aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | SAHABE VE HADİS FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-21-2018, 05:16
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

İslam, kuru iddialar veya mücerret mefhumlar yığını değildir; bilakis yaşanan bir hayattır.
Canlı Kur’an” olan Resûlullah’ın (s.a.v.) ailesi, İslam’ın yaşanan ve yaşayan özüdür.
Ehl-i Beyt, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ve aile efradının şahsında Kur’an-ı Kerim’in ve İslam’ın yaşam modelidir, canlı hâlidir. Ehl-i Beyt, imanın ve İslam medeniyetinin çekirdeğidir. Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resûlullah’ın evlatları hakkında kullanılmıştır. Kitap ve Sünnet’te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır. Ehl-i Beyt’ten maksat, Resûlullah’ın kızı Fâtımâ, torunları Hasan ve Hüseyin ve damadı, amcasının oğlu İmam Ali’dir. “Bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım” mealindeki âyet (Âl-i İmran, 3/61) indiği zaman, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi: “Allah’ım! İşte bunlar benim ehlim (ailem)dir.”
(Müslim, fad. sah. 32, s. 1871 ve Tirmizî, 3724).
Şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla sapmayacağınız (iki) şey bırakıyorum: Biri ötekinden daha büyük ve gökyüzünden yeryüzüne uzanan bir ip niteliğinde olan Allah’ın Kitâbı. (Diğeri) Ehl-i Beyt’im olan yakınlarım. Bunlar Havz(ıma) gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaklar. Bunlar hakkında benden sonra ne yapacağınıza iyi bakıp dikkat edin!”
(Tirmizî, Sünen no. 3788).
“Kıyamet günü Ali b. Ebî Tâlib havzımın sahibi olacaktır.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’ta).
Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de (İbn Abbâs’tan):
“De ki: Sizden hiçbir ücret beklemiyorum” âyeti (Şûrâ, 42/23) inince, şöyle dediler:
“Ey Allah Resûlü! Kendilerini sevmemiz gereken akrabaların kimdir?”
Şöyle buyurdu: “Onlar, Ali, Fâtıma ve iki oğludurlar.”
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey Ensar topluluğu! Sizleri sıkıca sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız bir kimseye hidayet edeyim mi?”
Ashab, “Evet, ya Resûlallah” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sarılmış olduğunuz takdirde dalalete düşmeyeceğiniz o kimse (gördüğünüz) bu Ali’dir. Öyleyse Benim sevgimle O’nu seviniz; Benim kerametimle O’na ikramda bulununuz. Şüphesiz Cebrail, Allah tarafından size söylediklerimi Bana emretti
.” (Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani, Hilyetü’l-Evliya, c. 1, s. 63).

“Ali, Kur’ân iledir. Kur’ân da Ali iledir. Havuz(ım)’a gelinceye dek birbirlerinden ayrılmayacaklar.
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat ves-Sağîr’de).

Müslim, Sahih’inde kendi senediyle Aişe’den şöyle naklediyor:
Resûlullah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan b. Ali yanına geldi. O’nu abanın altına aldı, Hüseyin b. Ali yanına geldi, O’nu da abanın altına aldı. Sonra Fâtıma geldi; O’nu da abanın altına aldı. Daha sonra Ali geldi; Resûlullah, O’nu da abanın altına alarak, ‘Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü çirkinliği defetmek ve sizi tertemiz kılmak ister’ ayetini okudu.” (Bu, Kesa hadisi olarak bilinir). Sünni kaynakları, Kesa hadisini kırkı aşkın rivayet kanallarıyla nakletmişlerdir.
Büyük müfessir Fahri Râzi, bu rivayeti kendi tefsirinde kaydettikten sonra şu bilgiyi veriyor:
“Bilinmesi gerekir ki, müfessirler ve muhaddisler arasında bu rivayetin sahih olduğunda ittifak vardır.”

Resûlullah (s.a.a.) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: "Şu üç şeyi kendinde bulunduran imanın tadını alır: Allah ve Resûlünü, onlar dışında her şeyden fazla seven. Bir kulu, herhangi bir maksatla değil, yalnız Allah için seven. Allah, kişiyi küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak kadar tiksindirici gören."
(Müslim, iman no. 68-a, s. 47).

Başka bir hadisi şerifte ise, "Bir kul, ben kendisine, kendisinden; ailem, ailesinden; akrabam, akrabasından; zâtım, kendi zâtından daha sevimli olmadıkça tam iman etmiş sayılamaz" buyuruluyor.
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr ve el-Mu'cemu'l-Evsat).

Bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki gerçek manada iman etmek ve imanın tadını almak için Allah ile beraber Peygamber Efendimizi de her şeyden fazla sevmek gerek. İş sadece Peygamber Efendimizi her şeyden fazla sevmekle bitmiyor.
"De ki: Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık, yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum."(Şura, 23).
Bu ayet-i kerime, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i ve onların pak soyunu sevmek hususunda nâzil olan "meveddet ayeti"dir.
Nitekim Şafii Mezhebinin Kurucusu, Ehl-i Beyt'i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şu beyitleri söylemektedir:

"Ey süvari! Mina'da taşlamada dur,
Duran ve hareket edenlere duyur;
Seher vakti Mina'ya akınca hacılar
Fırat'ın akışı gibi bir akınla
Âl-i Muhammed'i sevmek Rafizilikse eğer…
Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler!"

Şafii daha sonra Ehl-i Beyt (as) hakkında inen Meveddet ayetine işaret ederek şöyle diyor:
"Ey Resûlullah'ın Ehl-i Beyt'i! Sizin sevginiz farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da da…
" (İbn Hacer, Savaik'ul-Muhrika).

Selman-ı Farisi'den şöyle nakledilmiştir:
"Resûlullah'ı gördüm ki, Ali b. Ebi Tâlib'in bacağına ve göğsüne dokunarak şöyle buyurdu: Seni seven Beni sevendir. Beni seven ise Allah'ı sevendir. Sana düşman olan Bana düşman olmuştur. Ve Bana düşman olan Allah'a düşman olmuştur."
(Taberani, Mu'cemil Kebir).

"Allah için seven, Allah için nefret eden, Allah için veren, Allah için tutumlu olan, imanını kemâle ulaştırmıştır."
(Ebû Dâvud, Sünen, sünne 6).

Sa'd'dan:
Muaviye ona dedi ki: "Ali'ye hakaret etmeni engelleyen nedir?"
"Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ona söylemiş olduğu şu üç şeyi hatırladığım sürece ona hakaret edemem. O üç hasletten birine sahip olmak, benim için kızıl develere sahip olmaktan daha iyidir. Çıktığı savaşlardan birinde Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi yerinde bırakmıştı. Ali ise ona, 'Ey Allah Resûlü! Beni kadın ve çocuklarla geride bıraktın' demişti. Bunun üzerine o, şöyle buyurdu: 'Hârun Mûsâ'ya göre ne ise sen de bana göre öyle olmak istemez misin? Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.'
Hayber günü şöyle buyurduğunu duydum: 'Bugün sancağı Allah'ı ve Resûlü'nü seven, Allah ve Resûlü tarafından sevilen bir adama vereceğim.' Hepimiz sancağı almak istedik. Ondan sonra, 'Haydi bana Ali'yi çağırın!' buyurdu. Ali gözü ağrıyarak geldi, gözüne tükürüğünü sürdü ve sancağı ona verdi. Allah fethi onun elinde müyesser kıldı
."

İslam dininin yaşanmış ve yaşanacak olan her türlü yücelikleri, her türlü hüzün ve fırtınalarının bir örneği adeta “Hane-i Saadet’te” yaşanmıştır. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inde “… Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab Sûresi, 33) diye muştulayıp tebcil ettiği “Hane-i Saadet”te nübüvvet nuru ve velayet nuru cem olmuştur.
Bir başka ifadeyle, Ehl-i Beyt’in yüce İmamı Hz. Ali’deki “velayet nuru”, âlemlere rahmet Hz. Muhammed’in “risalet nuru”nun devamıdır. Risalet ve velayet nurları, adeta aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Peygamberlerin ve risaletin şahı Hz. Muhammed’dir, velayetin şahı ise Ali’yyül Murteza’dır. Ancak, Resûlullah’tan sonra artık peygamber yoktur.
Yüce Allah, âlemlerin Rabbi, Resûlullah ise âlemlere rahmet peygamberdir. Resûlullah (s.a.v.) ilmin ve hikmetin şehri; Hz. Ali ise kapısıdır. Resûlullah (s.a.a) buyurdu: "Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır."
(Tirmizî 3723)
.

Allah’ın koruması ve ismeti altındaki Resûlullah’ın ilim şehrine giden yolların hepsi Ali kapısından geçer.
Hak yollar Ali kapısına çıkar. Ali kapısı ise Resûlullah şehrine açılır… Resûlullah’ın şehrinde ise Yüce Allah bulunur, orası tevhid şehridir.
Kıyamet sabahına kadar her kim ki, İslam’ın nuru ile tenvîr olur; onun, Allah’ın lütfu, Resûlullah’ın şefaati ile Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Yani Peygambere açılan kapı, mutlak surette Ali’den geçer. Bir insan nebevî yoldan feyz almış bile olsa, mutlaka onun Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Hz. Ali (as), İslam’ın ilk gününden son nefesine kadar tevhid, iman, ibadet, hikmet, adalet, feragat, fedakârlık, şecaat ve cesaret timsali olarak Resûlullah’ın adeta ikiz kardeşi gibidir.
Musa’ya nispetle Harun ne ise; Resûlullah’a nispetle Hz. Ali O’dur.
Kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan ümmet-i Muhammed’e, Hz. Ali’nin “kim olduğu”nu bizzat Resûlullah anlatıyor, takdim ediyor:
“Şüphesiz ki, Ali Bendendir; Ben de O’ndanım. O, Benden sonra her mü’minin velisidir.”

(Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 437-8; Tirmizi, X, 209).

Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali’nin elini kaldırdı ve şöyle ilan etti: “Ali Bendendir, Ben de O’ndanım. Ali Benim velimdir, Benim nâmıma borcumu öder. Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Ben O’na dost olanın dostuyum, düşmanının da düşmanıyım. Allah’ım, Ali’yi seveni sev, düşman olana Sen de düşman ol. O’na yardım edene de yardım et!
(Nesai, Hasais, Hd. No. 66, 95, 96; İbn Kesir, Bidaye, V, 212; el Bezzar, III, 188; Tirmizi, X, 221, Tuhfe; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 164-5 ve V, 3247).

Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim” (Maide Süresi :Ayet 3) ayet-i kerimesi de, Veda Haccı’ndan sonra Gadir-i Hum hutbesi okunduğu sırada ve Hz. Ali’nin velayeti hakkında nâzil olmuştur. Bu, sahih rivayetlerle sabittir. Konuya dair râvilerden bazıları şunlardır: Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Ebu Said El-Hudri, Berra b. Azib, Zeyd b. Erkam, Selman-ı Farisi, Ebu Zer Gifari, Ammar b. Yasir, Mikdad b. Esved ve Ebu Hureyre.
Nitekim bu konuda şöyle rivayet edilir: Resûlullah halkı Gadir-i Hum’da topladı ve Ali b. Ebi Tâlib’e itaate davet etti. Sonra Ali’nin kolundan tutarak kaldırdı. Öyle ki koltuk altının beyazlığı görüldü. Sonra buyurdu ki: “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, yardım etmeyerek yalnız bırakanı yalnız bırak!
Ardından henüz insanlar dağılmamıştı ki, “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim” ayeti nâzil oldu. Bunun üzerine Resûlullah buyurdu ki: “Allahüekber! Din kemâle erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah, Benim risaletime, Ali’nin de velayetine razı oldu.”
(İbn Asakir, Tercemet-i İmam Ali, c. 2, s. 75; Tarih-i Bağdadî, c. 8 s. 290; Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 43; Menakıb-ı İbn Meğazili, s. 19; İbn Cevzi, Tezkire’ül-Havas, s. 29; Suyuti, Durrü’l-Mensur).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-21-2018, 05:17
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Maide Sûresi, 55. ayet-i kerime:

Abdullah bin Selam’dan rivayet edildiğine göre, dedi ki:

Bir gün Hz. Bilal, öğlen namazı için ezan okudu, halk toplanıp namaza başladılar. Halktan biri rükûda, biri secdede iken, dilencinin biri mescide geçip bir şey istedi. O anda rükûda olan Hz. Ali (a.s.), dilenciye yüzüğünü verdi. Dilenci bu olayı Resûlullah’a (s.a.v.) bildirdi. Resûlullah (s.a.v.) bunun üzerine Maide Sûresi’nin 55. ayet-i kerimesini okudu: “Sizin veliniz ancak Allah’tır, O’nun peygamberidir (s.a.v.) ve mü’minlerdir ki, onlar namaz kılıp rükûda iken zekatlarını verirler (tasadduk ederler).” (et-Taberi, Zehair’ul Ukba, s.102).

Büyük alim el-Vahidî, “Esbab-ı Nüzul” adlı eserinde Maide Sûresi’nin 55. ayetinin Hz. Ali (a.s.) hakkında nâzil olduğunu beyan ettikten sonra, ayetin tefsirinde yukarıdaki olayın devamında şunları yazmaktadır:

Dilenci eliyle Ali bin Ebi Tâlib’i işaret edip, dedi ki: ‘İşte şu ayakta duran verdi.’

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) tekbir getirip şu ayeti okudu:
‘Her kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse (onları veli tanırsa), şüphe yok ki onlar, Allah hizbidir ve galip olacak olan ancak o kişilerdir. ’ (Maide Süresi, Ayet 56).

İbn Abbâs'dan:

"Mallarını gece gündüz; gizli ve açık infak edenler" âyeti (Bakara süresi, Ayet 274) Ali hakkında inmiştir. Onun dört dirhemi vardı; birini gece, birini gündüz, birini gizli ve birini de aleni olarak infak etti. (Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de).

Ammâr b. Yâsir radiyallahu anh'dan:

"Ali (as), kıldığı bir nafile namazda rükûdayken, bir dilenci gelip yanında durdu. Yüzüğünü çıkartıp dilenciye verdi. Sonra Ali, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip bu durumu bildirdi. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: 'Sizin veliniz ancak Allah ve Resûlü'dür. Bir de iman edip namaz kılanlar, rükû halindeyken zekât verenlerdir.' (Mâide, 5/55). Resûlullah (s.a.a.), 'Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım! Onu dost edineni Sen de dost edin! Ona düşman olana Sen de düşman ol!' buyurdu.”
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'ta).

"İnsanlar muhtelif ağaçlardandır. Ali ile ben aynı (tek) ağaçtanız." (Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat).

İbn Ömer'den:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ashâbı arasında kardeşliği tesis ettiğinde, Ali gözleri yaşla dolu olarak geldi ve şöyle dedi: 'Ey Allah Resûlü! Ashâbın arasında kardeşlik tesis edip herkesi birbirine kardeş yaptın, beni hiç kimse ile kardeş yapmadın.' Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ona şu cevabı verdiğini duydum: Sen hem dünyada, hem de âhirette benim kardeşimsin." (Tirmizî, 3720).

Câbir radiyallahu anh'dan:

"Uhud günü Ali, Fâtıma'nın yanına girdi ve şu şiiri okudu:

'Bu kılıçla kesip doğrayacağım. Ben ne saygın kişiyim, ne de barışseverim. Hayatım hakkı için bunu (kılıcı) ben, Ahmed'in yardımı uğrunda ve kulları yakinen bilen Rabbin rızasında eskittim.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Eğer çarpışmayı güzel yapmışsan, Sehl b. Huneyf de güzel yapmıştır, İbnü's-Samma da güzel yapmıştır.' -Râvi sadece nisbesini verdiği diğer bir şahsı daha zikretti- Cebrail, Resûlullah'a, 'Baban hakkı için ona tesellide bulun' dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: 'O bendendir.' Bunun üzerine Cibrîl Aleyhisselâm da, 'Ben de sizdenim' dedi."

Bezzâr Sehl b. Sa'd radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzü yaralandı. Ön dişleri kırıldı. Başı yarıldı. Fâtıma O'ndan akan kanları yıkıyordu. Ali de kalkan ile su döküyordu. Fâtıma, suyun kanı daha da çoğalttığını görünce, bir hasır parçası alıp yaktı, küllerini alıp yaranın üstüne sürdü ve kanı dindi."
(Buhârî, cihâd 85, III, 229; 163, IV, 26).

Resûlullah (s.a.v), Allah’ın emriyle Medine’ye hicret ettiğinde, Emirü’l-mü’minin Ali’yi çağırarak şöyle buyurdular:
“Benim geceleri üzerime örtüp yattığım yeşil Hazremi kumaşı üzerine örterek Benim yatağıma yat.”
Hz. Ali (as) de, Resûlullah’ın evini saran müşriklerin yatakta yatanın Ali (as) olduğunu anlamamaları için Hz. Peygamberin (sav) buyurduğu şekilde onun yatağına yattı. Böylece Resûlullah rahatça müşriklerin arasından sıyrılıp çıktı.
Yüce Allah, Hz. Cebrail ve Hz. Mikail’e, “Ben sizin aranızda kardeşlik tesis ettim. Şimdi birinizin ömrü diğerinden kesinlikle fazladır. Sizden hanginiz ömrünüzün çokluğunu, diğerine bağışlamaya hazırdır?” buyurduğunda; arz ettiler ki: “Allah’ım, bu bir emir midir, yoksa ihtiyari midir? (Tercih hakkı var mıdır?)” Allah Teâlâ “İhtiyaridir” buyurdu. Bunun üzerine onlardan hiç birisi, kendi iradeleriyle ömürlerinin fazla olan süresini diğerine bağışlamaya razı olmadı. Bu sırada Allah Teâla onlara şöyle hitap etti:
“Ben velim olan Ali’yle, nebim olan Muhammed’in arasında kardeşlik tesis ettim. Ali, kendi hayatını Peygambere feda etmeyi tercih ederek; canıyla O’nu korumak için onun yatağında yattı. Yeryüzüne inin; O’nu, düşmanların şerrinden koruyun.”
Melekler hemen yere indiler. Hz. Cebrail, Hz. Ali’nin başucuna, Hz. Mikail ise ayakucuna oturdu. Ve Hz. Cebrail şöyle dedi:
“Tebrikler olsun, tebrikler olsun sana ey Ebu Tâlib’in oğlu! Allah seninle meleklerine karşı iftihar ediyor.”

Bu esnada Resûlullah’a Bakara Sûresi’nin 207. ayeti nâzil oldu. Ayet şöyledir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, canını Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için satar, kendini feda eder. Allah kullarına karşı rauftur, çok merhametlidir”.
(İmam Fahr-i Râzî, Tefsir; Celaluddin Suyuti, Tefsir; İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned; Muhamed b. Cerir Taberî; İmam Gazali, İhya-u Ulûm, c. 3, s. 223).

"Ey Ali! Kim benden ayrılırsa Allah'tan ayrılmış olur. Ey Ali! Kim de senden ayrılırsa benden ayrılmış olur." (Bezzâr).

Ali (aleyhisselam)'dan:
"Ben Allah'ın kuluyum. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in kardeşiyim. Ben Sıddîk-i Ekber'im. Kim benden sonra bunu iddia ederse yalancıdır. Ben Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile namazı, halktan yedi sene önce kıldım."
(İbn Mâce, 120).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Ben ve Peygamber yürüdük, nihayet Kâ'be'ye vardık. Bana 'Otur!' dedi.
Oturdum, omuzuma çıktı, yukarıya kaldırmak istedim. Benim güçsüzlüğümü görünce, indi ve 'Sen benim omuzuma çık!' dedi.
Omuzuna çıktım; beni kaldırdı, bana öyle bir hal geldi ki istersem göğe kadar yükselebileceğimi sandım. Nihayet Beyt'in üstüne çıktım; bakır ve altından yapılmış birçok heykelle karşılaştım. Beyt'in sağından, solundan, önünden ve arkasından onları toplayıp biraraya getirdim. Hepsini topladığımda bana şöyle buyurdu: 'Şimdi onları bir bir aşağıya fırlatıp at!' Fırlatıp attım; cam bardaklar gibi kırılıp parça parça oldular.
Sonra indim, birinin bizi görmesinden korktuğumuz için koşarak evlerin ötesine kaçıp kaybolduk
."
(Ahmed'in, Müsned I, 84).
Diğer rivayet:
"Kâ'be'nin üstünde putlar vardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i sırtıma almak istedim, alamadım. Bu defa o beni omuzlarına aldı, onları parçalamaya başladım; istesem göğe ulaşırdım." (Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-21-2018, 05:19
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ali Aleyhisselam'dan:
"Bedir savaşında, Utbe b. Rebia öne atıldı, onu oğlu ve kardeşi takip etti. 'Benimle kim düello edecek?' diye nara attı.
Ensâr'dan gençler hemen öne atıldılar. Utbe onlara, 'Kimlerdensiniz?' diye sordu. Kimlerden olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine, 'Sizinle bir işimiz yok! Biz, amcaoğullarımızı istiyoruz' dedi.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, 'Haydi kalk ey Hamza! Kalk Ali! Kalk ey Ubeyde b. el-Hâris!' diye emir verdi.
Hamza, Utbe'ye karşı çıktı; ben de Şeybe'ye karşı çıktım. Ubeyde ile Velîd arasında birbirini takip eden iki değişik darbe cereyan etti. Her birimiz rakibini yere serdi. Sonra Velîd'e hücum edip öldürdük. Ubeyde ile Velid ise karşılıklı olarak birbirlerini ağır yaralamışlardı. Ubeyde'yi yüklenip getirdik
."
(Ebû Dâvud, no. 2665).

Ali Aleyhisselam'dan, dedi ki:
"Kıyamet gününde davalaşmak için Allah'ın önünde diz çöken ilk insan ben olacağım."
Râvi Kays b. Abbâd dedi ki:
"Onların (yani Bedir'de çatışan ilk grubun) hakkında şu âyet inmiştir:
İşte Rableri hakkında birbirleriyle davalaşan iki hasım taraf...(Hac, 22/19).” Dedi ki: "İşte Onlar Bedir günü karşı karşıya gelen Ali, Hamza, Ubeyde b. el-Hâris tarafıyla, Şeybe b. Rebîa, Utbe b. Rebîa ve el-Velîd b. Utbe tarafıdır." (Buhârî, tefsîr Hac 3/2, V, 242).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Bedir kuyusunun yanındaydım. Su çekip dağıtıyordum. Şiddetli bir rüzgâr geldi. Ardından şiddetli bir rüzgâr daha geldi. Ardından bir şiddetli rüzgâr daha geldi. Birincisi bin melekle gelen Mikâil'di. Gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sağında yer aldı, ikincisi bin melekle gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in solunda yer alan İsrâfil idi, üçüncüsü bin melekle gelen Cibrîl idi. Ebû Bekr, onun sağında, ben de solundaydım. Allah kâfirleri hezimete uğratınca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem beni atına bindirdi. Üzerinde tam yerleşince, beni öyle bir zıplattı ki atın boynuna vardım. Allah'a dua ettim de bir daha düşecek gibi olmadım. Mızrağımı (düşmana) fırlatıyordum. Kan nerdeyse koltuğumun altına ulaşmıştı." (Ebû Ya'lâ).
“Mü’minlerin salihi Ali bin Ebi Tâlib’dir.

(es-Suyuti, Durr’ül-Mensur; Tirmizî).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Süheyl b. Amr ile müşriklerden bir kısım insanlar şöyle dediler: 'Ey Allah Resûlü! Çocuklarımızdan, kardeşlerimizden ve kölelerimizden bazıları kaçıp sana geldiler. Onların din hususunda en ufak bir bilgileri yoktur. Sırf mallarımızdan ve topraklarımızdan (işten) firar etmek için sana geldiler, bu nedenle onları bize geri ver! Eğer onların dinde bilgileri yoksa onlara bir şeyler öğretiriz.’
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ey Kureyş topluluğu! Ya bundan (kötü davranışlardan) vazgeçersiniz ya da din hususunda Allah boyunlarınıza kılıç vuracak birini gönderir. Allah, onların (bilgisiz oldukları iddia edilenlerin) kalplerini iman üzerinde imtihan etmiştir.'
'Kimdir o ey Allah Resûlü?' diye sordular. Ebû Bekr ile Ömer, 'Ey Allah Resûlü! O kimdir?' dediler.
'Pabuç tamir eden kişi" buyurdu.
O anda pabucunu Ali'ye tamir etmesi için vermişti. Sonra Ali bize dönüp, ‘Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: Kim benim hakkımda kasıtlı olarak yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın' dedi
.”
(Tirmizî, no. 3715).

Râvilerden Ebû’l–Abbas Sehl b. Sa’d es– Sâidî (r.a.) şöyle demiştir:
Allah’ın Resûlü Hayber gününde, “Bu sancağı, Allah’ın onun eliyle Hayber’i fethedeceği bir zata vereceğim; O zat Allah ve peygamberini sever, Allah ve peygamberi de onu sever” dedi. Bu söz üzerine halk, “Acaba Sancak kime verilecek?” diye konuşarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca herkes sancak kendisine verilir ümidiyle Allah’ın Resûlü’nün yanına gittiler. Allah’ın Resûlü, “Ali b. Ebû Tâlib nerede?” diye sordu. Yanında bulunanlar, “Ali’nin gözü ağrıyor,” dediler. Resûl–i Ekrem; “Onu çağırınız” dedi. Hz. Ali gelince, Allah’ın Resûlü Onun gözüne üfledi ve iyileşmesi için dua etti. Hz. Ali’nin gözü iyileşti ve hiç ağrımamış gibi oldu. Resûl–i Ekrem sancağı Ona verdi. Hz. Ali sancağı alınca; “Ey Allah’ın Resûlü, Onlar bizim gibi Müslüman oluncaya kadar onlarla savaşacağım” dedi. Allah’ın Resûlü de şöyle buyurdu: “Onların yanlarına kadar yavaş yavaş yürü, sonra onları Müslüman olmaya çağır ve üzerlerine vâcib olan ilâhi hakları onlara bildir. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın bir kimseye senin vasıtanla hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan hayırlıdır.
(Buhari ve Müslim).

Resûlüllah (s.a.a.) Efendimiz Hayber günü şöyle buyurdu:
“Bugün sancağı öyle bir adama vereceğim ki, o, Allah’ı ve Resûlü’nü sever, Allah ve Resûlü de onu severler.” Hemen Ali’ye gittim, onu alıp Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdim. Onun gözüne mübarek tükürüğünü sürerek okudu, hemen iyileşti, hiçbir ağrısı kalmadı.
Merhab, düello maksadıyla çıkıp şöyle bir nara attı: “Ben Merhab’ım.” (Daha sonra söylediklerini tekrarladı).
Ali de karşısına çıkıp şöyle nara attı: “Ben o kimseyim ki annem bana ‘Haydar’ (arslan) ismini koymuştur. Ormandaki korku saçan arslan gibiyim.
Düşmanlara küçük ölçekle Sendera kilesi ölçerim.” (Yani sanıldığından daha kolay bir şekilde düşman tepelerim).
Bunu der demez Merhab’ın başına bir darbe vurdu ve onu cansız yere serdi. Hayber’in fethi onun sayesinde olmuştu.

(Müslim, cihâd no. 132, s.1433–41).

Âişe ve Ümmü Seleme ’den:
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bize Fâtıma’nın gelinlik hazırlığını yapmamızı ve onu Ali’nin yanına sokmamızı emretti. Bunun üzerine, Ali’nin odasına gittik, Bethâ’dan getirdiğimiz yumuşak toprağı odaya yaydık. Sonra iki kılıfa yastık içine hurma lifi doldurduk. Sonra hurma ve kuru üzümle yemek verdik. Tatlı su içirdik. Elbise ve su kırbasının üzerine asılması için bir direk getirip evin bir kenarına diktik. Fâtıma’nın düğünü kadar güzel bir düğün görmedik.”
(İbn Mâce, no. 1911).

Ali Aleyhisselam’dan:
O, İbn A’bed’e, “Sana kendimden ve Fâtıma’dan bahsedeyim mi?” dedi.
“Evet” dedim.
Bunun üzerine şunları anlattı:
“Fâtıma, el değirmeni döndürdü eli nasırlaştı. Sırtında kırba ile su taşıdı boynunda iz bıraktı. Evi süpürdü üstü–başı toz içinde kaldı. Bu arada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e hizmetçiler gelmişti. Dedim ki: ‘Babana gitsen de ondan bir hizmetçi istesen olmaz mı?’ Bunun üzerine gitti, yanında erkeklerin olduğunu görünce geri döndü. Ertesi gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona gelip sordu: ‘İhtiyacın ne idi?’ Cevap vermeyip sustu. Dedim ki: ‘Ey Allah Resûlü! Ben sana anlatayım; eli nasır oluncaya kadar el değirmeni çevirdi, boynunda iz bırakıncaya dek sırtında kırba taşıdı, elbisesi tozlanıncaya dek evi süpürdü. Hizmetçiler gelince, sana gelip kendisine bir hizmetçi vermen için kendisine emrettim, belki o hizmetçi yükünü biraz hafifletirdi, diye düşündüm.’
Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Ey Fâtıma! Allah’tan kork, Rabbinin farzını yerine getir! Ailenin işini yap; yatağına yattığında, otuz üç kere sübhanallah; otuz üç kere elhamdülillah ve otuz dört kere Allahuekber de ki, bu tam yüz yapar, işte bu, senin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.’
(Fâtıma) şu cevabı verdi: ‘Allah’tan ve O’nun Resûlünden hoşnut oldum.’ Allah Resûlü, böylece ona hizmetçi vermedi.” (Ebû Dâvud, no. 2988, 5063).
Diğer rivayet:
“Tesbih (sübhanallah) otuz dört kere idi.
Ali dedi ki: ‘Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den duyduğum günden beri hiç bırakmadım.’
Denildi ki: ‘Sıffîn gecesi de mi bırakmadın?’
‘Sıffîn gecesi de bırakmadım
’ dedi.”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-21-2018, 05:21
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Sehl b. Sa’d’dan:
“Ona denildi ki: ‘Falan Medine valisi, minberin yanında Ali’yi Ebû Turâb adıyla zikrediyor.’ Bunun üzerine Sehl güldü ve şöyle dedi: ‘Bu ismi ona Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem takmıştır. Ali için ondan daha sevimli bir isim yoktur. Bir keresinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Fâtıma’nın evine geldi ve Ali’yi orada göremedi ve ‘Nerede amcanın oğlu?’ diye sordu.
‘Aramızda bir şey geçti ve bana kızıp yanımda kalmadan çıktı’ dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, birine, ‘Haydi git bak bakalım nerede?’ dedi. Adam, ‘O mescidde uyuyor’ dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem derhal mescide gitti, baktı ki elbisesinin bir kısmı üzerinden düşmüş vücuduna toprak bulaşmış bir halde yatıyor. Hemen ona şöyle seslenmeye başladı: ‘Ey toprak babası
(Ebû Turâb) haydi kalk! Ey toprak babası kalk!’”

(Buhârî, fadâilu’l–ashâb 9/3, IV, 207–8; edeb 113, VII, 119; isti’zân 40, VII, 140).

Ali Aleyhisselam’dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem beni Yemen’e kadı olarak gönderdi.
Dedim ki: “Ey Allah Resûlü! Ben daha gencim, beni gönderiyorsun. Kadılık hakkında hiç bilgim yoktur.”
Şöyle buyurdu: “Allah, kalbine hidayet verecek, dilini sabit kılacaktır. Önüne iki hasım oturduğu zaman, birincisini dinledikten sonra, ikincisini de (aynı şekilde) dinlemeden sakın hüküm verme! Güzel hüküm vermen için en doğru yöntem budur.”
Bundan sonra devamlı kadılık yaptım ve hiçbir meselede şüpheye düşmedim.
(Ebû Dâvud, no. 3582).
el–Berâ radiyallahu anh’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Yemen’e iki ordu gönderdi, birine Ali’yi, ötekine de Hâlid’i kumandan yaptı. Savaş olduğu takdirde Ali kumandan olacaktı. Derken savaş oldu ve bir kale Ali komutasında fethedildi. Ali de elde edilen ganimetlerden bir cariye aldı. Hâlid bunun üzerine benimle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bir mektup gönderdi. Mektubu verdim. Okuyunca rengi değişti ve şöyle buyurdu: ‘Allah ve Resûlü tarafından sevilen, Allah ve Resûlü’nü seven adamdan ne istiyorsunuz?’ Şu karşılığı verdim: ‘Allah ve Resûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Ben sadece bir elçiyim.’ Ondan sonra sükût buyurdu ve bir şey demedi.”
(Tirmizî, 1704, 3725).

Sehl b. Sa’d ’dan:
Hz. Ali, Fâtıma’nın yanına girdi; Hasan ile Hüseyin ağlıyordu.
“Neden ağlıyorsunuz?” diye sorunca, Fâtıma: “Açlıktan ağlıyorlar” diye cevap verdi.
Ali çıktı, yolda bir dinar buldu, gelip Fâtıma’ya bildirince, Fâtıma ona, “Haydi falan yahudiye git de bu dinarla bize un al!”
Hemen yahudiye gidip onunla un aldı. Yahudi sordu: “Sen, Peygamber olduğunu iddia eden o adamın damadı mısın?”
“Evet” dedi.
Bunun üzerine Yahudi dedi ki: “Al dinarını, una para istemez.”
Ali, gelip durumu Fâtıma’ya bildirdi. “Öyleyse haydi bu dinarla falan kasaba git de biraz et al!” dedi, dinarı bir dirheme rehin bırakıp et aldı. Hemen hamur yoğurdu, etli ekmeği pişirdi. Allah Resûlüne haber verdi; O da geldi.
Fâtıma dedi ki: “Bu yemeğin durumunu sana anlatacağım, eğer helâl görürsen biz yeriz, sen de bizimle beraber yersin. Şöyle şöyle oldu...”
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Bismillah deyin ve yiyin” buyurdu.
Yediler, daha sofradan kalkmadan bir köle çıkageldi. Allah ve İslâm’a and vererek seslendi: “Dinar bulan var mı?”
Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Haydi köleyi çağırın gelsin.”
Geldi. Adam, “Çarşıda bir dinar düşürdüm” dedi.
Peygamber buyurdu ki: “Ey Ali! Haydi kasaba git ve de ki: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem dinarı geri istiyor ve dirhem benim borcumdur” de. Kasap da hemen onunla dinarı geri gönderdi ve Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem dinarı alıp esas sahibi olan köleye verdi
. (Ebû Dâvud, no. 1716).

İbn Abbâs ’dan:
“Aramızda, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hiç kimseye vermediği yetmiş kadar meziyeti Ali’ye verdiği hakkında konuşurduk.
(Taberânî, el–Mu’cemus–Sağîr’de).

“Ali’ye bakmak ibadettir.
(Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de).

“Cennet üç kişiyi özlemektedir: Ali, Ammâr ve Selmân.”
(Tirmizî).

Allah, Ali’yi de esirgesin! Allah’ım! Ali nereye dönerse hakkı da onunla beraber çevir!(Tirmizî, 3714).

Resûlullah’ın (s.a.v.) rıhletinden hemen sonra, bu pak nesle karşı bir sırt çevirme başlamış, gelişen acı olaylar Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti ile sonuçlanmıştır.
Öyle ki, Hz. Ali’ye direkt dil uzatamayan muhalifler, babasına, Hz. Ebu Tâlib Efendimize iftiralarla saldırma yoluna gitmiş, velayet nurunun sahibi olan Hz. Ali’nin ilahi makamını lekelemeye çalışmışlardır.
Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de:
“O, Alî b. Ebî Tâlib b. Abdi’l–Muttalib b. Hâşim’dir.
Zübeyr b. Bekkâr, ‘Ali’nin annesi; Fâtıma bint–i Esed b. Hâşim b. Abdi Menâf’tır. Deniliyor ki: Onun bir Hâşimî’ye çocuk doğuran ilk Hâşimî kadın olduğu söylenir. Müslüman olup Medine’ye hicret etmiştir. Orada ölmüş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından orada defnedilmiştir.”

Enes ’den:
“Ali’nin annesi Fâtıma bint–i Esed ölünce, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girip başucunda oturdu ve şöyle dedi: ‘Ey anne! Allah seni esirgesin! Annemden sonra benim annem idin. Senin yanında aç olurdum, beni doyururdun, çıplak olurdum beni giydirirdin. Yemezdin bana yedirirdin. Bununla sadece Allah’ın rızasını ve âhiret yurdunu isterdin.’ Sonra onun üçer kere yıkanmasını emretti. Kâfurlu su gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle döktü, sonra gömleğini çıkartıp ona giydirdi, kendi üstündeki hırka ile onu kefenledi. Sonra, Üsâme, Ebû Eyyûb el–Ensârî, Ömer ve siyah bir köleyi çağırıp kabrini kazdırdı. Bunlar onun kabrini kazdılar. Lahde ulaşınca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem kendi eliyle kazdı ve topraklarını da kendi eliyle çıkardı. İşini bitirince lahdin içine girip orada uzandı ve şöyle dedi: ‘Yaşatan, öldüren Allah’tır. Ölmeyen ve diri sadece kendisidir. Allah’ım! Esed kızı annem Fâtıma’yı bağışla! Onun hüccetini kendisine telkin et! Kabrini genişlet! Peygamber’in ve benden önceki peygamberlerin hakkı için. Çünkü Sen merhamet edicilerin en merhamet edicisisin.’ Namazını kıldırırken dört tekbir getirdi; kabre bizzat kendisi, Abbâs ve Ebû Bekr indirdi.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr vel–Evsat’ta).

Zeyd b. Erkam ’dan:
İlk Müslüman olan Ali’dir.” (Tirmizî, 3735).
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem pazartesi günü peygamber olarak gönderildi, Ali salı günü namaz kıldı.” (Tirmizî, 3728).
Bu mânâda hiçbir Müslüman yoktur ki, o, Alevî olmasın. Alevîlik, Ali’yi sevmekse, o halde bütün Müslümanlar Alevî’dir.
Ali’yi hiçbir münafık sevmez, hiçbir mü’min de Ali’den nefret etmez.(Tirmizî, 3717).

Ebû Saîd ’dan:
“Biz Ensâr topluluğu, münafıkları ancak, Ali’ye olan kin ve nefretlerinden tanırdık.” (Tirmizî, 3717).

“Ey Ali! Kıyamet günü, elinde cennet asalarından bir âsa bulunacak, onunla münafıkları benim havzumdan kovacaksın.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Evsat’ta).

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ali hakkında şöyle buyurdu:
“Kim ondan nefret ederse, benden nefret etmiş olur, kim de benden nefret ederse, Allah’tan nefret etmiş olur. Kim onu severse beni sevmiş olur. Kim beni severse Allah’ı sevmiş olur.”
(Bezzâr).

“Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti, Kendisinin de onları sevdiğini bana bizzat bildirdi.”
Dediler ki: “Kimdir onlar? Adlarını söyle, ey Allah Resûlü!”
“Ali onlardandır –Bunu üç kere tekrarladı– Sonra Ebû Zer, Mikdâd ve Selmân. Onları sevmemi emretti ve Kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi.
(Tirmizî).

Ali Aleyhisselam’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan ile Hüseyin’in elinden tutup şöyle buyurdu: ‘Kim beni, bu ikisini, ve bunların anne ve babalarını severse, kıyamet günü, benimle beraber, benim derecemde olur’.” (Tirmizî, 3733).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06-25-2018, 04:49
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali Cennettedir.)
[Tirmizi, İbni Mace, Taberani, ibni Asakir, Beyheki, Darekutni, Hakim, Ebu Nuaym, ibni Sa’d]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder.) [Nesâî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi sevmek, ateşin odunu yaktığı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [İ. Asakir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’ye düşman olanın düşmanı Allahtır.) [Ramuz]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (İlim on kısımdır. Dokuzu Ali’de, biri diğer halktadır. O, bu biri de onlardan iyi bilir.) [E. Nuaym]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’nin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahı incitmiş olur.) [Taberânî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesai]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, senin sevdiğini sever, senin buğzettiğine buğzederim.) [Taberânî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (İmanın alametleri vardır. Birinci alameti Ali’yi sevmektir.) [M. Ç. Güzin]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi sevmek, iman, ona düşmanlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali! Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kirâm]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı Alidir, Her şeyin bir kalkanı vardır, bu ümmetin kalkanı Ali’dir.) [Hatîb]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Bir kimseyi, Ali’den üstün gören beni yalanlamış olur.) [Râfi'î]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Cebrail dedi ki: Allah buyuruyor ki "Her ümmet kıyamette susuzluk görecek, yalnız Ali’yi sevenler müstesna.) [Râfi'î]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Selman, Mikdat, Ebuzer ve Ali) [İbni Asâkir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Allah, namazı, zekâtı ve orucu farz ettiği gibi, Aliyi sevmeyi de farz etti) [Vesile]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Başınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz) [Hakim, İ.Ahmed]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Sünnetime ve Ali'nin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buharî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali Benim vezirim ve benden sonra halifemdir. Ali Benim lisanım üzerine konuşur; amcam oğlu Ali kardeşimdir, bayrağımı taşıyandır. Taberânî

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ümmetimin en merhametlisi Ali'dir, dinde en sağlam Ali'dir, en iyi hüküm veren Alidir.) [İbni Asâkir, Ebu Ya’la]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Her peygambere eşraf ve kerimden 7 kimse verildi. Bana ise 14 kişi verildi. Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer-i Tayyâr, Hamza, Ebuzer, Akil, Abdullah b. Abbas, Bilâl, Selman, Ammar, Fazl b. Abbas, Mikdat ve Huzeyfe ibni Yemani) [Hâkim, Ebu Nuaym]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: ( Ehli beytime ancak münafık buğzeder.) [İ.Asâkir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, müşrik olan bazı kimseler sana Buğzedecekler Allah onlara lanet etsin.) [Darekutni]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali! Sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesi Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06-25-2018, 04:55
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 112
TUBA is on a distinguished road
Standart

Allah www.aliyyenveliyullah.com sitesinin Kurucu ve Yöneticilerinden Razı Olsun İnşallah bizlere Bu İmkanları sundukları İçin

Bütün sahabelerin faziletiyle ilgili hadisler olduğu gibi, başta dört halife olmak üzere gerek gruplar halinde gerekse tek tek sahabilerin fazileti hakkında hadisler vardır. Bu rivayetler için Kütüb-i Sitte ve benzeri geniş kaynaklara bakmanızı tavsiye ederiz.

Hz. Ali (ra)'nin Faziletine Dair Bazı Rivayetler:

Rasulullah (s.a.v.) Hz. Ali (as) hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ali bendendir, ben de ondanım.”1

Bu hadis Rasulullah (s.a.v.) ile Hz. Ali (as) arasındaki maddi ve manevi münasebetlerin çokluğunu ve derecesini, aynı zamanda Hz. Ali (as)’nin faziletini gayet veciz bir şekilde ifade etmektedir. Bu münasebetleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

Bilindiği gibi Hz. Ali (ra), Peygamberin (sav) amcası Ebu Talib’in oğludur. Ebu Talip ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i hayatı boyunca hep koruyup müdafaa etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dedesi Abdülmuttalib’in vefatından sonra, Ebu Talip henüz küçük yaşta olan sevgili yeğeni Muhammed’i yanına alıp bakım ve himayesini üstlenmiştir.2

Hz. Ali (as), Rasulullah (s.a.v.)’in en çok sevdiği ve aynı zamanda neslinin devamına da vesile olan sevgili kızı Fatıma (as)’nın kocasıdır.

Hz. Ali (as) Peygamberimize (sav) ilk iman etme şerefine eren dört Müslümandan biri ve aynı zamanda en genci idi.3

Cennetle müjdelenen on kişiden ‘’Aşere-i Mübeşşere’’den biri de Hz Ali (as)’dir.4

Hz.Ali (as), ilim ve irfan menbaıdır. Nitekim bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.):

“Ben ilmin yuvasıyım, Ali de onun kapısıdır.” buyurmuşlardır.5

Hz. Ali (as) Rasulullah (sav)’ın dünya ve ahiret kardeşidir. Bununla alakalı İbn Ömer’in rivayet ettiği bir hadis şöyledir:

“Rasulullah ashabı arasında (Hicretten sonra Medine’de ensar ve muhacirin arasında) kardeşlik akdi yaptı. Bu esnada Ali, gözlerinden yaş akar halde ağlayarak (Rasulullah (s.a.v.)’in huzuruna ) geldi ve: “Ey Allah’ın Rasulü, ashabını birbirlerine kardeş ettin, beni ise kimseye kardeş etmedin.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): “(Ey Ali) Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin.” 6 buyurdu.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Münafık Ali’yi sevmez, mümin de Ali’ye buğzetmez.”7

Kaynaklar:
1. İbn Mace, el-Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid, Sünen-i İbn Mace, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, c.I, s.44; Tirmizi, Menakıb, 21.
2. Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, 1. Baskı, İstanbul, 1972, c.I, s.68.
3. Ahmed Cevdet Paşa, a.g.e., c.I, s.78.
4. İbn Mace, c.I, s.48.
5. Tirmizi, Menakıb, 21.
6. a.g.e.
7. a.g.e.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-02-2018, 02:43
AMMAR AMMAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 69
AMMAR is on a distinguished road
Standart

Paylaşımın İçin Allah razı olsun İnşallah
ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 07-02-2018, 08:39
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şuanda  online konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Allahumme salli ale muhammed ve ali muhammed ve accil ferecehum vel en edahum
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 08-07-2018, 03:03
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’e şöyle buyurdu:
“Ben, sizin düşmanınıza düşman, dostunuza dostum
(Tirmizî, 3870).

“Biz Abdülmuttalib çocukları cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Ca’fer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn Mace).

Ebû Abdillah el–Cedelî ’den:
Ümmü Seleme’nin yanına girdim; bana dedi ki:
“İçinizde Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e hakaret ediliyor mu?”
“Maâzallah!” dedim.
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: Kim Ali’ye hakaret ederse bana hakaret etmiş olur
.” (Ahmed, VI, 323).

Enes radiyallahu’den:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bir kuş eti vardı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’ım! Mahlûkat içinde en sevdiğin kimseyi getir de benimle birlikte bu kuşun etini yesin!” Çok geçmeden Ali geldi ve onunla beraber kuşun etini yedi.
Rezîn şunu ekledi:
Enes, Ali’ye dedi ki: “Benim için Allah’tan mağfiret dile de sana bir müjde vereyim.” O da teklifini kabul etti. Bunun üzerine ona Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu hadisini bildirdi
. (Tirmizî, 3721).

Ebû Hureyre’den:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hayber günü şöyle dedi:
“Bu sancağı mutlaka, Allah ve Resûlü’nü seven, Allah ve Resûlü tarafından da sevilen bir adama vereceğim ve Hayber onun elinde fethedilecektir.” Bunun üzerine Ömer dedi ki:
“Kumandanlığı ancak o gün istedim, çağırılırım ümidiyle sancağa uzandım. Ama Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ali’yi çağırıp sancağı onun eline vererek şöyle buyurdu: ‘Yürü, Allah elinde fethi müyesser kılıncaya kadar arkana bakma!’ Sonra Ali biraz yürüdü, sonra durdu ama geri bakmadı. Şöyle haykırdı: ‘Ey Allah Resûlü! Onlarla ne üzerine savaşacağım?’ Şöyle buyurdu: ‘Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah Resûlü olduğuna şehadet getirmelerine kadar onlarla savaş! Bu şehadeti getirirlerse, hem kanlarını hem de mallarını senden korumuş olurlar. Tabii hak ederlerse başka. Bu takdirde hesapları Allah’a ait olur
.’” (Müslim).

“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ali’nin kapısının dışında, (Mescide açılan) tüm kapıların kapatılmasını emretti.” (Tirmizî, 3732).

Câbir’dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Tâif günü Ali’yi çağırıp kulağına bir şey söyledi.
İnsanlar, “Amcasının oğluyla fısıldaşması amma uzun sürdü” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ona gizli bir şeyi ben söylemedim, Allah söyledi
.[/color]” (Tirmizî, 3726).

Büreyde’dan:
Ebû Bekr ve Ömer, Fâtıma’yı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den istediler; ancak onlara şöyle buyurdu:
“O daha küçüktür.”
Sonra Ali isteyince, onu Ali ile evlendirdi
. (Nesâî, nikâh 7, VI, 62).

Ali radiyallahu anh’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem nezdinde benim, hiç kimsede olmayan bir kıymetim vardı. O’na seher vakti gider, ‘Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!’ derdim. Eğer öksürürse, aileme dönerdim, aksi takdirde yanına girerdim.” (Nesâî, sehv 17/1–3, III, 12).

Enes’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beraati Ebû Bekr ile gönderdi, sonra onu geri çağırıp şöyle buyurdu: ‘Bunu tebliğ etmek ancak ailemden birine lâyıktır.’ Sonra Ali’yi çağırıp onu ona verdi.” (Tirmizî, 3090).

Umeys kızı Esmâ’dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazını Sehbâ’da kıldırıp Ali’yi bir işe gönderdi. Dönünce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ikindi namazını kıldığını gördü.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, başını Ali’nin kucağına koyup uyudu. Güneş batıncaya dek O’nu kımıldatmadı. Ondan (uyandıktan) sonra Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua etti: “Allah’ım! Kulun Ali kendini Peygamberi için hapsetti. Ne olur güneşi onun için geri çevir!”
Esmâ dedi ki: “Dağların ve yerin üzerinde görününceye kadar güneş onun için tekrar doğdu. Bunun üzerine Ali, kalktı, abdest alıp ikindi namazını kıldı. Ondan sonra güneş tekrar battı. Bu olay, Sehbâ’da cereyan etmiştir
.” (Heysemî, Mecma’uz–zevâid’de, VIII, 297).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 08-07-2018, 03:15
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ümmü Atiyye’dan:

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, içlerinde Ali’nin de bulunduğu bir ordu gönderdi. Ardından şöyle dua ettiğini duydum: Allah’ım! Ali’yi tekrar bana gösterinceye kadar beni öldürme!” (Tirmizî, 3737).

Muhammed b. Kâ’b’dan:

Ali, Abbâs ve Şeybe b. Abdiddâr aralarında birbirlerine karşı iftihara kalkıştılar.

Abbâs dedi ki: “Ben, Beytullah’a gelen hacılara su dağıtıyorum.”

Şeybe ise şöyle dedi: “Ben de Allah’ın mescidini imar ediyorum.”

Ali şöyle söyledi: “Ben Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile hicret ettim.”

Bunun üzerine, “Siz hacı sulamalarını, Mescid–i Haram’ın imarını, Allah’a iman edenlerle bir mi tutuyorsunuz
?” (Tevbe, 9/19) meâlindeki âyet indi. (Rezîn).

Züeyb’dan:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ölüm döşeğindeyken Safiyye dedi ki: “Başına bir şey gelirse, benden başka bütün hanımlarının sığınacağı bir ailesi var. Ben kime sığınacağım?”

Şöyle buyurdu: “O zaman sen de Ali’ye sığınırsın.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de).

Enes’dan:

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Arabın efendisi kimdir?”

“Sensin ey Allah Resûlü!” dediler.

O da bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ben Âdemoğullarının efendisiyim. Arabın efendisi Ali’dir
.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Evsat’ta).

Ali radiyallahu anh’dan:

Ona denildi ki: “Çok sıcak günde üzerinde kış elbisesi; kışın soğukta ise yaz elbisesi giydiğini, buna rağmen terleyip terini sildiğini görüyoruz.” Şu cevabı verdi: “Gözlerim ağrıyorken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gözlerime tükürdü. Bugüne kadar bir daha hastalanmadım. Sonra bana şöyle dua buyurdu: ‘Allah’ım! Ondan sıcaklığı ve soğukluğu gider!’ O gün bugündür ne sıcaklık, ne de soğukluğu hissettim.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Evsat’ta).

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, savaşa katılmadığı zaman silahını Ali’ye ya da Üsâme’ye verirdi.”
(Ahmed ve Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr vel–Evsat’ta).

Ebû Saîd’dan:

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “İçinizde Benim özünü (tenzîlini) esas alarak savaştığım gibi Kur’ân’ın yorumundan (te’vilinden) hareket ederek savaşacak kişiler vardır!”

Ebû Bekr sordu: “O ben miyim?”

“Hayır” dedi.

Ömer sordu: “O ben miyim?”

Ona da “Hayır. O, nalın tamircisidir” buyurdu.

O esnada verdiği pabucunu Ali tamir ediyordu. (Ebû Ya’lâ).

Ebû Cuhayfe radiyallahu anh’dan:

Ali’ye dedim ki: “Ey Mü’minlerin Emîri! Sizde Allah’ın Kitâbında olmayan yani yazılı bir şey var mı?”

“Daneyi yaratan, insana can veren Allah’a yemin ederim ki Allah’ın, kişiye Kur’ân’da olanı anlamak üzere ihsan ettiği anlayıştan başka bir şey bilmiyorum; bir de bu sahifede olanları biliyorum” dedi.

“Ne var o sahifede?” diye sorulunca, “Onda şunlar vardır: Diyetle ilgili hükümler; esiri azat etme(ye yardımcı) olmak, bir de mü’minin kâfire karşı olarak (kısasen) öldürülmemesi” diye cevap verdi
. (Buhârî, ilm 39, I, 36; cihâd 171/2, IV, 30; diyât 31, VIII, 47).

Kays b. Ubâde’dan:

Ben ve Eşter, Ali’nin yanına gittik, dedik ki: “Allah Resûlü diğer insanlara söylemediği bir şeyi sana (özel olarak) söyledi mi?”

“Hayır; ancak bunda (sahifede) olanları bana özel olarak söylemiştir” dedi, kılıcının kabzasından bir sahife (yazı) çıkardı. Baktık ki içinde şu yazılıydı: “Mü’minlerin kanları eşittir. Onlar kendilerinden olmayanlara karşı bir güçtür. Rütbece en aşağı olanları bile onların zimmetine koşar. (Yani verdikleri sözü onlar namına yerine getirir). Dikkat edin; kâfire karşı mü’min (kısasen) öldürülmez. Verdiği süre içerisinde muâhid (zimmet ehli) de öldürülmez. Kim bir bid’at uydurursa vebali onadır; kim de bid’atçıyı himaye edip kollarsa Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun.
” (Ebû Dâvud, no. 4530).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 08-07-2018, 03:22
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İbnü’l-Müseyyeb’dan:
Şamlı bir adam, başka bir adamı karısıyla yakaladı, onu öldürdü yahut ikisini de öldürdü. Muâviye bu olayda nasıl hüküm vereceğini bilemedi, Ebû Mûsâ’dan, Ali’ye bir mektup yazarak bunu sormasını istedi.
Ebû Mûsâ da Ali’ye sordu, Ali şöyle cevap verdi: ‘Bu benim beldemde yaşanmış bir olay değil, bana işin esasını anlatmalısın’ dedi.
Ebû Mûsa dedi ki: ‘Bunu sana sormamı Muâviye istedi.’
Ali şu cevabı verdi: ‘Ben Ebû Hasan’ım. Eğer (zina için) dört şahit getirmezse ipi (kısas yapmak üzere öldürülenin velilerine) verilir.
’ (Mâlik, akdiye no. 18, s. 737).

Haneş b. el-Mu’temir’dan:
“Yemen’de kuyu kazdılar, içine bir arslan düştü, seyretmeye koyuldular. Derken bir adam düşerken, başka birine yapıştı, o da başka birine yapıştı. Derken dört kişi oldular, hep birlikte kuyuya düştüler. Arslan onları parçaladı. Sonunda bir adam mızrak atıp arslanı öldürdü.
İnsanlar kuyuyu kazana, ‘Arkadaşlarımızı sen öldürdün; diyetlerini sen vereceksin’ dediler. Onun da arkadaşları geldi ve tartışmaya başladılar, nerdeyse birbirlerini öldüreceklerdi. O sırada Ali geldi ve durumu ona bildirdiler; meseleyi çözmesini istediler. Ali şöyle dedi:
‘Aranızda bir hüküm vereceğim; razı olan hoşnutluğunun karşılığını mutlaka bulur, olmayanın hakkı kalmaz, davayı Allah Resûlü’ne iletir.’ ‘Evet’ dediler. Şöyle hüküm verdi: ‘Çukuru kazanlardan dörtte bir diyet, üçte bir diyet, yarım diyet, tam diyet olarak (paralar) toplayın.
Birincisine dörtte bir diyet verin, çünkü üstünde üç kişi ölmüştür. İkincisine üçte bir diyet verin, çünkü onun üstünde iki kişi ölmüştür. Üçüncüsüne yarım diyet verin çünkü üstünde bir kişi ölmüştür. Diğerine tam diyet verin. Eğer kabul ederseniz işte aranızdaki hüküm budur; etmezseniz Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e soruncaya kadar hiçbir hakkınız yoktur.’
Ertesi yıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gittiler. Başlarına gelenleri anlattılar.
Makâm-ı İbrahîm’de otururken, ‘İnşaallah sizin davanızı halledeceğim’ buyurdu. Derken bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:
‘Ali, aramızdaki davayı halletti.’
‘Nasıl halletti?’ diye sorunca; nasıl hallettiğini anlattılar. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Davanızın halli onun yaptığı gibidir,
’” (Bezzâr, no. 1532).

Mâlik radiyallahu anh’dan:
“Bize ulaştığına göre, Osman’a evliliğinin altıncı ayında doğurmuş olan bir kadın getirilmiş ve onun recmedilmesini emretmişti. Ali ona şöyle demiş: ‘Bu kadının recmi olmaz. Çünkü Allah, ‘Onu (karnında) taşıması ve onu (sütten) ayırması(nın süresi) otuz aydır’ (Ahkâf, 46/15) buyurmuştur. Yine şöyle buyurmuştur: ‘Emzirmeyi tamamlamak isteyen kişi için, anneler iki tam yıl çocuklarını emzirirler.’ (Bakara, 2/233). Gebelik süresi (bu âyetlere göre) altı ay da olabilir. Bu nedenle ona recm uygulanmaz.’ Bunun üzerine Osman cezadan vazgeçilmesini emretti ama kadın çoktan recmedilmişti.” (Muvattâ, hudûd no. 11, s. 825).

İbn Abbâs ’dan:
“ Ömer’e zina eden deli bir kadın getirildi; birçok kişiyle onun hakkında istişare etti. Sonra recmedilmesini emretti. Derken Ali’ye rastladı ve ‘Nedir bunun (kadının) durumu?’ diye sordu. ‘Falanoğullarının deli kadınıdır. Zina etmiş de Ömer recmedilmesini emretmiş’ dediler.
‘Geri gönderin onu, cezayı uygulamayın!’ dedi. Sonra gelip Ömer’e şöyle dedi:
‘Ey Ömer! Sen şu üç kişiden kalemin kaldırıldığını bilmiyor musun: İyileşinceye dek deliden; uyanıncaya kadar uyuyan kimseden; akıl bâliğ oluncaya kadar küçük çocuktan.’
‘Evet” deyince; ‘Öyleyse nedir bu kadının hali?’
‘Hiçbir şey’ dedi.
‘Haydi kadını salıver!’ dedi. Ömer de ‘Allahuekber!’ diyerek kadını yolladı.
”
(Ebû Dâvud, no. 4399-4402).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 08-07-2018, 03:34
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

eş-Şa’bî’dan: İki kişi bir adamın hırsızlık yaptığına dair tanıklık ettiler. Ali onun elini kesti. Sonra başka birini getirip “Esas hırsız budur. Ötekinde yanılmışız” dediler. Ali bunun üzerine onların şahitliğini reddetti ve birincisinin diyetini onlara ödetti, ayrıca şöyle dedi: “Eğer bunu kasten yaptığınızı bilsem, ikinizin de elini keserdim.” (Buhârî, diyât).

Mâlik, Sevr b. Zeyd’den; Ömer, şarabın şer’î cezası hususunda istişare etti. Ali şöyle dedi: “Ona seksen sopa vurmanı uygun görüyorum; çünkü kişi içtiği zaman sarhoş olur, sarhoş olduğu zaman saçmalar, saçmaladığı zaman da iftira eder (iftiranın cezası seksen kamçıdır).” Bunun üzerine Ömer ona seksen sopa vurdu. (Mâlik, eşribe, no. 2, s. 842).

Huseyn b. el-Münzir’dan:
Osman’ın yanında bulundum. Yanına Velîd getirildi. İki rekât sabah namazı kılmıştı. (Sarhoş olduğu için) “Daha kılayım mı?” dedi. İki adam onun (sarhoşluğu) hakkında şahitlik yaptı. (O iki şahitten biri Humrân’dı). Bir tanesi içki içtiğini söylerken, ötekisi de kusarken gördüğünü söyledi. Osman, “Tam anlamıyla içmeseydi kusmazdı” dedi.
(Osman) Ali’ye hitaben: “Ey Ali, kalk onu kamçıla!” dedi. Ali de, “Ey Hasan! Haydi sen kalk da onu kamçıla!” dedi. Bunun üzerine Hasan, “Hilâfetin serinlik, afiyet ve iyiliklerine nâil olan, onun sıcaklık, şiddet ve zorluklarına da katlanmalıdır” şeklinde bir söz söyledi. Sonra, “Ey Abdullah b. Ca’fer! Kalk şuna şer’î cezayı sen uygula!” dedi. Kalktı ve ona kamçı vurmaya başladı. Ali de bir yandan sayıyordu. Kırka varınca, “Bırak yeter!” dedi. Sonra şöyle dedi: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekr, (bu gibi durumlarda) kırk kamçı vururdu. Ömer ise seksen kamçı vururdu. Bunların hepsi sünnettir. Bu sayı (kırk) bence daha uygundur.
” (Müslim, hudûd no. 38, s. 1331).

Ali radiyallahu anh’dan;
Dedi ki: “Had vurduttuğum (kamçılattığım) kimselerden biri ölecek olsa içimde üzüntü duymam. Ancak sarhoşa had vurduğumda ölürse onun üzüntüsünü hissederim. Zira o (sarhoş) ölecek olursa (yakınlarına) diyet ödemem gerekir. Çünkü Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, içkinin haddi hususunda (kamçılamanın kesin miktarını) sünnet kılmamıştır.”
(Tayâlisî, s. 26; Abdürrezzâk, no. 13543, 18007).

Mâlik;
Bana ulaştığına göre Hz. Ali, Allah’ın, “Karıkocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Eğer bunlar ıslah etmek isterlerse, Allah da onların aralarını buldurur. Çünkü Allah, Alîm’dir, Habîr’dir” buyruğunda (Nisâ, 4/35) geçen iki hakem hakkında şöyle dedi:
“Allah, bu iki hakeme hem ayırma ve hem de birleştirme yetkisi vermiştir.
”
(Malik, Muvattâ, talâk 72, s. 584).

Ca’fer b. Muhammed b. Alî’dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Pazartesi günü vefat etti; Salı gününün sonuna kadar yıkanmadı. Saîd b. Hayseme’ye ait olan kuyunun suyundan yıkandı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, o kuyudan su içerdi. Avret yerini yıkama işini Ali üstlendi. (Yıkanırken) Ali’nin gömleği üzerinde idi. Ali, onu Üsâme ile birlikte yıkadı. Kimine göre, Ensâr’dan bir adam suyunu döktü. el-Fadl da yıkamada bulundu. Ali, altını yıkarken o, kucağına aldı. Fadl artık yorulmuş olacak ki, “Beni rahatlat, beni rahatlat, takatim kalmadı, üzerime inen bir şey görüyorum” diyordu. Üç elbise içinde kefenlendi; ikisi Saharî, biri de bürde hırkası idi. İnsanlar namazını imamsız, kıldılar. Bir grup geldi namazını kılıp çıktı; onları başka bir grup takip etti. O yerinde duruyordu. (Rezîn)

Huzeyfe’dan, dedi ki:
“Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehl-i Beyt’i çıkıp da iki fırka olduktan sonra birbirlerinin yüzüne kılıç salladıkları zaman haliniz nice olur?”
Denildi ki: “Ey Ebû Abdullah! O zamana erişirsek ne yapmalıyız?”
“Ali’nin emrinde olanlara bakın, onlarla beraber olun. Çünkü o gün o, doğru yol üzere olacaktır” dedi
. (Bezzâr).

Ebû Râfi’den:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ali’ye dedi ki: “Seninle Âişe arasında (ilerde) bir şey (savaş) cereyan edecektir.”
“Benimle mi ey Allah Resûlü?”
“Evet.”
“Arkadaşlarımın arasında ben mi?”
“Evet.”
“Peki, ben onların en kötüleri miyim?”
“Hayır. Ancak böyle bir olay olduğu zaman, onu (Âişe’yi) güvence içinde geri gönder
!” (Ahmed, Bezzâr ve Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr).

Ali radiyallahu anh’dan:
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ahdi bozanlar, zalimler ve başkaldıranlarla savaşacağımı bana önceden haber vermişti.” (Bezzâr ve M. el-Evsat).

Zeyd b. Vehb’den:
O, Hâricîlerin üzerine giden Ali’nin ordusundaydı.
Ali şöyle dedi: “Ey insanlar! Ben Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: ‘İleride bir kavim çıkacak, Kur’ân okuyacaklar. Onların okuyuşu yanında sizin okuyuşunuz hiç kalacak. Onların namazları yanında sizin namazlarınız da bir hiç kalacak. Orucunuz da oruçları yanında hiç kalacak. Kur’ân’ı okuyacaklar ve Kur’ân’ın kendi lehlerine olduğunu sanacaklar, oysa aleyhlerine olacak. Namazları köprücük kemiklerinden (yani boğazlarından) öteye geçmeyecek. Onlar okun avı delip geçtiği İslâm’dan gibi çıkacaklar. Onlarla savaşan ordu Peygamberlerinin lisanıyla kendilerine takdir edilen şeyi bilselerdi (başka) hiçbir amelde bulunmazlardı.
Onların işareti şudur: İçlerinde bir adam vardır ki, pazusu olduğu halde kolu yoktur. Bu pazunun üstünde birkaç beyaz kıl olup meme başı gibi bir şey vardır. Sizler Muâviye ve Şamlıların üzerine gideceksiniz ve buradakileri bırakacaksınız. (Sizin yokluğunuzdan yararlanarak) onlar da sizin çoluk-çocuğunuza ve mallarınıza sizin adınıza halef olacaklar.’ (Ali dedi ki): Vallahi ben, onların bu kavim olacağını kuvvetle ümit ediyorum. Zira onlar haram kan döktüler. Halkın meradaki hayvanlarını gasp ettiler. Öyleyse Allah adına üstlerine yürüyün!”
Seleme b. Küheyl dedi ki:
“Beni, Zeyd b. Vehb menzilden menzile taşıdı. Köprünün üstünden geçtik. O gün Hâricîlerin başında Abdullah b. Vehb er-Râsibî vardı.
(Ali) şöyle dedi: “Mızraklarınızı bırakın, kılıçlarınızı kınlarından çıkartın! Korkarım onlar size Harûre gününde olduğu gibi sulh teklif edeceklerdir.”
Bunun üzerine döndüler ve mızraklarını attılar, kılıçlarını kınlarından çekip çıkardılar. Askerler onları mızrak yağmuruna tuttular. Öldürüp üst üste yığdılar. O gün cengâverlerden sadece iki kişi öldürüldü.
Ali dedi ki: “Gidin bakın ve aralarında sakat herifi arayın!”
Gittiler onu aradılar ama bulamadılar. Bunun üzerine Ali kendisi kalkıp gitti. Nihayet üst üste öldürülmüş insanların yanına vardı. “Bunları geri çekin!” dedi. Onu (bahsedilen kolsuz adamı) en aşağıda buldular. Ali “Allahüekber” diyerek tekbir aldı.
Sonra şöyle dedi: “Allah doğru söyledi, Resûlü de bunu doğru olarak tebliğ etti.”
Bunun üzerine Abîde es-Selmânî kalkıp şöyle dedi: “Ey mü’minlerin emîri! Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah aşkına söyle, bu olayı Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’den bizzat duydun mu?”
“Kendinden başka hiç ilah bulunmayan Allah aşkına evet bunu Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’den duydum” dedi. Ona (Ali’ye) üç kere yemin verdirdi. O da üç kere yemin etti.
(Müslim, zekât 156, s. 748-9).

Ali radiyallahu anh’dan:
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında, karnıma açlıktan taş bağlamışımdır. Oysa malımın zekâtı, kırk bin dinarı buluyordu.” (Ahmed, I, 159).

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ali’ye dedi ki: “Önceki milletlerin en kötüleri kimdir?”
“Ey Allah Resûlü (Sâlih aleyhisselâmın) devesini kesenler!” dedi.
“Doğru söyledin” buyurdu.
“Peki, sonrakilerin en kötü ve bedbahtı kimdir?”
“Bilmiyorum, ey Allah Resûlü!”
Onun çenesini göstererek, “İşte senin burana vuranlardır” buyurdu.
Ali Iraklılara şöyle derdi: “İsterim ki en kötü ve bedbahtınız kalkıp gelsin. -Çenesinini göstererek elini başının ön kısmına koydu:- Şuramdan şuraya kadar, beni kana bulasın!
” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 08-23-2018, 03:28
elif gibi elif gibi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2012
Mesajlar: 146
elif gibi is an unknown quantity at this point
Standart

Allah Razı Olsun Müthiş Hadisler
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 08-23-2018, 03:44
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 112
TUBA is on a distinguished road
Standart

Paylaşımın İçin Allah razı olsun İnşallah.
Ya Ali (aleyhisselam) Meded
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 10-03-2018, 12:15
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şuanda  online konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

SÜNNİ KAYNAKLAR DA HZ. ALİ (AS)’NİN SEVGİSİ HAKKINDA KIRK HADİS

Bismillâhirrahmânirrahim.

Hz. Ali (as)'ın Fazileti, Menkıbeleri

1. Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Sende yedi haslet var ki kıyamette bunlarla kimse sana yetişemez. İman bakımından mü’minlerin ilkisin. Allah’a olan ahdini en çok gözeten sensin. Allah’ın emrini en çok uygulayan sensin. Tebaaya karşı en merhametli olan sensin. Adalet, müsavat ve taksimatı en iyi yapan sensin. Hüküm vermede en bilgili olan sensin. Kıyamette meziyet bakımından en iyi olan sensin. Bu nedenle Allah, Allah’ın Resulü ve Cibril senden razıdır.

2. Allah Resulü Hz. Ali’yi uzaktan gördü ve “İşte Arabın efendisi” buyurdular. Hz. Aişe (ra) “Arabın efendisi siz değil misiniz yâ Resulallah!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Ben insanların efendisiyim. Ali Arab’ın efendisidir” buyurdular.

3. Allah resulü bir gün Ali’yi gördü ve şöyle selam verdi: “Esselâmü Aleyke yâ Ebâ Reyhâneteyn” Sana selam olsun ey iki cennet çiçeğinin babası!”

4. Bir gün peygamberimiz (sav) sahabelerine şöyle buyurdular. “Allah bana dört kişiyi sevdiğini söyledi, benim de onları sevmemi istedi.” Sahabeler “Kimdir bunlar?” dediklerinde “Onlar kimlerdir yâ Resulallah?” dediler. Peygamberimiz (sav) “Onlar Ali, Ebu Zer, Selman ve Mikdat” buyurdular.

5. Peygamberimiz (sav) bir gün Hz. Ali’ye şöyle buyurdu: “Ente Seyyidün fi’d-dünyâ ve seyyidün fi’l-âhireti men ehabbeke ehabbenî ve habîbüke habîbullah…” “Sen dünya ve ahiretin efendisisin. Kim seni severse beni sevmiş olur, seni seveni Allah sever” buyurdular.

6. Hz. Ali (ra) zaruri ihtiyaçlarını Kûfe çarşısından alır ve elinde taşıyarak evine götürürdü. “Biz götürelim de ehl-i beyte hizmet etmiş olalım” diyenlere de “Aile reisi bunları taşımaya daha layıktır. Evine ve ehline hizmet kişiye noksanlık vermez, şeref verir” diye cevap verirdi.

7. Halife olmadan önce nasıl sade bir hayat yaşamışsa halife olduktan sonra da aynen öyle yaşamıştır. Bir gün birisi sordu: “Ey Mü’minlerin Emiri! Neden yamalıklı elbise giyiyorsunuz?” Cevap verdi: “Bu kalbi dünya süs ve ziynetinden temizler ve mü’minlere iyi örnek olur” buyurdular.

8. Bir gün birisi çok güzel bir yemek göndermişti. Hz. Ali (ra) “Çok güzel bir yemek; ama yiyemem, nefsim alışır” dedi ve geri gönderdi.

9. Bir gün peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye hitaben “Yâ Ali! Allah kimseyi senin gibi züht ve takva libası ile süslemedi. Bu zühd ve takva sende varken ne sen dünyadan ne de dünya senden bir şey alamaz” buyurdular.

10. Hz. Ali (ra) bir şiirinde şöyle demiştir:
“Âdî dünyanın aldattığı insana yazıklar olsun.
O süse ve ziynete aldanır kimseye faydası olmaz.
Dünya güzel bir kadın şeklinde geldi de ona dedim:
Sen git başkasını aldat, ben sende çok tez bıkarım.
Hem sana aldanacak cahillerden değilim ben…
Peygamberin pâk cesedi toprak altında dururken,
Sana kanmak muhal bana, benden fayda yoktur sana.”

11. Ahnef b. Kays anlatıyor. Bir gün Ali’nin (ra) evine gittim. Arpa ekmeği yiyordu. “Ey Allah’ın halifesi, niçin böyle yapıyorsun? Niçin herkesin yediği helal yemeklerden kaçıyorsun?” dedim. Bana döndü ve “İmam olanlara halkın zayıfları gibi yaşamak ve gıdalanmak icap eder, ta ki yoksullar şikâyetçi olmasınlar, zenginler de mallarına güvenmesinler” dedi.

12. Peygamberimiz (sav) Ali’ye (ra) şöyle dua etti: “Allahümme’nsur nem nasara Aliyyen. Allahümme erkim men erkeme Aliyyen. Allahümmehzül men hazele Aliyyen.” “Allahım! Ali’ye yardım edene yardım et. Ali’ye ikram edene ikram et. Ali’yi zelil edeni zelil et…”

13. Ali (ra) için “O mü’minlerin efendisi, müttakilerin velisi, seçkin insanların kumandanıdır” denilmiştir.

14. Enes b. Mâlik (ra) anlatıyor: “Allah Resulü ile oturuyorduk. Ensar’dan Ebu Ukal sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Senden sonra insanların üstünü kimdir?” deyince “Ali b. Ebi Taliptir” buyurdular.

15. Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır.” (Tirmizi, 4:374, H. No: 3969) Bu nedenle Abdullah b. Abbas (ra) “İlmin onda dokuzu Ali’ye gerisi tüm insanlara verilmiştir” demiştir. Bunda yadırganacak ve akla uymayacak bir şey yoktur. İlim, bütün ilimlerin şahı ve padişahı olan iman ilmi ve marifetullah’tır. Bütün fenni ilimler ancak bu ilimle değer kazanır. İlimler marifetullah’a vesile olmazsa cehildir. Marifetullah da tamamıyla Hz. Ali’de vardır.

16. Abdullah b. Mesut (ra) der ki, “Hz. Ali (ra) dışında “Bir müşkülünüz varsa bana danışınız” diyen insan bulunmaz. Çünkü o diyor ki: “Ey Nâs! Allah’ın kitabını bana sorun. Hangi ayet nâzil olmuşsa ben onun kim hakkında, nerede, ne için nâzil olduğunu bilirim” derdi.

17. Bir gün peygamberimiz (sav) ile dururken bir sahabe geldi. Birinin öküzü diğerinin merkebini öldürmüştür. Merkeb sahibi hak dava eder. Peygamberimiz (sav) “Bir hüküm verin” buyurur. Sahabenin biri “Şuursuz hayvanların fiillerinden sahibi mesul olmaz” der. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye döner ve “Yâ Ali! Hükmü sen ver” buyurur. Hz. Ali (ra) sorar. “Her iki hayvan da başıboş mu idi?” der. “Merkep bağlı öküz ise başıboştu” derler. “Öyle ise merkebin tazmini gerekir” diye cevap verir. Peygamberimiz (sav) bu hükmü beğenir ve “İçinizde en iyi hüküm vereniniz Ali’dir” buyururlar.

18. Bir gün Hz. Ali (ra) ata binerken bir Yahudi gelir “Yâ Ali! Bana öyle bir sayı söyle ki birden ona kadar tüm sayılara bölünsün de kesirsiz olsun” der. Hz. Ali (ra) cevap verdi: “Haftanın günlerini senenin günlerine çarp bu sayıyı bulursun” der. Yahudi çarpar ve gerçekten böyle olduğunu görür ve Ali’nin (ra) ilmine hayran olur. (7x360 = 2520)

19. İki kişi bir araya gelerek yanlarında bulunan çörekleri yemeye başlarlar. Birinin üç diğerinin beş çöreği vardır. Bir üçüncü şahıs gelir. Beraber yerler. Üçüncü şahıs 8 dirhem bırakır gider. Beş çöreğin sahibi beş dirhemi alır. 3 dirhemi de üç çörek sahibine bırakır. Adam hakkına razı olmaz ve Hz. Ali’ye (ra) giderler. Hz. Ali (ra) sorar: “Hak ölçüsü ile hükmedersem zarar edersin. İsterseniz helalleşin. Adam “Hayır hak ölçüsü ile hakkımı istiyorum” der. Hz. Ali (ra) dedi. “Adam sana iki kuruş fazla vermiş. Senin hakkın bir kuruş, onunki yedi kuruştur. “Nasıl olur?” dedi adam. “Hak hüküm böyledir ve hakkın budur” dedi. “İzah eder misin?” dediği zaman Hz. Ali (ra) “Üçünüz de çörekten yediğiniz için 8 çöreği 3 ile çarparız. 24 parça olur. Üç çörek sahibinin hakkı 9 sülüs, 5 çörek sahibinin malı ise 15 sülüstür. Yediklerinizi çıkarırsanız 9-8=1 pay üç çörek sahibine, 15-8=7 pay 5 çörek sahibine kalır. Böylece üç çörek sahibinin hakkı 1 kuruş, 5 çörek sahibinin hakkı ise 7 kuruş olur” dedi.

20. Peygamberimiz (sav) buyuruyor: “Hubb-u Aliyyin hasenetün, lâ tedurru maahâ seyyietün” yani, “Ali’yi sevene günahı zarar vermez” buyurdular.

21. Hz. Ali (ra) şairdi. Şiirinden bir örnek:

“Ennâsü min ciheti’t-temâsüli ekfâü. İnsanların kök itibarıyla birdir.
Ebûhüm Âdemün, ve’l-ümmü Havvâü. Babaları Âdem, anneleri Havvâdır.

Fe in yekün lehüm fî asluhüm şerefün Şeref onların aslında olsaydı,
Yüfâhirûne bihî fe’ttînü ve’l-mâü Su ve çamur ile övünürlerdi.

Mâ’l-fahrü illâ li-ehli’l-İlmi innehüm, Ancak ilim sahibi övünebilir
Ale’l-hüdâ limen istihdâmî edillâü Hak ve hidayet delilleri onlardır.

Ve kadrü küllü emrin mâ kâne yuhsinühû Herkes kendi işi ile övünür
Ve’l-câhilûne li-ehli’l-ilmi a’dâü Cahiller ehl-i ilme düşmandır.

Ve in eteyte bi-cûdin fî zevî nesebin Şayet cömertlik neseb olsaydı
Fe inne nisbetünâ cûdin ve ulyâü Bizim nisbetimiz yüce olurdu

Fe izze bi-ilmin teiş hayyen bihî ebeden İlim sahibi ebediyen yaşar
Ennâsü mevtâ ve ehlü’l-ilmi ahyâü. İnsanlar ölü ilim sahibi haydır.

22. Derrar b. Hamza’ya dediler ki: “Ali’yi bize anlatın.” Şöyle dedi: “Hz. Ali (ra) hikmetle söyler, adâletle hükmeder, yüreğinden ilim fışkırır, lisanından hikmet akardı. Dünyanın süs ve ziynetinden tiksinirdi. Geceleri işi ibadetti. Allah korkusundan ağlar ve olayların sebeplerini derinliğine düşünürdü. Giyiminde sade ve temiz, yemesi basit ve çok azdır. Aramızda bizden birisidir, bir şey soracak olursak ilmini ortaya koyardı. Bir toplantıya davet edersek hemen gelirdi. Aramızda ülfet olduğu halde heybetinden huzurunda konuşamazdık. Dine bağlı olanlara saygılı, fakirlere ilgilidir. Kuvvetli onun korkusundan zulme meyledemez, zayıf olan da adaletinden yoksun kalmazdı” diye cevap verdi.

23. Niçin Ali’yi bu kadar çok seversin diyenlere Derrar b. Hamza şöyle demiştir: “Üç faziletinden dolayı onu çok seviyorum. Öfkesine hâkimdir, sözüne sadıktır, hükmünde âdildir.”

24. Ömer Ali (ra) için şöyle demiştir: “Levlâ Aliyyin, le heleke Ömer.” “Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu.”

25. Peygamberimiz (sav) “Âdem’in ilmine, Nuh’un anlayışına, İbrâhim’in ahlakına bakmak isteyen Ali b. Ebi Talib’in yüzüne baksın” buyurdular.

26. Hz. Ali (ra) peygamberimizden 580 hadis rivayet etmiştir.

27. Peygamberimiz (sav) bir gün “Yâ Ali! Benden sonra cennetin kapısından hesapsız cennete girecek olanların ilkisin” buyurdular.

28. Hz. Ali’nin bir kürkü vardı. Cemel’de kaybolmuştu. Bir gün çarşıda bir Yahudi’nin sırtında gördü. Hz. Ali adamdan kürkünü isteyince Yahudi reddetti ve iş mahkemeye intikal etti. Mahkeme reisi Kadı Şüreyh Hz. Ali’den şahit istedi. Hz. Ali (ra) de Hz. Hasan’ı şahit gösterdi. Kadı Şüreyh “O senin yakınındır, olmaz” dedi ve şahitliğini kabul etmedi. Sonuçta hüküm Hz. Ali’nin aleyhine cereyan etti. Yahudi kürkü aldı ve çıkacağı zaman geriye döndü ve “Yâ Ali! Doğrusu kürk senindir. Madem dininiz bu derece adalete önem veriyor, o din haktır” dedi ve Müslüman oldu.

29. Bir gün adamın birisi geldi Hz. Ali’ye “Bir günah işlediğim zaman ne yapmalıyım?” diye sordu. Hz. Ali (ra) “Tövbe etmelisin” diye cevap verdi. Adam “Ya yine aynı günahı işlersem?” Hz. Ali (ra) “Yine tövbe etmen gerekir” dedi. Adam sordu “Ne zamana kadar tövbe etmeliyim?” Hz. Ali (ra) “Şeytanı susturup mağlup edene kadar” diye cevap verdi.

30. Hz. Ali (ra) bir gün şöyle dedi: “Yanında Allah’ın, Resulullah’ın ve Evliyânın sünneti olmayan kimsensin hiçbir şeyi yok demektir. Sordular “Allah’ın sünneti nedir?” Cevap verdi: “Sırrı gizlemektir.” “Resulullah’ın sünneti nedir?” “İnsanlara güzel ahlakla muamele etmek ve onları idare etmektir.” “Evliyanın sünneti nedir?” “İnsanlardan gelen eza ve cefaya katlanmaktır” dedi ve ilave etti: “Sizden öncekiler üç hasletle vasiyetleşirlerdi. Birincisi, ahiret için çalışana Allah din ve dünyası için kâfidir. İkincisi, gizli hallerini iyileştirenin Allah açık hallerini iyileştirir. Üçüncüsü, Allah ile arasını düzelten kimseni insanlarla münasebetini Allah düzeltir.”

31. Hz. Ali (ra) bir gün şöyle dedi: “Allah yanından insanların hayırlısı ol. Nefsinin yanında insanların şerlisi ol. İnsanların yanında onlardan birisi ol.”

32. Hz. Ali (ra) dedi: “Kim ilmi isterse cenneti istemiş olur. Kim de günahı isterse cehennemi istiyor demektir.”

33. Hz. Ali (ra) buyurdu: “Dünyada nimet olarak İslam yeter. Meşguliyet olarak itaat yeter. İbret olarak ölüm yeter. Şeref olarak Allah’a kul olmak yeter.”

34. Hz. Ali (ra) dedi: “Dört şey devam ettiği sürece din ve dünya baki kalır. Zenginler mallarında cimrilik etmezlerse… Âlimler bildikleri ile amel ettikçe… Cahiller bilmediklerini öğrenmeye kibirlenmedikçe… Fakirler dinlerini dünyalarına satmadıkça…”

35. Hz. Ali (ra) dedi ki: “Dört şeyin azı da çoktur. Ağrı, fakirlik, ateş ve düşman…”

36. Hz. Ali (ra) dedi ki: “Amellerin güç olanı dört haslettir. Öfkeli iken affetmek. Sıkıntıda iken cömert olmak. Tenhada nefsini korumak. Korktuğu ve menfaat umduğu kimse için hakkı söylemek.”

37. Hz. Ali (ra) dedi ki: “Beş huy olmasaydı insanlar hep Salih olurdu. Cehle kanaat. Dünyaya hırs. Malda cimrilik. Amelde riyakârlık. Kendi görüşünü beğenmek.”

38. Hz. Ali (ra) dedi ki: “Nimetler altıdır: İslam, Kur’an, Resul-i Ekrem, âfiyet, ayıpların gizlenmesi, insanlara muhtaç olmamak…”

39. Hz. Ali (ra) dedi ki: “Huşusu olmayan namazda, boş şeylerden sakınmadan tutulan oruçta, Tefekkürsüz Kur’an okumada, İffetsiz ilimde, Cömertliksiz malda, Muhatapsız kardeşlikte, Bekası olmayan nimette, İhlaslı olmayan duada hayır yoktur.”


40. Hz. Ali (ra) bir şiirinde şöyle der:
“Kâle’n-necmü ve’t-tabîbü kilâhümâ
Len yehşuru’l-ecdâsü kultü ileyhimâ
Fein yekü kâziben fe-lestü bi-hâsirin
Ve in yekü sâdıkan fe’l-husrânü aleyhimâ.

“Müneccim ile tabib bana geldiler
Cesetler hiç dirilmeyecek dediler.
Dedim, yalancı isem bir zararım yok
Şayet doğru isem çok yazık olur size.”


41. Hz. Ali (ra) der ki: “İyilik ettiğin kimsenin emiri, istediğin kimsenin esiri, müstağnî olduğun kimsenin de dengi olursun.”

42. Hz. Ali (ra) der ki: “Alçakça söylenen söze cevap verme! Onu söyleyenin sepetinde daha nice alçak sözler vardır. Size yine cevap verir. Buna fırsat vermiş olursun.”

43. Hz. Ali (ra) der ki: “İnsanın ahmaklığı üç şeyle anlaşılır. Sözleri saçma sapandır. Soruları bir şeye taalluk etmez. İşlerinde daima öfke hâkimdir.”

44. Hz. Ali (ra) der ki: Ayıpları örtmek, nefsini selâmete ulaştırmak istersen çok dinle az konuş. Böylece fikrin terakki eder, kalbin nurlanır ve insanlara karşı taarruzda bulunmamış olursun.”

45. Hz. Ali (ra) der ki: “İnsanlar dört sınıftır. Bilmediğin bilen isteklidir, ona öğretin. Bildiğini bilen âlimdir, ondan öğrenin. Bildiğini bilmeyen uykudadır onu uyandırın. Bilmediği halde fetva vermeye kalkar, o ahmaktır, ondan kendinizi sakının.”

46. Hz. Ali’ye (ra) sordular: “Rabbini gördün mü?” Cevap verdi: “Görmediğim rabbe ibadet etmem; ancak o akılla ve kalple görülür. Gözler onu görmez; ama kalpler iman hakikatleriyle onu idrak ederler. Şunu da bilin ki; perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmez.”

47. Biri Hz. Ali’ye (ra) geldi ve sordu: “Kader Nedir?” Hz. Ali (ra) cevap verdi: “O derin bir okyanustur; ona dalma!” “Kaza nedir?” dedi. Hz. Ali (ra) “O karanlık bir yoldur; ona girme!” dedi. Adam ısrar etti “Bana kaderi anlat.” Hz. Ali (ra) cevap verdi: “Beni dinlemiyorsun. Söyle bakalım Allah’ın rahmeti kullarında önce midir, sonra mıdır?” Adam dedi “Allah’ın rahmeti mahlûkatından öncedir.” Hz. Ali (ra) “Bu adama hürmet edin. Bu müslümandır” dedi. Adam yine döndü ve sordu: “Benim oturmam ve kalkmam, memnun olmam ve rahatsız olmam Allah’ın kaderi ile midir?” Hz. Ali (ra) bu inatçı adama cevap verdi “Sana bazı sorular soracağım, anlayacaksın ki her şey kader ile takdir edilmiştir ve her şey Allah’ın dilediği gibi olur.
- Allah yarattıklarını istediği gibi mi yaratmıştır, yoksa onların istediği gibi mi?
- Allah istediği şekilde yaratmıştır.
- Allah mahlûkatı kendi istediği şey için mi yaratmıştır, yoksa onların istediği şey için mi yaratmıştır?
- Allah kendi istediği şey için yaratmıştır.
- Mahşerde kullar Allah’ın isteği ile mi gelirler, yoksa kullar kendi istekleri ile mi gelirler?
- Allah’ın isteği ile gelirler.
- Söyle bakalım anne ve babanı sen mi seçtin?
- Allah seçmiştir.
- Söyle bakalım cinsiyetini sen mi belirledin Allah mı tespit etti?
- Elbette Allah tespit etmiştir.
- Söyle bakalım ırkını ve milletini sen mi seçtin, yoksa Allah mı seçti?
- Elbette Allah seçti?
- Söyle bakalım bedenini, aklını ve kabiliyetlerini sen mi belirledin yoksa Allah mı onları sana dilediği gibi verdi?
- Elbette Allah’ın belirlediği ve verdiği şekilde olmuştur.
Hz. Ali (ra) şöyle dedi: “Haydi git işine! Görüyorsun ki bu hususlarda senin hiçbir rolün ve isteğin yoktur. Kaderin ve isteklerin sana bırakılmış değildir. Bunları sana veren Allah senden hayırlı amel istemektedir. Git hayırlı amelleri işlemeye ve Allah’ı razı etmeye çalış.”

48. Hz. Ali’nin (ra) kardeşi Âkil borca girmişti. Kûfe’ye halife olan kardeşinin yanına geldi. 100.000 dirhem olan borcunun hazineden ödenmesini talep etti. Hz. Ali (ra) ona “maaşımı alınca sana maaşımdan yardımda bulunurum” dedi. Âkil, “Hazine senin elinde değil mi?” diye sordu. Hz. Ali (ra) “O müslümanların malıdır. Ondan hakkımız olmayanı almak hırsızlığın en büyüğüdür” diye cevap verdi.

49. Hz. Ali (ra) son zamanlarda sık sık mezarlığa gider ve uzun müddet orada kalırdı. Kendisine “Niçin böyle yapıyorsun?” diyenlere “Onlar sözlerime itiraz etmiyorlar ve benim gıybetimi yapmıyorlar” şeklinde cevap veriyordu.

50. Hz. Ali (ra) der ki: “Kişi dilinin altıda gizlidir. Konuşturunuz nasıl biri olduğunu anlayacaksınız.”


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 05:45


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.