aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | USUL-U DİN | 2. ADALET

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02-15-2014, 09:14
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart İlahi Adeletin Delilleri

Akıl Yoluyla İyi ve Kötü
Her şeyden önce şunu bilmek gerekir; aklımız eşyayı, önemli bir dereceye kadar idrak edebilir. (Bu, alimlerin "akıl yoluyla bilinen iyi ve kötü" şeklinde izah ettikleri bir meseledir).

Misal olarak, adalet ve ihsanın iyi; zulmün ve cimriliğin de kötü olduğunu biliyoruz. Hatta bunları bize din haber vermeden de anlayabiliriz. Gerçi bazı diğer meselelerde vardır ki; onları idrak etmeye aklımız kafi gelmez. Ancak ilahi rehberler ve peygamberler aracılığı ile onları idrak edebiliriz. Bunun için, eğer Müslümanlardan Eş'ari denilen bir grup "iyi ve kötülüğün akılla bilinebileceğini" inkar etse, iyi ve kötüyü hatta adalet, zulüm ve bunun gibi sıfatları tanımanın yolunu yalnızca dinle bağımlı kabul etmişlerse bile bu apaçık bir hatadır. Öyle ki eğer bizim aklımız iyi ve kötüyü seçecek durumda olmasaydı, Allah (c.c)'ın mucizeyi yalancı bir kişide zuhur ettirmeyeceğini nereden bilecektik? Ama yalan, kötü ve çirkindir. Bu sıfatın vaatlerinin hak, bütün sözlerinin doğru olduğunu ve her halükârda yalancı bir insanın istifadesine vermeyeceğini de biliriz. bunun için şeriat ve dinde mevcut olan şeylere güvenilebilir.

Buna dayanarak şu neticeye varırız: Akılla iyi ve kötünün bilinebildiğine inanmak din ve mezheptir.

Şimdi Allah’ın adaletinin delillerine dönelim. Bu hakikate ulaşabilmek için şunları bilmemiz gerekir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02-15-2014, 09:14
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Zulmün Kaynağı Nedir?
Zulmün kaynağı aşağıdakilerden biridir:

Cehalet: Bazı hallerde, zalim olan kişi gerçekten ne yaptığını bilmez. Birinin hakkını çiğnediğini bilmez ve yaptığı işten tamamen habersizdir.

İhtiyaç: Bazı hallerde, başkalarının elindeki şeylere olan ihtiyaç, insana böyle şeytani bir iş yaptırması hususunda vesvese verir. İhtiyacının olması halinde ise böyle bir lüzum yapmaya meyli olmayacaktır.

Acizlik ve güçsüzlük: Bazı hallerde insanın başkasının hakkını eda etmeye gücü ve kudretin olmaması sebebiyle gayri ihtiyari olarak zulüm yapar.

Bencilik, öç alma ve intikam: Bazen yukarıdaki hallerden hiç birisi yoktur. Ama, bencilik, insanın başkalarının hakkına tecavüz etmesine sebep olur. Veya intikamcılık ve öç alma hissi onu zulme, kötülüğe iter veya bencillik ruhu başkalarının hakkına tecavüze sebep olur. Ve bunlara benzer diğer misaller...

Ama şuna dikkat edilmelidir ki; kötü sıfatlar, eksiklik ve noksanlıkların hiçbirisini Allah’ın mukaddes zatında bulunmaz. Çünkü O her şeyi bilir, her ihtiyaçtan münezzeh, her şeye kadir ve herkese karşı latif (şefkatli)'dir.

Böyle olunca da bir zulüm yapmasının manası yoktur.

O, sonsuz bir vücuttur. O'nun kemali sonsuzdur, hudutsuzdur. Öyle bir Zat'tan, hayır adalet, kemal ve rahmetten başka bir şey kaynaklanamaz. Eğer kötü amel işleyen insanlara bir ceza veriyorsa; bu, hakikatte onların amellerinin neticesidir. Alkol ve uyuşturucu madde kullandıkları için çeşitli hastalıklara duçar olan insanların kötü amellerinin neticesini gördükleri gibidir.

Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

“Sizin cezanız, yaptıklarınızdan başka bir şey midir?” (Nahl, 90)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02-15-2014, 09:15
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Kur’an ve Allah’ın Adaleti
Kur’an-ı Kerim'in ayetlerine müracaat edilerek incelendiğinde bu mesele üzerinde çok durulduğunu görmek mümkündür. Kur’an, bir yerde şöyle buyurmaktadır:

"Allah, insanlara zulmetmez fakat insanlar kendi nefislerine zulmederler." (Yunus, 44)

Bir diğer yerde ise şöyle buyruluyor:

“Allah, zerre kadar dahi zulmetmez." (Nisa, 40)

Hesap günü ve adilane ceza hususunda der ki:

"Kıyamet günü için, adalet terazilerini koyarız ki hiç bir nefis hiçbir zulme uğramasın. "(Enbiya, 47)

[Dikkat etmek gerekir ki mizandan (terazi) kasıt, iyi ve kötüyü tartacak bir vesiledir. Dünya terazileri gibi bir terazi değildir.]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-15-2014, 09:17
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Adil ve Adalete Davet
"İnsan sıfatının Allah’ın sıfatlarından bir nur olması ve ilahi sıfatların insanı toplulukta nur saçması gerekir" demiştik. Bu da Kur’an-ın, Allah’ın adaleti hususunda dayanağı miktar kadar, insani topluluklarda adil, adalet merhumlarına ve fert-fert insanlara önem vermeye mutabıktır. Kur’an-ı Kerim, tekrar, tekrar zulmü, toplumların yok olması ve fesada uğramasının sebebi olarak tanıtır ve zalimlerin geleceğini, en kötü ve en acı gelecek olarak sayar.

Kur’an, geçmiş kavimlerin kıssalarında, defalarca bu hakikati hatırlatır ki: Bakın zülm sebebiyle nasıl ilahi azaba yakalandılar ve yok oldular. Bundan korkun ki siz de, böyle bir zulm sebebiyle, böyle bir geleceğe ulaşıverirsiniz. Kur’an açıkça ve köklü bir asıl olarak der ki:

"Allah, Adaleti, insanı ve yakın akrabaya yardım etmeyi emreder. Fesat, münker (kötülük) ve zulümden nehyeder." (Nahl, 90)

Dikkat edilmesi gereken bir noktada şudur ki: Nasıl zülm etmek kötü bir şeyse, zulmü kabul etmek ve zulme rıza göstermek de İslam nazarında yanlış bir şeydir. Bakara suresi 279. ayette şöyle denmektedir: "Ne zulmedin, ne de zulmü kabul edin"

Esasen, zalimlere teslim olmak, zulmü ve zulmün yayılmasını teşvik ederek yardım etmektir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-03-2014, 05:57
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart Felaket ve Şerlerin Felsefesi

En eski zamanlardan bu güne kadar Allah’ın adaleti hususunda cahillerden bir gurup, öyle meseleleri ortaya attılar ki, kendi akidelerine göre bunlar Allah’ın adaletiyle uyuşmazlar. Bazı zamanlar bu meseleleri yalnızca adaleti inkar etmek için bir delil kabul etmekle kalmadılar. Allah’ın varlığını inkar etmede bir delil olarak da ileri sürdüler.

Tufanlar, zelzeleler ve diğer umumi musibet ve belalar bu meseleler cümlesindendir. İnsanlar arasında görülen farklar ve yine insanın, nebatın veya diğer mevcudatın müptelâ olduğu afetler de bu türdendir.

Bu konu, bazen maddeci ve materyalistler karşısında Allah’ın varlığını ispatlamada ve bazen de "Allah" bahsinde söz konusu edilir. Biz de onu bu bahiste anlatacağız. Bu fikirlerin ne derecede ters ve yanlış olduğunu görebilmek için, bu zeminde geniş bir şekilde bu konuya girip aşağıdaki noktaları dikkatli bir şekilde incelememiz gerekecek
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-06-2014, 05:33
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Nispi Hüküm Verme ve Sınırlı Malumatlar:
Umumda hepimiz hüküm vermede ve inançlarımızı belirlemede eşyanın bizimle olan alakasına dayanırız. Mesela, filan şey uzak veya yakındır desek, bu o şeyin bize nispetle olan durumuna dayalıdır. Veya filan kişi kuvvetli veya zayıftır desek, bizim için bulunduğumuz ruhi veya cismi hale göre o kişi öyle bir değer ve konuma sahiptir.

Hayır, şer, felaket veya bela konusu ile ilgili meselelerde de halk çoğunlukla böyle bir hüküm yürütür. Mesela, bir bölgeye yağmur yağmışsa, bu yağmurun genelindeki fayda ve zararına bakmayız, özellikle kendi evimiz, tarlamız, yaşadığımız bölge veya çoğunlukla bulunduğumuz şehre olan etkisine bakarız. Eğer olumlu bir etkisi varsa, bize göre bu ilahi bir nimettir. Değilse adını "bela" koyarız. Mesela, eski bir binayı yeniden kurmak için yıktıklarında, eğer bizim nasibimiz sadece toz altında kalmaksa o zaman buna kötü bir iş deriz. Halbuki, gelecekte bir hastane yapılacağını ve nice insanların ondan istifade edeceğini düşünmeyiz bile. Yağmur misalinde yağmurun genel bir bölgede olumlu etkiler bırakmış olması ihtimalinde olduğu gibi.

Olağan ve yüzeysel değerlendirmede yılan sokmasını bir felaket kabul ettiğimiz bu sokma ve zehirin o hayvan için bir müdafaa vesilesi olduğunu düşünmeyiz ve hatta bu zehirden hayat kurtaran nice ilaçların yapıldığını ve binlerce insanın kurtarıldığını da bilmeyiz.

Bunun için eğer hataya düşmek istemiyorsak, kendi sınırlı bilgilerimizle hüküm vermemeliyiz. Ve hüküm verirken, eşyanın bizimle olan alakasını esas almamalıyız. Bilakis bütün yönleri dikkate almalı ve çok yönlü bir değerlendirme yapmalıyız.

Usulden, kainattaki hadiseler bir zincirin halkaları gibi birbirine geçmiş bir haldedirler. Bugün, bizim şehrimize tufan ve sel gibi yağan yağmur bu uzun zincirden bir halkadır ve diğer hadiselerle de tamamen irtibatlı bir şekildedir. Aynı şekilde, geçmişte olup biten ve gelecekte olacak olaylarda birbirleriyle irtibatlıdır.

Netice olarak: Parmağı, küçük bir mesele üzerine koymak ve onun üzerinde bir hükme varmak akıldan ve mantıktan uzaktır, diyoruz. Üzerinde kesin olarak durulması gerekli olan, mutlak şerdir. Ama eğer bir şey bir çok yönden hayır ve bir şer ise, onun hayrı üstün gelir. Bir cerrahi ameliyatı bir çok yönden rahatsız edicidir, fakat birçok yönden de faydalıdır. Bunun için, bu ameliyat rahatsızlıklara sebep olsa da nispi bir hayırdır.

Daha fazla açıklama getirmek için, deprem örneğine bakalım. Bir çok noktadan depremin büyük hasarlar ve yıkımlar meydana getirdiği doğrudur ama, eğer bu zincirin diğer halkalarla irtibatına bakarsak, görüşümüz değişecektir. Acaba deprem yerküre içerisindeki buhar ve hareketler sebebiyle midir, yoksa ayın yerküredeki bazı kısımları kendine çeken ve ara sıra bırakan med ve cezir- çekiminden mi, yoksa bunların her ikisine mi bağlıdır? Bu konuda uzmanlar değişik görüşler ileri sürmüşlerdir.

Fakat bunlardan hangisi olursa olsun, diğerlerinin tesirini de göz önüne almak gerek. Yani bugün en büyük enerji kaynağı olan petrolün oluşmasında, taşkömürü ve bunun gibi diğer madenlerin oluşumunda yerkürenin içindeki hareketin etkisinin olduğunu bilmemiz gerek. O zaman, bu deprem de nispi bir hayır olarak ele alınmalı.

Yine ayın çekim kuvvetiyle hasıl olan med ve cezir olayının denizlerdeki suyun temizlenmesinde, deniz canlılarının korunmasında, tatlı suların denize döküldüğü kuru sahillerin sulanmasında, etkili olduğunu görürsek, bununda bir nispi hayır olduğuna kanaat ederiz, işte burada bizim sınırlı görüş ve kısıtlı bilgilerimizden bu hayret verici hilkat alemindeki hüküm çıkarımızın bu durumlara şekil verdiğini görürüz. Her ne kadar bu hadiselerin birbiriyle irtibat ve bağı hususunda daha fazla düşünürsek, o konuda daha geniş bir görüşe ulaşırız. Kur’an-ı Kerim bize şöyle hitap ediyor: "Size ancak az bir ilim verildi" (İsra, 85)

Bu az ilimle hüküm vermede acele etmemek gerekir.

Kötü olaylar ve uyarılar. Hepimiz, nimete gömüldüğü zaman "gururlu ve bencilliğe" duçar olup bir çok önemli insani vazifeyi, unutkanlığa terk etmiş bir çok insan görmüşüzdür. Ve yine hepimiz, hayat okyanusunun sükunete erdiği zamanlarda, bir uyku hali ve gafletin insanın üzerine çöktüğünü müşahede ederiz. Eğer, bu hal devam etse, bu insanın sonu demektir. Şüphesiz hayattaki birçok rahatsız edici ve beklenmeyen hadisler de o gururu, uykuyu ve gafleti sona erdirmek demektir.

Şüphesiz, şoförlerin virajsız, yokuşsuz, inişsiz, dümdüz yollardan rahatsız olduklarını, böyle yollardan dolayı şikayet ettiklerini ve bu tür yolları tehlikeli olarak vasıflandırdıklarını duymuşsunuzdur. Çünkü bu tür yollarda şoförler, monoton bir halde kaldıklarından, uykuya dalar ve tehlikeye girerler. Hatta bazı ülkelerde, bu tür düz arazideki yollara suni bir takım virajlar ve buna benzer engellerin yapıldığı ve bu tür tehlikelerin önüne geçilmek istendiği görülmüştür.

İnsanın hayat yolundaki ilerleyişi de böyledir. Eğer hayatta inişler, çıkışlar olmazsa ve eğer bazı istenmeyen olaylar olmazsa, bu hal şüphesiz insanın Allah'tan, gelecekte kendisine tayin edilmiş insani vazifelerden habersiz ve düşüncesiz bir yaşantı sürmesine sebep olurdu.

Hiç bir zaman, bu açıklamalarla, insan kendi eliyle rahatsız edici olaylara sebep olması ve sorunlarla dolu bir geleceğe doğru yürümesi lazımdır, demiyoruz. Çünkü, bu tür hadiseler insan hayatında ister istemez vardır. Bilakis, diyoruz ki bu tür olaylardan bir kısmının felsefesi, insanda hasıl olan ve onun saadetini engelleyen gurur ve gafletin önünü almaktır. Fakat; tekrar ediyoruz; bu felsefe bir kısım hadiseler için geçerlidir, tamamı için değil, Çünkü diğer bir kısım hadiseler de vardır ki, Allah’ın izniyle, daha sonra onlar hakkında sohbet edeceğiz. Büyük ilahi kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu hususta şöyle buyuruyor:

“İnkarlarından dönüp bize yalvarsınlar diye, onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık. (En'am, 42)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 06:18


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.