aliyyenveliyullah -forum anasayfa-

aliyyenveliyullah -forum anasayfa- (http://www.aliyyenveliyullah.com/index.php)
-   HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI (http://www.aliyyenveliyullah.com/forumdisplay.php?f=30)
-   -   Helmin Nasir Yansurna هل من ناصر ينصرنی (http://www.aliyyenveliyullah.com/showthread.php?t=1235)

CEMALETTİN YALDIR 12-27-2008 06:11

Helmin Nasir Yansurna هل من ناصر ينصرنی
 

Helmin Nasir Yansurna - Yardım edecek biri yok mu


يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ

“Muhammed suresi ﴾7﴿”
Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
( ayaklarınızı sabit tutar/kaydırmaz.)
"هل من ناصر ینصرنی"
امام حسین

Yok mu bize yardım eden!?

İmam Hüseyin’(a.s)in nidasında ki asıl maksadı kendisi için değildi aslında bu sözü iki manada açıklamak daha doğru olur.

1-Kendini küfür bataklığından kurtarmak isteyen varmı? Ona elimi uzatıp ordan çıkarayım.

2-İmam Hüseyin (a.s) ordakileri ilahi ahkama,ilahi emir ve yasaklara riayet edip sahip çıkmalarını,
Onlardan Allah’ın dinini korumalarını,Çünkü Lanetlik Yezit tarafından
Kurutulmak istenen islamın öz Tevhid ağaçını kendi kanıyla sulayıp yeşertmek için bu
mukaddes yola çıktığını beyan etmektedir.

Yani İmam Hüseyin’(a.s)in Nidası :

1-Bize yardım etmekle kendinizi kurtarın
2-Bize yardım etmekle Allah’ın dinini koruyun.(Manası aslında Kendinizi koruyun)


Aşk ve matem çadırları kurunuz ve yiğitlik ve coşku terennümde bulununuz. Şuur çalparaları ve göç davullarını seslendiriniz ki Muharrem, insanın hicretinin başlangıcı, şehadet ashabının baharı, kızıl lalelerin mevsimi ve kızılımsı şakayıklar gelip yetişmiştir.

O vakıa günü kim ve hangi kafile yoldaysa kuşkusuz seçim ve tercih yol kavşağında Hüseyin sa.in kervanının görecektir ve bu nur kafilesine katılmak içinse gerekli bazı esasları yerine getirmesi gerekmektedir.

Kervana vardığında şehadet ihramına bürünmelisin ve
“هل من ناصر ينصرنی” yani acaba bana yardım edecek biri yok mu feryadını işittiğin zaman Lebbeyk demektesin. Bu kervan ahalisinin kan renginde ve şehadet adında iman ruhu güzelliğinde ahdi vardır. Onu kabul ettiğinde ise Kerbela bayraktarının yeşil bayrağını kendi başın üstünde göreceksin ve hissetmekte olduğun bu koku ise cennet kokusudur.

Aşura kanı ebediyete kadar özgürlük ve hürriyetin temelinde ve damarlarında cereyan halindedir. Hangi özgürlükçüyü tanıyorsunuz ki kendini Hüseyin as.’ın kıyamı ve 72 Kerbela şehidinin oluşturduğu kıyamete borçlu bilmesin? Ve hangi gözü tanıyorsunuz ki o sarellah’ın Allah’ın kanının musibet mersiyesini işitip de insanın mazlumiyet ve gurbeti kederi kan cereyanını kendi gözünde akıtmasın.

Hüseyin sa.a ağıt uyanış edebiyatının alfabesi ve ruhun şehadetine eğilime tanıklık etmekte ve bu yolun başlangıcıdır… Hüseyni olmak gerek….

Matem gruplarının oluşturulması, sinezen destelerinin harekete geçirilmesi ise bu merasimin vazgeçilmez yönlerinden olup gençler büyük bir muhabbet ve sevgiyle cennet gençleri efendisi Hüseyin sa.in ağıtına taziyede bulunmakta. Rengarenk bayrak ve elemler ise bu merasimlere daha farklı bir görünüm ve hareketlilik kazandırıyor. Bu arada yıl boyunca muhtelif şekillerde atakta bulunan kimseler Muharrem merasimleri sırasında bu Hüseyni matem destelerini kendi evlerine veya sokaklarına davet ederek kendi atağını halka ikramda bulunmakta ve oradaki topluluğun hayır duasını almaktadır.

Kısacası Hüseyin Allah’ın güzel çehresinin bir tecellisidir. Hüseyin her an insanlar tarafından duyulan en güzel isimlerdendir. Hüseyin Bi’set’in tefsiri, nübüvvetin tercümanı ve imametin manasıdır. Hüseyin as.ın göğsü, nebevi hidayet nurunun tecellisi ve kılıcı Ali as.ın Zülfikar adaletinin yansımasıdır. Öyleyse bizlerin de Hüseyni olmamızda gecikmemek gerek…

PROFESÖR 1400 04-02-2009 08:09

Ya Huseyin biz yoktuk kerbelada olsun oğlun mehdiye lebbeyk sözü...
Allah razı olsun

CEMALETTİN YALDIR 03-25-2015 05:55

İlahi Hücceti Tamamlamak
 
İmam Hüseyin (a.s) kendisini tek ve tenha gördükten sonra tüm insanlara ilahi hücceti tamamlamak için son kez dışarı çıktı ve şunları söyledi: هل من ذاب يذب عن حرم رسول الله؟ هل من موحد يخاف الله فينا؟ هل من مغيث يرجو الله باغاثتنا؟ هل من معين يرجو ما عندالله في اعانتنا؟ Yani: “Acaba Allah Resulünün haremini koruyacak kimse yok mu? Acaba Allah’tan korkup bize yardım edecek bir muvahhit yok mu? Acaba Allah için feryatlara koşacak kimse yok mu? Acaba ilahi Rıdvan’ı ümit ederek bize yardım eden yok mu? İmam Hüseyin’in (a.s) bu yardım isteme feryatları çadırlara ulaşınca, kadınlar imam Hüseyin’in (a.s) artık yar ve yardımcısının kalmadığını anlayarak ağlamaya başladılar. İmam Hüseyin (a.s) kadınların sakinleşmesi için çadırlara doğru gitti. O sırada imam Hüseyin’in altı aylık çocuğu olan adına Ali Asker denilen “Abdullah b. Hüseyin”in şiddetli susuzluktan ağladığını duydu. Ali Asker (a.s) süt emen bir bebekti. O gün orada ne içecek bir su vardı ve ne de annesinin göysün de ona verecek sütü. İmam Hüseyin (a.s) Ali Asker’i (a.s) kundaklı bir şekilde alarak düşmana doğru yöneldi. Yezit ordusu önünde durarak şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Eğer bana acımıyorsanız bu çocuğa acıyın.” Ama sanki taşlaşmış kalplerinde hiçbir şefkat ve rahmete yer yoktu. Dünyanın rezillikleri iyice bedenlerinde kökleşmişti. Çünkü Resulullah’ın (s.a.a) çocuğuna su verecekleri yerde Beni Esed (Hermele b. Kahil olduğunu söyleyenler daha çoğunluktadır) denilen zalim onu okuyla boğazından vurmuştu. O esnada imam Hüseyin’in (a.s) el ve göğsü kanlara boyandı… küçük Ali Asker’in boynu bedeninden kopmuştu… İmam Hüseyin (a.s) elini Ali Asker’in (a.s) kanıyla doldurarak göye doğru serpti ve şöyle buyurdu: “Bu musibete tahammül etmek bana kolaydır, çünkü Allah onu görmekte…” bu esnada “Haseyn b. Temim” başka bir ok atarak imam Hüseyin’in (a.s) dudağından vurdu. İmam Hüseyin’in ağzından kanlar akmaya başladı. İmam Hüseyin göye bakarak şöyle bir münacatta bulundu: “Allah’ım! Bana, kardeşlerime, çocuklarıma ve akrabalarıma yaptıklarından dolayı bunları sana şikayet ediyorum.” Sonra düşman ordusunda uzaklaşarak kılıcıyla küçük bir kabir kazdı ve Ali Asker’in küçük bedenini oraya koyarak ona namaz kılarak defnetti… Ali Asker’in (a.s) şehadeti Ehl-i Beyt (a.s) için en zor ve en azı bir musibetti… Minhal b. Amr Kufi şöyle diyor: “Medine’de Ali b. Hüseyin’in (a.s) yanına gitmiştim. İmam şöyle sordu: “Hermele’ye ne oldu?” dedim ki: “Küfe’den ayrıldığımda henüz hayattaydı. İmam Seccad (a.s) ellerini göye doğru kaldırarak üç kere şöyle dua etti: اللّهمّ أذقـه حرَّ الحديد، اللّهمّ أذقه حرّ الحديد، اللّهمّ أذقه حرّ النّار Allah’ım! Demirin hararetini ona tattır.” Aynı şekilde “Ukbe b. Beşir Esedi” İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle rivayet etmiştir: “Bizim, siz Beni Esed’den kan talebimiz var!” sonra Ali Asker’in nasıl öldürüldüğünü bana anlattı. Bu örnekler bu derdin Ehl-i Beyt’in (a.s) kalbinde nasıl yer bıraktığını göstermektedir. Bu ateş bizim kalbimizi de yakmıştır. Tüm insanlığın kalbini de. imam Mehdi (a.s) kıyam edip zalimlerden intikam alana kadar bu devam edecektir… الا لعنة الله علی القوم الظالمين و سيعلم الذين ظلموا أي منقلب ينقلبون*. اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَثٖيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذٖينَ ظَلَمُوا اَیَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ “ Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara, 227)

Kaynaklar:
Seyyid ibni Tavus; el- Luhuf fi Katli Tufuf; Kum Razi yayınları, 1364 2. Şeyh Abbas Kummi; Nefsi’l Mehmum; tercüme ve tahkik Allame Ebu’l Hasan Şe’rani; Kum: Zevil Kurba yayınları,1378 3. Şeyh Abbas Kummi; Munteha’l A’mal; Ayetullah Rıza Üstadi’nin zahmet ve çabalarıyla; Kum: Mustafa yayınları,1380 4. Şeyh Abbas Kummi; Sefinetu’l Bihar; Meşhed; Astan-ı Kutsi Razevi İslami araştırmalar kurumu, 1418 kameri, c. 1

Aleviyyun 03-28-2015 09:56

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdu:“Ümmetimden benim dinime mensup olduklarını sananlar olacak ki, benim evladımın faziletlilerini, soyumun temiz ve iyilerini öldürecek, dinimi ve sünnetimi değiştirecek, geçmişteki yahudilerin Yahya ve Zekeriya’yı öldürdüğü gibi, onlar da yavrularım olan Hasan ve Hüseyin’i öldüreceklerdir. Bilin ki Allah, yahudileri lanetlediği gibi, onlara da lanetini yağdıracaktır. Kıyamet gününden önce onların (yo-lunu takip eden) nesillerine ise, Mazlum Hüseyin’in soyundan, hidayet üzere olan Mehdi’yi musallat kılarak dostlarının kılıcıyla onları cehennem ateşine atıp yakacaktır.

Allah’ın laneti, Hüseyin’in katillerine, katillerini sevenlere, onlara yardımda bulunanlara ve takiyye olmaksızın onlara lanet okumaktan çekinenlere olsun. Allah’ın salat ve rahmeti ise, şefkat ve merhametle Hüseyin’e ağlayanlara, düşmanlarına lanet okuyan, kin besleyen, kalbini onlara karşı gazap ve öfkeyle dolduranlara olsun. Bilin ki, Hüseyin’in katline razı olanlar, katillerinin (Hüseyin’i öldürdükleri suçta) ortağıdırlar. Hüseyin’in katilleri, yardımcıları, dostları, onların yoluna uyan takipçileri Allah’ın dininden uzaktırlar...”


Bihar-ul Envar, c.44, s.304

Aleviyyun 03-28-2015 10:14

İmam Hasan ve İmam Huseyin (as) Kim Şehid Etti
 
Resulullah ( s.a.a) buyurmuşlardır ki: “Hasan ve Hüseyin, benim oğlumdurlar; onları seven beni sevmiştir; beni seveni de Allah sevmiştir; Allah da sevdiğini cennete götürür. Onlara buğz eden bana buğz etmiştir, bana buğz edene de Allah buğz etmiştir; Allah da kendisine buğz ettiği kimseyi cehenneme sokar.” [
Kenz’ul- Ummal, c. 12, s. 120. Sünen-i İbn-i Mace, c. 1, s. 51.

AZER HAN 03-30-2015 06:56

Hz Hüseyin (as)'ın Şehit Edilmesi - Kerbela
 
Hz. Hüseyin (as) yolda Şifah'ta, meşhur şair Farazdak ile karşılaştı. Vazyeti ona sorunca, şair: «Halkın kalbi seninle, fakat kılıçları Muaviye'nin oğlu iledir; kaza ise, gökten inecektir» demiştir. Daha sonra Beni Esad'dan iki bedevi ile karşılaştı. Onlar da halkın fikirlerinden dönmüş olduğunu, Ubeydullah b. Ziyad'ın Küfe'de hakim bulunduğunu ve Müslim b. Akil'in öldürüldüğünü anlatılar.

Hz. Hüseyin (as), yanında bulunanlara ve iltihak etmiş olanlara, istiyen kendisini terkedebilecelerini bildirdi. Onlar da kendisinden ayrıldılar ve yanlız aile efradı ve pek az tarafdarları ile beraber yoluna devam etti. Bir müddet sonra, Ubeydullah b. Ziyad tarafından çıkarılmış devriye ile karşılaştı. Hürr b. Yezid kumandası altında olan bu 1.000 kişilik kuvvet onu uzaktan takip ediyor, ancak ne Küfe'ye gitmesini, ne de geri dünmesine müsade ediyordu. Bunun için ve galiba açık bir gayesi olmadan kuzeye doğru yürümeğe devam etti. Hürr b. Yezid de, vaziyeti Ubeydullah b. Ziyad'a bildirdi.

Hicret'in 61 senesi 2 Muharrem (M. 1 Ekim 680) günü Hz. Hüseyin Ninava'ya gelip konduğu zaman: «Peki burası neresidir?» diye sorunca, Züheyr b. Kayin: «Ninava arazisi dahilinde Kerbela ovasıdır» diye cevap verdi. Bu sırada Hz. Hüseyin şöyle dua etti: «Allahım ben sana Kerbela'dan sığıniyorum» dedikten sonra orada inip konakladığı zaman, Ubeydullah b. Ziyad'dan cevap geldi; o, Hürr b. Yezid'e, Hz. Hüseyin'in sarp veya müstahkem yerlere sığınmasına mani olmasını ve Fırat ile irtıbatını kesmesini emrediyordu. Mektubu getiren bu şahıs, emirlerin yerine getirilip getirilmediğine nezaret edecekti. Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.4, sa.55, B.Y.

Ubeydullah b. Ziyad, bu sırada, isyan etmiş olan Deylemlileri tenkil etmek üzere, 4.000 kişilik bir ordu hazırlamış ve Ömer b. Sad b. Ebu Vakkas'ı, Ray valisi tayin ederek, bu ordunun başına geçirmiş idi. Hürr b. Yezid'den haber gelince, hemen Ömer b. Sad'a, ordusu ile, Hz. Hüseyin'in üzerine yüremesini ve ilk önce bu işi halletmesini emretti. Ömer b. Sad, bu vazifeyi kabulden imtina etti ise de, Ubeydullah b. Ziyad onu vazifesinden azleyleyeceğini, Rey Valiliğini Ona Vermeyeceğini söyledi. Bunu üzerine Ömer b. Sad, vaziyetini düşünmek için mühlet aldı; ertesi gün Ubeydullah b. Ziyad'ın emirlerini kabul ettiğini bildirdi ve ordusu ile Hz. Hüseyin'in üzerine yürüdü. Onlar yaklaşınca, Hz. Hüseyin yine yanındakilere, gece olunca, dağılıp, kaçmalarını tavsiye etti. Fakat kardeşi Abbas, oğlu Ali ve Akil'in oğulları bu teklifi redettiler, hayatlarını kurtarmak için kendisini terketmek alçaklığın hiç bir zaman kabul etmiyeceklerini bildirdiler.

Ömer b. Sad, ordusu ile gelince, Hz. Hüseyin onlara hitap ederek, kendi davetleri üzerine geldiğini ve istemediklerine göre, dönmesine müsaade edilmesini istedi. Fakat kimse bu sözleri dinlemiyordu. Galiba o zamana kadar, az bir ihtimal ile de olsa, ordunun kendi tarafına geçeceğini, hiç olmazsa, taraftarlarının Küfe'den imdadına yetişeceğini ümit eden Hz. Hüseyin, artık yanlız Peygamber'in tornu olmasına göveniyor ve hiç bir müslümanın kendisine dokunamayacağını zannediyordu. Fakat bütün ümitlerinin boşa çıktığını gördü. Ömer b. Sad vaziyeti Ubeydullah b. Ziyad'a yazdı. O, Yezid b. Muaviye'nin biatini teklif etmesini ve Fırat suyu ile irtibatlarını kesmesini emretti. O da Amr b. Haccac'ı, 500 süvarinin başında, nehre yolladı ve Hz. Hüseyin'in su ile irtibatını kesti. Sonra bir kaç defa ordu içinde Hz. Hüseyin ile baş-başa konuştular. Kime neyin bahis mevzüu olduğunu bilmediğ halde, türlü-türlü dedikodular çıkarıyorlardı.

Ubeydullah b. Ziyad'ın son kararı Hz. Hüseyin'e bildirilince, tabi olarak, kabul etmedi. Yanlız ertesi güne kadar mühlet istenildi. Ömer b. Sad, galiba dedi-kodulardan çekindiği için, karar vermeyip, Şemir b. Zu'l-Cavşen'in fikrini sordu. O da fikrini beyan etmekten çekindi; sonra her kese hitap ederek, fikirlerini almak istedi. Halbuki bunu kabulden daha tabi'i bir şey olamazdı. Nihayet Amr b. Haccac'ın: «Deylemliler böyle bir şey teklif etse idi, kabul etmeniz lazım gelirdi» demesi üzerine, bu teklif kabul edildi. O gün Hz. Hüseyin yanındakilere kendisini terketmelerini ve kendilerine izin verildiğini tekrar söyledi ve onlar, yine mertçe ve pervasızca bunu reddettiler. Bu sırada çadırda kız karşi Zeyneb feryad ediyor, döğünüyor ve üstünü başını yırtıyordu; nihayet kendisini kaybetti. Hz. Hüseyin onu ayılttıktan sonra, teselli etti. Geceyi de dua, namaz ve istiğfar ile geçirdiler.

Ertesi günü hicret'in 61 senesi 10 Muharrem cuma (M. 9 Ekim 680) günü, Hz. Hüseyin çadırının arkatarafına bir çukur kazdırmış ve yanlız bir cepeden savaşmak için, bunun içine odunlar doldurarak, onları ateşlemiş idi. 23 suvari ve 40 piyadeden ibaret olan kuvvetlerinin sağ kanadına Züheyr b. Kayin'i, sol kanada da Habib b. Mutahhir'i kumandan tain etti. Sancağı kardeşi Abbas'ta idi ve arkalarını çadırlara vermişlerdi.

Karşı tarafta ise, Ömer b. Sad, askerlerinin Medineli olan dörtte birinin başına Ezdli Abdullah b. Zübeyr'i, Kindelilerden oluşan öbür dörtte birinin başına Kays b. Eşas'ı, Mezhic ve Esedilerden oluşan diğer dörtte birinin başına Abdurrahman b. Ebi Sebre'yi, geri kalan Temin ile Hemedanlılardan meydana gelen dörtte birinin başına da Hürr b. Yezid'i görevlendirdi. Bunların hepsi Hz. Hüseyin'in şehit edilmesine iştirak ettiler. Kaynak: İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.4, sa.62, B.Y.

Hz. Hüseyin, misk sürdükten sonra, atına bindi ve önüne bir Kur'an aldı. Şemir, yanan ateşleri görünce, arsızca ve hayasızca: «Kıyametten önce, dünyada ateşe girmişsin» diye bağırdı. Bu sırada Hz. Hüseyin hayvanın üzerinde orduya yaklaştı, son defa olarak, onlara hitap etmek istiyordu. Bu hali gören feryad eden kız kardeşini susturduktan sonra, Allah'a hamdetti ve sonra gayet belig bir hutbe irad etti: «Peygamberrinizin kızının oğlu, vasisinin oğlu, ben değil miyim? Şehitlerin efendisi Hamza babamın amcası değil midir; Şehit Cafer Tayyer amcam değil midir? Resulullah'ın benim için ve kardeşim için, Hasan ve Hüseyin, cennet ehli delikanlılarının efendileridirler, dediğini duymadınız mı?» dedi ve onları az sonra irtikap edecekleri hatadan alakoymağa çalıştı.

Fakat Ubeydullah b. Ziyad'ın adamları, şartlarından başka bir şey dinlemiyorlardı. Zuhayr b. Kayn de ileri çıkıp, onlara meşüm niyetlerinden vazgeçirmeğe çalıştı. Fakat Şemir b. Zu'l-Cavşen ona ok attı ve sözleri tamamiyle tesirsiz kaldı. Yanlız işin bu dereceye varacağını hesap etmemiş olan Hürr b. Yezid, pişman olup, Hz. Hüseyin'in tarafına geçti. Bu arada Ömer b. Sad sancağı ile ileri gelip, bir ok attı ve herkesi buna şahit tuttu. Sonra askerler ok atmağa başladılar.

Büylece kuvvetler arasında başlıyan savaşın teferruatı hakkında, oldukça geniş bilgiye sahibiz; fakat eski ve mufassal şekilleri çok karışık olan bu teferruatı birer-birer anlatmağa lüzüm yoktur. Şu kadar söylemek kafidir ki, savaş bir müdet teker teker şahıslar arasında cereyan etmiş; fakat bu şekilde fazla zayiyat verdiklerini gören Küfe ordusu, bu ferdi mücaddeleleri kabulden vazgeçmiş ve toplu halde hücüma başlamıştır. Bir aralık Şemir, Hz. Hüseyin'in çadırını yakmak istemiş ise de, Şabas b. Ribi buna mani olmuştur. Öğleden sonra Hz. Hüseyin'in adamları, çok azalmış olduklarını gördüklerinden, onun etrafında toplandılar ve onun önünde öldüler. Yalnız Zahhak b. Abdullah el-Mişraki, Hz. Hüseyin'den izin alarak, kaçıp kurtuldu. Savaşın sonlarına doğru bizzat Hz. Hüseyin de kıtale iştirak etti. Üzerinde güzel bir cübbe vardı, sarığını sarınmış idi. Yaya olarak, süvari gibi ve cesaret ile savaşıyor, fırsatları kaçırmıyordu. O zaman yanında yanlız üç veya dört kişi kalmıştı. Hz. Hüseyin'i belki daha çabuk öldürebilirlerdi; ancak, rivayetlere inanmak lazım gelirse, hiç kimse asıl darbeyi vurmağa cesaret edemiyordu.

Şemir b. Zu'l-Cavşen bir defa yine adamlarını hücüma sevketti; her taraftan hucum edildi. Temimli Zura b. Serik, Hz. Hüseyin'in sağ eline ve omuzuna kılıç ile vurdu; o düşüp kalkarken, Nehalı Sinan b. Enes Hz. Hüseyin'e harbe sapladı. Sonra atından inip, boğazını kesip kafasını kopardı; orada bulunalar da ölüsünü soyup, her şeyini aldılar. O zaman Hz. Hüseyin'in vucudunda 333 mızrak ve ok, kılıç yarası var idi. Ayrıca kadınların üzerinde ne varsa aldılar, öyleki kadınlar feryadı bastıp, ümmete lanet yağdırdılar. Hasta ve yatakta olan Zeynalabidin b. Hüseyin de öldürülmek istendi; fakat Ömer b. Sad ve başkaları mani oldular. Hz. Hüseyin'in arkadaşlarından şehit edilenlerin sayısı 72 kişi idi.

Şehid Hüseyin'in (as) kesilmiş başı Küfe'ye getirildiği zaman, Ubeydullah b. Ziyad, elindeki asası ile Hz. Hüseyin'in dudaklarına vurdu. Zeyd b. Erkam veya Eslemli Ebu Berze dayanamayıp, asasını çekmesini, çünkü Peygamberin dudağının, öpmek üzere, bu dudağa çok temas ettiğini gördüğünü söyledi. Ubeydullah b. Ziyad, bu hareketi ile iktifa etmeyerek, Hz. Hüseyin'in esir edilmiş masum kız kardeşi ve kızları ile alay etmiş idi. Ömer b. Sad, iki gün sonra Küfe'ye giderken beraberinde Hz. Hüseyin'in kızlarını, kızkardeşlerini ve onlarla beraber bulunan bütün çocuklarını alıp gitti. Bu yolculuk sırasında şehid Hz. Hüseyin'in ve şehid edilen arkadaşlarının yanında geçerken kadınlar feryada başladılar ve yüzlerine vurdular. Bu sırada Hz. Hüseyin'in kız kardeşi Zeyneb şöyle bir ağıt okudu: «Ah ya Muhammed! Semanın bütün melekleri sana selat'ü selam etsin. İşte Hüseyin düzlükte yatiyor, kanlara boyanmış, azaları kesilmiş. Senin kızların ise esir alınmış, züriyetin tek-tek öldürülmüş. Rüzgar onların üzerine toprak savuruyor.» diyerek hem kendisi ağladı, hem de dost ve düşman herkesi ağlattı. Daha sonra Yezid b. Muaviye, Numan b. Beşir ile Hz. Hüseyin'in çocuklarını Medine'ye gönderdi. Kaynak: Taberi (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.237-248, E.O.Y. İbnü'l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.4, sa.49-91, B.Y. İslam Ansiklopedisi, Leyden tabı mad.Hüseyin, M.E.B.Y.

Ebu Ca'fer Muhammed b. Carir'e göre, Hz. Hüseyin (as) ve ehli beytin mübarek tenleri üç gün Ninava arazisi dahilinde Kerbele ovasında yattı. Lakin Amiriyye halkı ki, Fırat kenarında bir Köydür. Esedoğullarından bir cemaat köyde idiler; onlar dediler ki: «Ey Müslümanlar! Bu cesetleri bu ova üzerinde kurtlar ve arslanlar yerler. Reva değildir, gelin bu cesetleri defnedelim.» Bunun üzerine geldiler. Hz. Hüseyin'in mübarek cesedini başsız buldular. O yerde defnedildi. Ve ehl-i beytin de çevresinden defnettiler. Ve diğer şehitleride bir yere gömdüler. Kaynak: Taberi (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.245, E.O.Y.

SADIK ŞİA 04-02-2015 05:36

Esselamu aleyke Ya Mövlam Huseyin


Şu Anki Saat: 01:04

Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.