bir zat olmah.

5- Kocasına karşı alçak gönüllü olmah.

6-  Kendini (yalnız) kocası için süsleyip (yalnız) ona sunmah.

7-  Kendini namahremlere karşı korumalı ve giyi-mine dikkat etmeli.

8- Kocasimn sözüne itaatsizlik etmemeli.

9-  Cinsel ilişkilerde kocasimn isteğini yerine getir-meli.

10-  Kocasına aşırı derecede (taparcasına) bağlı ol-mamalidir. (Yani Islâmî ölçüler dahilinde itaat etmelidir. Islâm'ın hilâfına olan davranışları da red etmesini bilme-lidir).1

Imam Cafer Sadik (a.s) Ibrahim Korhi'ye hitaben şöyle buyurmuşlardı: "Evlenmeye mecbur olduğunda seçeceğin kızın özellikleri şöyle olmalıdır:

1- Asil bir aileden.

2- Iyi ahlâklı.

3- Çocuk sahibi olmaya hazırlıklı.

4- Eşine dünya ve ahiret işlerinde yardımcı olabile-cek özellikte olmasına dikkat et. Öyleyse güzelliği ol-mayan, kocasına yardım etmeyen, kısır (çocuk doğu-

1- Furu-u Kâfi: c.5, s.324 ve Vesaü'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 6, h:2.

110

ramayan), sesini yükselten, başkalarının ayıbını gözet-leyen, eşinden beklentisi çok olup zor işleri kocasına yükleyen kadınlardan sakın (onlarla evlenme)."1

Bazı rivayetlere göre de kadinm güzel kokması ve güzel yemekler pişirebilmesi iyi sıfatlardan sayılmıştır.

Şimdiye kadar hadislerden, ayetlerden ve Ehlibeyt mek-tebinde pek yüce yeri olan değerli ulemaların söz-lerinden iktibas yapacak olursak, kadmda olmasi ve aranmasi gereken özellik ve sıfatları şöyle sıralamak mümkündür:

1- Dindar

2- Iyi ahlâklı

3- Güzel

4-  (Gerekmediği müddetçe) evden fazla dışarıya çıkmayan, evdeki vazifeleriyle ilgilenen.

5-  Çok konuşmayan (dedikodu, gevezelik, gıybet vb. şeylerden beri olan).

6- Kocasına (Allah'a itaat ettiği müddetçe) bağlı o-lup onun mutluluğu için çaba gösterenler.

7-  Eşinin namusuna (dolayısıyla kendi namusuna) karşı iffetli olanlar.

8-  Çarşı, pazar vb. yerler gibi erkeklerin yoğun ol-duğu kalabalık yerlerden çekinen, böyle yerlerden her-hangi bir yere gitmek kastıyla dahi olsa kalabalık yer-

1-Furu-uKâfi, c.5, s.323.

111

lerden geçmeyen, namahreme karşı Islâmî tesettüre riayet edenler.

9- Yabancılara sesini duyurmaktan kaçınan, zorun-lu olduğu hâlde sesinin tonunu değiştirerek (kalınca) konuşanlar.

10-  Kocasının yanında dahi olsa yabancılarla alış veriş etmekten kaçınanlar.

11-Ailesi için edindiği hedef ve fikirleri, kendisi için edinmiş olduğu hedef ve fikirlere mukaddem kılanlar. 12-Temizliğe özen gösterenler.

13- Her an kendisini Allah için kocasına adayanlar, onun için hazır bulunanlar.

14- Kocasına karşı iyi bir eş, çocukları için de örnek bir öğretmen olup, onlara yönelik ağza alınmayacak lâubali söz ve hareketlerden kaçınanlar.

15- Güzellik ve üstünlüklerinden dolayı kibirlenme-yenler.

16-  Güzel sıfatları dolayısıyla kocalarına karşı ö-vünmeyenler.

17-  Eşinin yokluğunda onun için hasret çekenler, varlığında, yokken duyduğu üzüntüyü dile getirenler ve onun varlığıyla hasret giderenler.

18- Kocasına yük veya başka bir deyimle ayak bağı olmayanlar.

19-  Kocasının ölümünden dört ay on gün geçme-den süslenmeyenler.

112

Resul-i Ekrem (s.a.a) son hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Kadınların ölen bir kimseye üç ğünden fazla yas tutmalan caiz değildir. Yalmz kocalarmin ölümünde dört ay, on gün yas tutmalıdırlar."

Kadinm güzellik ve iyi sıfatlardan dolayı kocasma karşı övünmemesi ve kendini üstün görmemesi husu-sunda şu ibret verici hikâyeye dikkat ediniz:

"Arabistan'ın kızgın çöllerinden birinde ilerliyordum. Büyükçe bir çadıra rastladım. Içerisinde çok güzel bir kadin ve pek de çirkin bir erkek vardi. Evli oldukları mâlumdu. Bir ara merak edip kadına; 'Böyle çirkin bir erkekle evlenmeyi nasil kabul ettiniz?' diye sordum."

"Sus, dedi. Çirkin dediğin bu insan, belki Allah ka-tında bizden daha hayırlıdır, belki de yüce Allah, onun sadece imam ve iyiliğinden ötürü, beni ona hediye et-miştir. Veyahut da ben, manevî yönden Allah katmda alçağımdır; dolayısıyla yüce Allah akıbetimin hayırlı olması için beni bu erkeğe nasip etmiş de olabilir. 0 hâlde, Allah'ın haynm için rıza gösterdiği bu zatı be-ğenmemek haddime mi düşmüştür?"

KÖTÜ SIFATLI KADINLAR

Ahlaklı ve dindar olmayıp ama zahirde çok güzel olan kadin veya kızlar, genelde kendilerini beğenen, mağrur, eşinin sözünü kulak ardı eden, kocasma hük-metmek isteyen ve her istediğini elde etmeyi amaçla-

113

yan, anlaşılması güç kimselerdir. Bu gibi tipler, aile içe-risindeki kendi davranış ve hareketlerini beğenir, diğer aile fertlerininkileriyse küçümser ve onları aşağılar. Işin kötü tarafıysa böyle kadınların, her türlü nefsani istek-lere karşı boyun eğen, eğlence düşkünü kimseler olu-şudur. Güzelliklerinin verdiği gurur ve kibirle kocaları-nın yokluğunda, akla gelmeyecek şeyler yapmaları mümkündür. Kocalarında bulamadıkları özellikleri on-lara kazandırmak yerine bunu, başka erkeklerde arar-lar. Kendileri gibi dünyayı sadece eğlence merkezi ola-rak bilen birini bulunca da iş pek kötü sonuçlar doğu-racak kadar ciddiyet kazanır.

Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyor: "Kötü kadınlar, kendi ailesi içinde sevilip sayıl-mayan, kocasına karşı alçak ğönüllü olmayan, kısır olup çocuk doğuramayan (kabilelerden olan), kin ğü-den, ğünahlara aldırış etmeyen, kocasından kaçan, eşinin ğıyabında kendisini süsleyen ve kocasına karşı itaatsizlik ğösteren ve kocasından hiçbir mazereti kabul etmeyen kadınlardır."1

Dinî çerçeve dahilinde ahlâk üstadları kadınların altı özelliği üzerinde durmuşlar ve bu özelliklere sahip kadınlarla evlenmenin iyi ve hayırlı olmayacağı kanısı-na varmışlardır. Buna göre sıralanan altı özellik şunlar-dır.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:7, h:l. 114

1-  Ennane, yani hasta olmadığı hâlde hasta hare-ketleri yaparak iş yapmayan kadmlar.

2-  Mennane, yani kocasını ev işlerinde minnet e-decek dereceye getiren kadmlar.

3-  Hennane, yani dul olup ta yeni kocasimn yanm-da eski kocasim daha çok anan, ona ve ondan olan ço-cuğuna daha fazla ilgi gösteren kadmlar.

4-  Heddake, yani her gördüğüne sahip olmak iste-yip de eşini zor durumda bırakan kadmlar.

5-  Berrake, yani bol siislenip bol yemek yiyen ve yalmzhktan hoşlanan kadmlar.

6-  Şeddake, yani çok konuşan, geveze kadmlar. Yiice Allah'm Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğu ayet ge-

reğince, kötü kadmlar iyi erkeklere ve kötü erkeklerde iyi kadınlara layık değillerdir. Zira, toplum içerisinde kötü şahsiyetler dışlandığı gibi, iyi bir toplumu en üst düzeylere getirebilecek iyi fertlerin yanında bulunan şahıslar, ya onları kendi gibi edip kendilerine çekecek-ler ya da böylelikle toplumun gitgide gerilemesine ve hatta düzensiz, yıkık bir ortamın meydana gelmesine vesile olacaklardır. Bu da hem toplum hem de toplumu oluşturan fertler için pek büyük bir afet demektir.

Hüseyin b. Beşşar-i Vasitî Imam Rıza (a.s)'dan şöyle nakleder: "Bir mektup aracılığıyla Imam'a; 'Ailem ak-rabalarımızdan kötü ahlâklı birisiyle beni eviendirmek istiyor, bu konuda sizin fikriniz nedir?' diye sordum.

115

Hazret; 'Eğer kötü ahlâklıysa onunla evlenme.' diye cevap gönderdi.1

Araplarca meşhur Esmeî adlı şair bu konuda gör-düğü bir olayı şöyle anlatır:

"Mekke'de, sırtında yaşlı bir adam yüklü, yabancı bir çehreyle karşılaştım. Ona; 'Sırtındaki senin baban mıdır yoksa büyük baban mi?' diye sordum. Derin bir ah çekerek cevap verdi: 'Ne babam, ne de büyük ba-bamdır. Sırtımda gördüğün şu zavallı benim oğlumdur.' dedi."

"Şaşırdım, böyle bir şeyin nasıl mümkün olabilece-ğini sordum. 'Oğlum, kötü huylu ve rezil karısı yüzün-den bu duruma düştü.' diye cevap verdi."2

Yukarıdaki olay her ne kadar inanılmaz görülse de ger-çektir. Zira gerçekten de dert ve keder insanın yaş-lanmasında yer alan en önemli etkenlerdendir.

Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:

"Hüzün ve keder yaşlılığm yarısını doğurur."

jşte bu vesileyle gençlere hitaben şunu söylememiz gerekecektir ki: Şüphesiz insan hayatında pek mühim yeri olan eşi seçerken, bunları da göz önüne getiriniz. Aksi takdirde bu duruma düşmemek insanın kendi e-linde değildir.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b: 30, h: 1. 2-Gülzar-ı Necefî, s.23.

116

İmam Sadık (a.s); "Müminin en şiddetli ve vurucu düşmanı kötü eştir."1 diye buyurmuştur.

Imam AM (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:

"En kötü kadınlar, kocalannin cinsel isteklerine karşı itaatsizlikğösterenlerdir."2

Resul-i Ekrem (s.a.a) de bir keresinde halka yönelik şöyle buyurdu: "Ey halk, çöplüğe benzer yerlerde ye-şeren kimselerden uzak durun." Sonra halk, "Çöplükte yeşeren kimlerdir?" diye sorunca da; "Onlar kötü aile-lerde yetiştirilen ğüzel kızlardır." şeklinde cevap verdi-ler.3

Ehlibeyt'ten elimize ulaşan hadislerden, cahil ka-dınlarla evlenmenin iyi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda Imam Sadik (a.s) Hz. AM (a.s)'dan şöyle nak-letmiştir:

"imam AM (a.s): "Cahil eşlerle evlenmeyiniz. lira onunla edilen sohbet bela, ondan olan çocuksa ha-yırsızdır" diye buyurdular.4

Şimdiye kadar okuduğunuz turn bu sifatlar, kadimn ruhuna yerleşen sıfatlardan kaynaklamr. Insanlarin bu tür hareket ve eylemlerinin kaynağı, ruhsal niteliklerdir.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b: 4, h:4. 2-Gurar'ul-Hikem, s. 433.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:7, h: 7.

4- Urvet'ul-Vuska, c.2, s.799.

117

Kötü ruhî sıfatlardan biri de aşırı kıskançlıktır. Kıs-kançlık duygusu her insanda vardır. Yani doğaldır. An-cak bir de her insanda olmayan, haset ve kin cinsine kaçan bir tür kıskançlık vardır. Işte insanda olmaması gerekende bu tür kıskançlıktır. Bir yuvanın huzur ve ra-hatlığı için huzur bozucu bu özelliğin orada doğuşu bir nevi afet veya beladır. Bu özellik, insanı büyük günah-lara iten etkenlerin başında gelir.

İlginç Bir Hikaye

Zamanın birinde Kirman şehrinde zengin, varlıklı, halkça sevilen, sayılan Salman adında muhterem bir zat yaşardı. Bunun birde pek kıskanç, kötü huylu kom-şusu vardı. Kadın halk arasında ona karşı duyulan say-gı ve hür-mete dayanamazdı. Her defasında Salman'ın bu üstünlüğünü azda olsa yok etmek için kötü fikirler edinir, kirli planlar kurardı. Ancak bunların faydasız ol-duğunu kendi de görmüştü. Onca çabanın fayda ver-mediğini anlayınca, bu kez de onu zehirlemeyi tasar-lamıştı. Günlerden bir gün, bu amaçla bir miktar helva pişirerek dışarıya çıktı. Salman'da o sırada dışarıdaydı. Kadın helvadan çokça alıp ekmeğin arasına koyduktan sonra yapmacık bir güler yüzle Salman'a ikram etti. Salman kendisine uzatılan helvayı görünce teşekkür edip aldı. Ancak acilen yapması gereken bir işi oldu-ğundan yemeden yoluna devam etti.

118

Bir müddet sonra şehrin dışına çıkmıştı. 0 vakit uzaktan iki gencin kendisine doğru geldiğini gördü. Salman onlarin çok yorgun olduklarmi görünce pek a-cıdı da elindeki helvayı onlara uzattı. Iki genç büyük bir iştahla helvayı yemeğe başladılar. Ne var ki helvadaki zehrin etkisiyle kısa bir müddet sonra oracıkta can verdiler. Bu vakıadan kısa bir zaman sonra olaydan haberdar olan kadı Salman'ı tutuklattırıp mahkemeye getirtti. Ondan olayı ayrıntılarına kadar anlatmasını is-tedi. Salman başından geçenleri bir bir anlatınca da, kadı helvayı veren kadının çağırılmasını istedi. Kadın mahkemeye gelince, yerde yatan iki genç bedeni gördü de feryat etmeye başladı. 0, vah kardeşim, vah oğlum diyordu. Ne yazik ki kadin bu olaydan sonra bir veya iki gün sonra kahrından ölmüştü...1

Muhterem okuyucular, sizlerin de bildiğiniz gibi, kıskançlık insanın başına ne gibi dertler açıyor. Eğer o kadin yaşasaydı ömrünün sonuna kadar vicdan azabiy-la yaşayacaktı. Ahiret âleminde ise Allah'm rahmeti onu kapsamazsa ateşle yakılmaya tabi tutulacaktir.

Elbette kıskançlık sadece komşularda değil, bazen de aile içerisinde doğmaktadır. Örneğin kadının koca-sına karşı olan kıskançlığı, kadının kocasma olan ha-sedi, erkeğin kız kardeşine ve kızın ise erkek kardeşine olan hasedi.

l-Haset, s.3O.

119

Allah'ım şeytanın şerrinden sana sığınıyoruz. Kısa-cası kıskançlığın olduğu bir toplumda, ailede veya bir grupta düzen de olmaz.

KADININ ERKEĞİN YAŞANTISINDAKİ ETKİSİ

Bu ilginç ve önemli konuyu tarihte gerçekleşen bir olayla açıklıyoruz.

İmam Bâkır (a.s)'dan naklen: Israil oğulları arasın-da zengin ve akıllı biri yaşamaktaydı. Onun iki eşi vardı. Bunlardan biri iffetli, diğeriyse pek iffetsizdi. Iffetli e-şinden kendine benzeyen bir erkek çocuk dünyaya gel-di. Iffetsiz eşinden de iki oğlu vardı. Zamanla baba has-talanıp ölüm yatağına düşünce, oğullarını çağırıp şöyle bir yazılı vasiyet bıraktı. "Servetim yalnızca içinizden bi-rinizin malıdır." (Ardından) babaları vefat edince bu üç evlât mirasa sahip olmak hususunda ihtilafa düştüler. En büyükleri; "Ba-bamın bahsettiği tek kişi benim diyor, ortancalarıysa bunu kabul etmiyor; ne sen ve ne de kü-çüğümüz, yalnız benim diyordu. Sözün kısası bu tar-tışmalardan sonuç alamayan üç kardeş meseleyi çö-züme ulaştırmak için kadıya müracaat ettiler. Kadı; "Ben, dedi, sizin hakkınızda hükmedemem; ancak ce-vap almak istiyorsanız, Benî Kinam kabilesinde üç kar-deş var onlara gitmenizi tavsiye ederim. Gidin, onlar-dan isteyin, ihtilâfınızı çözüme ulaştırsınlar."

Onlar öncelikle Benî Kinamlı kardeşlerden birinin yanına vardılar. Gördükleri bu şahıs pek yaşlı, pek de

120

düşkündü. Sorularını ona açtılar. 0, "Yaşça benden daha büyük kardeşimin yanına gidiniz." dedi. Ardından söz gereği büyük kardeşin yanına vardılar. 0 da yaşlıy-dı, ama küçük kardeşinden daha gençti ve üstelik düş-kün de değildi. (Sözün kısası) meselelerini açıverdiler. 0 da, "Yaşça benden daha büyük kardeşimin yanına gidiniz." dedi. Söz gereği üçüncü ve en büyük kardeşin yanına vardılar. Ancak o, en büyük olduğu hâlde iki kü-çük kardeşinden daha genç ve daha dinçti. Üç mirasçı kendi sorularını kenara bırakıp görmüş oldukları bu il-ginç vaziyeti sual eylediler. "Neden, en büyük olduğu-nuz hâlde iki kardeşinizden daha genç ve zinde göste-riyorsunuz?" diye sordular.

Benî Kinamlı; "Sizler, dedi, yanına ilk olarak vardı-ğınız en küçüğümüzdür. Ancak onu daima üzen pek kötü bir eşi vardır. Kadın, hâlen onunla yaşıyor ve bu kadından başka tahammül edilemeyecek diğer bir be-laya kapılma korkusundadır. Sabır ve tahammül gös-termektedir. Işte bu yüzden düşkünlerden ve yaşlılar-dan oluverdi. Ikinci olarak yanına gittiğiniz ise ortan-camızdır. Onu biraz yaşlı bulmuştunuz. Çünkü onu ba-zen hoşnut eden ama bazen de üzen bir eşi vardır. Bu yüzden o da yaşlanıverdi. Ama bana gelince... Benimse devamlı beni mutlu eden bir eşim var. Işte bu yüzden genç ve zindeyim."

"Babanızın size bıraktığı vasiyet meselesindeyse çare şudur ancak: 0nun kabrine varınız. Kabri kazıp

121

kemiklerini çıkarınız. Sonra da onları yakınız. Dahası, hükmetmesi için kadıya gidiniz."

Böylece üç kardeş oradan ayrılarak işe koyuldular. (Iffetsiz anneden olan) kardeşler denileni yapmak üze-re kazma-kürek alarak kabre doğru ilerlediler. (Iffetli anneden olan) en küçükleriyse, babalarından kalma kı-hci alarak karşılarına çıktı ve; "Durun, dedi. Babamm kabrini kazmayimz. Eğer (sözümü dinler de) kazmaz-samz, hakkim olan mirasm tamamim size veririm.

Sözün kısası, üç kardeş hakimin yanma vanp olan-lan anlatmca kadi; "Yaptiklanniz benim hükmedebil-mem için yeterlidir." dedi. "Mallan bana uzatm da sa-hibine teslim edeyim artik." diye devam etti.

Mai yanma getirilince de onları alıp en küçükleri olan iffetli anadan olma oğla teslim etti ve; "Bunlar se-nin hakkm!" dedi. "Çünkü şu iki kardeş eğer babaları-nın oğulları olsalardı, kabri açmaya kalkışmaz hatta ona kıyamazlardı. Buna hem canlan yanar, hem de razi olmazlardi."1

Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Resulullah (s.a.a)'in dualarından biri de şu duaydı: "(Ey Allah!) Zamanmdan once beni ihtiyarlatacak kadmin şerrinden sana sığınırım."2

1- Bihar'ul-Envar, c.14, s.491 ve c.100, s.233. 2-Furu-u Kâfi, c.5, s.326.

122

İYİ VE KOTU ERKEKLER

Bir önceki bölümde olduğu gibi, bu bölümde de evlilik öncesi kızın erkekte araması gereken ö-zelliklere değinerek, evlilik sonrası erkekte ol-ması gereken sıfatları açıklayıp, konuyla ilgili hadisleri sunacağız.

İYİ SIFATLI ERKEKLER

Her toplumda iyi sıfatlı kadınlar olduğu gibi kötü sı-fatlı kadınlar ve yine iyi sıfatlı erkekler olduğu gibi aynı şekilde kötü sıfatlı erkekler de vardır. Bu bilinen bir gerçektir. Önceki konuda iyi ve kötü sıfatlı kadınlardan bahsetmiş, her iki tarafın da özelliklerine az da olsa değinmiştik. Şimdi de konumuz olan iyi ve kötü sıfatlı erkekleri tanıtmaya çalışacağız.

jyi erkekler ahlâki açıdan yüce bir makama sahip-tirler. Dolayısıyla bir kimseye iyi diyebilmek için onun ahlâk ve takvasına dikkat edilmelidir. Ehlibeyt Jmamla-rından elimize ulaşan çoğu hadislerde de bunu görmek mümkündür. Ibrahim b. Muhammed-i Hamdanî Imam

123

Muhammed Bâkır (a.s)'la aralarmda geçen bir mektup-laşmayı şöyle anlatıyor:

"Imam Muhammed Bakir (a.s)'a eviilik hususunda bir mektup yazdım. Hazretin göndermiş olduğu mektup elime geçti. Mektupta Imam, Resul-i Ekrem'den bir ha-dis nakletmişti. Cevap şöyleydi: Ahlâk ve dinini beğen-diğiniz biri kızmızı istemeye ğelirse, dilediğini (kızını-zı) veriniz. Aksi takdirde yeryüzünde fitne ve biiyiik bozgunculuk olur."1

Resul-i Ekrem (s.a.a) kizlarm erkeklerde aramalan gereken özellikleri şöyle sıralıyor:

"1- Dindar. 2- Temiz. 3- Cömert. 4- Gözünü koruyan. (Namahreme bakmaktan titizlikle çekinen.) 5- Anne ve babasma iyilikte bulunan. 6- Eşi ve çocuklarını yalnız başına başkalarının yanında bırakmayan kimse."2

Bu ozelliklere sahip olan kimsenin büyük bir nimet olan akıldan faydalandığı inkâr edilmez bir gerçektir. Acaba akilh insanlar kimlerdir? Gelin hep birlikte ha-disler ışığında akıllı insanları tanımaya çalışalım.

Imam Musa b. Cafer (a.s), Hişam'a bu konuda şöy-le buyurmuştur:

"Ey Hişam, helâl nimetler akıllı insanı şükretmek-ten alikoymaz, haram ise onun sabnna galip gelemez. İşte böyle birisi ancak akıllıdır...

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:28, h. 1.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b:7, h. 1.

124

Ey Hişam, akıllı insan yalan konuşmaz...

Ey Hişam, üç haslet akillmin alâmetlerindendir:

1- Sow sorulduğunda cevap verir.

2-  Halkın sö'z söylemekten aciz olduğu zaman ko-nuşur.

3- Herkesin maslahatı için konuşur.

"Öyleyse bu üç sıfattan birine sahip olmayan ah-maktir."1

Günümüzde akıllı deyimi yamnda, kurnaz deyimi de çok kullanılmaktadır. Burada eş seçimine özen gös-teren kızlar için şunu hatırlatmak gerekir ki, akıl ve kurnazlık her ne kadar birbirine benziyor veya biri söy-lenince diğeri akla geliyorsa da aralarında pek çok farklılıklar vardır.

Biri Jman Sadık (a.s)'a, akıl nedir? diye sordu. I-mam Sadık (a.s); "Akıl insanı Rahman'a, ibadete sü-rükleyen ve cenneti kazandıran şeydir." diye buyurdu. Muaviye'-deki akıl değil miydi? diye sorulduğunda, I-mam (a.s); "Mu-aviye'deki akıla benzeyen ama (haki-katen) akıl olmayan bir hile aracıydı." diye buyurdu."2

İmam AM (a.s) insanları üç kısma ayırarak şöyle buyurdu: "Akıllı, ahmak, fasit."

"Akıllı, din onun desturu, sabır huyu, tedbir ve dü-şünce ise hedefidir. Ondan bir şey sorulduğunda ce-

1- Usul-u Kâfî, Bab-ı Akl, h. 12.

2- Usul-u Kâfî, Kitab'ul-Aklı vel Cehl, h. 3.

125

vap verir, konuşurken doğruyu ve hakikati söyler. Hak sözü işittiğinde kabul eder. Herhanği bir şey hakkında haber verdiği zaman doğru olanı söyler. Kendisine ğüvenildiğinde, ğüvene karşı vefa ğöste-rir..."

"Ahmak, iyilikle anıldığında ğaflet ğösterir. İyilik-ten menedilip kötülüğe davet edilince kabul eder. Haberinde yalan vardır (itimat edilmez), kendi söyle-diklerinin bilincinde değildir. Anlatmak istenilen şeyleriyse idrak edemez."

"Fasit, emanete hıyanet eder. Ona yakınlık ğöste-rildiğinde küçümser. İtimat edildiğinde faydası ğörül-mez. (Kötülükten men etmesi umulurken aksine hoşnut olur). Dostunu cam ğönülden sevmez."1

jyi sıfatlı erkekleri birkaç satırda özetleyecek olur-sak, son olarak şunları demek yerinde olur. Iyi erkek-ler, takvalı, iyi ahlâklı, dindar, emin, doğru, şerefli, be-cerikli, hünerli ve akıllı kimselerdir.

KÖTÜ SIFATLI ERKEKLER

Yüce Islam dininde insanların şahsiyetlerini ölçmek için birer ölçü aracı hâline gelen birçok sıfat ve özellik-ler vardır. Mesela en azından Islâm'a inanmayıp karşı-sında yer alanlara "Kâfir", inananlara "Müslüman" ger-çek iman edenlere de "Mümin" denir.

1- El-Hisal, Ebvab-u Selaset-i Hisal, s. 83. 126

Her Müslüman şahısa mümin denilemez. Müslü-manlar arasında da ölçü vardır. Jman, takva ve iyi ah-lâk... Bunlar insanın şahsiyetini ortaya koyan özellik-lerdir.

Yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de de buyurduğu gibi bir Müslüman'ın kafirle evlenmesi zaten haram ve Müslümanlarca da kötü bilinen bir iştir.

Ancak iş Müslümanlara gelince değişir. "Ben Müs-lüman'ım" deyip Islâm'ın şartlarını yerine getirmeyen-ler, hat-ta bazılarına karşı çıkanlar vardır. Müslüman terimi "mümin" kelimesinin en geniş ve en uzak ma-nasıdır. Yani, her mümin Müslüman'dır, ancak her Müs-lüman mümin değildir. Yukarıda da açıkladığımız gibi Müslüman olduğu hâlde Islâm'ın menettiği şeyleri kendine alışkanlık hâline getiren mesela, namaz kıl-mayan, oruç tutmayan, kumar oynayıp, içki içen vb. kimseler bu gruba girerler. Yani bunlar en geniş mana-sıyla Müslümandırlar ama en dar manasıyla mümin değillerdir.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) huzuruna gelerek "Biz iman ettik." diyen bir grup bedevî hakkında şöyle buyuruyor:

"Araplar; 'Biz iman ettik.1 dediler. De ki: Sizler iman etmediniz; ancak deyin ki; 'Bizler İslâm olduk.1 (çünkü) iman henüz kalplerinizde yer etmemistir..."1

l-Hucurât/14.

127

Yüce Islam dininin belli başlı bir düzeni vardır. Ve bu düzene cam gönülden bağlanan ve gerçekten de i-taatkâr olan bir kimse asıl manada iman etmiştir. Ve-yahut da başka bir mânâyla mümindir. Işte bu sıfata sahip olmayan ancak adı Müslüman olan bu gibi kimselerle evlenmek de doğru değildir.

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

"Sizin en kötü erkekleriniz iftiracı, bühtancı, cim-ri, küfredici, kaba konuşan, yalnız yemek yiyen, ko-nuk sever olmayan, eşini başkasına muhtaç bırakan, (yine) eşini ve hizmetçisini döven, anne ve babasına kötülükte bulunan kimselerdir."1

Büyük Islâm fakihlerine göre, fasit, şarap içen, ka-dınlarla gayri Islâmî ilişkilerde bulunan kimselerle evlenmek mekruhtur.

Demek oluyor ki, Müslümanlar arasında dahi her Müs-lümanla evlenmek doğru olmadığı gibi, yanlıştır da.

Resul-i Ekrem (s.a.a) bir hadislerinde şöyle buyur-muştur: "En kötü erkekler çabuk sinirlenen ve ğeç sevinen kimselerdir."2

Diğer bazı rivayetlerde de yine, halka düşmanlık eden, halkın sevgisinden mahrum olan kimselerdir, şeklinde de nakledilmiştir.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:7, h. 2.

2- Nehc'ül-Fesaha: s. 469.

128

Insanda bulunan bazı kötü sıfatları evlilik öncesi id-rak etmek bazen mümkün olmayabilir. Ancak bazı kö-tü huyları ayırt etmek mümkündür. Örneğin, sadece bir kez yalancı biriyle sohbet edildiğinde konuşmalarında-ki yalan, yanlış sözlerinden ve boş vaatlerinden hemen anlaşılır. Konuya ibret verici bir mektupla son veriyoruz.

Mektup

... Kocam çok zengin birisidir. Ancak eve getirdiği bir lokma ekmeğe bile minnet bırakıyor. Aile içerisinde yapmış olduğu bir takım kötü tavırlarla huzursuzluk ya-ratiyor. Paralarmi ne kendisi, ne benim ve ne de çocuk-larımız için harcıyor. Hastalandığımız zaman Mac ve muayene paralarmi almcaya kadar neredeyse canimiz çıkıyor. Ağlayıp sızlıyoruz. Bazen, eğer çocukları dokto-ra götüremezsek ölecekler diyorum. Ama o, çocuklar değil sen bile ölsen umurumda değil, diyor. Ne yazik ki bizlere hiçbir zaman ilgi ve sevgi göstermiyor. Onun için varsa, da yoksa da her şey para..."

Görüldüğü gibi insanın sahip olması gereken iyi huy, ahlâk ve takva mevcut olmazsa zavalh kadimn başına gelen böylesine büyük bir bela da evlilik öncesi doğru karar alamayan, bazen para için, bazen de bir anhk sevgi veya geçici aşk için kendini, doğruluğuna inandığı -ama yanlış ama doğru- kocasının kollarına atan tecrübesiz kızların başına da gelebilir.

129

Servet Kurbam Zavalli Bir Kiz

Günümüzde bazı anne ve babaların küçük yaştaki kız-larını yaşlı ama zengin kimselerle evlendirdiklerini sık sık görmekteyiz. Ama genelde bu tür evliliklerin ne-ticesinde anne ve babalar yapmış oldukları işin çok yanlış olduğunu kabul etmişlerdir.

Tabi bu yanlışın getirmiş olduğu kötü sonuçları, bir daha geriye döndürerek iyiye çevirmek mümkün değil-dir. En azından böyle bir iş kızın ruhi bir bunalıma gir-mesine ve hatta daha da kötüsü intiharına bile sebep olur. Zaten olacağı da budur. Erkekte aranması gere-ken en mühim özellikler olan iman, takva ve ahlâk e-sas alınmadıkça, kendi çıkarları değil de, kızlarının mutluluğu düşünülmedikçe, elbette ki sonuçta vicdan azabı duyacaklar ve pişman olacaklardır. Son pişman-lığın fayda vermeyeceği artık dilimizde bir deyim ol-muştur. Işte böyle yanlış bir hareketin küçük bir örne-ğini sizlere sunuyoruz. Gerçek bir facia olan bu olay ne yazık ki vuku bulmuştur:

"Kızlarını her ne kadar oldukça yaşlı biriyle evlen-dirmek istemeyen anne ve baba nihayet kişinin serve-tine aldanmış ve yaklaşık 16 yaşlarındaki kızlarını yaşı elliye varmış bu adamla eviendirmeye karar vermişler ve zavalli kızı iyiden iyiye bu işe zorlamışlardı. İşin kö-tüsü zavalli genç kiz, sonucun ne olacagmdan habersiz hayaller girdabına dalarak yaşlı ama zengin adamla ev-lenmeyi kabul etmişti. Evlilik, geçim derken zavalli kiz

130

evlendikten bir müddet sonrada umduğunu bulamaya-rak, kocasimn yapmış olduğu bir takım ahlâksızlıklar yüzünden intihar etti. Artık o ömrünün daha baharm-dayken küçücük hayatına gözlerini kapamıştı...

Ne yazık ki, kizlanm düşüncesizce evliliğe iten böy-le anne ve babalara ne kadar servet verseler de değerli kizlarimn yerini doldurmayacaktir artik.

Değerli anne ve babalar! Kizlanmzi evlendirirken onlann da rizasimn almmasi gerektiğini unutmayınız. Onlan istemedikleri bir evliliğe sürüklemeyiniz. Zira ev-lenecek olan siz değil kızınızdır. Durum böyle olmayın-ca da aym olaym kizlarimzin başına gelmesi uzak bir ihtimal olmayacaktir.

İÇKİ İÇEN KİMSEYE KIZ VERMEK

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Şarap içen bir kimse kızmızı istemeye ğeldiğinde, ona kız vermeyi-niz."1

Yine Resulullah (s.a.a) şarap içen kimseler hakkında şöyle buyurmuştur: "Ya Ali, şarap içen puta tapan ğibidir. Yüce Allah şarap içenin namazını kırk ğün kabul etmez ve kırkğün içerisinde ölürse de kâfir olarak ölür."2

Yine başka bir hadisinde Resul-i Ekrem (s.a.a) şöy-le buyurmuştur:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 2.

2- Bihar'ul-Envar: c.77, s. 47.

131

"Aziz kızını fasit, kötü huylu ve ahlâksız biriyle ev-lendiren babaya her gun bin kez lanet edilecektir."1

Yine Resul-i Ekrem (s.a.a): Şarap içen bir kimse hastalamrsa ziyaretine gitmeyiniz... ve eğer kızınızı is-terse ona kız vermeyiniz", şeklinde buyurmuştur.2

ICKININ AİLE ÜZERINDE ETKISI

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kızını şarap içenle evlendiren kimse, onu kaybetmiş sayı-lir."3

Islâm'da önemle üzerinde durulması gereken mü-him konulardan bir diğeri de, genelde eşlerin ayrılma-sma ve en azmdan aile içerisinde çeşitli huzursuzlukla-rın meydana gelmesine neden olan ayyaşlık veya baş-ka bir deyişle sarhoşluk meselesidir. Içkinin tıbben da-hi insan vücudun da zararlı olduğu sabit edilmiş, dini-mizce de içilmesi katiyen haram kılınmıştır.

Tıbbi açıdan içki, insan ruhunu altiist eden cinsel i-lişkilerde etkili olup çeşitli tehlikelerle yüz yüze getiren uyuşturucu bir içecek maddesidir. Kuşkusuz Yüce Islam dini içkiyi haram kılmış ve hatta bir damlasmdan dahi kaçınılmasını emretmiştir. Yüce Allah Mukaddes

l-Müstedrek'ül-Vesail, c.14, s. 192.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 4.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl. 1, b:29, h. 1.

132

kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de bu dendi zararh bir mad-

deden kaçınmamız gerektiğini açıkça beyan etmiştir. Şarap içmenin büyük günahlardan olduğu birçok

hadislerde açıkça belirtilmiştir.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Ey inananlar! Şüphesiz şarap, kumar, tapınmak

için dikilen taşlar, şans okları Şeytan işi birer pisliktir.

Öyleyse kaçının (bunlardan) umulur ki kurtuluşa e-

rersiniz."

"Şeytan, şarap ve kumar (yolu) ile aranızda kin ve düşmanlık doğurmak, sizi Allah'ı anmaktan ve na-mazdan alıkoymak ister. Öyleyse artık vazgeçersiniz değil mi"?1

Evet, böylesine çirkin bir amelden yüce Allah'a sı-ğınmak gerekir.

Kur'ân-ı Kerim'de zikredilen bunca kötü amellerin vesilesiyle nice ocağın söndüğü ve nice eşlerin ayrıldık-ları inkâr edilemez bir hâle gelmiştir.

Ne yazık ki, bunların onca zararını bile bile kendilerine alışkanlık hâline getiren adı da Müslüman olan kimselerin sayısı da pek az değildir. Işin kötüsü böyle günahlara mürtekip olup ta eş ve çocuklarının hayatlarını da aynı şekilde karartmalarıdır. Şimdi bu konuya binaen ibret verici birkaç olay okuyalım.

l-Mâide/90-91.

133

1- İstenmeyen Evlilik

13 yaşındaki gencecik Atife'nin, 19 yaşındaki bir genç onu isteyene kadar mutlu bir hayatı vardı. Genç Atife'yi seviyordu. Ancak Atife onu hiç görmemişti. Kı-sacası varlığından habersizdi. Yine de genç anne ve babasını görücülüğe göndermiş gencecik Atife'yi ken-dine istemişti. Ati-fe; "Tanımadığım görmediğim biriyle evlenmem" diyordu. Ancak anne ve babasi onu bu ko-nuda zorluyorlardi. Sonunda Atife anne ve babasimn baskısına dayanamamış genç-le evlenmeye karar ver-mişti.

0 artık kocasına alışır olmuştu. Git gide onu seviyordu, mutluydu. Ancak bu mutluluk iki ay sürmüştü. Çünkü kocasının huyu, hareket ve tavırlarında bir deği-şiklik görmüş, git gide ona karşı duyduğu sevgi yok ol-maya başlamıştı.

Kocası gecenin geç saatlerine kadar meyhanelerde gününü gün ediyor eve sarhoş bir hâlde geliyordu. Yaşlı gözlerle kapıyı açan Atife, her gün içkinin tesiriyle ka-pının kenarında sızıp kalan kocasimn cansiz bedeniyle baş başa kalıyordu. Durum onu kahrediyordu. Içkiyi bı-rakması için elinden geleni yapmıştı ama hiçbir faydası olmamıştı. Çaresiz kurtuluşu baba evinde buldu.

Ancak, anne ve babasimn tekrar tekrar isran, ko-casimn pişmanlığıyla bir olunca yine koca evine dön-müştü. Ne yazık ki pişmanlık asıl pişmanlık değildi. Yine eski tatsız günler geri dönmüştü. Ne var ki, içki iç-

134

meler, köşelere sızıp kalmalar, eve geç gelmeler yeni-den başlamıştı. Sonunda Atife, böylesine kahredici or-tamdan kurtulmak için aldığı kesin kararla tekrar baba evine dönmüştü. "Artık ne olursa olsun dönmeyece-ğim" diyordu. Ne var ki anne ve babası onu yatıştırmış-lar, yine kocasına göndermişlerdi. Sözün kısası Atife çoğu kez baba evine gelip gitmiş, sonunda anlaşama-yarak boşanmak zorunda kalmıştı.

Atife 14 yil baba evinde kaldi. Bunca uzun bir miid-detten sonra yaklaşık 75 yaşlarında tekrar yaşlı bir adamla evlendi.

Yaşlı koca, Atife'den çocuğu olmasını istiyordu. An-cak Atife bunu kabul etmiyor her seferinde karşı çıkıyordu. Ne var ki dert, kahır, geçimsizlik derken Atife dayanamamış sonunda çareyi intiharda bulmuştu. Ar-tik Atife bir kurban olup çıkıvermişti...

2- Çocuklarından Mahrum Anne

...12 yaşında bir kızdı. Yaşam ve geçimin ne oldu-ğunun bilincinde bile olmadan evlenmiş her türlü tec-rübesizliğine rağmen kocasını mutlu etmek için elin-den geleni yapmaya çalışmıştı.

Ne var ki kocasmdan bir kez dahi olsa sevgi ve yakınlık görmüyordu, ilgisizdi. 0 (kocasi) asm derecede kötü bir ahlâka sahipti. Kafayı bulduğu zamanlar küfür-ler savuruyor, kırıcı ve kötü sözler söylüyordu. Belli bir mesleği de yoktu. Tek gelir kaynağı kumardı. Üstelik

135

evliliklerinden beş yıl bile geçmemişken üç çocuk sa-hibi olmuşlardı.

Zavallı, onu tatlı dille yaptığı bütün kötü işlerden menetmeye çalışıyordu ama, ağzını her açışında koca-sının çirkinlikleri daha da artıyordu. Kısacası, saadet ve mutluluk için atmış olduğu bütün adımlar sonuçsuz kalmıştı.

...18 yaşındayken çareyi boşanmakta bulmuştu Daha da kötüsü artık çocuklarını bile göremiyordu.

3- Üzücü Bir Olay

Bazı kadınların ayyaş ve azgın kocalarına karşı kö-tü tavırlar takınarak onları zor ve güç durumlarda bı-raktıkları da olmuştur. Ne yazık ki bu tip kadınlar iyiliği güzel bir şekilde emretmeyi ve kötüyü de yine en iyi şekilde menetmeyi bilmeyen kadınlardır. Kadınların dü-şünmeden yap-mış oldukları bu tür hareketler netice-sinde iş yapıcı değil de aksine, yıkıcı olmuştur.

Doğrusu, ayyaş ve azgın kocaların ilâhî yola yönel-meleri için onların üzerinde eserler bırakacak önemli etkenler vardır. Kocası bu açılardan kötü olan bir ka-dın, ilâhî emirlere itaat ettiği müddetçe böyle bir dav-ranış hem kadın, hem de kocası için hayırlı olacaktır.

Aşağıdaki yanlış bir hareketin kurbanı karı ve ko-canın hikâyeleri umarız bu konuya bariz bir şekilde a-çıklık getirecektir.

136

22 yaşlarında bir kadın, gece yarısı evine sarhoş dönen kocasını içeriye almayınca, olay pahalıya patla-dı...

...Çaresizlik içerisinde kalan sarhoş koca, içkinin verdiği tesirle oracıkta sızıp sabaha kadar kapının eşi-ğinde uyumak zorunda kalmıştı.

Ertesi sabah kocasının akıllandığını ve bundan iyi bir ders aldığını zanneden kadın kapıyı açınca aniden kocasının hışmına uğradı. Etraftan gelen komşuların yardımıyla kadın erkeğinin elinden zorlukla kurtarıldı. Ancak iş işten geçmiş, kadın hastanelik, kocasıysa ad-liyelik olmuştu..."

4-Sopalı Kadın

Kadının biri uzunca bir düşünceden sonra eve sü-rekli sarhoş gelen kocasını bu kez sopayla karşılamaya karar vermişti. Etraftan bulduğu kalın bir sopayla, o gün kocasına iyi bir ders verebilmek için kapının ardın-da ayyaş kocayı beklemeye koyuldu. Bu sırada sarhoş koca içkinin verdiği tesirle evini bulmada hayli güçlük çekiyordu. Ne yazık ki çaldığı her kapı yüzüne kapanı-yor, ama nedense karısını göremiyordu. Nihayet so-nunda kendi evini bulabilmişti. Ama yine de emin ol-mak için evin dört bir yanını gözden geçirdi. Gerçekten de kendi eviydi. Pek sevindi. Yüksekten bir nara savu-rarak evin bahçesine adım attı. Önünde birkaç basa-maklı merdiven vardı. Bir ileri bir geri derken kapıyı a-

137

çıp içeri girdi. Durakladı. Karısı elinde sopa, karşısında duruyordu.

Dertli kadın kocasını yine sarhoş görünce var gü-cüyle bir darbe indirdi. Ancak fayda vermemişti. Kadın bir kez daha vurdu. Sarhoş koca bu kez dayanamamış afallayarak oracıkta bayılıvermişti. Işin kötüsü, zavallı kadın bir anda kocasını öldürdüğünü sandı ve o anın verdiği heyecanla aynen o da bayıldı. Bir müddet sonra yediği darbelerin etkisinden kurtulan koca da aynı şe-kilde karısını yerde hareketsiz görünce onu içkiliyken öldürdüğünü zannetti ve üzülerek çareyi intiharda ara-dı.

Duyduğu vicdan azabından kurtulması gerekiyordu. Bu amaçla evdeki ecza dolabmdan eline geçirdiği bir kutu hapı yutuverdi. Etkisiyle de oracıkta yığılıp kaldı. Bu sırada kadında ayılmıştı. Kocasının ölmediğini, ancak ölüme teşebbüs ettiğini anladı. Vakit kaybetmeden ambulans çağırtıp kocasını hastaneye kaldırttı.

Bu olaydan sonra koca iyileşmiş ve ölene dek içki içmeyeceğine de söz vermişti.

jçkinin yol açtığı bu ve bunun gibi daha birçok olay-lara günlük yaşantımızda gazetelerde, dergilerde ve hatta radyo ve televizyonlarda sık sık rastlamaktayız.

jşte bu da toplum için pek büyük bir afettir. Hele bu tür kimselerle inşa edilen binaların, sağlam bir denge-ye sahip olmamasi ve hele çabucak yıkılıp sönmesi u-zak ihtimal olmasa gerek. Bu nedenle, toplumsal bir

138

düzeni sağlamak ve temiz bir nesil yetiştirebilmek için yapıcı olup yıkıcı olmayan yollarla, fertlere ulaşmak ge-rekecektir.

KURTULUŞ YOLU

Islam dini, toplumun saadete kavuşması için beşe-rin bu gibi tatsiz olaylarda üzüntüden mutluluğa doğru nasıl ilerlemesi gerektiğini insanlara göstermiştir. Islam, açıkça "Şarap (sarhoşluk veren şeyleri) içen erke-ğe kız vermeyiniz" diyor. Demek oluyor ki Islam bu maddenin aslı gereğince talihsizlik ve zillet yolunu on-lar için kapamış, toplumun refah ve düzeni için içkiden uzak kalmayı gerekli kılmıştır. Ancak insanlar bu düze-ne uymaz da nefsi isteklerine uyarlarsa, suçu Islâm'da değil de aksine, Islâm düzenine karşı çıkan insanlarda aramak gerekir.

Niçin içki içene kız vermemek? Evet, ne yazık ki kadının huyu her ne kadar iyi olursa olsun kocasının huy ve hareketleri doğrultusunda yön kazanır. Kadın erkeğine bağlı kaldığından, dolayısıyla bütün özellikleri önceki gibi olmayacaktır. Sıcak olsun soğuk olsun, oda sıcaklığına bırakılan su yine oda sıcaklığında kalır. Ni-tekim, kadın da böyledir. Iyi bilinen bir kadın, içkili bir zâta verildiğinde fıtratı gereği onunla yoğrulana kadar huy değiştirir ve en azından kocası gibi olur. Işte bu nedenledir ki İmam Sadık (a.s); "Kızını içki içenle ev-

139

lendiren kimse muhabbetini ondan (kızından) kesmiş demektir." şeklinde buyurmuştur.1

Gerçekten de bu tür kimselerle yapılan evliliklere bakacak olursak, çoğunun boşanmayla, veya daha kö-tü şeylerle sonuçlandığını görürüz. Hele bu gibi durum-larda kadında sabır ve tahammül olmazsa işin sapıklı-ğa ve fesada kadar gideceği de bir gerçektir.

Basından Kısa Kesitler

Önceki sayfalarda sunduğumuzun bir benzerlerini yine sizlere sunmak istiyoruz. Aşağıda, basından aldı-ğımız kesitlerde de göreceğiniz gibi, içkinin yol açtığı olaylar pek kötü ve vahimdir. Öyleyse gelin, hep birlikte bu hadise uyalım.

"27 yaşındaki H. K eve sarhoş gelince, kayın pede-rinin kulağını keserek birkaç yerinden bıçakladı." "Kaynana ve baldız damadın elinden zor kurtuldular... T.Ş iyice içtikten sonra kontrolünü kaybederek ailesinin gözleri önünde iğrenç şeyler yapmaya başladı. Durumu gören kaynana ve baldız çareyi kaçmakta buldular."

"A.R içkiyi fazla kaçırınca kendinden geçip bedeni-ne zarar vermeye başladı. Olaya dayanamayan kayınpe-der mü-dahale edince de damadı tarafından bıçaklan-dı. Uzun bir çekişmeden sonra iki taraf da hastanelik oldu."

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b: 29. 140

Alkolik Kadın

Islâm'ın seçkin büyükleri, örneğin Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt Imamları, aile saadetinin korunma-sını dikkate alarak fertlerin sapıklığa düşmemeleri için halka, açık ve özel olmak üzere bazı kurallar koymuş-lardır. Bu kurallar, aynı zamanda ilâhî emirler olup tüm Müslümanlar için yapılması gerekli olan desturlardır. Zira bu tür emirlere amel etmek ferdin kendisi için de hayırlı ve faydahdir.

Müslüman olduğunu söyleyen herkes ilâhî emirler gereğince kızlarını içki içen kimselerle evlendirmeme-lidirler. Tafsilatlı kitaplarda nakledilen birçok hadis ve rivayetlerden de anlaşıldığı üzere, içki içen biriyle mumin bir kadının ve aynı şekilde mümin bir erkekle içki içen bir kadının evlenmelerinin gayri Islâmî olduğunu söyleyebiliriz. Imam Cafer Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyuruyorlar: "İçki içen kimse eşe ve emanete vefa ğöstermez. Çünkü yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de; 'AI-lah'ın size geçinmek için verdiği mallarınızı akılsızla-ra vermeyiniz...' buyurmuştur."1

Şimdi de asıl konumuz olan alkolik kadın mesele-sine gelelim. Mezkur kadının kocası durumu şöyle an-latıyor:

"Ben bir diş doktoruyum. Dört yıl önce bir kızla ev-lendim. Evliliğimizden yaklaşık iki yıl sonra çocuğumuz

l-Nisâ/5.

141

oldu. Doğumdan bir yıl sonra çocuğumuzun ilk yaş gü-nünü kutlamak için bir parti duzenlemeye karar verdik. Nihayet, eğlence günü gelmişti haberim olmadan partiye alkol de getirilmişti. 0 gün eşim ısrarla turn arka-daşlarına içki veriyor onlardan içmelerini istiyordu."

"jşte, o günden sonra kanm yavaş yavaş içkiye alı-şır oldu. 0 artık gittiğimiz her partide asm derecede alkol alıyor, tabiatıyla sarhoş oluyordu. Daha da kötüsü gittiğimiz yerlerde eşim, turn arkadaşlarını bizim eve çağırıyor ve bir eğlence şöleni düzenleyeceğimizi söylüyor. Ben şahsen karımın bu tutumuna karşı koyamıyor, evimizde her hafta, en azından iki kez parti düzenlemesine rıza göstermek zorunda kahyordum. Ne yazık ki böylece, gelirimin tümünü karımın ve başkala-rının keyfi için harcamış oldum."

Evet değerli okuyucular, Imam Sadık (a.s)'ın müba-rek sözlerine bir kez daha bakacak olursak, sözün ne kadar yerinde ve hak olduğuna bir kez daha tanıklık etmiş oluruz.

Burada ilk hata, diş doktorunun çocuğu için düzen-lenecek gayri Islâmî bir partiye izin vermesiyle başlıyor. Zaten, sonraki hatalar da bu olay üzerine, eşinin vesi-lesiyle devam ediyor.

142

Resul-i Ekrem (s.a.a), içmese bile içki sofrasında oturan bir kimse hakkmda iki defa; "Allah'm rahme-tinden uzaktir."1 diye buyurmustur.

Imam Cafer Sadık (a.s) zarurî bir iş gereğince za-manimn hükümdarı Mensur-u Devanikî tarafından dü-zenlenen bir meclise katılmışlardı. Meclise içki getiril-diğini gören Imam, hemen oradan ayrıldılar.2

Gerçekten de insan, saadet ve mutluluk yolunu arıyorsa Islâm'ın buyruğu olan kanunlara mutlaka a-mel etmelidir. Aksi takdirde insan, yukandaki olaylar gibi, ruhsal ve bedensel yönden huzur ve rahata kavu-şamayacağı gibi, her türlü huzursuzluk, bela ve daha nice afetlerle de yüz yüze gelecektir.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'ul-Et'imet-i vel-Eşribe, böl.l, b:62, h. 1.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'ul-Et'imet-i vel-Eşribe, böl.l, b:62, h. 1.

143

EVLENİLMESİ HARAM KILINAN KADINLAR

* slâm'da esas ve anayasa, hiç şüphesiz Allah kelamı I olan Kur'ân-ı Kerim ile Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve I Ehlibeyt Jmamlarının mübarek hadis-i şerifleridir. Gerek ilâhî emirlerde ve gerekse hadis-i şeriflerde kim-lerle evlenmenin helâl olup olmadığı konusu açıkça beyan edilmiş; Müslümanların evlenme ve evlendirme işleriyle meşgul olduklari zamanlar bu hususa çok dik-kat etmeleri, emredilmiştir. Yüce Allah bu konuda Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

"Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Anala-rınız, kizlanniz, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzele-riniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızla-rı, sizi emziren sütanneleriniz, süt bacılarınız, karila-rınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evleri-nizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer onlarla (karıları-nızla) henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur. "

"Yine haram edilmiştir size, kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karilari ve iki kız kardeşi bir arada

146

almak; ancak geçmişte olanlar hariç, şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."1

"Geçmişte olanlar hariç (bundan böyle) babaları-nızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu e-depsizliktir. (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur."2

"Zina eden erkek, ancak zina eden kadını, yahut şirk koşan kadını nikâhlayabilir ve zina eden kadın da ancak zina eden erkekle, yahut şirk koşanla ni-kâhlanabilir ve bu inananlara haram kılınmıştır."3

Müçtehitler şu kadınlarla evlenmenin haram oldu-ğuna fetva vermişlerdir:4

Anne, kız kardeş ve kayınvalide gibi, insana ma hire m olan kadınlarla evlenmek haramdır.

Nikâhladığı kadının -temasta bulunmamış dahi ol-sa- annesi, anne annesi, baba annesiyle; -yukarıya doğ-ru ne kadar çıkılırsa çıkılsın- evlenmek haramdır.

Nikâhladığı kadınla temasta bulunmuşsa (kadının) kızıyla, kızının torunuyla, oğlunun torunuyla ve ne kadar aşağı inilirse inilsin ister nikâh zamanı dünyada ol-sun; ister nikâhtan sonra evlenmek haramdır.

l-Nisâ/23.

2- Nisâ / 22.

3-Nûr/3.

4- Bu konuda çeşitli ilmihâl kitaplanna bakınız.

147

Nikâhladığı kadın nikâhı altında bulunduğu müd-detçe, o kadınla temasta bulunmamış bile olsa onun kızıyla evlenemez.

Babanın hala ve teyzesiyle, dedenin hala ve teyzesiyle, annenin hala ve teyzesiyle, anneannenin hala ve teyzesiyle yukarıya doğru ne kadar çıkılırsa çıkılsın, evlenmek haramdır.

Erkeğin babası ve dedesi yukarıya doğru ne kadar çıkılırsa çıkılsın, oğlu ve kızından olan torunu ne kadar aşağı inilirse inilsin; ister nikâh zamanında, ister sonra doğmuş olsun, kadının mahremidirler.

Ister daimî olsun, ister geçici, kadını kendi için ni-kâhlayan erkek, kadın nikâhı altında bulunduğu müd-detçe baldızını nikâhlayamaz.

Kendi karısını ric'î talak ile boşamışsa, kadının iddeti süresince baldızını nikâhlayamaz. Hatta, bundan kaçınmak ihtiyaten müstehaptır.1

Erkek, karısının izni olmaksızın baldızının ve kayın biraderinin kızıyla evlenemez. Ancak, eğer karısının izni olmadan akit okutturur ve sonra da kadın (kendi karısı) "razıyım" derse sakıncası yoktur.

Eğer kadın, kocasının kız veya erkek kardeşinin kı-zıyla nikâhlandığını anlar ve bir şey söylemezse sonra-dan razı olmadığı takdirde onların nikâhları batıl olur. Hatta kadının konuşmamasından razı olduğu anlaşılsa

1- Bu konuda bkz. Talak Hükümleri. 148

bile, ihtiyaten farz olarak erkeğin baldızının kızıyla ay-nlmasi gerekir.

Erkek halasimn veya teyzesinin kızını almadan once onların annesiyle zina etmişse artık onunla evlenemez.

Eğer erkek, hala ve teyzesinin kızıyla evlenir yalmz, ilişkide bulunmadan once onun annesiyle zina ederse kızla nikâhlarında sakınca yoktur.

Erkek kendi hala ve teyzesinden başka bir kadınla zina ederse, farz ihtiyat gereği onun kızıyla evlenme-melidir. Ancak, bir kadını nikâhlayıp onunla ilişkide bu-lunduktan sonra annesiyle zina ederse kansi ona ha-ram olmaz. Yine nikâhladığı karısıyla ilişkide bulunmadan önce annesiyle zina ederse bu durumda kan-smdan aynlmasi müstehap-tır.

Müslüman bir kadın, kâfir bir erkekle nikâhlanamaz. Aynı şekilde, Müslüman bir erkek de kâfir bir kadmla evlenemez. Ama Hiristiyan ve Yahudi gibi kitap ehli kadmlarla miit'a yapmamn sakmcasi yoktur.

Erkek, ric'i talak iddetindeki kadmla zina ederse, kadm ona haram olur. Eğer müt'a iddetinde veya vefat iddetinde olan bir kadmla zina ederse, sonradan onu kendine nikâhlayabilir. Gerçi, müstehap ihtiyata göre onunla da evlenmemelidir.1

1- Bu konuda bkz. Ric'i Talak Hükümleri.

149

Erkek, iddette olmayan kocasiz bir kadmla zina ederse sonradan onu kendine nikâhlayabilir. Ama ka-dm bir hayız görünceye kadar sabretmesi ve sonra onu nikâhlaması müstehap ihtiyattır. Eğer başka birisi aynı kadını nikâhlamak isterse yine durum aymdir.

Eğer başkasının iddetinde olan bir kadını nikâhlar, erkek ve kadin veya bunlardan biri iddet siiresinin sona ermediğini bilir ve iddetli bir kadını nikâhlamanın ha-ram olduğunu da bilirse, nikâhladıktan sonra kadmla temasta bu-lunmamış olsa bile, kadin erkeğe haram olur.

Erkek, herhangi bir kadını kendi için nikâhlar, sonra da kadimn iddette olduğunu anlarsa bunlardan biri (kadin veya erkek) kadimn iddette olduğunu veyahut da iddetli kadmla nikâhlanmanın haram olduğunu bilmiyorlardiysa ve kadmla cinsel ilişkide bulunmuşsa, kadin erkeğe haram olur.

Erkek, kocası olduğunu bildiği bir kadmla evlenirse ondan ayrılmalıdır. Sonradan da nikâhlayamaz.

Kocası olan bir kadin zina ederse kendi kocasma haram olmaz, ama eğer tövbe etmez ve bu işe devam ederse en iyisi kocasi onu boşamalıdır.

Talak verilmiş (boşanmış) bir kadin ve siga edilip de kocasi müddetini bağışlamış veya müddetini ta-mamlamış bir kadin, bir sure sonra evlenir ve sonradan ikinci evlilik akdi yapihrken birinci kocasmdan olan

150

iddetinin bitip bitmediginden şüphe ederse kendi şüp-hesine îtibar etmemesi gerekir.

Livata yaptıran erkeğin annesi, kızı ve kız kardeşi (li-vata yapan ve livata yapılan baliğ olmasalar bile) livata yapana haramdir.

Erkek hac amellerinden biri olan ihram hâlindey-ken bir kadınla evlenirse nikâh akdi batıldır ve eğer o hâldeyken (ihramdayken) kadin almamn haram oldu-ğunu biliyorduysa da artık o kadını nikâhlayamaz.

Jhram hâlinde olan bir kadin, ihram hâlinde olma-yan bir erkekle evlenirse (onun) nikâh akdi batıldır. E-ğer kadin, ihram hâlindeyken evlenmenin haram oldu-ğunu biliyorduysa onunia evlenmemesi gerekir.

Eğer erkek, hac amellerinden biri olan kadmlar ta-vafim yerine getirmezse muhrim (ihramli) olmak araci-lığıyla ona haram olan karısı helâl olmaz. Aynı şekilde kadin da kadmlar tavafim yerine getirmezse kocasi ona helâl olmaz. Ama sonradan kadmlar tavafim yerine getirirlerse birbirlerine helâl olurlar.

Bir kimse bulûğa ermemiş bir kızı kendine nikâhla-yıp dokuz yaşını doldurmadan onunia ilişkide buluna-rak ifzâ olmasına sebep olursa artik onunia hiçbir za-man ilişkide bulunamaz.

Üç defa talak verilmiş bir kadin kocasma haram olur. Ancak başka bir erkekle evlenir ve sonra boşanır-sa tekrar önceki kocasıyla evlenebilir.

151

AKRABA EVLİLİGİ TEHLİKELİ MİDİR?

Akrabalarca yapılan evlilikler neticesinde dünyaya gelen çocukların sakat olduğu varsayımının uz-manlar ve biyologlar tarafından esassız olduğu açıklanmış, böyle bir işin de zararsız olduğu vurgulan-mıştır.

Atoklain Berk bu konuda şöyle der: "Psikologların görüşüne göre akraba evliliği diğer inanç ve akideler-den daha önemli bir konuma sahiptir. Şöyle ki; akraba evliliklerinin tıbbi açıdan zararsız olduğu tespit edilmiş-tir. Buna gore, anne ve babanın vücutlarında her hangi bir sakatlık, hastalık veya (doğuştan) noksanlık olma-dığı müddetçe bu evlilikten meydana gelen çocukta da böyle bir şey söz konusu olmayacaktır."

Lipould, dokuz yaşlarında ikiz kardeşler hakkında mü-talaa ettiğinde yüz elli bin çocuk veya genç arasın-da, sağlık açısından onların örnek ve eşsiz oldukları kanısına vardı. Ikizlerin babaları daha önce kaygılana-rak Lipould'a; "Babam halasının kızıyla evlenmişti, aynı şekilde ben de halamın kızıyla evlendim." demişti. An-

152

cak Lipould, yapmış olduğu araştırmalar neticesinde şu sonuca vararak şöy-le dedi:

"Ben yakın akraba evliliklerinin zararlı olduğuna dair hiçbir sebep bulamadım. Bence aralarında yakın-lık olan sağlıklı kadın ve erkeğin evlenmelerinde zararlı olabilecek hiçbir şey söz konusu değildir."

Cezayirli bazı antoloji1 uzmanları, bu konuda yap-mış oldukları araştırmalarda böyle bir amelin zararsız olduğu kanısına vararak, akraba evliliklerinde böyle bir şeyin söz konusu olmadığını vurgulamışlardır.

Konuyla ilgili düzenlenen bir konferansta akraba evliliklerinin zararsız olduğu kanısına varıldı. Konferan-sa katılan uzmanlardan biri şöyle diyordu:

"Ben akraba evliliklerinin sakıncasız olduğundan yanayım. Dolayısıyla akrabalar arasında herhangi bir hastalık veya doğuştan sakatlık söz konusu olmadığı müddetçe evlilikten kaygılanmamak gerekir. Bu tür ev-liliklerde anne ve babanın sağlığı çok mühimdir. Böyle olunca da doğacak çocuğun sağlığında da herhangi bir şey söz konusu olmayacaktır. Şunu da söylemek gere-kirse, şahsen ben akraba evliliklerinin zararlı olduğunu söyleyenlere karşıyım."

1- Antoloji: İnsanlann ırkıyla aynlışını, bunlann nereden çıktığı-nı, oluşumunu, yeryüzüne yayılışını, aralanndaki bağlantıları ve bunlann niteliklerini inceleyip kararlaştıran ve aynı zamanda sınıflandıran bilim dalı.

153

Evet, bugün akraba evliliklerinden dünyaya gelen çocuklar arasmda doğuştan kör, sağır, dilsiz veya felç kimselere rastlayabiliriz. Yalmz, uzmanlarm da dediği gibi bu gibi vâkıaların asıl etkeni akraba evliliği değil, aksine anne ve babanin ihmalkârlığı veyahut da hata-sıdır. Zira sebepsiz yere "bu, ancak akraba evliliğin-dendir" demek yersizdir.

Bu konuda uzman doktor Ghasparian, akraba evli-liklerine karşı olduklanni savunan kimselerin görüşle-rinin asılsız olduğunu vurgulayarak şöyle der:

"Biz akraba olup da evlenmek isteyenlere dostça, evlenmeden once uzman bir doktora miiracaat etme-lerini tav-siye ediyoruz. Çünkü körler okulunda yapmış olduğumuz statikler neticesinde, bu okulun iki yüz öğ-rencisinden en az yüzünün ihmalkârlıktan kaynaklan-mış olduğunu saptadık. Eğer zamanında uzman bir doktora miiracaat edilseydi, bu gibi üzücü olaylarla karşılaşılmayacaktı."

Nitekim, akraba evliliklerinden dünyaya gelen pek çok insanin yaşamlarımn sonuna dek cismî ve ruhî açı-dan rahat ve sağlıklı bir hayat sürdürdüğünü de gör-mekteyiz.

Bazı uzmanlar, sakat doğan çocukların sakatlık sebeplerinin akraba evliliklerinden kaynaklandığını söylemektedirler.

Oysa ki bu, pek yanlış bir görüştür. Zira, akraba evliliklerinin dışında dünyaya gelen çocuklar arasmda da

154

sakat ve kusurlu olanlar vardir. Demek oluyor ki, bu gi-bi olaylarda sebep yalnizca anne ve babadan kaynak-lanmaktadır. Çünkü geçmişte ve şimdi ailelerin durum-ları inceden inceye araştırılacak olunursa, bazen akraba evlilikleri, bazen de akraba olmayan şahıslar tara-fından yapılan evlilikler neticesinde kusurlu çocuklar dünyaya gelmiştir. Yani, sakatlık konusu yalnizca akraba evliliklerinde değil, akraba olmayanlann evlilikle-rinde de görülmektedir.

Gerçekten de bu konuda araştırma yapacak olur-sak akraba evliliklerinden dünyaya gelen çocuklar ara-smda gayet normal, sağlıklı çocuklar yanında sakat ve-ya kusurlu çocuklara da rastlanz. Tabi bu durumu bir başka açıdan, uzak evliliklerden dünyaya gelen çocuk-lar arasmda da görürüz. Bu da, ortaya atılan saptırıcı fikirlerin geçersiz ve asılsız olduğunu ortaya koyan açık bir delildir.

Bu konunun izahinda Islam bilginleri şöyle demektedirler:

"Akraba evliliklerinden dünyaya gelen insanlar arasmda irsî bir hastahk görülürse bu, anne ve babamn akraba oluşlarından dolayı değildir. Zira bu tür hastahk-lar gayri akraba evliliklerinde de görülmektedir. Ancak, her iki taraf için şunun iyice bilinmesi gerekir ki eğer eşler arasmda herhangi bir irsî hastahk söz konusu ol-mazsa, ister akrabalar tarafmdan, isterse gayri akraba-

155

lar tarafından yapılacak evliliğin hiçbir sakıncası yok-tur."

"Bazı kimseler sürekli akraba evliliklerinin zararh ve aynı zamanda tehlikeli olduğunu savunurlar. Bu gö-rüş tamamen yanlış ve üstelik esassızdır. Yalnız, akra-balar arasında irsî hastalık mevcut olursa işte o zaman böyle bir evlilik, doğacak çocuk için zararh olur."

Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuş-tur:

"Atlar arasında siyah attan kalıcısı ve kadmlar arasında amca kızı ğibisi yoktur."1

Görülüyor ki, hadisten de anlaşıldığı kadarıyla ko-caya en bağlı kadın amca kızıdır. Dolayısıyla amca kızı, kocasına karşı daha sabırlı, zor hayat şartlarına karşı daha dayanıklı ve zorluklara karşı, kocaya destek ola-cak en büyük ve en iyi yardımcıdır.

Zira Islâmî toplumlarda şahıslar bağlı oldukları ai-leleri daha iyi tanırlar ve özelliklerini herkesten daha iyi bilirler. Böyle olunca da hem iktisadi, hem de içtimaî açılardan kadın, kocasına tarn bir bağlılık gösterir.

Bugün, ülkemizde akrabalarca yapılan evliliklerde boşanma davalarına pek az rastlamaktayız. Bu da akraba evliliklerinde huzur ve şefkatin olduğunu gösteren en iyi bir delildir.

1- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h. 16778. 156

Imam Zeynulabidin (a.s) bu konuda şöyle buyuru-yor:

"Kendi akrabasiyla Allah rızası ve sıla-ı rahim için evlenenin başına yüce Allah sultanlık tacı takar."1

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUS

Anne ve babanin cocuklarmi eviendirmede dikkat edecekleri esaslardan biri de, gerek kiz ve gerek erke-ğin sağlıklı olması; zayıf, siska ve hastahkh olmamasi-dir. Ciizam, frengi, kanser, gibi bulaşıcı ve tedavisi mümkün olmayan hastaliklara sahip kimselerle evlilik-ler her iki taraf için de hayati fonksiyonlar taşıdığından bazen ölümle noktalanabilmektedir.

Bu nedenle her Müslüman anne ve baba, gerek og-lan, gerekse kiz cocuklarmi evlendirirken son derece ti-tiz davranmah, düşünmeli, görünüş, güler yüz, makam ve servete aldanmamalı, vücut yönünden sağlam, sıfat yönünden dindar, takvalı, ahlâklı, sözünde samimi, i-şinde ve evinde dürüst, haya ve iffet sahibi kimselerle evlendirmelidirler.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b:14, h. 6.

159

EVLİLİKTE BABANIN SOZ HAKKI

Anne ve babaların kızların evlenmelerindeki yerini bir kez daha vurgulamayı faydalı görüyo-ruz. İmam Sadık (a.s) bu hususta şöyle muştubuyurmuştur:

"Babaları olan bâkire kızlar, onların izni olmaksı-zın evlenemezler."1

Yine Zürâra İmam Sadık (a.s)'dan şöyle nakletmiş-tir:

"Nikâhı babadan başka kimse bozamaz."2

Bu hadislere ilaveten daha birçok hadislerde de, kızların evliliğinde yalnız babanın sözünün geçerli ol-duğu vurgulanmıştır. Tabi burada şunu da belirtmek gerekir; evlen-me hususunda önce kızın rızası gerekli-dir. Nitekim, Imam Ali (a.s) yüce Islam peygamberi Re-sul-i Ekrem (s.a.a)'den mübarek kızları Hz. Fatıma (a.s)'yı istediklerinde evliliği onun isteğine bırakması

1- Vesaü'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.2, b:3, h. 7. Furu-u Kâfi: c. 5, s. 393.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.2, b:4, h. 5.

160

da bunu gösterir.

Kız duygusal davramp gayri Muslim veya imansiz veyahut da ahlâksız birini tercih ettiğinde baba kızına ön ayak olur ve onu bu evlilikten menedebilir. Aksi takdirde baba, kizimn isteğine boyun eğmelidir.

Ama yine de örfen kız, anne ve babasiyla bu konu da istişare etmeli; onlarm görüşlerini almalı, uygun gördüğü takdirde de kabullenmelidir. Uygun olmayan durumlarda anne ve baba kizlanm zorlayamazlar ve böyle bir yetkiye de sahip değillerdir.

Yine kizlarm evlenmelerinde şer'i açıdan annenin hiçbir karışma hakkı yoktur. Demek oluyor ki anneler, kizlarimn evlenmeleri hususunda müdahale hakkına sahip olamadiklan gibi, zorlama hakkma da sahip de-ğillerdir.

Hadislerden de anlaşıldığı gibi, baba bakire olmayan kızı hakkında şer'î açıdan hiçbir yetkiye sahip de-ğildir. Yetki tamamen bu konuda tecrübe sahibi olan kadimn kendisine bırakılmıştır.

161

EVLENİLECEK KIZA BAKILMASI

Erkekler için nâmahrem bir kadına şehvet ve lez-zet kastı ile bakmak, dinimizce haram kılınmış-tır. Bunlar, insanın büyük günahlara mürtekip olmasına vesile olduğu gibi, şeref, haysiyet ve imam da yok eder. Bazı rivayetlerde böylesine büyük bir günahın zinayla eşit olduğu söylenmiş, bazılarındaysa "göz zi-nası" olarak nitelendi-rilmiştir."1

Ancak bu durum eş seçiminde farklıdır. Islam dini eş seçerken kadına bakmayı sakıncasız kılmıştır. Evle-necek olan kız ve erkeğin birbirlerini sevmeleri, hayat boyunca tam bir saadetle yaşam sürmeleri için, birbirlerini görmelerinde mahzur yoktur. Dinimizce de caiz görülmüştür. Çün-kü arzular, istekler değişiktir.

Aile yuvasi kuracak erkek ve kadının özleyip istedi-ği; kendisini mesut edecek, arzu ve hayallerini gerçek-leştirecek bir eş, bir hayat arkadaşı bularak yuva kur-ması, saadet ve esenlikle, feyiz ve bereketle ömür sürmesi, yaşaması demektir. Bu nedenle her anne ve

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b:104. 162

baba veya yakmlar, çocuklarını eviendirecekleri zaman erkeğin kadını iyice araştırmasını, sorup soruşturması-nı, incelemesini, şeriatın buyurduğu şekilde görmesini, danışma ve istişareden sonra evlenmesini sağlamalı-dır. Erkek ve kadının birbirlerini elemeden, iyice sorup soruşturmadan, görüp tahkik etmeden alelacele ev-lenmeleri tehlikeli, zararlı ve de hayırsız olur. Zira, ömür boyu hayatlarını paylaşacak çiftler arasında sev-gi ve muhabbet olmazsa, ne yazık ki hayatlarının sonuna kadar mutsuz ve karşılıklı sevgiden uzak bir yaşam sürmek zorunda kalacaklardır.

Evlilik sonrası yaşam için eşlerin evlenmeden once konuşmaları, birbirlerinin düşünce ve karakterlerini öğ-ren-meleri, huylarını, dolayısıyla iyi ve kötü sıfatlarını bilmeleri gerekir. Zira bu hem kız, hem de erkek için hayırlı ve yararlıdır.

Biri İmam Sadık (a.s)'dan, "Evlenmek isteyen bir erkek evlenmek istediği kızın saçına ve ziynet yerlerine bakabilir mi?" diye sordu. İmam; "Eğer şehvet kastıyla olmazsa sakıncası yoktur." şeklinde cevap verdi."1

Yine İmam Sadık (a.s) bir başka hadisinde; "Evlenmek Isteyen erkeğln evlenmeden once (evlenmek istediği) kizin ziynet yerlerine bakmasmda sakmca yoktur." şeklinde buyurmuştur.2

1-Furu-uKâfi: c.5, s. 365. 2- Gurb'ül-İsnad: s.74.

163

BAKMANIN ŞARTLARI

Yukarıdaki rivayetlerden de anlaşıldığı üzere evlilik kastıyla bakma, caiz kılınmıştır. Ancak bakma hususu-nun da kendine has bir takim şartları vardır. Şöyle ki:

1-  Lezzet almak kastiyla bakmamalidir. Sonradan niyetin değişeceği bilinirse bakmaktan sakınmalıdır.

2-  Evlenilecek kadına, eğer bakarak daha iyi tam-nabilecekse bakılmalıdır.

3-  Herhangi birini istemek veya ona bakmak için onunla evlenmenin caiz olması gerekir. Örneğin evli bir kadına veyahut boşanıp da iddetini tamamlamamış kadınlara bu amaçla bakmaktan kaçınmalıdır. Yine aynı şekilde, henüz ergenlik çağına (bulûğa) varmamış bâkire kizlara bak-mak da haramdır. Erkeğin evlene-meyeceği malum olan akıl hastalarına ve yine küçük yaştaki kizlara bakmasi da aynı hükmü taşımaktadır.

4-  Bakmadan önce veya bakıldığı an, hedef sade-ce evlenmek olmalıdır. Birkaç kızı bir a ray a getirerek veya topluluk hâlinde bir araya gelen kiz veya kadmla-ra bu amaçla bakmak caiz değildir. Çünkü, evlilikte bakış, sadece belirli şahsa bakmak şartıyla caizdir.

MÜÇTEHİTLERİN GÖRÜŞLERİ

Büyük âlimlerden olan merhum Muhammed Hasan Necefî, Cevahir-ül Kelam adlı kitabında şöyle der: Evlenilecek kadm veya kızın kendisine bakılması için

164

izni olmazsa dahi, onunla evlenmek isteyen erkeğin ev-lilikten önce yüz ve ellerine bakması, Müslüman fırka-lar arasmda kabul edilmiş ve hiç kimse bu görüşe karşı çıkmamıştır."1

Niyeti evlenmek olan birisi, evleneceği kadın veya kızın yüzüne, saçına, ellerine ve bakilmasi haram kih-nan iki haya organı hariç, diğer ziynet yerlerine bakabi-lir. Bu konu turn taklit mercilerince caiz görülmüştür. Yalniz Ayetullah El-uzma Gulpaykani kadinin yüz ve el-lerinden başka diğer ziynetlerine bakilmasi hususunda ihtiyat etmişlerdir.

Bu konuda Imam Humeyni (r.a) ise şöyle demişler-dir: Eğer bir erkek gerçekten evlenmek niyetindeyse ve aynı zamanda evliliğinin gerçekleşeceğine ihtimal veri-yorsa, şehvet kastı olmaksızın, şehvet isteği baktıktan sonra uyansa da uyanmasa da kadinin iki avreti dışın-da turn bedenine bakabilir. Fakat, kadinin sadece yii-ziine, ellerine, saçına ve diğer ziynet yerlerine bakilmasi ihtiyata uygundur.2

1-Cevahir: c.29, s.63.

2- Tahrir'ul-Vesile, Kitab'un-Nikâh, Mesele:28.

165

EVLİLİK ONCESİ GEREKLİ SORULAR

Evlenmek isteyen eşler birbirlerini görüp iman, ah-lâk, takva ve fiziksel güzellik konularında anlaş-ma sağlayabildikleri takdirde, karşılıklı olarak konuşma safhasına geçmeli, birbirlerinin düşünce ve görüşlerini almalı, aynı zamanda evlilikten sonra mutlu ve düzen dolu bir yaşam sürdürebilmeleri için, varsa şartlarını açıklamalıdırlar. Biz bu şartları, sorular hâlin-de getirerek yazdık. On altısı erkek tarafmdan kıza, on üçü de kız tarafmdan erkeğe yönelik olan bu sorular, tamamı karı-koca haklarını içeren yirmi dokuz sorudan oluşmaktadır.

ERKEĞİN SORMASI GEREKEN SORULAR

Erkek tarafmdan titizlikle üzerinde durulması gere-ken sorular şunlardır:

1- Evlenmekten amaç mal ve kocanın fiziki güzelli-ğinden yararlanmak değil de iyi bir aile oluşturup nefsi istekleri kontrol etmek ve nesli çoğaltmak olmalıdır. Sizin bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir?

166

2- Yüce Allah, Nisâ sûresinin 34. ayetinde ailenin sorumluluğunu erkeğin üzerine yüklemiştir. Sizin görü-şünüz nedir?

3- Islam, kadının yalnızca kocasına ait olduğunu ve dolayısıyla yabancı erkeklerin karşısında tamamen te-settürlü olması gerektiğini vurgulamaktadır. Sizin gö-rüşünüz nedir?

4- Kadın, kocasını, onun sevdiği isimlerle çağırmalı, yine onu karşılarken güler yüzle karşılamalı; cevapları-nı sıcak bir şekilde vermeli, kısacası, kocasına karşı davranışlarında saygılı ve hoşgörülü olmalıdır. Düşünce ve görüşleriniz nelerdir?

5- Yüce Allah bizi imtihan eder de, bir müddet için işsizlik ve fakirlikle denerse, tahammül edebilir misi-niz? Yi-ne fakirliğimizden dolayı zengin kadınlara öze-nerek haysiyet ve şerefimizi düşürür müsünüz? Gerçek-ten de bu kötülüğü yapar mısınız?

6-  Kadın, genelde evde olmalı, ev işlerini belli bir düzene sokmalı, dışarı çıkmak istediği zamanlarsa ko-casından izin almalıdır. Sizin görüşleriniz nelerdir?

7-  Kadınlar, erkeklerin işlerinde yeteri derecede bilgiye sahip olamadıklarından, kocaları tarafından kendileriyle meşveret edilmesini beklememelidirler. Erkek, sadece eşinin bilgi sahibi olduğu, özellikle de çocuklarına yönelik konularda onunia meşveret etme-lidir. (Zira "Meşveret ile hareket eden dağdan aşmış, meşveretsiz hareket eden düz ovada yolunu şaşmış."

167

sözü gayet meşhurdur.) Düşünceniz nelerdir?

8-  Kadın, kocasının her türlü sorunlarını anlamalı, onu bu konuda yalnız bırakmamalıdır. Aynı şekilde ko-ca da eşinin sorunlarına karşı böyle olmalıdır. Sizin gö-rüşünüz nedir?

9-  Kadının hedefi, kocasının sevgi ve rızasını ka-zanmak olmalı, onun mutlu olması için çaba gösterme-li, bu arada falcılık, üfürükçülük ve hokkabazlık gibi ba-tıl inançlardan medet ummamalıdır. Düşünceniz nedir?

10-  Eşler, kendi ayıp ve kusurlarını, öz anne ve babaları dahi olsa başkalarına açmamalı, birbirlerine karşı mükemmel birer sırdaş olmalıdırlar. Doğru bulu-yor musunuz?

11-  Kadın, kendi akrabalarına hürmet edip saygı gösterdiği gibi kocasının akraba ve yakınlarına da sevgi ve saygı göstermelidir. Düşünceniz nelerdir?

12-  Maazallah, eğer kadın veya erkeğin yakınları kıskançlık, alçaklık ve her türlü rezilliklerle arabozucu-luk yapmaya çalıştıkları görülürse onlara uymamalı, karı ve koca birbirlerine destek olarak ömürlerinin so-nuna dek birlikte yaşayacaklarını vurgulamalıdırlar. Hatta, bu işin failleri anne, baba ve kardeş dahi olsa... Düşünceniz nelerdir?

13- Kadının hamile olup olmaması ve çocuk sayısı-nın ne kadar olacağı hakkında Islâm erkeğe daha fazla tercih hakkı tanımıştır. Bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir?

168

14- Ben de her insan gibi kadinlann güzel ve çekici olduğuna inanıyorum. Ancak, güzelliğin her işin başı olduğundan yana da değilim. Siz ne dersiniz?

15-  Kadimn şer'an ve örfen kocasına itaat etmesi gerekir. Bu itaat yalmz kadma ait olup, gerçekleştirme-diği takdirde vazifesini ifa etmemiş sayılır. Bu gibi du-rumlarda erkek, kansma nafaka da vermeyebilir. Sizin görüşleriniz nelerdir?

16- Sizinle anlaşabilir; mevcut koşullar çerçevesin-de evlenip de birbirimize eş olursak, yakmlarimdan ve-ya yabancilardan birisi benim yamma gelerek: "Bu na-sil bir eştir? Sen nasil oldu da bu kadmla evlendin, na-sıl onu seçebildin?" der ve kendi görüşüne göre, sen-den daha giizel, daha marifetli ve daha hünerli birkaç kızın ismini bana söylerse ve hatta, o kizlan, benim on-ların içerisinden birisini beğenmem için yamma getir-miş olursa, kızların yüzüne bakmayacağım gibi, onun beyhude ve saçma sapan sözlerini dinlemem ve ona şunları söylerim: "Ben eşimi uygun görüp kendi iste-ğimle onu seçmişim. Senin fuzuli ve anlamsız sözlerini dinlemiyorum. Git ve cehennem ateşini kendin için be-davaya satin alma. Iyi anlaşan iki mutlu yârin arasına ayrılık kıvılcımları düşürme. Eğer iki yâri ayırmak iste-yen böyle bir şeytan sizin de yammza gelir, benden daha iyi gençlerin olduğunu söyler ve onlarin isimlerini de teker teker size verirse, ona cevap olarak siz neler söy-lersiniz?

169

KIZIN SORMASI GEREKEN SORULAR

1- Evlenmekten amaç kadimn mal ve güzelliğinden yararlanmak değil de iyi bir aile oluşturup nefsi istekle-ri kontrol etmek ve nesli çoğaltmak olmalıdır. Sizin gö-rüşünüz nedir?

2- Koca, eşi için yiyecek ve giyecek eşyalarını temin etmeli, hatta gücü yeterse ziynet eşyalarını bile almah-dır. Kadın hastalandığı vakit onu doktora götürmeli, maddî imkânlar elverirse ev işlerinde yardımcı olacak bir hizmetçi tutmalıdır. Bu hususta görüşünüz nedir?

3-  Kadına ayak bağı veya bir fazlalık gözüyle ba-kılmamalıdır. Zira kadın, aileyi teşkil eden ana eleman-lardan biridir. Islam dini, kadim Allah tarafindan koca-ya verilmiş bir emanet olarak gördüğünden kocanın ona anlayışlı ve sıcak davranması gerekir. Bunu, Islam gerekli kılmıştır. Aynı şekilde Islam dini kadını erkeğin, erkeği de kadının örtüsü olarak nitelendirmiştir. Bu ko-nuda sizin görüşünüz nedir?

4-  Beyin hammini dövmeye hakkı yoktur. Olur da döverse dinimizce şart koşulan diyetini vermelidir. Bu arada kadın, kocasına karşı itaatsizlik gösterir ve nef-sine uyarak ona karşı çıkarsa, önce nasihat edilmelidir. Neticesiz kaldığı takdirde ise "yalnızca kadın suçunu anlayabileceği miktarda" usulünce uyarılmalıdır. Ne bi-raz fazla ve ne de biraz eksik... Yalnız, dövme zararsız olmah, can yakmamahdir. Örneğin, kadimn sirtma veya kalcasma elinin tersiyle vurarak onun suçlu olduğunu

170

anlatmaya çalışabilir. Aksi takdirde diyet ödenmelidir. Hele daha da fena olursa (maazallah) mahkeme ile boşanma durumu ortaya çıkabilir. Görüşleriniz neler-dir?

5- Erkek de eşi gibi, en azmdan az bir farkla beden, elbise, saç ve diş temizliğine özen göstermelidir. Hatta erkeğin güzel kokular kullanması dinimizce müstehap bilinmiş, önemle üzerinde durulmuştur. Siz ne dersiniz?

6-  Koca, eşini Islâmî sınırları aşmayan ve buna ö-zen gösterilen düğün törenlerine ve matem yerlerine gitmekten alıkoymamalıdır. Zira, aksini yaparsa kadın yıkama, pişirme, temizlik vb. görevler gibi örfi vazifele-rini yerine getirmeyebilir. Bu konuda düşünce ve görüş-leriniz nelerdir?

7-  Erkeğin, eşine olan sevgi ve muhabbetini artır-ması için, eve girerken veya evden çıkarken görüşme ve vedalaşması dinimizce müstehap kılınmıştır. Ne dersiniz?

8-  Hz. Ali (a.s)'ın ev işlerinde mübarek eşleri Hz. Fatı-ma (s.a)'ya yardım ettikleri gibi, kocanın eşine yar-dım etmesi iyi olacaktır. Siz ne dersiniz?

9-  Islam, pişirilecek yemeğin çeşidini seçmede er-keğe öncelik tanımıştır. Fakat erkek, eşinin durumunu göz önünde bulundurarak bu hakkı ona verebilir. Sizin görüşleriniz nelerdir?

171

10-  Erkek, eşi hata yaptığında ona öfkeyle bağır-mamalı, hatasını affetmelidir. Sizin görüşleriniz neler-dir?

11-   Kadının ev içerisinde olsun, dışarıda olsun çalışarak helâl para kazanması (dolayısıyla aile bütçesine katkıda bulunması) hakkındaki görüşleriniz nelej;dİJ''Valnız yolculuğa çıkan kocanın, eve dönerken ucuz veya az da olsa eşi ve çocuklarına hediye getir-mesi dinimizce müstehap kılınmıştır. Dîni bay ram ve törenlerde de böyledir. Bu konuda sizin görüşleriniz ne-lerdir?

13- Erkek, kadına karşı şüpheli olmamalı, böyle davranmamalıdır. Dolayısıyla fitnecilerin sözlerine i-nanmamalı, anne ve baba dahi olsa onlara uymamalı, sözlerine kulak asmamalıdır.

Gerçi insan anne ve babasına saygılı davranmalıdır ancak, bunlar cahilliklerinden dolayı asılsız veya yanıl-gıdan kaynaklanan yanlış şeyler anlatırlarsa, işte o zaman iddia ettikleri bu şeyin yanlış olduğunu açıkla-malı, onlara inanmamalıdır. Siz ne dersiniz?

ŞARTLARLA İLGİLİ BİRKAÇ HATIRLATMA

Yukarıda, evlenme aşamasına gelmiş erkek ve kız-lar için zikr olunan sorular ve aynı zamanda ortaya atı-lan diğer özel sorularla yine bunların vereceği cevaplar, mümkün olduğunca yazı ile beyan edilirse daha iyi ola-caktır. Çünkü bu, evlilik gibi hayati önem taşıyan bu bi-

172

nanın yazılı anlaşması olacak ve gerekirse karşı taraf-larca birbirlerine hatırlatılabilecektir.

Mezkur sorular, erkek ve kızlarca konuşma şeklin-de birbirlerine sunulmayabilir. Bu durumda yapilacak en iyi şey, mektup aracılığıyla sormaktır. Yine de her iki taraf, sorulan her sorunun cevabına karşı imza almah ve böylece tasdik yazılı kalmahdir.

Evlenmeyi arzulayan gençler konuşma safhasına geçerken örfi kurallardan da öte, Islâmî kurallara da riayet etmelidirler. Konuşmalarda aşırıya kaçılmamalı, olduğundan fazla açık konuşulmamalıdır. Zira, evlilikte "evet" ihtimali olduğu gibi "hayır" ihtimali de vardır.

Allah Teala, bu konu hakkında şöyle buyuruyor:

"Alacağınız kadınlara, onlarla evlenmek isteğinizi anlatmamzda, yahut da bunu gizlemenizde bir suç yok. Allah bilir ki siz, onları anacak, hatırlayacaksınız. Yalnız, onlarla gizlice de sözleşmeyin; doğru ve yo-lunda bir söz söylerseniz o başka..."1

Değerli okuyucular! Sizler de dikkat ederseniz hem er-kekler, hem de kızlar için önerilen sorularda hiçbir surette müstehcen ve haddi aşan şeylere değinilme-miştir; sorular, hayatî dengeyi düzene so km a ve hakiki saadeti elde etmeye yoneliktir. Ayrica geleneksel âdet-leri Jslâmîleştir-meye yönelik olduğu gibi onlari kolay-laştırır da. Aileler bu konuda anlayış göstermeli ve kız

l-Bakara/235.

173

ve erkeğin birbirleriyle görüşmelerini sağlamalıdırlar ve bu konuda hurafe âdet ve geleneklere uymamahdirlar.

Imam Cafer Sadik (a.s) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:

"İşlerinde yumuşaklık ve kolaylık ğösteren, halk-tan umduğunu e/c/e eder."1

"Yumuşaklığı kenara atan ailelerde hayir ve be-reket de kenara atılmış demektir."2

Yine Imam Musa b. Cafer (a.s) da şöyle buyurmuş-tur:

"Yumuşaklık maişetin (ğeçimin) yarısıdır."3

1- Sefinet'ul-Bihar, Rifkböl.

2- Sefinet'ul-Bihar, Rifk böl.

3- Sefinet'ul-Bihar,, Rifk böl.

174

KIZ İSTEME VE NİKÂHIN ZAMANI

Erkek, kendisi için uygun birini bulduğunda Cuma günü onu istemesi ve yine nikâh yaparken, Cuma günü olması iyi ve hayırlıdır. Hz. AM (a.s) bu ko-nuda, "Cuma ğünü, kız isteme ve nikâh ğünüdür."1 şeklinde buyurmuştur.

Nikâh işlemlerinin sıcak bir havada ve ay akrep burcundayken ve yine (Hicrî aya göre) ayın son iki gü-nünde yapılması iyi değildir. Nitekim Imam Bâkır (a.s) sıcak bir günde öğle vakti Müslümanlardan birinin ev-lendiğini işittiklerinde; "Aralarında bir birlik ğöremiyorum." şeklinde buyurmuşlar; çok geçmeden erkeğin eşiyle uyum sağlayamayıp ayrıldıkları haberini almışlardı."2

İmam Bâkır (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ayın son iki ğününde evlenen kimse, doğacak çocuğunun düşük olmasından korksun."3

l-Bihar'ul-Envar: c.100, s. 273.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.l, b:38, h. 1.

3- İlel'üş-Şerayi, s. 514.

175

Kız istemenin ve nikâhın, Müslümanlar için önem taşıyan örneğin Peygamber Efendimizin ve Ehlibeytinin doğum günleri, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in peygamberliğe seçildiği gün, Gadir-i Hum günü, vb. mübarek günlerde olması daha uygundur. Çünkü mezkur günlerde yapılan işler, bereketli ve uğurlu olur.

Muharrem ve Sefer ayında, Resulullah'ın ve Ehlibeytinin şehadet günlerine rastlayan diğer yas günle-rinde, bu gibi şenlik merasimleri düzenlemenin her-hangi haram ve günah bir yönü yoktur. Ancak, yas gün-lerinde özellikle Resululllah (s.a.a)'in aziz torunu Hz. Hüseyin (a.s)'ın şehid edildiği Aşura (Muharrem ayının onuncu) günü, bu tür merasimlerin gerçekleşmesi, ö-zellikle bu günlere itinasızlık ve saygısızlık sayılırsa, be-reketsizliğe, uğursuzluğa ve yapılan işin akıbetinin kötü olmasına sebep olur. Bu gerçek, hem birçok hadislerde açıklanmış ve hem de defalarca halk tarafından tecrü-be edilmiştir.

Emir'ül-Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

"...Bizi sevenler... sevincimizle sevinir ve hüznü-müz-le de hüzünlenirler..."1

İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor:

"...Her kim Aşura ğünü, dünyevîihtiyaçları için ça-lışmayı terk ederse, onun dünya ve ahiretle ilğili istek ve ihtiyaçları ğiderilir..."1

1- Bihar'ul-Envar, c.44, s. 287. 176

1- Bihar'ul-Envar, c.44, s. 284.

177

178

MEHIR

Erkeğin evlenerek akdi altına aldığı eşine vermek üzere, önceden aralarında kararlaştırdıkları meb-lağa mehir denir. Islam dininde kadma mehir ve-rilmesi farzdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyuruyor:

"Kadmlara mehirlerini bir hak olarak (gönül hoş-luğuyla) verin: Eğer kendi istekleriyle o mehirin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin."1

Elçilik erkek tarafından olduğu gibi, mehir de yine erkek tarafından verilmelidir. Zira kadın, isteyen değil, istenilendir. Dolayısıyla erkek, seçtiği kadma karşı duyduğu sevgisini ve ona verdiği değeri göstermesi için aralarında kararlaştırdıkları bu mehri seve seve verme-lidir. Ayrıca bu, dinimizce de farz kılınmıştır. Konunun başında da zikr olunan ayet gereğince, mehir kadının doğal hakkı olarak belirtilmiş, "verin ve bağışlarlarsa" cümleleriyle de mehrin farz olduğu vurgulanmıştır.

Mehirden amaç, hiçbir surette maddiyat değildir. Kadın, maddî açıdan zengin olsun veya olmasın, bu

l-Nisâ/4.

179

şarttır. Zira erkek, vereceği mehirle kadına olan sevgi-sini gösterdiği gibi, aynı zamanda onun malında gözü olmadığını ve aradığı şeylerin bunun dışında, daha başka şeyler olduğunu gösterir.

Binaenaleyh, kadın fakir dahi olsa evlenmesine fa-kirliği mani olmadığından, Müslüman kadınlar için maddiyat söz konusu değildir. Ve böyle bir korkulari da olmamalıdır. hâlbuki gayri Müslimlere bir göz atacak olursak, bunun tam tersi olduğunu görürüz. Nedense Hıristiyanlar arasmda evienecek olan kadının kendisini isteyen erkeğe büyük miktarda maddiyat sunması ge-rekli kılınmıştır. Dolayısıyla Müslüman kadınlarla gayri Muslim kadınları kıyaslayacak olursak hangilerinin daha rahat ve huzurlu olduğunu görmüş oluruz. Zira, ka-dın hamilelikten doğuma kadar, zorluklarla dolu hami-lelik dönemi, doğurma, besleme, ve büyütme dönem-lerini doğal olarak üstlenmek zorunda kalmış, bu alan-larda hayati fedakârlıklarda bulunmuştur. Böylesine zor görevleri üstlenen ve çeşitli zorluklara göğüs geren kadına elbette ki bir ödül, bir mükâfat verilmelidir.

Dolayısıyla Hıristiyanlar arasmda bu zorluklara ila-veten, kadına mükâfat verme yerine ondan maddî bek-lenti olması, kadına verilen hak ve hürriyetin ne kadar dar kapsamli olduğunun açık bir gostergesi olacaktir. Yalnız bu, yüce dinimizde farklıdır. Önceden de belirtti-ğimiz gibi, kadından herhangi bir beklenti yoktur. Bu-gün, her ne kadar çeyiz meselesi varsa da bu, sadece

180

âdetten ileri gelen bir şeydir ve İslâm'da bunu gerekti-ren hiçbir hüküm yoktur. Dolayısıyla kadına verilen mehir, erkeğin sevgisine sadık olduğunu göstermek amacıyla verilen bir meblağdır. Bu yüzden mehire "sa-dak" da denilmiştir.

Kadına verilen mehir; para, altın, gümüş vb. gibi süs eşyaları veya değeri olan herhangi bir şey de olabi-lir; girişimde bulunduğu kazançlı bir işten aldığı kârın veya hissenin belli oranı vb. gibi.

Son olarak, şunu da hatırlatmada yarar görüyoruz: Me-hir, başlık parası, süt parası vb. gibi yanlış âdetlerle karıştırılmamalıdır. Ne yazık ki bugün, en çok ülkemi-zin doğu kesimlerinde gördüğümüz başlık ve süt para-Ian, gençlerin evlenmelerine engel oluşturdukları gibi ruhsal yönden de zararlı olabilir. Bu ve bunun gibi bâtıl âdetlerin dinimizde asla yeri yoktur.

MEHRİN MİKTARI

Mehrin belirli bir miktarı yoktur. Miktar kadın ve erkeğin anlaşmalarına bağlı olup, iki tarafın rızası öl-çüsünde olmalıdır. Çok fazla ve çok az olması mekruh-tur. Ama yine de en doğru olarak verilen mehir, Resul-i Ekrem'in (s.a.a) eşlerine ve mübarek kızları Hz. Fatıma (s.a) için belirledikleri ölçüde olmasıdır. Rastladığımız çoğu rivayetlerdeyse bu ölçünün "beş yüz dirhem" ol-duğu vurgulanmıştır.

181

Her şeyde olduğu gibi mehir hususunda da ne ifrat ve ne de tefrit olmahdir. Çünkü pek kiymetsiz bir şeyin mehir olarak verilmesi kadına ağır gelebilir. Özellikle de geleceğe yönelik kötü sonuçlar doğurabilir. Kadın, kendisini kocasının nazarında değersiz hissederse, ör-neğin; çok sade bir nikâh ve az bir mehirle evienmeleri gerçekleşirse, evliliğe karşı isteksiz, düzende bozukluk, yuvada da mutsuzluk baş gösterebilir. Kadın, mehirinin az oluşundan dolayı kendini zararda hisseder. Zira, er-kek mehrin azlığından suistifade ederek istediği bir dönemde eşini boşayabilir. Bu da kadınlar açısından bir nevi tehlike olarak görülmektedir.

Bu konuda Emir'ül-Müminin Imam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Mehrin zina ücretine benzememesi için on dirhemden daha az olınası hoşuına ğitmez."1

Yine doğrudan doğruya, hiçbir bedel karşılığı ol-maksızın nikâh kiydiran birine Imam Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardı:

"8u iş sadece peyğamberlere caizdir. Diğer fertler için birlikte olmadan önce az veya çok, kadına para (mehir), elbise sunulmadıkça nikâh sahih değildir."2

Aynı zamanda, mehrin çok fazla olması da iyi de-ğildir. Çünkü, bu, erkekler için çok zor bir engel olacağı

l-Bihar'ul-Envar, c.100, s. 347.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:7, h. 4.

182

gibi aile içerisinde de insanı zor koşullarla yüz yüze ge-tirebilir. Aşırı borçlanmalar yüzünden, erkeğin hareket alanı kısıtlanmış olmakla birlikte, aile saadeti de göl-gelenmiş olabilir.

Bakimz Imam AM (a.s) bu konuda ne buyurmuştur.

"Kadmlara fazla mehir vermeyin, sonra düşman-lık ğerçekleşir."1

Resul-i Ekrem (s.a.a) efendimiz ise şöyle buyur-muştur:

"Ümmetimin en iyi kadınları ğüzel yüzlü ve mehri az olanlarıdır."2

Ve yine şöyle buyurmuştur:

"...Kadının uğursuzluğu, mehrinin çok olmasıdır."3

MEHR'ÜS-SÜNNET

Mehr'üs-sünnet, Peygamber (s.a.a)'in yakınları, mübarek kızı Hz. Fatima (s.a) ve hammlari için önce-den kararlaştırmış oldukları nikâh bedeline denir. Mehr'üs-sün-net, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in uygulamala-rmdan sonra, takvah ashabi, yakinlan ve diğer mümin-ler tarafından da uygulanarak o dönemden bu giine kadar gelmiş, bugün bile bazı inananlarca uygulamr olmuştur.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:5, h. 12.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:5, h. 9.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:5, h. 10.

183

Mehr'üs-sünnet, her ne kadar Peygamberimiz tarafmdan kendi yakınları ve Ehlibeyt'i için kararlaştırmış oldukları bedelse de biz Müslümanlar tarafmdan da bu oran üzerinden hesaplanması daha iyi ve daha hayırlı-dır. Yalnız bu miktar, günümüz koşullarıyla karşılaştırı-lınca pek az bir meblağ ortaya çıkmaktadır. Oysa ki bu miktar, o dönemlerde pek değerliydi ve hemen hemen ev için gerekli olan her şey bu miktaria karşılanabilirdi. Tarihte de gördüğümüz gibi, Resul-i Ekrem (s.a.a), kızı Fatıma (s.a), Hz. Ali (a.s) ile evlendiğinde nikâh bedelini bu ölçüye göre hesaplamış, buna göre de aynı meblağ karşılığında eşi için gerekli olan çeşitli eşyaları almıştı.1

Yine, on yıl önce 100 Türk lirasını günümüz 100 Türk lirasıyla karşılaştıracak olursak, aradaki fark açık-ça görülecektir. Dolayısıyla on yıl önce kararlaştırılan meblağı, on yıl sonra da aynı ölçüde vermek yanlış ola-cağından, iki tarafın da bu farkı gözetmeleri ve günü-müz koşullarıyla karşılaştırmaları gerekecektir.

Bazı rivayetlerde de mehir miktarının beş yüz dirhemden fazia olmamasi üzerinde önemle durulmuş, bu orandan ne az ve ne de çok olması tavsiye edilmiş-tir.

İmam Cafer Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:

1- Bu konuda Bkz. Hz. Fatıma (s. a)'nın çeyiz listesi. 184

"Resul-i Ekrem (s.a.a) kizlarmdan ve hanimlann-dan hiçbirisinin mehrini 12,5 evkiyeden fazla vermez ve yine almazlardi..."1 (Her evkiye kirk dirhemdir ve dolayısıyla 12,5 evkiye de 500 dirhem etmektedir.)

Imam Riza (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:

"...Peyğamber (s.a.a)'in zamanında kadınların meh-ri 500 dirheme eşit, 12,5 ğümüş evkiyeden olu-şuyordu..."2

Yine imam Riza (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Evlendiğinde (vereceğin) mehrin 500 dirhemden faz-la olmamasına ğayret ğöster. Zira, Resul-i Ekrem, hanımlarıyla bu miktar karşılığında evlenmişlerdi..."3

Resul-i Ekrem (s.a.a), bu miktarın önemi üzerine şöyle buyurmuştur:

"İman sahibi bin (evlenme ğayesiyle) bir din kardeşinin kızını ister ve nikâh bedeli karşılığında (mehir olarak) beş yüz dirhem vermeyi teklif eder de (din kardeşi bu miktarı az bularak) red cevabı verirse ona kötü davranmış, merhametsizlik etmiş olur. Böyle olunca da yüce Allah bu kimseye ahirette cennet hurilerini nasip etmez."4

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:4, h. 4.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:4, h. 2. 3-Bihar'ul-Envar, c.100, s. 350.

4-Furu-u Kâfi: c.5, s. 376.

185

Hüseyn b. Halid şöyle anlatır: Imam Rıza (a.s)'dan Mehr'üs-sünnetin neden beş yüz dirhem olduğunu sor-dum. İmam cevaben şöyle buyurdu:

"Yüce Allah, yüz defa 'Allah-u Ekber' yüz defa 'Subhanallah' yüz defa 'Elhamdulillah' yüz defa 'La i-lâhe illallah' ve yüz defa Resul-i Ekrem ve Âl'ine (Eh-libeyti'ne) salavat ğönderip, (dua niyetiyle) 'Allah'ım, bana cennet hurilerinden nasip eylel' diye yalvaran her mümini cennet hurileriyle eviendirmeyi kendine farz kılmıştır. (Müminlerce Allah'ı tesbih için söyle-dikleri) Bu zikirlerin sayısı beş yüzdür. Bunlarsa cennet kızlarının (hurilerin) mehirleridir. Böylelikle yüce Allah, Resul-i Ekrem'e; 'İmanlı kadınların mehrini beş yüz dirhem olarak, bir sünnet hâline ğetir.' buyurdu..."1

KADIN MEHRİN MALIKIDIR

Eğer mehri mülk olarak kabul edersek nikâhtan hemen sonra asıl sahibinin kadın olduğunu söyleme-miz gerekecektir. Dolayısıyla, her nevi gasp, kadının mülküne yapilan bir tecavuz olarak nitelendirilmelidir. Ancak, kocanın veya babanın bu mülkü kullanabilmesi, kadının iznine bağlı olup, izni olmadıkça kullanılamaz.

Kadının şer'î hakkı olan bu mehrin gasp edilmesi, "büyük günahlardan" olup, yüce Allah tarafından bağış-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:4, h. 2. 186

lanmayacaktır. Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet ğünü yüce Allah, kadının mehrini ve işçinin ücretini gasp etmek ve özğür bir insani (köle olarak) satmak dışında her ğünahı bağış-lar."1

Yine İmam Musa Kâzım (a.s)'dan; "Kendi kızını ev-lendiren bir baba onun mehrinden yararlanabilir mi?" diye sorulduğunda İmam; "Hayır, bo'yle bir hakka sa-hip değildir."2 diye buyurmuştu.

Aynı şekilde eğer mehir para şeklinde nakit olarak ödenirse kadimn izni olmaksızın hiç kimse o paradan istifade edemez. Ve yine mehir taksitle ödenecek olur-sa, erkek onu gerçek bir borç gibi bilmeli ilk firsatta ödemelidir. Eğer mehrin verilmesi için belirli bir müd-det tayin edilmişse vakti geldiğinde verilmesi farzdir. Ama böyle olmaz da belirli bir vakit tayin edilmemişse, mehir, kadimn isteği üzerine; istediği vakitte verilmeli-dir. Bu durumda mehir istenildiği vakit, erkeğin onu ia-de etmesi, imkânı olduğu müddetçe farzdir. Mehir ba-zen halk arasında, bazı cahillerce, çok ilginç bir şey o-larak karşılanmış; "Böyle bir şey nerede görülmüş? Şimdiye kadar kim mehir vermiş de alan çıksın?" gibi-sinden sözlerle yüce Allah'm kadmlara tanımış olduğu bu hak, örtbas edilmeye çalışılmıştır. Oysaki yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, bill, h. 4.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:16, h. 1.

187

"Kadinlara mehirlerini bir hak olarak (gönül hoş-luğuyla) verin. Eğer kendi istekleriyle mehrin bir kis-mim size bağışlarlarsa afiyetle yiyin."1

jşte mehrin gasp edilmesinin büyük günahlardan olmasının asıl sebebi de budur. Zira, gasp veya izinsiz kullanma, yiice Allah'm "verin" emrine karşı çıkmaktır. Gerçi bazı hususlarda da kadın, anlayışlı davranmalı ve mehir almada acele etmemelidir. Sabırlı olmak; hakkı olan bedeli alirken kocamn rahatsiz olmasma vesile olmamak, her iki taraf için de daha hayırlıdır. Hatta, kadinin almasi gereken bedelde fedakarlik gösterip bir kısmında bağışta bulunması ister düğünden önce ol-sun ister sonra müstehaptır. Ancak düğünden önce o-lursa daha üstündür. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Birlikte olmadan once mehrini (kocasina) bağış-layan her kadina, yiice Allah (verilen) her dinar karşı-lığında bir köleyi azat etmenin verdiği sevabı verir." (Daha sonra Resul-i Ekrem'den;) "Ey Allah'm elçisi, evli-likten sonra bağışlansa nasıl olur?" diye sorulunca; "Doğrusu bu muhabbettendir."2 diye buyurdu.

l-Nisâ/4.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:26, h. 1.

188

SÜT PARASI

Önceden de belirttiğimiz gibi, süt parası almak yur-dumuzun genelde doğu taraflarında bir âdet hâline gelen geleneklerdendir. Bunu iki açıdan incelemek mümkündür.

Birincisi, anne ve babamn süt parası namıyla, mehrin bir miktarmi her ne kadar almış olsalar da kiz-larına çeyiz için gerek duydukları eşya vb. şeyler alma-landir ki bu, her ne kadar süt parası namıyla yapılmış-sa da kiz için harcanmış olduğundan dinimizce hiçbir sakıncası yoktur. Zira mülk, yine asıl sahibi olan "ka-dın"a dönmüştür.

Ikincisiyse, anne ve babamn, mehrin dışında da-mattan kiz için çekilen zahmetler karşılığında belirli bir ücret almalarıdır. Işte, dinimizce yasaklanan bu ve bu-nun gibi batıl âdetlerdir. Anne ve babamn erkek tara-fından böyle bir ücret istemeğe hakları yoktur. Zira, dinimizce bu iicret batil ve haramdir.

Imam Riza (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Evlenmek isteyen birine, yirmi bin (dinar veya dir-hem) mehir ücreti kararlaştırılır ve bu miktann yarısı-nın babaya verilmesi şart koşulursa, mehir bedeli oia-rak verilen caiz, babaya verilmesi istenilen miktar ise fasittir."1

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl.12, b:9, h. 1.

189

Ne yazık ki süt parası, günümüzde halk arasmda âdet hâline gelmiş ve evliliğin zaruretlerinden sayılır olmuştur. Daha da kötüsü, bu yanlış düzenin evlenmek isteyen gençler için büyük bir sorun teşkil etmiş olma-sıdır. Bu konuda bir mektuba yer vermek istiyoruz:

Mektup

"... 25 yaşında olduğum hâlde evlilik feyzine eriş-meyen, binlerce gençlerden biriyim ben. Ne yazik ki bugün, halkımız arasmda kızı fazla kıymet karşılığında satmak âdet hâline gelmiş; nereye kız istemeye gitsek, milyonlarca para istiyorlar. Bunun yanında, düğün masraflarını da düşünürsek bu miktar kat kat artiyor. Oysa ki ben geliri yalmzca az miktar olan sade bir işçi-yim. Başka bir yan gelirim de yok. Hele bunlarm yanm-da başka isteklerin de olması, beni büsbütün deli edi-yor. Böyle bir durumda nasil evlenebilirim?"

"Durum böyleyken ben ve benim gibi daha birçok-lannin kötü yola düşmeleri elde bile değil. Sizlerden ri-cam, liitfen bu konu hakkında kız anne-babalarma a-çıklamalarda bulunmanızdır. Bu kadar zorluk çıkarıp da bizim için sorun oluşturmasınlar. Benim durumum-da olup da yaşı otuz veya kırkı bulan arkadaşlarımın olduğunu hatırlatarak, geleceğe yönelik açıklamaları-nızdan ötürü şimdiden teşekkür ederim..."

Değerli okuyucular, değerli anne ve babalar! Yuka-rıda okumuş olduğunuz mektubun sahibi kardeşimiz

190

gibi, sorunlarını gözyaşlarıyla satırlara döküp de bize postalayan genç kardeşlerimizin sayısı çok fazladır. E-limizde bulunan bunca mektubu getiremeyeceğimiz i-çin örnek olarak yayınladığımız bu mektubun yeterli olacağı düşüncesiyle sizlere sunduk. Dileriz turn anne ve babalar, gençlerin bu çağrılarına kulak verirler. In-şallah.

MEHİRLERDEN ÖRNEKLER

Önceden de belirtildiği üzere, mehrin çok fazla ve çok az olması iyi değildir. Ancak az olmasimn iyi olma-dığına dair açıklamalar, erkeğin mal varlığının yeterli olması durumunda geçerlidir. Yoksa az miktara nza göstermeleri övgüye şayan bir davranış olacaktır. Nite-kim bunun örneklerini, tarihte okumaktayız.

Yüzüğün Mehir Olarak Verilmesi

Ashaptan biri yamnda bir kadmla Resul-i Ekrem'in (s.a.a) huzuruna gelerek, ben bu kadmla evlenmek istiyorum dedi. Resul-i Ekrem; "Mehriyesini ne kadar vereceksin?" diye sordu. Sahabi; "Verecek bir şeyim yoktur." dedi. 0 sira Resul-i Ekrem, parmağındaki yü-züğü gördü. "8u yüzük kendi malm mıdır?" diye sordu. Sahabi; "Evet" deyince Peygamber efendimiz; "Öyleyse bu yüzüğü mehriye olarak ona ver."1 dedi.

1- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.15, h. 17535.

191

Bu rivayetten, yüzüğün ve yüzük kıymetinde olan bir eşyanın dahi mehriye olarak verilebileceği anlaşıl-maktadır.

Ümmü Süleym'in Evliliği

Ümmü Süleym, Müslüman olmuş Medineli meşhur kadınlar arasındaydı. Kendi kabilesinden henüz Müs-lüman olmayan Ebu Talha adlı biri ona evlenme tekli-finde bulunmuştu. Ebu Talha, tanınmış şahsiyetlerden ve Medine'nin en zenginlerinden olmasına rağmen Ümmü Süleym ona olumlu cevap vermemiş; sen kafir-sin, bense Müslüman, seninle evlenmem doğru ol-maz." diye cevap göndermişti.

Ebu Talha, sonraları yine teklifini yenilemişse de, o; "Ben asla bir kâfirle evlenmem." şeklinde cevaplar gönderiyordu.

Dahası, Ümmü Süleym Islâm'ın doğruluğu, adalet ve hakkaniyeti hususunda onunla konuştu. Ebu Talha onun bu sözlerinden pek etkilendi. Islâm güneşi kal-binde yeni bir çığır oluşturmuş, gönlündekini diline dökmüştü. Oracıkta kelime-i şahadet getirip Müslüman oldu. Ümmü Süleym de, Ebu Talha'nın Müslüman olu-şunu mehir olarak kabullenip onunla evlenmeyi kabul etti.1

1- Reyahin'uş-Şeria, c.3, s. 406. 192

Mezkur rivayete dikkat edilecek olunursa erkekle-rin kadınlara karşı manevî fedakârlıkta bulunmaları da meh-riye olarak kabul edilebilinir sonucuna varilacak-tir.

Mezkur rivayetin evlenmek isteyen gençlere yol gös-termesi ümidiyle...

Hz. Musa (a.s)'ın Evliliği

Firavun'un hüküm sürdüğü Mısır topraklarından uzaklaşan Hz. Musa (a.s) atalarimn yurdu olan "Kenan" diyanm ve vaadolunan yerleri düşünmekteydi. Açlığını dağ bitkileri yiyerek ve tokluğunu ise bunları düşünerek geçiriyordu. Hz. Musa muhacir olduktan sonra Medyen şehrine varmıştı. Burası, kızıldenizin kıyısında, Hz. Şuayb (a.s)'ın bulunduğu şehirdi.

Yolculuk onu pek yormuştu; yorgunluğunu gider-mek için bir su kuyusu kenarında istirahata çekildi. Ku-yunun kenan pek kalabalıktı. Şehrin her yamndan ge-len insanlar, hayvanlanna su vermekte idiler. Bu arada iki kız kardeş Hz. Musa (a.s)'ın dikkatini üzerlerine top-lamıştı. Bunlar Hz. Şuayb (a.s)'ın kızları olup, kalabalığa yaklaşmıyor, hayvanlanna su vermek için daha uzak yerde bekliyorlardi. Musa (a.s) kızlara acıdı da:

— Dileğiniz nedir? Niçin hayvanlara su vermiyorsu-nuz? dedi.

193

— Biz genciz, erkeklerin yanına yaklaşmayız. Ancak onlar gittikten sonra hayvanlanmiza su verme imkâ-nımız var.

— 0 hâlde niçin hayvanlarla siz meşgulsünüz?

—  Babamız pek yaşlıdır. Bu yüzden onun işini biz yapanz.

Bu cevaplardan sonra Hz. Musa (a.s) onlara bir hay-li acıdı ve hayvanları alıp kuyunun kenarına götürdü. I-yice su verdikten sonra onlara teslim etti. Kizlar Hz. Musa (a.s)'m bu hareketinden pek memnun kaldilar, teşekkür edip evlerine döndüler.

Kizlarimn diğer günlere nazaran eve erken döndüklerini gören Hz. Şuayb (a.s) bunun sebebini sordu. Onlar da iyilik sever, yabanci bir genç tarafından yardım gördüklerini açıkladılar, ondan övgüyle bahsettiler. Şuayb (a.s) merak edip kizlanndan birini gencin yanına göndererek eve davet etmesini istedi.

Bu sirada Hz. Musa, (a.s) bir ağaç altında dinlen-mekte ve şu duayı okumaktaydı: "Ey Rabbim, gerçek-ten ben, bahşettiğin hayıra karşın yine de fakir ve muhtacim."

Kiz, Hz. Musa (a.s)'ın yanına varıp hayâ ve edeple yaklaşarak tanımadığı ve üstelik o zamana kadar gör-mediği yaşıtı bir gençle konuşacağından hayli utan-maktaydı. Güçlükle:

—  Babamız, yapmış olduğunuz iyilikten ötürü sizi eve davet ediyor.

194

Daha sonra, bu daveti işiten Musa (a.s) oturduğu yerden kalktı. Genç kız önde, Musa (a.s) ise arkada, yo-la koyulmuşlardı. Hava pek rüzgarlıydı, genç kızın eteği bu yüzden bazen dalgalanıyor bazen de bedenine yapi-şıyor, vücut çizgileri belli oluyordu. Musa (a.s)'da takva ve iman şimşekleri çakmıştı, kıza geride kalmasim söy-ledi, böylece kız evin yolunu arkadan gösterecekti. Za-ten genç kız da Hz. Musa'nın üstün iman ve takvasim fark etmişti.

Sözün kısası, eve geldiklerinde Şuayb (a.s) ona ne-reden ve niçin geldiğini sordu. Musa (a.s) başından ge-çen olayları tamamiyla anlativerdi. Hz. Şuayb kimliğini açıklayıp:

—  Korkma, o kavimden ve zalimlerden kurtuldun artık diye buyurdu. Kızlarından biri:

— Babacığım, dedi. Onu ücretli olarak çalıştır. Çünkü o ücretle tuttuklarının en hayırlısı, kuvvetlisi ve en güveniliridir.

Hz. Şuayb (a.s) Musa'nın güçlü ve kuvvetli olduğunu kizlarimn vesilesiyle öğrenmişti. Ancak kuvvetli olduğu kadar giivenilir olup olmadığı konusuna gelince, kizm-dan neden dolayı "güvenilir"dir dediğini sordu. Kızı, Musa (a.s)'ın konuşma adabından, yoldaki takva nişa-nelerinden bahsetti.

Dahası, Şuayb (a.s) Hz. Musa'yi pek beğendi ve o-nun büyük biri olduğunu anladı da:

195

— Ben dedi. Şu iki kızımdan birini seninle evlen-dirmek istiyorum. Yalnız, bu hayır işin mehri olarak sekiz yil yammda kalmam, hayvanlara bakmam iste-rim, eğer on yılı doldurursan, lütfundandır ve eğer teklifimi kabul edersen, inşallah beni salihlerden, ve iyi kimselerden bulacaksin...1

Böyle salih bir kula manevî evlât olmak, onun hayâ timsali kızıyla yuva kurmak Hz. Musa için bulunmaz bir fırsattı.

Böylece Hak Teala, Firavun'un zulmiinden, Jsrailoğul-larının sapıklıklarından kurtardığı Musa (a.s)'i himaye altma ahyordu.

Uzun sözün kısası, Hz. Musa (a.s) nimetin kiymetini bilip teklifi kabul etti. Şuayb (a.s)'ın büyük kızı Safu-ra'yla evlendi.

Yukarıda kendisinden bahsettiğimiz Hz. Musa (a.s)'ın evliliğine dikkatlice şöyle bir göz atacak olur-sak, şu sorularla karşılaşırız:

a) Hz. Şuayb (a.s) kızı için, niçin sekiz yıllık işçilik gibi aşılması güç bir mehir istedi?

Oysa ki yiice Allah Kur'ân'da, sürekli Musa (a.s)'m ders verici kissalanndan bahseder. 0 hâlde bu kissa-dan almmasi gereken ders ne olabilir?

1- Hz. Musa'nin (a.s) kıssasıyla ilgili olarak Kasas sûresine bakıniz.

196

b) Mehriye kadının hakkı olduğu hâlde, neden Şuayb (a.s) mehir için yapılması gereken sekiz yilhk hizmeti kendi için istedi?

Birinci soruya cevaben şunu söylemek gerekir ki; bu evlilik her evlilik gibi normal bir evlilik değildi. Hz. Musa (a.s), Şuayb(a.s)'ın uzun yillar yamnda kalacak, onun mektebinden yararlanacak, ilimde, takvada ve maneviyatta seçkin mertebelere erişecekti. Bu, onun için kutsal bir görev, mükemmel bir fırsatı, üstelik kendi de bunu arzulamaktaydi.

Turn bunlara ragmen Musa (a.s) çalışıyor, Hz. Şuayb (a.s) ise evin ihtiyaçlarını karşılıyordu. Böylece her kelimesi bir ders aracı olan Kur'ân-ı Kerim'de ise yiice Allah, erkeğe gösterilmesi gereken kolaylığı böyle göstermişti.

Dikkat edecek olursanız, kıssadan, Hz. Musa (a.s)'ın madden varlıksız olduğunu hemen göreceksi-niz. Dolayısıyla hiçbir sermayesi olmayan bir kimsenin, yalnız manevî sermayesi, takva ve iman olunca Şuayb (a.s) da kızını onunla evlendirmiş, ona ev vermiş, tüm ihtiyaçlarını temin etmiştir.

Bunları, Musa (a.s)'ın işçiliğiyle karşılaştıracak o-lursak, geriye az bir miktarın kaldığını göreceğiz ki bu da "mehir olarak verilmiştir" diyoruz. Ayrıca bu evlilik, Musa (a.s) için zorluk vesilesi değil, aksine bir bereket vesilesi oluvermişti.

197

Ikinci sorunun cevabma gelince, Hz. Şuayb'ın vekil-liği, kızı adınaydı. Hz. Musa'ya da böyle bir şart koşma-sı kizinm rızasıyla gerçekleşmişti.

Bu kissadan şunu da aniiyoruz ki, alışılagelen âdet ve geleneğin tarn aksine, baba kızını verecek salih biri-sini bulduğunda, kız tarafı öneride bulunmalı ve bunu kendileri için bir saadet saymalari gerekir. Nitekim Hz. Şuayb, Hz. Musa'ya teklifte bulunmuş ve kızını onunia evlendirmişti.

198

DÜĞÜN TÖRENİNİN ADABI

Kız ve erkeğin evlilik merasimlerinde, yapılması sünnet, iyi ve hayırlı olan amelleri ve bunların adabını kısaca yazmağa çalışacağız: 1- Ziyafet vermek: Herkesin kendi durumuna göre, israf etmemek, masrafa boğulmamak ve lüzumsuz fazla borca girmemek şartıyla içkisiz, gayri meşru eğ-lencesiz düğün.

Ziyafet vermek, Resulullah (s.a.a)'in sünneti ve Is-lâm'da güzel âdetlerdendir. Süs ve şatafata kapılarak, israf edip borca girerek düğün ziyafeti vermek Islâm'da kabul görmeyip, akıllı ve hayırlı bir iş değildir. Her işte olduğu gibi bu tür âdetlerde de herkes hâli vaktine ve Islam şeriatının tarifine göre Allah rızasını kastederek, müminler arasında dostluğun, meydana geleceğini dü-şünerek ziyafet vermelidir. Resulullah (s.a.a) şöyle bu-yuruyor:

"Evlilikte velime (ziyafet) vermek, diğerlerini do-yurmak peyğamberlerin sünnetlerindendir."1

1- Furu-u Kâfi, c.5, s. 367.

199

Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: "Beş işin dışında ziyafet vermek hayırlı değildir; evlilikte, doğumdan sonra, çocuk sünnetin-de, evsatın alırken, hacı hac seferinden dönerken..."1

2-  Gündüz ziyafet vermek, aşırıya kaçmamak. Bir gün veya iki gün art arda yemek vermenin sakıncası yoktur ama üçüncü gün bu gösteriş için verilmiş olur ve iyi değildir.

3-  Yemeğe iman sahiplerini, tarafların yakınlarını, genelde fakirleri, özelde ise komşu ve akrabaları davet etmek, nebevi sünnet ve Islâm'ın güzel âdetlerindendir. Ayrica zenginlerin davet edilmesinin de sakmcasi yoktur.

4-  Müminlerin ise davete icabet edip yemekte bu-lunmaları müstehaptır.

5- Ziyafet için adak kesilmesi ve etiyle yemek pişirilmesi. Zira rivayette şöyle denilmiştir: "Eğer düğün töreninde velime sünnete uyğun yapılırsa Allah tarafın-dan ğönderilen bir melek, cennetten ğetirdiği ğüzel kokulardan bir miktannı tabaklara döker." İşte bu yüzden düğün yemeklerinin başka bir tadı, başka bir lezzeti vardır.

6- Gelini, güveyin evine kadar uğurlamak.

7- Uğurlama sırasında tekbir getirmek, Resulullah'a ve Ehlibeyti'ne salavat getirmek.
----------------------

1- Sefinet'ul-Bihar, Veleme Maddesi. 200

 

8- Gelin ve damadın abdestli olmalan.

9- Damadi kutlamak ve miibarek olsun demek.

10- Gerdek vaktinin geceleyin olmasi.

Düğün davetlilerine yiyecek sunmak, onlara ik-ramda bulunmak müstehaptır. Resul-i Ekrem (s.a.a) Abdurrah-man b. Avf evlendiğinde, yemek ver diye bu-yurmuşlardı. Aynı zamanda Resulullah (s.a.a) ve yine Ehlibeyt Imamlari evliliklerinde veyahut mutlu giinle-rinde müminlerden fakir veya zenginleri davet ederler, onlara ikramda bulunurlardi. Resul-i Ekrem (s.a.a) Sa-fiye validemizle evlendiklerinde ashabtan bazilanm yemeğe davet edip ikramda bulunmuşlardı.

Düğün için verilen yemeğin toplumsal açıdan bir-çok yararları vardır. Örneğin, aynı toplumda veya çev-rede yaşadıkları hâlde birbirleriyle konuşmayan veyahut ta birbirlerine karşı dargin olan bazi kimseler, böyle bir sofra başında ister istemez bir araya gelecekler, an-layışlı müminler tarafından barıştırılacaklardır. Böyle olunca da bu kadar neşeli bir günde iki mutlulugu bir arada yaşayacaklardır. Bu yöntem, Ehlibeyt Imamla-rından bize kalan değerli bir mirastir. Zira Ehlibeyt I-mamlannca (Allah'm selâmı onları olsun), bu yöntern sık sık uygulanmaktaydı.

Düğün yemeğinin fazileti hususunda şöyle rivayet edilir: Muaviye b. Ammar Imam Cafer Sadik (a.s)'a; "Biz düğün yemeklerinden aldığımız güzel kokuyu baş-ka yemeklerden alamiyoruz, sebebi nedir?" diye sordu.

201

İmam cevaben şöyle buyurdu: "Düğün yemeği için kesi-len hayvan pişirildikten sonra, yüce Allah meleklerden birini, cennet kokularından bir miktannı bu yemeğe ka-rıştırması için memur eder. İşte kalplerinizi harekete ğeçiren, varlığını hissetmiş olduğunuz bu ğüzel koku cennet kokusudur."

Burada iki önemli noktaya değinmekte yarar görüyoruz:

1- Düzenlenen merasimlere zenginleri davet et-memek veya zenginleri davet edip fakirleri asla davet etmemek veyahut ta bu tür merasimleri yalnızca zen-gin ve varlıklı kimseler için hususileştirmek, dinimizce şiddetle kınanmış, kötü olarak nitelendirilmiştir. Bazı rivayetlerde, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in, Müslümanları yalnızca zenginlerin davet edildiği yerlere gitmekten men ettikleri nakledilmiştir.

Bu konuda bakınız Hz. Ali (a.s) Basra valisi Osman b. Huneyf'e göndermiş olduğu mektupta neler buyur-muştur:

(Allah'a hamd-ü senadan, Resulüne ve pak soyuna salat-u selâmdan sonra:)

"Ey Huneyf oğlu, duyduk ki Basralılardan bir bö-lüm sen/ düğüne çağırmış; sen de hemen ğitmişsin, çeşit çeşit yemekler, büyük kaseler hoşuna ğitmiş. Oysa ben, yoksulların çağrılmayıp da sadece zenginlerin davet edildiği bir topluluğa icabet edeceğini sanmamıştım."

202

"Isırdığın lokmaya bir bak, haram, helâl olduğun-da şüphe olursa o yemeği yeme, helâl olduğunu iyice bilirsen birazcık ye."

"Dilesem ben de yağlar ballar bulurum, buğday ekmeğinin halisini yerim, ipek elbise ğiyinirim, ancak nefsimin bana ğalebe çalması, beni lezzetli yemekler yemeğe çekmesi mümkün mü hiç? Ben nasıl doya doya yemek yiyebilirim ki, Hicaz'da yahut Yemen'de yoksullar vardır, ğünler ğeçmiştir ki tokluk nedir, ğörmemişlerdir. Gecemi karnı tok olarak nasıl ğün-düz edebilirim ki çevremde aç karınlar, yanmış, su-suzluktan bunalmış ciğerler vardır. Nitekim diyen de demiştir; sen karnı tok olarak yatmadasın."

"Çevrendeyse tabaklanmamış deriye bile hasret çeken ciğerler var; bu dert sana yeter."1

Değerli okuyucu; dikkat ederseniz yalnızca zengin-lerin davet edildiği yere davet edilen ve bu davete ica-bet edip onlarla haşır neşir olan Osman b. Huneyf'e ya-zılan bu mektup aslında yalnız ona değil de tüm Müs-lümanlar için edilen bir nasihattir. Hz. Ali (a.s)'ın ölçü-süyle hareket etmek, Allah'ı hoşnut edecektir elbette.

2- Akit okuma, evlilik ve düğün merasimine bağ-lantılı olduğundan, çevredeki umum ondan haberdar olmalı, onlar içerisinde yapılmalıdır. Buna en güzel ör-

1- Nehc'ul-Belağa, mektup:45.

203

nek Hz. AM (a.s)'m Fatima (s.a) Me yapmış olduklan kut-lu evliliktir ki, aşağıda naklediyoruz:

"...Allah'ın habibi, müminlerin nebisi Resul-i Ekrem (s.a.a) daha sonra nurlu yüzünü Ali'ye çevirerek:

Ey AM, dedi. Hakk Teala, kutlu evliliğinizin herkesin huzurunda olmasim dilemektedir. Şimdi, çabuk mesci-de git, ensar ve ashabı toplayıp evlilik merasimini ha-zirla, ben de arkandan geleceğim...

AM (a.s) sevinçle dışarı çıktı. Yolda gördüğü turn muhacir ve ensan mescide davet etti. Bu arada Resul-i Ekrem (s.a.a) de yerinden kalkmış, mübarek ayaklarıy-la Medine sokaklanm nurlandırmıştı. Sözün kısası, mescide vardığında, müezzinlerin efendisi Bilal Habe-şi'yi görüp.

Ey Bilal, diye buyurdu. Insam şevke getiren güzelim sesinle öyle bir ezan okuyasm ki ashap ve ensarin geri kalam da bu ses hatirma mescide gelip bizim mutlulu-ğumuza ortak olsunlar.

Bilal oldukça yüksek bir yere çıkıp ezan okudu. Ki-sa bir miiddet sonra ashap ve ensarin hemen, hemen hepsi mescide toplanmışlardı. Resul-i Ekrem, bu kala-balığı görünce minbere çıkıp Allah'a hamd-ü senâda bulunduktan sonra:

Ey halk, hepiniz bilesiniz ki bugün çok mübarek ve nurun nura kavuşacağı gündür ve yine bilesiniz ki bu-gün Cebrail (a.s) nazil olup gökler aleminden izni ilahiyi getirerek dedi ki: "Hakk Teala buyurdu ki: Cennet mey-

204

dam süslenip bezensin, Tuba ağacı çiçekler versin, me-lekler arz-ı esma gününde Adem'in vaktiyle hutbe oku-duğu yerde toplansmlar, huri ve melekler düğün yerini hazirlasmlar, Rahil admda ki melek Allah'm dergâhında minber kurup, gayet açık bir dille nikâh hutbesini okuyup, Fatıma'yı AM Murtaza'ya nikâhlasın, ve melekler şahit olup, gök kubbe divanimn kitabma bunu yaz-smlar."

Sözün kısası, Hakk Teâla'dan emir gelmiştir ki, Fati-ma, Ali'ye nikâhlana ve siz cemaat huzurunda akit okuna. Dahası, yer âlemi de buna şahit ola. Peygam-berimiz onca sözü bitirdikten sonra Ali'ye dönerek; "Ey AM, şimdi sıra-sıdır ki nikâh akdi okuna, kalk ve oku." diye buyurdular.1

AM (a.s) yiice makamdan gelen emir gereğince yerinden kalkarak şu cümleleri okudu: "Allah'm verdiği turn nimetlere karşı şükrederim ve şahadet ederim ki ondan gayri ilah yoktur. Öyle bir şahadettir ki bu, hoş-nut ve razi olunsa haktir. Allah'm salat ve selâmı Mu-hammed (s.a.a)'e ve onun pak soyuna... Öyle bir salattir ki bu, onun vesilesiyle makam ve derecesi arşa çıksa haktır."

"Ey ahali! Hakk Teâla, evliliği bizim için seçip farz kılmıştır. Fatıma'yla benim evliliğimi uygun bulup tak-dir etmiştir. Hepiniz bilesiniz ki, Allah Resulü Fatıma'yı

l-Bihar'ul-Envar, c.43, s. 127.

205

benim akdime getirip, savaş zırhımı mehir olarak al-mıştır. Dilesenizsorun ondan, emin olmak şartıyla."

Ashap ve ensar bu teklifi işitince yüzlerini Resul-i Ekrem'e çevirip; "Ey risalet sahibi, Fatıma'yı Ali'ye mi nikâhladınız?" dediler.

Resul-i Ekrem cevaben; "Evet, dedi. Ben ve yüce Allah Ali'yi Fatıma'ya, Fatıma'yı da Ali'ye eş seçtik. Nikâh işi gök âleminde onun huzurunda ve yer aleminde sizin şahitliğinizde zuhur etmiştir."

Ashap ve ensar hep bir ağızdan; "Öyleyse, bu kutlu izdivacı yüce Allah siz Ehlibeyt'e mübarek kılsın!" dediler. "Aranızdaki şefkat ve nezaketinizi çoğaltıp muhab-betinizi artirsm..."1

1- Bihar'ul-Envar, c.43, s. 6-7. 206

208

KINA GECESİ

Bugün birçok yerde düğün öncesi kına gecesi ya-pılır. Bu kına gecesi Islâm'ın şart koştuğu bir âdet değildir. Ama yapılması da bazı yönlerden dolayı iyi ve hayırlıdır. Ama yapılan bu kına gecesi ba-zen haram da olabilir.

Düğünlerde ve kına gecelerinde, her şeyde olduğu gibi dini ve ahlâki kaidelere riayet etmek lazımdır. Ö-zellikle içki ve gayri meşru çalgıların bulunmamasına, kadınlar ve erkeklerin karışmamalarına titizlikle dikkat edilmelidir.

Düğün bir şenlik, neşe ve sevinç vesilesi olduğun-dan, gerek evlenecek erkek için gerekse gelin olacak kız için eğlence ve kına yakmak üzere kına gecesi ter-tip ederek, arkadaşları tarafından (Islâmî kanunlar çer-çevesinde) eğlendirmek, neşe ve sürur güzel bir âdet ise de, meşru ve itidal üzere olmalı, ifrata kaçarak Al-lah'ın ve Peygamber efendimizin menettiği şeyler ya-pılmamalıdır. Örneğin, bazı şehir ve köylerde örf ve â-det olarak gerek kız ve gerekse erkek tarafları kına gecesi bir mevlid-i şerif cemiyeti teşkil ederek çay, kuru

209

ve yaş meyve ziyafeti vererek o geceyi kutlarlar ve dini sohbetler ederler ki, bu da çok güzel bir âdettir. Ma-lumdur ki, böyle manevî bir yönü olan cemiyetler, Resulullah'm yüce ruhunu hoşnut eder ve Allah'm bir-çok melekleri bu toplantıya katılırlar. Elbette ki onlann iştirak ettiği cemiyetlere de cenabi Hakkin nuru, feyzi, rahmeti tecelli ederek o evde ve o düğünde bereket, ÜI-fet ve muhabbet, saadet ve selâmet oluşur, aynı za-manda sonsuz manevî ecirler alınmış olur.

Bazı köy ve şehirlerde ise saçma sapan çalgı alet-leri getirilip çalınmaktadır. Tabi bunların yanında na-mahrem erkek ile namahrem kizlarm birlikte dans et-meleri, böyle merasimlere dansözlerin de getirildiği maalesef görülmektedir. Böyle tipler, sünneti ve ilâhî mevkileri kaybedip de şeytani hedefleri ve cehennemi kendi paralanyla satin aldiklannin farkinda olmayan gafil insanlardir.

Şarkı, türkü ve çalgı aletlerinin bazılarını dinlemek haram, bazıları mekruh, bazıları şüpheli ve bazıları ise mubahdir. Bugiin asnmizda moda olarak halkımızın müptela olduğu Avrupa'nın bir takım gayri ahlâki batıl âdetleri, örneğin, bar, gazino, caz köylerimizde ise içki ve çalgılı veya kadın oynatma gibi şeytanın ocağı olan, gayri ahlâki cemiyetleri tertip ederek, Islâmî âdetleri-mizden uzaklaşarak ahlâkımızı kemirmede, Islâmîtop-luma zarar vermekte ve tamamen günden güne sirayet etmekte olup, çok defalar, böyle cemiyetlerde bir ta-

210

kim kendini bilmeyen ve tanimayan şahıslar eğlenelim derken aldıkları fazla içki zehrinin tesiri ile kavga, gii-rültü ve yaralama ve hatta bazen adam öldürme hadi-selerine kadar yol açtıkları görülür.

Ey mümin şunu unutma ki, bir gün ölüm kemendini boynuna takarak ebedi âlem olan ahiretin iskelesi bu-lunan ve birkaç kazma darbesiyle açılan karanlık, dar, yilan ve çıyanın mesken tuttuğu kabir denilen çukura yuvarlanacak, oradan da mahşer günü denilen ve ora-nın mutlak hakimi: hükmedenlerin en iyisi olan Allah'm huzuruna çıkacak, dünyada yaptığın bütün şeylerden sorumlu olacak, ameline göre ceza veya mükâfat gö-receksin.

Batıl Gelenekler Hakkında Bir Olay

Bir dost, hikâyesini şöyle anlatır:

"...Günlerdir görmediğim arkadaşımı, sonunda gö-rebilmiştim, sevinçle ona doğru gittim Murat diye ba-ğırdım, arkasına dönüp bakmadı bile, bir ara hızımı a-zaltıp koşar adımlarla yürümeğe başladım, oysa Murat, hâlâ arkası dönüktü. Sesimi işitmesi mümkün değil diye düşündüm, nihayet yanına vardım. Elimi omzuna koyup, Murat diye seslendim. Zavallı birden irkildi pek zayıflamış, gözleri çukurlaşmış, yanakları içeri girmişti, yüzünden dertli olduğu belliydi. Konuşmasa bile hâlini ve içindeki-lerini anlatıyordu. Ne diyeceğimi, nasıl söze başlayacağımı bilemedim, ağlayasım geldi hâline. I-

211

çimden gelen bir duyguyla sarıldım, çocukluktan beri en iyi dostumu ilk kez böylesine perişan görüyordum.

— Ne oldu sana Murat, nedir bu hâlin? diye sordum. Çocuk gibi ağlamaya başladı, pek şaşırmıştım. An-

nesi, babası veyahut ta yakınlarından biri öldü sandım, dayanamayıp yine sordum:

— Murat ne oldu anlatmayacak mısın, kim seni bu hâle getirdi? Günlerdir neredeydin?

Kendini zor toparlayabilmişti, yine de ağlamamak için kendini tutuyordu.

— Söylemesem... dedi, şaşırdım.

— Söylemen gerek, dedim. Eski dostundan habersiz günlerdir gözden kayboluyorsun, yıkık, perişan, kederli bir hâlde geri dönüyorsun, üstelik, en yakın arkadaşına işin sırrını dahi söylemek istemiyorsun, olacak iş mi bu? Elbette ki anlatman gerek. Zavallı bir ah çekip başladı sözlerine:

— Feleğin acı tokadını yemiş zavallının biriyim ben, öyle bir tokat ki, Allah'ıma el açar, düşmanıma bile böylesine kötü bir belayı göndermemesini isterim. Ko-caman bir canavarın acımasız pençelerinden, her biri birbirinden yakıcı ateş saçan sayısız başlarından, ağ-zından dökülen lavlar kadar sicak salyalarmdan ve da-ha nice azabmdan sağ çıktığım için Allah'ıma ne kadar şükretsem azdır...

Şaşırmamak elde değildi, bu ne diyor böyle? dedim kendi kendime. Ama yine de anlam veremediğim bu

212

sözler bana çok manalıymış gibi geliyordu. Zira onun da bundan başka şeyleri kastettiği malumdu.

— Açıklar mısın Murat, derdin nedir? diye sordum.

—  Ben, dedi. Evlenmek istiyordum, aileme durumu bil-dirdim. Her anne-baba gibi onlar da olumlu karşıla-mışlardı. Derken beğendiğim birini bulabilmiştim, onu istediler. Iş, evlilik safhasına kadar gelmişti, düğünden önce gelini kuaföre götürdüler. Bana, kuaför masrafla-rını senin vermen gerek dediler, sonra da bir milyon kadar ücret aldılar. Tutmuş olduğumuz düğün salonu için genelde balolarda kullanılan ayna ve mumlardan almamı istediler, itiraz ettim, kabul etmediler.

Floranslar, aydınlatıcı daha birçok elektrikli lamba-lar varken mumlara ne ihtiyaç var? dedim ama, bir tür-lü anlatamadım. Sözde, merasim romantik olsun diye binlerce liralık mumlardan dahası, ışıklandırmalar için yüz binler tutarında aynalardan aldırttılar. Bu kadarı yetmiyormuş gibi resmi nikâhtan hemen sonra ziyafet üstüne ziyafet verdiler. Uzunca sofralar kurup binlerce kişiyi doyuracak had-di aşan yiyecekler, çift kurdeleli viskiler hazırladılar. Kısacası bunun neticesinde de mil-yonlarca liralık faturalar çık-mıştı karşıma.

Dahası vardı; eşim ve akrabaları gelin için alınması gereken bir takım giysiler vardır deyip, çarşıya götürdü-ler beni. Gezmedik mağaza, görmedik giysi bırakma-mıştık, nedense hangi elbiseyi görseler onu almak

213

istiyorlardı. Oradan da yüklü bir faturayla ayrıldık. Hele gelinlik meselesi var ya... işte o beni çok üzmüştü.

Anlatmayı unutmuşum, kız tarafı yeni bir gelinlik almami istiyordu. Bense, yeni evlenmiş tanıdık arka-daşların birinden ödünç olarak eşinin gelinliğini alacak-tım. Daha da kötüsü kendi akrabalanm buna karşı çık-tılar, "Gururumuzlâ mı oynamak istiyorsun? Onca insa-nın yanında şerefimizi iki parahk etmene izin vereme-yiz" dediler. Kız tarafıysa; "Kullanılmış bir gelinliği is-temeyiz, kızımıza el değ-memiş, vitrinden çıkmamış lüks bir gelinlik alman gerek" diye şartlar koşmuştu. Neyse bunu da kabullenmiş, ikinci bir kapıyı açmıştım, keşke açmaz olsaydım; eşim düğün merasiminin çe-kime alınmasını istiyordu. Arkadaşlarının nasihatları üzerine istemişti bunu benden, bir kameraman kirala-yıp istediğini yaptık. Ücret yine fazlaydı.

Hele şu mağaza sahipleri... Bir de onlardan sor, e-şiyle alış verişe çıkan biri oradan bir şey alacaksa eğer, ya onların istediği fiyatı ödeyecek, ya da karısının göz-leri önünde gururu kırılacaktır... Eşimin yanında guru-rumuz kırılmasın diye denilen fiyatları hiç pazarlıksız ödüyordum, beni buna mecbur kılanlar kahrolsun.

— Senden mehir de istemişler miydi?

— Yalnızca süt parası diye beş milyon almışlardı, mehir ise bundan kat kat fazlaydı, zannedersem öm-rüm boyunca çalışsam o kadar parayı biriktiremem.

214

— Ne kadar verdin? diye sordum, yine üzüldü, elini kalbinin üzerine birakip bir ah çekti, sonra:

— Yaklaşık yetmiş beş milyon, dedi. (Bu miktar Hz. Fatima (s.a)'nm mehriyesinin 53 katidir.)

Anlat, dedim, belki rahatlarsm. Oysa onda taham-mül kalmamıştı, sabit bir noktaya bakiyor, bazen ahlar çekip üzüntüsünü dile getirmek istiyordu, içindekilerini kelimelere dökemiyordu. Sormasam veyahut ta nedir derdin? demesem, kim bilir dertlerinin verdiği ağırlık onu daha da çökertir, belki de yok ederdi. Yüzünde bir mahzunluk, bir pişmanlık vardı, Sanki arkadaşım yıllar önce böyleydi ve bugün de aynıydı, ayrıldım yamndan. Arkadaşımdan ne kadar gafil olduğumu anlamıştım, bu dert beni de sarmıştı. Etraftan sorup soruşturdum, arkadaşımın kayınpederiyle görüştüm. Çıkardıkları on-ca zorluğun sebebini sordum. Izlediği yoldan bazı açık-lamalarda bulundu. "Âdettir, gelenektir," dedi.

— Âdette zorluk olur mu? diye sordum, verdiği ce-vap öncekinin bir aynısıydı. Farklı bir cevap bulamıyordu, o bile dertli olduğunu söylüyordu, "Neden"? diye sordum.

—  Kızım, diye yakındı, onun ağır çeyizi bizim için hayli sorun olmuştu. Şuradan buradan bir miktar borç alıp karşılamaya çalıştık, olmadı, mecburen damattan aldik...

Sonuçta şurası belliydi ki, her ne kadar insanlar, âdetlerinden ayrılmak istemiyor veya gurur meselesi

215

ettikleri şeyin terki, onları incitiyorsa da, başka açılar-dan yanlış ve olmaması gereken saptırıcı âdetlere kar-şı kızgınlık içerisindeler. Yanlış âdetler, yanlış gelenek-ler, riyalar, önü alınamayan gururlanmalar, eziklik his-siyatı ve daha birçok günahlar, işte bunlar böyle hük-meder sıcak olması gereken soğuk yuvaya.

Halka Sözümüz

Elimize geçen birçok mektupta gençler, genelde anne ve babalara veyahut ta halka yönelik bazı sorular yöneltmişler, bunları kitapta zikretmemizi en azmdan aynim nakletmemizi ve batil gelenek ve göreneklere kapılanlar için nasihatlarda bulunmamizi istemişlerdir. Şimdi bunlardan bazılarını aktanyoruz:

1-  Neden; gençler için sorun oluşturan meseleler kaldırılmak yerine aksine üzerine yenileri ekleniyor? Kolaylık gösterilmesi gereken yerde neden zorlaştırılı-yor?

2- Halk arasmda evlilikten hemen sonra ziyafet ver-mek, ikramda bulunmak âdet hâline gelmiştir. Bazı fakir gençler bundan ve bunun gibi daha birçok âdetler yüzünden evlenememektedirler. Yemek veremeyip, halka ikram-da bulunamamayi bir eziklik olarak gördükle-rinden evlilikten hatta insanlardan dahi soğuyorlar. Bu, Müslüman bir top-lum için dikkat edilmesi gereken bir mevzu değil midir?

216

3- Gençler genelde maddî sorunlar yüzünden evle-nememektedirler, öyleyse şart koşulan aşırı başlık pa-raları, düğün masrafları, vs. neden?

4- Bizler, günahlardan kaçınmada en iyi yol olarak evliliği görüyoruz. Oysa evlilik bizim için aşılması zor bir engel hâline gelmiştir.

5- Evlilik konusunda maddî yönden aşırılığa kaçan-lar, haddi aşanlar ya da evlenmek isteyen gençlere bunları şart koşanlar, yüce Allah'ın buyruğuna dikkat etmezler mi?

"Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş ve haksız yere malını saçıp sa-vurma. Gerçekten de, malını boş yere saçıp savuran-lar, şeytanlara kardeş olurlar ve şeytansa Rabbine karşı pek nankördür."1

Gençlerin de değindikleri gibi genel sorunların en başında maddiyat gelmektedir. Çoğunluk, aşırı masraf-tan, aşırı isteklerden şikayetçi olmuştur. Bu da anne ve babaların çıkarmış oldukları sorunun gençler için ne kadar büyük olduğunu gösterir.

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'in 23 yerinde israf et-menin haram olduğunu bildirip, israfı nehyetmesine rağmen bu israflar neden?

Yine yüce Allah şöyle buyurmuştur:

l-Isrâ/26-27.

217

"...Ve şüphe yok ki haddi aşanlar ateş (cehennem) ehlinin ta kendileridir."1

l-Mu'min/43. 218

219

ÖRNEK EVLİLİKLER

Bu bölümde Müslümanların yanlış ve gayr-i Islâmî gelenekleri bir tarafa bırakıp, sağlam bir toplum oluşturma amacıyla gençlerin yardımına koşma-ları için tarihte vuku bulan mukaddes evliliklerden bazı-larını sunuyoruz.

CÜVEYBİR'İN EVLİLİĞİ

İmam Bâkır (a.s) Peygamber efendimizden şöyle nakleder:

"Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.a) Cüveybir'in hâline a-cımış, yanına yaklaşmışlardı da "keşke, demişlerdi. Evlenip de kendini korusan, ne iyi olurdu. Hem böylelikle eşin dünya ve ahiret işlerinde sana yardımcı

— Anam-babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resu-lü, kim benimle evlenmek ister? dedi. Allah'a yemin ederim ki, halk arasında ne itibarım, ne akrabam, ne servetim ve ne de güzelliğim var benim. hâl böyleyken, hangi kadın kocalığa kabul eder beni?

Resul-i Ekrem (s.a.a):

220

— Ey Cüveybir, diye buyurdu. Yüce Allah, İslâm dini-ni inzal etmekle cahiliye dönemi mütekebbirlerini zelil kıldı. Islâm'dan önce zelil olanlariysa Islam olmalanyla aziz kıldı. Islam dini yoksullara, zavalhlara haysiyet ba-ğışladı ve böylece cahiliye bencilliğini, gururu ve ırkçılı-ğı ortadan kaldırdı. Bugün Müslüman olan beyaz, zenci, Arap ve gayr-i Arap arasında hiçbir fark yoktur ve hepsi de Islâmî açıdan eşit değere sahiptirler. Insanlar Hz. Âdem (a.s)'ın çocuklarıdır, o ise Allah tarafından top-raktan yaratılmıştır. Kıyamet günü Allah'ın nazarında en üstün kimse, ona daha çok itaat eden ve daha fazla takvalı olan kimsedir. Ve sen, ey Cüveybir! Takva yonunden Allah katında, pek değerli, pek üstünsün."

Dahası Resulullah, Cüveybir'e şöyle buyurdu: "Ma-kam yönünden Beni Beyâze kabilesinin büyüğü olan Zi-yad b. Cubeyd'in yanına var ve de ki; Allah elçisi kızınız Zelfa'yı benimle evlendirmeniz için buraya ğönderdi."

Cüveybir Resul-i Ekrem'in huzurundan ayrılıp Ziya-d'ın yanına vardı. Ziyad, kabilesinden, kalabalık bir top-lulukla beraberdi. Cüveybir içeri girmek için ev sahibin-den izin istedi. Ziyad:

— Siz kimsiniz? diye sordu.

—  Adım Cüveybir'dir dedi. Resul-i Ekrem'den size bir mesajım var. Sözün kısası, izin verildi. Cüveybir, se-lâm verip içeri girdikten sonra Ziyad'a dönerek; "Ey

221

Ziyad! dedi. Allah Resulünden getirdiğim haberi gizli mi söyleyeyim yoksa aşikâr mı?" Ziyad:

— Aşikâr et. Zira Resulullah'm mesajı benim için bir iftihar kaynağıdır. Cüveybir;

— Öyleyse, biliniz ki Allah Result) kizimz Zelfa'yi ba-na uygun görüp, sizden ikimizi evlendirmenizi istediler.

—Bunu Resulullah mi buyurmuşlar? Cüveybir:

— Evet. Ben Resul-i Ekrem'e yalan isnat etmem. Ziyad şaşırmıştı:

—  Bizler, kızlarımızı ancak kabilemizden bizimle aym derecede olanlarla evlendiririz. Şimdi sen geri dön, ben Allah Resulüyle görüşür, mâzeretimi ona da bildiri-rim.

Cüveybir pek üzülmüştü, kendi kendine:

— Allah'a yeminler olsun, diyordu. Bunu ne Kur'ân buyurmuş, ne de Resul-i Ekrem böyle bir şeyi kabul etmiştir.

Cüveybir ile Ziyad arasında geçen bu konuşmayı Zelfa da perde arkasından işitmişti. Babasını çağırıp konuşmak istedi. Ziyad, cemaatin arasından ayrılıp kı-zının odasına vardı.

Zelfa:

— Babacığım, Cüveybir'le hangi konuda sohbet edi-yordunuz?

222

— 0, Resul-i Ekrem'in seni onunla evlendirmem için emir buyurduklanm söylüyordu.

— Allah'a yemin ederim ki, Cüveybir Peygamber'e asia yalan isnat etmez ve o yüce şahsın huzurunda yalan konuşmaz. (Ben onu kabul ediyorum.) 0 hâlde ça-buk birini gönderip, ona geri dönmesi gerektiğini bildi-riniz.

Ziyad, (yaptığının yanlış olduğunu anlayıp) Cüvey-bir'i geri getirmesi için adam gönderdi. Bir müddet son-ra Cüveybir geri dönmüştü. Ziyad, hürmet gösterip a-yağa kalktı ve; "Hoş geldin ey Cüveybir!" dedi. Daha sonra dışarı çıkıp; "Ben dönene kadar otur da biraz din-len." dedi. Ziyad, Resul-i Ekrem'in huzurlanna vanp se-lâm verdi. Anam-babam sana feda olsun, deyip şöyle devam etti:

— Ey Allah'm Resulü, Cüveybir bana gelip sizin onu kızımla evlendirmemi istediğinizi söyledi. Ona bir cevap vermeyip sizinle görüşmenin daha iyi olacağını düşün-düm. Mâzeretim şuydu ki; bizler, öz kızlarımızı yalnızca kendi kabilemizden; bizimle eşit derecede olanlarla ev-lendirmedeydik. (Oysa ki siz Zelfa'yı, kabilemiz dışı, Cüveybir'le evlendirmemizi istemektesiniz.)

Resul-i Ekrem (s.a.a):

— Şüphe yok ki, Mümin erkek, mümin kızla ve Müs-lüman erkek de Müslüman kızla eş düzeydedir. Sonra da, kızını Cüveybire ver ve ona güven diye buyurdular.

223

Ziyad, eve dönüp Resul-i Ekrem'in sözlerini kızı Zel-fa'ya da anlatti. Zelfa, mukaddes buyruğu işitince:

— Babacığım, dedi. Çabuk Peygamber'in emrine uyasm, zira itaatsizlik edersen kâfirlerden olursun.

Ziyad, Ciiveybir'in yanina gelerek el sıkıştı ve onu kabilesine tamtti. Allah Resulünün kararlaştırdığı gibi, kızını Cüveybir'le evlendirdi. Zelfa'nm mehriyesini kendi iizerine aldi ve onun için güzel elbiseler satin ahp, ni-kâh için hazır kıldı. Zelfa da evlilik için hazırlanmıştı. Ziyad, Cüveybir'e bir elçi göndererek evini sordu. Cüveybir de; "Allah'a yemin ederim ki, benim evim yok-tur."

Ziyad, bu haberi alinca Cuveybir'e bir ev hazirladi. Onun için yeni ve giizel elbiseler ahp evini donatti. Ev tamamen hazirlanmca, Zelfa'yi oraya götürdüler.

Evin hazırlanıp donatıldığı ve Zelfa'nm da oraya götürüldüğü haberi Cuveybir'e iletildi. Cüveybir gecenin bir vakti eve gitmişti. Her şeyiyle kâmil bir ev ve hoş kokulu giizel bir kızla karşılaşınca, hemen bir köşeye çekilip Kur'ân tilavet eyledi, şükür namazları kıldı, gece boyu hep bunu tekrarladı. Sabah ezanı okununca da dışarı çıkıp mescide vardı. Namazını orada kıldı. Zelfa da abdest ahp namazını kılmıştı.

0 gün Zelfa'ya; "Cüveybir seninle yakınlaştı mı?" diye sormuşlardı da, Zelfa; "Hayır." diye cevap vermişti. "Eve girer girmez Kur'ân tilâvet eyledi, şükür namazları

224

kıldı ve sonra sabah namazim kılmak için mescide gitti..."

Cüveybir ikinci gece de aynı şeyi tekrarlamış, Zelfa bunu babasından gizlemişti. Nihayet üçüncü gece de bu tekrarlandı. Cüveybir'in bu hareketleri Ziyad'm kula-ğına varmıştı. Ziyad, bu olaya pek üzülüp şikayet ama-cıyla Resul-i Ekrem'in mübarek huzuruna vardi:

—  Ey Allah'm Result)! Anam-babam sana feda ol-sun. Kızımı Cüveybir'le evlendirmemi istediniz, ben de dileğinizi yerine getirdim. Allah'a yeminler olsun ki, bi-zim kabilemizce doğru olmayan bir işi yalnızca siz istiyordunuz diye kabul ettik bunu, ancak...

—  Cüveybir'den hanği kötülüğü ğördünüz? diye sordu.

— Biz, yiizel bir yaşam kurması için donatılmış bir ev verdik ona, sonra Zelfa'yi da oraya gönderdik. Cü-veybir'e eve gitmesi için haber verdik. Oysa Ciiveybir, kızıma bakmamış, yanına bile yaklaşmamış, sadece bir köşeye çekilerek namaz ve niyazla meşgul olmuş. Üç gündür aynı şeyi tekrarlıyor ve yanına vardığı da yok. Dileğim, buna bir çare bulmanızdır. Anlaşılan Cüveybir'in kadına ihtiyacı yok ve eğer durum gerçek-ten de böyleyse kararınızı beklemekteyim."

Resul-i Ekrem Ziyad'ı geri gönderdi. Daha sonra Cü-veybir'i çağırtarak ona Zelfa'ya niçin yaklaşmadığını sordu.

225

— Ey Allah'ın Resulü, dedi. Ben de bir erkeğim ve her erkek gibi benim de kadına ilgim pek fazladır. Yal-mz, eve girdiğimde tarn manasıyla donatılmış bir ev ve hoş kokulu giizel bir kızı karşımda görünce, eski günle-rimdeki, çaresiz; zavallı ve mescit garipleriyle olduğum fakirlik amlanmi hatırladım, sonra da Allah'ın vermiş olduğu bunca lü-tuf ve nimetlerine karşı kendime şük-retmeyi gerekli gördüm. Böylece Allah'a yakınlaşmak, ona olan teşekkürümü daha yakmdan dile getirmek istiyordum. Bu nedenle evin bir köşesine çekilerek Kur'ân tilaveti, namaz ve secdeyle Allah'a hamd-ii sena etmeye çalıştım. Sabah ezamm işittim de oruç tuttum. Bunlan Allah için üç gün tekrarladım. Yine turn bunlara ragmen yiice Allah'm onca nimetine karşılık, gece ve gündüz ibadetlerimin yetersiz olduğuna inanmaktayım.

Sözün kısası, Resul-i Ekrem Ciiveybir'den bu cevabi alınca, Ziyad'ı çağırtıp ona Cüveybir'in bu hareketindeki asıl hedefini açıkladı. Onlar da buna çok sevindiler. Ciivey-bir artik eve dönmüş, vermiş olduğu söze amel etmişti.1

HZ. MİKDAD'IN EVLİLİĞİ

Islâm'ın ilk dönemlerinde, Müslümanlar arasında evliliğe mani olan en önemli etkenler arasında makam ve servet geliyordu. Müslümanlar sahip oldukları servet

1-Funı-uKâfî, c.5, s. 340-344. 226

ve kabi-le üstünlüğünden dolayı, kızlarını fakir ve zaval-hlara vermezlerdi. Bu yiizden Resul-i Ekrem (s.a.a) cahiliye devrindeki bu yanlış hareketin Islam dunyasm-da yaygınlaşmaması için bazı yöntemlere başvurmuş-lar, bazen zengini fakire, bazen de zenciyi beyaza ni-kâhlamışlardı.

Zübeyr'in amcasının kızı Zübaa'yı, Yemenli bir zenci olan Mikdad ile evlendirmişler, sonra da şöyle buyur-muşlardı: "Ben halkin nikâh işlerini zorlaştırmamala-n, takva ve imam ölçü tutmalan, din ve imanm oldu-ğu yerde servet, kiyafet ve kabile üstünlüklerini ğö-zetmemeleri için, Zübaa'yı Mikdad ile evlendirdim."1

Imam Sadık (a.s) Mikdad'ın makamı hususunda şöyle buyurmuşlardı: "Mikdad'ın yeri, 'Kur'ân' kelime-sindeki Elifğibidir, hiçbir şey ona yapışmaz."2

HZ. FATIMA'NIN (S.A) EVLİLİĞİ

Hz. Fatima (s.a)'nm AM (a.s) ile yapmış oldukları ev-lilik turn Müslümanlar, özellikle de Ehlibeyt Imamlan-nın takipçileri olan Şia camiası için eşsiz bir ölçüdür. Mezhebiyle, mektebiyle göstermiş oldukları fuller ve hadisleriyle Islam ailesi için bir kilavuz olan masumla-rm turn davranışları yanında, evlilik üzerine açık bir

1- El-Â'lam, c.8, s. 208 (Ziibaa beyaz derili olup Resul-i Ekrem-'in izniyle siyah derili Mikdad ile evlenmişti.

2- Erusi Tevellüd-i Cedid, Merhum Üstad Mustafa Zamani s. 143.

227

numune olan güzelim amelleri de örnek alınmalı, hatta uygulanmalıdır.

Bu konuda hep birlikte on dört asir oncesine gide-cek, Resul-i Ekrem'in rızası, yiice Allah'm mukaddes emri gereğince gerçekleşen iki nurun (Hz. AM (a.s) ile Hz. Fatima (s.a)'nın) mübarek eviiliklerini hep birlikte az da olsa, tasavvur etmeye çalışacağız.

Peygamber kızı Fatima (s.a), asrın seçkin kızların-dandi. Baba ve annesi Kureyş kabilesinin şeref yönün-den en faziletli ve en asil ailesiydi. Fatima, zahirî giizel-liği ve ma-nevî üstünlüğünün yanında güzel ahlâkı, de-ğerli babasından almış; insaniyetin en üstün derece ve değerleriyle süslenmişti. Resul-i Ekrem'in yiicelik ve azameti, halk arasmda git gide anlaşılıyordu. Işte bu yüzden aziz kızı Hz. Fatima (s.a) Kureyş büyüklerinin ve servet sahiplerinin dikkatini çekiyordu.

Ancak Resul-i Ekrem bu mevzunun hiçbir yerde ko-nuşulmamasını istiyor, görücülüğe gelen şahıslara da olumlu cevap vermiyordu. Bu yüzden Fatıma'yı isteme-ye gelen-ler, evden aynldiklannda Resul-i Ekrem'in on-lara öfkelendiğini zannederlerdi.1

Resul-i Ekrem (s.a.a) Fatima (s.a)'yi AM (a.s) için bekletmedeydi. Üstelik, böyle bir teklifin bizzat AM (a.s) tarafından sunulmasını istiyordu. Bu yüce şahıs, yüce

l-Keşful-Gumme, c.l, s. 353. 228

Allah tarafmdan nuru nurla nikâhlandırmakla görev-lendirilmişti çünkü.

Bir ara Ebubekir de Resul-i Ekrem'in huzuruna va-rıp; "Kızınız Fatima'yi benimie eviendirmeniz mümkün müdür?" diye sormuştu da, Allah Result) bu işten razı olmadığını belirtmek için; "Ben bu konuda Allah'ın em-rini beklemekteyim!" şeklinde cevap vermişti.1

Dahası, Ebu Bekir bu işten ümidini keserek geri döndü. 0 sırada Ömer'le karşılaştı. Fatima'yi istediğini, yalnız Resul-i Ekrem'in olumlu cevap vermediğini ona da aktardı. Ömer; "Resulullah kızını sana vermek iste-mediğinden seni reddetmiştir." dedi.

Bir vakit Ömer de Hz. Fatıma (s.a)'yla evlenmek arzusuna kapılmış, bu maksatla Resulullah'ın huzuruna varmıştı. Resul-i Ekrem ona da; "Fatıma henüz küçüktür, kocasını ise Allah belirleyecektir!" şeklinde buyurmuşlar, böylece Ömer'i de reddetmiş-lerdBu iki arkadaş aldıkları cevaba dayanamamışlar, sık sık Resul-i Ekrem'in huzuruna vararak kızlarıyla ev-lenme tekliflerinde bulunmuşlardı. Oysa Resul-i Ek-rem'den gelen cevap hiç değişmiyordu.

1- Elimizde mevcut bulunan bazi rivayetlerde de Resul-i Ekrem'in yine bu manaya yakin, Hz. Fatima'yi istemeye gelenlere şöyle cevap verdikleri de nakledilir. "Fatima'nm işi Allah'a kalmıştır." (Allah-'ıyla kendi arasindadir.) Bu konuda turn tarih kitaplanna bakabilirsi-niz.

229

Bu arada Arap kavimleri arasında malca çok büyük servete sahip Abdurrahman b. Avf ile, yine Osman b. Af-fan da hep birlikte Resul-i Ekrem'in huzuruna var-mış, Fatıma (s.a)'yı kendilerine istemişlerdi.

Abdurrahman; "Ey Allah'm Resulü, demişti, eğer kı-zınız Fatıma'yı benimle evlendirirseniz, yiikleri en paha-h kumaşlarla dolu, mavi gözlü yüz kırmızı deve ile on bin dirhem vermeye hazmm size!"

Osman ise; "Ben de aymsim vermeye hazinm, dedi. Üstelik ben Abdurrahman'dan daha üstünüm de. Zira, ondan önce Müslüman olmuşum ben!"

Resul-i Ekrem pek öfkelenmişti. Mai ve servette gözleri olmadığını, evlenme ve evlendirme meselesinin ticaret meselesi gibi alış verişe benzetilmesinin yanlış olduğunu ve kısacası, maddeden öteye her işte mâne-viyatın önde geldiğini belirtmek için yerden bir avuç do-lusu toprak alarak Abdurrahman'a doğru serptiler. Sonra da; "Siz, dedi, beni maddeperest mi sandmiz? Benim yanimda servetinizle iftihar mi ediyorsunuz ve yine siz; para karşılığında kızımı sizinle evlendireceğimi mi saniyorsunuz?"

Abdurrahman ve Osman, Resul-i Ekrem'in vermiş olduğu cevap karşısında üzülerek dışarı çıkmışlar, Fatıma'yı mânâ bakımından en üstün şahsiyetle evlen-dirmek istediğini anlamışlar, yüce şahsın para, mal, ve servette gözü olmadığını pek yakından müşahede etmişlerdi.

230

Ali (a.s)'a Yapılan Öneri

Ashap az da olsa Resul-i Ekrem'in Fatıma'yı Ali'ye nikâhlamak istediğini anlamışlardı. Oysa ki bunlara ragmen, AM (a.s)'dan da heniiz herhangi bir teklif gelmemişti.

Bir ara Maaz oğlu Sa'd, Ebu Bekir, Ömer ve bazilan mescitte oturmuş konuşuyorlardı. Fatıma'dan söz edil-di. Ebu Bekir; "Uzun süredir," diye başladı sözüne. "Araplar arasında eşraftan ve şahsiyet sahiplerinden Fatıma'yı isteyen çıktıysa da Resul-i Ekrem onlarm tek-liflerini reddetmede diretiyor, cevaben de Fatima'nm eşinin tayini Allah'iyla kendi arasmdadir, diyor. Fakat AM b. Ebu Talip'den de şimdiye kadar bir teklif görül-memiştir. Sanırım, fakirlik önünü almış olsa gerek. Allah ve Resulünün Fatıma'yı, AM için beklettigi de benim yanımda açıktır..."

Ebu Bekir sözlerini tamamladıktan sonra, Sa'd ve Ömer'e dönerek; "Haydin, dedi hep birlikte Ali'nin yam-na varahm, durumu ona da açıklayahm. Eğer evlen-mekte gönlü olur da fakirlikten dolayi riza gostermezse yardimda bulunahm!" Maaz oğlu Sa'd bu teklifi pek beğenip ayağa kalktı, Ebu Bekir'i bu yolda teşvik etti.

Rivayetin geri kalan kismim Salman-i Farisî şöyle anlatır: Ömer, Ebu Bekir ve Maaz oğlu Sa'd bu maksat-la mescitten ayrilip AM (a.s)'i aramaya koyuldular. Onu evde bulamadılar. Birinin hurmahğında deveyle su çe-

231

kip hurma ağaçlarını sulamakta olduğunu öğrendikle-rinde oraya gittiler. Ali (a.s) onları görüp:

— Nereden ve niçin geliyorsunuz? diye sordu. Ebu Bekir:

— Ey Ali, sen, maneviyatta kemala ermiş en üstün zatsm. Durumunu ve Resul-i Ekrem'in sana olan ilgisini de pekâla biliyorsundur. Ve yine şu, senin için açıktır ki, Araplar arasında eşraftan ve şahsiyet sahiplerinden hemen hemen herkes Fatıma (s.a)'yı istemiş, ancak Resul-i Ekrem bunlardan hiçbirisini kabul etmemiştir. O'nun için Fatıma-nın eşini Allah tayin edecektir, de-miştir. Sanırım Allah ve Resulü Fatıma'yı senin için bekletmedeler. Zira senden başka kimsenin böyle bir zevceye liyakati da yoktur. Yalnız bizim için anlaşılma-yan bir mesele vardır; acaba sizin böylesine hayırlı bir işte ihmalkârlık edişinizin sebebi nedir?

Ali (a.s) bunca sözü işittiğinde mübarek gözünden yaşlar akıttı. Sonra doğruldu ve dei:

— Ey Ebu Bekir, gaflet içerisinde olduğum bir ko-nuda beni uyardın. Allah'a yeminler olsun, gerçekten de Fatıma, istenilmeye lâyık bir makamdadır...1

Ali (a.s)'ın Düşünceleri

Ali (a.s), Resulullah'ın evinde büyümüştü. 0, Fatıma (s.a)'yı çok iyi tanıyordu. Ahlâk, iman ve Allah'a olan

l-Bihar'ul-Envar, c.43, s. 125. 232

yakınlık ve inancından pekâla haberdardı. Her ikisi de bir evde büyümüş, Resul-i Ekrem'in miibarek edebiyle edep-lenmişlerdi.1

AM (a.s), Fatıma gibi kemâli bütün, makamca pek faziletli birini bulamayacağını biliyordu. Bu yüzden onu kalpten seviyordu. Onca şahsiyetlerden sonra Fatıma'nın evlenmeyişi ve gelen öneriler, onu başka kapıları açmaya teşvik ediyordu. AM (a.s) için bulunmaz bir fırsat doğmuştu. Ancak o, Müslümanların içinde bu-lunduğu iktisadi sıkıntıları kendine dert eder, onlann meselelerinden başka hiçbir şeyi düşünmezdi.

Ebu Bekir'in önerisinden hemen sonra, AM (a.s)'ın düşünceleri bu konuda yoğunlaşmıştı. Nihayet, uzunca bir tefekkürden sonra evlenmeye karar vermişti.

Evliliğe Doğru

Hz. AM (a.s) hurmalıkta aldığı bu karardan kısa bir müddet sonra, devesini alıp eve döndü. Mübarek be-denini temizleyip sırtına bir aba atarak, Resul-i Ekrem'in mukaddes evine vardı, yavaşça kapıyı çaldı. Ümmü Seleme'nin evinde bulunan Resul-i Ekrem (s.a.a), daha kapı açılmadan, Ümmü Seleme'ye:

— Git, kapıyı aç, diye buyurmuşlardı. Çünkü o, öyle bir kimsedir ki, Allah ve Resulü ondan hoşnut, o da Allah ve Resulünden hoşnuttur.

l-Menakib-ı Şehr-Aşub: c.2, s. 180.

233

Ümmü Seleme, Resul-i Ekrem'in bu sözlerine pek şaşırdı. Dedi ki:

— Ey Allah'ın Resulü, annem ve babam sana feda olsun. Görmeden hakkında konuştuğunuz şu zat kimdir de onu methediyorsunuz?

—  0, cesur ve yiğit bir kişidir; kardeşim, amcam oğlu ve benim yanimda insanlarm en degerlisidir. Işte o, Ebu Talib oğlu Ali'dir.

Ümmü Seleme yerinden kalkarak kapıyı açtı. Ali (a.s) içeri girdi. Selâm verip Resul-i Ekrem'in yanına o-turdu. Utancından bir kelime dahi söyleyemiyordu. Bir müddet öylece sustular. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) sessizliği bozdu:

—  Ey Ali, herhalde bir isteğin var da onu dile getiremiyor, söylemekten çekiniyorsun. Çekinme de, söyle. Zira, isteğin ne olursa olsun kabul edilecektir.

Ali (a.s) bunu fırsat bilip konuşmaya başladı:

— Ey Allah'ın Resulü, annem-babam sana feda olsun. Siz de bilirsiniz ki ben, sizin evinizde büyüdüm, si-zin ihsan ve nimetlerinizle nimetlendim. Bana, eğitim ve öğrenimimde annemden ve hatta babamdan daha fazla emek verdiniz, ne öğrenmişsem ben, hepsi siz-dendir. Allah'a ye-minler olsun ki, dünyada ve ahirette hazinem yalmz sizsiniz bana. Artık bağlanmak; sıkıntı-lanmi gidermek için iyi bir eş seçerek yuva kurmanin zamanı gelmiştir. Siz de uygun görürseniz, kızınız

234

Fatıma (s.a) ile evlenmek, gerçekten de benim için sa-adet ve onur kaynağı olacaktır.

Resul-i Ekrem beklediği teklifi nihayet almıştı. Bu işe pek sevinip AM (a.s)'a şöyle buyurdu:

— Bekle, bu teklifini Fatima'ya da iletmem gerek. Resul-i Ekrem (s.a.a), Fatıma (s.a)'nın odasına vardi-

lar ve yüce bânuya teklifi sundular: "Ey gözümün nuru!" diye hitap eylediler. "AN b. Ebu Talib'i pek iyi tanirsm, sa-na görücülüğe gelmiştir. Acaba seni ona nikâhlamamı is-ter misin?"

Fatima (s.a) utandilar da cevap veremediler. Resul-i Ekrem onun bu susuşunu razılık alâmeti bildiler...1

Resul-i Ekrem, kızı Fatıma (s.a)'da razılık alâmetleri görünce, geri dönüp AM (a.s)'ı müjdeledi. Daha sonra:

— Ey AM, dediler. Evlenmek için bir şeyin var mi?

— Ey Allah'm Result), siz de bilirsiniz ki, benim bii-tün servetim bir kılıç, bir zirh ve bir de deveden ibaret-tir.

Resul-i Ekrem durumu böyle görünce:

— Ey AM, dediler. Sen bir cihat ehlisin kılıç sana la-zımdır. Onsuz savaşmak olmaz. Savaşta düşmanları helak etmen gerekecektir onunla... Deve de günlük ih-tiyaçlarını karşılamak, evin rızkını çıkarmak için gerek-lidir. Onunla yük taşır, böylece rızkını sağlar, yolculuk

l-Bihar'ul-Envar, c.43, s. 127.

235

edersin. Ancak, zırha gelince... 0 biraz açıkta kalmak-tadir. Ben de seni zorlamiyorum. Git zirhim sat ve...1

Nikâh Hutbesi

Bu konuyu daha önce zikrettiğimiz için tekrarına gerek görmüyoruz. Yine de gerekli bilgi için "Düğün tö-reninin adabı" bölümüne bakınız.

Hz. Fatima'nm (s.a) Mehri

1- 400 veya 480 veyahut 500 dirhem değerinde bir zirh.

2-Yemen kumaşından dikilmiş bir âdet takım elbi-se.

3- Sepilenmiş bir koyun postu.

Hz. Fatıma'nın (s.a) Çeyiz Listesi

Resul-i Ekrem (s.a.a) Hazret-i Ali (a.s)'a: - Şimdi, dediler. Fatıma'ya mehir olarak vereceğin zırhı sat ve karşılığını bana getir de onunla gerekli bir takım eşyalar alayım. Bunun iizerine, Ali (a.s) pazara varıp zırhını sattı.2

l-Bihar'ul-Envar: c.43, s. 127.

2- Bazı rivayetlerde zırhın 400 dirheme, bazilannda 480 dirheme, bazilannda ise 500 dirheme satıldığı belirtilmiştir. Yine bazı rivayetlerde de zirhin Osman tarafindan satin alındığı ve daha sonra Ali'ye (a.s) hediye edildiği söylenmiştir. (Bkz. Bihar'ul-Envar: c.43, s.130).

236

Eline geçen miktarı Resul-i Ekrem'e teslim etti. Re-sul-i Ekrem, Ebu Bekir'i, Salman'ı Farisî'yi ve Bilal'ı hu-zuruna çağırarak; "Şimdi, dedi, gidin ve bu parayla Fatıma (s.a) için gerekli olan eşyaları aim."

Hazret paramn geri kalan kismim da Esma'ya verip; "Kızım için güzel kokular al." Kalamm da Ümmü Sele-me'ye teslim etti.

Ebu Bekir şöyle der: Paraları saydım; 63 dirhem idi. (Onunla pazara varıp) Fatıma için şunları aldık:

1-  Bir âdet gömlek.

2-  Büyükçe bir baş örtüsü.

3-  Hayber mail siyah bir elbise.

4-  Hurma lifinden örülmüş bir âdet yatak.

5-  Biri koyun yününden, diğeri de hurma lifinden doldurulmuş ketenden iki âdet döşek.

6-  Içi Ezher'le doldurulmuş, koyun derisinden dört âdet yastık.

7-  Bir âdet Hicir hasırı.

8-  Bir âdet el değirmeni.

9-  Bir bâkır kap.

10- Kuyudan su çekmek için deriden yapılmış bir kır-ba.

11- Elbise yıkamak için bir âdet leğen.

12- Bir âdet süt kasesi 13-Bir âdetsu kabı. 14- Bir yün perde.

237

15- Bir ibrik.

16- Bir âdet çömlek maşrapa 17-Sergi olarak kullamlan bir âdet deri.

18- Iki çömlek testi.

19- Bir aba aldik.1

Alınan bunca eşyalar, Resul-i Ekrem'in huzuruna ge-tirilince mübarek gözlerinden yaşlar akıtıp yüzünü semaya kaldirarak; "Ey Allah'im, dedi. Bu evliliği, kap-lannin çoğu çömlekten olan kullarma mubarek eyle!"

Evlenme Merasimi

Daha sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) Hz. Ali'ye döne-rek; "Ey AM, dedi. Düğünde ziyafet verilmelidir. Ben üm-metimin düğünlerde ziyafet vermesini severim."

0 sırada mecliste hazır bulunanlardan Maaz oğlu Said yerinden kalkarak; "Ben, dedi, bu mutlu gün için bir koyun hediye ediyorum."

Ashaptan bir grup da yardimda bulununca, Resul-i Ekrem, Bilal'a dönerek; "Sen koyunu getir." dedi, AM (a.s)'a da; "Sen de bir hayvan boğazla." diye buyurdu. Sonra da AM (a.s)'a on dirhem kadar verip bir miktar yağ, hurma ve gerekli erzak almasim istedi. Her şey hazırlanınca Resul-i Ekrem AM (a.s)'ı çağırdı ve; "Ey AM, dedi, şimdi git ve dilediğini yemeğe davet et."

1- Menakıb-i İbn-i Şehr Aşub, c.3, s. 353. 238

AM (a.s) sahabeden birçoğunu davet etti. Davetliler çok olduğundan Resul-i Ekrem onları onar onar içeriye aldı. Her on kişilik grup yemeklerini bitirdikten sonra hayır duada bulunup dışarı çıkıyor ve yerlerini diğer on kişilik gruba teslim ediyordu. Yemekleri Resul-i Ekrem mübarek elleriyle eşit miktarda paylaştırıyor, amcaları Abbas ve Hamza da misafirleri ağırlıyorlardı. AM ve kardeşi Akil de onlarla beraber misafirleri ağırlamakla meşgul idiler. Ziyafetten sonra artan yemekler de Resul-i Ekrem'in emri iizerine merasime gelmeyen fakir ve yoksullara götürüldü. Birazı da AM ve Fatima (a.s) i-çin ayrıldı.

Zifaf Gecesi

Hz. Fatima (a.s)'m AM (a.s)'ın evine gideceği vakit hayli yaklaşmıştı. Resul-i Ekrem katinm hazırlayıp üze-rine ince bir minder koyarak Fatıma'yı oraya oturttu. Salman katinn dizgilerini tutuyor, Bilal da katinn arka-smdan yaya olarak ilerliyordu. Yolun yansi katedilmişken diğer seslere benzemeyen giizel ve hafif bir ses işitildi. Peygamber Cebrail ve Mikail'in yetmiş bin melekle Fatıma'yı uğurlamaya geldiklerini anlaym-ca, bir ara duraklayıp onlardan yeryüzüne niçin indikle-rini sordu.

Onlar; "Biz, dediler. Fatıma'yı gelin evinden damat evine uğurlamaya geldik." 0 sıra bütün melekler, Cebrail ve Mikail'in eşliğinde tekbir getirdiler. Resul-i Ek-

239

rem de onlara katıldı. Sonra da hanimlarma dönerek; "AM ve Fatı-ma'yı sevinç, iftihar ve neşeyle odalarına götürün; ama Allah'm razı olmayacağı bir şey söyleme-yin!" diye buyurdu. Bunun iizerine kutlu hatunlar se-vinç, neşe ve sayısız tekbirlerle AM ve Fatıma'yı zifaf odasına uğurladılar. "Bu olaydan sonra düğünlerde tekbir getirmek (Allah-u Ekber demek) sünnet hâline geldi.1

Ufak Bir Tarayış

Ne yazık ki günümüz evliMklerini yukarıda zikredi-len ilâhî evMlikle karşılaştırdığımızda aralarında büyük bir farklılığın mevcut olduğunu görmekteyiz.

Zira bugün modern çağda olduğumuzdan, tekbirler yerine şeytanları çağıran ezgiler şiar edinilmiş; şairlerin yerini solistler almıştır. Hatta ve hatta eğlence türleri değişik boyutlara varmış, alabildiğince hayasızlığı yay-gınlaştırmış-tır. Raks türünden çeşitli danslar türetil-miş, düğünler âdeta fuhuş yuvaları hâline getirilmiştir. Bu yüzden iffetsizlik hayâsızlık, ahlâksızlık kısacası hayvanileşme ve gerisin geriye cahiliye devrine tekrar dönme, bu çağda baş göstermiştir.

Hayâsızlık ve edepsizliğin toplumda yayılmasına vesile olanlar şu ayeti bilmezler mi?

1- Menakıb-i İbn-i Meğazilî-i Şafî, s. 344. 240

"İnananlar içinde edepsizliğin yayılmasını isteyen-lere dünyada da, ahirette de acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz."1

Bazen de ilâhî evlilik adına yine aynı şeyler yapıl-maktadır. Birçokları tekbirler yanında kadın seslerin-den de yararlanmışlardır, "evlilik matem değildir" veya "eğlenmek hakkımızdır" gibisine aksi iddia edilmeyen iddialara tutunabildikleri kadar tutunmuşlardır. Oysaki Islam çerçevesinde şeytanî amellerle ilâhî ameller asla bağdaşmamaktadır. Eğlence, Islâmî ve ahlâkî kuralları çiğnediğinde hayvani eylemlere kadar uzar. Hatta, bazen failler bundan da aşağılık olurlar.

Yüce Allah zikredilen onca sıfatlara sahip kimseler için bakınız ne buyurmaktadır:

"Onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler. Hatta daha da aşağılıktırlar. İşte onlardır gafillerin ta kendi-leri."2

Yukarıda zikredilenler bir kenara, günümüz âdetlerinden bir başkası olarak yine göze çarpan, gayr-i İslâmîgeleneklerin alınmasıdır. Bununla da kalınmayıp gelinler teni açıkça gösteren bu tür giysileri giyerek damatla şehir turları yapılmakta, en azından davetliler karşısında seyre tabi tutulmaktadır. âdeta damattan önce halktan gelinin seyri istenir gibi...

l-Nûr/19. 2-A'râf/179.

241

Yüce dinimizce bu pek çirkin, pek kötü bir âdettir. "Âdet" değilse de bu tabiri kullanmak doğru olsa ge-rek. Zira bu tür rezaletlerin olduğu yerlerde Müslüman-lar dahi görülmektedir.

Ehlibeyt mektebini örnek edinmek isteyen her Müs-lüman'a şunu söylememiz gerekmektedir ki, saadete erişmek için insanca yaşamak ve insanca yaşamak i-çin de kâmil insanları örnek almak, en azından onlara benzemek tek gaye olmalıdır.

Bir Teklif ve AM (a.s)'dan Cevap

Münafıklardan biri, Hz. Fatıma (s.a)'nın çeyizi az ol-duğundan, Ali (a.s)'ı incitmek, onu küçük düşürmek istiyordu. Bir gün bu gayeyle Ali (a.s)'ın yanına gelerek şöyle dedi:

"Ey AM, sen içimizde en kâmil, makamı en yüce, derece, ilim ve fazilette en üstünümüzsün. Araplar ara-sında en cesurumuz ve en yiğidimiz de sensin. Niçin yemeğini kazanda pişirip kapağında yiyen fakir bir kız-la evlendin? Eğer benim kızımla evlenseydin evimden evine kadar pahalı çeyizlerle yüklü yüzlerce deve dizer, sana verirdim..."

Ali (a.s) şöyle cevap verdi:

"Bu evlilik yüce Allah'ın rızasıyla gerçekleşmiştir. Gayemiz onun rızasıdır. Para biriktirip dünyanın süsüne aldanmak bize göre değildir. Bizler paramızla övünme-yiz. Övünmek yalnızca takva ve iyi ameller üzerinedir."

242

Ali ve Fatıma Zifaf Odasmda

Peygamber hanımları, Fatıma (s.a)'yı süsleyip en giizel kokularla bezediler. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) AM ve Fatıma'yı yanına çağırtıp AM (a.s)'ı sağına, Fatıma'yı (s.a) da sol tarafina oturttu. Her ikisini de bağrına basıp alinlarmdan öptü. Daha sonra Fatima'nm eMni AM'nin eline verdi ve AM (a.s)'a; "Fatıma iyi bir eş-tir." diye buyurdu. Sonra da Fatıma (s.a)'ya dönerek; "AH iyi bir kocadır." şeklinde buyurdu. Ardindan, risalet hanedanimn kutlu hatunlarına şöyle buyurdu:

"Artik Ali ve Fatıma'yı (as) odalarma uğurlayın, sonra da buradan aynlm!.."

Hatunlar iki semavî nuru odalarma götürüp dışarı çıktıktan sonra Resul-i Ekrem içeri girip, Fatıma (s.a)'dan su dolu bir tas getirmesini istedi. Getirilen su-dan bir miktar alıp Fatıma (s.a)'nın üzerine serpti ve geri kalamyla da abdest almasim, mübarek ağzını yı-kamasını istedi.

Sonra da yine su isteyip AM (a.s)'ın üzerine serpti de ondan da suyun geri kalamyla abdest almasim ve mii-barek ağzını yıkamasını istedi. Daha sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) her ikisini de öpüp, mübarek elini semaya kaldırdı ve şöyle dedi:

"Ey Allah'im! Bu evliliği mübarek ey/e ve onlara tertemiz bir nesil ihsan et."

Sözün kısası, Resul-i Ekrem zifaf odasından çık-mak istediklerinde, Fatima (s.a) muhterem babalarimn

243

ayaklarına kapanıp ağladılar. Resul-i Ekrem bunu gö-rünce şöyle buyurdu:

"Ey kızım (Sakın ağlamayasın)! Çünkü ben, sen/ insanlann en hayırlısı ve en alimiyle evlendirdim."

Daha sonra Resul-i Ekrem eşiğe varıp, iki nura hi-taben şunları buyurdu:

"Allah sizleri ve neslinizi tertemiz kilsm. Dostlanniz benim dostlarim, düşmanlarınız ise düşmanımdır."

Deryadan Yalnizca Bir Katre

Resul-i Ekrem (s.a.a) mübarek kızları Fatima'nm (s.a) düğün gecesi için yeni bir gömlek satin almış, onu Fa-tıma'ya hediye etmişlerdi.

Yine o gece Fatima (s.a) ibadetle meşgul olduğu vakit fakir bir dilenci kapıyı çalmıştı da Fatima (s.a) i-badeti yarıda bırakıp kapıyı açmıştı.

Miskin ve zavallı yaşlı bir kadm. "Ey Fatima, diyordu. Nübüvvet evinden eski bir gömlek istiyorum."

Fatima (s.a) bir müddet düşündü. Biri eski, diğeriyse muhterem babasimn hediye etmiş olduğu yeni gömlek olmak üzere iki gömleği vardı. Eskiye razi olan kadina eski gömleğini vermek istediyse de Kur'ân-i Kerim'den; "Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) infak

244

etmedikçe asla iyiliğe eremezsiniz."1 ayet-i kerimeyi hatırlayıp yeni göm-leği verdi.2

Ertesi gün Resul-i Ekrem Fatıma'nın evinin önün-den geçerken, Fatıma'yı eski gömleğiyle görünce, sor-du:

—  Neden yeni gömleğini giyinmemişsin? diye sor-du.

— Onu fakir bir kadına verdim.

—  Eğer eski gömleğini fakire verseydin ve yeni gömleğini de kocandan ötürü kendin giyinseydin daha iyi olmaz mıydı?

— Babacığım, ben sizin yaptıklarınız gibi yaptım ve sizin fillerinize amel ettim. Zira, annem Hatice (s.a) ha-yattayken tüm varlığını sizin yolunuza feda etti. Vaktiy-le fakirin biri sizden giysi istemişti de, siz de ona kendi gömleğinizi vermiştiniz. Sonra da hakkınızda Kur'ân-ı Ke-rim'de; "Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma, sonra kınanır, hasret, piş-manlık içinde kalırsın."3 ayet-i kerimesi nazil olmuş-tu...

Resul-i Ekrem (s.a.a) Fatıma (s.a)'nın bu güzel dav-ranışı karşısında sevgi ve heyecanla göz yaşını tutama-yarak ağladı ve mübarek kızını bağrına bastı...4

l-Al-iİmrân/92.

2- Tabakât-ı İbn-i Sad, c.8, böl. 1, s. 14

3-İsrâ/29.

4-Reyahin'uş-Şeriat, c.l, s. 105-106.

246

ZİFAF GECESİNİN ADABI

Zifaf gecesi, yeni evlenmiş kız ve erkekler için ömürlerinin en hassas anıdır denilebilir. Kız ve er-kek evliliğin ilk adımlarına bu gece ile başlarlar, birbirlerine karşı hayat arkadaşı olma yolunda, zifafın heyecanı ve mutluluğu bir ömür boyu hatıralarda taze-liğini korur.

Biz Müslümanlar için bu gecede yapılması müstehap olan birçok ameller vardır. Bu ameller ilâhî emirler olup, eşlere yaşamlarında bereket, çocuklarına ise terbiye bahşeder. Bunlardan ilki sırasıyla abdest, namaz ve duadır.

Namaz Allah'a kulluğun gereği olduğu gibi, burada namazdan kasıt eşlerin, her şeyiyle hazır, süslenip be-ze-tilmiş bir evde nefislerine değil de, Allah'a itaat et-melerinin simgesidir.

Ayrıca namaz, Şeytanı ümitsiz edeceğinden bir-leşme esnasında onlardan doğacak çocuklardan şey-tana pay vermemektir. Müslüman eşler bu vesileyle birbirlerine karşı tam güven içerisinde, gönül rahatlığıy-

247

la aynı yöne, hakka doğru ilerlerler. Bunlarm yam sira, kılacakları namaz onları sakinleştirir.

Bu gecede zikredilen amellerin ve bunlarm vesile olduğu güzelliklerin varlığını inkâr etmemeli, mutlak surette amel etmelidir. Zira, böyle bir kimse sırf bu yüzden kayıtsız kalır da inkârında inat ederse Allah'a inanmamış demektir.

Namaz ve diğer amellere de uygun ve güzel bir â-dâpla başlamalıdır. Erkek, her şeyden önce kızdan abdest almasını ve namaz için odada hazır bulunması-nı ister. Ardından kendisi de abdest alıp namaz için ha-zırlanır. 0 gecenin tüm adap ve duaları sona erdikten sonra1 hayatlarmm en mutlu anlarını gönül hoşluğu ile başlarlar.

Yalnız erkek mutedil olmayı hiçbir zaman elden bı-rakmamalıdır. Ilişki her şeyden önce heyecandan uzak olmalı, aniden başlatılmamalıdır. Çiftler birbirlerini ar-zulayacakları en güzel hâle büründürmelidirler. Eğer erkek sadece kendi nefsi arzusunu tatmin için hareket ederse, hanım bu vakadan hoşlanmadığı gibi vücu-dunda rahatlık da hissetmez.2

1-  Adap ve dualara ayriyeten konunun sonunda açık bir şekilde yer verilmiştir.

2- Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: "Birlikte olurken kadınları-nıza horozun tavuğa yaklaştığı gibi (aniden) yaklaşmayın. El oyunlan ve okşamalarlayaklaşın." (Hilyet'ul-Muttakin, s. 126.)

248

Burada şu konuya değinmekte fayda vardır. Evlilik öncesi kızın bâkire olması şarttır. Eğer akdin yanında kızın bâkire olması şart koşulursa bu, kesinlik kazamr. Aksi takdirde aldatma olarak nitelendirilip, erkek hakh bir şekilde kızı boşayabilir.

Yalnız, birleşme esnasında veya birleşmeden sonra kizm orgamndan kan akmamasi, onun bâkire olmadı-ğını göstermez. Zira, kızlarda olmasi gereken ve halk arasında "kızlık zarı" veya "bâkirelik perdesi" olarak bi-linen bu incecik zann çeşitli türleri vardır. Bazıları ilk cinsel ilişkiyle yırtılır, bazılarıysa defalarca yapılan iliş-kilere rağmen yırtılmaz.

Uzman doktorlar bu özelliğe sahip kızların küçük bir cerrahi operasyona ihtiyaçları olduğunu vurgulamışlar-dır.

Bir diğer sebep ise, yine kizhk zarimn sarkik, esnek, uzun ve geniş cinslerden olmasıdır. Dolayısıyla böyle durumlarda tenasül uzvu zara yetismeyecek kadar kisa olursa zar yırtılmayacaktır.

Bugün ülkemizin genellikle, ilişki sonrası çıkan ka-nm gosterilmesi gibi âdetlerin yaygın olduğu doğu ve orta doğu bölgelerinde sadece bu konunun açıklığa kavuşturulmaması yüzünden birçok masum kız zina vb. gibi pek çirkin ithamlarla yüz yüze gelmişler, "na-mussuz" damgasıyla toplum içerisindeki haysiyet ve şereflerini kaybetmişlerdir.

249

Ancak, bu durumlarda tıbbında dediği gibi, uzman bir doktora başvurulmalıdır. Bu erkeğin görevidir. Zira eşinden kan çıkmamışken kimseye söylemeden bu mühim görevi üstlenmeli, evlilik hayatları için sırrını gizlemelidir. Aksi takdirde haber duyulur da eşini bo-şar, sonra temiz olduğunu öğrenir ve tekrar evlenirse veya en azından böyle bir şey olmaz da yalnizca haber yayılırsa halk arasında çıkacak dedikodulardan ve kötü sözlerden kendini sorumlu tutmalıdır...

Zifafın gece olması müstehaptır. Müstehap amel-lerden bir diğeri de aşağıda zifaf için zikrettiğimiz ha-dis-i şeriftir:

"...Gelln hanım eve ğirdiğinde ayakkabılarını çı-kar ve sonra ayaklarını yıka. 0 suyu kapının bir u-cundan başlayarak odanın dört bir yanına dök. Eğer bunu yaparsan yüce Allah senden, yetmiş bin çeşit fakirliği defeder ve (ayrıca) yetmiş bin çeşit bereket verir..."1

İmam Muhammed Bâkır (a.s)'dan zifaf gecesine ait şöyle bir hadis nakledilmiştir:

"Gelini odana ğönderdiklerinde, daha içeri ğirme-den ona abdest almasını emret. Sen de abdest al ve iki rekat namaz kıl sonra da odanın dışındakilere, ğe-line de namaz kılmasını söylemelerini iste. Ardından Allah'a şükret ve Muhammed (s.a.a)'e ve Ehlibeyti'ne

1- Bihar'ul-Envar, c.100, s. 280, h. 1. 250

salavat ğönder, dua et ve gelinle birlikte orada bulu-nan kadinlarm da amin demelerini iste. Sonra da şu duayi oku:

"Allahumme-rzuknî elfeha ve vuddeha ve rizaha ve arzini biha vecma1 beynena bi ehsani ictimain ve anesi i'tilafin fe-inneke tuhibbul helale ve tekrehu-l heram."

"Allah'im onun iilfet, sevgi ve rizasmi bana nasip eyle, beni onunla hoşnut kıl, bizi en güzel bir şekilde bir araya getir ve şüphesiz sen helali seviyorsun harami ise sevmiyorsun."1

Imam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:

"Zifaf gecesi eşinin yanına vardığında aim iizerin-deki saçlarından tut ve kıbleye doğru çevirerek şu duayi oku:

"Allahumme bi-emanetike ahaztuha ve bi-keIima-tike istehleltuha, fein kazayte lî minha veleden fec'el-hu mubareken takiyyen min şiati Âl-i Muhammed vela tec'el li-ş'şeytani fîhîşereken vela nasiba"

"Allah'im bu hanımı eşim olarak senden emanet aldim ve kelimelerinle helâl kıldım kendime, öyleyse bu evlilikten bize çocuk yazmışsan onu mübarek ve muttaki kil ve onu Âl-i Muhammed (s.a.a)'e bağlı Müs-

l-Hilyet'ül-Muttakin, s. 133.

251

lümanlardan eyle ve onda, şeytan için bir pay ve nasip kılma."1

Başka bir yerde de yine Imam Cafer Sadık (a.s)'dan buna benzer şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:

"Elini eşinin aim üzerine koyarak, şu duayı oku:

"Allahumme ela kitabike tezevvectuha ve fî ema-netike ahaztuha ve bi-kelimâtike istehleltu ferceha fe in kazayte lî fî-rahimiha şey'en fec'elhu seviyya ve la tec'elhu şereke şeytanin."

"Allah'ım, kitabındaki buyruğun üzere bu hanımla evlendim ve onu emanet olarak aldim senden, kelime-lerinle helâl kıldım onu kendime. Öyleyse benim için rahminde bir şey yazmışsan eğer, ona düzenli bir biçim ver ve şeytanı onda ortak etme."

Ravi, İmam (a.s)'a; "Şeytanı onda ortak etmek"ten kasıt nedir? diye sormuş, İmam ise cevabında; "Eğer cinsel birleşme esnasında Allah'm adı anılırsa, şey-tan uzaklaşır aksi takdirde çocuk her ikisinden diin-yaya gelmiş olur." demişti.

Ravi tekrar, "Doğan çocukların şeytanla olup-olmadı-ğını nereden bilebiliriz?" diye sorunca, imam; "Bizi (Ehli-beyt'i) sevenlerin çocukları şeytandan de-ğildir ama kim bizi sevmez de bize düşman olursa iş-te onlarm evlâtları şeytandandır." buyurmuştu.2

l-Hilyet'ül-Muttakin, s. 134 (2. Baskı). 2- Hilyet'ül-Muttakin, s. 134 (2. Baskı).

252

CİNSEL ILISKININ ADABI

Ister ilk evlilikte olsun, isterse devam etmekte olan evliliklerde olsun, fertler arasındâki cinsel ilişkinin çocuk ve aile üzerinde ehemmiyeti pek büyüktür.

Sahih bir birleşme, aile içerisinde huzur ve rahathk sağladığı gibi bireylerin birbirlerine olan sevgi ve mu-habbetini de devamlı kılar. Doğacak çocukların ruh, fi-zik ve zekâ gibi fıtrî özeliklerini sağlamlaştırır; hâl böyle olunca daha sıhhatli nesil oluşur.

Bugün, karı-koca arasında boşanmaya kadar varan birçok anlaşmazlıkların ve ayrıca sakat olarak dünyaya gelen çocukların kökeni yine bu konuya dayanmakta-dır.

Kadın, erkek için erkek de, kadın için tam bir do-yum olmalı, ilişki içtenlikle ve ahlâki kurallara uygun olarak yapılmalıdır. Zira anne ve babanın ruhî özelikle-ri, güzellikleri dumura uğrar ve gelecek nesiller üzerin-de de etkili otur.

253

Bu konuda cinsel ilişkiden önce dikkat edilmesi gereken birkaç konuya yer vereceğiz:

a-Temizlik

Insan fıtratı gereği temizliği sever. Yani fıtratı gere-ği gulden hoşlanan insan, temizlikten de hoşlanacaktır. Fıtrata uygun olmayan şeyleri yapmak, insan ruhu iize-rinde etki bıraktığı gibi temizliğe özen gostermemek de insan ruhu üzerinde eser bırakacaktır. Ehlibeyt Imam-lari bu konuda; "Kulun kötüsü, kirli olanıdır."1 şeklinde buyurmuştur.

Evlilik hayatında temizlik büyük öneme haizdir. Genel olarak evlilik temiz giyinme, vücut temizliğine özen gösterme, ev temizliği, birleşme yerinin temizliği ve çocuk te-mizliği üzerine olmalıdır. Hamarat ama te-mizliğe özen gös-termeyen hanımlar, erkekler tarafın-dan pek kale alınmazlar. Öte yandan, güzel olmayıp temizliğe gereken ilgiyi gös-teren kadınlar ise kocaları tarafından ilgiyle karşılanırlar.

Cinsel ilişki esnasında çıkabilecek ağız ve ter ko-kusu, çiftler arasında hoş karşılanmayacağı gibi, bık-kınlığa da yol açacaktır. Bu da evlilik hayatında kirlili-ğin ne kadar olumsuz etkilerinin olduğunu göstermek-tedir.

1- Vesaü'uş-Şia, c.l, s.277, Eski Baskı. 254

b-Güler Yüzlülük

Her yüz, ufak bir gülümsemeyle daha da güzelleşir. Bazen küçük bir tebessüm, ağırbaşlılık ve iyimserlikle taş kalpli insanların, dize getirildiğine, defalarca şahit olmuşuzdur.

Toplumun her sahasında samimi ve güler yüzlü olmak toplumun kırgınlık ve kızgınlıklarını asgariye in-dirir; hem toplumda ve hem ailede sevgi, saygı ve mu-habbete vesile olur. Yalnız güler yüzlülük ile aşırılık an-laşılmamalıdır. Laubali gülüşler, alaylı kahkahalar ve küçük düşürücü tebessümler, elbette ki kastedilen şey-lerden değildir. Bu konuda yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Ey inananlar (içinizden) bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Belki alay ettikleri kimseler kendilerinden daha iyidir. Kadınlar da başka kadın-larla alay etmesinler, belki onlar da kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra ne kötü bir şeydir bu. Ve kim tövbe etmezse işte onlardır za-limlerin ta kendileri."1

Ayet-i kerime'den de anlaşıldığı gibi alay etme, a-laylı olma iyi sıfatlardan olmayıp, örfen de hoş karşı-lanmayan bir şeydir.

l-Hucurât/ll.

255

Güler yüzlülük, halk arasında sevilen ve hoş karşı-lanan bir sıfattır. Dolayısıyla aile içerisinde samimiyeti arttıracak, eşleri birbirine karşı birer aşık kılacak etkili amellerden biri de budur. Bu yüzden aile içerisinde mümkün olduğu kadar güler yüzlü olmalı, hüzün ve keder gizlenmelidir.

Ehlibeyt İmamları bu konuda şöyle buyurmuştur: "Mümin mutluluğunu yüzünde izhar edip, hüznünü kalbinde ğizleyen kimsedir."1

c- Sevgi

Kadın ve erkeğin birbirlerine duydukları sevgi, dost-luk ve ilgi evlilik zincirinin en önemli halkalarındandır. Bu halkalar, insan vücudunun manevî merkezi olan kalpte toplanmış, gerektiğinde izhar etmek için, yine burada koruma altına alınmıştır. Insan, kalp vesilesiyle başkalarına karşı bazen sevgi, bazen ise kin besler. Kin ve sevgi farklı şeyler olduğundan, iki zıt şeyin aynı anda aynı yerde olması ilginç karşılanabilir. Kalp, kin ve sev-giyi aynı yerde taşırsa insan için zararlıdır. Yalnız bu Allah için olur da, onun rızası için bir şeye sevgi duyar ve yine 0 istediği için bir şeye kin beslerse, her ikisinin de çıkış noktası ilâhî rıza olduğundan hayırlıdır ve zararı da olmaz. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle bu-yurmuştur:

1- Nehc'ul-Belağa, Kısa Sözler: 333. 256

"İyi insanın on alâmeti vardır:

1- Allah için sever.

2- Allah için buğz eder.

3- Allah için arkadaş olur. 4-Allah için ayrılır.

5-Allah için kızar. 6-Allah için razı olur. 7-Allah için çalışır.

8- Allah'a rağbet eder.

9- Allah'tan korkar.

10-Ve Allah için iyilik eder."1

Kadın ve erkeğin, evlilik çatısı altında birbirlerine karşı duydukları dostluk ve sevgi ailenin en değerli ah-lâki temellerindendir. Bundan da öte, Islâmî ve ibadi açıdan dostluk ve sevgi, Islâm'ın bir gereği olduğundan Allah katındaki değeri de şüphesiz büyüktür.

Kadın, yaratılış icabı sevilmeyi erkeğe nazaran da-ha ziyade ister. Tath bir iislup ile "seni seviyorum" diye hitap edildiği düşünülecek olursa bu sözlerin bir hamm için ne kadar değer ifade ettiğini tarif etmek zor olur, onu ömrü boyunca unutmaz. Dolayısıyla kadın sevgisi-ni izhar eden eşine gönülden bağlanacak, yaşamını emanet olarak verdiği kocasına yine güven duyacaktır. jşte, eşlerin birbirlerini sevmelerinin dinimizce

l-Tuheful-Ukul, s.21.

257

müstehap olarak geçmesinin asıl sebebi de bu olsa ge-rek. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuş-tur:

"Eğer erkek eşine "sen/ seviyorum" derse iltifatın ğüzelliği ve yumuşaklığı asla onun aklından çıkma-yacaktır."1

Yalnız önceden de belirttiğimiz gibi sevgi ve dostluk Allah rızası doğrultusunda olmalıdır. Kadına aşırı ilgi duy-mak, Allah'ı unutturacak şekilde birbirlerini sev-mek ve bağlanmak, dolayısıyla asıl sevilecek olan Al-lah'tan yüz çevirmek, şeytani amellerdendir. Zira, şey-tan kendi makamını beğenip ilâhî rızaya boyun eğme-yince "kötülüklerin kaynağı" gerçek bir şeytan olarak makamından kovuldu. Işte bu yüzden ilâhî makamda, sevgi yapıcı olmalı yıkıcı olmamalıdır.

d- Hazırlıklı Olmak

Yüce Allah, kadın ve erkeği birbirlerine karşı doyu-rucu olarak yaratmıştır. Cinsel birleşmede kadın, erkek için, erkek de kadın için tam bir doyumdur. Yalnız, bir-leşme esnasında bazen kadın için doyum gerçekleşmez ve kadın orgazm olamaz.

Bilindiği üzere erkeğin şehveti erken uyanır ve yine meninin boşalmasıyla erken söner. Kadında ise bunun aksine, şehvet geç gelir ve yine geç söner.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:3, h:9. 258

Cinsel ilişki sırasında bazen her iki taraf da aym anda doyuma ulaşır. Bazen ise erkeğin doyumu erken olduğundan kadm aym anda orgazma (doyuma) ulaşamaz. Veyahut da erkek ilişkiye erken başladığın-dan, kadm ilişkiden fazla zevk alamaz.

Bu nedenle erkek, ilişkiden önce kadını çeşitli u-yarmalarla ilişkiye hazırlamalıdır. Imam Riza (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Birleşme öncesi eşini yumuşat. Çünkü sen on-dan neyi istiyorsan o da senden onu istemektedir..."1

Erkeğin kendi helalıyla yapacağı ilişki öncesi amel-ler Arapça'da "mülâabe" yani mizah, oynaşma, şaka-laşma kelimesiyle tarif edilmiştir. Mülâabe kadının i-lişkiye hazırlanması için gereklidir. Bu konuda Imam Cafer Sadık (a.s)'dan birçok hadis nakledilmiştir.

Imam'dan, erkeğin kendi eşini soyundurup onu seyretmesinin bir sakıncası var mıdır? diye sorulmuş-tur. Imam'ın verdiği cevaptan sakıncasız olduğu ve in-sanın kendi eşiyle mülaabe yapmasının iyi olduğu an-laşılmıştır.2

Şu da açıkça söylenmelidir ki, kadın çok duyarlı ol-duğundan erkeğin birkaç el hareketiyle cinsel ihtirasla-rını onun hizmetine sunacak, kendini ona teslim ede-cektir. Bu yüzden birçok alimler mülaabe edilmeden

1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.287, h:19.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:59, h:l.

259

yapilan cinsel ilişkilerin mekruh olduğunu söylemişlerdir.

Cinsel birleşme sırasında kadında erkeğe karşı cinsel uyarımlarda bulunmahdir. Kadin, utanmamah, ko-casını vücuduyla tatmin etmelidir. Imam Muhammed Bâkır (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kadınların en hayırlısı kocalanyla cinsel ilişkide bulunduklan vakit elbiselerini çıkardıkları gibi utan-mayi da kendilerinden uzaklaştıranlar ve birleşmeden sonra elbiselerini giyindikleri gibi utanmayi da onunla birlikte giyinenlerdir."1

Imam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:

"Kadınla şakalaşmadan ve çokça mülaabe etme-den ve yine göğüslerini sikmadan cinsel ilişkide bu-lunma. Eğer böyle yaparsan şehvet ona galip gelir ve... senin onu arzuladığın gibi artik o da sen/ arzu-lar."2

Resul-i Ekrem (s.a.a) de bu konuda şöyle buyur-muştur: "Şu üç haslet cefadandır:

1-  Bir kimsenin yolculuk edip de yol arkadaşının adını ve baba adını sormayışı.

2-  Bir kimsenin yemeğe davet edilip de icabet et-memesi veya icabet edipte davet edilen yemekten ye-memesi.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:6, h:12. 2-Mustedrek'ül-Vesail, c.2, s.545.

260

3- Erkeğin helaliyle el ve diliyle oynaşmadan cinsel ilişkide bulunması."1

Uyarılmaksızın ilişkiye başlamak kadında sinir bo-zukluğu, zayıflık vs. gibi daha birçok hastalıklara sebep olabilir. Ayrıca ilişkinin rahat ve zevkli olabilmesi için de uyarılma mutlaka gereklidir.

Ilk etapta kadının rahatça doyuma ulaşması çok mühimdir. Zira böyle olursa doğacak çocuk sağlıklı, metin, sinir ve öfkeden uzak biri olur.

Ilişkinin kötü olması ve dolayısıyla karşı tarafın bundan acı duyması doğacak çocuklarda ruhi bozuk-luklar, cis-mî eksiklikler vs. gibi kötü sonuçlara sebep olabilir.

Zifaf öncesi dikkat edilmesi gereken dört mühim konudan sonra, şimdi Hz. Ali (a.s)'dan rivayet edilen birkaç hadisle konuyu sona erdiriyoruz:

1- En büyük cahillik, kabalıktır.

2-  Güler yüzlü olmak, muhabbetin doğmasına yol açar.

3- Insan, iyiliğin kuludur.

4-Aklın meyvesi, halk ile iyi geçinmektir.

5- Kabalık, her nerede olursa olsun onu çirkin gös-terir.

6-  Insan iyilik vesilesiyle halkın kalbinde yer eder ve onasahip olur.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:57, h:3.

261

7-  Din ve dünya emniyeti, halk ile iyi geçinmekte-dir.

8- Güler yüzlülük, masrafsız bağıştır.

9- Ağırbaşlılık, arkadaşlığa yol a car.

10-  Yiice Allah'm en hayirh kullan, iyilik ettiğinde mutlu olan ve kötülük ettiğinde de af dileyen kimseler-dir.

11- Kabalıktan kaçın; çünkü o, çirkin ahlâktandır.1 Imam Cafer Sadık (a.s)'da şöyle buyurmuştur: "Kimin imam çoğalırsa, şüphesiz eşine karşı mu-

habbeti de çoğalır."2

MANEVÎ USULLER

Cinsel ilişkide bulunmanın zahiri adabının yanı sıra, ilişki esnasında bazı manevî sünnetlere riayet etmek de müstehaptır. Bu manevî edeplerden biri de abdestir. Abdestin felsefesi, birbirine helâl olan kadın ve erkeğin cinsel ilişkide bulunmasının ibadet olarak algılanması-dır. Bu düşünceyle Islâm'a tâbi olan Müslümanlar cinsel birleşmeye bir ibadet gözüyle bakabilirler. Insan kendi eşiyle birleşme esnasında şeytanın onları sap-tırması mümkündür. 0nun için ilişkiye başlamadan once: "Euzu billahi min'eş-şeytan'ir-racim" yani, "Kovul-muş Şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım." demek

1- Gurer'ül-Hikem.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:3.

262

müstehaptır. Eşler birleşme vâktinde, kendilerini her türlü kötü düşünce ve günahlardan arındırmalıdırlar. Aksi takdirde dünyaya gelen çocuk uyumsuz ve kötü ahlâk sahibi bir evlât olur. Örneğin eşlerden birisi şarap içerek ilişkiye başlarsa onlardan dünyaya gelecek ço-cuk şüphesiz kötü biri olacaktir. Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

"Şarap içen kocayla ilişkiye razı olan her kadın ğökteki yıldızların sayısı kadar ğünah işlemiştir ve ondan dünyaya ğelen çocuk fasıktır..."1

Bir dergide şöyle yazıyordu: Afrika'da yaşayan iki zenci çift, ilişkileri sonucu kızıl derili bir çocuğa sahip olmuşlardı. Bu olayı araştıran bilim adamları, incele-meleri sonucunda şu neticeye varmışlardı; o zenci er-keğin kızıl derili bir sevgilisi varmış. Eşiyle cinsel ilişki esnasında gözüyle duvara asılı olan sevgilisinin fotoğ-rafına bakarak onu zihninde canlandırıyormuş. Menide eser bırakan bu düşünce kendi sevgilisine benzeyen bir çocuğun dünyaya gelmesine neden olmuş.

All a me Şirazi "Kanun" adlı kitabın şerhinde şöyle yazıyor: Bana böyle bir olayı naklettiler: Değerli alim olan Necmettin Cefâ'nın kızı, kafası insan, gövdesi ise yılana benzer bir çocuk doğurdu.

0 çocuk gelip annesinin göğsünden süt içiyor daha sonrada su ve çeşitli sıvı maddelerden oluşan bir gölün

1-Leali'l-Ahbar, s:267.

263

kenarında diğer yılanlar gibi yaşıyordu. Kısa bir müddet sonra alimler onun öldürülmesine dair fetva verdiler. 0 kadına niçin böyle bir çocuk doğurdun diye sorulunca şöyle cevap verir, bilmiyorum, ama hatırladığım tek şey, cinsel ilişki esnasında korkunç bir yilamn yüzünü zihnimde canlandırarak vahşet ettim.

jşte bu sebeplerden dolayı çeşitli rivayetlerde cinsel ilişki esnasmda "Bismillah" diyerek Allah'a sığınmanın faydalı olduğu nakledilmiştir.

Müminlerin önderi Hz. Ali (a.s) bu konu hakkmda şöyle buyururlar: "Cinsel ilişkide bulunmak isteyen kimse şu duayı okusun: Bismillahi ve billah. Allahumme cennibn'iş-şeytane ve cennibiş şeytane ma razak-tenî".

Allah'ın adıyla başlıyor ve ondan yardim diliyorum. Allah'ım, beni şeytandan ve şeytanı da bana nzk olarak vereceğin evlâttan uzaklaştır.

"Şeytan, böyle dünyaya ğelmiş olan çocuğa bir zarar veremez."1

İmam Cafer Sadık (a.s)'dan birleşme esnasında şu duanın okunmasının müstehap olduğu kaydedilmiştir:

"Eûzu billahissemiil elim mineş şeytanir racim"

"Allah katından kovulan şeytanın şerrinden, âliın ve işiten Allah'a sığınırım."2

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:68, h:3.

2- Tefsir-i Ayyaşi, c:2, s.300.

264

Cinsel ilişki esnasında okuyabileceği dualardan biri de şudur:

"Bismillahirrahmanirrahîm ellezî lâ ilahe ilia huve bediu's-semavati vel arzi."

"Allahumme in kazeyte minni fî hazihil leyleti ha-lifeten fela tec'el liş-şeytani fîhî şerîken vela nesîben vela hezzen vec'elhu mu'minen muhlisen müseffa mi-n'eş-şeytani ve riczihi, celle senauke."

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ondan başka ilâh yoktur. 0 ğökleri ve yeri var edendir."

"Allah'ım, eğer bu ğece bana bir ev/ât ihsan etmiş /sen onda şeytan için bir pay ve nasip kılma. Şeytana bir fayda eriştirme! Evlâdımı temiz müminlerden ka-rar kill Ve onu şeytandan uzaklaştır ey övülmesi ulu olan Allah'ım."1

Bize ulaşan hadislerin birinde Ebu Basir şöyle der: İmam Cafer Sadık (a.s) bir hadis-i şerifinde şöyle bu-yurdu: "Sizin erkekleriniz cinsel ilişki esnasında ka-dınlarına ne söylüyorlar?" Ben; "Meğer insan o anda konuşabilir mi?" dedim. İmam; "Söylenmesi ğereken şeyi sana öğreteyim mi?" diye sordu. Ben; "Evet." de-dim. Imam sadık (a.s) bana, "Şu duayı oku." buyurdu:

"Bikelimatillahi istehleltu ferceha ve fî emanetil-lahi aheztuha. Allahumme in kazeyte lî fî rehimiha

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, b: 68, h: 4

265

şey'en fec'elhu muslimen seviyyen vela tec'el fîhî sir-ken liş şeytan."

("Allah'ın adı ve hak söz ile onu kendime helâl et-tim. Onu Allah emaneti adına aldım. Allah'ım ondan bana bir evlât nasip edersen, onu iyilik sever, takva ehli ve salih bir Müslüman karar kıl! Ve Şeytanı onun hak-kında, benim şerikim etme!")

Daha sonra İmam'a; "Şeytan'ın Âdemoğluna ortak olması nasıl olur?" diye sordum. İmam Cafer Sadık (a.s) bana; "Allah'ın kitabmı okumadın mı? Yüce Allah şöyle buyurun '(Ey Şeytan!) mallarda ve evlâtlarda onlara (Âdem'in zürriyetine) ortak ol!'1 Şeytan erkek ğibi oturur, onun ğibi de ilişkide bulunur." diye buyur-du. Ben bunun alâmetinin ne olduğunu sorunca, İmam sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Bizim (Ehlibeyt) dostluk ve düşmanlığımızdır. Bizim dostumuz o adamın nutfesindendir, düşmanımız ise Şeytan'ın nutfesindendir. "2

Şeytanın cinsel ilişki esnasında kadın ve erkeğin ilişkilerine katılma yollarından birisi de, erkeğin kendi şehvetini tahrik etmesi için, zihninde başka bir kadını hayal etmesiyle olur.

Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: "...Böyle ilişkide bulunan kimse, dünyaya ğe-

l-İsrâ/64.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:68, h:2

266

lecek çocuğunun livata eden, akılsız veya özürlü ola-cağından korksun..."1

CİNSEL ILISKIİLE ILGILI DIĞER KURALLAR

Her işin iyi bir şekilde gerçekleşmesi için uygun bir ortam ve zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır. Za-man ve mekana ayak uydurularak yapilan işlerin yapıcı ve etkili eserleri vardir. Her işin ortamını giizel bir şe-kilde tammak ve o ortamı hazırlamak, yaşantının akıl üzerine kurulu olduğunu gösterir.

Tabiata şöyle bir göz attığımızda güneşin, ay in ve yıldızların doğup batmalarında kendine özgü bir za-manlannm olduğunu görürüz. Bunlar, hareket ettikleri vakit doğadaki turn varhklara fayda ve nur saçarlar. El-bette bunlari kendilerine özgü bir zamana ve belirli bir yörüngeye sokan bir güç varsa, o da yalnız yüce Allah'ın sınırsız kudretidir. Örneğin: Bitkilerin yetişip gelişmesi için özel şartlara ve unsurlara ihtiyaç vardır. Aynı şekil-de bitkilerin solup yok olmalarmda da bir takim unsur-lar vardir.

Biz bu zaman ve mekân şartlarını göz önünde bulundurarak "cinsel ilişki" konusuna değineceğiz. Islam dini, cinsel ilişkinin gerektirdiği zaman ve mekanlar için bir takım şartlar koşmuştur.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:150, h:l

267

Değerli okuyucular! Elinizde okumakta olduğunuz bu eser de cinsel ilişkide uygun zaman, mekân ve diğer bazı meseleleri kısa bir başlık altında izah edip daha sonra hadis ve rivayetlerle genişçe ele alacağız.

Cinsel İlişkinin Zamanı

Cinsel ilişkide bulunmak, zaman açısından bazen haram, bazen mekruh, bazen de müstehaptır. Bu vakit-leri ve durumları kısa bir şekilde felsefesine değinerek açıklayacağız.

Cinsel İlişkinin Müstehap Olduğu Anlar:

1- Mübarek Ramazan ayının ilk gecesi.

2-  Pazartesi akşamı. Bu gecede birleşme sonucu dünyaya gelen çocuğun kaderi iyi olur. Ayrıca Kur'ân hafızı da olabilir.

3- Salı akşamı. Bu gecedeki birleşmeden dünyaya gelen çocuk, dine bağlı, şefkatli, eli açık, hoş kokulu, gıybet ve iftiradan uzak birisi olur.

4-  Perşembe akşamı. Çocuğun kadı (şer'î hakim) ve âlim olacağı ümit edilir.

5- Perşembe günü öğle vakti. Eğer kadın, bu vakit-te hamile kalırsa çocuk ihtiyarlayıncaya kadar Şeytan ona yaklaşamaz. Yüce Allah ise ona dinini, dünyasını, sıhhatini ve kurtuluşunu rızk olarak ihsan eder.

6- Cuma akşamı, yatsı namazından sonra. Çocuğun iyi ve büyük bir hatip olacağı umulur.

268

7- Cuma günü ikindi vakti. Çocuk meşhur bilginler-den olur.

8-  Kadın birleşmeyi arzuladığında. Bu son kısım, sadaka hükmündedir.

Cinsel İlişkinin Haram Olduğu Durumlar: Dört yerde cinsel ilişki haramdır.

1-  Cinsel ilişki, ciddi bir şekilde kadın ve erkeğin veya ikisinden birinin sağlığını tehlikeye soktuğu za-man.

2- Miibarek Ramazan ayinda (kadm ve erkek veya her birisi oruçlu olduğu zaman.)

3- Kadm hayızlı ve âdetli olduğunda.

4-  Kadm ve erkek yahut ikisinden birisi hacda ih-ramlı olduğu vakit.

Cinsel İlişkinin Mekruh Olduğu Durumlar:

1-Ay (akrep burcundayken) ışığının altında.

Bu zamanlardaki ilişki sonucu meydana gelen çocuk Imam Kâzım (a.s)'ın buyurduğuna göre düşük ola-

rak dünyaya gelir.

2- Deprem olduğu gün ve gece veya gündüz kızıl ve kara yellerin estiği vakit.

3- Zeval vakti (tarn öğle vakti). Bu zamanda anne rah-mine yerleşen nutfenin çocuğun gözlerinin şaş ol-masına sebep olması muhtemeldir.

269

4-  Tan yerinin ağarmasından güneşin doğuşuna kadar olan zaman. Yani tan yerinin kızıllığı ve sabah güneşinin arasındaki vakit.

5-  Güneş'in batışından, parlayan kızıllığın kaybolu-şuna dek olan zaman zarfı (güneşin şer'i batma zama-m)

6-  Ramazan ayının ilk günü hariç, her ayın birinci, orta ve son günlerinin geceleri. (Daha önce belirttiğimiz gibi Ramazan ayının ilk gecesinde cinsel ilişkide bu-lunmak müstehaptır).

7- Ezan ve ikâme arasında cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü çocuğun kan dökmeye doymaz birisi ol-ması mümkündür.

8-  Ramazan bayramı gecesi. Zira çocuğun fazla parmaklı olabileceği muhtemeldir.

9-  Kurban bayramı gecesi. Bu gecede çocuğun parmaklarının az veya çok olabileceğine ihtimal veril-miştir.

10- Yolculuk gecesi. Çocuğun kendi malını boş ve hak-sız yere harcamasından korkulmaktadır.

11-  Her ayın 29. ve 30. gecesi. Zira çocuğun düş-mesinden, felç olmasından veya zalimlerin yardımcısı olup halka zulüm edeceğinden korkulur.

12-  Gecenin ilk saatinde. Çünkü çocuğun büyücü olması veya dünyayı ahirete tercih etmesi mümkündür.

270

13-  Yolculukta eğer gusül etmek için su bulmak müm-kün değilse. Ancak cinsel ilişkiye girilmediği tak-dirde canına veya dinine zarar gelirse sakıncası yoktur.

14- Güneş ve ayın tutulduğu gece ve gündüz.

Cinsel İlişkinin Mekânı

Mukaddes Islam dini, bazı yerlerde cinsel ilişkinin mekruh olduğunu kaydetmiştir. Mekruh sayılan bu mekân-lar aşağıdaki maddelerden ibarettir.

1-  Vücudun ön veya arka kısmının kıbleye doğru olacağı yerde.

2- Açık havada üstü açık şekilde ve evin üzerinde. Çünkü çocuğun iki yüzlü ve bid'at sahibi olmasından korkulur.

3- Güneş ışınlarının direkt olarak aydınlattığı yerde üs-tü açık bir şekilde. Çocuğun ölünceye kadar fâkir ve perişan olması mümkündür.

4-  Meyveli ağacın altında. Gelecekte çocuğun kan dökücü veya zulüm odağı olmasından korkulur.

5-Yol kenarında ve umumi geçitlerde.

6- Gemide.

7-  Ister çocuk, ister büyük olsun, bunlardan birisi-nin onları görebileceği, konuşmalarını ve nefes sesleri-ni duyabileceği yerde.

Böyle çiftlerin dünyaya gelen çocukları zinakâr ola-bilir. Peygamber (s.a.a) bir hadis-i şerifinde şöyle buyu-

271

ruyor: "Camm elinde olan Allah'a yemin ederim ki e-ğer birisi eşiyle cinsel ilişkide bulunur ve bunlan o hâlde uyumamış olan çocuk ğörürse veya söz ve ne-feslerini işitirse onlardan dünyaya ğelecek çocuk be-lalardan kurtulamaz; ayrıca zinakâr olması da muh-temeldir."1

Başka bir rivayette ise Imam Zeynulâbidin (a.s)'ın eşiyle cinsel ilişkide bulunmak istediği zaman, evden hizmetçileri uzaklaştırdığı, kapıları kapattığı ve perdeyi indirdiği kaydedilmiştir.2

Cinsel ilişki İle İlgili Diğer Mekruhlar

Belirtilen mekruh ve müstehapların dışında ayrı özelliklere sahip mekruhlar da vardır. 0 mekruhlar şun-lardan ibarettir:

1-  Ayak üstü durarak cinsile ilişkide bulunmak. Nitekim çocuğun yatağını ıslatması mümkündür.

2-  Kadının ve erkeğin saçlarına kına veya benzeri boyalar vurarak cinsel ilişkide bulunmaları.

3-  Cimâ esnasında, Allah (c.c)'in zikrinden başka şeyler söylemek.

4- Cimâ esnasında kadının avretine bakmak.

5- Cinsel ilişikiden sonra eşlerin bir parçayla avret-lerini temizlemeleri.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.

272

6- Cinsel ilişki sonrası gusletmeden tekrar birlikte olmak.

Evet değerli okuyucu! Kisa da olsa cinsel ilişkide mek-ruh, müstehap ve haram olan şeylere özetle de-ğindik. Şimdi bu konuları hadis ve rivayetlerle ele ala-cağız.

Cinsel ilişki İle İlgili Gerekli Emirler

Bu emirlerin içerisinden daha önce yüzeysel olarak geçtiklerimize teferruatlı şekilde değineceğiz.

a) Erkek, hanımı nifas veya hayız hâlindeyken ona yaklaşmamalıdır. Cinsel ilişki her ikisine, yani hem erkeğe, hem de kadma haramdir. Bunun yam sira keffareti de vardir.

Imam Humeyni bu konu hakkında ilmi hâl kitabın-da şöyle buyurmaktadır; "Kadimn hayiz vakitlerini 3'e bölmek istersek erkek ilk kısımda kadınıyla cinsel iliş-kide bulunursa, farz ihtiyat gereği fakire 18 nohut altm keffaret olarak vermesi gerekir. Örneğin altı gün hayiz gören kadının kocasi birinci ve ikinci gününün gündüzü ve gecesinde onunla cinsel ilişkide bulunursa, 18 no-hut altm fakire vermelidir. Üçüncü ve dördüncü günü-nün gecesinde dokuz nohut altm, beşinci ve altmci gii-nün gecesinde ise dört buçuk nohut altm vermelidir."1

1- imam Humeyni'nin Tevzih'ul-Mesail kitabinin 452. meselesi.

273

Aynı şekilde nifaslı bir kadınla cinsel ilişkide bu-lunmak haramdir. Eşi nifas hâlindeyken cinsel ilişkide bulunan kimse için hayız konusundaki hükümlerin ay-nısı geçerlidir. Hatta bazı müçtehitlerin fetvalarına göre ondan çıkan ter necistir. Ister kadm, ister erkek olsun, cenabet guslü etmeden once terlerse ve o ter elbisesi-ne geçerse, hatta çorap olsa bile necis olmakla bera-ber, yıkanması da şarttır. Ama bazilarimn fetvasma gore bu yolla cünüp olan kişinin teri necis değildir, ancak onunla namaz kilamaz.

Bu konu hakkmda okuyuculanmiz taklit ettikleri müçtehitlerin fetvalarına bakabilirler.

b) Zifaf gecesi damat abdest aldiktan sonra gelinin odasina gitmelidir. Odaya girdikten sonra iki rekât hâ-cet na-mazı kilmah ve namazdan sonra hacetini yiice Allah'tan is-temelidir. Geçen konularda zikrettiğimiz gibi dualar okumahdir. Bu ibadetten sonra gelinin a-yaklanm bir leğene koyarak üzerine su dökmeli daha sonra leğendeki suyu, evin her dört köşesine dökmeli-dir. Sonra bulundukları odanın köşelerine dökmelidir. Bu amel Peygamber (s.a.a)'in AM (a.s)'a öğrettiği gibi aşağıda belirteceğimiz neticelere sebep olur:

Yiice Allah yetmiş bin belayı evinden uzaklaştırır; yet-miş bin saadet ve ferahlığı evine getirir; yetmiş bin rahmet gelinin evine yağdırır. 0 evde olduğu müddetçe hırstan ve hastahktan emniyette olur.

274

c)  Erkekler, eşleriyle temas anında acele etmeme-lidirler. Aksi takdirde hem erkek ve hem de kadın için bir takım zararlı sonuçlar doğurabilir. Bu zararları açık-ladığımız için yeniden değinmek istemiyoruz. Birçok ri-vayetlerde erkeğin horoz gibi eşinin üzerine gitmesin-den men edildiğini görüyoruz. Zira cinsel ilişkiden önce kadınlar için yapılması gereken işler vardır. Cinsel ilişki öncesi eşlerin şakalaşması, oynaşması müstehaptır. Sahih olan birkaç hadiste Resulullah (s.a.a)'den şöyle nakledilmiştir.

"Eşiyle cinsel ilişkide bulunmak isteyen kimse horoz ğibi onun yanına ğitmemelidir. Önce hanımıyla şakalaşmalı, oynaşmalı ve daha sonra ilişkide bu-lunmalıdır."1

d)  Insan tok iken ilişkiye girmemelidir. Tok karınla insan cinsel ilişkide bulunursa, çeşitli hastalıklara ya-kalanması mümkündür. Belki ölüme de yol açabilir. Bir hadiste şöyle yer almıştır; "Insanın cismi, ölüm hariç, üç sebeple bozulur:

1- Tok karınla hamama gitmek 2-Tok karınla cinsel ilişkide bulunmak 3-Yaşlı kadınla evlenmek."2

e)  Insan namahrem bir kadına baktığında cinsel duyguları uyanırsa, hemen kendi eşiyle cinsel ilişkide bulunmamalıdır. Kesinlikle bu yolda yanlış bir adım

l-Hilyet'ül-Muttakin, s.126.

2- Sefinet'ul-Bihar, Cima Maddesi.

275

atmamalıdır. Vesail'uş-Şia kitabında Hz. Resul-i Ek-rem'den (s.a.a) şöyle bir hadis nakledilmiştir:

"Gözünüz güzel bir kadına takıldığı zaman, evinize dönün kendi eşinizle ilişkide bulunun! Şüphe yok ki o kadmda ne varsa kendi eşinizde de vardır."

Orada bulunanlardan birisi; "Ey Allah'm Resulü o şahıs evli değilse ne yapsin? diye sorunca Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Allah'tan, gökyüzüne bakarak görmüş oldugu o giizel kadin gibi birini ihsan etmesi-ni istesin."1

Yine Ali (a.s)'dan şöyle bir hadis nakledilmiştir: "Gözünüz giizel bir hanıma takılıp ta ondan hoşlanır-sanız, Şeytan'ın kalbinize girmesi için yol açmayın, evinize dönün ve eşinizle ilişkide bulunun, çünkü o (baktığınız namahrem) kadmda olan kendi eşinizde de vardir..."2

Insanin güzel bir kadını görüp, onu düşünerek kendi hammiyla cinse ilişkide bulunması doğru bir şey de-ğildir. Bunun zararlanm önceki konularda belirtmiştik.

Bunun yanı sıra erkek eşinin istediği her yerine bakabilir. Ikinci bir nokta ise erkeğin cinsel ilişki esna-smda kadimn avretine bakmasi mekruhtur.

Imam Sadik (a.s) Resulullah (s.a.a)'den şöyle bir hadis naklediyor: "Cinsel ilişki esnasında kadimn avre-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l b:46, h:2

2-  Vesaü'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:46, h:3, s:73 ve el-Hisal c.2, s.70.

276

tine bakmak kötüdür. Zira çocuğun kör olarak dün-yaya ğelmesine neden olur."1

f) Diğer bir mesele, cinsel ilişki esnasında konuşup konuşmamaktır. 0 hâlde Allah zikrinden başka şeyler denirse çocuğun lâl olarak dünyaya gelmesi mümkün-dür. Öyleyse sağlıklı bir evlât sahibi olmak isteyen anne ve baba, cinsel ilişki esnasında konuşmamalıdır. Iki dakikalık bir zevk için bu emirlerde ihmalkârlık edil-memelidir. Bu çeşit amellerin onlara zararı olmasaydı mukaddes Islâm di-ni bunları açıklamazdı.

g) Önceki konularda, bazı vakitlerde cinsel ilişkinin zararlı olduğuna değinmiştik.

Bihar'ul-Envar kitabında Abdurrahman b. Salim'den şöyle nakledilmiştir: Imam Muhammed Bâkır (a.s)'ın huzuruna giderek şöyle dedim: "Acaba insanın kendi eşiyle ilişkisi helâl olup da iyi ve uygun olmayan vakit-ler var mıdır?" İmam şöyle buyurdu:

"Evet, bu vakitler şunlardır: Tan yerinin ağarma-sından ğüneşin doğuşuna kadar, ğüneşin batışından şafağın kayboluşuna dek olan vakit, ğüneş ve ayın tu-tulduğu vakitler, deprem olduğu zamanlar..."2

Bu belirtilen zamanlarda insanın cinsel ilişkide bulunup bulunmaması kendi elindedir. Ama kaçınmak kendilerinin ve çocuklarının yararınadır. Aksi takdirde

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:59, h:6 2 - Bihar'ul-Envar, c.100, s.289, h:28.

277

bu günler ve vakitlerde kadına aktarılan nutfe çocuğun üzerinde bir takım yan etkiler meydana getirebilir.

Vesail'üş-Şia kitabında Peygamber (s.a.a)'in AM (a.s)'a şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

"Ey Ali! Her aym ilk, orta ve son ğünlerinde eşinle cinsel ilişkide bulunmaktan kaçın!"1

h) Insan yolculuğa çıkacağı ve yolculuktan dönece-ği akşam cinsel ilişkide bulunmaktan kaçınmalıdır, bu iş mekruhtur.

i) Cinsel ilişki esnasında, hatta küçük bir çocuk bile onları görmemelidir. Nitekim Imam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Erkek, evde (bunlan ğörebilecek veya seslerini duyabilecek) çocuk olduğu hâlde hanımı ve cariyesiy-le cinsel ilişkiye ğeçmemelidir!"2

Yine Vesail'üş-Şia kitabında Peygamber (s.a.a)'in şöy-le buyurduğu nakledilmiştir:

"Allah'a andolsun ki erkek, hanimiyla cinsel iliş-kide bulunur ve o esnada onları çocuk ğörür ya ko-nuşmalarını veya nefeslerini işitirse, o çocuk as/a doğruluğa erişmez."3

Imam Sadık (a.s), üç şeyi kargadan öğreniniz diye buyurmaktadırlar:
-------------------

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:64, h:l

2- Sefinet'ül Bihar, c.l, s.180.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:2.

278

1- Cinsel ilişkide bulunmayı. (Çünkü onlar gizli olarak ilişkide bulunurlar).

2- Sabah erkenden rızk peşine gitmeyi. 3-Tehlikeyi sezdiklerinde ondan uzaklaşmayı.1 Vesail'üş-Şia kitabında Imam Bâkır (a.s)'ın şöyle

buyurduğu nakledilmiştir: "İsa b. Meryem ashabına: Evinizde oturduğunuz zaman perdeleri çekiniz. Yüce Allah rızkı insanlar arasında böldüğü ğibi hayâ ve if-feti de bölmüştür." diye buyurmuştur."2

Şimdi de g.h.i maddelerini içeren bir hadisi Peygamberimizden nakletmek istiyoruz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

"...Ayın ilk orta ve sonlarında hanımınla cinsel i-lişkide bulunma! Cinsel ilişki esnasmda konuşma, onun avretine bakma, başka bir kadını veya karının kız kardeşini düşünme! İlişkiden sonra ikiniz de bir parçayla kendinizi temizlemeyiniz. Ramazan ve Kur-ban bayramı ğecesi cinsel ilişkide bulunma, meyveli bir ağacın altında ve ğüneş hizasında üstü açık ola-rak ilişkiye ğirme ve ezan ve ikâme arasında da cinsel ilişkide bulunmaktan kaçın! Aynı şekilde yolculu-ğa çıkmak istediğin akşamın öncesi cinsel ilişkide bulunma..."3

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:4.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:67, h:10

3- Sefinet'ül-Bihar, Cima Maddesi.

279

k) Eşlerin önlerinin veya arkalarmm kibleye dönük olarak çıplak cinsel ilişkide bulunmalari mekruhtur. Bu konu hakkmda Vesail'üş-Şia kitabmda birçok hadis zik-redilmiştir.1

1- Yukandaki konular hakkmda daha çok bilgiye sahip olmak is-teyen okuyuculanmiz bu kitaplara bakabilirler. Vesail'uş-Şia'üş Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:62. Ravzet'ul-Muttakin c:8. s.195. Tahrir'ül-Vesile c.2, s.239. Urvet'ül-Vuska, s: 624. Cevahir'ul-Kelam c.29 s.54, Bihar'ul-Envarc.103, s.281.

281

HAMİLE VE ÇOCUKSAHİBİ OLMANIN FAZİLETLERİ

Hamile olan bir kadın, hamilelik döneminde ken-disini zorluklar âleminde görür. Çocuğu karnın-da dokuz ay taşımak, bir kadın için çok zor ve meşakkatlidir. Her geçen gün zorluk üzerine zorluk ge-tirir, gün geçtikçe zorluklar çoğalır. Işte bunun için, yü-ce Allah tarafından, hamile olan bir kadına, birçok se-vap ve mükâfat vaat edilmiştir.

Vesail'üş-Şia adlı kitapta Hz. Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

"...Kadın hamile olduğu zaman, yüce Allah ona, ğeceleri ibadet, ğündüzleri ise oruçla ğeçiren, malıyla ve caniyla Allah yolunda cihat eden kimsenin sevabı-nı verir. Çocuk ondan dünyaya ğeldiği vakit, sevabmı yüce Allah'tan başka kimse bilemez. Annenin çocu-ğuna her süt verişine şanı yüce Allah, Hz. Ismail (a.s) evlâdından bir köleyi azad etmenin sevabmı bahşe-der. Çocuk sütten kesildiği zaman bir melek (anne-

282

nin) yanma vararak der ki: Amellerini baştan al, çün-kii Allah ğünahlarını bağışladı."1

"Amellerini baştan al" yani geçmiş her ne hata ve günahın vardıysa affolundu. Artık ümitli ol ve kötü a-mellerini terk et.

Hatta bazi rivayetlerde; hamile bir kadin savaş meydanimn en ilerisinde savaşıyormuş gibi cihat seva-bı alır, diye geçmiştir. Yani dokuz ay cihat sevabı alır ve eğer hamilelik döneminde ölürse, şehit sevabını alır.2

Mukaddes Islam dini gibi hiçbir inanç sisteminde anneye bu kadar değer verilmemiş ve onun hamileligi bu kadar kutsal bir iş ve ibadet sayılmamıştır. Ve yine Vesail'üş-Şia adh kitapta Resul-i Ekrem (s.a.a)'in şöyle buyurduğu zikredilmiştir:

"Çocuğun (ilk) dört ayda ağlaması baba ve anne-si için 'La ilâhe illallah' sevabını, (ikinci) dört ayda ise Peyğamber ve Ehlibeyti'ne selavat sevabmı taşır, (ü-çüncü) dört ayda çocuğun ağlaması anne-baba hakkında dua sayılır. Daha sonra çocuk yaşadığı sürece farz ve müstehap ibadetlerden herhanği birisini yaptığında, çocuğa verilecek sevap miktarınca, çocuğun sevabı azalmaksızın, anne ve babasına da verilecektir..."3

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:67, h:l.

2- Bihar'ul-Envar, c.101, s.97, h:56.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:96, h:2.

283

Anne ve babalar, çocukların yaratılış itibarıyla, Al-lah'a yakın olmalarından dolayı, büyük bir manevî ma-kama sahip olduklarim bilmelidirler. Hatta bazi hadis-lere göre küçük yaşta ölen çocuklar, kıyamette anne ve babaları için şefaat dileğinde bulunacaklardır. Hatta düşük sonucu cenin hâlinde hayatını kaybeden çocuk-lar bile şefaat dileğinde bulunacaklardır. Yalnız kürtaj ile aldırılan çocuklar böyle bir dilekte bulunamayacak-lardır. Zira, bu yolla yaşama hakları ellerinden alınan çocuklar gerçekte en yakınları (anne baba) tarafından katledilmişlerdir. Kim katili için şefaatçi olmak ister? Hatta o katil, sözde kendi anne ve babaları olsa bile.

Değerli anne ve babalar!

Çocuğunuzun âlemlerin Rabbi ve tek yaratıcısı olan Hak Teâla katında bu kadar kıymetli olduğunu bildik-ten sonra, onlara daha çok sevgi ve şefkat göstermeli-siniz. İmam Musa Kâzım (a.s) bu konuda şöyle buyuru-yorlar: "...Yüce Allah, kadın ve çocuklarına zulmeden kimseye ğazaplandığı kadar hiçbir şeye ğazaplanmaz."1

Diğer bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Çocuklarınızı seviniz ve onlara rahmediniz, onlara söz verdiğinizde sözünüzde duru-nuz. Zira, onlar sizi kendilerine rızk veren olarak bilir-ler."2

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:88, h:5.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:88, h:3.

284

Resul-i Ekrem efendimizden başka bir sahih hadis-te şöyle naklolunmuştur: "Yüce Allah, evlâdını open kimse için bir hasene (iyilik) yazar. Ve her kim ev/a-dını sevindirirse yiice Allah da kiyamet ğünü onu se-vindirir. Ve her kim evlâdına Kur'ân-ı Kerim öğretirse, kiyamette onun anne ve babasini çağırırlar ve onlara iki hille (cennet elbisesi) giydirirler ve o iki hille'nin nurundan cennettekilerin yüzü aydınlanır."1

Bir gün, bir şahıs Peygamberimizin huzuruna gele-rek; "Ben şimdiye kadar çocuklarımı hiç öpmedim." der ve gider. 0 gittikten sonra Hazret; "Bu adam benim nazarimda cehennem ehlidir." diye buyurdu.2

Bu hususta Hz. Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Allah (c.c), çocuğunu çok seven kuluna, bu sevğisinden dolayı rahmeder."3

HAMİLE KADINLARIN VAZİFELERİ

Çok bağışlayıcı olan yüce Allah, bir hammi annelik gibi yüce bir göreve layık gördü mü, hamilelikten kaynaklanacak sıkıntı ve meşakkate göğüs gerip, kendi sağlığı, aile saadeti ve çocuğu için şu vazifelere mutlak surette riayet etmelidir.

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:83, h:3.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:89, h:l.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:2, h:7.

285

1- Beslenme kanunu: Bu kurala tamamen riayet etmelidir. Kendilerine ve karinlarmdaki çocuklara fay-dalı, onları cismi açıdan güzelleştirecek şeylerden ye-melidirler.

Tıbb'un-Nebi adh kitapta Hz. Resul-i Ekrem'den şöy-le naklolunmuştur: "Hamile kadmlara kavun yedirin ki rahmindeki çocuk, ğüzel yüzlü ve ğüzel ahlâklı olsun."

Tıbb-ur Rıza adh kitapta da, Imam Rızâ (a.s)'dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Hamile kadınlara süt içirin. Eğer onun karnındaki çocuk erkek olursa alim, cesaretii ve temiz kalpli olacaktir ve eğer kız çocuğu olursa ğüzel yüzlü, orta boylu ve olğun vücutlu olup böy-lelikle kocasının muhabbetini kazanacaktır."

Yine Resul-i Ekrem'den rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Hamile kadmlara armut yediriniz ki rahmindeki çocuğun ahlâkı ğüzel olsun."

Her şeyden önce kadın, haram ve şüpheli (haram olma ihtimali olan) şeyleri yemekten kaçınmalıdır. Zira, kalbin katılaşması ve hayırların insandan uzaklaşma-sına en çok sebep olan, haram yemektir. Eğer bir kim-se haram olduğunu bilmeden bir şeyi yerse günah iş-lememiştir, ama bilmeyerek te olsa o haram, kötü etki-lerini gösterecektir. Hamile bir kadın, haram veya şüp-heli bir şey yediğinde ister istemez sonuç olarak o yeni-len şey kana dönüşecek ve karnındaki çocuğun yeni vücuda gelen azalarını oluşturacaktır. Baştan ayağa

286

haram lokma ile vücuda gelen bir çocuğun gelecekte saadet ve doğruluğa yönelmesi nasıl beklenebilir?

Haramm çocuk üzerinde ne gibi eserler bıraktığına, yaşanmış bir olayı örnek verelim. Belki böylelikle ko-nunun doğruluk ve ciddiyetine daha iyi inanacak ve diinyaya daha sağlıklı, ahlâklı olarak gelmelerini iste-diğiniz çocuklarınızı haram ve şüpheden arınmış, temiz yiyeceklerle beslemeğe önem vereceksinizdir.

Yaşanmış, ibretli öyküyü Allame Meclisî (r.a) şöyle naklediyor:

"Yedi yaşında olan küçük bir oğlum var idi. Birlikte her gün camiye giderdik. Yine bir gün benimle birlikte camiye geldi, içeriye girmedi. Caminin bahçesinde o-yun oynuyordu. 0 sirada bir sucu, su kabim caminin bahçesine bırakarak namaz kılmak için camiye girdi. Bunu gören oğlum, nereden bulduysa eline geçirdiği bir iğneyle bu su kovasim deldi. Sular yere akmaya başla-dı, suyun akışı çocuğa çok büyük zevk veriyordu. Namaz bitti. Sular yere akıp gitmişti. Sucu dışarı çıktığın-da su kabının delindiğini ve bir avuç suyun bile kalma-dığını gördü. Bunu kim yaptı diye sordu. Allame Mecli-si'nin oğlu yaptı dediler.

Bu mesele Meclisî (r.a)'a anlatıldı. Meclisî (r.a) bu meseleden dolayı rahatsız oldu. Eve gelerek hanımına şöyle dedi:

— Ben meni nakledilmeden önce ve sonra gerekli olan emirlere riayet ettim, hepsini yerine getirdim.

287

Şimdi böyle bir mesele olduysa mutlaka senin hatan-dır, düşün bakalım hatırlayacak mısın?

Eşi biraz düşündükten sonra; "Evet, benim hatam-dır." deyip sözlerine şöyle devam etti:

— Hamile olduğum vakit, komşuyla bir işim olduğu için onlara gitmiştim. Komşunun bahçesinde büyük bir nar ağacı vardı. Hamile olduğumdan ekşiye karşı iste-ğim vardı. Ben bu narların ekşi olduklarını zannederek yakamdan çıkardığım bir iğne ile narda bir delik açtım ve suyunu emdim. Narın tatlı olduğunu anlayınca narı bıraktım ve bunu ev sahibine de söylemedim.

Meclisî'nin sulbünden meydana gelen bu çocuğun üzerinde sahibinin haberi olmadan birkaç damla helâl o I may an nar suyunun zararına bakınız! Haram konu-sunu noktalamadan once hamile hammlara giybet ko-nusu hususunda da tavsiyede bulunmak yerinde ola-caktir.

Giybet bir nevi yemektir. Çünkü gerçekte gıybet eden şahıs kendi ölü kardeşinin etini yemiş gibidir ve bir insamn da etini yemek haramdır. Gerçi, giybet eden şahıs bu gerçeği gözleriyle göremez. Ama arif, takvah ve ihlaslı büyük âlimlerin bu gerçeği defalarca gördük-leri olmuştur. Örneğin, yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'in Ni-sâ suresinin 10. ayetinde, "Yetimlerin malını zulümle yiyenler ancak ateş yerler..." şeklinde buyurmuştur. Doğrusu yüce Allah, burada yenilenin ateş olduğunu buyurmaktadır. Yani yetimlerin mallarını yiyenler, ye-

288

mek yediklerini zannetmesinler, biliniz ki onlar ateş yiyorlar. Basiret gözleri açık kimseler haram yiyeceğin ateş olduğunu görüyorlar. Aşağıda anlatılanların buna bir delil olacağını umarız.

"Bir kadının çocuğu kaybolmuş, o kadın büyük bir alimin yanına gelip çocuğunu bulmasını istemişti. Alim akşam saatlerinde zalim olan hakimin evine gitmeye mecbur kalmıştı. Gittiğinde açık bir sofrayla karşılaştı. Alim, bu çocuğun bulunmasmi benden istediler, ben de senden istiyorum, bu çocuğu bul dedi. Hakim alimi yemeğe çağırdı; alim yemeyeceğini söyledi. Sonunda ısrarla alimin yemeği yemesini istedi ve onu tehdit etti. Alim yemek kabim eline aldi ve yemeği sıktı; parmak-larimn arasından kan akmaya başladı. Bir yemek bir halkm kamm emerek yapihyorsa, bu yemek pilav gibi gözükse de gerçekte kandır, ölü etidir dedi."

Giybet de büyük günahlardan biridir. Gıybet eden hamile bir kadını düşünün, hem kendisini ve hem de karnındaki çocuğunu helakete atıyor. Çünkü Kur'ân-ı Kerim Hucurat suresinin 12. ayetinde giybet edenlerin ölü eti yediklerini bildiriyor. Yukanda adresi verilen a-yetten anlaşılan şu olsa gerek "Yani, ey halkm arasmda onun bunun kötü sıfatlarını söyleyen ve onu bunu çe-kiştiren insan, ölü eti yemek ister misin? Ey giybet e-den hamile kadın, ölü eti yiyip de karnındaki çocuğunu helak etmek ve onun yaşantısını karartmak istemiyorsan, giybet etme.

289

2- Veraset kanunu: Bu kural anne-baba genlerinin çocuğa intikali ve onlarm zahirî ve manevî sifatlarimn çocuğa geçmesine denir.

Genelde, kibirli, kıskanç vs. bir anne ve babamn çocuklarının kibirli olduğu bilinmektedir ve yine salih ve ihlasli anne ve babamn çocuklarının da genelde ihlash ve salih olduğu bilinmektedir. Bu veraset kanu-nunu psikologlar da kabul etmektedirler.

Veraset kanunu yoluyla, anne ve babamn iç ve dış sıfatları çocuğa geçer. Işte bu sebepten dolayı çocuk anne karmndayken, anne kötü sıfatları taşımamaya dikkat etmelidir. Zira, çocuk annesinin karmnda onun ruhiyatıyla gelişir. Aynı şekilde çocuk dünyaya geldik-ten sonra, hem anne ve hem de baba kütü sıfatlardan uzak durmalıdırlar. Kıskançlık, bencillik, vb. gibi kötü sıfatları taşıyan anne, verasetle bu kötü sifatlarimn ço-cuğuna geçip çocuğun bu kötü sıfatlarla gelişeceğini unutmamalıdır.

Bir diğer önemli nokta ise günahtır. Hammlar hami-lelik döneminde daha da özen göstererek şüpheli şey-lerden dahi sakınmalıdırlar.

Günahkâr bir kadının yapmış olduğu günah, rahmindeki çocukta kötü eserler bırakır. Iffetsiz, namaz kılmayan, kendini namahreme gösteren, namahremle oturup kalkması, şakası, kahkahası olan kadınlar gerçekte çocuklarım kendi karınlarında öldürmüşlerdir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor:

290

"Bahtiyar, annesinin karnmda bahtiyardir ve bed-baht ise annesinin karnmda bedbahttir."1

3-  Dinî görevler: Hamile kadınlar dini görevlerini mutlak surette yerine getirmelidirler. Bu hususta be-denlerinin ağırlığı bahanesiyle tembellik etmemelidir-ler. Temizlik, gusül, namaz, oruç vb. vazifeleri yerine getirmelidir. Ancak bu amelleri yaptığı zaman, çocuğa ya da kendisine zarar verecek kadar zorlamyorsa, kolay şekli ile o amelleri yerine getirmelidirler. Mesela, namaz için ayakta durmak veya riiku ve secdelere eğil-mek zararh ve çok zor ise namazlan oturarak kilabilir-ler. Veya orucunu tutarsa çocuğu için zararh olacağı ih-timalinden sakmarak, hamilelikten sonraki bir dönem-de kaza etmek niyetiyle orucu tutmayabilirler.

4-  Zararh şeylerden kaçınmak: Hamile kadmlar ağır yük kaldırmak, atlamak, korku veren yerlere git-mek ve-ya korku filmi seyretmekten çekinmelidirler. Zira, bu gibi şeyler çocuğun düşmesine sebep olabilir veya anne karnmda kötü tesirler bırakabilir. Mesela, çok fazia korkan ve korkunun şiddetinden yüzü simsi-yah kesilen hamile bir kadinin karnmdaki çocuğun vü-cudunun herhangi bir yerinde siyah bir leke oluşabilir ve bu gibi lekeler bir ömür boyu çocuğun bedeninde yer ahp onu mahcup edebilir.

Cinsel birleşme konusuna gelince, kendisine veya rahmindeki çocuğa eziyet ve zarar vermeyecekse ka-

1- Sefinet'ül-Bihar, saade maddesi.

291

çınması yersizdir. Ama hamilelik süresince abdestii bir hâlde cinsel ilişkide bulunmalari mustehaptir.

293

SÜT VERMEK

Allah Teâla yapılan bütün ilâhîve hayırlı işlerin fa-illerine sevap ve mükâfat verdiği gibi, çocuğa süt verme hususunda da bu sevabi annelere liitfet-miştir. Yani çocuğa süt vermek dahi hayırlı ve ilâhî iş-lerden biri sayılmaktadır. Kadimn süt vermesi hakkm-da birçok rivayet vardır. Örneğin, bir hadis-i şerifte şöy-le buyrul-muştur:

"Bir anne çocuğuna süt vermek için ğece uyanır-sa, ğece (tehheccüd) namazı kılmış kadar sevap ahr."

Ya da başka bir rivayette; "...Bir anne çocuğuna süt verirse Allah yolunda bir köleyi azad etmiş kadar sevap a//r."diye buyrulmuştur.1

Hz. Ali (a.s)'dan şöyle rivayet ediliyor:

"Çocuk için en faydalı ve mübarek olan siit anne sütüdür. "2

Hz. Imam Cafer Sadik (a.s), Ishak'm annesini (ken-di eşini) çocuğuna süt verirken gördüğünde, şöyle bu-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:67, h:l.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:68, h:2.

294

yurdu: "Ey İshak'ın annesi, sadece ğöğsünün bir tara-fından süt verme, iki taraftan da süt emzir. lira biri yemek digeri su yerinedir."1

Âlimlerin bazıları annenin göğsüne gelen ilk sütü ço-cuğuna emzirmesinin farz olduğunu söylüyorlar, buna i-laveten şunu da sebep olarak gösteriyorlar. Eğer o ilk sii-tü vermez ise çocuk ölebilir, veya kuvvetsiz, zayıf bünyeli olur.

Çocuğa süt verme süresi iki yıldır. Ulema arasmda meşhur olan, bir aksi durum söz konusu olmadan iki yıldan fazla süt vermenin caiz olmadığı gibi yirmi bir aydan da az olmamahdir. Ama annenin sütü olmaz ve siit annesi bulunmaz veyahut ta ona süt emzirmesi için gerekli ücreti veremeyecek bir durumda olursa veya siit vermenin bir zaran olursa, süt vermemenin (veya yirmi bir aydan az vermenin) bir sakmcasi yoktur.

Hz. Imam Cafer Sadik (a.s) bu konuda şöyle buyuru-yor: "Yirmi bir aydan az çocuğa siit vermek, ona zuliim-dür."2

Sahih hadislerden görüp anladığımız kadarı ile a-teşperest bir kadını süt annesi olarak tutmak caiz de-ğildir. Ama mecbur kalındığı takdirde Hıristiyan veya Yahudi bir kadim siit annesi olarak tutmak caizdir. El-bette bu, onlara, çocuğa süt emzirmeleri için kendi ev-

l-a.g.e.böl:14,b:69,h:l. 2-a.g.e. böl:14,b:70, h:5.

295

lerine götürmelerine izin verilmeme şartıyla yapılmalı-dır. Ayrıca Islâm'da haram olup onlarin tahrif olunmuş dinlerinde helâl olan içki, domuz eti ve diğer haram şeyleri de yemelerine müsaade edilmemelidir. Çünkü süt annelerinin yiyeceği haram şeyler, süt yoluyla ço-cuğa geçer ve onda kötü tesirler bırakır.

296

ÇOCUĞA İSİM KONULMASI

Isim koymak, beşer tarihinde bir zaruret olup, gü-nümüzde dahi zaruret olarak bilinmektedir. İnsanlar her şeyi birbirinden ayırt edip tanıyabilmek için bü-tün eşyaları ve tabiattaki hayvanları ve şahısları adlan-dırmak zorundadırlar.

Jsim koymanın ne denli mühim olduğu Kur'ân-ı Ke-rim'den çok iyi anlaşılmaktadır. Zira, yüce Allah Kur'-ân'da adı geçen peygamberlerden beş tanesini, daha dünyaya gelmeden onları kendi tarafından adlandır-mıştır. 0 peygamberler ise şunlardır: Ahmed, Yahya, Mesih (Isa), Ishak ve Yakup (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun).

Çocuk için Islâmî bir isim koymak her anne ve ba-baya dinî bir görev olmakla birlikte, çocuğun anne ve baba üzerindeki haklarından sayılmaktadır. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona ğüzel isim koymak, ğüzel edeplendirmek ve ona Kur'ân'ı öğretmektir."1

1- Nehc'ül-Belâğa, Kısa Sözler, h:399.

297

Çocuklara koyulan isimler baba ve annelerin yolunu, düşünce ve hedeflerini vurgulayan en önemli öğeler-dendir. Çünkü, insan kimi sever ve saygı duyarsa onun hatıralarıyla mutmain olmaya ve onun ismini ayakta tutmağa çalışacaktır.

Çocuklar büyüdükten sonra, camiada kendilerini aşağı derecede görmemeleri ve alaya maruz kalma-maları için, anne ve babalar çocuklarına seçecekleri ismi dolaylı yönlerden etraflıca düşünmelidirler. Şöyle ki, anne ve baba çocuklarına günümüzde ve geçmişte-ki, cani, zalim, sapık ve şeytani bir kervanda yol alan şahısların isimlerini koyarsa, bu gibi isimler toplumda-ki bazı fertlerin de yardımıyla ileride çocuğun düşünce-sinde ve geleceğinde eser bırakabilir.

Defalarca çocukların olgunluk çağına girdikten sonra isimlerini değiştirdikleri veya diğerlerinin alayları karşısında rahatsız oldukları görülmüştür. Hiç şüphesiz baba ve anne bu olanların hepsinden sorumludurlar. jşte bu sebepten dolayı mukaddes Islâm dini, bütün anne ve babalara çocuklarına Islâmî ve güzel isim koymalarını emir buyurmuştur. Hatta çocuk anne rah-mindeyken, daha dünyaya gelmeden önce isminin ko-nulması çok güzel bir örnektir.

İsim Koyma Zamanı

Geçen konuda, Kur'ân'da adı geçen beş büyük pey-gamberin isimlerinin daha dünyaya gelmeden yüce Allah tarafından konulduğunu zikretmiştik. Hatta Re-

298

sul-i Ekrem (s.a.a), diinyaya gelecek olan kendi torunu-nu daha anasimn rahmindeyken Muhsin1 olarak ad-landırmıştı.2

Imam Sadik (a.s) ceddi Hz. AM (a.s)'dan şöyle riva-yet ediyor: "Çocuklarınızın ismini, daha diinyaya gel-meden önce koyunuz ve eğer çocuğun erkek veya kiz olduğunu bilmiyorsanız, bir erkek ismi ve bir de kiz is-mi seçiniz. Çünkü, sizin düşük olan çocuklarınız, kıya-met günü sizi görüp de, neden bize isim koymadimz di-ye şikayette bulunacaklardır..."3

Diğer bir rivayette ise, eğer çocuk dünyaya gelme-den önce ona isim koymazsamz, doğumunun yedinci günü ismini koyunuz diye naklolunmuştur.

İyi ve Güzel İsim

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Babanın çocuğuna yapacağı ilk iyilik, ona giizel isim koymasıdır. Öyleyse sizin her biriniz çocuklarınızı güzel isimlerle adlandırı-niz."4

Anne ve babaların çocuklarına güzel isim koymala-rı, onların anne-baba yanındaki değerini gösterir.

1- Muhsin dünyaya gelmeden önce, anne karnında şehadet şerbe-tini içen Fatıma (s.a)'nın oğludur.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:21, h:l.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:21, h:l.

4- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:22, h:l.

299

Güzel isimin ruha birçok faydaları vardır. Örneğin ismi Ali olan bir şahıs, tarih kitapları okuduğunda Ali Ibn-i Ebu Talib (a.s)'ın ibadet mekanlarında bir abid, ci-hat sahnelerinde cesur, korkusuz, adil, takvalı, imanlı, ahlâklı vs. olduğunu öğrendikten sonra, artık kendi kudretine göre gayret gösterip, kendisini o mukaddes insanın ahlâkıyla süslemeğe çalışacaktır. Ama isimi, Nemrut, Firavun, Ye-zid ve benzerleri olan bir şahıs, bunların ne kadar aşağılık, alçak ve zalim bir şahıs ol-duğunu öğrendiğinde, kendisinde bir alçalma duygusu hissedecektir.

Resul-i Ekrem (s.a.a), çocuğun babası üzerindeki hak-larını şu üç şekilde bizlere emir buyurmaktadir:

1- Ona güzel isim koymak

2- Ona yazı yazmayı öğretmek

3- Bulûğ çağına vardığında evlendirmek.1 Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

"İyi ve uyğun isimler seçiniz. Zira kıyamet ğünü o isimlerle çağırılacaksınız."2

Diğer bir rivayette Resul-i Ekrem (s.a.a)'in, erkekle-rin ve şehirlerin çirkin isimlerini değiştirip yerine güzel isimler koyduğu da naklolunmuştur.3

1- Bihar'ul-Envar, c.101, s.92, h:19 2-Bihar'ul-Envar, c.101, s.131, h:29 3-Kurb'ul-İsnad, s.45.

300

Rivayetlerden anlaşıldığına göre, çocuklara konul-ması gereken en iyi isimler din büyüklerinin örneğin, peygamberler, imamlar ve Allah'm kullugunu niteleyen isimlerdir. Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Allah'm kulluğuna delalet eden isimler en doğru ve iyi isimlerdir ve bunlann en iyileriyse peygamberlerin isimle-ridir."1

Diğer bir hadiste Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Dört evlâdı olup ta onlardan birisine benim ismimi koymayan, doğrusu bana cefâ etmiştir."2

Imam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor:

"Muhammed ismi olan evde, ev halkı hayırlı olarak sabah ve akşama ğirer."3

Bazı hadislerde çocuğa en azından yedi gün Muham-med isminin konulmasimn müstehap olduğu geçer. Imam Sadık (a.s)'ın şöyle buyurduğu nakledil-miştir: "Doğan erkek çocuklarımızın hepsinin ismini Muhammed koyarız. Yedi gün ğeçince, istersek adını değiştirir, istemezsek adı öyle kalır."4

Birisi Resul-i Ekrem (s.a.a) ile oğluna isim koyma hususunda istişare edince Peygamber ona; "Ona be-

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:23, h:l. 2-Furu-u Kâfi, c.6, s.19.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:24, h:6.

4- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:24, h:l.

301

nim yammda en sevimli olan Hamza ismini koy." diye buyurdu.1

Rivayetlerde Ehlibeyt isimlerinin konulmasmin müste-hap olduğu geçer. Peygamber'in Ehlibeyti'nin isimlerini koymak, Resulullah'a (s.a.a) saygi ve sevgidir de aym zamanda.

Ravi, Ebe'l-Hasan (a.s)'ın şöyle buyurduğunu nakle-der: "Muhammed, Ahmed, AH, Hasan, Hiiseyin, Cafer, Talib, Abdullah ve Fatima isimleri olan eve fakirlik gir-mez."2

Aynca rivayetlerde, Kur'ân'da geçen "Esma'ul-Hus-na (en giizel isimler) Allah içindir." ayeti hakkmda bun-lann Ehlibeyt Imamlan oldukları geçmektedir. Nitekim bir hadis-i şerifte Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

"Allah'a andolsun ki biz (Ehlibeyt) esma-ul husna (en ğüzel isimler) ve sifat'ul-ulya (en iyi sıfatlar)yız."

Islam düşmanları, hepsi aym nurdan viicuda gelen bu mukaddes imamlann isimlerinin dillerden silinip kaybolması için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Işte bu sebepledir ki mutahhar imamlann isimlerini koymak, Resu-lullah'a (s.a.a) saygi olmasimn yam sira , fa-zilet örneklerini yaşatmak ve öykülerini canlı tutmak demektir. Işte bu yüzden Allah'ın övdüğü Ehlibeyt'i yad etmek ibadet sayılmaktadır.

1-Furu-uKâfi, c.6, s.19. 2-Furu-u Kâfi, c.6, s.19.

302

Bu isimleri koymanın siyasi yönü de vardır. Nitekim Benî Ümeyye halifeleri döneminde AM (a.s) ve Şiîlerinin aleyhine zorlu ve saptırıcı baskılar yapılıyordu. Devran bozuk bir devrandı. Müslümanlar için rahat bir nefes almak nerede ise imkansızdı. Işte böyle fırtınalı bir dö-nemde, Imam Hiiseyn (a.s), isim yoluyla bile olsa ger-çek hidayet meşalelerinin ismini yaşatıp, ayakta tut-mak için şöyle buyuruyorlar:

"...(Eğer yüce Allah) bana 100 tane evlât (erkek çocuk) merhamet etse, hiçbirisine AH isminden baş-ka bir isim koymam."1

Bir şahıs oğluna isim koymak hususunda Imam Cafer Sadik (a.s) ile istişare edince, Imam ona; "Allah-'ın kulluğuna delalet eden ismi ogluna koy." diye bu-yurdu. Mezkur şahıs; "0 isim hangi isimdir?" diye so-runca, imam "Abdurrahman'dir." diye buyurdu.2

Konumuzun bu bölümünde şu noktayı aydınlat-makta yarar vardir. Insan yüce Allah'm isimlerinden ya-rarlanmak istediğinde (yüce Allah'a mahsus olan isim ve sıfatları çocuklarına koymak istediklerinde) o isimleri abd kelimesi ile birlikte zikretmelidir. Bu işi yap-mak farz ve zaruridir. Örneğin, Rahman, Allah'm isimle-rindendir. Çocuğuna bu ismi koymak isteyen bir şahıs, onu Abdurrahman olarak zikretmelidir. Kısacası, Rahman vb. Allah'a mahsus olan isimler, Abdullah,

1-Furu-uKâfi, c.6, s.19.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:14, b:21, h:2.

303

Abdurrahman, Abdurrahim şeklinde isim olarak ko-yulmahdir.

Bütün Müslümanların, özgür bir düşünür olup ta çocuklarına seçecekleri güzel isimlerle sahih Islam mektebini bu alanda korumalari umidiyle.

304

ESLERIN BIRBIRLERI ÜZERİNDEKİ HAKLARI

Konumuzda erkek ve kadmm birbirleri üzerindeki hak ve vazifelerine değineceğiz. Yalnız, erkek ve kadmm birbirleri üzerindeki hak ve vazifeleri çok-tur. Ama biz bu bölümde bunlardan sadece bazila-rına değineceğiz.

ERKEĞIN KADIN ÜZERINDEKI HAKLARI

Bu konuyu bir hadisle beyan ediyoruz:

Resulullah döneminde Müslüman bir kadm Resulul-lah'ın huzuruna gelerek; "Erkeğin kendi eşine olan hakki nedir?" diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a); "Çok fazladır." diye buyurdu. 0 kadm; "Onlardan bir miktanm bana söyler misiniz?" diye arz etti.

Peygamber efendimiz (kadmm isteği üzerine) şöyle buyurdu:

"Kadm kocasından izinsiz müstehap oruç tutma-mali ve kocasmdan izinsiz evden dışarıya çıkmama-lıdır. Kadm en giizei kokulan kullanmali; en giizei el-

307

biselerini kocası için ğiyinmeli ve her gün sabah-akşam iyi bir şekilde süslenerek kendisini kocasma sunmahdir. Elbette erkeğin hakkı bu denilenlerden çok fazladır."1

Imam Cafer Sadik (a.s) bir diğer rivayette şöyle bu-yuruyor: "Bir kadın Resulullah'ın huzuruna gelerek şöy-le dedi: 'Ey Allah'ın Resulü, erkeğin eşine olan hakkı nedir?' Peygamber şöyle buyurdu:

"1- (Meşru işlerde) kocasma itaat edip, ona karşı gelmemelidir.

2- Kocasimn evinden (mahndan) onun izni olmadan sadaka vermemelidir.

3- Onun izni olmadan müstehap oruç tutmamalıdır.

4-  (Münasip olan) her yerde kocasimn arzu ve isteklerine uymah ve kendisini ona sunmahdir.

5-  Onun izni olmadan evden dışarı çıkmamalıdır. Eğer böyle yaparsa eve dönünceye kadar gök, yer, rahmet ve azap meleklerinin nefret ve lânetine uğrar."

"Daha sonra o kadin; 'Ey Allah'm Resulü, erkeğin üzerinde en çok hakkı olan kimdir?' diye sorunca, Resulullah; 'Babasıdır.' diye buyurdu. Kadin; 'Peki ka-dının üzerinde en çok hakkı olan kimdir?' diye sorunca, Resulullah; 'Kocasıdır.' diye buyurdu..."2

1-Funı-uKâfî, c.5, s.508.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:79, h:l.

308

Imam Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor:

"Kadının cihadı kocasına iyi davranmasıdır."1

Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

"Kocasının ahlâksızlığı karşısında sabır ve ta-hammiil eden kadma, yiice Allah Firavun'un eşi Hz. Asi-ye'nin mükâfatı kadar, mükâfat verecektir."2

KADININ ERKEK ÜZERINDEKI HAKLARI

Bir kadm Resulullah'm (s.a.a) huzuruna gelip; "Ka-dının kocası üzerindeki hakları nelerdir?" diye sordu. Peygamber efendimiz cevabmda şöyle buyurdu: "Kan-sının elbise ve yiyeceğini hazırlamalıdır; eğer hata et-tiyse onu affetmelidir."3

Bir şahıs Imam Cafer Sadik (a.s)'dan; "Kadimn kocası üzerinde hakları nelerdir?" diye sorduğunda, Imam cevap olarak şöyle buyurdu: "Onun yemek ve elbisesi-ni hazırlaması, serf ve öfkeli bir şekilde ona bakma-masıdır..."4

Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:81, h:2. 2-Mekarim'ul-Ahlâk, s.245. 3-Furu-uKâfi, c.5, s.511. 4-Furu-u Kâfi, c.5, s.511.

309

"Erkek lokmayı eşinin ağzına koyarsa Allah ka-tmda ona mükâfat verilecektir."1

Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

"Allah katında, erkeğin hanımı ve çocuklarının yanında oturması benim camimde yapılan itikaftan daha sevimlidir."

Erkeğin Eşine Kötü SözSöylemesi

Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: "Karısına küfür eden ve ona zaniye (zinâkâr) di-yen kimse, yılanın kabuğundan dışarı çıktığı ğibi iyi-liklerden dışarı çıkar ve vücudunda olan her tüy sayı-sıca onun için bin tane hata yazılır."2

Bazı rivayetlerde, melun ve münafıktan başkası e-şine küfretmez diye zikredilmiştir. Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

"İsrailoğullarından olan bir şahıs, yüce Allah'ın ona evlât inayet etmesi için üç yıl boyunca dualarda bulundu. Ama duası kabul olmuyordu. yüce Allah'ın hacetini ğidermediğini ğörünce şöyle yakındi: 'Allah-'ım, ya ben senden uzağım sesimi duymuyorsun, ya da sana yakınım bana cevap vermiyorsun?!' Daha sonra, rüya âleminde birisi onun yanına ğelip şöyle dedi: Doğrusu, üç yıldır boş konuşan bir dil, as/ bir

1- el-Mahaccet'ul-Beyza: c.3, s.70.

2- Bihar'ul-Envar, c.100, s.248, h:34.

310

kalp ve kötü bir niyetle Allah'a dualarda bulunuyor-sun. Eğer duanm kabul olunmasmi istiyorsan küfret-mekten vazğeç, kalbini temizle ve niyetini düzelt."

(İmam (a.s) şöyle devam ediyor sözüne:) "0 erkek bu söylenilenlere amel etti ve daha sonra Allah'tan is-tedi, bir miiddet sonra Allah ona bir erkek çocuğu lüt-fetti."1

Bir başka rivayette ise şöyle geçer: "Devamlı Imam Sadik (a.s) ile birlikte olan bir şahıs vardı; ancak köle-sine küfrettiği için Imam Sadik (a.s)'m bir daha o şahıs-la dolaşıp oturmadı."2

Resul-i Ekrem (s.a.a); "Güzellik dile dökülmüştür", diye buyurmuştur.

Değerli okuyucu, yukarıdaki rivayetlerden de anlaşıldığı gibi, küfrün ve ağzı bozuk olmamn ne kadar çir-kin olduğu gayet iyi anlaşılmaktadır. Tabi bunun karşısında da halkla iyi geçinmek ve iyi bir dille güzel konuşmak benimsenmiştir.

Bu konuyla ilgili olarak yiice Allah şöyle buyuruyor:

"İnsanlara güzel söz söyleyin."3

1-Usul-uKâfı, c.4, s.7. 2- Usul-u Kâfî, c.4, s.7. 3-Bakara/83.

311

ERKEĞİN EŞİNE HİZMETİ VE GÖREV BÖLÜMÜ

Kadının erkeğe, erkeğin de kadına yapmış olduğu hiz-met Allah katinda çok büyük ibadetlerdendir.

Hz. Ali (a.s): Ben ev işlerinde Hz. Fatıma'ya yardım ederken, Resulullah (s.a.a) içeriye girdi ve şöyle buyur-du:

"Ey Ali, sözlerimi iyice dinle, Rabbimin buyruğun-dan başka bir şey söylemem ben. Evde eşine yardım eden her erkek için, vücudunda olan her bir tüy sayı-sıca, ğeceleri ibadet, ğündüzleri ise oruç tutularak yapılan bir yıl ibadet sevabı verilir. Yüce Allah, Hz. İ-sa, Hz. Yakup ve Hz. Davud ğibi sabırlı peyğamberlere verdiği sevap kadar, sevap verir ona."

"Ey Ali, herkes evde eşine hizmet etmeyi küçümsemeyip, çalışmaktan çekinmezse, yüce Allah onun adına şehitler divanında yer verir; her ğece ve ğündüzüne karşılık, bin şehidin sevabını yazar. Attığı her adıma bir hac ve umre sevabı yazar..."

"Ey Ali, evde bir saat hizmet etmek, bin yıl ibadet-ten, bin hacdan, bin umreden, bin köleyi azad etmek-ten, bin savaşa katılmaktan, bin hastanın ziyaretine ğitmekten, bin cumaya katılmaktan, bin cenazeye eş-lik etmekten, bin fakiri doyurmaktan, bin çıplağa ğiy-si vermekten, Allah yolunda (savaş için) bin atı dona-tıp ğöndermekten, yoksullara verilen bin dinardan... daha hayırlıdır."

312

"Ey AH, herkes eşine hizmet etmeyi küçümsemez ve ondan çekinmezse, o hizmeti, büyük ğünahlarının kef-fareti olur ve Rabbmin ğazabını söndürür. Bu hizmet, cennet hurilerinin mehiridir. İnsanın derece-sini ve hasenelerini fazlalaştırır."

"Ey AH, halis, sadakatli, şehit makamına sahip olan veya Allah'm diinya ve ahiret hayrını vücudunda bir araya ğetirmeği irade ettiği insandan başkası, ka-nsi ve çocuklarına hizmet etmeye muvaffak oia-maz."1

Başka bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:

"Sizin en hayirlmiz, karısına ve çocuğuna iyilik yapandir."2

Kadm ve erkeğin mutlu bir yaşantıya sahip olmala-rı için ev içinde ve dışındaki bütün işler paylaşılmalıdır. jşlerin paylaşılması zarurî ve gerekli olan bir şeydir. Iş-ler bölüşüldüğü takdirde artık hem kadm ve hem de erkek kendi vazifelerine amel etmelidirler. Bunun yanı sıra , erkek boş vakitlerinde hanımına yardım etmeli ve ev içindeki işlerde kadm da kocasına yardımda bulun-malıdır. Eğer işler karı-koca arasında bölüşülmez ise tatsızlık ve huzursuzluk çıkabilir.

l-Bihar'ul-Envar, c.101, s.132, h:l. 2- Bihar'ul-Envar, c.79, s.268.

313

Aile hayatına Islam dini nizam ve intizam getirmiş olup, kadm ve erkeğe işbölümü tayin etmiştir. Ev düze-ni ile kadm sorumlu tutulmuş, maişet ve harici işler ise erkeğin üzerine bırakılmıştır. Işbölümünden sonra eşler birbirlerine gücü nispetinde yardımda bulunmalıdırlar. Nitekim Hz. Fatima ve Hz. Ali'nin de evlilik hayatlanm müşahede edecek olursak onlann da işleri paylaştıkla-rını görürüz. Bu hususta Peygamber efendimiz, o iki zata şöyle buyurmuştur:

"Ev içindeki işleri Fatima ve ev dışındaki işleriyse amcam oğlu Ali üstlensin."

Nitekim aralarındaki işbölümüne ragmen Ali (a.s) boş vakitlerinde evin temizlik ve intizamında, çocukla-ra bakmakta Fatima validemize yardımcı olmuşlardır. Bunun her Müslüman'a güzel bir örnek olması gerekir. Bazen eve gelen misafirlerden veya diğer sebeplerden dolayi ev içindeki işler çoğalır. Bu gibi zamanlarda erkegin eşine yardım etmesi çok güzel ve sevabı da çok olan bir iştir.

Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyorlar:

"Emir'ül-Müminin, Ali (a.s), odun hazırlıyor, su çe-kiyor ve ev/ süpürüyordu. Fatima (a.s) ise buğday veya arpayi el degirmeniyle un hâline getiriyor ve sonra hamur yapıp ekmekpişiriyordu."1

l-Bihar'ul-Envar, c.43, s.151. 314

KADININ KOCASINA HİZMETİ

Kadının kocasına hizmet etmesinin çok büyük mü-kâfatı vardır. Ümmü Seleme Resulullah (s.a.a)'den şöy-le nak-leder: "Her kadın kendi kocasmm evinde ya-şantıyı dü-zene sokmak (mutlu bir hayata sahip ol-mak) için, bir şeyi bir yerden kaldırıp diğer bir yere koyarsa Allah ona rahmetle bakar (rahmet eder) ve Allah'ın rahmet bakışının kapsadığı kimseye de azap ulaşmaz.n±

Bir başka rivayette şöyle geçer:

"Salih olan bir kadın, salih olmayan bin erkekten hayırlıdır. Doğrusu, yüce Allah kocasına yedi ğün hizmet eden her kadının yüzüne cehennemin yedi kapısını kapatır ve cennetin sekiz kapısını onun yü-züne açar. Ar-tık o, hanği kapıdan isterse cennete ği-rer."2

Bir rivayette de şöyle geçer:

"Kadının eşinin eline bir bardak su vermesi, ğün-düzleri oruç tutarak ve ğeceleri ğece naınazı kılarak yapılan bir yıllık ibadetten faziletlidir. Her bardak su için yüce Allah ona cennette bir şehir hazırlar ve o-nun altınış ğünahını bağışlar."3

1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.251, h:49.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:89, h:2.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:89, h:3.

315

Malumdur ki, hizmet her ne kadar büyük ve yapil-ması biraz çetin olursa onun sevabi daha da çok ola-caktir. Kadinlarm Islâmî emirler doğrultusunda kocala-rına karşı yap-mış oldukları her türlü hizmetin mükâfat ve sevabimn azametini derkedip ve Islâm'ın onları kii-çümseyip hor görmediğini aksine, kocalarına karşı yapmış oldukları hizmetten dolayı, Allah katında özel bir değere sahip olduklarim ve onlara ahirette birçok derecelerin verileceğini gösteren bir rivayeti sunuyoruz:

"Asrı saadette Yezid Ensarî'nin kızı olan Esma a-dmda bir kadın, Müslüman kadinlarm vekili olarak Peygamberin huzuruna çıkıp şöyle dedi: Anam ve ba-bam size feda olsun, ben Müslüman kadinlarm vekili unvamnda sizin yammza geldim. Yüce Allah da sizi hem kadm, hem de erkekler için peygamberliğe gön-dermiştir. Biz de erkekler gibi senin risaletine iman et-tik ve Allah'm bir olduğuna inandık. (Öyleyse erkeklerle bir farkımız yoktur.) Biz hanimlann sıkıntısı şudur: Biz kadmlar sinirhliklardan dolayi evde oturmuş ve siz er-keklerin cinsel isteklerini doyuruyor ve sizin çocukları-nızı kendi rahmimizde taşıyoruz. Ama değerli ve mu-kaddes olan işleri, örneğin cuma ve cemaat namazma, cenaze merasimine iştirak edip hastalarm ziyaretinde bulunamiyoruz. Hepsinden daha önemlisi Allah yolun-da cihat etmekten mahrumuz. Bu işlerde bize bir fayda yoktur. Şöyle ki, eğer erkekler hacca ve cihada gider-lerse, biz onların gıyabında onlann mal ve namusunu koruyor elbise ihtiyaçlarını gidermek için pamuktan

316

kumaş yapıyor ve onların çocuklarını eğitip besliyoruz.

Hâl böyle iken kendi kavlimiz şudur ki, hangi sebeple cihadın büyük sevabından mahrumuz?"

Resulullah, Esma'nın güzel ve yararlı sözlerinden dolayı sevinip ashabına şöyle buyurdu: "Acaba şimdiye kadar bir kadının dini meselelerini böyle ğüzel bir şe-kilde sorduğunu duymuş muydunuz?"

Daha sonra Peygamber (s.a.a) Esma'ya şöyle buyurdu: "Ey Esma, iyi bil, iyi dinle ve diğer kadınlara da duyur:

"Doğrusu, kocasına iyi bakan (onunla iyi anlaşan) ve kocasının mutlu olmasmı sağlayan, kocasına tâbi olana (onun sözünden çıkmayana) verilen mükâfat, onların hepsiyle eşittir."1

Yani cihat etmek, cemaat namazına katılmak ve hacca gitmek kadar olan mükâfat ve sevap kadına da verilir.

Kadın, kocasının meşru olan her emrine itaat et-melidir. Özellikle cinsel birleşme hususunda mühim bir mazereti olmadıkça hemen icabet etmelidir. Bazı ka-dınlar kocalari onlaria cinsel birleşmede bulunmak is-tedikleri zaman, onlara yaklaşmaktan kaçınırlar. Böyle olduğu zaman da bazı imansız ve takvasız olan erkek-ler tatmin olmak için başka kadınlarla buluşurlar. Er-kek, uygun olan her anda cinsel ilişki kurabilmeli, ha-

1- A'lam'un-Nisâ, c.l, s.67.

317

nımı da bunu olumlu karşılamalıdır. Eğer hanım erke-ğinin isteğine karşılık verir ise o kişi gözünü ve vucudunu haramdan korur.

Resulullah efendimiz (s.a.a) kadmlara hitaben şöy-le buyuruyor: "Kocamzm isteğine enğel olmak için namazınızı uzatmayınız."1

Imam Sadık (a.s) şöyle naklediyor:

"Kadimn biri birtakım isteklerinden dolayı Resulul-lah'm (s.a.a) huzuruna geldi. Resulullah ona; 'Şayet sen musevvifattansm (geciktirenlerdensin).' dedi. Kadm; 'Musevvifat nedir?' diye sorunca, Resulullah şöyle buyurdu: 0 öy/e bir kadındır ki, kocası bazı şeyler için onu yanına çağırır ama o kocasi uykuya dalmcaya kadar yanma gitmeyi geciktirir. İşte böyle bir kadma kocasi yataktan uyanmcaya kadar melekler lânet ederler."2

Diğer bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle bu-yuruyor: "Kendisini kocasma sunmadan yatan kadma u-yumak helâl değildir. Şöyle ki, elbisesini çıka-np ve kocasi He birlikte yatağa girerek vücudunu ko-casının vücuduna yapıştırmalıdır. Böyle yaptığı za-man kendisini ona sunmuş demektir."3

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:83, h:l.

2- a.k.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:91, h:2.

318

Bir hadis-i şerifte, "Kocasını ihmal eden kadına Allah lanet ets/n" şeklinde buyurulmuştur.1

Islam dini, kadmm kocası karşısında güzel elbiseler giyinmesini, ziynetlerini takimp, güzel kokular sürme-sini kadına tavsiye etmiştir.

ESLERIN BIRBIRINDEN RAZI OLMASININ DEĞERI

Kadın için, çeşitli işlerde erkeğin rızasını celbetmek çok önemli ve değerlidir. Eğer kadın gayret gösterip kocasının kendisinden razı olmasını sağlar ise aile ya-şantısında en yüksek iftihar ve övgüyü kazanmış de-mektir. Aynı şekilde kadının kendi kocasından razı ol-ması da, yuvada erkek için en iyi saadet, en büyük mükâfatlardandır.

Ali Ibn-i Cafer şöyle anlatır: Kardeşim Imam Kâzım (a.s)'dan şöyle bir soru sordum: "Kocasını sinirlendiren ka-dın nasıldır?" Imam cevap olarak şöyle buyurdu:

"Böyle bir kadın, kocası ondan razı oluncaya dek ğünahkârdır."2

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Sizin en üstün kadınlarınız, kendisi veya kocası birbirlerine sinirlen-diğinde, elini kocasmm eline verip (onun elini tutup)

1- Nehc'ül-Fesaha, 22 ve 37. konu.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:80, h:8.

319

elim senin elindedir, senin benden razi olman için yü-zümü kırıştırıp buruşturmuyorum diyen kadındır."1

Resul-i Ekrem (s.a.a)'den nakledilen hadislerden anlaşılan şudur ki: Kadının iyi amellerinin kabul olma-sı, kocasının rızasını kazanmasına bağlıdır. Erkek de bu şekilde-dir. Yani eğer erkek diliyle eşini incitirse, yüce Allah onun namazını, orucunu ve iyi işlerini kabul etmez. Hatta eşinin kendisinden razı olmasını sağlamazsa cehenneme girecek ilk kimse olur.2

GÜNAHLARIN CEZASI

Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Bir gün Fatıma'yla birlikte Peygamberin huzuruna gittik. Peygamberin şiddetli bir şekilde ağladığını görünce, dayanamayıp sordum: 'A-nam ve babam sana feda olsun, niçin ağlıyorsun?' Resulullah şöyle buyurdu: Miraca götürüldüğüm gece, ümmetimin kadınla-rından bazılarının şiddetlice azap çektiklerini gördüm. Işte onların bu çetin azabına ağlıyorum. (Azap çeken bu kadınlar, birkaç grupturlar:)

1- Saçlarından asilan ve beyni kaynayan bir kadını gördüm.

2- Dilinden asılan ve boğazına ateş dökülen bir ka-dını gördüm.

3- Göğüslerinden asilan bir kadın gördüm.

1- Bihar'ul-Envar, c.100, s.239, h:45.

2- Bihar'ul-Envar, c.100, s.244, h:15.

320

4- Altında ateş yanan ve kendi vücudunun etini yi-yen bir kadın gördüm.

5- Ayakları ellerine bağlanmış ve yilan ve akreple-rin vücudunu sardığı bir kadın gördüm.

6- Ateşten bir tabutun içinde, beyni ağzından dışa-rıya dökülen, kör ve lal bir kadın gördüm.

7- Ateşli bir tandıra ayaklarından asılan bir kadm...

8- Ateşli makaslarla kendi vücudunu önden ve ar-kadan parçalayan bir kadm...

9- Elleri ve yüzü yanan ve ciğerlerini, kalbini ve ba-ğırsaklarını yiyen bir kadm...

10-  Başı domuza, viicudu da eşeğe benzeyen bir kadm... ve bunun yam sıra milyonlarca çeşitli azap o-nun etrafını sarmıştı.

11- Köpeğe benzeyen bir kadm gördüm. Alevler bu kadimn bedeninin alt kismmdan girip ağzından çıkıyor-du ve ateş memurlan topuzla onun beden ve kafasim eziyorlardi.

(Peygamber efendimiz bunlan buyurduktan sonra) Hz. Fatıma şöyle arz etti: "Ey benin habibim ve gözü-mün nuru, bunlar ne günah yapmışlardı da bu azaplan çekiyorlardı?"

Resulullah (s.a.a) şöyle cevap verdi:

1- Saçlarından asılan kadın, saçlarını namahrem-lerden gizlemiyordu.

321

2- Dilinden asılan kadın, (dünyada) kocasını incitiyor-du.

3-  Göğüslerinden asılan kadm, kocasmdan izinsiz başkalarının çocuklarına süt veriyor ve kocasını kendi yatağına kabul etmiyordu.

4-  Kendi viicudunun etini yiyen kadm viicudunu başkaları için süslüyordu.

5-  Ayakları ellerine bağlı olan, akrep ve yilanlarm da vücuduna saldırdığı kadm, vücudu ve elbisesi temiz olmadığı gibi cenabet ve hayız guslü almıyordu. Namaz kıldığı zaman da, namaza önem vermeyip onu üşene-rek kihyordu.

6- Kör ve lal olan kadm, başka bir erkekten meşru olmayan bir çocuğu kendi rahminde büyütmüş ve o ço-cuğun da kendi kocasmdan olduğunu iddia ediyordu.

7-  Ayaklarından ateşli bir tandıra asılan kadm, kocasmdan izinsiz evden dışarı çıkan kadındı.

8-  Ateş makaslarla kendi viicudunu kesen kadm, kendisini halka gösteriyor (ve davranışlarıyla erkekleri tahrik ediyordu.)

9- Yüzü ve vücudu yanan kadın... kadınları sapıklı-ğa davet ediyordu.

10-  Başı domuza benzeyen... kadm, söz taşıyıcı ve ya-lancıydı.

322

11- Yüzü köpeğe benzeyen kadın, nuhenger ve kıs-kançtı.1

Daha sonra Resul-i Ekrem şöyle buyurdu: "Kocasını sinirlendiren kadının vay hâline ve ne mutlu kocasını kendisinden razı eden kadına."2

1- Nuhenger araplar içerisinde bir gelenek ve görenek idi. Şöyle ki, birisinin bir yakını öldüğünde ona yas tutulmasi ve ağlanılması için para karşılığında tutulanlara Nuhenger derler. Bunlar öyle bir şekilde ağlıyorlarmış ki kendi yakinlan öldüğünde bu şekilde ağlamıyorlarmış.

2-   Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:117, h:7; Uyun-u Ahba-r'ir-Rıza, s.184.

324

ÇİFTLERİN SAADETİ

A Me yuvasında, her ferdin istediği hep saadettir. Yal-nız, saadeti tek taraflı anlamak, onu mah-vetmektir. Bekâr bir şahıs, yalnız kendi saadetini düşünebilir. Fakat evli olan ise, kendi saadeti kadar e-şinin saadetini de düşünmelidir. Eşler arasında daima eşitlik olmalı ve bu eşitlik de İs-lâm'ın buyruklarının dı-şına çıkmamalıdır. Paylaşılan hayat gibi, birbirine uy-mak da paylaşılmalıdır.

jş hayatı günün birçok saatlerinde eşleri birbirinden ayırabilir, fakat ondan sonraki vakitlerini hep birlikte geçirmeli, zevk, eğlence ve hüzünlü günlerinde beraber olmalıdırlar.

Yuvada özlenen saadet kendiliğinden meydana gel-mez. Saadet, eşlerin gönül birliğiyle gösterecekleri dikkat, sevgi, ilgi ve alâkayla gelişir. Ancak eşler birbirlerinden nefret edercesine uzak durup, sevgi, muhab-bet ve ilgi ateşini söndürürlerse, o da söner ve hayati-yetini kaybeder.

Aile yuvasında karşılıklı sevgi, sönmez bir cazibe ve sonsuz bir alaka, saadeti temin eder. Onun için aile yu-

325

vası kuran erkek ve kadm birbirini sevip saymah, birbiri-ni mad-dî olan her şeyden değerli ve üstün tutmahdir. Yuvada erkek ve kadm birbirlerinin dilinden anlamah-dirlar. Kalp, ruh ve dilleri aynı heceleri söylemeli, birbir-lerine sonsuz bir inançla bağlanmış olmalıdırlar. Çünkü saadet, karşılıklı sevginin bulunduğu bir yuvada banmr.

Yuvada, erkek ve kadm uygun vakitlerde birbirleriy-le oyalanmahdir. Erkek eşini hiçbir zaman ihmal et-memeli, ona hep şefkat ve merhametle taşan, içli bir sevgi sunmahdir. Kadm da kocasim daima sevip, sor-mah, koca ruhunda bir sevgili diye yaşamalıdır.

Yuvada, erkek ve kadm aşk hakkını bilmeli ve bunu ödemelidirler. Bu zevk payı yalnız saadeti değil yuvanın ismetini de korur. Yuvada erkek ve kadm birbirlerinin zevk ve yaşayışlarına uymalıdır. Bilhassa kadimn uysal oluşu ona saadet kapilanm açar. Kadm bir su gibi ol-mah, kocasimn hayat kabına döküldüğü zaman, bu su, kabın şeklini tamamıyla almalıdır.

Yuvada erkek ve kadm yalmz kendi zevk ve ihtiraslarma uyarak hareket etmelidirler. Bu yolda her ikisi de hislerinden az-çok feragat gostermeli ve bunu isteyerek, seve seve yapmahdirlar. Yuvada, erkek ve kadm, birbirinin eş, dost ve sevgilisi olmahdir.

Kadm için koca, anne-baba ve kardeşten daha ya-kın, içli bir dost, erkek için kadm, bunlardan daha ustun, sevilen bir sevgili olarak görülmelidir. Yuva hep gii-

326

ler yüz, tatlı söz, nezaket, incelik ve yumuşaklıkla saa-det, selâmet ve bereketini devam ettirmelidir.

Yuvada, erkek ve kadm birbirlerinin fikir ve hisleri-ne hürmet etmeli ve saygılı davranmalı, maddî ve ma-nevî işlerinde birbirlerine yardım etmeli, tevazu ve hilim ile davranmahdirlar. Bilhassa kadm "evet, peki" demesini öğrenmeli işine gelmeyen sözü duymamalı-dır. Aksilik ile saadet bir arada barmamaz. Kalp kir-makla, neşe ve saadetler yıkılır.

Yuvada erkeğin güneşi batmamalı, kadına hüküm etmeden, hakim olduğunu hissettirmelidir. Kadm da bunu hissettiği hâlde evinin hakimi olmalıdır. Yuvada, erkek ve kadm hep evlendikleri ilk gün gibi birbirlerine karşı hazırlanmalı ve birbirlerine kavuşmak, görüşmek isteyen yeni iki aşık, iki sevgili gibi olmahdir. Bilhassa kadm buna daha fazla önem vermelidir.

Yuvada, erkek ve kadm aralanndaki sevgi ve alâ-kayı söyleyen biraz kıskançlık olmalı, yalmz bu da ölçü-lü olmalı, aşırı olmamalıdır. Zira aşırı kıskançlık inanç, sevgi ve muhabbet bağlarını koparır, mutluluğu sarsar.

Yuvada, erkek ve kadimn prensibi sevgi olmalı, sö-vüşmek olmamalıdır. Yuvada, erkek hatasını aklıyla, kadm ise kalbiyle düzeltmelidir. Yuvada, erkek ve kadm, yuvadan uzak eğlencelere kendilerini vermemeli, eğlenceyi hep yuvada aramah ve birbirlerinde bulmah, zevk hayatları müşterek olmahdir. Yuvada, erkek ve kadimn neşe, keder, üzüntü ve hırçınlıklarını kimse gö-

327

rüp duymamalı, sir ve mahremiyetlerini yalnız kendileri bilmelidir.

Yuvada, erkek ve kadın çocuklarına içten bağlı ol-malı, zevkle işlenen bir yakınlık duymalıdır. Yuvada, çocuklar gözlerinin nuru, gönüllerinin süruru, evlilik a-ğacının semeresi ve sevimli meyvesi, cennet reyhanı, yuvanın cıvıldayan kuşu, evin bereketi ve saadeti olma-lıdır. Yuvanın sevgi ve cıvıltılarını bu güzel filizler korur. Çocuğu olanlar olmayanlardan daha mesuttur.

GECIMSIZLIĞIN NEDENLERİ

jçinde yaşadığımız şu asırda, birçok aile yuvaları samimiyet ve muhabbetle kurulduğu hâlde, çok geç-meden eşler arasında geçimsizlikler, huzursuzluklar baş göstermede, yuvada sevgi ve muhabbet bağlarını gevşeterek, bir-birlerine düşman olmakta, ayrılmak için mahkeme kapılarını aşındırmaktadırlar.

Niçin evlenen bazı fertler mutsuz oluyor veyahut çabucak boşanıyorlar? Bunun sebebini kısaca izah ede-lim.

Günümüzde birçok kimseler, maneviyattan ziyade, da-ha çok maddileşmiş, dini duygulara, Islâmî esaslara önem vermeyip, dinî, ahlâkî, bilgi ve terbiyeden uzak-laşmış olduklarından, birçok aile yuvalarında kadın ve erkeği birbirine bağlayan etkenler genellikle gelir, menfaat, servet ve makam gibi geçici şeyler oluyor.

328

Kalbinde Allah korkusu, ahiret kaygısı olmayan kadm ve erkek, derhal aynlmayi düşünüyor.

jşte maddî bağlarla örülen yuvalar, er geç dağılma-ya maruz kalıyor. Hâlbuki aile yuvası, sevgi ve saygı bağlarıyla örülür.

Bu bağın devamı ise, aile yuvasının iki kutbu ve bu kutsal müesseseyi destekleyen iki direk olan karı koca arasında, bu yuvayı ebediyen yaşatmak kastı ve bunun tek dayanağı olan çiftler arasında derin sevgi ve saygı ile Allah'ın, Peygamberin emirlerine hakkıyla riayet e-derek ömür sürmek ve yuvanın mutluluğunu bozan şeylerden sakınarak hareket etmeleri ile mümkündür.

Yuvada geçimsizliği doğuran ve boşanmaya sebep olan şeyler, her ne kadar çok ise de biz bunlardan bir-kaçına değineceğiz:

1- Evlenmenin aceleye gelerek kadın ve erkeğin, i-şin ilk başında birbirlerini iyice araştırmadan yuva kurmalarıdır. Erkek ve kadının birbirini tanımadan, an-lamadan, iyice sorup soruşturmadan, aceleyle evlen-meleri zararlı olabilir. Aceleyle yapılan evlilik örümcek ağına benzer, bunların örülmesiyle dağılması bir olur. Yuvayı oluşturan iki temel rükün birbirini anlamamış, tanımamışsa yuva yıkılır, samimiyet nefrete, aşk kine bürünür.

2-  Kadın ve erkek Rablerine karşı borçlu oldukları gibi, ibadet vazifelerini vaktinde yaparak Cenabı Hakka şükürde bulunmaları yuvada ahengi sağlar, aksi tak-

329

dirde, yuvayı mutsuzluk bürür. Şöyle ki, erkek, mümin ve dinine bağlı, kadın ise dinî ve ibadî vazifeleri hafife ahr ve kocasimn tembih ve nasihatlarim dinlemezse veya bunun tarn tersi olursa, sevgi ve muhabbet duygu-ları sönerek geçimsizlik ve huzursuzluğa sebep olmuş olur. Namaz olmayan evde mutluluk, birlik, birbirini an-lamak, bereket, muhabbet olmaz.

3- Kadın ile erkeğin, birbirlerinin cinsi zevk ve arzu-larim dindirmemesi, bu yolda birbirini ihmal etmesi de yuvada birçok tatsızlıklar, huzursuzluklar meydana ge-tirir. Sevgi ve muhabbet bağlarını gevşeterek kadın ve erkeği birbirinden soğutur. Birçok boşanmaların bu se-bepten olduğu ispatlanmış bir gerçektir.

4-  Kadının kültür seviyesinin yüksek oluşu veya zengin oluşu sebebiyle erkeğine karşı kibir ve gururla büyüklük taslaması, tahsilinden, malimn mülkünün çokluğundan bahsetmesi erkeğini rahatsız eder, kalbi-ni kirar, sonunda geçimsizliğe ve huzursuzluğa belki de boşanmaya bile sebep olabilir.

5-  Birçok ailelerde, huzursuzluğun meydana gel-mesi, erkeğin yuvadan soğuyarak evden kaçması, ha-rama kaymasi veya birlik bağını koparması, kadimn idaresizliği, kocasına karşı hürmetsiz ve saygısız hare-keti, kötü muamele, donuk ve asık çehre ile yüzünü buruşturması, keskin kılıç gibi dili ile boş yere çene çalması, onu incitmesi gibi sebeplerden doğmaktadır.

330

6-  Imansız ve sabırsız fertlerin oluşturmuş olduğu ailelerde, sefalet ve geçim darlığı mutsuzluğa sebep olur.

7- Kadm gerek evinde ve gerekse ev dışında edep, hayâ kaidelerine, tesettür esaslarına riayet etmez, açık saçık, yarı çıplak dışarı çıkar, namahremden sakmmaz, tavir ve hareketinde hafiflik gösterirse, imanlı ve takva-h veyahut ta namuslu olan kocasını üzer ve yuvada hu-zursuzluğa sebep olur. Aynı şekilde turn bunlar erkek için de geçerlidir.

8- Ailede, kadm ve erkeğin birbirlerini küçük düşüre-cek tavir ve hareketleri mutsuzluğa ve geçimsizliğe sebep olur.

9- Bazi erkekler sevgi ve muhabbetle yuva oluştur-duğu hâlde kalplerinde Allah korkusu, ahiret inanci, ai-le sorumluluğu olmadığından şeytanın kulu, nefsinin esiri, heva ve hevesinin kurbam olup gazino, meyhane gibi eğlence yerlerine, kumarhanelere ve diğer nice ba-takhanelere düşüp, ayyaşlıkla gününü gün etmesi yuvada huzursuzluğa sebep olur.

10- Ayrılığa kadar süren aile ocağının soğumasının se-beplerinden birisi de eşlerin evlilik öncesi, hayalî ve kavuşulması güç arzuları taşımalarıdır. Evlenince bu arzuların gerçekleşmediğini gören eşler, birbirlerine o-lan sevgilerini yitirir ve böylece bu mukaddes yuva yı-kılmaya maruz kalır. Konuyla ilgili bir hikâyeye dikkat ediniz:

331

Uzak Hayaller

Daha kayıtlı olduğu okuldan mezun olmamıştı. Gençti, içi dolu birisiydi. Güzel vücudu bir yılda solmuş; sonbahar yapraklarını andıran kuru, sapsarı bir renge bürünmüştü. Sanki, dilinde söylemek isteyip de söyle-yemediği cümleler birikmişti.

Akıl hastanesine getirildiği ilk gun bile, bu hâlini boz-mamıştı. Üzerinde çalışan doktorlar, uyguladıkları en iyi metotlarla dahi, zavallı kızı eski hâline döndüre-memişlerdi. Ne gülebiliyor, ne de birkaç yıl önceki ha-yallerinin pişmanlığını dile getirebiliyordu.

Her gün bilinçsizce odasından çıkıp belki aynı, belki de farkli sebeplerden aklını yitirmiş bir grup kadın has-tanın yanına varıyor, her zaman olduğu gibi değiştir-meksizin; "Dün gece köşkümüzde güzeller güzeli bir çocuk doğurdum." diyordu. Zavallı deliler bile bu söze bir anlam veremiyorlardı.

0, bu sözü defalarca tekrarlamıştı belki. Ama, ken-di bile ne söylediğinin farkında değildi. Bir ara yine aynı has-taların yanına varıp, anlamsızca sözler söyledi:

"Dün gece özel uçağıma binip kuzeye doğru açıl-dım. Kocamla da son model arabamıza atlayıp baş-kenti şöyle bir dolaştık." gibisinden...

Ne var ki zavallı kızı doktorun-dan başka kimse anlamıyordu. Evet, artık o bir deliydi, hem de bir hiç uğ-runa kurban gitmiş sayisizca deliler arasmdan bir deli...

332

Anlamsızca sözlerini büyük bir ciddiyetle, sanki yaşıyormuş gibi anlatmaya devam ediyordu.

Nihayet doktoru işi fark etmişti. Kızı tedavi yönte-miyle eski hâline getiremeyeceğini biliyordu. Bu yüz-den, hakkında bilgi toplamak için onun kız arkadaşları-nı hastaneye çağırdı. Psikolog doktorun amacı zihnin-deki soruları cevaplamak, zavallı kızın neden bu hâlle-re düştüğünü öğrenmekti.

Bir müddet sonra kız öğrenciler, doktoru görmeye gel-mişlerdi. Kısa bir görüşmeden sonra doktor konuyu açmıştı:

"Herhâlde hepiniz Dilek'in macerasını biliyorsunuz-dur. Zavallı kız şimdi tamamen aklını yitirmiş durum-da... Sizlerden isteğim buna sebep olan olayları bildiği-niz kadarıyla anlatmanızdır. Lütfen beni bu konuda bi-raz aydınlatın. Zira, gelecek neslin de Dilek gibi yok olmasına, onun gibi bir zavallı olarak kalmasına göz yummak Allah katında da hoş değildir..."

Kızlardan biri ayağa kalkarak cevap verdi:

"Dilek benim sınıf arkadaşımdır. Sınıfta onunla ay-nı sırayı paylaşıyorduk. En yakın dostlarından oldu-ğumdan bazen bana açılır; içinde ne derdi varsa bana dökerdi. Bir keresinde evlilik mevzusu gündeme gel-mist i. Dilek; 'Kocamın zengin, yakışıklı biri olmasını is-terim.' diyordu. 'Çocuklarımız, dayalı döşeli bir köşk, al-tımızda lüks mü lüks bir araba' ve daha nice şeyler..."

333

Dilek hep bunların hayaliyle yaşar olmuştu. Onlar-dan başkasını bir türlü kabullenemiyordu. Ama kadere bakimz ki, ona çirkin bir koca nasip oldu. Ne köşk, ne de araba sahibi olabilmişti. Hatta, zavalh Dilek kısır çıktığından hayallerini ettiği çocuklardan bile mahrum kalmıştı.

jşte efendim, zavalh Dilek'in macerası bu... Çirkin koca, evsizlik, çocuklarının olmayışı, derken ailevi so-runlara göğüs geremeyişi, ne yazık ki Dilek'i büyük bir bunalimm eşiğine getirmişti. Sonrasını da siz daha iyi biliyorsunuz...1

1- Bu hikâye, gerçek bir yaşamdan alınmış olup, hikâyede adı geçen Dilek, hayatının sonuna kadar yaşamını akıl hastanesinde sürdürmüştür.

334

MÜT'A NİKÂHI (GEÇİCİ EVLİLİK)

Mut'a, dinimizce Müslümanlara tanınan bir tür ko-laylıktır. Şöyle ki, toplum içerisindeki bir grup insanlar maddî imkansızlık ve çeşitli zor-luklar dolayısıyla evlenememektedirler. Bir grup insanlar da işleri gereğince uzun yolculuklara çıktıklarından eşlerinden uzak kahrlar ve cinsel isteklerini nasıl gide-receklerini bilemezler ve bu, onlar için gerçek bir so run hâline gelir. Bazen de ortada yolculuk söz konusu de-ğildir, ancak eşi hayız yada nifaslıdır. hâl böyleyken onunia yapilacak cinsel ilişkinin haram olduğunu bilir ancak tatmin olmak için, helâl yollar arar. Yine bazıları da öğrenci olup evlenmenin tahsilleri için zararlı oldugunu düşünerek mukaddes evliliği ertelerler. Tabi bu arada, cinsel isteklerini giderebilmek için çeşitli yollara başvururlar.

Yine kadınlar arasında dul olup da evlenme şansı az olan kadınlar vardır. Her insanda olduğu gibi dul ka-dınlarda da cinsel birleşme isteği doğacak, o da bu is-teğini tatmin etmeye çalışacaktır.

337

Acaba nasıl tatmin olunmahdir? hâl böyleyken yukarıda zikredilen gruplara şöyle bir baktığımızda cinsel isteklerini tatmin etmek veya bastırmak için aşağıda sıralanan yöntemlerden birine başvurması gerekecektir.

1- Cinsel isteği yok edici ilaçlar kullanmalı.

2- Istimna etmeli.

3- Zinaya başvurmalı.

4- Televizyon, dergi, sinema vb. gibi erotik sahneler sergileyen kitle iletişim araçlarına(l) göz gezdirmeli.

5-  Rahipliği seçmeli. (Yani tamamen ilişkiyi terk etmeli).

6- Müt'a (geçici evlilik) yapmalı.

Şimdi bu karışık ve keşmekeş yoldan kurtulmak i-çin bunların hepsini inceleyelim.

Birinci şıkta, cinsel isteği yok edici ilaçlar kullanma önerisine yer verilmiştir. Bu, Islam dışı bir hareket olup dinimizce yasaklanmıştır. Zira, cinsel istek fıtri bir duy-gudur ve fıtratı öldürmek ise, kesinlikle yasak ve ha-ramdır. Dolayısıyla bu yola başvurmak ilâhî emirlere karşı gelmek olacaktır.

Istimna ve zina ise bir sonraki konuda açıklayaca-ğımız gibi haram olup, hem toplum hem de Allah tara-fından çirkin görülen bir uygulamadır.1 Dolayısıyla 2. ve 3. şık da kabul edilmeyecektir.

1- Bu konuda geniş bilgi için bkz: İstimna ve zina böl.

338

Dördüncü şıkta yer verilen seyretme yoluyla tatmin olma isteği de, göz zinası olarak nitelendirilip, fesada yol açtığından dinimizce haram kılınmıştır.1

Beşinci şıkka binaen Resul-i Ekrem (s.a.a)'in bu konuda buyurmuş oldukları hadislerini naklediyoruz: "İslâm'da rahiplik yoktur..."2 Gerçekten de rahiplik, bir tür fitrata dolayisiyla ilâhî yaratılışa karşı gelmek de-mektir ve yine dinimizce haramdır.

Altıncı ve son önerme ise en sahih yol ve önerme-dir. Yalnız, akit öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gereken birçok hükümler ve yerine getirilmesi gereken şart-lar vardır. Örneğin akitten önce kadına verilmesi gereken mehir miktarı belirlenmeli, iki tarafın da rızası doğ-rultusunda kadına teslim edilmelidir.

Kadın dul olmalı ve gereken iddetini tamamlama-lıdır. Kız ile müt'a akdi, babasının izni olmadan gerçekleşemez ve aksi takdirde haramdır. Yine daimî evlilikte olduğu gibi mahremle müt'a akdi gerçekleşemez ve haramdır.3

Velhasıl daimî nikâhla müt'a nikâhının ortak ve farklı yönleri vardır. Konu fazla uzamasın diye kısaca bazılarına değineceğiz.

l-Bkz: Zinaböl.

2- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, c.14, h: 16356.

3-  Müt'a akdi için gereken şartlar ve hükümler hususunda her Müslümanın kendi taklit mercilerinin ilmihal kitaplanna mtiracaat et-meleri gerekir.

339

Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının Ortak Yönleri

1-  Ücret: Her iki nikâhta bir miktar mehir şarttır. Ancak mehrin müt'a nikâhında akit içerisinde zikre-dilmesi şarttır; aksi takdirde nikâh batıl olur. Daimî nikahta ise, batıl olmaz ama onun yerine kadının emsali olan diğer kadınların mehir miktarı belirlenir.

2- Her iki nikâhta mahremlik meydana gelir. Dola-yısıyla her iki nikâhta kadının annesi ve kızı, kocasına ve kocanın babası ve oğlu kadına mahrem olur.

3-  Başkalarının daimî nikâhla evlenen kadını iste-meleri haram olduğu gibi, müt'a nikâhıyla nikâhlanan kadını da istemeleri haramdır.

4-  Her iki nikâhla evli olan kadınla zina yapılması ebedi haramlığa neden olur.

5-  Her iki nikâhta kadının yeni bir evlilik için iddet beklemesi gereklidir. Daimî nikâhta bekleme süresi, üç defa âdet görmesi, müt'a nikâhında ise iki defa âdet-ten temizlenmesi veyahut en azından 45 gün bekle-mesidir.

6-  Her iki nikâhta kadının kız kardeşi erkeğe ha-ramdır.

7- Her iki nikâh sonucu doğan çocuklar babalarına mülhaktır. Dolayısıyla da babalarından miras alırlar.

8- Her iki nikâhta akıt okunurken eşlik anlamını sari h bir şekilde ifade eden lafizlarm kullanilmasi şarttır.

340

Dolayısıyla kiralama veya satmayi ifade eden lafizlarla okunursa, nikâh gerçekleşmez.

Daimî Nikâhla Müt'a Nikâhının Farklı Yönleri

1- Süre: Daimî nikâhta boşama söz konusu olma-dığı takdirde nikâh ebedidir. Müt'a nikâhında ise eşle-rin anlaşmasına bağlıdır.

2-  Daimî nikâhta eşler birbirinden miras alırlar. Müt'a-da ise hiçbirisi diğerinden miras almaz.

3-  Müt'a nikâhında eşler bazı konularda özgürdür-ler. Yani bir taraf diğerini mecbur etme hakkına sahip değildir. Örneğin:

a) Daimî nikâhta, nafaka yani kadının elbisesi, evi, sağlık hizmetleri ve günlük zaruri masrafları erkeğin üzerinedir. Ama müt'a nikâhında, eşlerin anlaşma şek-line bağlıdır. Kadın, masrafları erkeğin üstlenmesini kabul etmeyebilir ve erkek de masrafları üstlenmeyebi-lir.

b) Daimî nikâhta, erkek ailenin büyüğü ve sözü ge-çerli olanıdır, ama müt'ada iki tarafın anlaşmasına bağlıdır.

c)  Daimî nikâhla evli bir kadın, kocasının rızası ol-madan hamile olmaktan kaçınamaz. Müt'a nikâhındaysa eşlerin her ikisinin rızası gereklidir.

Kısacası daimî nikâhta delille istisna edilen bazı hükümler dışında bütün hükümler, müt'a nikâhında da geçerlidir.

341

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de müt'a nikâhı husu-sunda şöyle buyurmaktadır:

"Kadınlardan faydalandığınız takdirde mehirle-rini kararlaştırıldığı miktarda verin."1

İmam Muhammed Bâkır (a.s)'a müt'adan sorulun-ca; "...Yüce Allah onu Kur'ân-ı Kerim'de helâl etmiş ve peygamberin sünneti de bunun üzerine gerçekleşmiş. Böyle olunca da kıyamet ğününe kadar helâl ve meş-ru kalacaktır..." şeklinde cevap vermişti.2

İmam Sadık (a.s) müt'anın önemini belirtirken şöyle buyurmuştur:

"...Müt'ayı inkâr eden ve onu helâl olarak kabul etmeyen, bizden değildir."3

İmam Sadık (a.s) yine şöyle buyurmuştur:

"Müt'a Kur'ân'da (açıklanmış) ve sünnette varolan bir şeydir."4

Kaynak kitaplarda müt'anın helâl olduğunu açıkla-yıcı deliller ve ashabın dahi bununla amel ettiğini bildi-ren birçok rivayet vardır. Müt'anın Resulullah (s.a.a) zamanında helâl olduğunu açıklayan delillerden birisi de tevatür haddine erişen ikinci halifenin sözüdür. 0 müt'anın Resulullah (s.a.a) zamanında helâl olduğunu,

l-Nisâ/24.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, Ebvab'ul-Müt'a 1, h:4.

3- Bihar'ul-Envar, c.100, s.320, h:44.

4- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:9, b:l, h:5.

342

ancak kendisinin bunu haram ettiğini ve onunla emel edenleri cezalandıracağını itiraf etmiştir."

Şimdi Ehlisünnet'in Kur'ân'dan sonra en güvenilir olarak nitelendirdikleri kaynak hadis kitaplarında, ba-kınız müt'a hakkında ne denmiştir. Sahih-i Müslim'de Halife Ömer'in minbere çıkarak halka şöyle seslendiği zikredilmiştir:

"Ey İnsanlar! Resulullah hayattayken helâl olan iki şey vardı. Ama ben onları haram ediyorum ve on-lara mürtekip olanları da şiddetle cezalandıracağımı bildiriyorum. Bu iki şey müt'a-i hac ve müt'a nikâhı-dır."1

Şia'nın büyük alimlerinden Cevahir'ul-Kelam kita-bının sahibi merhum şeyh Muhammed Hasan yukarı-daki rivayeti naklederek şöyle der: Ehlisünnet, müt'a meselesini aslından saptırmış, tahrif etmiştir. Onlara göre Peygamber efendimiz bu gibi ilâhî kanunlarm din ve şeriata getirilmesinde içtihat etmişlerdi. Yani bu tür konularda söz sahibiydi. Dolayısıyla herhangi bir müç-tehit veya halifenin bu konularda peygamberin sözleri-nin aksine fetva vermesi câiz(!) idi. Halife Ömer de bu esasa(!) dayanarak müt'aya karşı çıkmış ve onu haram kılmıştı. Işte bu yüzden Ömer, bu tür konularda tarn bir yetkiye(!) sahipti.

1- Sahih-i Muslim, c.3, s.38, müt'a babı.

343

Hatta Ömer bunlarla da yetinmemiş, Resulullah, (s.a.a) ve Ebubekir zamanmda ve Ömer'in halifeliğinin bir dönemine kadar ayrı-ayrı tek bir şekilde, Ramazan aylannda kihnan nafile namazlarim, Ubey b. Kâ'b'ı hal-ka imam tayin ederek, Ramazan ayimn nafilelerini cemaat ile kilinmasim emretmiş ve bazıları da buna amel etmişlerdi. Daha sonra camide nafilelerin cema-atla yerine getirildiğini gören Ömer, "Bu ne güzel bidat-tir!"1 demiş. Hatta Ömer teravih namazimn rekatlarimn sayismda dahi içtihat etmiş ve onu yirmi rekata çıkar-mıştı. Oysaki Ayşe şöyle diyor: "Resu-lullah (s.a.a) hem Ramazan ayinda ve hem de Ramazan ayi haricinde 11 rekâttan fazla (nafile) namazı kılmazdı."2

Görüldüğü gibi, Ehlisünnet uleması ilk üç halifenin hatalanm içtihat ile yorumlamışlardır. Hatta bazilan Malik Ibn-i Nuveyre'nin nikâhlı eşiyle zina eden Halid b. Velid'in bu denli çirkin ve alçakça hareketini dahi yine içtihat ile yorumlamışlardır. Oysa hadis ve Kur'ân'da hükmü açıkça belirtilen hükümlere karşı hüküm ver-mek, nas karşısında hüküm vermektir.

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de Resul-i Ekrem'in söz-leri ve onun doğruluğu hakkında bakınız ne buyurmaktadır:

1- Sahih-i Buhari, c.3, s.126.

2- Sahih-i Buhari, c.2, s.127.

344

"Sahibiniz (Muhammed -s.a.a-) ne sapti, ne de ay-nldi. 0 kendi dileğiyle konuşmaz. Sözü kendisine vah-yedilen vahiyden başka birşey değildir."1

Bilindiği gibi yalnızca Kur'ân-ı Kerim adına okunan ayetler değil, bunun yanında Resul-i Ekrem'in ağzından çıkan her söz ve yaptıkları tüm fuller hüccettir. Pey-gamberin bütün sözleri ve fiilleri vahye dayalıdır.

Bunu, Ehlisünnetten Şafiî mezhebine mensup bü-yük âlimlerinden Celaleddin Suyutî ed-Dürr'ül-Mensûr adlı tef-sir kitabında şu rivayetiyle doğrulamaktadır:

"Bir gün Resulullah (s.a.a) Ali (a.s)'ın evi hariç kendi camiine açılan evierin kapilarmm kapatilmasmi emret-ti. Bu emir Müslümanlara pek ağır geldi. Hatta Pey-gamber efendimizin amcası Hamza dahi bundan ya-kındı da (Resul-i Ekrem'e) şöyle dedi: 'Nasıl olur amcanin, Ebubekir'in, Ömer'in, Abbas'ın kapılarını kapattırır-sın da amcanın oğlu (Ali'nin) kapısının açık kalmasmi istersin?' Resul-i Ekrem sözlerinin onlara ağır geldiğini anlayıp, halkı camiine davet etti ve hamd-ü senadan sonra şöyle buyurdu:

"Ey insanlar, kapıları ben kapatmadım, (Ali'nin ka-pısını da) ben açmadım ve sizleri camiden dışarı çıka-ran da ben değilim ve (Ali'nin kapısının açık kalmasmi isteyen de ben değilim."

l-Necm/1-4.

345

"Sonra da şu ayeti okudu: Inmekte olan yıldıza ond-olsun ki, sahibiniz (Muhammed) ne sapti, ne de ayrıldı. 0 kendi dileğiyle konuşmaz. Sözü kendisine vahy-edilen vahiyden başka bir şey değildir."1

Değerli okuyucu, tarihten de anlaşıldığı kadarıyla, Mut-a, Resulullah'm zamamnda var olan bir şeydi ve ashap da bununla amel etmişlerdi. Eğer Müt'a gayri meşru bir fiil olsaydı, Resulullah ashabı ondan men ederdi...

Hiç kimsenin ayet ve hadisler gereğince anlaşılan sarih ve açık hükümler karşısında, hüküm vermeye ve içtihat etmeye hakkı yoktur.

"Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi istekle-rine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü-ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşer."2

"Elçi size ne verdiyse onu aim, size neyi yasakla-dıysa ondan sakının, Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir."3

Kur'ân-ı Kerim'de yer alan bunca esaslardan sonra hangi esasa dayanarak halifelere ve hatta müçtehitlere Allah ve Resulünün emirlerinin aksini soyleyebilme yetkisi verilmiştir? Doğrusu içtihadın nerede ve ne ko-

1- Tefsir-i Diirr'ul-Mensur, c.6, s.122.

2- Ahzâb / 36. 3-Haşr/7.

346

şullar altında olması gerektiğini bilmedikleri gibi asılsız uydurmalarla ilâhî emirlerin üstünü örtmeleri ve bunun için çaba sarf etmelerinin nedeni bizim için merak ko-nusudur.

Oysaki Kur'ân-ı Kerim'e tekrar bakacak olursak Resul-i Ekrem (s.a.a)'in dahi nass karşısında içtihat hakkına sahip olmadığı görülür.

Bu konu hakkında yüce Allah Kur'ân'da şöyle buyurmuştur:

"Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir derler. De ki, onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım ve şüphe yok ki ben isyan ettiğim takdirde, o pek büyük günün azabından kor-karım."1

Ayet-i kerimede de görüldüğü gibi, bir ayetin dahi değiştirilmesinin Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından dahi olsa, azaba sebep olan işlerden olduğu beyan edilmiş-tir.

Yine Ehlisünnete göre dördüncü halife Hz. Ali (a.s) ha-life Ömer'in müt'ayı yasaklayışı hakkındaki sözleri de ilgi çekicidir:

"Eğer Ömer müt'ayı yasaklamasaydı alçaklardan baş-ka hiç kimse zina etmezdi."2

l-Yunûs/15.

2- Tefsir'ul-Mizan, c.4, s.313 ve Tefsir-i Taberi, c.5, s.9.

347

Bu hadis müt'ayı tahrif etmenin ve yasaklamanm zararlanm anlattığı gibi, Ömer'in de bu işi yaparken ha-talı olduğunu anlatmaktadır.

ŞİA VE EHL-İ SÜNNET'TE MÜT'A

Müt'aya Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından müsaade edildiği ve ashabm da bununla amel ettiği Ehlisünnet ve Şia tarafından kabul edilmektedir. Yalnız, aradaki ihtilaf, mut-amn hükmünün kaldırılışı hususundadır.

Ehlisünnete göre bu hüküm Resul-i Ekrem zama-nında helâl olduğu hâlde sonraları kaldırıldı ve ardin-dan haram kılındı. Haram hükmü sünnette gerçekleşti-rilip Kur'ân'da gelmemiştir. Şia'ya göre ise bu hüküm Resul-i Ekrem zamanında olduğu gibi tüm zamanlarda da varolacaktır. Dolayısıyla ihtilafın mezkur hükmün geçerli olup-olmayışı hususunda olduğu görülmektedir.

Ehlisünnet, müt'a hükmünün halife Ömer zamanında kaldırıldığına inanmaktadır.

Bazıları müt'anın Resulullah veya Ebubekir zama-nında kaldırıldığını savunuyorlar. Oysa bu asılsız bir sa-vunmadır. Eğer müt'a Resulullah (s.a.a) veya Ebubekir zamanında yasaklanmış olsaydı, Ömer, "Resulullah zamanında helâl olan iki şeyi ben haram ediyorum..." demezdi.

Dolayısıyla Ömer'in bu hükmü içtihat ile yorum-lanmış, Allah ve Resulünün vermiş olduğu hükmün tarn tersi uygulanmıştır. Şia'nın da kabullenmediği

348

nokta buradadır. Zira, içtihadın böylesini kabullenmek gerçekten de Allah'a kul olmanin hilafma bir şeydir ve doğrusu bu pek büyük bir yanlıştır.

Ayrıca Ehlibeyt, müt'anın kıyamete kadar helâl olacağını bildirmiştir. Halife Ömer'in yukarıdaki sözünü man-tıksal olarak inceleyecek olursak, içtihat ile yo-rumlamamn ve Ömer'e içtihat hakkı tanıyarak olayı geçiştirmeye çalışmanın çok yanlış bir şey olduğunu göreceğiz. Çünkü bu nass karşısında içtihat etmektir. Ve yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de buyurduğuna göre sapıklıktır:

"Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman ar-tık inanmış bir erkek ve kadina o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşer."1

Oysa Ömer'in uyguladığı yasaklama, geçici ve o zamanın maslahatına uygun olarak yapılan bir şey idi. Bunun içindir ki, "Resulullah onları haram etti veyahut nesh etti." demiyor, haram edişini kendisine isnat edi-yor. Yine, "Ya-panları Allah cezalandırır" demiyor; "Ben cezalandırırım!" diyor. Bundan anlaşılıyor ki, onun maksadı o zamana ait bir şeydi. Haram sayması ortam ve zamana göreydi, dine gore değildi. Fakat sonra ge-lenler bu noktayı ve hiç kimsenin Allah'm helâl ettiğini haram etme yetkisine sahip olmadığını idrak edemedi-ler.

1- Ahzâb / 36.

349

Fazl, İmam Sadık (a.s)'dan şöyle rivayet etmekte-dir: Jmamin şöyle buyurduğunu duydum: "Ömer, Irak ehlinin onun müt'ayı haram ettiğini sandıkları habe-rini duyunca, birisini ğönderip onlara: Onun müt'ayı haram etmedigini ve Allah'm helâl kıldığı şeyleri haram etme yetkisine sahip olmadığını, sadece (zama-nın şartlarına uyğun olarak) onun müt'adan nehyettiğini haber vermesini so'yledi."1

Müt'ayla İlgili Hadislerden Örnekler:

1- "Cabir b. Abdullah açıkça şöyle dedi: Biz Resulul-lah ve Ebubekir zamanında... günlerce miit'a edebiliyor-duk; yalnız, Ömer onu Amr b. Haris yüzünden yasakla-di."2

2- "Ashaptan biri şöyle diyordu, Cabir b. Abdullah'in yanındaydım. Bir şahıs gelerek ona; 'İbn-i Abbas ve Ibn-i Zübeyr iki müt'a hakkında (müt'a-ı hac ve müt'a-ı Ni-sâ) ihtilâf etmektedirler.' dedi. Cabir; 'Her iki müt'ayı da Re-sulullah zamanında yapıyorduk. Daha sonra Ömer onlan ya-sakladi ve bir daha da o işi yapmadık. diye ce-vap verdi.3

Yukandaki hadisin bir benzeri az bir farkhhk ile Sa-hi-h-i Müslim'in 3. cildinin 331. sayfasında (Dar'uş-Şe'b bas-kısı) geçmektedir.

l-Bihar'ul-Envar, c.100, s.319.

2- Sahih-i Muslim, c.2, s.1023 (16. h.)

3- Sahih-i Muslim, c.2, s.1023 (17. h.).

350

3-  Salebî Tefsir-i Kebir adlı kitabında İmam Ali'den (a.s) şu hadisi nakleder:

"Doğrusu müt'a rahmettir... Eğer Ömer onu yasaklamasaydı şerefsizden başka hiç kimse zina etmezdi."

4-  Taberî kendi Tefsirinde ve Ahmed İbn-i Hanbel Müsnedinde müt'ayla ilgili ayeti tefsir ederken bu hadisi nakletmişlerdir:

"Bir gün Ibn-i Abbas küçük bir meclisteyken müt'adan konu açılmış ve; 'Peygamber efendimiz müt'ayla amel etti.' demişti. Urvet İbn-i Zubeyr; 'Ama Ebubekir ve Ömer mut-ayı yasaklamışlar artık.' deyin-ce, Ibn-i Abbas öfkelenerek ayağa kalkmış; 'Bu adam-cağız ne diyor?' demişti."

"Meclistekilerden biri; 'O, Ebubekir ile Ömer'in mut'ayı yasaklamalarından söz ediyor.' dedi. Bu cevabı alan Ibn-i Abbas pek üzülmüştü ve şöyle karşılık ver-mişti: Ben, bunların helâk olduğunu görüyorum. Onlara Resul-i Ekrem'in buyruklarından söz ediyorum, onlar ise Ebubekir ve Ömer'den bahsediyorlar."

5-  Sahih-i Tirmizfde şöyle nakledilir: "Ömer oğlu Ab-dullah'tan müt'a nikâhı hakkında sorulduğunda; 'He-lâldir.' diye cevap verdi. Devamen; 'Fakat baban bunu yasaklamış, nehyetmiştir.' dediler. Abdullah Ibn-i Ömer-'in cevabı şu olmuştu: Eğer bir meseleyi babam nehyetmiş ve Peygamber onu kabul etmişse

351

(neyhetmemişse) sorarım senden, acaba babama mı yoksa Peygamberime mi uyayım."1

Ehlisünnet'in bazı âlimleri bu denilenlere ragmen, müt'ayı helâl bilmektedirler. Örneğin: Ehlisünnet'e mensup, Tunus'un büyük âlimlerinden Zeytunî Camii imamı Şeyh Tahir b. Aşûr yazmış olduğu "Et-Tahrir ve't-Tenvir" adlı tefsir kitabında müt'a konusuna yönelik Ni-sâ suresinin 24. ayetine binaen "Helâldir." şeklinde ya-zar.2

Velhasıl Şia müt'anın Peygamber zamanmda helâl olduğundan dolayı şimdi de onu, helâl olarak bilmek-tedir. "Muhammed (s.a.a)'in helâlı, kıyamet ğününe kadar helaldır ve onun haramı, kıyamet ğününe ka-dar haramdır."3

MÜT'ANIN FAZİLETİ

Terk edilen Islâmî sünnetleri ihya etmek bütün Müslümanların vazifesidir. Insan, terk edilen bir sünne-te amel ettiğinde, iki yönden sevap alır: 1- Sünnete amel ettiğinden dolayı. 2- Terk edilmiş bir sünneti ihya ettiğinden dolayı. Bu açıklamayla, müt'anın faziletiyle ilgili rivayetlerin felsefesi de aydınlığa kavuşmuş oldu. Örneğin: Imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:

1- Sahih-i Tirmizi, c.3, s.185 (824. h.)

2-Bkz. Et-Tahrir vet-Tenvir, Tahirb: Aşurc.3, s.5

3- Usul-u Kâfi, c.l, s.58 (5.baskı) ve Kenz'ul-Ummal ve Müsted-rek'ul-Hakim, Mukaddime-i Daremî, s.39.

352

"Yüce Allah, müt'a ettikten sonra ğusül eden bir erkeğin ğusül suyunun her damlasından yetmiş me-lek yaratır ve bu melekler kıyamet ğününe kadar ona istiğfâr ederler ve kıyamet ğününe kadar müt'ayı in-kâr edenlere de lânet ederler."1

Beşir Ibn-i Hamza şöyle diyor: "Bir kadın amcası oğ-luna şöyle bir haber yolladı: Sen benim çok malım ol-duğunu biliyorsun, benimle evlenmek için beni isteme-ğe gelenler çok oluyor; ama ben onların hepsini red-detmişim. Şimdi, Allah ve Resulünün emrine itaat et-mek ve dinde bid'at çıkaranlara muhalefet etmek a-macıyla seninle müt'a nikâhı yapmak istiyorum.

(Ravi şöyle diyor:) "0 şahıs Imam Bâkır (a.s) ile bu konu hususunda istişare edince, Imam ona şöyle bu-yurdu: Git ğeçici evlilik (müt'a) yap; Allah, bundan do-layı size selâm ve rahmet ğönderir."2

1- Sefinet'ül-Bihar, c.2; s.521. 2-Furu-u Kâfi, c:5, s.452.

353

İSTİMNA (MASTÜRBASYON)

Açık manasıyla istimna, kendi kendini eliyle veya başka bir azası vasıtasıyla uyarma ve böylece cinsel doyuma ulaşmaya denir.

İmam Cafer Sadık (a.s)'dan istimnanın hükmü so-rulunca şöyle buyurdu:

"0, (istimna) büyük bir ğünahtır. Zira, Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de istimnayı yasaklamıştır. İstimna eden kendisiyle nikâhlanmış sayılır. Eğer böylesine kötü bir işi yapanı tanırsam, onunla aynı sofraya o-turmam."

Sonra İmam Cafer Sadık (a.s)'dan, "Istimnanın hükmü Kur'ân'ın hangi ayetinde geçmektedir.?" diye sorulmuş, Imam; "İstimnanın hükmü; 'Eşinden ve cari-yesinden baş-kasıyla şehvetini giderenler tecavüz e-dicilerdir.'1 ayetinden anlaşılmaktadır.' buyurmuştur.

l-Müminûn/7. 356

Tekrar; "Jstimnanın mı günahı daha büyüktür, yok-sa zinanın mı?" diye sorulmuş, Hazret; "İstimna daha büyük ğünahtır." diye buyurmuştur.1

İSTİMNANIN CİSMÎ VE RUHÎ ZARARLARI

Eski ve yeni tıbbî kitaplara bakacak olursak istimnanin âdeta bir ruhsal hastalık olduğunu görürüz. 196O'lı yıllardan önce yazılan kitaplarda istimnanin gerçekten de zararlı olduğu vurgulanmış zayıflık, hâlsiz-lik, göz ağrıları, ruhsal bunalım vb. hastalıklara yol aç-tığından dolayı kesinlikle yapılmaması önerilmiştir.

Oysa günümüz doktorları veyahut da bunlardan çoğu istimnanin zararlı olduğunu bile bile, yapılmasın-da sakınca olmadığını söylemektedirler. Nitekim Hartmann ve Fithian 196O'lı yillardan, Masters ve Johnson 1970'li yillardan beri istimnanin zararsiz oldu-ğunu göstermeye çalışmışlar ve ne yazık ki bunda da başarılı olmuşlardır. Yine ülkemiz doktorlarından; "istimnanin cinsel ilişki esnasında erken boşalımı önledi-ği ve bunu geciktirdiği için ilişki öncesi yapılmasında sakınca yoktur." diyenler de vardır.

Oysaki uzman doktorlarm defalarca yapmış olduk-ları açıklamalar ve bazı gençler tarafmdan bu konuda şikayet olunup da çare aranması, istimnanin kesinlikle zararlı olduğunu gösteren en bariz delillerdir.

1- Vesaü'uş-Şia, Ebvab-u Nikâh-il Behaim, b:3, h:4.

357

Dr. Chehrazi, "Danışmend" adlı derginin 13. sayi-smda yer alan makalesinde bu konuya değinerek şöyle der:

"Gençler bugün içinden çıkılması güç bir meseleyle karşı karşıya gelmişlerdir. Cinsel eğilimlerin kendi kendine şekil aldığı gençliğe geçiş devresinde, taze gençler meraklılık dönemini geride bırakırken, bu eği-limin aslına ulaşır ve çeşitli cinsel tahriklerle şehvet a-teşi kendi fıtratında alevlenmeye başlar."

Eskiden gençler, sahip oldukları dinî terbiye, edep ve toplumsal geleneklerinin etkisi altında, inançlarına bağlı idiler. Cinsî eğilimlerle yüz yüze kaldıkları vakit, buna tahammül ederler, kendilerini kontrol ederek cinsel tahrikten pek fazla etkilenmezlerdi. Ama, ne yazık ki bugün, durum çok daha değişiktir; sokakta veya çar-şıda erotizmi teşvik eden fotoğraf, dergi, gazete, sine-ma, televizyon vb. kuruluşların yayınladığı seks propa-gandaları işi bir hayli yokuşa sürmekte, cinsel eğilimi artırarak bunda etkili olmaya yol açmaktadır. Dolayısıy-la gençler, bu vesileyle aşırı eğilimlerin etkisi altında kalırlar. Genç, bu buhran içerisinde bocalarken artık uyku hâlinde boşalmaya başlar, boşalımın verdiği lez-zeti tadabilmek için de hayalinde müstehcen sahneler düşünür ve yavaş yavaş kendi kendini tatmin etmeye başlar. Sonuç olarak, bunu bir alışkanlık hâline getiren gencin yaşantısında, büyük bir zorluk ortaya çıkar.

358

Istimna önerilsin veya önerilmesin, gençler üzerin-de yapmış olduğumuz araştırmalar bunun hayli tehlike-li bir alışkanlık olduğunu göstermiştir.

Istimna yalnızca erkeklerde görülmez. Kadınlarda, özellikle de genç kızlarda istimna yaygınlık kazanmış-tır. Kadınlar genelde duyarlı oldukları bölgeleri uyara-rak cinsel doyuma ulaşmaya çalışırlar. Onlara göre gö-ğüsleri sık-mak, ovuşturmak ve diğer bazı yerleri ov-mak bu çirkin iş için yeterlidir. Hatta bunlar arasında çeşitli maddeleri organlarına sokarak doyuma ulaş-mak isteyenler de vardır.

Erkeklerde ise durum çok farklıdır. Onlara göre de cinsel organlarını ovuşturmak doyuma ulaştıracak ilk yoldur. Ancak ovuşturmak zevk vermez. Cinsel ilişkide olduğu gibi meninin boşalımı sırasında birkaç saniyelik zevk duyar ve böylece doyuma ulaşırlar.

Erkekler istimnaya daha çok ne zaman eğilim gös-terirler? Bilindiği gibi ergenlik çağı alametlerinin en be-lirgini erkeğin yumurtalıklarından meni gelmesidir. Yumurtalıklardan çıkan meni, meni kanalı yoluyla idrar kesesinin arkasında yer alan hücre kesesine geçer. Böylece hücre kesesi yavaş yavaş dolmaya başlar. Üçte ikisi bedene aktarılır. Vücudun büyüyüp gelişmesinde bu oran etkilidir. Kalan diğer miktar ise fazlalaştığı takdirde de dışarıdan gelen cinsel tahriklerle genci bu eğilime iter. Bazen genç, hücre kesesinin doluşundan ötürü doğal olarak uykuda boşalır (cunub olur). Böyle-

359

likle biyolojik denge sağlanır ve endişe verici bir durum ortaya çıkmaz. Ama bu tahriklere daha fazla dayana-mayan gençler, istimnaya başvururlar. Boşaldıkları va-kit bu yönden rahatlarken diğer taraftan da fitratlarma uygun olarak bunun, gerçekten de çirkin bir iş olduğu-nu anlarlar ve sonuç olarak da ruhi bunalıma mâruz kalırlar. Ayrıca bedensel yönden çeşitli kayıplara uğ-ramalan da bir başka üzücü şeydir onlar için...

Istimnaya müptelâ olanlar, genelde iktidarsız olur-lar. Yani, evlenecek olsalar dahi kendilerinde eşlerine yaklaşacak kudreti bulamazlar. Nitekim aldığımız bilgi-ler de bunu açıkça ortaya koymuştur: "Bu kötü ameli âdet edinen bir genç evlenmiş, gerdek gecesinde kan-sına yaklaşamayıp onun gözleri önünde istimna etme-ye başlamış..."

Istimna zaafa ve dolayısıyla hâlsizliğe yol açar. Ba-zen bu zayifhk, afyon ve sigara tiryakilerine oranla daha da aşağı olur. Bunun yam sıra gözün zayıflamasına (görmenin netliğini kaybetmesine), kulakların ağır işitir hâle gelmesine, yol açar.

Göz zayıflığının alâmeti olarak şöyle söylenebilir: Böyle kimseler gözlerinde kendilerini rahatsız edici karıncalanma görürler hatta, gözlerini kapadıkları vakit dahi karıncalanma devam eder. Karıncalanma, sık sık görülür. Göz kararmaları, baş dönmeleri bunun en kötü tarafıdır. Bunlara ilaveten kan azalması, rengin solma-

360

sı, hafızanın zayıflaması, haddi aşan zaaf, tembellik ve iştahsızlık da istimnanin yol açtığı zararlardandır.

istimnanin yol açtığı en önemli zarariardan biri de meni salgı bezlerinin işlerliğini kaybetmesidir. Meni yapıcı yumurtalıklar, boşalan meni keselerini doldur-mak için aşırı derecede yapilan istimnanin etkisiyle git gide, nohut kadar küçülür. Meni üretmek için yeterli olamadiklanndan, bu işe mürtekip olan kimseler artik cinsel lezzetlerden de mahrum kahrlar.

Nitekim aşırı istimna edenler arasmda organlann-dan meni yerine kan gelen kimseler de olmuştur.

Istimna yaptıklarından ötürü akıl hastası olanlar bile vardir. Bu da demek oluyor ki istimna, beyin iizerin-de bile, ters yönde etki etmektedir. Yukanda da değin-diğimiz gibi, "istimna deliliği" diye adlandırılan bu has-talığa yakalanan kimseler, kedi ve köpekten dahi etki-lenip istimna etmeye başlarlar. Bunlardan, kümes hay-vanlanmn yam sira, binek hayvanlanyla da cinsel ya-kmhk kurmak isteyenler bile vardir.

Ama bu zararlar aynı anda, aynı şahısta görülmez. Kişinin iradesine göre küçük alametlerle etkisini göste-rir. En ufak bir zayiflamada bu oran yavaş yavaş büyü-meye başlar.

Turn bunlara rağmen gençlere düşen görev, bunca zararlan olan istimnadan kaçınmaktır. Birkaç saniyelik tatmin, bir ömür boyu ruhi sıkıntıya yol açabilir. Daha da öteye bedensel zararlara göz yummak demektir.

361

Umarız aşağıdaki mektuplar, gençleri bu kötü alışkan-lıktan kurtarmada etkili olur.

ÇARE DİLEYEN MEKTUPLAR1

1. Mektup

...Bana acı veren ve neredeyse yok edecek derece-ye getiren sorunlarım cinsel konulara yönelik... 23 ya-şında, tahsiliyle meşgul bir gencim. Ergenlik çağına gi-rişimden bu yana iyi bir terbiye görmeyişim, dikkatsiz ve tecrübesiz oluşum nedeniyle bir tür cinsel sapıklığa mürtekip oldum. Ne yazık ki bunu yedi yıl sürdürdüm.

Şimdi, yaşantımı âdeta alt-üst eden bu belaya müptelayım. Ne kadar terk etmeye çalıştıysam da bir türlü beceremedim. Zararlarını kitaplardan okuduğum gibi kendimde de hisseder oldum. Gözlerim zayıfladı, sinirlerim gergin, kansızlık bedenimi solgunlaştırdı; gün geçtikçe zayıflıyorum. Kısacası, bu beni zavallı etti.

Tahsilim için yeterli kabiliyete sahiptim ama, şimdi o da azaldı, artık konuları yeterince kavrayamıyorum, anlamada güçlük çekiyorum... Işte bu hâlde tahsilime devam etmekteyim.

Yazma gücüm bile azaldı; elime kalemi aldığım vakit kendimde yazabilecek gücü bulamıyorum. Mec-buren kalemi yere bırakıp dinlendikten bir müddet son-

1- Bu mektuplar, Ayetullah Nasir Mekarim Şirazî'nin "Müşkilat-ı Cinsi-i Cevanan" adlı kitabından alınmıştır.

362

ra yazmaya çalışıyorum. Zayıf bir imamm var... Vicda-mmla el ele verip beni kimyorlar. Çaresiz, bir köşede oturuyor, ağlayabildiğim kadar ağlıyorum, gözlerim kı-zarıyor. Kısacası zavallimn biriyim ben! Imdadima kim yetişir, bilemiyorum.

Belki bilmek istersiniz; acaba bunun zararlanm kendimde de gördüğüm hâlde niçin terk etmiyorum?

...Tahrik olduğumda irademi kaybediyorum, sonra ken-dime geldiğimde tek işim ağlamak... Sabrım taştı. Can boğazıma geldi. Lütfen bana acıyın ve kurtuluş yo-lunu bana gösterin...!

2. Mektup

...Ben, 17 yaşında lise son sınıf öğrencisi bir gen-cim. Öğrenime başladığım ilk yıllarda seçkin, çalışkan bir öğrenciydim. Ama ergenlik çağına girer girmez buh-ranh bunahmlardan sonra içinden çıkılamaz bir tuzağa düştüm. Gerçi sadece ben değil, yaşıtlarımdan da bu tuzağa düşenler oldu.

Ilk olarak liseye başlarken bir çeşit sapıklığa müp-tela oldum. Birkaç yıl zarfında zihni kabiliyetim zayıfla-dı. Bu yüzden, çoğu kez tövbe ettim, ama gün geçtikçe şahsiyetimi yitiriyordum. Şimdi, kalbimden rahatsız ol-duğumu hissediyorum. Sinirlerim ise gergin. Daha da kötüsü irademi yitirdim. Sürekli aşağılık kompleksi içerisindeyim.

363

Çok az konuşuyor, asla spor yapamıyorum. Hatta bu yüzden, misafirliğe bile gitmiyorum.

Parlak bir geleceğimin olmadığını çok iyi biliyorum. İradesizliğim yüzünden bunu terk etmek bile bana zor geliyor.

Tek sebep varsa o da, yaşıtlarımda bulunan çıplak kadın resimleridir. Saptırıcı seks filmlerini izlemek tek işimiz hâline geldi. Fiyatları ucuz olduğundan bol bol seyrediyoruz bunları... Ne olur bana yol gösterin! Boyle-sine öldürücü bir dertten nasıl kurtulabilirim..???

3. Mektup

Biz gençlerin durumundan ve sahip olduğumuz dertlerden haberiniz var mıdır acaba? Gençlerin bir ço-ğunun cinsel sapıklığa müptela olduklarını biliyor mu-sunuz?

Geçenlerde hissiz bir bedene ve görmeyen gözlere sahip 25 yaşlarında bir gence rastladım. Kardeşi elin-den tutmuş gezdiriyordu onu... Kardeşini tanıdığımdan yaklaşıp "Bu kimdir?" diye sordum. "Ağabeyimdir" de-di. Çok şaşırdım. "Niçin böyle?" diye sordum. Arkada-şım; "Onun yir-mi yaşına kadar hiçbir özrü yoktu; ancak istimnaya müptelâ olduktan birkaç yıl sonra gözleri görmez oldu..." dedi.

Şimdi sizden rica ediyorum: Lütfen kısa bir zaman-da bu cinayetin zararlarını, tedavi yöntemlerini ve kur-tulma yollarını açıklayıcı bir kitapçık yazınız. Bu gibi

364

sapmalara eğilim göstermemek, bunlara bulaşmamak için negerekiyor, neler yapmalıyız, belirtiniz!...

Doktor Huffman şöyle anlatır: "On beşinden başla-yıp 23 yaşına kadar bu işi sürdüren bir genç gördüm. Bünyesi çok zayıftı, kitap okumak istediğinde gözleri kararıyor, başı ağrıyordu. Sarhoş insanlar gibi sağa-sola kayıp düşüyordu. Göz kapakları normalden fazla açılı-yor, gözlerinin derinliğinde şiddetli bir ağrı hissettiğini söylüyordu..."

Değerli okuyucular! Daha önce de belirttiğimiz gibi, istimna, büyük günahlardan olup, yapılması dinimizce haramdır. Yazılanlardan da anlaşıldığı üzere, tıbbi yon-den de verdiği zararlar ispatlanmıştır. Toplum içerisin-de bir tür sapma olarak bilinen bu çirkin işi yapmak hem dine, hem de bedensel ve ruhsal hastaliklara kar-şı ilgisizlik sayılacağından, yapmayanlar için kararla-nnda sabit kalmalarim, yapanlar için de bunu terk et-melerini öneririz.

İSTİMNADAN KURTULMANIN YOLLARI

Böylesine çirkin bir işi alışkanlık hâline getiren kim-selerin yapmasi gereken ilk şey, kurtulmak için her şeyin kendi ellerinde olduğuna inanmaktır. "Başara-mam" gibisine ümitsizliklere de kapılmamalıdırlar. Ge-nelde doktorlar, bir alışkanlık hâline getirilen bu gibi hastahklardan kurtulmak için ilk işin, irade ve karar ol-duğunu söylerler. Yalnız bu kararm kesin ve ciddi ol-

365

ması gerekir. Çünkü mektuplar kısmında da gördüğü-müz gibi, her türlü kararı almışlarsa da bunda başarılı olamadiklanni söyleyenler çok fazladır.

Karar almmadan once yapilacak ilk iş, istimnamn yol açtığı ve iizerinde de bir hayli durduğumuz beden-sel ve ruhsal hastaliklari göz önüne getirmek olacaktir. Sonra bu işin neden anne, baba, eş, dost vb. gibi ya-şantının birer kolu olan bireylerin gözleri önünde ya-pılmadığını kendi kendine sormahdir. Verilecek cevap kesinlikle "ayip ve çirkin bir iş olduğu için" şeklinde o-lacaktır. Verilecek bu cevap iyiye işarettir. Yani, kabul-lenilen bu çirkin işi birakmada iradeli ve ciddi kararlar alabilir bir şahıs olduğunu kamtlanmıştır. Zira, kişi di-lerse bunu onların gözleri önünde de yapabilirdi. Ama iş, çirkin olduğundan kendi iradesiyle bunu gizlide yapmayı tercih etmiştir.

Istimnadan kurtulmada etkili olabilecek başlıca şeyler şunlardır:

1-  Nefsi tahrik eden her türlü seksi unsurlardan uzak durmak. (Zira bol bol seks filmleri seyreden, gazete veya dergilerde çıplak vücut sergilerini takip eden bir genç, istimnadan kurtulmayi unutmahdir).

2-  Gençler bütün gün, hatta bir saat bile boş kal-maksızın eğitici, öğretici ve dolayısıyla yararh program-lar hazırlayıp kesinlikle buna uymalıdırlar. Çünkü boş kalinan her an şeytana verilen bir kozdur ve genç boş kaldığı bir anda aniden eskiye dönüş yapabilir.

366

3- Spor yapmak, sporcularm cinsel konulara ilgile-rinin az olduğu çoğu kez kanıtlanmıştır.

4- Başka bir uğraşıyla bu alışkanlığı silmelidir, psi-kiyatri uzmanlan, edinilen kötü alışkanlıklardan kur-tulmak için iyi bir alışkanlığın onu unutturacağını söy-lemektedirler. Örneğin bir pul koleksiyonculuğu, kitap okuma, futbol karşılaşmaları vb. bunda pek etkili ola-caktir.

5- Yalnızlıktan kaçınmak. Bu tür şâhıslar mutlaka yalnızlıktan kaçınmalıdırlar. Evde, sokakta veya işte yalmz olmamalidir. Hatta gece yatarken bile en azm-dan odada bir başka kimsenin bulunmasma dikkat etmeli, yanına arkadaş almalıdır.

6-  Moral vermek, karanndan taviz vermemek; bu kimseler yenilgiyi asla kabullenmemelidirler. Bu alış-kanlıktan kurtulmak için kendilerine moral vermeleri gerekir.

7- Aynı kötü alışkanlığa sahip, halk tarafmdan se-vilmeyen ve kötü ahlâka sahip kimselerle arkadaşlık kurmak-tan kaçınmalı, katiyen onlara yaklaşmamalı-dır. Bu arada Imam AM (s.a)'ın; "Dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." şeklindeki meşhur hadis-leri de unutulmamalıdır.

8- Perhiz yapmalıdır; önüne her geleni özellikle cinsel içgüdüyü artıracak yemekleri yememeli, sofra ba-şındayken daha tam olarak doymadan kalkmalıdır.

367

9- Jman nurundan ve dini akidelerinden yardim al-mahdir; kendilerini lanetlenmiş kimseler olarak gör-memeli, Allah'm gen iş rahmetinden ve sonsuz lütfundan ümidini kesmemelidir. Bu inançla secdeye varmah. Yüce Allah'dan bu çirkin amelden kurtulmak için yardim dilemelidir. Zira Allah, dünyayı dileyen kâfir için sadece dünyayı, ahireti dileyen müminler için de hem dünyayı ve hem de ahireti bağışlamıştır. Darda kalip da yardim dileyen kullarma tek yardim kaynagi da yine O'dur.

jşte bunlar uygulandığı müddetçe gençler için ger-çekten de birçoksorunun kaynağı olan istimnanın, kısa bir zamanda yaşantıdan silineceği kanısındayız.

369

LİVATA (OĞLANCILIK)

Günah iki kısımdır: Büyük günah ve küçük günah. Günahın büyük ve küçük olarak ikiye bölünüşü hem Kur'ân'dan ve hem de Ehlibeyt hadislerin-den anlaşılmaktadır. Işte bu büyük günahlardan birisi de livatadır.

İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Oğlancılığm ha-ramlılığı zinadan büyüktür. Doğrusu Allah bir kavimi (Lut kavmi) oğlancılık amellerinden dolayı helak etti ama herhanği bir topluluğu zinadan dolayı helak etmedi."1

Bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem şöyle buyuruyor: "Bir erkekle livata eden bir kimse cünup olarak kıyamet meydanına ğirer ve dünya suyu dahi onu temizlemez. Allah'ın ğazabı onun üstünde olup ona la-net eder ve cehennemi ona hazırlar ve (orası) ne kötü bir yerdir..."2

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:17, h:2.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:17, h:l.

370

Yine şöyle buyurmuştur: "Kim livat ederse Allah'ın arşı titrer ve Allah ona lanet ve ğazap edip cehenne-mi onun için hazırlar ve melutu (kendisine livata o-lunınuş kimseyi) mahlukât hesaptan kurtuluncaya kadar cehennemin kenannda bekletir, sonra onu ce-henneme atar ve o cehennemin tabakalarında daima azap ğörecektir.n±

Oğlancılık Küfürdür

Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "(Livat) anüse ğirmeyin-ceye dek livat değildir. Amma anüsün içine sokmaya ğelince, eğer onu (anüsün içine sokmayı) helâl bilirse küfürdür. Çünkü dinin hükmünü inkâr etmiştir. Ama eğer içine sokmayı helâl bilmeyip (içine sokarsa) a-zabın şiddeti ve süresi yönünden kâfir ğibidir."2

Huzeyfe b. Mensur şöyle diyor: "İmam Sadık (a.s)'dan büyük günahlardan olan livatayı sorduğumda, Hazret şöyle buyurdu: 'İki kalça budunun aras/d/r."Bir kimsenin cinsel organı bir başka erkeğin anüsünün içi-ne girerse nasıl olur?' diye sordum. İmam; '0 amel kü-fürdür ve Allah'ın Pey-ğamberine indirdiğini inkâr etmek demektir.' buyurdu."3

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:18, h:l.

2- Furu-u Kâfi, Kitab'un-Nikâh.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:20, h:3.

371

Ölüm Anında İnen Azap Taşı

İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

"Lut kavminin amelini helâl ğören bir kimsenin üzerine yüce Allah Lut kavminin üzerine yağan taş-lardan bir taş düşürür. Onun ölümü, o taşı yemesiyle ğerçekleşir. Ama o rezil olmasın diye, yüce Allah o taşı mahlukatın ğözünden ğizlemiştir."1

Efendisini Öldüren Köle

Halife Ömer zamanında bir köle efendisini öldürmüştü. Ömer'in onun hakkında vermiş olduğu ölüm hükmünden sonra, Hz. Ali (a.s) köleden, neden efendisini öldürdüğünü sordu. Köle efendisinin zorla kendisine livata ettiğini ve bu yüzden onu öldürdüğünü söyledi.

Hz. Ali (a.s) öldürülenin dostlanndan, onu gömüp gömmediklerini sordu. Onlar da onun defninden geliyo-ruz dediler. Hz. Ali (a.s) Ömer'e, köleyi üç gün öldür-memesini ve üç gün sonra öldürülenin dostlannı hazır etmesini söyledi.

Üç gün sonra Hz. Emir'ül-Müminin AM (a.s) berabe-rinde Ömer ve öldürülenin sorumlulan ve dostlan oldu-ğu hâlde mezarın başına geldiler. Dostlanndan, bu kabrin o şahısın olup olmadığını sordu. Onlar da, evet onundur, dediler.

1- Tefsir-i Kummi, c.l, s.336, Hud suresi, 82-83.ayetin tefsiri.

372

Sonra, kabri ölünün bulunduğu yere yetişinceye kadar kazmalarını buyurdu. Onlar oraya varıp mezarı açınca cenazeyi orada goremediler. Ali (a.s) tekbir geti-rerek şöyle buyurdu:

"Allah'a yemin olsun ki yalan söylemiyorum. Allah Resulünden işittim ki şöyle buyurdu: Benim iimme-timden kim Lut kavminin ameline miirtekip olup to'v-be etmeden dünyadan ğiderse, kabrinde üç ğünden fazla kalmaz. Yer onu içine çeker ve Lut kavminin he-lâk olup, bulunduklan yere ğötürür, sonra onlarla haşrolunur."1

Haddi Aşmak ve Kötülük

Imam Riza (a.s) şöyle buyuruyor:

"Kork, zina ve livatayi terket. Livata zinadan ko-tüdür ve bu iki günah sahibi dünyada ve ahirette yetmiş iki çeşit belaya duçar olur."2

Kur'ân-ı Kerim'de zina, her ne kadar fahişelik ola-rak tabir edilmişse de, iğrenç bir amel olan oğlancılık da fahişelik ve haddi aşmak olarak tabir edilmiştir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Lut'u da (gönderdik) kavmine dedi ki; siz sizden önce dunyalarda hie kimsenin yapmadığı fuhşu mu

1- Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.2, s.364. Mustedrek'ul-Vesail, Ki-tab'un-NMh, c.14, h: 16907.

2- Fıkh'ur-Rıza.

373

yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere şehvet-le gidiyorsunuz ha! Doğrusu siz, israfçı (aşırı) bir ka-vimsiniz."1

Kadmm rahminde yer almasi gereken, yeni insan için bir tohum konumunda olan nutfeyi, asil yeri olan kadmm rahmine değil de, başka bir yere dökmekten daha büyük bir israf olabilir mi? Bu insanlık dışı amelin ne kadar çirkin olduğu ve yüce Allah tarafmdan bunu yapanlann ne denli tehdit edildiklerini bilip de bu çirkin işi yapanlan, iyiye ve giizele davet ve kötüden nehyetmek etmek isteyenler A'raf, Hud, Neml, Ankebut, Kamer ve Necm surelerine miiracaat etsinler.

Bu fiilin amele dökülmemesi için başlangıçta bir-kaç şey haram edilmiştir.

ŞEHVETLE ERKEĞE BAKMAK

Daha sakalı çıkmamış birisine şehvet kastı ile bakmak haramdır. Haram bir bakışın doğurmuş olduğu kötü eser ve azabının şiddeti, zina bölümünde zikre-dilmiştir.

Resulullah (s.a) şöyle buyuruyor:

"Güzel ve yakışıklı ğencin fitnesi, bâkire kızın fitnesinden daha çoktur."2

l-Arâf/80-81.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:21, h:2.

374

Öyleyse her Müslüman gencin böyle bir günaha düşmemesi için her alanda gözlerine sahip çıkması gerekir.

Ateşli Gemler

Bir genci şehvetle öpmek haramdır. Nitekim, Re-sul-i Ekrem (s.a.a) ve İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor-lar: "Yüce Allah bir ğenci şehvet kastıyla öpen birisi-nin ağzına kıyamet ğünü ateşten bir gem takacak-tır."1

İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor:

"Bir erkek, bir ğenci şehvet kastıyla öptüğü za-man ğök ve yerin rahmet ve azap melekleri ona lanet ederler ve cehennem onun için hazırlanır ve kötü bir yer onun meskeni olur."2

Resul-i Ekrem efendimiz şöyle buyuruyor: "Yiice Allah bir ğenci şehvet kastıyla open birisini cehennem ateşinde bin yıl azaplandırır."3

ERKEK VEYA KIZLARIN BİR YATAKTA UYUMASI

Iki erkeğin veya iki kızın bir yatakta ve bir örtünün altında çıplak olarak beraberce uyumaları haramdır. Bu uyumanın haram oluşu, hem mahrem ve hem de

1-Funı-uKâfî, c.5, s.548.

2- Fıkh'ur-Rıza.

3- Mustedrek'ul-Vesail, Kitab'un-Nikâh, 17. b: s. 57.

375

namahrem olanlar için geçerlidir. (Akraba olanlar, ya-hut olmayanlar için geçerlidir.)

Bazı rivayetlerde bu iş için ceza haddi tayin olun-muştur. Ceza miktari ise zinaya duçar olanlara uygula-nan had kadardir. Yani, zina eden bekâr bir kimseye vurulan yüz kırbaç aynı şekilde, bir yatakta ve bir örtü altinda çıplak olarak yatan kimselere de vurulmahdir.

Bazi alimler bir yatakta ve bir örtü altinda çıplak olarak yatan iki kişiye had belirlendiği için, o büyük günahlardandır diye görüş belirtmişlerdir.

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor; "Çocuklarını-zın yatağmı on yaşından itibaren ayırınız." Yani, iki erkek veya iki kiz veyahut bir erkek ve bir de kiz kardeş bu yaşlarında bir örtü altinda uyumasinlar.1

Hatta bazi rivayetlerde, altı yaşından itibaren ay-nlmalan gerektiği geçer.2

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:128, h:l.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:128, h:l.

376

Zina

Zina, nikâh bağları bulunmayan, birbirlerine ma hire m ya da nâmahrem olan erkek ile kadmin cin-sel ilişkide bulunmalarına denir. Imam Cafer Sa-dık (a.s), İmam Kâzım (a.s), İmam Rıza (a.s) ve imam Cevad (a.s), Furkan sûresinin 68. ayetine binaen zina-nın büyük günahlardan olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah, zina edenler hakkında şöyle buyurmaktadır:

"...(Salih kimseler) Allah'ın haram ettiği bir cana kıyıp kimseyi öldürmezler ve zina etmezler ve kim bunları yaparsa cezaya düşer. Ve kıyamet günündeyse azabı kat kat arttırılır ve hor-hakir bir hâlde ebedi olarak azapta kalır."1

Bu günahı işleyenlere, bilhassa evli olup da böyle-sine çirkin işe girişenlere İslâm dini, hayat hakkı tanı-mamaktadır. Bu yüzden her Müslüman erkek ve kadı-na kendilerini zinadan, zinaya yakınlaştıracak sebep-lerden uzak durmaları, kendilerini korumaları emre-dilmiştir. Yüce Allah bu konu hakkında Kur'ân-ı Kerim'-de şöyle buyurmaktadır:

"Zinaya yaklaşmayın, şüphe yok ki zina, kötülük-tür ve zinada bulunmak, kötü bir yol tutmaktır."2

Zina, bir fitne kıvılcımı olup vesilelerin kesilmesine, yakın akraba ve dostlardan ilişki bağlarının kopması-na, rabıtanın yok olmasına, babaların evlâtları, evlâtla-

l-Furkan/68-69. 2-İsrâ/32.

377

rın da babaları iizerinde olan haklarimn yok olmasma sebep olur. Zina, öyle çirkin ve haysiyet kırıcı bir fiildir ki, buna miirtekip olanlar iki cihanda da yüz karası sa-yılmışlardır. Dolayısıyla zina, nesli bozarak soysuzlaştı-rır, insanları huysuzlaştırır, fertler arasında itimadı sar-sar, cemiyet arasmdaki ahenk ve nizami bozar, ahde vefayi yok eder, çocuk katliamına yol açar, kısacası in-sanı hayvanlaştırır, sefalete sürükler... Bu nedenledir ki, Kur'an'da ve sünnette bundan kaçınılması ve uzak durulmasi emredilmiştir.

Zina, gayri meşru yollarla şehvetin geçici olarak ya-tıştırılmasıdır. Fıtratı henüz ölmemiş insanlar, istimna (mastürbasyon)da olduğu gibi zinada da ruhsal yönden sıkıntı içerisinde olurlar. Bu da zinadan kaçınmanın fıtri bir duygu olduğunu gösterir. Imam Ali (a.s) bu konuda; "Şerefli bir kimse zina etmez."1 şeklinde buyurmuştur. Dolayısıyla bu işe mürtekip olan kimselere "soylu" gö-züyle bakmak doğru olmayacaktır.

"Kur'ân-ı Kerim'de zinadan bahsedilirken kullamlan en güzel tabir "Zinada bulunmak kötü bir yol tutmaktir" cümlesi olabilir. Zira Islâm'ın en esaslı mantığını, zina-ya ve dolayısıyla fesada ve fuhşa karşı çıkmanın, onlar-la savaşmanın gerekliliğini bu cümle gayet iyi anlat-maktadır. Genişçe düşünülürse bu cümleden şunlar kastedilmiştir söylenebilir.

1- Nehc'ül-Belâğa, Kısa Sözler, h:305.

378

Kötü bir amel olan zina, doğal şehveti yatıştırmak için başvurulan tehlikeli bir yoldur. Kendi şehvetini zina yoluyla tatmine çalışan kimseler, bu yolda hedefinden sapmış, uçuruma doğru yuvarlanan kimselere benzer-ler.

Insanda yaratılış icabı meydana gelen şehvet, in-san neslinin pak ve temiz olarak devam etmesi için kadın ve erkekte oluşan bir takım ruhsal dengedir ki bu denge, ailenin oluşmasında, şehvetin sınırlı ve ka-nuni yollarla tatmininde ve bu çerçevede yer alır. Ama zinaya başvurmak, sadece nesli pak ve temiz olması hedefinden uzaklaştırdığı gibi toplumu da ters yönde etkiler. Gayri meşru ilişkiler hastalık kapılması sonucu tedavi altına alınan milyonlarca hastanın ve onların te-davisi için harcanan hesapsız paranın ve yine milyonlarca sahipsiz çocuk, bu cürümün ne denli büyük oldu-ğunu gösteren küçük birer göstergedirler.

Esef verici olaylardan biri de günümüzde devlet ku-ru-luşları tarafından zina ile türeyen hastalıkların ilacı aranırken halkı bundan men etmek yerine, zinayı daha da yaygınlaşır hâle getirmiş olmalarıdır. Bugün dünya, yine zina yoluyla türeyen AİDS hastalığına karşı sefer-ber olmuşken ne yazık ki zinaya teşvik edici tebliğlerle halk âdeta buna sürüklenmiştir. Ancak şu bir gerçektir ki, bu konuda ne yapılırsa yapılsın fesadın önü alınma-dıkça değil aids, ondan da kötü ve vahim hastalıkların türemesi mümkündür.

379

ZİNANIN DÜNYEVÎVE UHREVÎZARARLARI

İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

"Zinanın üçü dünyada, üçü de ahirette olmak üze-re altı zararı vardır. Dünyadaki zararlari: Haysiyet ve itibarı yok eder, rızkı azaltır, ölüınü yakınlaştırır (çabuklaştırır). Ahiretteki zararlan ise: (Bunu yapan bir kimse) Yüce Allah'ın azabına duçar olur, hesabı zorlaşır, ateşe atılması kesinleşir."1

Bir başka hadiste de şöyle geçer:

"Müslüman, Yahudi, Nasrani, Mecusi, özgür veya cariye kadınlarla zina eden bir kimse, tövbe etmeyip de bu günahı işlemekte ısrar ederek ölürse, yüce Allah, onun kabrinde üç yüz azap kapısı açar da her kapidan her biri ateş kesilen engerek yılanları, akrep-ler gelir ve kıyamete dek onu yakarlar.

Zinakâr kabirden dışarı çıktığında ondan çıkan leş gibi kokudan halk rahatsiz olur, artık o, bu kokuy-la tanınır. Bu vesileyle (dayanilmaz koku yüzünden) onun zinakâr olduğu anlaşılır. Sonunda ateşe atılına-s/ emredilir..."2

Emir'ül-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-'ın emriyle kıyamet gününde dayanilmaz bir koku ya-yılır. (Bu kokudan) mahşer ehlinin tümü rahatsiz olur. Hatta onların teneffüs etmeleri bile güçleşir. Sonra,

1-Funı-uKâfî, c.5, s.541.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:9, h:l.

380

bir münadi; 'Bu dayanılmaz kokunun ne kokusu oldu-ğunu biliyor musunuz?' diye seslenir. Manser ehli; 'Doğrusu bizi pek rahatsiz eden bu kokunun ne oldu-gunu bilmiyoruz.' derler. Daha sonra şu nida işitilir: 'Bu koku dünyadayken to'vbe etmeden o'len zinakârların avretlerinin kokusudur. Öyleyse haydin, lânet edin onlara; zira şiındi Allah da onlara lânet et-ti.' (Böylece) Mahşerde onlara beddua etmeyen kim-se kalmaz ve onlar; 'Allah'ım, zinakârlara lânet et' derler."1

Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

"Benden sonra zina çoğaldığı vakit, ansızın ölümler de çoğalacaktır."2

"Zina, fakirliğe yol açar ve yeş/7 yerleri viran e-der."3

Evlilerin Zina Etmesi

Zina, evliler arasında olursa, cezası daha da şiddetlidir. Zina eden bekâr bir kimseye normalde yiiz kırbaç ceza varken, zina eden evli birisinin cezasi ise taşlanarak öldürülmektir.

Imam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:10, h:l.

2- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:10, h:l.

3- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:3, b:10, h:ll.

381

"Kıyamet ğününde yüce Allah üç ğrupla konuşmaz, onları temizlemez ve onlar için acı bir a-zap vardır. Bu üç ğruptan birisi evli olup da zina eden kadmlardır."1

İNSANI ZİNAYA SEVK EDEN FULLER

Zinaya sevk eden fiillerin en önemlisi karşılıklı ba-kışmalardır. Kadın-erkek ilişkileri genelde bu vesileyle başlar. Nazarın cinsel hayattaki etkisini psikologlar ge-nişçe açıklamışlardır. İnsanlar bazen bu yolla kendile-rini tatmin etmeye çalışırlar. Bazıları için de bu, sadece bir başlangıçtır. Durum böyle olunca da nazar, başlı başına zina sayılır.

Rivayetlere göre zina çok çeşitlidir. Bedenin zinası na-mahrem birisiyle ilişkiye girmek, elin zinası, namah-rem birisine el vermek veya ona dokunmak, gözün zi-nası ise erkeğin namahrem bir kadına, kadının da na-mahrem bir erkeğe bakmasıdır.

Şehveti uyandırarak çoğalmasına, dolayısıyla zinaya yol açan sebeplerden ikincisi de mahrem olmayan kadın ve erkeğin birbirlerine karşı temaslarıdır. Bu da el sıkışmak, el öpmek, dokunmak ve kucaklaşmak ile olur. Bir hadis-i şerifte, Imam Cafer Sadık (a.s); "Elin

1- Furu-u Kâfi, c.5, s.534. 382

zinası, yabancı bir kadmin herhangi bir azasma do-kunmaktır." şeklinde buyurmuştur.1

Namahreme Bakmak

"İnananlara söyle, gözlerini haramlardan sakin-smlar, irzlanm korusunlar. Bu, daha temiz bir hare-kettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsin-den haberdardir."

Yukarıda zikredilen Nur sûresinin 30. ayetinin tefsi-rinde Imam Bâkır (a.s)'dan şöyle naklolunmustur:

"Kadinlarm, baş örtülerini kulaklarının üzerine at-tıkları, göğüs ve boyunlannin bir kismim açık bıraktık-lan bir dönemde ensardan bir genç, kendi yolu üzerin-de güzel bir kadınla karşılaşmıştı. Kadmin çekiciliği ve güzelliği gencin bakışlarını kendine celbetti. Hayran kaldığı kadın, yanından geçip uzaklaşınca o da arka-dan takip etmeye başladı. Hem yoluna devam ediyor, hem de kadim arkadan iyice süzüyordu. (Yolları farkh olduğundan) Genç, başı arkada yolunu sürdürüyordu. Bir ara dar bir sokağa girdiğinin farkmda olmadi. Gözü yine o kadındaydı. Aniden yüzü duvara çarptı ve orada bulunan sivri bir kemik parçası suratını yaraladı. Kadın görünmez olunca genç, kendine gelip yüzünden akarak elbiselerine bulaşan kanları görünce pek üzüldü. Kendi

1- Vesail'uş-Şia, Kitab'un-Nikâh, böl:l, b:104, h:2.

383

kendine; 'Allah'a yeminler olsun ki, Resul-i Ekrem'in yanma vanp bu meseleyi ona anlatacağım.' dedi."

"Resul-i Ekrem onu bu hâlde görünce ne olduğunu sordu. Genç, bütün olup bitenleri anlattı. 0 vakit Cebrail (a.s) nazil oldu ve; 'Müminlere söyle gözlerini haram-lardan sakındırsınlar...' ayet-i kerimesini getirdi."1

Şehvetle Bakmak

Insan gözü, cinsel lezzetleri kendinde biriktirip tatmin için kalbe gönderen hassas bir organdır. Bu yüzden karşılıklı bakışmalar veyahut da tek tarafh ba-kışlar insanı harama düşürecek kadar tehlike doğurur. Bu, kadınlarda iffetsizliğe, erkeklerde de namussuzlu-ğa yol açar.

Acaba iffetsizlik ve namussuzluk nereden başlar? Hiç şüphesiz bunun kaynağı yine gözdür. Kadın, hoş-landığı birine ilk önce nazar eder. Eğer erkek buna ce-vap verirse yani, aym manada ona bakarsa, ikisi ara-sında küçük bir yakınlaşma meydana gelir.

Karşılıklı bakışmalar, her iki tarafm da kalbinde, tarifi güç bir heyecan oluşturur. Artık onlar birbirlerine karşı cevap aldıklarından bu heyecan, git gide birlikte olma arzusuna dönüşür ve işte bu nedenledir ki Resul-i Ekrem bu konuda şöyle buyurmuştur:

1- Tefsir-i Numune, Vesail'uş-Şia, Tefsir-i Nur'us-Sakaleyn, el-Mizan ve Ruh'ul-Maani tefsirleri, Nur sûresi, 30. ayetin tefsiri.

384

"Namahreme bakmak, şeytanın oklanndan zehirii bir oktur (bakanm kalbine işler). Öyleyse kim yiice Al-lah'tan korkar da namahreme bakmazsa, yiice Allah ona öyle bir iman verir ki kalbinde onun tadini hisse-der."1

Hz. Isa (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur: "Namahreme bakmaktan sakmin, doğrusu nâmahre-me bakmak insan kalbine şehvet saçar ve bu, sahibi için yeterli bir fitnedir."2

Diğer bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: "Nâmahremi ğören bir kimse, o esnada namahreme değil de yere bakarsa, yüce Allah ona ğörmüş olduğu alan kadar cennette yer verir."

Zalim Gözler

Sıcak bir yaz günüydü. Emevî halifelerinden biri, yazlık sarayında, penceresi bol olan özel odasında isti-rahata çekilmişti. Her zaman olduğu gibi, yine dışarıyı seyrediyordu. Yüksekten insanları seyretmeyi pek sevi-yordu çünkü...

0 sıra gözü saraya doğru gelmekte olan bir gence ilişti. Gencin hâlinden gayet üzgün olduğu anlaşılıyor-du. Elbisesi sudan çıkmış insanlar gibi sırılsıklamdı. Emevi halifesi, bu hâle pek meraklandı. Derdi olacağını

1- Bihar'ul-Envar, c.101, s.38, h:34.

2- Bihar'ul-Envar, c.101, s.41.

385

düşünüp üzüldü. Kendi kendine "ne olursa olsun bu gencin ihtiyaçlarını gidermek için onunla konuşaca-ğım" diyordu.

Genç, saray kapısına varmıştı. Hizmetçiler izin verip onun Halife ile görüşmesinde yardımcı oldular. Bir müddet sonra Halifenin bulunduğu odaya girmiş, izniy-le oturmuştu.

— Kimsin, nereden geliyorsun?" diye sordu Halife. Genç, kim olduğunu ve nereden geldiğini açıkladık-

tan sonra, söylemişti derdini:

— Size bir şikâyetim var efendim.

— Söyle bakalım neymiş, kimdenmiş şikâyetin?

— Ben, kendi hâlinde bir tüccar idim. Işlerim iyiydi. Fırsattan yararlanıp amcamın kızıyla evlendim. Güzel ve mutlu bir yaşantımız vardı. Her yönüyle razıydım on-dan. Ne var ki yakın bir zamanda iflas ettim. Serma-yemi dahi kaybetmiştim. Evimi ve diğer varlıklarımı da borçlandığım kimseler elimizden aldı. Bu durumu ya-kından izleyen amcam, her şeyimi kaybettiğimi görün-ce kızını benden alıp kendi evine götürdü. Dahası mah-rumiyet ve yoksulluğum daha da arttı. Çaresizlik içeri-sinde "belki eşime kavuşurum" ümidiyle şehrimizdeki resmi temsilciniz olan hakimin huzuruna varıp, am cam hakkında şikâyette bulundum. Hakim olanları işitince amcamın yaptıklarına pek öfkelendi; onu cezalandıra-cağını söyledi. Güya adaleti sağlamak için eşimin ve

386

amcamın da mahkemeye gelmeleri gerektiğini söylemiş, huzuruna çağırtmıştı.

Sözün kısası, hakim, meseleyi sonuca bağlayana kadar bir yandan bizi muhatap alıyor, diğer bir yandan da karımı göz altı ediyordu. Mahkeme süresince de-vamlı ona bakıyordu. Nihayet meseleyi halletmişti. E-şime ve amcama gitmeleri için izin verdi. Bana kal-mamı emretti. Buna pek bir anlam verememiştim. Ne yazık ki hakim, meseleyi açmıştı... "Sana bir teklifim olacak" diye başladı sözlerine. "Acaba kabul eder mi-sin?" dedi. "Teklifiniz nedir?" diye sordum. "Karını bo-şayacaksın!" dedi. Onunla evlenmek istediğini, bu yüz-den eğer onu bağışlayacak olursam, karşılığında ne is-tersem vereceğini vaat etti.

Bu söz beni o kadar üzdü ki, tarif etmeye gücüm yetmez. Eşimle tekrar birlikte olmanın mutluluğunu yaşayacakken aldığım böylesine çirkin bir teklifle derin bir üzüntü içerisinde dışarı çıktım. Ancak, hakim yaka-lanmamı emretmişti. Daha eve varmadan askerlerce yakalanmış zindana atılmıştım. Zindanda olduğum müddet içerisinde karımı benden boşadılar. Ne var ki asıl üzüntüm zindandan sonra başlayacaktı. Üç ay son-ra beni serbest bırakmışlardı. Işte o vakit, hakimin e-şimle evlendiğini işittim. Çaresizlik içerisinde olanları size şikâyet için Şam'a, sizin yanınıza gelmeyi düşün-düm ve şimdi de sizinleyim..."

387

Halife, zavallı gencin şikâyetini işitince pek öfke-lendi ve şöyle dedi:

— Allah'im! Ben, halkm derdine derman olmalan, zulmün önünü almaları için hakim gönderiyorum, onlar ise kendi vazifelerini unutup, böyle işler yapıyorlar. Ya-zıklar olsun böyle işe ve yazıklar olsun bunu yapanla-ra...

Halife, daha sonra yazılı bir mektupla gencin şehri-ne elçi gönderdi. Mektupta hakime yeni evlendiğin e-şinle "Şam'a gel." emri vardi.

Günler sonra hakim, eşiyle birlikte Şam'a varmıştı. Halife, meselenin verdiği öfkeyle onları huzuruna ça-ğırdı. Genç de oradaydı. Ne var ki Halife de hakimin yaptığı gibi, bir yandan onlarla konuşuyor, diğer bir yandan da kadına bakıyordu. Her bakışında onunla olma isteği daha da artiyordu.

Nihayet onca konuşmadan sonra Halife, acı üstüne acı eklemişti:

— Ey genç! Artık, iş işten geçmiştir. Dilerseniz onu kendi nzamzla boşayın ve sarayimda, benimle kalma-sına müsaade edin. Eğer maddî yönden sıkıntı içerisindeysen, güzel ve huzurlu bir yaşam sürdürmen için sana birkaç güzel cariye ve dilediğin kadar para ve-ririm...

Genç, ağlar gibi oldu. Çaresizliğin verdiği acıyla eli-ni Allah'ın dergâhına uzatıp şöyle dedi:

388

— Ey Allah'ım! Amcamın zulmü üzerine hakime şi-kayette bulundum. Ama, hakim bana hiyanet etti. 0-nun da zulmünden Halifeye sığındım. Derdime çare o-lacağını sandım. Oysa, onca zulüm üzerine bir yenisini daha ekledi. Öyleyse ey Allah'ım, herkesin zulmünden sana sığınıyorum, beni bul...

Halife, gencin bu işi kabullenmediğini görünce ka-dının buna razı olacağını düşünerek dedi ki:

—  Öyleyse, seçme hakkını kadına birakahm. Üçü-müz arasından birini o seçsin. Ya hakimin yamnda ha-kimle, ya senin yamnda seninle ya da benim sarayim-da benimle...

Kadın, bu teklifi işitince herkese öğüt olsun diye şöyle seslendi:

—  Ben senin sarayim istemem. Heva ve hevesine uyan, onun kölesi olan hakimi de... Ancak ben, eski saadetimi, asil kocami isterim..."

Sözün kısası, kadından bu sözleri beklemeyen Halife, mecburen kabullenmek zorunda kaldi ve Allah'm inayetiyle hakyerini buldu.1

1- Peyvend-i Zenaşui, Kadir Ali Mtimeyyiz, s.52.

389