aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KUR'AN-I KERİM | KUR'AN-I KERİMDE EHL-İ BEYT (AS)

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 12-30-2008, 10:14
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.201
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart “Mübahale Ayeti (karşılıklı lanetleşme)”

Mübahele Ayeti (Arapça: آية المباهلة), Âl-i İmrân Suresi'nin 61. ayetidir. Mübahele, kelime anlamı olarak "karşılıklı beddua etme" demektir.

Hicretin 10. yılında, hiristiyan heyeti Medine’ye gelmişti.Bu heyet, hristiyanların seçkin bilginlerinden ibaretti.Bu bilginler, Hz.İsa ve onunla ilgili inançları konusunda, Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve alih ile görüşmeye gelmişlerdi.Hristiyan bilginleri, hz.İsa hakkındaki “Allah’ın oğlu” inançlarını tesbit etmek istemişlerdi.Hz.Muhammed sallallahu aleyhi ve alih de Hristiyanların Hz.İsa hakkındaki bu görüşlerinin yanlış olduğunu, gelen heyete beyan etmişti.Hristiyan heyeti kendi görüşlerinin doğruluğu hakkında ısrar ettiklerinde Allah şöyle buyurdu, vahiy indirdi:

“Allah nezdinde İsa’nin durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı.Sonra ona “Ol!” dedi ve oluverdi.
Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Gelin, siz kendi oğullarınızı biz de kendi oğullarımızı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı, biz kendi nefsimizi ve sizi çağıralım, sonra da dua edelim de Allah’tan yalancılar üzerine lanet dileyelim.” (Al-i İmran suresi: 59. ve 61. ayet)


Peygamber efendimiz Hz.Muhammed’e sallallahu aleyhi ve alih bu ayetler vahiy edildiğinde, Hristiyan heyetini ertesi günde, mübahaleye (yeminleşmeye) davet etmişti. Hristiyan heyeti bunu kabul ederek, kaldıkları yere geri çekilmişlerdi.
Hristiyan heyeti kendi aralarında ertesi günde yapılacak yeminleşmeyi değerlendirirken, bazı bilginleri bu yeminleşme hususuyla ilgili tedirginliklerini dile getirmişlerdi.Birileri dediler ki:



“Ertesi günü şayet kalabalık olan ashabı ile gelirse, biliniz ki kendisi peygamber olmayıp yalancıdır.Fakat öz yakınları olan ehliyle gelirse onunla yeminleşmekten vaz geçin!”

Ertesi günde yeminleşmenin yapılacağı yere gidildiğinde, hz.Muhammed oğulları yerine torunları Hz.Hasan aleyhisselam ve hz.Huseyn’i aleyhisselam, kadınları yerine de kızı Hz.Fatıma’yi aleyhisselam ve kendi nefsi ile beraber de Hz.Ali’yi getirmişti.Hristiyan heyeti bunu gördüklerinde, aralarından biri şöyle demişti:

Öyle yüzlerin bize doğru geldiğini görüyorum ki Allah’tan dağları yerinden başka yere aktarmasını istemiş olsaydılar hiç şüphesiz ki Allah onların istediklerini yerine getirirdi.Sakın onlarla yeminleşmeyin! Aksi takdirde yeryüzünde hiç bir Hristiyan kalmaz, hepimiz yok oluruz!
Bunun üzerine İslam dinine girmek istemeyen Hristiyanlar antlaşma yaparak, belirli bir karşılık, şart ile kendi dinleri üzere bırakıldılar.

Kaynaklar:
Muslim “Sahih-i Muslim” kitabında
Ahmed bin Hanbel (Hanbeli mezhebinin imamı) “Musned” kitabında
Termizi “Sahih-i Termizi” kitabında
Hakim en-Nişaburi “El-Mustedrek” kitabında
Beyhaki “Sunen” kitabında
Zamahşeri “Tefsir” kitabında
Fahruddin er-Razi “Tefsir” kitabında
Tabari “Tefsir”
Ebu Nuaym el-İsfahani “Delail en-Nubuvve”
Suyuti “Tefsir”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-30-2008, 11:20
zeynep esra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
zeynep esra zeynep esra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 18
zeynep esra is an unknown quantity at this point
Standart

Allah razi olsun
ellerinize saglik paylasim icin tesekkürler
__________________
Çalınan Her Kapı Hemen Açılsaydı; Ümidin,Sabrın ve İsteğin Derecesi Anlaşılmazdı,Bir Kelebek Avcısı Bile Çalıların Yırttığı Ayaklarla Koşmak Zorundaysa,Hayatın Anlamını Eliyle Koymuş Gibi Bulmak Kimin Harcı?
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-14-2013, 02:47
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.201
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Mübahele Ayeti

“Artık sana gelen bunca İlimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.” (Al-i İmran-61)

Mübahele Nedir?
Mübahele “behl” veya “bohl” kökünden olup serbest bırakmak ve bir şeyin kayıt ve bağını kaldırmak anlamındadır; dolayısıyla kendi haline bırakılan, yavrusunu serbestçe emzirmesine müsaade edilen ve memeleri torbaya bırakılmayan hayvana “bahil” (serbest bırakılmış) diyorlar ve duada ise aynı kökte olan “ibtihal” kelimesi yalvarış ve işi Allah Teala’ya bırakmak anlamında kullanılmaktadır.
Ancak bazen bu kelimenin helak olma, lanetleme ve Allah’ın rahmetinden uzaklaşma anlamlarında da kullanıldığını görüyoruz. Bunun sebebi ise kulu kendi haline bırakmayı bu sonuçlar izlediği içindir.
Mezkur ayette geçen “İbtihal” kelimesinin anlamı ise, önemli dini bir mesele hakkında birbirinin sözünü kabul etmeyen iki kişi bir yerde toplanarak Allah-u Teala’ya yakınmaları ve O’ndan yalancıyı rezil etmesini ve cezalandırmasını istemeleri şeklinde birbirlerini lanetlemesidir.

Necran Hristiyanlarını İslam’a Davet
Resulullah (sav) Medine’de olduğu yıllarda dünyanın dört bir yanındaki devlet başkanlarına ve dini merkezlere adamlar gönderip, mektuplar yazarak insanları İslam’a davet ediyordu. Hicaz ve Yemen sınırlarında yer alan Necran’a da elçi göndererek onları İslam’a davet etti. Necran, Arap yarımadasında bulunan tek hristiyan bölgeydi, bazı sebeplerden dolayı putperestliği bırakarak hristiyan olmuşlardı. Resulullah(sav) onların piskoposu “Ebu Haris”’e şu anlamda bir mektup yazarak onları İslam’a davet etti:
“İbrahim, İshak ve Yakub’un Rablerinin adıyla. Allah’ın resulü Muhammed’den Necran piskoposuna. İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un Rabbine hamd ediyor ve sizleri kullara tapmaktan Allah’a tapmaya davet ediyorum. Sizi Allah’ın kullarının velayetinden çıkarak Allah’ın velayetine girmeye davet ediyorum. Benim davetimi kabul etmezseniz, İslam hükümetine cizye (vergi) vermek zorundasınız, aksi takdirde sizi tehdid eden tehlikeyle uyarıyorum.”
Kaynak:
(Bihar’ul Envar, C.21, S.285)

Bazı kaynaklarda Resulullah(sav)’ın mektubunda kitap ehlini tek Allah’a tapmaya davet eden ayeti de eklediği kaydedilmiştir.
Necran piskoposu Resulullah’ın (sav) mektubunu alınca onu dikkatle okudu ve bu konuda bir karara varmak için Necran’ın ileri gelenleri ve dini şahsiyetleriyle bir toplantı düzenledi. Bunun üzerine Necran’ın ileri gelenleri ve bilginlerinden altmış kişilik bir heyet Medine’’e giderek Hz.Muhammed’le (sav) yakından görüşüp peygamberliğini ispatlamak için ortaya koyduğu delilleri incelemek üzere seçildi. Bu heyetin başında üç din adamı vardı:
1-Piskopos “Ebu Haris b.Alkama”: Rum kilisesinin Hicaz’daki resmi temsilcisiydi.
2-“Abdullmesih”: Heyetin başkanıydı, akıl, tedbir ve işbirliğiyle muşhurdu.
3-“Eyhem”: Necran halkının saygı duyduğu yaşlı bir adamdı.
Necran heyeti ikindi vakdinde mescide girerek Resulullah’a selam verdiler. Necranlılar ipek elbiseler giymiş, parmaklarında altın yüzükler ve boyunlarında da haç vardı. Onların bu durumları; -o da Resulullah’ın (sav) mescidinde- Resulullah’ı rahatsız etti ve Resulullah(sav) onların kendisiyle konuşmalarını kabul etmedi. Onlar Resulullah’ın niçin rahatsız olduğunu bilmediklerinden meseleyi daha önceden tanıdıkları Osman b.Affan ve Abdurrahman b.Afv’dan sordular. Onlar, bunun cevabını ancak Ali b.Ebi Talib(as) bilebilir dediler. Hz.Ali’ye (as) müracaat ettiklerinde buyurdu ki, siz ilk önnce elbiselerinizi değiştirmeli ve sade elbiselerle Resulullah’ın huzuruna çıkmalısınız, bu durumda Resulullah tarafından kabul edilirsiniz.
Necran heyeti sade elbiseler giyip parmaklarındaki altın yüzükleri çıkardılar ve Resulullah’ın huzuruna çıkarak selam verdiler. Resulullah saygıyla onların selamına cevap verdi ve onların getirmiş oldukları bazı hediyeleri de kabul etti. Hristiyanlar müzakereye girmeden önce namaz vakti olduğunu söyleyerek Resulullah’tan (sav) izin istediler, Resul-i Ekrem (sav) namazlarını Medine mescidinde ve doğuya doğru durarak kılmalarına müsaade etti.
Kaynak:
(Sire-i Halebi, C.3,S.239)

Necran Hristiyanlarıyla Müzakere ve Mübadeleye Davet
Necran temsilcileriyle Resulullah’ın müzakerelerinin bir bölümüne değiniyoruz:
Resulullah: “Ben sizi tevhid dinine, bir ve tek Allah’a tapmaya ve O’nun emirlerine teslim olmaya davet ediyorum.” (Daha sonra onlar için Kur’an-ı Kerim’den birkaç ayet okudu.)
Necran heyeti: “İslam’dan maksadın, alemlerin yegane Rabbine imansa biz daha önceden iman etmiş ve onun hükümleriyla amel ediyoruz.”
Resulullah: “İslam’ın alametleri var ve sizin bazı hareketleriniz gerçek İslam’ı kabul etmediğinizi gösteriyor. Haç’a taptığınız, domuz etinden sakınmadığınız ve Allah’ın oğlu olduğunu söylediğiniz halde yegane Allah’a taptığınızı nasıl söyleyebilirsiniz.”
Necran heyeti: “Biz onu (Hz.İsa’yı) ilah biliyoruz; çünkü o ölüleri diriltiyor, hastalara şifa veriyor, çamurdan kuş yapıp onu uçuruyordu ve bütün bu işler onun bir ilah olduğunu gösteriyor!”
Resulullah: “Hayır! O, Allah’ın yarattığı bir kuldur, onu Meryem’in rahminde kılan O’dur ve bu gücü de Allah ona vermişti.”
Necranlı heyetten biri: “O, Allah’ın oğludur; çünkü annesi Meryem hiç kimseyle evlenmeden onu doğurdu; dolayısıyla babası Allah’tır.”
O sırada vahiy inerek Resulullah’a (sav) dedi ki: “Onlara de ki; Hz.İsa’nın (as) durumu bu açıdan Hz.Adem’in (as) durumu gibidir; (Allah Teala) onu sonsuz gücüyle anne ve babası olmaksızın topraktan yarattı.(“Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ol demesiyle o da hemen oluverdi.” Al-i İmran-59) Babasının olmaması onun Allah’ın oğlu olduğuna delilse o halde Hz.Adem buna daha layıktır; çünkü Adem’in ne annesi vardı ne de babası!”
Necran heyeti: “Sizin sözleriniz bizi ikna etmiyor.”
O sırada mübahele ayeti nazil oldu ve Resulullah(sav)’a kendisiyle tartışan, cedelleşen ve hakkı kabul etmeyen kimseleri mübaheleye davet etmesi emredildi; bunun üzerine Resulullah(sav); “Gelin Allah’a yalvaralım ve lanetini yalancıların üzerine kılalım” buyurdu.
Bunun üzerine her iki taraf meseleyi mübaheleyle halletmeye karar verdiler ve bir gün sonra her iki tarafın mübaheleye hazır olması kararlaştırıldı.
Mübahele ayetinde Allah Teala Resulullah(sav)’a erediyor ki; bütün bu delillerden sonra artık yine Hz.İsa (as) hakkında seninle tartışır ve cidala girişirlerse onları mübaheleye davet et ve de ki; çocuklarını, kadınlarını getirsinler; sen de çocuklarını ve kadınlarını götür ve Allah Teala’nın yalahcıyı rezil etmesi için dua edin.
Yukarda söylendiği şekilde mübahele, o zamana kadar arapların arasında belki de benzeri yoktu ve bu davet Resulullah(sav)’ın davasının doğruluğunu açıkça gösteriyordu.
Tam anlamıla Allah Teala ile ilişki ve irtibatı olmayan bir kimsenin böyle bir olaya teşebbüs etmesine imkan var mı?! Muhaliflerini çağırarak, gelin Allah’a yalvaralım ve O’ndan yalancıyı rezil etmesini isteyelim ve siz sonuçta Allah Teala’nın yalancıyı nasıl cezalandırdığını çok beklemeden hemen göreceksiniz.
Kesinlikle böyle bir işe girişmek çok tehlikelidir ve eğer duası kabul olmayacak olur da muhalifler cezalandırılmazsa bunun sonucunda mübaheleye davet eden kişi rezil olacaktır sonunda. İşin sonucuna kesinlikle güvenmeyen akıllı bir kimse bu tehlikeyi görmezlikten gelerek böyle bir işe girişebilir mi? İşte bu yüzdendir ki, Resulullah (sav)’ın onları mübaheleye davet etmesi, getirdiği dinin hak olduğunu açıkça ispatlıyordu.
Hadislerden anlaşıldığına göre mübaheleden bahsedilince Necran hristiyanlarının temsilcileri bu konuda etraflıca düşünmek için Resulullah (sav)’tan kendilerine zaman tanımasını istediler, kendi ileri gelenleriyle görüşüp danıştılar ve sonuçta psikolojik bir noktadan kaynaklanan bir karara vardılar ve kendi adamlarına dediler ki, Muhammed(sav)’in gürültü çıkararak, bir kalabalıkla mübaheleye geldiğini görürseniz korkmayın onunla mübahele edin; çünkü bu onun gerçekçi olmadığını göstermektedir; ancak kendi yakınlarından sadece özel birkaç kişiyle ve küçük çocuklarıyla mübaheleye geldiğini görürseniz bilin ki o Allah’ın peygamberidir, onunla mübahele etmek tehlikelidir; bu durumda mübaheleden sakının!
Hristiyanlar önceden belirtilmiş şehrin dışındaki yere gittiler ve Resulullah(sav) da torunu Hüseyin kucağında, Hasan’ın elini tutmuş, Fatıma arkısında ve Ali’de Fatıma’nın arkasında hareket ettiği halde mübahele yerine geliyorlardı. Resulullah (sav) onlara, “Ben dua ettiğim zaman siz de amin deyin” diye tenbih ediyordu.
Necran piskoposu Resul-i Ekrem’in(sav) yanında gelenlerin kim olduğunu sorduğunda dediler ki: “Bu amcasının oğlu, kızı Fatıma’nın kocası ve kendi yanında herkesten daha sevimli olan (Ali)’dır, bu ikisi kızı Fatıma’nın Ali’den olan çocuklarıdır ve bu kadın ise, insanlar arasında en çok sevdiği kızı Fatıma’dır.”
Fahr-i Razi Tefsir-i Kebir’inde diyor ki: O gün Resulullah (sav) yünden dokunmuş olan siyah bir elbise giymişti…
Necran hristiyanları bu etkileyici manevi sahneyi görünce dehşete kapıldılar; Resulullah (sav) ciğer parelerini, en aziz kimselerini getirmişti mübahele için; masum yavrucuklarını getirmişti. Bambaşka bir heybet ve haşmet vardı gelenlerde; bu hareketiyle sadece kendisini tehlikeye atmayı göz önüne almakla kalmayıp biricik kızını ve torunlarını da getirmişti. Hak olduğunda en küçük bir şüphesi olsaydı azizleri ve en çok sevdiği kimseler için Allah’ın azabına razı olmazdı; Resulullah (sav)’ın sadece kendisi şahsen hristiyanların başlarıyla lanetleşmesi gerekirken Ehl-i Beyt’inden en yakınlarınıda mübaheleye getirmesi davasının hak olduğu içindi. Allah-u Teala herkesin kalbinde karısının çocuklarının sevgisini yerleştirmiştir; öyle ki herkes kendi canını tehlikeye atarak onları korumaya çalışır, ancak kendisini korumak için onları tehlikeye atmaya razı olmaz; dolayısıyla ayette de ilk önce çocukları, ikinci sırada kadınları ve en sonda da nefisleri zikredilmiştir; güya Resulullah (sav) onları mübaheleye davet ederek, gelin ey hristiyanlar! Tüm varlığımızla birbirimizle lanetleşelim ve Allah’ın lanetini tüm yalancıların üzerine kılalım; öyle ki bu lanet çoluk-çocuğumuzun da üzerine olsun dü sonuçta yalancının soyu yeryüzünden kesilsin ve batıldan bir eser bile kalmasın.
Bu manzarayı gören Necran piskoposu dedi ki: “Ben öyle çehreler görüyorum ki, Allah’tan en büyük dağları yerinden koparmasını, dağıtmasını isteseler duaları hemen kabul olur ve dağlar dağılıverir. Bu nurlu çehrelerle mübahele edecek olursak hepimiz yok oluruz ve Allah’ın azabı yeryüzündeki bütün hristiyanları kapsamına alabilir ve kıyamet gününe kadar dünyada bir hristiyan bile kalmaz.”Necran hiristiyanları mübaheleden sakınarak anlaşmaya karar verdiler ve her yıl bir miktar cizye vererek İslam’ın meziyetlerinden yararlanmaları kararlaştırıldı.
Bunun üzerine Resul-i Ekrem (sav) buyurdu ki: “Canım elinde olan Allah’a andolsun ki eğer benimle mübahele edecek olsalardı masholup maymun ve domuzlara dönüşürlerdi ve –bu- çölde tutuşan ateşte yanıverirlerdi ve ateşin eteği Necran’a kadar uzanırdı.”

Ayyaşi’den nakledilmiştir ki: Resulullah(sav) mübahele günü mübahele için getirdiği, yanındaki dört kişiyi siyah renkteki abasının altına alarak şu ayeti okudu: “Ey Ehl-i Beyt, doğrusu Allah pisliği sizden gidermeyi ve sizi tertemiz kılmayı diler.” (Ahzab-33)

Ehl-i Beyt’in Üstünlük ve Azametini Gösteren Canlı Bir Belge
Alevi ve Ehl-i Sünnet müfessirleri mübahele ayetinin Resulullah (sav)’ın Ehl-i Beyt’i hakkında indiğini açıklamış ve Resulullah (sav)’ın zevceleri ve ashabından hiç birini değil, sadece iki torunu Hasan ve Hüseyin’i(as), kızı Fatıma(as) ve Hz.Ali (as)’yi götürdüğünü bildirmişlerdir. Bu demektir ki, ayette geçen “evlatlarımızı” kelimesinden maksat sadece Hasan ve Hüseyin’dir ve “kadınlarımız” kelimesinden maksat Hz.Fatıma(sa) ve “nefislerimiz” kelimesindende sadece Hz.Ali (as) kastediliyor ki bu konuda çok sayıda hadisler de nakledilmiştir.
Kazi Nurullah-i Şuşteri “İlkak-ul Hak” adlı nefis kitabının yeni baskı 3.cildinde sayfa 46′da diyor ki:
“Mübahele ayetinde geçen “evlatlarımızı” kelimesinden maksadın Hasan’la Hüseyin (as) olduğu, “kadınlarımız”’dan Hz.Fatıma(sa) ve “nefislerimiz”’den maksadın da Hz.Ali(as)’nin olduğu konusunda müfessirler ittifak etmişlerdir.”
Daha sonra aynı kitabın dipnotunda, Mübahele ayetinin Ehl-i Beyt hakkında indiğine tasrih eden büyük Ehl-i Sünnet alimlerinden yaklaşık altmış kişinin ismini kaydediyor ki kitabının 46. Sayfasından 76’ya kadar onların isimlerini ve kitaplarını genişçe zikrediyor.

Bu konuyu açıkça kaydeden Meşhur Ehl-i Sünnet bilginlerinden bazıları şunlardır:
1-Müslim b.Hacca-i meşhur “Sahih” adlı kitabında, C.7, S.120’de, Muhammedali Sabih-Mısın, basımı. Bu kitap Ehl-i Sünnet’in altı hadis, kaynağından (Kütüb-i Sitte’den) biridir.
2-Ahmed b.Hanbel, “Müsned” kitabında C.1, S.185, Mısır basımı.
3-Taberi meşhur tefsirinde mübahele ayetinin tefsirinde, C.3, S.192, Meymeneyi-Mısır basımı
4-Hakim “müstedrek”inde C.3, S.150, Haydarabad-Deken basımı.
5-Hafız Ebu Nuaym-i İsfahani, “Delail-un Nübüvvet” adlı kitabında, S.197, Haydarabad basımı.
6-Vahidi Nişaburi, “Esbab-un Nüzul” adlı kitabında, S.74, el-Hindiyye basımı.
7-Fahr-ur Razi meşhur Tefsirinde, C.8, S.85, el-Behiyye-Mısır basımı.
8-İbni-i Esir, “Cami-ul Usul” adlı kitabında, C.9, S.470, Sünnet-ul Muhammediyye-Mısır basımı.
9-İbn-i Cevzi, “Tezkiret-ül Havas” adlı kitabında, S.17, Necef basımı.
10-Kazi Beyzavi kendi Tefsirinde, C.2, S.22, Mustafa Muhammed-Mısır basımı.
11-Alusi, “Ruh-ul Meani” adlı tefsirinde, C.3, S.167, Muniriyye-Mısır basımı.
12-Meşhur müfessir Tantavi “el-Cevahir” adlı kitab., C.2, S.120, Mısır basımı.
13-Zemahşeri, “Keşşaf” adlı tefsir., C.1, S.193, Mustafa Muhammed, Mısır bas.
14- Hafız Ahmed b.Hacer-i Askalani, “el-İsabe” adlı kitabında, C.2, S.503, Mustafa Muhammed, Mısır basımı.
15-İbn-i Sabbağ, “el-Fusul-il Muhimme” adlı kitabında, S.108, Necef basımı.
16-Allame Kurtubi, “el-Cami-u li Ahkam-il Kur’an” adlı eserinde, C.3, S.104, 1936, Mısır basımı.
Yine Sahin-i Tirmizi ve diğer Ehl-i Sünnet kaynaklarına müracaat edilsin.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-07-2015, 08:00
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.201
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklı Hadisler

Sünni kaynaklı hadisler: sünni ulemadan Ahmed, Müslim, Tirmizi, Taberi ve ibni Ebu Hatem gibi muhaddis ve müfessirler bu ayetin tefsiri hakkında bir çok hadis rivayet etmiştirler. bu hadisler tıpkı şia kaynaklarında imamlar a.s’dan rivayet edildiği gibi ayetin nercan hristiyanları ile Efendimiz s.a.a arasında geçen tartışmalar üzerine nazil olduğunu, ve ayetin nüzulu sonrasında Efendimiz s.a.a’in imam Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin a.s’i yanına alarak mübaheleye gittiğini göstermektedir. Sünni kaynaklardan aktaracağım 2-ci hadis alkafi.net sitesinde “Hafidul Kuds” nicki ile yazan kardeşimize aittir. “Hafidul Kuds” kardeşin yazısı şu linkte: http://www.alkafi.net/vb/showthread.php?t=1673

Sünni hadis alimi Müslim’in “es-Sahih” adlı kitabında şu ifadeler var:

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ قَالَا حَدَّثَنَا حَاتِمٌ وَهُوَ ابْنُ إِسْمَعِيلَ عَنْ بُكَيْرِ بْنِ مِسْمَارٍ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ أَمَرَ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ سَعْدًا فَقَالَ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسُبَّ أَبَا التُّرَابِ فَقَالَ أَمَّا مَا ذَكَرْتُ ثَلَاثًا قَالَهُنَّ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَنْ أَسُبَّهُ لَأَنْ تَكُونَ لِي وَاحِدَةٌ مِنْهُنَّ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لَهُ خَلَّفَهُ فِي بَعْضِ مَغَازِيهِ فَقَالَ لَهُ عَلِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ خَلَّفْتَنِي مَعَ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى إِلَّا أَنَّهُ لَا نُبُوَّةَ بَعْدِي وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ يَوْمَ خَيْبَرَ لَأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ رَجُلًا يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ قَالَ فَتَطَاوَلْنَا لَهَا فَقَالَ ادْعُوا لِي عَلِيًّا فَأُتِيَ بِهِ أَرْمَدَ فَبَصَقَ فِي عَيْنِهِ وَدَفَعَ الرَّايَةَ إِلَيْهِ فَفَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلِيًّا وَفَاطِمَةَ وَحَسَنًا وَحُسَيْنًا فَقَالَ اللَّهُمَّ هَؤُلَاءِ أَهْلِي

…Amir b. Sad b. Ebu Vakkas dedi ki: Muaviye b. Ebu Süfyan Sad’a emir verdi ve dedi ki: “seni Ebu Turab’a sövmekten alıkoyan nedir?” Sad dedi ki: “Benim söyleyeceğim üç şey var ki, bunları onun için Rasulullah s.a.a söylemiştir, bu seple ona asla sövemem. Bu üç şeyden birinin benim olması bence kızıl develerden daha makbuldür. Ben Rasulullah s.a.a’ın gazalarından birinde onu yerine bıraktığını, onun: “ya Rasulallah! Beni kadın ve çocuklarla beraber mi bıraktın?” dediği zaman Rasulullah s.a.a’in “Benden Musa’ya nisbetle Harun yerinde olmana razı değil misin? Şu kadar var ki, benden sonra Peygamberlik yoktur.” buyururken işittim; Hayber gününde de “Bu sancağı mutlaka Allah ve Resulünü seven, Allah ve Resulü de kendisini seven bir zata vereceğim.” buyururken işittim. Biz sancak için hepimiz uzandık. Fakat o “Bana Ali’yi çağırın!” buyurdu. Ali gözlerinden rahatsız olduğu halde getirildi. Rasulullah s.a.a onun gözüne tükürdü ve sancağı kendisine verdi. Allah da ona fethi müyesser kıldı. ve “De ki: Gelin, bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım…” (Al-i İmran 61) ayeti indiği zaman Rasulullah s.a.a Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırarak: “Allahım! Benim ailem bunlardır.” buyurdu”

Müslim, “es-Sahih”, 4/1871, Sahabenin fazileti kitabı, hadis 2404

hadisi Ahmed b. Hanbel “Müsned”, 1/85, hadis 1608‘de; Tirmizi, “Sünen”, 6/86-87, Menakıb kitabı, hadis 3724‘de; Hakim “Müstedrek”, 3/163, hadis 4719‘da rivayet etmiştir.

hadisin “Sahihi Müslim”de rivayet edilmiş olması sünniler nezdinde hadisin sıhhati için zaten yeterlidir. Fakat biz sünni muhaddislerin de hadis hakkındaki beyanlarını aktaracağız.

“Müsnedi Ahmed” kitabının muhakkiki Şeyh Şuayb el-Araut hadis hakkında diyor ki:

تعليق شعيب الأرنؤوط : إسناده قوي على شرط مسلم
Şuayb el-Arnaut: isnadı Müslim şartına göre kavidir.

Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, 1/85, hadis 1608

hadisi kendi kitabında rivayet eden Tirmizi ise hadisi rivayet ettikten hemen sonra diyor ki:

قال أبو عيسى هذا حديث حسن صحيح غريب من هذا الوجه
Hadis bu vech ile hasen sahih garibdir.

Tirmizi, “Sünen”, 6/86-87, Menakıb kitabı, hadis 3724

yine hadisi kendi kitabında rivayet eden Hakim ve onun kitabını tahkik eden ez-Zehebi hadis hakkında diyorlar ki:

هذا حديث صحيح على شرط الشيخين و لم يخرجاه
تعليق الذهبي قي التلخيص : على شرط البخاري ومسلم
Hakim: bu hadis Şeyhayn (Buhari ve Müslim) şartlarına göre sahihtir fakat tahriç etmemiştirler.
ez-Zehebi: Buhari ve Müslim şartlarına göre (sahih)

Hakim, “Müstedrek”, 3/163, hadis 4719

yine ayetin tefsiri hakkında Beyhaki, Vahidi ve Hakim başta olmak üzere bir çok muhaddis Cabir b. Abdullah el-Ensari r.a’dan hadis rivayet etmiştirler.

ehli sünnet alimlerinden Beyhaki’nin “Delailun Nübüvve” adlı kitabında şu ifadeler var:

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَحْمَدَ قَالَ: ثنا أَحْمَدُ بْنُ دَاوُدَ الْمَكِّيُّ وَمُحَمَّدُ بْنُ زَكَرِيَّا الْغَلَابِيُّ قَالَا: ثنا بِشْرُ بْنُ مِهْرَانَ الْخَصَّافُ قَالَ: ثنا مُحَمَّدُ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدَ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرٍ قَالَ: ” قَدِمَ عَلَى النبي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْعَاقِبُ وَالطَّيِّبُ، فَدَعَاهُمَا إِلَى الْإِسْلَامِ فَقَالَا: أَسْلَمْنَا يَا مُحَمَّدُ قَبْلَكَ، قَالَ: «كَذَبْتُمَا، إِنْ شِئْتُمَا أَخْبَرْتُكُمَا مَا يَمْنَعُكُمَا مِنَ الْإِسْلَامِ» قَالُوا: فَهَاتِ أنْبِئْنَا. قَالَ: «حُبُّ الصَّلِيبِ، وَشُرْبُ الْخَمْرِ، وَأَكْلُ لَحْمِ الْخِنْزِيرِ» قَالَ جَابِرٌ: فَدَعَاهُمَا إِلَى الْمُلَاعَنَةِ فَوَاعَدَاهُ عَلَى أَنْ يُغَادِيَاهُ بِالْغَدَاةِ فَغَدَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَخَذَ بِيَدِ عَلِيٍّ وَفَاطِمَةَ وَالْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَيْهِمَا فَأَبَيَا أَنْ يُجِيبَاهُ وَأَقَرَّا لَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَالَّذِي بَعَثَنِي بِالْحَقِّ لَوْ فَعَلَا لَأَمْطَرَ الْوَادِي عَلَيْهِمَا نَارًا قَالَ جَابِرٌ: فِيهِمْ نَزَلَتْ: {فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ} قَالَ الشَّعْبِيُّ: قَالَ جَابِرٌ: {وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ} رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلِيٌّ، وَ {أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ} الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ، {وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ} فَاطِمَةُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ أَجْمَعِينَ

bana Süleyman b. ahmed anlattı, dedi ki: bana Ahmed b. Davud el-Mekki ve Muhammed b. Zekeriyya anlattılar, dediler ki: bize Bişr b. Mihran anlattı, dedi ki: Muhammed bana Davud b. Ebi Hind’den, o Şaabi’den, o da Cabir’den anlattı, dedi ki: “Akıb ve Tayyib Rasulullah s.a.a’e geldiler ve Rasulullah s.a.a onları mübaheleye davet etti. Onlar da ertesi günü lanetleşmek üzere sözleştiler. Ertesi günü Rasulullah s.a.a Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in elinden tutarak geldi ve gelmeleri için onlara (hristiyanlara) haber gönderdi. Fakat (hristiyanlar) gelmediler ve haracı kabul ettiler. Rasulullah s.a.a dedi ki: “Beni hak ile gönderen Allaha yemin olsun ki, eğer hayır deselerdi vadi tepelerine ateş yağdıracaktı.” İşte onlar hakkında “Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım” ayeti nazil oldu. ayetteki “Kendimizi ve kendinizi” kavli ile Rasulullah s.a.a ve Ali b. Ebu Talib, “oğullarımızı” kavli ile Hasan ile Hüseyin, “kadınlarımızı” kavli ile de Fatıma kasdedilmiştir.“

Beyhaki, “Delailun Nübüvve”, sayfa 353-354, hadis 244

hadisi ibni Merdeveyh (bkz: ibni Kesir, “Tefsirul Kuranil Azim”, 3/55); Vahidi “Esbabun Nüzul”, sayfa 67-68‘de sahabe Cabir b. Abdullah r.a ve tabiinden Hasan el-Basri’den rivayet etmiştir. Benzeri hadisi Hakim, “Müstedrek”, 2/649, hadis 4157‘de kendi senedi ile Cabir b. Abdullah r.a’dan rivayet etmiştir.

hadisi kendi kitabında rivayet etmiş olan Beyhaki “Delailun Nübüvve” kitabının mukaddimesinde kitabına ancak sahih hadisleri aldığını beyan etmiştir, bkz: Beyhaki, “Delailun Nübüvve”, sayfa 37

yani Beyhaki bu kitabında ancak sahih hadisleri toplamıştır, dolayısı ile hadis en azından Beyhaki’nin şehadetine göre sahihtir. bu hadisi Beyhaki, Hakim, Vahidi ve ibni Merdevehy’den naklen kitabında rivayet eden Asem b. Abdulmuhsin hadis hakkında diyor ki:

وإسناده صحيح و بشواهد له ما أخرجه الواحدي عن الحسن مرسلا نحوه وإسناده صحيح
isnadı sahihtir ve Vahidi’nin Hasan (el-Basri)‘den bu konuda mürsel olarak rivayet ettiği onun şahididir.

Asem b. Abdulmuhsin, “Sahih min Esbabun Nüzul”, sayfa 85
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-07-2015, 08:05
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.201
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Şi Kaynaklaı Hadisler

Şia kaynaklı hadisler: şia ulemadan Berki, Ali b. İbrahim el-Kummi, ve Saduk gibi muhaddis ve müfessirler değişik senedlerle Ehli Beyt imamlarından a.s bir çok hadis rivayet etmiştirler.

Sikatul İslam (İslam’ın güvenci) Kuleyni’nin hocası Ali b. İbrahim el-Kummi ayetin tefsiri hakkında kendi tefsirinde diyor ki:

حدثني أبي عن النضر بن سويد عن ابن سنان عن أبي عبد الله (عليه السلام): إن نصارى نجران لما وفدوا على رسول الله (صلى الله عليه وآله)، وكان سيدهم الأهتم والعاقب والسيد وحضرت صلاتهم فأقبلوا يضربون بالناقوس وصلوا فقال أصحاب رسول الله (صلى الله عليه وآله) يا رسول الله هذا في مسجدك؟ فقال: “دعوهم” فلما فرغوا دنوا من رسول الله (صلى الله عليه وآله) فقالوا له: إلى ما تدعونا؟ فقال: “إلى شهادة أن لا إله الله، وأني رسول الله وأن عيسى عبد مخلوق يأكل ويشرب ويحدث” فقالوا من أبوه؟ فنزل الوحي على رسول الله (صلى الله عليه وآله) فقال: قل لهم: ما تقولون في آدم أكان عبدا مخلوقا يأكل وشرب وينكح؟ فسألهم النبي (صلى الله عليه وآله) فقالوا: نعم فقال: “فمن أبوه “فبهتوا فبقوا ساكتين فنزل الله (إن مثل عيسى عند لله كمثل آدم خلقه من تراب ثم قال له كن فيكون إلى قوله فنجعل لعنة الله على الكاذبين) فقال رسول الله (صلى الله عليه وآله): “فباهلوني فإن كنت صادقا أنزلت اللعنة عليكم، وإن كنت كاذبا نزلت علي” فقالوا: أنصفت فتواعدوا للمباهلة فلما رجعوا إلى منازلهم قال رؤساءهم السيد العاقب والأهتم: إن باهلنا بقومه باهلناه، فإنه ليس بنبي وإن باهلنا بأهل بيته خاصة فلا نباهله، فإنه لا يقدم على أهل بيته إلا وهو صادق فلما أصبحوا جاءوا إلى رسول الله (صلى الله عليه وآله) ومعه أمير المؤمنين وفاطمة والحسن والحسين (عليهم السلام) فقال النصارى: من هؤلاء؟ فقيل لهم: هذا ابن عمه ووصيه وختنه علي بن أبي طالب وهذه ابنته فاطمة وهذان ابناه الحسن والحسين، فعرفوا فقالوا لرسول الله (صلى الله عليه وآله): نعطيك الرضا فاعفنا من المباهلة فصالحهم رسول الله على الجزية وانصرفوا

babam bana Nadr b. Süveyd’den, o ibni Sinan’dan, o da Ebu Abdullah (imam Cafer es-Sadık a.s)‘dan anlattı, dedi ki: “Necran Hıristiyanlarını temsilen bir heyet, Rasulullah s.a.a’in huzuruna geldi. Başlarında Ehtem, Akib ve Seyyid adlı zatlar bulunuyordu. Görüşme sırasında, onların namaz vakti girdi. Kalkıp çan çaldılar ve ardından ibadet ettiler. Bunu gören ashap: “ya Rasulallah, senin Mescidinde böyle yapmalarına izin mi veriyorsun?” deyince, Rasulullah s.a.a: “Karışmayın.” dedi. İbadetlerini bitirince Rasulullah s.a.a’e yaklaştılar ve dediler ki: “Neye davet ediyorsun? Rasulullah s.a.a dedi ki: “Allah’tan başka ilah olmadığına, benim Allah’ın Rasulü olduğuma, İsa’nın yaratılmış, yiyen, içen ve def-i hacet eden bir kul olduğuna şahitlik etmeye davet ediyorum.” Dediler ki: “Peki, İsa’nın babası kimdi?” Bunun üzerine, Peygamberimize vahiy yoluyla şöyle buyuruldu: “Onlara de ki: “Siz Adem hakkında ne diyorsunuz? O, yaratılmış, yiyen, içen, def-i hacet eden ve cinsel birleşmede bulunan bir kul muydu?” Peygamberimiz onlara bu soruyu yöneltti. Dediler ki: “Evet.” Peygamberimiz sordu: “Peki, babası kimdi?” Onlar bu soru karşısında şaşırıp kaldılar ve verecek cevap bulamadılar. Bunun üzerine yüce Allah: “Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı.” ve “Artık sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışmaya kalkarsa… Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.” ayetlerini indirdi. Rasulullah s.a.a onlara dedi ki: “Gelin benimle lanetleşin. Eğer ben doğru söylüyorsam, lanet sizin üzerinize insin, şayet yalan söylüyorsam benim üzerime insin.” Dediler ki: “Adil bir öneride bulundun.” Sonra lanetleşme için sözleştiler. Konakladıkları yerlere geri dönünce, liderleri Seyyid, Akib ve Ehtem şöyle dediler: “Eğer bizimle lanetleşmeye kavmini getirirse, onunla lanetleşiriz. Çünkü peygamber olmadığı anlaşılır. Şayet özel olarak kendi ev halkını getirirse, lanetleşmeyiz. Çünkü ancak doğru söylemesi durumunda ev halkını getirebilir.” Sabah olunca Rasulullah s.a.a’in yanına geldiler. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin a.s Rasulullah s.a.a’in yanında idi. Bu manzarayı gören Hıristiyanlar şöyle dediler: “Kim bunlar?” Onlara şu karşılık verildi: “Şu adam onun amcası oğlu, vasisi ve damadı Ali b. Ebu Talib’tir, bu kızı Fatıma’dır ve bu ikisi de oğulları Hasan ve Hüseyin’dir.” Bunun üzerine, oradan ayrıldılar. Rasulullah s.a.a’a dediler ki: “Biz, seni razı etmeye hazırız. Lanetleşmeden bizi muaf tut.” Rasulullah s.a.a cizye karşılığında onlarla anlaştı. Böylece yurtlarına geri döndüler.”

Ali b. İbrahim el-Kummi r.a, “Tefsiri Kummi”, 1/104

Hadisin senedinde yer alan tüm raviler sika (güvenilir) ve isnadı muttasıldır. ayetin tefsiri hakkında bir başka hadisi Şeyh Saduk r.a rivayet etmiştir.

Şeyh Saduk r.a’ın “Uyunu ahbar er-Rıza a.s” adlı Kitabında şu ifadeler var:

حدثنا علي بن الحسين بن شاذويه المؤدب و جعفر بنمحمد بن مسرور رضي الله عنهما قالا حدثنا محمد بن عبد الله بن جعفر الحميري عنأبيه عن الريان بن الصلت قال
و أما الثالثة فحين ميز الله الطاهرين من خلقه فأمر نبيه بالمباهلةبهم في آية الابتهال فقال عز و جل يا محمد فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ ما جاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعالَوْا نَدْعُ أَبْناءَنا وَ أَبْناءَكُمْ وَ نِساءَناوَ نِساءَكُمْ وَ أَنْفُسَنا وَ أَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْلَعْنَتَ اللَّهِ عَلَى الْكاذِبِينَ فبرز النبي ( ص ) عليا و الحسن و الحسين و فاطمةص و قرن أنفسهم بنفسه فهل تدرون ما معنى قوله وَأَنْفُسَنا وَ أَنْفُسَكُمْ قالت العلماء عنى به نفسه فقال أبو الحسن ( ع ) لقد غلطتمإنما عنى بها علي بن أبي طالب ( ع ) و مما يدل على ذلك قول النبي ( ص ) حين قال لينتهينبنو وليعة أو لأبعثن إليهم رجلا كنفسي يعني علي بن أبي طالب ( ع ) و عنى بالأبناءالحسن و الحسين ( ع ) و عنى بالنساء فاطمة ( ع ) فهذه خصوصية لا يتقدمهم فيها أحد و فضل لايلحقهم فيه بشر و شرف لا يسبقهم إليه خلق إذ جعل نفس علي ( ع ) كنفسه فهذه الثالثة

bana Ali b. Hüseyin b. Şevzeb ve Cafer b. Muhammed b. Misvar r.a anlattılar, dediler ki: Muhammed b. Abdullah b. Cafer el-Himyeri bize babasından, o da Reyyan b. Salt’dan anlattı, dedi ki: (imam Rıza a.s Abbasi Memunun meclisinde muhalif alimlerlere İtret hakkında Kurandan delil getirirken şöyle dedi) “üçüncü ayet: Allah-u Teala yaratıklarından tertemiz olanları ayırdığında mübarek ayetinde peygamberine onlarla beraber mübahele yapmaya gitmesini emrederek şöyle buyurdu: “Artık sana gelen bunca ilimden sonra da gene bu hususta seninle çekişip tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra da dua edelim ve Allah’ın lânetini yalancıların üstüne kılalım.” (Al-i İmran, 61) Bu ilahi emirden sonra Rasulullah s.a.a Ali, Hasan, Hüseyin, ve Fatıma’yı a.s dışarı çıkarıp onları kendi yanına aldı. Ayette geçen “kendimiz” ve “kendiniz” ibaretinin anlamını biliyor musunuz acaba?” Alimler dediler ki: “Allah-u Teala onunla Rasulullah s.a.a’in kendisini kastetmiştir.” imam a.s dedi ki: “Yanıldınız, çünkü Allah-u Teala onunla Ali b. Ebu Talib a.s’ı kastetmiştir. Bunun delillerinden birisi Rasulullah s.a.a’in şu sözüdür: “Ya Velîaoğulları bu işlerinden vazgeçecekler, ya da kendim gibi birisini (onlara karşı koymak için) göndereceğim.” yani Ali b. Ebu Talib a.s’ı. Ayetteki “oğullar”dan kasıtsa Hasan ve Hüseyin a.s’dır. “Kadınlar”dan kasıt da Fatıma s.a’dır. İşte bu, hiç kimsenin o fazilette onlardan öne geçemeyeceği bir özelliktir. Hiç kimsenin o özellikte onlara ulaşamayacağı bir üstünlüktür ve hiçbir yaratığın o üstünlükte onları geçemeyeceği bir şereftir. Çünkü Rasulullah s.a.a Ali’nin nefsini kendi nefsi saymıştır. Bu da üçüncü ayettir.”

Şeyh Saduk r.a, “Uyunu Ahbar er-Rıza a.s”, 1/209-210, bab 23, hadis 1

bu hadisin de senedinde yer alan tüm raviler sika (güvenilir) ve isnadı muttasıldır. Hadisin aslı ilk ravi Reyyan b. Salt r.a’ın “imam Rıza a.s’ın itret ve ümmetin farkı hakkında kelamı” adlı kitabındandır ve Şeyh Saduk r.a bu hadisi onun kitabından raviler aracılığı ile kendi kitabında aktarmıştır. Aynı şekilde, Necaşi (bkz: “Ricali Necaşi”, sayfa 165, 437-ci ravi) ve Şeyh Tusi (bkz: “Fihrist”, sayfa 71, 285-ci ravi) de Reyyan b. Salt r.a’ın bu kitabını kendi senedleri ile rivayet etmiştirler ve onların da senedleri muttasıl ve ravileri sika (güvenilir)‘dirler. Yani hadis 3 farklı sened ile Reyyan b. Salt r.a’dan rivayet edilmiştir.

Şeyh Asif el-Muhsini h.a Şeyh Saduk r.a’ın senedi hakkında diyor ki:

في رواية معتبرة
rivayet muteberdir.

Şeyh Asif el-Muhsini, “Muaşre Bihraul Envar”, 1/276

ve Seyyid Ebul Kasım el-Hoi r.a da Şeyh Tusi r.a’ın senedi hakkında diyor ki:

والطريق كطريق الشيخ إليه صحيح
ve (Saduk’un) ona olan senedi Şeyh (Tusi)‘nin senedi gibi sahihtir.

Seyyid Ebul Kasım el-Hoi r.a, “Mucem ricalil hadis”, 8/217, 4648-ci ravi

bunlardan başka Ayyaşi r.a “Tefsiri Ayyaşi”, 1/176-177‘de mürsel olarak Hz. Ali, Hz. Rıza a.s ve Sad b. Ebu Vakkas’dan ayetin tefsiri hakkında 3 hadis rivayet etmiştir
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-07-2015, 08:15
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.201
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hakim en-Nişaburi: “Mübahele Ayeti Ehl-i Beyt Hakkında Mütevattirdir

Hakim en-Nişaburi: “Mübahele günü Rasulullah s.a.a’in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’in elinden tutarak mübaheleye gelmesi mütevatirdir”

Değerli kardeşlerimiz, her geçen gün Allah c.c’ın izni ile yeni yeni çalışmaları sizlere sunmaya, İslam akide, fıkh ve tarihini, tefsir ve Sünneti Nebevi s.a.a’i sizlerle belgeli bir şekilde paylaşmaya devam ediyoruz. bugünkü çalışmamız mubahele ayetinin tefsiri ile ilgilidir. bilindiği gibi şia ve sünni kaynakların sahih senedlerle ve ittifak ile aktardığına göre Rasulullah s.a.a hristiyanlar ile mübaheleye giderken imam Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin a.s’ı yanına almıştır ve ayette “nefsimiz” tabiri ile imam Ali; “kadılarımız” tabiri ile Hz. Fatıma; “oğullarımızı” tabiri ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin a.s kastedilmiştir. işte sünniler nezdinde büyük alimlerden biri olan Hakim en-Nişaburi bu konudaki hadislerin mütevatir olduğunu itiraf emektedir.

Ehli sünnetin büyük hadis alimlerinden Hakim en-Nişaburi’nin “Marifeti ulumil Hadis” adlı kitabında Şu İfadeler Var. Hakim e-Nişaburi diyor ki:

قال الحاكم : وقد تواترت الأخبار في التفاسير ، عن عبد الله بن عباس ، وغيره أن رسول الله صلى الله عليه وسلم أخذ يوم المباهلة بيد علي ، وحسن ، وحسين وجعلوا فاطمة وراءهم ، ثم قال: هؤلاء أبناؤنا وأنفسنا ونساؤنا ، فهلموا أنفسكم وأبناءكم ونساءكم ثم نبتهل فنجعل لعنة الله على الكاذبين
Hakim dedi ki: bu tefsir Abdullah b. Abbas ve başkalarından mütevatir olarak gelmiştir ki, Rasulullah s.a.a mübahele günü Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyini yanına alarak gelmiş ve “bunlar bizim evlatlarımız, kadınlarımız ve nefsimizdir, dua edelim de Allahın lanetini yalancıların üzerine kılalım” demiştir.

Hakim en-Nişaburi, “Marifeti Ulum el-Hadis”, sayfa 50
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-23-2015, 07:49
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 259
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

*Necran Hıristiyanlarının heyeti üç kişiden oluşmuştu. Bunlardan biri, “Âkıb”* lakabını taşıyan “Abdulmesih”* idi ki bu zat heyetin başkanı idi. Diğeri, “Seyyid”* vasfını taşıyan “Eyhem”*; üçüncüsü ise “Ebu Hatem b. Alkame”* isimli papazdı. İbn-i Sabbağ Malikî, el-Füsul’ül-Mühimme, Mukaddime.
* Zemahşerî, Tefsirinde şöyle diyor: “Mübahele”* kelimesi “Behele”* maddesinden olup lügatta “lânet etmek”* manasına gelmektedir. Daha sonra bu kelimeyi “her çeşit dua etmek”* manasında da kullanmışlardır; lânet ve beddua olmasa bile.
* “Ashab-ı Kisa”* Hz. Peygamberin (s.a.a) abasının altında bir araya gelen ve haklarında Tathir Ayeti nazil olan kimselere denmektedir ve onlar, Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Bu ayetin açıklaması daha önce geçmişti.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11-23-2015, 07:56
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 259
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart Sünni Kaynaklardan:

Huzeyfe el-Yeman diyor ki: "Necranın reislerinden, Âkıb ve Seyyid unvanı verilen kişiler Resulullah (asv)'a geldiler. Onunla mübahele / lanetleşme yapmak istediler. Fakat bunlardan biri diğer arkadaşına "Bunu yapma, Allah'a yemin olsun ki eğer o gerçekten peygamber ise ve biz de onunla mübahele edersek, bundan sonra ne biz kurtuluruz ne de soyumuz." dedi. Bunun üzerine o iki kişi Resuiullah (asv)'a dediler ki: "Biz sana istediğini vereceğiz.1

Sa'd b. Ebi Vakkas diyor ki: "Bu âyet-i kerime nazil olunca, Resulullah (asv) Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i (Allah onlardan razı olsun) çağırdı ve dedi ki: "Ey Allahım, işte benim ehlim bunlardır.”2

Bu hususta Abdullah b. Abbas diyor ki: Şayet Resulullah (asv)'ı mübahaleye çağıran insanlar mübahaleye çıkmış olsalardı, geri döndüklerinde ne ailelerini ne de malların bulabilirlerdi.

MÜBAHALE: Bu işe "Lanetleşme" derler ve bunu şöyle yaparlardı: Her iki taraf, kadınları ve çocuklarıyla birlikte bir yerde toplanıp kendi inanç ve iddialarının doğruluğunu savunur ve sonunda "Allah'ın laneti yalancının üzerine olsun." derlerdi. İşte Necranlılar bu âdete uyarak Resulullah (asv)'a da bu şekilde mübahale yapmayı teklif etmişlerdi. Fakat bunun sonucundan korkarak kendi tekliflerinden vaz geçmişlerdir.3

Dipnotlar:
1. Buhari, K. el-Mağazi, bab: 72/Ahmed b. Hanbel, Müsned c.l s. 414
2. Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an Sure 3, Hadis No. 2999
3. Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 2/277-278.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 09-27-2016, 09:36
intizar-ı ferec intizar-ı ferec isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 9
intizar-ı ferec is an unknown quantity at this point
Standart Mubahale Günü

Bu gün Ehli Beytin (aleyhisselam) . Necran Hiristiyanları ile mubahele (lanetleşme) günüdür. Diğer tarafdan Ehli Beyt (aleyhisselam)'la Beraber ,,Tathir,, ayetinin nazil olduğu günüdür.
(Mesaruş şia, sah. 22, 23- El Ededul qaviyye, sah. 307, 308-Misbah, Kefami, c. 2, sah. 601-Biharul Envar, c. 97, sah. 168,384- Feyzul alaam, sah. 127,129- Zadul mead, sah. 287)
Bu ayet nazil olduğunda Peygamber (sas), İmam Ali (as) , Hz.Fatime (as)., İmam Hasan (as). ve İmam Huseyni (as). Çağırarak buyurdu :
-İlahi, bunlar benim ehl-i Beytimdir. (Tarihul hulefa, sah. 169)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-27-2016, 09:50
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 483
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart Hz.Fatime Ve Mubahale

Allah (azze celle) Razı olsun...

1- Müslim, Sahih'inde (1) (c.7, s.120) kendi senediyle Sa'd İbn Ebi Vakkas'tan şöyle rivayet etmiştir:

"...Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarınızı ve kadınlarımızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra bedduâ edip yalvaralım da Allah'ım la'netini yalancıların üzerine okuyalım." (2) ayeti nazil olunca, Resulullah (s.a.a) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyn'i çağırarak şöyle buyurdu: "Ey Allah'ım, bunlar benim ehlimdir (soy ve ailemdir)." Aynı hadisi Tirmizî Sünen'inde (3) (c.2, s.300) ve Ahmed İbn Hanbel Müsned'inde (4) (c.1, s.185) rivayet etmiştir. Suyuti de, ed- Dürrü'l-Mensûr'da Mübahele ayetinin tefsiri bölümünde rivayet etmiştir. Keza bu hadisi Hakim Müstedrekü's-Sahihayn'da (5) (c.3, s.150) rivayet etmiş ve şeyhayn'in şartına göre sahih olduğunu kaydetmiştir. Yine Beyhaki de bu hadisi kendi Sünen'inde (6) (c.7, 63) nakletmiştir.

2- Fahrı Razi, Tefsir-i Kebir'inde (c.8, s.85) ve şeblencî Nuru'l- Ebsar'da (s.100) mübahele olayını şöyle yazmıştır. Fahr-ı Razi'nin nakli şöyledir:

"Rivayet olunmuştur ki, Resulullah (s.a.a) Necran Hıristiyanlarına delillerini açıkladı. Ama onlar kendi cehaletleri üzerinde ısrar ettiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Gerçekten Allah bana emretmiştir ki sizler hücceti kabul etmediğiniz takdirde sizinle mübahele edeyim."

Onlar: "Ey Ebu'l-Kasım, (müsaade ver ki) biz dönüp bu mesele hakkında düşünelim, sonra senin yanına gelelim." Onlar geri döndüklerinde görüş sahibi olarak kabul ettikleri büyüklerine: "Ey Mesih'in kulu, senin görüşün nedir?" diye sordular. O da: "Ey Hıristiyanlar, Muhammed Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir. O, Hz. İsa hususundaki doğru olan şeyleri getirmiştir..." dedi.

Mübahele günü Resulullah (s.a.a) Hüseyin'i kucağına almış, Hasan'ın elinden tutmuştu ve Fatıma Resulullah'ın arkasından, Ali ise Fatıma'nın arkasından hareket ediyorlardı. Resulullah (s.a.a) bunlara: "Ben dua ettiğimde siz "amin" deyin." buyurdu.

Bu hâli gören Necran Hıristiyanlarının din adamı: "Ey Hıristiyan topluluğu, ben öyle (nurlu) yüzler görüyorum ki, eğer Allah'tan, dağın yerinden oynamasını isteseler, Allah onların yüzünün suyu hürmetine o dağı yerinden oynatır; (sakın) bunlarla mübahele etmeyin, yoksa helak olursunuz ve kıyamet gününe kadar artık yeryüzünde bir Hıristiyan bile kalmaz..."

Fahri Razi; "Tefsir ve hadis âlimleri bu hadisin doğruluğu hususunda ittifak etmişlerdir" diyor.

3- Sibt İbn Cevzî, Tezkiretü'l-Havas'da (s.8) şöyle rivayet etmiştir:

Hz. Ali İbn Ebi Talib'in faziletleriyle ilgili olarak nazil olan ayetlerden biri de, Âl-i İmrân Suresi'ndeki Allah Teala'nın indirdiği şu ayettir:

"...Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım..." (Âl-i İmrân, 61)

Eski tarihçiler, Cabir İbn Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Necran'dan bir grup, elçi olarak Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna geldiler. Bunların içerisinde dinî önderleri ve bir grup papaz da bulunuyordu. Onlar: "Musa'nın babası kimdi?" diye sordular. Peygamber (s.a.a): "İmrân." diye cevap verdi. Onlar: "Senin baban kimdir?" dediler. Resulullah (s.a.a): "Babam Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah'tır." diye cevap verdi. Onlar: "İsa'nın babası kimdir?" dediler. Peygamber (s.a.a), susarak vahyin gelmesini bekledi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Gerçekten İsa'nın örneği Allah yanında Adem'in örneği gibidir ki, onu (Adem'i) topraktan yarattı." (Âl-i İmrân, 59)


Onlar: "Bunu, bizim peygamberlere nazil olan kitaplarda bulamıyoruz (yani böyle bir şey eski kitaplarda mevcut değildir)." dediler. Resulullah (s.a.a): "Yalan söylediniz." dedi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Sana gelen ilimden sonra onun (Hz. İsa) hakkında seninle kim tartışırsa de ki: Gelin... çağıralım..."

Onlar bu teklifi olumlu karşılayıp "Ne zaman mübahele edelim?" dediler. Peygamber: "İnşaallah yarın." dedi ve onlar Peygamber'in yanından ayrıldılar.

Sonra kendi aralarında şöyle bir karar aldılar: "Eğer ashabından bir grupla mübahele için çıkarsa onunla mübahele edin. çünkü onun peygamber olmadığı belli olur. Ama; kendi Ehlibeyt'iyle mübahele için çıkarsa, onunla mübahele etmeyin. çünkü; bu onun sadık bir peygamber olduğunu gösterir. Bu durumda, sizler onunla mübahele edecek olsanız kesinlikle helak olursunuz."

Resulullah (s.a.a), Medine halkının hepsini mübaheleye seyirci olmak için çağırdı. (Ertesi gün) Resulullah (s.a.a) Ali (a.s) önünde, Hasan (a.s) sağında, Hüseyin (a.s) solunda ve Fatıma (s.a) arkasında olduğu hâlde çıktı. Sonra (halka) şöyle buyurdu:

"Gelin bakın, bunlar benim çocuklarımdır, bunu söylerken Hasan ve Hüseyin'e işaret etti- bu da bizden olan kadınlar (bunu derken Fatıma'ya işaret etti) ve bu da bizim kendimiziz." Bunu dediğinde ise kendisine ve Ali'ye işaret etti.

Onlar (Necran Hıristiyanları) bu durumu görünce korkuya kapıldılar ve Resulullah'ın huzuruna gelerek dediler ki: "Bizimle bu mübaheleyi yapmaktan vazgeç ki, Allah da seni affetsin."

Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) buyurdu ki: "Andolsun canımı elinde bulunduran Allah'a ki, eğer onlar mübahele etselerdi, Allah vadiyi (mübahele yapılacak yeri) ateşle dolduracaktı ve ateş onları saracaktı."

Ebu'l-İshak Sa'lebî, kendi Tefsir'inde yukarıdaki ayetin tefsirini şöyle yazmıştır:

Resulullah (s.a.a), Hüseyin kucağında ve Hasan'ın elinden tutmuş, Fatıma da onun arkasından, Ali de Fatıma'nın arkasından yürüdüğü hâlde evinden çıktı ve (onlara): "Ben dua ettiğimde sizler "amin" deyin." buyurdu.

Bunu gören Necran papazı: "Ey Hıristiyan topluluğu, ben öyle yüzler görüyorum ki, eğer Allah'tan bir dağın yerinden oynamasını isteseler (Allah dualarını kabul eder) ve dağ yerinden oynar. Asla mübahele etmeyiniz ki, hepiniz helak olursunuz ve kıyamet gününe kadar yeryüzünde Müslümanlardan başka bir kimse kalmaz." dedi.

Bunun üzerine, Necran Hıristiyanları kendi ülkelerine döndüler ve Resulullah'a (s.a.a) iki bin elbise vererek sulh ettiler.

4- İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı kitabında (c.5, s.54) şöyle yazıyor:

Bir grup elçi Medine'ye geldiler. Medine'ye ulaştıklarında yolculuk elbiselerini çıkarıp güzel elbiseler giydiler. Bu elbiseler Yemen kumaşından yapılmış idi. Ve parmaklarına altın yüzük taktılar. Bu şekilde Resulullah'ın (aleyhi's-selâm) yanına geldiler; selâm verdiler; ama Resulullah onların selâmının cevabını vermedi.

Gün boyunca Peygamber'le konuşmaya çalıştılar; ama Peygamber o elbiseler ve altın yüzüklerle süslenmiş olan adamlarla konuşmadı. Sonra onlar önceden tanıdıkları Osman İbn Affan ve Abdurrahman İbn Avf'ı aramaya çıktılar. Bu ikisini muhacirler ve ensardan oluşan bir mecliste buldular. Sonra "Ey Osman ve Abdurrahman, sizin Peygamberiniz bize bir mektup göndermişti; biz de bu mektuptaki çağrıya icabet ederek ona doğru geldik.; ama ona selâm verdik o bizim selâmımıza cevap vermedi ve onunla gün boyunca konuşmaya çalıştık, ama o bizi konuşturmadı; sizin bu husustaki görüşünüz nedir? Acaba geri mi dönelim?" dediler. O ikisi mecliste bulunan Hz. Ali'ye: "Bunların meselesi hakkında görüşün nedir?" diye sordular.

Ali, Osman ve Abdurrahman'a: "Bana göre onlar bu güzel elbiselerini ve bu altın yüzükleri çıkarsınlar ve yolculuk elbiseleriyle Resulullah'ın yanına gitsinler." dedi.

Onlar denileni yaptılar, Peygamber'in huzuruna gelip selâm verdiler. Peygamber, selâmlarını aldı ve "Andolsun beni hak üzere gönderene ki, birinci defa geldiklerinde İblis (şeytan) onların yanında bulunuyordu." buyurdu.

Sonra Peygamber onlardan ve onlar da Peygamber'den bir şeyler sordular ve bir süre karşılıklı soru ve cevap devam etti. Sonra onlar: "İsa hakkında ne diyorsun? Biz Hıristiyanız ve kavmimizin içerisine döndüğümüzde senin bu husustaki sözlerini halka duyurmak isteriz. Peygamberliğin doğru ise, onun hakkındaki sözlerinle hoşnut olalım." dediler.

Resulullah (s.a.a): "Hz. İsa ile ilgili olarak bugün diyeceğim bir şey yok. Medine'de ikamet eyleyin ki Allah'ın İsa hakkındaki sözlerini size bildireyim."

Ertesi gün Allah (azze ve celle) şu ayeti nazil etti: "Gerçekten Allah yanında İsa'nın örneği Adem'in örneği gibidir. Allah onu (Adem'i) topraktan yarattı sonra ona "ol" dedi ve oldu. Bu Allah tarafından gelen bir haktır; öyleyse şüphe edenlerden olma. Her kim sana gelen ilimden sonra onun (İsa) hakkında seninle tartışırsa de ki:

"Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarınızı ve kadınlarımızı, kendimizi ve kendilerinizi çağıralım; sonra bedduâ edip Allah'ın lanetini yalancıların üzerine atalım."

Ama onlar bunu ikrar etmediler. Ertesi gün erkenden Resulullah (s.a.a) onlara haber gönderdi ve kendisi Hasan ve Hüseyn'i yanına alarak Fatıma da arkasında yürüdüğü hâlde lânetleşmek için evinden çıktı. Peygamber'in (s.a.a) o sıralarda birkaç hanımı vardı, ama onlardan hiçbirini mübahele için kendisiyle birlikte götürmedi...

Kaynaklar
1- Sahih-i Müslim, Fazailu's-Sahabe kitabı, Fazailu Ali b. Ebi Talib babı.
2- Âl-i İmrân, 61.
3- Sahih-i Tirmizî, Menakıb kitabı, Bap: 21, Hadis: 3714.
4- Müsned-i Ahmed, Müsnedu Sa'd b. Vakkas, Hadis: 1611.
5- Müstedrekü's-Sahihayn, Marifetu's-Sahabe kitabı, Vaadenî Rabî Fi Ehlibeytî En La Yuazzibehum.
6- es-Sünenü'l-Kübra, Nikâh kitabı, Bap: 42, Babun ileyhi Yunsebu Evladu Benatih, Hadis: 13392.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 03:03


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.