aliyyenveliyullah -forum anasayfa-

aliyyenveliyullah -forum anasayfa- (http://www.aliyyenveliyullah.com/index.php)
-   14 MASUM (AS) (http://www.aliyyenveliyullah.com/forumdisplay.php?f=16)
-   -   Hz.Ali (as) Şehadeti (http://www.aliyyenveliyullah.com/showthread.php?t=3218)

CEMALETTİN YALDIR 06-13-2017 11:41

Hz.Ali (as) Şehadeti
 
İmam Ali (aleyhisselam)'ın Şehadeti

İbadet Mihrabında Şahadet

Nehrevan Savaşı sona erdi ve Ali (a.s) Kûfe'ye geri döndü. Ancak Nehrevan'da tövbe eden bazı Haricîler, yeniden muhalefet ederek fitne çıkarmaya başladılar.

Ali (a.s) onlara bir mesaj göndererek, onları sükûnete davet etti ve hükümete muhalefetten sakındırdı. Ama onların hidayet olmasından ümit kesince, macera peşinde olan bu isyancı grubu da dağıttı. Sonuçta bazıları öldürüldü, bazıları yaralandı ve bazıları da kaçtı. Kaçan Haricîlerden biri de, Murad kabilesinden Abdurrahman b. Mülcem idi ki, Mekke'ye kaçmıştı.

Kaçan Haricîler, Mekke'yi hareketlerinin merkezi edindiler. Bunlardan Abdurrahman b. Mülcem, Berk b. Abdullah et-Temimî ve Amr b. Bekr et-Temimî[1] adlarında üç kişi, bir gece bir araya gelerek o günün şartlarını, Müslümanların birbirlerinin kanını akıtmalarını ve iç savaşları değerlendirdiler. Nehrevan'ı ve orada kaybettikleri arkadaşlarını andılar. Sonunda şu neticeye vardılar: Bu savaşlar ve kardeş kanı akıtmaların sebebi Ali (a.s), Muaviye ve Amr b. As'dır. Bu üç kişi ortadan kaldırılırsa, Müslümanlar görevlerini bilecek ve kendi istekleriyle bir halife seçecekler. Bu düşünceyle bu üç kişiden her biri onlardan birini öldürmeyi üstlenerek birbirleriyle ahitleştiler ve ağır yeminlerle de ahitlerini pekiştirdiler.

İbn-i Mülcem, Ali'yi; Amr b. Bekr, Amr b. As'ı; Berk b. Abdullah ise Muaviye'yi öldürmekten sorumlu oldu.[2] Bu komplonun plânı gizlice Mekke'de çizildi ve her üçünün aynı zamanda plânı uygulaması için ramazan ayının 19. gecesi seçildi. Ardından görevlerini belirlenen zamanda yerine getirmek için yola çıktılar. Amr b. Bekr, Amr b. As'ı öldürmek için Mısır'a; Bekr b. Abdullah Muaviye'yi öldürmek için Şam'a ve İbn-i Mülcem de Ali'yi öldürmek için Kûfe'ye doğru hareket etti.[3]

Berk b. Abdullah, Şam'da camiye gitti ve kararlaştırılmış gecede ön safta namaza durdu. Muaviye'nin secdede olduğu bir anda kılıçla ona saldırdı. Korku ve heyecandan el ayağı dolaştı, kılıcı Muaviye'nin başı yerine bacağına isabet etti. Muaviye ağır yaralandı. Hemen Muaviye'yi evine götürüp, yatağına uzattılar. Vuran adamı Muaviye'nin yanına getirdiklerinde Muaviye ona, "Beni vurmaya nasıl cesaret ettin?" diye sordu. Berk, "Emir, beni affederse, kendisine büyük bir müjde veririm." dedi. Muaviye, "Müjden nedir?" d,ye sordu. Berk, "Arkadaşlarımdan biri, bu gece Ali'yi öldürmüştür. İnanmıyorsan, haberi sana gelinceye kadar beni tutukla. Şayet öldürülmemişse, sana söz veriyorum, kendim gidip onu öldürecek ve sana geri döneceğim." dedi. Muaviye, Ali'nin öldürülme haberi gelene kadar onu tutukladı. Haber kesinleşince onu serbest bıraktı. Başka bir nakle göre ise, onu aynı gün öldürdü.[4]

Tabipler Muaviye'yi muayene edince, "Emir, evlât istemezse ilâç ile tedavi edilebilir. Aksi takdirde yarayı ateşle dağlamalıyız." dediler. Muaviye ateşle dağlanmaktan korktu ve kısırlaşmaya razı olarak, "Yezid ve Abdullah bana yeter." dedi.[5]

Amr b. Bekr de, aynı gece camiye gitti ve ön safta namaza durdu. Fakat o gece Amr b. As'ın şiddetli bir ateşi çıkmış, hâlsizlikten camiye gidememiş, namazı kıldırmak için Harice b. Hanife (Huzafe)'yi camiye göndermişti. Amr b. Bekr, Amr b. As yerine yanlışlıkla onu öldürdü. Olayın farkına varınca da, "Ben Amr'ı öldürmek isterken Allah Harice'yi öldürmemi irade etti."[6]

Abdurrahman b. Mülcem el-Muradî ise, H. 40 yılının şaban ayının 20'sinde Kûfe'ye geldi. Derler ki: Ali (a.s) onun gelişinden haberdar olunca, "Yetişti mi? Andolsun, üzerimde ondan başka bir şey kalmamıştır ve şimdi onun zamanıdır." dedi.

İbn-i Mülcem, Eş'as b. Kays'ın evine konuk oldu ve bir ay orada kaldı. Her gün kılıcını bilemekle kendini kararlaştırılmış gün için hazırlıyordu.[7] Orada kendisi gibi Haricîlerden olan Kutam adında bir kızla tanıştı ve ona âşık oldu. Mes'udî'nin nakline göre, Kutam, İbn-i Mülcem'in amcasının kızıydı; babası ve kardeşi de Nehrevan'da öldürülmüştü. Kutam, Kûfe'nin en güzel kızlarındandı. İbn-i Mülcem onu görünce her şeyi unuttu ve ona evlilik teklifinde bulundu.[8]

Kutam, "Eşin olmayı seve seve kabul ederim; ancak mihrimi benim istediğim şekilde kabul etmelisin." dedi. Abdurrahman, "Maksadını açıkça söyler misin?" dedi.

Kutam, âşığı teslim olmuş görünce mihri ağırlaştırdı ve, "Mihrim 3000 dirhem, bir köle, bir cariye ve bir de Ali b. Ebî Talib'in öldürülmesidir." dedi.

İbn-i Mülcem, "Benimle evlenmeyi isteyenin, benden Ali'yi öldürmemi isteyeceğini sanmıyorum." dedi.

Kutam, "Ali'yi gafil avlamaya çalış. Eğer Ali'yi öldürürsen, her ikimiz de intikamımızı almış olur ve güzel bir hayat sürdürürüz. Eğer bu yolda öldürülürsen, uhrevî mükâfatın ve Allah'ın sana saklamış olduğu şey, bu dünyanın nimetlerinden daha iyi ve daha kalıcıdır." dedi.

İbn-i Mülcem, "Bil ki, ben de sırf bu iş için Kûfe'ye gelmişim." dedi.[9]

Şair, Kutam'ın mihriyle ilgili şöyle demiştir:

"Ben, Arap ve Acem'den hiçbir cömerdin Kutam'ın mihri gibi bir mihri deruhte ettiğini görmedim. Üç bin dirhem, bir köle, bir cariye ve Ali'yi keskin kılıçla öldürmek! Ne kadar değerli olsa da, Ali'den üstün bir mihr olamaz. Ve ne kadar büyük olsa da, İbn-i Mülcem'in cinayetinden daha büyük bir cinayet olamaz."[10]

Kutam, "Ben, bu işte sana yardım etmeleri için kabilemden birkaç kafadar bulacağım." dedi ve dediğini de yaptı. Ayrıca, aynı Teym'ür-Rubab kabilesinden Verdan b. Mücalid adında bir diğer Haricîyi de bu işe ortak etti.

İmam Ali'yi (a.s) öldürmekte kararlı olan İbn-i Mülcem, Eşca' kabilesinden Şebib b. Becire adında bir Haricî ile görüşerek ona, "Dünya ve ahiret şerefini ister misin?" diye sordu. Şebib, "Bununla neyi kastediyorsun?" dedi. İbn-i Mülcem, "Ali b. Ebî Talib'i öldürmekte bana yardım etmeni istiyorum." dedi. Şebib, "Anan sana yas tutsun, yoksa sen Ali'nin Peygamber (s.a.a) zamanındaki hizmetlerinden, fedakârlıklarından ve parlak geçmişinden bîhaber misin?!" dedi.

İbn-i Mülcem, "Yazıklar olsun sana! Onun Allah'ın Kelâmı hususunda tahkime gittiğini ve bizim namaz kılan kardeşlerimizi katlettiğini bilmiyor musun? Buna göre, din kardeşlerimizin intikamını almak için onu öldüreceğiz." dedi.[11]

Şebib kabul etti. İbn-i Mülcem de, onun için bir kılıç tedarik etti ve onu öldürücü zehirle yıkadı. Sonra da kararlaştırılmış zamanda Kûfe camisine gittiler.

Bu iki şahıs, 13 ramazan cuma gününden camide itikâf yapan Kutam ile görüştüler. Kutam onlara, "Mücaşi' b. Verdan b. Alkame de onlarla işbirliği yapmaya gönüllü olmuştur. dedi. Eylem zamanı yaklaşınca Kutam onların başına ipek mendiller bağladı ve her üçü de kılıçlarını ellerine alarak geceyi camide kalanlarla birlikte geçirmeye karar verip caminin "Bab'üs-Südde" adlı kapısının karşısında oturdular.[12]
Kaynaklar:
[1]- Dineverî, el-Ahbar'ut-Tuval'da (s.213), Berk b. Abdullah'ın adını Nezal b. Amir, Amr b. Bekr'in adını da Abdullah b. Malik es-Saydavî olarak kaydetmiştir. Mes'udî de, Müruc'üz-Zeheb'de (c.2, s.423), Berk b. Abdullah'ı, Berk lâkabıyla tanınan Haccac b. Abdullah es-Sarimî olarak ve Amr b. Bekr'i de Zaduye olarak anmıştır.
[2]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.29; el-İmame ve's-Siyase, c.1, s.137.
[3]- Tarih-i Taberî, c.6, s.83; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.195; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.113
[4]- Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.114
[5]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.30; Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.113
[6]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212-213
[7]- age. c.2, s.213
[8]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.423
[9]- el-Ahbar'ut-Tuval, s.213; Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.423
[10]- el-Ahbar'ut-Tuval, s.214; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.582; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.37. Mes'udî, Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.424'te son iki beyti İbn-i Mülcem'e izafe etmiştir.
[11]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.571
[12]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.424; Tarih-i Taberî, c.6, s.83; Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.115; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.195; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.32. el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.7, s.325; el-İstîab, c.2, s.282; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.161

CEMALETTİN YALDIR 06-13-2017 11:44

Şahadet Gecesinde İmam Ali (aleyhisselam)
 
Şahadet Gecesinde İmam Ali (aleyhisselam)

İmam (a.s), o yılın ramazan ayında hep şahadetinden söz ediyordu. Hatta ramazan ayının ortalarında, bir gün minberdeyken elini mübarek sakalına çekerek, "İnsanların en kötüsü, bu sakalımı başımın kanına boyayacaktır." buyurdu. Başka bir konuşmasında da şöyle buyurmuştu:

"Bütün ayların efendisi olan ramazan ayı gelip çattı. Bu ayda hükümette değişiklik olacaktır. Bilin ki, siz bu yıl bir safta (emirsiz olarak) haccedeceksiniz. Alâmeti de şudur: Ben sizin aranızda olmayacağım."[13]

Ashabı, "O, bu sözlerle ölümünden haber veriyor. Fakat biz onu görmeyeceğiz." diyorlardı.[14]

Bu nedenle de İmam (a.s), ömrünün bu son günlerinde, her gün çocuklarından birinin evine gidiyordu. Bir gece oğlu Hasan'ın, bir gece oğlu Hüseyin'in, bir gece kızı Zeyneb'in kocası Abdullah b. Cafer'in evinde iftar ediyor ve üç lokmadan fazla yemiyordu. Evlâtlarından biri, bunun sebebini sorunca, "Allah'ın emri gelmektedir. O sırada karnım boş olsun istiyorum. Bir veya iki geceden fazla kalmadı." buyurdu.[15]

Şahadet gecesi, iftarı kızı Ümmü Gülsüm'e misafirdi. Yine üç lokmayla iftarını açtı, sonra ibadetle meşgul oldu. Gecenin başından sabah namazına kadar tedirgin bir bekleyiş içindeydi. Bazen göğe bakıyor ve yıldızların hareketlerini seyrediyordu. Fecir vakti yaklaştıkça tedirginliği ve rahatsızlığı da artıyor ve, "Allah'a andolsun ki, ne ben yalan söylüyorum, ne de bana haber veren yalan söylememiştir. Şehitliğin bana vadedildiği gece, bu gecedir." diyordu.[16]

Peygamber (s.a.a), ona bu vaatte bulunmuştu. Ali'nin (a.s) kendisi buyruyor ki: "Resulullah (s.a.a), ramazan ayının fazileti ve saygınlığı hakkında konuştuğu bir hutbesinin sonunda ağladı. Ağlamasının sebebini sorduğumda, 'Senin bu aydaki alınyazına ağlıyorum. Rabbin için namaz kıldığın bir sırada öncekiler ve sonrakilerin (bütün insanların) en kötüsü, Semud kavminin devesini kesenin kardeşinin, başına indirdiği darbeyle sakalının kana boyandığını görüyor gibiyim.' buyurdu."[17]

Nihayet o korkunç gece sona erdi ve Ali (a.s) seher vaktinin karanlığında sabah namazını kılmak için camiye doğru hareket etti. Evdeki ördekler peşine takıldılar ve elbisesine asıldılar. Bazıları ördekleri uzaklaştırmak isteyince, "Bırakın onları; çünkü onlar bir grup bağrışanlardır ki, onları ağlayanlar izleyecektir."[18]

İmam Hasan (a.s), "Niye böyle kötü düşünüyorsunuz?" deyince İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Oğlum! Kötü düşündüğüm yok, kalbim öldürüleceğimi söylüyor."[19]

Ümmü Gülsüm, İmam'ın sözlerinden kaygılanarak, "Emredin, Cu'de camiye gidip namaz kıldırsın." dedi.

İmam (a.s), "Allah'ın kazasından kaçılmaz." dedi ve ardından kemerini sıkıca bağladı ve şu iki beyti terennüm ederek camiye doğru yürüdü:

"Kemerini sık ölüm için

Şüphesiz ölüm buluşacak seninle

Ölüm kapına geldiğinde

Ölümden korkarak sabırsızlık etme"

İmam (a.s) camiye girip namaza durdu. İftitah tekbirini alıp kıraatten sonra secdeye vardı. Tam o sırada İbn-i Mülcem, "Hüküm Allah'ındır senin değil ey Ali!" diye bağırarak zehirle yıkadığı kılıcını İmam'ın (a.s) mübarek başına indirdi. Kazara bu darbe, daha önce Amr b. Abduved'in kılıcının indiği yere isabet etti[20] ve Hazret'in başını alnına kadar ikiye ayırdı.

Merhum Şey Tusî de, el-Emalî adlı kitabında, İmam Ali b. Musa er-Rıza'dan (a.s), o da değerli ataları aracılığıyla İmam Seccad'dan (a.s), İbn-i Mülcem'in Hz. Ali (a.s) secdedeyken mübarek başına kılıç indirdiği yönünde bir hadis nakleder.[21]

Ünlü Şiî müfessir Ebu'l-Fütuh Râzî şöyle nakleder: "Ali (a.s), İbn-i Mülcem'in kılıç darbesi vurduğu namazının ilk rekâtında Enbiya Suresi'nden on bir ayet okumuştu."[22]

Ünlü Sünnî âlim Sibt b. Cevzî şöyle yazar: "İmam mihraba geçtiğinde birkaç kişi ona saldırdı ve İbn-i Mülcem ona bir darbe indirdi, ardından hep birlikte kaçtılar."[23]

İmam'ın (a.s) başından akan kan, mihrabı ve İmam'ın sakal-ı şerifini al renge boyadı. İmam (a.s), "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki kurtuldum." buyurdu. Sonra şu ayeti tilâvet etti:

"Sizi ondan (topraktan) yarattık, ona geri döndüreceğiz ve bir kere daha ondan çıkaracağız."[24]

Ali (a.s) darbe aldığında, "Onu yakalyın." diye seslendi. Halk, İbn-i Mülcem'in arkasından koştular. Kendisine yaklaşanı kılıcıyla vuruyordu. Nihayet Kusem b. Abbas çevik bir atlayışla onu kucaklayarak yere serdi.

Onu Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdiklerinde, "İbn-i Mülcem ha?" dedi. "Evet." dedi. İmam (a.s), onu tanıyınca oğlu Hasan'a şöyle buyurdu:

"Düşmanına dikkat et, karnını doyurun, iplerini sıkı bağla. Eğer ölürsem, onu da bana mülhak edin ki Allah nezdinde onunla hesaplaşayım. Eğer sağ kalırsam, onu ya bağışlarım, ya da kısas ederim."[25]

Hasan ve Hüsüeyin (a.s), diğer Haşim Oğullarıyla birlikte İmam'ı (a.s) bir kilimin arasına koyarak eve götürdüler. Tekrar İbn-i Mülcem'i İmam'ın huzuruna getirdiler. Müminlerin Emiri (a.s) ona bakarak şöyle buyurdu: "Eğer ben ölürsem, onu beni öldürdüğü gibi siz de onu öldürün. Eğer sağ kalırsam, benim onun hakkında vereceğim hükmü görürsünüz." İbn-i Mülcem, "Ben bu kılıcı bin dirheme satın aldım ve bin dirhem de verip onu zehirle yıkadım; bu kılıç eğer bana ihanet edecek olursa, Allah onu helâk etsin." dedi.[26]

Bu sırada Ümmü Gülsüm, "Ey Allah'ın düşmanı! Emir'ül-Müminin'i öldürdün."

O mel'un, "Emir'ül-Müminin'i öldürmedim, senin babanı öldürdüm." dedi.

Ümmü Gülsüm, "Umarım, bu yaradan iyileşir."

İbn-i Mülcem, büyük bir utanmazlıkla, "Ona ağlayacağını görüyorum. Vallahi ona öyle bir darbe indirmişim ki, eğer onu yeryüzünün sakinleri arasında bölüştürseler, hepsini helâk eder." dedi.[27]

İmam'a (a.s) biraz süt getirdiler. Ondan biraz içti ve, "Tutukladığınız adama da bu sütten içirin ve ona eziyet etmeyin." buyurdu.

İmam Ali'nin (a.s) darbe aldığını duyan Kûfe tabipleri İmam'ın huzuruna geldiler. Onların içinden hepsinden daha mahir olan Esir b. Amr, yarayı tedavi etmeyi üstlendi. Yaraya bakınca, hemen daha soğumamış bir koyun akciğeri istedi. Ondan bir damar aldı ve yara mahalline koydu. Biraz sonra onu çıkardı ve, "Ya Ali! Vasiyetlerini et; çünkü bu darbe beyine kadar ulaşmış ve tedavinin bir faydası yoktur." dedi. İmam (a.s) kâğıt ve kalem istedi ve oğulları Hasan ve Hüseyin'e (a.s) hitaben vasiyetini yazdırdı:

Bu vasiyet, gerçi Hasan ve Hüseyin'e (a.s) hitaben yazılmıştır, ama gerçekte dünyanın sonuna kadar bütün insanlar için geçerlidir. Bu vasiyeti, merhum Seyyid Razî'den önce ve sonra yaşayan birçok hadisçi ve tarihçi, senediyle birlikte nakletmiştir.[28] Yine bu vasiyet, merhum Seyyid Razî'nin Nehc'ül-Belâga'da zikrettiği miktardan fazladır. Şimdi bu vasiyetin bir bölümünü zikrediyoruz:

"Siz ikinize, Allah'tan çekinmeyi, dünya sizi arasa, istese bile onu aramamayı, istememeyi vasiyet ederim. Ona ait bir şeyi elde edemediğiniz, elinizdekini yitirdiğiniz için de hayıflanmayın. Hakkı söyleyin; ahiret ecri için iş görün. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun."

"Siz ikinize, bütün evlâtlarıma, akrabalarıma ve bu yazım kime ulaşırsa ona, Allah'tan çekinmeyi, işlerinizi düzene koymayı, aranızı uzlaştırmayı vasiyet ederim. Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, ceddinizden duydum, derdi ki: İki kişinin arasını bulmak, sıradan namaz ve oruçtan daha üstündür."

"Allah için, Allah için yetimleri koruyun; onları bir gün aç, bir gün tok bırakmayın; sizin huzurunuzda zayi olmalarına müsaade etmeyin. Allah için, Allah için komşularınızı görün, gözetin. Bu, Peygamberinizin vasiyetidir; komşular hakkında o kadar tavsiyede bulunurdu ki, yakında onları birbirine mirasçısı ilân edecek sandık."

"Allah için, Allah için Kur'an'a riayet edin; onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin. Allah için, Allah için namazı bırakmayın; çünkü o, dininizin direğidir. Allah için, Allah için Rabbinizin evini ihmal etmeyin; hayatta olduğunuz sürece o evi boş bırakmayın; çünkü o ev terk edilirse, size mühlet bile verilmez, azap sizi helâk eder."

"Allah için, Allah için mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle Allah yolunda cihat edin. Birbirinizi dolaşmanızı, görüp gözetmenizi, birbirinizin ihtiyacını gidermenizi vasiyet ediyorum size; birbirinizden yüz çevirmekten, birbirinizden kopmaktan sakındırıyorum sizi. İyiliği buyurmayı, kötülükten nehyetmeyi bırakmayın; sonra kötüleriniz başınıza geçer; sonra da dua edersiniz, icabet edilmez size."

Sonra şöyle buyurdu:

"Ey Abdulmuttalib Oğulları, Emir'ül-Müminin katledildi deyip Müslümanların kanlarına girmenizi, öç almaya kalkmanızı istemem, sakının bundan. Benim için yalnız beni öldüreni öldürün. Bekleyin hele, onun şu vuruşundan ölürsem, onun bana bir tek vuruşuna karşı siz de ona bir kere vurun; şurasını, burasını keserek eziyete kalkışmayın; çünkü ben, Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, Resulullah'tan duydum, derdi ki:"

"Sakının eziyetten, işkenceden, öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa."[29]

İmam'ın evlâtları sessizce oturmuş, gamlı ve kederli bir hâlde babalarının gönülleri okşayan ve ruhlara hayat veren sözlerini dinliyorlardı. İmam (a.s), vasiyetinin sonunda bir ara bayıldı. Kendisine gelince şöyle buyurdu:

"Ey Hasan! Sana birkaç sözüm var. Bu gece ömrümün son gecesidir. Ben öldükten sonra cenazemi sen yıka. Kefenleme ve defnetme işleriyle sen uğraş. Cenaze namazımı da sen kıldır ve gece karanlığında cenazemi Kûfe'nin dışında uzak bir yere gizlice defnet. Kimsenin kabrimin yerini bilmesini istemiyorum."

İmam Ali (a.s), yaralandıktan sonra iki gün hayatta kaldı ve ramazan ayının son on gecesinin cumaya rastlayan ilk gecesinde (H. 40 yılının ramazan ayının 21. gecesi) 63 yaşındayken dünyaya veda etti. Değerli oğlu İmam Hasan (a.s), ona kendi elleriyle gusül verdi ve namazını kıldı. Namazda yedi tekbir getirdi. Namazdan sonra, "Bilin ki, ondan sonra kimseye yedi tekbirle cenaze namazı kılınmaz." buyurdu. Cenazesi Kûfe'nin dışında "Gura" (şimdiki Necef-i Eşref) adında bir yere defnedildi. Hilâfet dönemi, 4 yıl 10 ay sürdü.[30]
Kaynaklar:
[13]- Şeyh Müfid, el-İrşad, s.151; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.163
[14]- age.
[15]- Şeyh Müfid, el-İrşad, s.151; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.164; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.581
[16]- Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.164
[17]- Uyun-u Ahbar'ir-Rıza, c.1, s.297
[18]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212; Şeyh Müfid, el-İrşad, s.152; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.165; Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.425
[19]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.584
[20]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.429; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.31
[21]- Bihar'ul-Envar, eski baskı, c.9, s.650, el-Emalî'den naklen
[22]- Tefsir-i Ebu'l-Fütuh Râzî, c.4, s.425
[23]- Tezkiret'ül-Havas, s.177
[24]- Tâhâ Suresi, 55.
[25]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212
[26]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.586; Tarih-i Taberî, c.6, s.185
[27]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.36; el-Ahbar'ut-Tuval, s.214; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c.2, s.24; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.169; Tarih-i Taberî, c.6, s.85; Ikd'ül-Ferid, c.4, s.359; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.586
[28]- Ebu Hatem Sicistanî, el-Muammerun ve'l-Vesaya, s.149; Tarih-i Taberî, c.6, s.85; Tuhaf'ul-Ukul, s.197; Men La Yahzuruh'ul-Fakih, c.4, s.141; el-Kâfî, c.7, s.51; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.38. Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.425'te de onun bir bölümü nakledilmiştir.
[29]- Nehc'ül-Belâğa, 47. mektup
[30]- Menakıb-ı Âl-i Ebî Talib, c.3, s.313; Tezkiret'ül-Havas, s.112; Tarih-i Yakubî, c.2, s.213

CEMALETTİN YALDIR 06-13-2017 11:46

Ali (aleyhisselam)'ın Yasında

İmam Hasan (a.s), babasının şahadetinin ardından bir hutbe irat ederek Allah'a hamdüsena, Resulullah'a salât ve selâmdan sonra şöyle buyurdu:

"Bilin ki, bu gece öyle birisi öldü ki öncekiler, onun hakikatine eremediler, sonrakiler de onun bir benzerini göremeyecekler. Savaşınca Cebrail sağ tarafında, Mikail sol tarafında dururdu. Allah'a andolsun ki o, Musa b. İmran'ın öldüğü, İsa b. Meryem'in göğe çıkarıldığı ve Kur'an'ın nazil olduğu gece öldü. Bilin ki o, ailesi için bir hizmetkâr tutmak niyetiyle maaşından artırdığı yedi yüz dirhem dışında ne bir altın, ne de bir gümüş miras bırakmamıştır."[31]

Sonra Sa'saa b. Suhan ayağa kalktı ve şöyle dedi:

"Allah'ın rızası sana olsun, ey Müminlerin Emiri! Allah'a andolsun ki senin hayatın, hayrın anahtarıydı. Eğer insanlar seni kabul etselerdi, başlarının üstünden de, ayaklarının altından da (Allah'ın nimetlerini) yerlerdi. Fakat onlar, nimete nankörlük edip dünyayı ahirete yeğlediler."[32]

Ebu'l-Esved Duelî, şu beyitlerle İmam Ali'ye ağıt yakmıştır:

"Muaviye b. Harb'e söyleyin ki, Ali'nin ölümüne sevinenlerin gözleri aydın olmasın! Ramazan ayında bizi bütün insanların en hayırlısının yasına oturttunuz. Binek atlarına binip onları ram edenlerin, gemiye binenlerin, terliksi pabuç giyenlerin ve Seb'ül-Mesanî ve Kitab-ı Mübin'i okuyanların en hayırlısını öldürdünüz. Hüseyin'in babasının yüzüne baktığınızda, bakanların başlarının üstünde bir nur görürdünüz. Andolsun, nerede olursa olsun, Kureyş biliyor ki, soyca da, dince de sen onların en üstünüsün."

Ali (a.s) için ağıt yakanlardan biri de, belâgat ve hazırcevaplığıyla tanınan Sa'saa b. Suhan'dır ki, Emir'ül-Müminin'in (a.s) mateminde şu sözleri söyledi:

"Anam babam sana feda olsun, ey Emir'ül-Müminin! Şahadet nimeti mübarek olsun sana. Sen soylu, sabırlı ve mücahit bir insandın. Arzuladığın şeye ulaştın. Allah ile kazançlı bir alış veriş yaptın. Rabbine doğru koştun. O da, seni rıza ve müjde ile kabul etti. Melekler etrafında toplandı. Mustafa'nın (s.a.a) yanına yerleştin. Allah, seni onun komşuluğuna lâyık gördü. Sana, onun makamına benzer bir makam verdi ve aşkının kadehinden kana kana içirdi."

"Allah'tan diliyorum ki, (sana uyanlar, izinde yürüyenler, dostlarınla dost, düşmanlarına düşman olarak) bizi de seninle haşretsin. Zira sen, daha önce hiç kimsenin ermediği bir makama erdin. Sen, Allah yolunda, Peygamber'in önünde en güzel şekilde cihat ettin. Allah'ın dinini güçlendirdin. Resulullah'ın sünnetini korudun. Fitneleri söndürdün. İslâm, seninle payidar oldu. Din, seninle düzene girdi. Sende olan menkıbeler, başkasında bir araya gelmedi. Herkesten önce Peygamber'in davetini kabul ettin. Ona uymayı, başka her şeyden önde tuttun. Ona yardımda her zaman önayak oldun. Allah yolunda canını ortaya koydun. Ona yardım etmek için kılıcını kınından çektin. İnatçı zalimler, seninle uslandı. Kâfirler, senin elinle zelil oldu. Küfrün, şirkin ve zulmün kökü, senin elinle kazındı. Sapıklıkları ve isyancıları sen yok ettin. Peygamber'e en yakın olan, sendin. Herkesten önce sen ona iman ettin. Bilgin ve anlayışın herkesinkinden üstün, yakinin kâmil, cesaretin herkesinden fazla ve İslâm'daki geçmişin herkesinden daha çoktur."

"Allah, bizi senin mükâfatından mahrum kılmasın. Zira sen, hayırların anahtarıydın ve kötülüklerin kapısını yüzüme kapatmıştın. Ama şahadetinle, kötülük kapıları yine yüzümüze açıldı, hayır kapıları kapandı. İnsanlar senin sözünü dinleselerdi, başlarının üstünden hayırlar yağar, ayaklarının altından hayırlar akardı. Ama ne yazık ki, dünyayı ahirete tercih ettiler."

Haricîler ve diğer İslâm düşmanları, İbn-i Mülcem'in bu korkunç cinayetinden dolayı sevindiler ve yaptığı işi övdüler. Haricîlerden İmran b. Hattan el-Vakaşî adında biri, İbn-i Mülcem'i övdüğü bir şiirinde şöyle demiştir:

"Allah'ın rızasını kazanmaktan başka bir amacı olmayan takvalı bir kişiden ne vuruştu ha! Onu hatırladığımda, Allah katında bütün insanların en çok mükâfat alanı olduğunu düşünüyorum."

Şafiî ulemasından Kadı Ebu Tayyib Tahir b. Abdullah da, ona cevap olarak şu şiiri söylemiştir:

"İslâm'ın temellerini yıkmaktan başka bir amacı olmayan şaki bir kişiden ne korkunç bir vuruştu! Onu (İbn-i Mülcem'i) hatırladığımda, ona da, (onu öven) İmran'a da, (İmran'ın babası) Hattan'a da dünya kadar lânet ediyorum. Gizlide ve açıkta Allah'ın lânetleri, sürekli ve ilelebet ona olsun. Sizin ikiniz de (İmran ve İbn-i Mülcem), şeriatın apaçık hükümlerince, cehennemin köpeklerindensiniz."[33]

Böylece Kâbe'de doğan ve camide şahadete eren yüce bir insanın nurlu hayat mumu söndü. Resul-i Ekrem'i (s.a.a) çıktıktan sonra dünya, onun gibi birini ne görmüş, ne de bir daha görecektir. Ne cihat ve fedakârlıkta, ne ilim ve varlık âleminin sırlarına vâkıf olmakta, ne de diğer faziletlerde bir benzeri yoktu. O, hiçbir zaman bir kişide toplanması mümkün olmayan zıt sıfatları kendinde bir araya toplamıştı. Şair, ne güzel söylemiştir:

"Zıt sıfatlar, sende bir araya toplanmıştır. Bu yüzden bir benzerini bulmak oldukça güçtür. Züht ve hikmeti, hilim ve cesareti, atılganlık ve âbitliği, yoksulluk ve cömertliği bir araya toplamışsın."

Yazar, mazur görüleceğini umarak sözlerini burada toparlarken biliyor ki, bu naçiz eserinde, Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (a.s) o yüce ve melekutî çehresinin yandan bir resmini bile tasvir edememiştir. Ama görevini yaptığı ve eline değersiz bir iplik yumağı alarak Yusuf'un müşterilerinin arasına katıldığı için de mutludur ve bir gün onun şefaatine mazhar olacağını ümit etmektedir.
Kaynaklar:
[31]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.213
[32]- age.
[33]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.427. İmran b. Hattan'ın bu iki beytine cevap olarak başka beyitler de söylenmiştir ki Mes'udî, kitabında onları nekletmiştir.

SUDE 06-13-2017 02:13

Ey Alahım İmam Ali (as) Katilli İbni Mülceme Kiyamete Kadar Lanet Et..

CEMALETTİN YALDIR 06-13-2017 02:25

Hz. Ali’nin (aleyhisselam)'ın Gizli Defnedilmesi
 
Hz. Ali (aleyhisselam)'ın Gizli Defnedilmesi

Gece yarısı verdiler toprağa onu. Neden? Çünkü Ali’yi (a.s) çok sevenlerin yanında ona büyük bir düşmanlık besleyenler de çoktu. “Ali’nin (a.s) bu gibi şahsiyetlerin hem son derece çekici, hem son derece itici bir karakter yapısına sahip olduklarını belirtmiştik. Bu gibi insanların seveni de çok olur, sevmeyeni de; dostları seve-seve can verirler böyle insanlar için, düşmanlarıysa insanların en kan içici, en gaddarı olurlar genellikle…

Özellikle, iç düşmanlar; yâni mukaddes görünümlü “hariciler”!! Ne kadar ilginç tir ki, hariciler İslam’ın itikadı meselelerini gerçekten çok iyi bilen, yâni Allah’a inanan, fakat bilgice kıt olan “cahiller”di. Hz. Ali (a.s) bu noktaya bizzat değinerek “İnançları var, ama cahildirler” der ve hariciler (Marikin)le Muaviye taraftarlarını (Kasıtin) mukayese eder: “Marikinleri benden sonra öldürmeyin, zira bunlar, Kasıtinlerden farklıdırlar. Marıkinler haktan yana olmak isterler, fakat ahmaktırlar, cahildirler (hakkı batıldan tam teşhis edemezler). Kasıtin ise hakkı bilir, fakat bildikleri halde hakka karşı savaşırlar.”[1]

Onca dostu ve seveni varken neden Ali’yi (a.s) gece karanlığında gizlice Defnetmiştiler?

Sebep haricilerin varlığıdır…

Hariciler, “Ali Müslüman değil” diyorlardı. Yerini bilmeleri halinde gizlice kabri açıp cesedi almaları ihtimali vardı. Bu cihetle Hz. Ali’nin (a.s) mezarı yaklaşık yüz yıl gizli kalmış, yeri halka söylenmemişti.[2] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ömrünün son yıllarına kadar mezarın yeri gizli tutulmuş, bu süre zarfında imamlar (a.s) ve ashaptan seçkin bir grup insan dışında Hz. Ali’nin (a.s) mezar-ı şeriflerinin nerede bulunduğundan hiç kimse muttali olmamıştır.

Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra (h: 40), İmam Hasan (a.s), Ramazanın 21. gecesi göstermelik bir cenaze töreni düzenlemiş, karanlık basınca cenazeyi yine tedbirlerle yola çıkararak Medine’ye götürmelerini söylemiştir. Böylece halk, Hz. Ali’nin (a.s) Medine’de defnedildiğini sandı. Bu süre zarfında Hz. Ali’nin (a.s) evlatları, defin merasimine katılan belli bir grup ve Ehl-i Beyt’in (a.s) has taraftarlarından başka hiç kimse onun mezarının yerini bilmedi. Mezarın yerini bilen bu şahıslar Kufe yakınlarında bulunan (bugünkü Necef’te) kabr-i şerifi ziyaret etmedeydiler. İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde hariciler dağılıp da bu tehlike ortadan kalkınca, Hz. Cafer Sadık (a.s) Safvan’a (Algame duasını nakleden şahıs) kabrin yerini belli edecek bir alamet konulmasını söylediler, bunun üzerine mezar, çardağa benzer bir gölgelikle belirlendi. Bu tarihten itibaren halk mezarın yerini öğrenmiş ve ziyaret edebilmiştir. Bu arada şunu da belirtelim ki Hz. Ali’nin (a.s) cenaze törenine de ancak seçkin ashabdan oluşan az sayıda bir grup katılabilmişti. Emir-ül Mü’minin’in has ashabından olan, onun huzurunda konuşmalar yapan, dönemin tanınmış edebiyatçı ve hatiplerinden Sa’saa b. Suhan cenaze merasimine katılanlardan biridir. Cahid, el-Beyan adlı eserinde ondan etraflıca söz eder.

Hz. Ali (a.s) defnedildiğinde cenaze töreninde hazır bulunan herkesi derin bir üzüntü ve hüzün sarmış herkes ağlamaya başlamıştı. Bu sırada orada bulunan ve iyi hatip olan Sa’saa b. Suhan,[3] yüreği hüzün ve kederle dolu bir halde ağlayarak kabrin toprağından bir avuç alıp başına serper ve elini kalbinin üzerine koyup çok sevdiği bu insanın mezarı başında ona içini dökerek şöyle der: “Ne mutlu sana… Saadetle yaşadın, saadetle de göçüp gittin dünyadan. Allah’ın evine geldin dünyaya gelirken… Allah’ın evinde doğdun, Allah’ın evinde de şehit oldun nihayet… Ey Ali! Ne de büyüktün sen; ve bizler senin karşında ne kadar da küçüktük gerçekten… Allah’a yemin ederim ki eğer insanlar senin gösterdiğin yoldan gitmiş olsalardı nimetler (maddi ve manevi) yukarıdan (ilahi) ve aşağıdan (tabii) kaynayıp dökülürdü onlara… Fakat ne yazık ki halk, kıymetini bilemedi senin… Sana uyacakları, buyruklarına göre amel edecekleri yerde üzdüler seni, yüreğini kana boğdular, sonunda da işte bu hale düşürdüler, öldürüp toprağın bağrına verdiler seni…”

Vela havle vela kuvvete illa billah’il aliyyil azîm.

(Yüce ve ulu Allah’a dayanmayan hiç bir güç ve kuvvet yoktur.)

———————-
[1]- Nehc-ül Belağa, Hutbe: 59.
[2]- Hz. Ali’nin şahadetiyle (h: 40) Hz. Cafer Sadık’ın (a.s) şahadeti (h: 148) arasında 108 yıllık bir zaman süreci vardır.
[3]- Cahiz’in el-Beyan vet-Tebyin adlı eseri.

“İnsan-ı Kamil” kitabı Sayfa: 180

Hz. imam Cafer Sadık’tan (as) rivayet edilmiştir; Hz. Emirelmüminin (imam Ali) (as) oğlu evladı imam Hüseyine kendisi için dört yerde dört kabir yeri hazırlamalarını emretti. Kufe mescidinde, Rahbe’de, Necef’te ve Ca’det bin Hubeyre’nin evinde, bunu şu yüzden buyurmuştu ki; (dinden çıkan) Haricilerin ve Ümeyye oğulları Emevilerin (Muaviye ve soyunun) büyükleri o hazretin kabrinin yerini bilmesinler ve o hazretin mübarek tertemiz mutahhar cesed bedenini kabrinden çıkarmasınlar kabrini yıkmasınlar. (Ferhet’ul Ğariyy (Necef) s.72)

Hz. imam Cafer Sadık (as) buyurmuştur; O hazretin (imam Ali’nin) cenazesi ile bu dört kişi (İmam Hasan, imam Hüseyin, Muhammed bin Hanefiyye, Abdullah bin Cafer) dışarı çıktılar ve gece (Irak) Kufe çölünde bir yerde defin edip toprağa verdiler. Haricilerin ve diğerlerinin (kabri yıkmasından, mezara saygısızlık yapmalarından, kabirden çıkarmalarının) korkusundan kabri dümdüz yaptılar ve kabirde bir işaret ve alamet bırakmadılar. (Ferhet’ul Ğariyy- s.90)

Bilindiği üzere Emevilerin Muaviye soyunun hükümetinin yıkılıp Abbasilerin hükümeti kurulduğunda melun Harun Reşid zamanında ve Hz. imam Cafer Sadık’ın (as) kabirin yerini göstermesiyle yıllarca gizlenmiş olan kabrinin yeri belli edilmiştir ve zamanla düzenlenerek bugün kü türbe halini almıştır ki Necef şehrinde ki türbesi aşıkların, sadıkların, müminlerin en önemli ziyaretgahlarından birisidir.

Gizli Güç 06-13-2017 02:59

Paylaşımın için Allah razı olsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in(saa) 'ilim şehrinin kapısı' diye övdüğü damadı Amcası Oğlu, Hasan Ve Huseynin Babası Hazreti Ali, (as) hicri takvime göre Raamazan Ayının On Dokuncu günü şehid edilmiştir. Alah Sakifedekiler ve Bütün Düşmanlarına ve Katiline Lanet Etsin.

sürgündeki şia 06-13-2017 03:01

Şah-ı Merdan Ali (aleyhisselam)'ın Şehadeti
 
Şah-ı Merdan Ali (aleyhisselam)'ın Şehadeti

Şah-ı merdan imam Ali (a.s) hicretin 40. yılı ramazan ayının 19. günü İbni Mülcem lanetisi tarafından zehirli kılıçla darbe almıştı ve ramazanın 21. günü şehadete ermişti.

Mülcemi Muradi, Berke ve Sadi b. Amr bir araya geldiler. Bunların üçü de hariciydi, halkın arasına düşen fikir ayrılığı hakkında konuştular. Nehravan’daki ölülerini andılar, ağlaştılar.’’Onlardan sonra yaşayıp da ne yapacağız, canlarımızı Allah için satmamız, sapıklık ehline öncü olanları öldürmemiz ve şehirleri onlardan kurtarmamız gerekir.’’ diye kendi aralarında ahitleştiler.

İbni Mülcem l.a: ‘’ Ali’ye ben yeterim.’’ dedi. Berke:’’ Ben Muaviye’yi öldürmeyi üstüme alıyorum.’’ Amr: ‘’Ben de As oğlunu öldürürüm.’’ dedi. Üçü de öldürmedikçe veyahut ölmedikçe bu kararlarından asla vazgeçmeyecekleri sözünü verdiler. Kılıçlarını aldılar, zehirlettiler, ramazan ayının 19. günü sabah vakti harekete geçeceklerini kararlaştırdılar.

İbni Mülcem l.a Kufe’ye geldi. Fikirdaşlarıyla buluştu ama yapacağı işi kimseye açmadı. Bir gün fikirdaşlarından birinin evinde bir kadın gördü, kadın çok güzeldi. Adı Kutam’dı. Kadına aşık oldu ve evlenme teklifinde bulundu.

Kadın: ‘’Benim mihriyem çok ağırdır, üç bin dirhem vermedikçe, bir köle alıp bana bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmamın imkanı yoktur.’’ dedi.

İbni Mülcem l.a: ‘’ İlk iki şartını yerine getiremem fakat Ali’yi öldürme işi Allah indinde benim için dünyadan daha hayırlıdır.’’ dedi. Kutam’ın babasıyla kardeşi Nehrevan’da öldürülenlerdendi. İbni Mülcem’e dedi ki: ‘’Eğer Ali’yi öldürürsen senin yüreğin de soğur benim de. Ondan sonra seninle güzelce geçinir gideriz.’’ dedi. Ve kavminden olan Verdan ile Şebip isimli kişilerin ona yardım etmelerini sağladı.

Hicretin 40. yılıydı Şah-ı merdan mevla (a.s) bir akşam İmam Hasan’ın (a.s), bir akşam İmam Huseyn’in (a.s) bir akşam da Caferi Tayyar oğlunun evinde iftar eder, üç lokmadan fazla yemezdi. ‘’Aç olduğum, midemin dolu olmadığı halde Allah’ın emrinin gelmesi daha sevimlidir.’’ derdi.

Hz. imam Ali (a.s) kılıçla vurulacağı gün fecr vakti evinden çıkıp Kufe mescidine giderken imam Hasaneyn a.s lara hediye olarak getirilmiş olunan ördekler mübarek mevlamızın abasının alt kısmına yapışarak gitmesine engel olmaya çalıştılar.Ördekleri uzaklaştırmak isteyenlere:”Bırakın onlar ölüye ağlayanlardır.” buyurdular.

İmam Ali (a.s) mescide geldi, namaz kıldırırken namazın ilk secdesine varırken ibni Mülcem l.a : ”Ya Ali hüküm Allah’ındır, senin adamlarının değil.” diyerek bir kılıç vurdu. Kılıç Hz. imam Ali’nin (a.s) başına Hendek savaşında Amr’ ın vurduğu yere rastladı.Öyle sert bir darbeydi ki, kılıç derinlere kadar işledi. O anda imam Ali (a.s) yere düşüp ”AND OLSUN KABE’NİN RABBİNE KURTULDUM.” sözünü buyurdular.

Cemaat Ali’nin (a.s) vurulduğunu fark edince hemen her biri mescidin kapısına koşarak ibni Mülcem lanetisini yakaladılar, kılıcını elinden aldılar.Verdan ve Şebip kaçmayı başardılar.Şebip’i, amcasının oğlu gizlendiği evinde öldürerek cehenneme gönderdi.

İmam Ali (a.s) çok ağır yaralanmıştı, çok da kan kaybediyordu, hemen bir kilimin içine bırakarak fazla zahmet vermeden evine götürdüler. Daha sonra ibni Mülcem lanetisini elleri bağlı bir şekilde mübarek huzurlarına getirdiler. Hz. imam Ali a.s : ”Ey Allah’ın düşmanı, ben sana iyilik etmedim mi?” diye sorunca Mülcem oğlu: ‘’Evet, iyilik ettin.’’ dedi.

İmam Ali (a.s): ‘’ Bunu niçin yaptın ?’’ diye sorduklarında, o zalim şöyle dedi: ‘’Kılıcımı kırk biledim Allah’tan onunla halkın en kötüsünü öldürmesini istedim.’’ dedi. İmam Ali (a.s) :”Sen onunla öldürüleceksin. Halkın en kötüsü görüyorum ki sensin”.

Sonra şöyle devam ettiler: ‘‘Ben ölürsem bu adamı o beni nasıl vurduysa öyle vurun öldürün, eğer sağ kalırsam hüküm benimdir ne yapacağımı ben bilirim.” Sonra odada toplanmış olan evlatlarına dönerek şöyle buyurdular:”Ey Ebutalip oğulları! Müminlerin emiri öldürüldü diye Müslümanların kanlarını dökmeye kalkmayın, ancak beni öldüreni öldürün. Ey Hasan o bana bir kılıç vurdu, ölürsem sen de onu bir kılıç darbesiyle öldür. Çünkü ben Allah resulünden duydum ki buyurdular: ‘’ Sakının işkenceden, kudurmuş köpek bile olsa eziyetle öldürmeyin.”

İmam Ali (a.s) kanına karışan zehirin etkisiyle çok ağır yaralıydı, dönemin en ünlü tabipleri bile bir şey yapamadılar.Şah-ı merdan Ali (a.s) yaralanmalarından üç gün sonra şehadete erdi.

Mübarek imamın defin işlerinden sonra imam Hasan (a.s) Mülcem oğlu lanetisini huzurlarına getirttiler ve imam Hasan (a.s) babalarının vasiyetine uyarak bir kılıç darbesiyle onu cehenneme gönderdi.

İmam Ali (a.s) mübarek kabirlerinin yeri düşmanların tehlikesi dolayısıyla çok uzun yıllar gizli kalmıştır. İmam Caferi sadık (a.s) döneminde kabirlerinin yeri halka aşikar olmuştur.

Allah’ın selamı aziz imamımıza olsun, laneti ise ibni Mülcem ve Mülcemi zihniyetlere olsun. Şefaat ve ziyaretleri cümle arzulayan dostlara olsun.

canpolat 06-13-2017 03:11

Paylaşımınız için Allah razı olsun. Ya Ali Medet.

Es-Selam 06-13-2017 07:32

İmam Ali bin Ebû Tâlib (as), Harici Piç Abd’ur-Rahman İbn-îMulcem'in kılıç darbesinin ardından şöyle dedi: “Kabe’nin Rabb'ine andolsun ki, kurtuluşa erdim”! İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü vefat etti (M.S. 661). Defnedildiği yeri uzun bir müddet sadece en yakınları bilmiş ve yaklaşık bir asır sonra İmam Cafer es-Sadık (as) onun kabrinin Necef'te olduğunu açıklamıştır. Selam Olsun Ona Ve Soyuna یا علی مدد

CEMALETTİN YALDIR 06-25-2017 11:08

O Gün Alemin Ölümüydü
 
O Gün Alemin Ölümüydü

Resulullah (s.a.a): "Ya Ali, seni şehâdetle müjdeliyorum. Hiç şüphesiz sen, benden sonra mazlum olacaksın ve öldürüleceksin."
imam Ali (a.s) "Ya Resulallah dedi, bu benim dinimin selamette kalmasıyla birlikte mi olacak?" Allah Resulü (s.a.a) cevabında "Evet dininin selametiyle birlikte olacaktır!" buyurdu. (Gâyetü'l-Merâm, c.1, s.92

Şöyle rivâyet edilmiştir: "İmâm Ali (Allah'ın salavatı onun üzerine olsun), Hicret'in 40. yılında Ramazan ayından dokuz gece kaldığı bir sırada, Cuma gecesi Kûfe'de şehit olarak dünyadan göçmüştür. O sırada İmâm (a.s) 63 yaşındaydı. Mübarek türbesi Necef'tedir. İmâm'ın (a.s) katili Abdurrahman b. Mülcem'dir. (Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun)."[1]

El-İrşâd ve diğer bir çok tarih kitabında nakledildiği üzere, Hz. Emirü'l-Müminin Ali (a.s), Hicretin 40. yılında Ramazan ayının 21. gecesi, bir Cuma gecesinde İbn Mül-cem'in (lanetullah-i aleyh) 19. gecede Kûfe mescidinde vurduğu kılıç darbesinin etkisiyle şehit olmuşlardır. İmâm (a.s), şehâdet sırasında 63 yaşındaydı.[2]

[1]- Câmiü'l-Ahbâr, s.74, Tehzîbü'l-Ahkâm, c.6, s.19.
[2]- Ravzatü'l-Vâizîn, c.1, s.132, El-İrşâd, s.12.

Bir hadiste Hz. Ali'den (a.s) şöyle nakledilmiştir:
"Vallahi Ali b. Ebî Tâlib, çocuğun annesinin göğsüne olan düşkünlüğünden daha çok düşkündür ölüme!"[1]

- Esbağ b. Nübâte diyor ki, Emirü'l-Müminin'e (a.s) 'Resulullah (s.a.a) sakalını boyardı, siz neden boyamıyorsunuz?' diye sorduğumda, şöyle buyurdu:
"Ümmetin en bedbahtını[2] bekliyorum ki sakalımı başımın kanıyla boyasın! Bu, Habib'im Resulullah'tan (s.a.a) bana verilen bir haberdir."[3]

[1]- Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 5, İhkâkü'l-Hak, c.8, s.321.
[2]- Resulullah'ın (s.a.a) bir hadisine işarettir ki orada Hz. Ali'nin katilini "Gelmiş geçmiş insanların en bedbahtı" olarak tanıtmaktadır.
[3]- Bihârü'l-Envâr, c.41, s.164.


Hz.Ali aleyhisselam Kendi Şehadeti ve Katilini Haber Vermesi!
Hz. Ali aleyhisselam Nehrevan savaşından sonra Küfe’ye döndü. Mescide gidip iki rekat namaz kıldıktan sonra minbere gidip güzel bir konuşma yaptı. Sonra yüzünü Hz. Hasan aleyhisselam’a çevirip buyurdu: “ Ya Eba Muhammed! Kaç gün Ramazan’dan geçiyor”
Hazret cevap verdi: On üç gün ya Emir el Müminin!
Sonra Hz. Hüseyin aleyhisselam’den soruyor: Ramazanın bitimine ne kadar var?... On yedi gün ya Emir el Müminin” diye cevap verdi.
O anda hazret mübarek sakallarını tutup buyurdu: “ Ümmetin en şakisi geldiğinde bu beyaz sakallar kanla renklenecekler."
Sonra buyurdular: “Ben onun yaşamasını isterken o beni öldürmeye kastetmiş; Dostuna nispeten özrünü Murat kabilesinden getir.”
Bu söz gerçekte Amr b. Ma’dikerb’in şiirinden bir kaç mısraydı hazret okudular,lakin kendi katilinin Murat kabilesinden olduğunu zikretmesiyle,Abdurrahman İbn-i Mülcem bunu işittiği zaman,sakın hazretin maksadı ben olmayayım diye hemen o hazretin önüne gidip durdu eğer o katilden maksadın ben isem bu iki elimi şimdiden kes veya beni öldür” deyince,
Hz. Ali aleyhisselam buyurdu: “Henüz hiç bir günah işlemediğin halde seni nasıl öldürebilirim. Acaba hatırlıyor musun seni koruyan Yahudi kadının sana bir gün “ Ey Salih’in devesini öldürenlerin takipçisi” dediğini.
İbn-i Mülcem dedi “ Evet ya Emir el Müminin”
Sonra Ali aleyhisselam sustu.
Vurulduğu gecenin bir gün öncesi sabah namazı için evden mescide gelince buyurdular: "Kalbim benim bu ay içinde öldürüleceğime şahitlik ediyor."
Daha sonra Ümmü Gülsümün evinin kapısı açtığında,kemeri kapının kilidine sıkıştı, onu açtı,sonra da şu şiiri temsilen okudu:
Sine ve kemerini sık,ölüme de hazır ol ki,çok yakında seninle buluşacak
O zaman ki senin vadine geldi ve üzerine yığıldı.
Ölüm karşısında acizlik ve hadsizlik,gösterme.
Sonra hazret menzilden çıktı ve mihrapta şehit edildi.

Allah’ın selatı ve selamı onun üzerine olsun.
Kaynak:Keşful- Gumme, cilt.1, sayfa. 276

elif gibi 07-12-2017 09:06

Hz. Fatıma (selamullahı aleyha)'ya sorulur: “Neden halk sizin ve Ali’nin aleyhinde olup onun (Ali’nin) kesin olan hakkını gasp ettiler? ”Hz. Fatıma selamullahı aleyha şöyle buyurdu: “Bunların hepsi Bedir Savaşı’ndan kalan kinler ve Uhud Savaşı’nın intikamlarıdır. Bu kinler münafık kalplerde saklıydı. Ama hedeflerine ulaştıklarında (hükümeti gasp ettiklerinde) kinlerini bize kustular.”
Kaynak: Bihar-ül Envar, cilt.43, sayfa.156 , Menakıb-i İbn-i Şehraşub, cilt.2, sayfa.205 ,Nehc’ul- Hayat, sayfa. 46 ve 117

Ali Şiası 08-20-2018 06:13

Cabir diyor ki, İmam Bakır (a.s) bana buyurdular ki:
"Ey Cabir! Şii olduğunu iddia edenin bizleri sevdiğini söylemesi yeter mi hiç? And olsun Allah'a bizim Şialarımız, Allah'tan korkan ve O'na itaat edenden başkası değildir. Bizim Şialarımız; alçak gönüllü olmak, Allah'tan korkmak, emanettar olmak, Allah'ı çok anmak, oruç tutmak, namaz kılmak, ana ve babaya iyilik etmek, fakir komşu, yoksul, borçlu ve yetimlere karşı kendini sorumlu bilmek, doğru konuşmak, Kur'an okumak ve insanlar hakkında iyilikten başka bir şey söylememekle tanınırlar ancak. Onlar kendi kavimlerinin, işlerde emin bildikleri insanlardır." Usul'ul-Kafi, c.2, s.74)

CEMALETTİN YALDIR 02-02-2019 10:49

İbni Mülcem (la)
 
Ustad Ravendi (r.a) naql edir:

فَلَمَّا ضَرَبَهُ ابْنُ مُلْجَمٍ لَعَنَهُ اللَّهُ قَالَ فُزْتَ وَ رَبِّ الْكَعْبَة

"Öyle ki, İbn Mülcem (l.a) onu (a.s) vurdu. O An İmam (a.s) dedi: "And olsun Kabenin rabbine Kurtuldum)".
Kaynak:
��"Hasaisul-Eimme" sah-63.

خصائص الأئمة - الشريف الرضي - الصفحة ٦٣
SHİAONLİNELİBRARY.COM
خصائص الأئمة - الشريف الرضي - الصفحة ٦٣
خصائص الأئمة - الشريف الرضي - الصفحة ٦٣

İbn Mülcemin (l.a) Aqibeti

İbn Mülcemin Olayı Hakkında tarih Kaynaklarında farqli fikirler söylenilmişdir. En Meşhur olanı budur ki, İmam Ali hayatının Son saatlerinde Evladlarına İbn Mülcemle İhtiyatlı davranmağı vasiyyet etdi. İmam Ali şehid olduqdan sonra İbn Mülcemi Kısas almaq İçin İmam Hasanın yanına getirdiler. O da bir Kılıç Darbesi ile İbn Mülcemden Kısas aldı ve bu hadise Ramazan ayının 21-i Günü Oldu. Meşhur budur ki, Esved Nehainin qızı Ümmül-Heysem onun cenazesini götürüb, Ateşte Yaktı.
Kaynak:
��(Şeyh Müfid, el-İrşad, c.1, s.22)

İbn Batute yazır: Kufeye sefer etdiyim zaman Kufe qabiristanlığının Batı Tarafından başdan ayağa Ak olan yerde oldukça Kara yer gördüm. Merak ederek bunun sebebini sordum. Araştırıp Sorarken, Aynı yerin adamları dediler: Bu yer Alinin (as) qatili İbn Mülcemin kabridir. Kufe Ahalisinin adeti budur ki, her Yıl İbn Mülcemin kabri üzerine çok sayıda odun yığar ve 7 gün boyunca bu yerde Ateş Yakarlar.
Kaynak:
��(İbn Batute, er-Rihlet, c.1, s.167)

Hz. Ali (as) Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 19. günü Kufe mescidinde, sabah namazında, Harici İbni Mülcem tarafından yaralanıp iki gün sonra şehit oldu.
- Menakıb-ı A-li Ebu Talib, c.3, s.312. Fusul-ul Mühimme, s.113-123. Tezkiret-ul Havass, s.172-183.

Hz. Ali’yi öldürmek üzere Abdullrahman ibn Mülcem isimli bir bedbaht . Hz. Ali’yi sabah namazında mescidin içinde namaz kılarken zehirli hançeriyle arkasından hançerledi ve şehit etti!
İbn Mülcem de öldürüldü (Taberi, Tarih: 5/148-149).

Geceyi İmam (a.s) dua ve yakarışlarla geçirdi. Sonra sabah namazını kılmak üzere Allah'ın evine (mescide) doğru yöneldi. Her zaman yaptığı gibi insanları Allah'a ibadet etmeye çağırdı: "es-Salâh... es- Salâh... (Namaz… Namaz…)" diye seslendi.
Ardından namazına başladı. İmam (a.s) Rabbine yakarmakla meşgul iken melun cani Abdurrahman b. Mülcem birden fırladı ve "Hüküm Allah'ındır, senin değil!" diye bağırarak mübarek başına bir kılıç indirdi. Kılıç, İmam'ın (a.s) kafasını yarmıştı. İmam'ın (a.s) dudaklarından şu sözler dökülüverdi:
"Kâbe'nin Rabbine and olsun, kurtuldum."
- el-İmame ve's-Siyase, s.180 veya (Beyrut basımı) 135 ya da (Mısır baskısı) 159; Tarih-i Dimaşk, 3/367 Tercümet-u İmam Ali (a.s)

İmam Ali (as) neslinden ve imam Hüseyin Evladı olan Alevi-Hüseyni imam olan 4. İmam Zeynel Abidinden (as) şöyle rivayet edilmiştir; İbn-i Mülcem, Hz. Emirelmüminini (Hz. Ali’yi) öldürmeye kast edince başka birilerini daha yanında götürmüştü. Yanında getirdiği o diğer melunun darbesi mescidin duvarına değdi. Hazret (İmam Ali) mihrabın yanına yaklaşmış ve namaz kılmaya başlamıştı, secdeye vardı, İbn-i Mülcem o hazretin başına bir darbe indirdi ki darbeyi indirdiği yer daha önce Amr bin Abduvedd’in vurduğu kılıç darbesinin tam üzerine vurdu. Halkın sesi sedası yükseldi Hz. imam Hasan ve Hz. imam Hüseyin mescide koşuştular İbn-i Mülcemi tutup bağladılar ve değerli babalarını alıp eve götürdüler….. (Emali- Şeyh Tusi- 365)

İmam Muhammed Bakır (as) buyurmuştur; Hz. Emirelmüminin (Ali) şehadet şerbetini içtiği gece evinden çıkarak mescide geldi ve halkı sabah namazı için uyandırıyordu…. (Kurb’ul İsnad-143)

Sonra (Hz. Peygamberin amcası Abbas’ın oğlu Abdullah) İbn-i Abbas dedi ki; Hz. Emirelmüminin (imam Ali) Kufe’de (mescid de) şehid oldu üçgün gökten kan yağdı. Yerden her taşı kaldırdıklarında altından taze kan kaynıyor akıyordu. (Menakıb-ı İbn-i Şehraşub- c.2 s.385)

KERRAR 05-25-2019 04:04

Allahumme le'en qetelete Emirel mu'minin Ali aleyhisselam.
Allah'ım Emirel mu'minin Ali aleyhisselam'ın katiline lanet et.

€C€-1990 05-27-2019 01:27

Hz.ALİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ ? ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ ANISINA…

Miladi 661 yılı... Yer ; Kufe…

Kufe ; İran-Irak toprakları arasında Aryan ve Sami halkların birlikte yaşadığı bir şehir. Bir sokağına girseniz Farsi bir ezgi diğer bir sokağına girseniz Arabi bir ezgi duyarsınız. Her sokağın dili farklı farklıdır. Sümer’in, Babil’in, Asur’un saman alevi gibi yandığı ve söndüğü, tarihin başladığı bu topraklarda ebediyete kadar unutulmayacak bir insan evinden çıkmış yürüyor ve az sonra başına geleceklere rağmen tarihte hiç sönmeyecek bir tevhid ateşi yakıyordu.

Doğu Roma’nın Grejuve ateşine , Sasani’nin Zerdüşt Ateşine değen ve söndüren tarihinin metafizik buz devri , O’nun ateşinin yanına yaklaşmaya çalışamadı bile. O’nun Ateşi , kendisine her yaklaşan buzu eritti , Aşk Deryasına akıttı. Gönülleri, asırlar boyu aşk dolu ezgilerle dağlattı. Ve Necef Deryasına nice dervişler yelken açtı , tarihin hiç bitmeyecek bir deniz seferi başlamıştı. Bu sefer de, fethedilen bir “mülk-ü Cihan” değildi. Dervişin yelken açtığı bu seferde, bu Cihan’a ait hiçbir şey yoktu. Bu seferde ne ellerde kılıç ne gözlerde kan vardı. Bu seferde sadece ve sadece fethedilmek vardı , Ayn-ı Hilal’e benzeyen o kaşların sahibine teslim olmak vardı , O’na kavuşmak vardı.

Kerpiç evinin , o sonsuzluğa açılan kapısını açıp , Dervişlerin yelken açtığı o Deryayı “ kün” diyerek “ var” etmek için adımını atıyordu. Gözünde diken, boğazında kemik , kalbinde matem-i Mustafa ve matem-i Fatima’nın o hiç sönmeyen alevi vardı.

Zalim, zülüm ve zorbalığın hüküm sürdüğü , İbrahim’in adının unutulmuş olduğu ve İbrahim’in evinde gözlerini dünyaya açtığı an , ozanın deyimiyle “ Daha Cihan var olmadan, bırak ismi , cismi var olmadan “ “ Hak ile Yektaş” olan Nur-u Hak ile Ehrimen’in karanlığını ortadan kaldırmaya gelen ve Hakk’ın gizli adını taşıyan Zahirden “Batiniye bir Derya Var Eden” “ O” ndan başkası değildi…

Musa ile Tur Dağında , Mustafa ile Nur Dağında Kelam-ı Hak dile gelirken ordaydı. “ Oku” dendiğinde , ilk okuyan O’ndan başkası değildi. Levh-i Kalem’di , Kalem-i Hak’tı ve Sırat-I Müstakim’in bizatihi kendisiydi.

Musa ve Harun , Yakup ve Yusuf, İsa ve Yahya ne idiyseler Mustafa ve Murteza’yda O’ydu.

...Kapıdan adımını atmıştı , Levh-i Kalem’e sual olmazdı ve artık tek amaç O’ndan geldiği gibi O’na dönmekti.

Ehrimen’in karanlık ruhlu insanları günler öncesinden , zehirlerini akıtmışlardı kılıçlarının başlarına ve bekliyorlardı “ Hakk’ın sureti Vechullah”ı pusuda.

“ Biz Dört Kitabı Hak biliriz , Dört Kitapta okunan Ali değil mi ? ” diyordu , Necef Deryasına yelken açan Derviş
Hz. Haydar , daha dün gibi hatırlıyordu Gadr-i Hum’da , Mustafa’nın O’nun elini kaldırdığını ve çoğunluğun “kalpleriyle değil dilleriyle “ ikrar verdiklerini…

Ahmed-i Muhtar , “ Ben kimin velisi isem Ali’de O’nun velisidir , Ben kimin mevlası ise Ali’de O’nun mevlasıdır “ diyor ve arkasından “ Lahmike Lahmi Cismike Cismi Ruhnike Ruhni Demmike Demmi “ ( Ali’nın kanı benim kanım , Ali’nin ruhu benim ruhum, Ali’nin bedeni benim bedenim , Ali’nin eti benim etimdir ) sözlerini tekrarlıyor ve kendini Arap’tan görmeyen Hz. Mustafa, Yakup’un çocuklarının Yusuf’a yaptığı gibi , kendi ümmetinin de Ali’ye zulmetmemesi için uyarıyordu ; “ Benden size iki emanet biri Ehl-i Beyt diğeri Kur’an” diyordu. Ve her ikisi de zulmün en büyüğüne uğruyordu.

Ve orada bulunan Süfyaniler, Zübeyriler, Hariciler , kalpleri ile değil dilleri ile Mustafa ve Murteza’ya sahte “ ikrarlar” veriyorlardı. Bu sözlerin ardından çok geçmedi ki Hz. Mustafa Hakka yürüdü. Ve dahi naaşı soğumadan , “ kalpleri ile değil dilleri ile inandık” diyenler Ali’ye karşı kılıç kuşanmaya başladılar.

Mustafa’nın vefatından ardından çok geçmeden Fatma Ana'da Hakka yürüdü. Ve Şir-i Ezdan artık , derdini gece vakti kuyulara anlatmaya başladı, Kuyudaki suyun üzerinde görünen Ay ışığına anlatmaya başladı.

Şah-ı Merdan Ali, Yusuf gibi kuyuya düşmüştü. Bu sefer O’nu kuyuya atan kardeşleri değil , Muhammed’in ümmeti olan ama Mustafa’nın ümmeti olamayanlardı. Dünya varı için ne taht kavgasına girişti ne de kan davasına. Mustafa ve Fatima’nın vefatları sonrası , kendisini sadece ilime verdi.

“ Ben İlim Şehriyim , İlim isteyenler İlim Şehrinin Kapısı Ali’ye gelsinler” demişti , Hz.Mustafa hayatında.

Ve İlim Şehrinin Kapısı , Kufe’de ki evinin kapısından dışarı çıkmıştı. Ortalık çok sessizdi. Tıpkı Muhammed Mustafa’nın cenaze erkanında ki sessizlik gibi. Nasıl sessizlik olmasın ki. “Muhammed’in ölmediğine inanmak istemeyenler” çoktan , cenaze evini terk etmişler ve taht kavgasına girişmişlerdi. Ve bu taht kavgasının ismine de “ Hilafet” demişlerdi.

Onlar “ Hilafet” kavgasına tutuşurken , Ali ve Ali’nin dostları Muhammed Mustafa’nın naaşını defnetmişlerdi. Ve Ehrimen’in bulutları tekrardan İbrahim’in Evinin üzerinde dolaşmaya başlamıştı.

Dünya Malının Kavgası o kadar ki , gözleri kör , dilleri lal , kulakları Hak ve Hakikate karşı sağır hale getirmişti ki ; Ali’nin üzerine yürüyüp , “Ahmed-i Muhtar-ı mezarından çıkarıp tekrar gömeceğiz” demişlerdi.

Ali’nin karşısında kendine Halife diyen biri ve O’na biat ettiklerini söyleyenler vardı. Ali , kınından Zülfikar’ı çıkardı ve “ Ahmed-i Muhtarı mezarından çıkaran beni karşısında bulur” dedi.

“ La Fetta la fetta illa Ali la seyfe illa Zülfikar “ sözü böylece bir kez daha yerini buldu. Ve Emevi Dinine karşı ilk kılıç işte böyle çekilmiş oldu.

“ İnsanları tanıdıkça yanlızlaştım” diyordu , Şah-ı Merdan Ali ve 23 yıl boyunca kendisini taht kavgalarından uzak tuttu. Ne Feth-i İran’a katıldı ne Sefer-i Rum’a. Tarımla uğraştı, kuyular açtı , kurak toprakları suladı ve emeğiyle geçindi.

Ve ne zaman ki artık Halk , Ali’yi istedi. Ali’de “ Kişiye göre Hakkı değil , Hakka göre kişiyi değer vereceğini “ söyleyerek , iş başına geldi.

Hz.Ali’nin işi zordu ve bununda farkındaydı. Osman, kendi zamanında neredeyse tüm valiliklere ordu komutanlıklarına, bürokrasinin her kademesine Ebu Süfyan soyundan olanları getirmişti. Ali , devletin başına geçmişti ama devlet artık Ali’nin değildi. Ki artık devlet , Ehl-i Tevhid de değildi.

Gırtlağına kadar yozlaşmış , zulme batmış , yoksulluk ve yolsuzluğun hüküm sürdüğü , Adaletin zerresinin kalmadığı bir Süfyani Nizam , kendisine “ Müslümanım” diyenlerin devletine ve toplumuna hakim olmuştu.

Kur’an dahil , dinin , toplumun ve devletin tarihi artık Şam’da Muaviye sarayında yazılıyordu. Artık , Ebu Süfyan-Muaviye-Mervan nizamı sadece Ali’nin için değil tüm insanlık için büyük bir sorun teşkil ediyordu.

Ali , dostu Malik Ejder’i Mısır Valiliğine atadığında kendisine şunu diyordu , “ Ey Malik , unutma ki insanlar, ya sana dinden kardeştir yada yaratılıştan , bunu bil ve insanlara zulmetme, onlara karşı ayrım gözetmeden adil ol “ diyordu ve Müslüman-Gayr-i Müslim ayrımını bir yana bırakıyor ve evrensel mesajını o tarihi mektupta böyle dile getiriyor ve dinsel imtiyazlara göre Hakkın değerlendirilmesini doğru bulmuyordu.

“ İnsanlar sana ya dinden kardeş ya da yaratılıştan kardeş “ diyen Ali , aynı zamanda İrani/Aryan halklarında umudu olmuştu. Ali’nin nazarında “ ne Arabın ne Acemin ne beyaz tenlinin ne siyah tenlinin “ bir farkı yoktu , hepsi insandı ve hepsi de eşit haklara sahipti. Ve Emevi Dininin “ Arap Irkçılığı ve Milliyetçiliği “ politikasına bayrak açıyordu. Ve başkentini “Arapların ve İranlıların birlikte yaşadığı bir şehir olan “ Kufe’ye taşıyarak , Hak Dininin Arap Irkçılığı içinde yok edilmesine karşı meydan okuyordu.

Ali’nin “ Halkların eşitliği ve şekle değil öze hitap eden inanç politikası “ karşısında , Şam’da ki Muaviye ve Muaviye’nin hükümranlığı altında ki yerlerde , peygamberin sağlığında yıktırdığı “ camiiler” yapılıyor ve içlerinde “ Ali’ye hakaret ediliyor ve Ali’ye her 5 vakit namazda lahnet ediliyordu “…

Emevi’nin Bizans mimarisinden esinlenerek yaptırdığı camiilerde Şah-ı Merdan Ali’ye lahnet okunurken , Şir-i Ezdan Ali bir hırsızlık suçlaması ile karşısına getirilen bir çocuğu yargılıyordu.

Pir Haydar-ı Kerrar , hırsızlık yapan çocuğa neden hırsızlık yaptığını sorduğunda , çocuk Hz.Ali’ye “ yoksulluktan, fakirlikten ve açlıktan “ der , o zamana kadar Kuran’ı Emevi Zahiri yorumuyla anlayan Kufe’de ki devlet erkanı , “çocuğun bir elinin kesileceğini “ düşünüyordu. Hz. Ali , çocuğu dinledikten sonra ilgili makam sahiplerine “ çocuğa bir iş bulunda çalışsın ve evine ekmek götürsün “ der. Hz. Ali’nin bu kararı karşısında ileride Hz.Ali’nin karşısına “Harici” adıyla dikilecek olan gruptan biri Hz. Ali’ye “ Kur’an’a göre karar verilmediğini “ söyler.

Hz. Ali ise , kendisine itiraz eden kişiye Kuran’dan ne anladığını sorar. İtiraz eden kişi , “Kur’an’a göre hırsızlık yapanın elinin kesilmesi gerekir “ diye cevap verir.

Hz. Ali’de , Zahiri ve Emevi şeriatına ve yorumuna hapsolmuş bu zihniyete karşı şöyle der ; “Çocuğun hırsızlık yaptığı doğrudur , kendisi de bunu ikrar etmektedir , ancak bu hırsızlığın kaynağı fakirliktir, yoksulluktur ve adaletsizliktir. Bu nedenle bende hüküm olarak çocuğa bir iş bulunmasını emrettim ve böylece o çocuğun hırsızlıktan elini kesmiş oldum “ der. Ve Şah-ı Merdan Ali böylece , zahiri şeriat,din yorumlarına karşıda bir meydan okuması yapar.

Hz. Ali , sadece bu yargılama ve benzeri yargılamalarla kalmaz , Kufe’de bir emir yayınlayarak devlet hazinesinden herkese, makam-mevkii farkı gözetmeksizin 3 akçe dağıtılmasını emreder. Fakir ve sıradan halk ile aynı şekilde muameleye tutulduğunu gören bir kısım zenginler, ordu komutanları ve yöneticiler ise Hz.Ali’ye “ kendilerinin sıradan halk ile aynı tutulmasını kabul etmediklerini söylerler “ ve İlim Şehrinin Kapısı Ali’de o itiraz eden güruha Kapıyı gösterir. Ve devlet yönetiminde “ fakir halkı düşünmeyen , yolsuzluk ve adaletsizlikle zengin olan ve halkın yoksullaşmasına neden olanları “ çevresinde istemediğini ifade etmiş olur.

Hayatı boyu kendi emeği ile geçinen , başkasının emeği üzerinden geçinmeyen ve servet toplamayan Hz. Ali , Kufe’de elinde çapa toprakta çalışırken yanına kardeşi Akil gelir ve Ali’ye “ borçları olduğunu , kendisine devlet hazinesinden para vermesini “ ister. Hz. Ali ise kardeşinin bu talebi karşısında , “ hazinenin halkın hazinesi olduğunu , kendisinin tarım yaparak geçindiğini , kendisinin de iş bularak , çalışarak , emeği ile geçinmesini ister ve kardeşi Akil’in nahoş talebini “ reddeder. Bu sözler üzerine Akil , soluğu yolsuzluk ve yozlaşmanın sarayı Şam’da nefesi alır ve Muaviye’nin safında bed-baht bir hayata kendini sürükler.

Hz. Ali sadece , sulh vakti değil savaş zamanında adaletini ve mertliğini her zaman korur. Sıffin’de Muaviye’nin ordusundan önce, su kaynaklarına yakın bölgeleri kendi ordusu ele geçirir buna rağmen Hz. Ali , Muaviye’nin ordusunda ki askerlere “ susuzluğu” bir “silah” olarak görmez ve Muaviye’nin ordusunda ki askerlerinde sudan yararlanmasını sağlar. Kerbela’yı anlatmaya ise hiç gerek yok sanırım , mesaj gayet net ve anlaşılır.

Bu arada , Hz.Ali’nin “ İnsanlar sana ya dinden ya yaradılıştan kardeştir “ dediği Malik bin Ejder , Mısır’a varamadan yolda Muaviye-Mervan-Amr bin As tarafından zehirlenerek , öldürülür. Ve işte Ali’nin mesajı ve politikası Mısır’da uygulanamadan , son bulur.
….

...Ali, evinin kapısından çıkmıştır , arkasında Sıffın’de Muaviye ile iş birliği yapmış bir Harici kılıcını , kınından çıkarmış Zülfikar’ın sahibine , İnsanların Mertine , Allah’ın Yüzü ve Arslanına karşı , önüne çıkacak ve yüzüne bakacak cesareti bulamamış olarak ölümcül darbeye hazırlanmaktadır.

Bu harici taifesi ilk kılıcı , Hz.Ali’ye karşı Sıffin’de çekti. Muaviye ve Amr bin As’ın “Kuran aramızda hakem olsun” diyerek uygulamaya başladığı hile , Ali’nin ordusunda Faik Bulut’un, Kemal Burkay’ın deyimiyle “ demokrasi aşkı ile yanan tutuşan “ Haricileri etkiledi. Bu Harici taifesi , “ Kuran’a karşı gelirsen , seni öldürürüz Ey Ali “ dediler ve zafere yakın Ali’nin ordusu , bu “dindar dinsizlerin” iş birliği ile yenilir vaziyete geldi. Şah-ı Merdan Ali’nin ordusu bölündü ve Harici ismini alan bu grup Hz. Ali’ye karşı Muaviye safına geçti. Ve sözde de tarafsız olduğunu söyledi.

Böylece Süfyaniler ve Hariciler , zahiri yorumlarıyla batini yoruma karşı bayrak açmış oldular ve günümüz İslam dünyasının içine düşeceği “ Bataklığı” o zamandan el birliği ile yarattılar…

Harici İbn-i Mülcem , Kuran-ı Natık’a karşı “ Kuran “ adına , Hz. Ali’ye kılıcı ile arkadan vurdu ve ağır bir yara almasına sebebiyet verdi. Ve Nur-u Hak , Makam-ı Hakka böylece 3 günlük bir sürenin sonunda kavuşmuş oldu. Ve biz , Şah-ı Velayet’in Ölüm Yıl dönümünde O’nu bir kez daha anar olduk…Ve Deryay-ı Ali’ye tercüman olmak ister olduk…


Şu Anki Saat: 05:42

Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.