aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | SAHABE VE HADİS FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-21-2018, 04:16
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.335
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

İslam, kuru iddialar veya mücerret mefhumlar yığını değildir; bilakis yaşanan bir hayattır.
Canlı Kur’an” olan Resûlullah’ın (s.a.v.) ailesi, İslam’ın yaşanan ve yaşayan özüdür.
Ehl-i Beyt, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ve aile efradının şahsında Kur’an-ı Kerim’in ve İslam’ın yaşam modelidir, canlı hâlidir. Ehl-i Beyt, imanın ve İslam medeniyetinin çekirdeğidir. Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resûlullah’ın evlatları hakkında kullanılmıştır. Kitap ve Sünnet’te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır. Ehl-i Beyt’ten maksat, Resûlullah’ın kızı Fâtımâ, torunları Hasan ve Hüseyin ve damadı, amcasının oğlu İmam Ali’dir. “Bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım” mealindeki âyet (Âl-i İmran, 3/61) indiği zaman, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi: “Allah’ım! İşte bunlar benim ehlim (ailem)dir.”
(Müslim, fad. sah. 32, s. 1871 ve Tirmizî, 3724).
Şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla sapmayacağınız (iki) şey bırakıyorum: Biri ötekinden daha büyük ve gökyüzünden yeryüzüne uzanan bir ip niteliğinde olan Allah’ın Kitâbı. (Diğeri) Ehl-i Beyt’im olan yakınlarım. Bunlar Havz(ıma) gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaklar. Bunlar hakkında benden sonra ne yapacağınıza iyi bakıp dikkat edin!”
(Tirmizî, Sünen no. 3788).
“Kıyamet günü Ali b. Ebî Tâlib havzımın sahibi olacaktır.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’ta).
Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de (İbn Abbâs’tan):
“De ki: Sizden hiçbir ücret beklemiyorum” âyeti (Şûrâ, 42/23) inince, şöyle dediler:
“Ey Allah Resûlü! Kendilerini sevmemiz gereken akrabaların kimdir?”
Şöyle buyurdu: “Onlar, Ali, Fâtıma ve iki oğludurlar.”
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey Ensar topluluğu! Sizleri sıkıca sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız bir kimseye hidayet edeyim mi?”
Ashab, “Evet, ya Resûlallah” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sarılmış olduğunuz takdirde dalalete düşmeyeceğiniz o kimse (gördüğünüz) bu Ali’dir. Öyleyse Benim sevgimle O’nu seviniz; Benim kerametimle O’na ikramda bulununuz. Şüphesiz Cebrail, Allah tarafından size söylediklerimi Bana emretti
.” (Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani, Hilyetü’l-Evliya, c. 1, s. 63).

“Ali, Kur’ân iledir. Kur’ân da Ali iledir. Havuz(ım)’a gelinceye dek birbirlerinden ayrılmayacaklar.
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat ves-Sağîr’de).

Müslim, Sahih’inde kendi senediyle Aişe’den şöyle naklediyor:
Resûlullah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan b. Ali yanına geldi. O’nu abanın altına aldı, Hüseyin b. Ali yanına geldi, O’nu da abanın altına aldı. Sonra Fâtıma geldi; O’nu da abanın altına aldı. Daha sonra Ali geldi; Resûlullah, O’nu da abanın altına alarak, ‘Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü çirkinliği defetmek ve sizi tertemiz kılmak ister’ ayetini okudu.” (Bu, Kesa hadisi olarak bilinir). Sünni kaynakları, Kesa hadisini kırkı aşkın rivayet kanallarıyla nakletmişlerdir.
Büyük müfessir Fahri Râzi, bu rivayeti kendi tefsirinde kaydettikten sonra şu bilgiyi veriyor:
“Bilinmesi gerekir ki, müfessirler ve muhaddisler arasında bu rivayetin sahih olduğunda ittifak vardır.”

Resûlullah (s.a.a.) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: "Şu üç şeyi kendinde bulunduran imanın tadını alır: Allah ve Resûlünü, onlar dışında her şeyden fazla seven. Bir kulu, herhangi bir maksatla değil, yalnız Allah için seven. Allah, kişiyi küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak kadar tiksindirici gören."
(Müslim, iman no. 68-a, s. 47).

Başka bir hadisi şerifte ise, "Bir kul, ben kendisine, kendisinden; ailem, ailesinden; akrabam, akrabasından; zâtım, kendi zâtından daha sevimli olmadıkça tam iman etmiş sayılamaz" buyuruluyor.
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr ve el-Mu'cemu'l-Evsat).

Bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki gerçek manada iman etmek ve imanın tadını almak için Allah ile beraber Peygamber Efendimizi de her şeyden fazla sevmek gerek. İş sadece Peygamber Efendimizi her şeyden fazla sevmekle bitmiyor.
"De ki: Ben bu (peygamberliğimi tebliğime) karşılık, yakınlarıma sevgiden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum."(Şura, 23).
Bu ayet-i kerime, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i ve onların pak soyunu sevmek hususunda nâzil olan "meveddet ayeti"dir.
Nitekim Şafii Mezhebinin Kurucusu, Ehl-i Beyt'i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şu beyitleri söylemektedir:

"Ey süvari! Mina'da taşlamada dur,
Duran ve hareket edenlere duyur;
Seher vakti Mina'ya akınca hacılar
Fırat'ın akışı gibi bir akınla
Âl-i Muhammed'i sevmek Rafizilikse eğer…
Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler!"

Şafii daha sonra Ehl-i Beyt (as) hakkında inen Meveddet ayetine işaret ederek şöyle diyor:
"Ey Resûlullah'ın Ehl-i Beyt'i! Sizin sevginiz farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da da…
" (İbn Hacer, Savaik'ul-Muhrika).

Selman-ı Farisi'den şöyle nakledilmiştir:
"Resûlullah'ı gördüm ki, Ali b. Ebi Tâlib'in bacağına ve göğsüne dokunarak şöyle buyurdu: Seni seven Beni sevendir. Beni seven ise Allah'ı sevendir. Sana düşman olan Bana düşman olmuştur. Ve Bana düşman olan Allah'a düşman olmuştur."
(Taberani, Mu'cemil Kebir).

"Allah için seven, Allah için nefret eden, Allah için veren, Allah için tutumlu olan, imanını kemâle ulaştırmıştır."
(Ebû Dâvud, Sünen, sünne 6).

Sa'd'dan:
Muaviye ona dedi ki: "Ali'ye hakaret etmeni engelleyen nedir?"
"Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ona söylemiş olduğu şu üç şeyi hatırladığım sürece ona hakaret edemem. O üç hasletten birine sahip olmak, benim için kızıl develere sahip olmaktan daha iyidir. Çıktığı savaşlardan birinde Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi yerinde bırakmıştı. Ali ise ona, 'Ey Allah Resûlü! Beni kadın ve çocuklarla geride bıraktın' demişti. Bunun üzerine o, şöyle buyurdu: 'Hârun Mûsâ'ya göre ne ise sen de bana göre öyle olmak istemez misin? Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.'
Hayber günü şöyle buyurduğunu duydum: 'Bugün sancağı Allah'ı ve Resûlü'nü seven, Allah ve Resûlü tarafından sevilen bir adama vereceğim.' Hepimiz sancağı almak istedik. Ondan sonra, 'Haydi bana Ali'yi çağırın!' buyurdu. Ali gözü ağrıyarak geldi, gözüne tükürüğünü sürdü ve sancağı ona verdi. Allah fethi onun elinde müyesser kıldı
."

İslam dininin yaşanmış ve yaşanacak olan her türlü yücelikleri, her türlü hüzün ve fırtınalarının bir örneği adeta “Hane-i Saadet’te” yaşanmıştır. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inde “… Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab Sûresi, 33) diye muştulayıp tebcil ettiği “Hane-i Saadet”te nübüvvet nuru ve velayet nuru cem olmuştur.
Bir başka ifadeyle, Ehl-i Beyt’in yüce İmamı Hz. Ali’deki “velayet nuru”, âlemlere rahmet Hz. Muhammed’in “risalet nuru”nun devamıdır. Risalet ve velayet nurları, adeta aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Peygamberlerin ve risaletin şahı Hz. Muhammed’dir, velayetin şahı ise Ali’yyül Murteza’dır. Ancak, Resûlullah’tan sonra artık peygamber yoktur.
Yüce Allah, âlemlerin Rabbi, Resûlullah ise âlemlere rahmet peygamberdir. Resûlullah (s.a.v.) ilmin ve hikmetin şehri; Hz. Ali ise kapısıdır. Resûlullah (s.a.a) buyurdu: "Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır."
(Tirmizî 3723)
.

Allah’ın koruması ve ismeti altındaki Resûlullah’ın ilim şehrine giden yolların hepsi Ali kapısından geçer.
Hak yollar Ali kapısına çıkar. Ali kapısı ise Resûlullah şehrine açılır… Resûlullah’ın şehrinde ise Yüce Allah bulunur, orası tevhid şehridir.
Kıyamet sabahına kadar her kim ki, İslam’ın nuru ile tenvîr olur; onun, Allah’ın lütfu, Resûlullah’ın şefaati ile Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Yani Peygambere açılan kapı, mutlak surette Ali’den geçer. Bir insan nebevî yoldan feyz almış bile olsa, mutlaka onun Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Hz. Ali (as), İslam’ın ilk gününden son nefesine kadar tevhid, iman, ibadet, hikmet, adalet, feragat, fedakârlık, şecaat ve cesaret timsali olarak Resûlullah’ın adeta ikiz kardeşi gibidir.
Musa’ya nispetle Harun ne ise; Resûlullah’a nispetle Hz. Ali O’dur.
Kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan ümmet-i Muhammed’e, Hz. Ali’nin “kim olduğu”nu bizzat Resûlullah anlatıyor, takdim ediyor:
“Şüphesiz ki, Ali Bendendir; Ben de O’ndanım. O, Benden sonra her mü’minin velisidir.”

(Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 437-8; Tirmizi, X, 209).

Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali’nin elini kaldırdı ve şöyle ilan etti: “Ali Bendendir, Ben de O’ndanım. Ali Benim velimdir, Benim nâmıma borcumu öder. Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Ben O’na dost olanın dostuyum, düşmanının da düşmanıyım. Allah’ım, Ali’yi seveni sev, düşman olana Sen de düşman ol. O’na yardım edene de yardım et!
(Nesai, Hasais, Hd. No. 66, 95, 96; İbn Kesir, Bidaye, V, 212; el Bezzar, III, 188; Tirmizi, X, 221, Tuhfe; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 164-5 ve V, 3247).

Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim” (Maide Süresi :Ayet 3) ayet-i kerimesi de, Veda Haccı’ndan sonra Gadir-i Hum hutbesi okunduğu sırada ve Hz. Ali’nin velayeti hakkında nâzil olmuştur. Bu, sahih rivayetlerle sabittir. Konuya dair râvilerden bazıları şunlardır: Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Ebu Said El-Hudri, Berra b. Azib, Zeyd b. Erkam, Selman-ı Farisi, Ebu Zer Gifari, Ammar b. Yasir, Mikdad b. Esved ve Ebu Hureyre.
Nitekim bu konuda şöyle rivayet edilir: Resûlullah halkı Gadir-i Hum’da topladı ve Ali b. Ebi Tâlib’e itaate davet etti. Sonra Ali’nin kolundan tutarak kaldırdı. Öyle ki koltuk altının beyazlığı görüldü. Sonra buyurdu ki: “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, yardım etmeyerek yalnız bırakanı yalnız bırak!
Ardından henüz insanlar dağılmamıştı ki, “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim” ayeti nâzil oldu. Bunun üzerine Resûlullah buyurdu ki: “Allahüekber! Din kemâle erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah, Benim risaletime, Ali’nin de velayetine razı oldu.”
(İbn Asakir, Tercemet-i İmam Ali, c. 2, s. 75; Tarih-i Bağdadî, c. 8 s. 290; Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 43; Menakıb-ı İbn Meğazili, s. 19; İbn Cevzi, Tezkire’ül-Havas, s. 29; Suyuti, Durrü’l-Mensur).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-21-2018, 04:17
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.335
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Maide Sûresi, 55. ayet-i kerime:

Abdullah bin Selam’dan rivayet edildiğine göre, dedi ki:

Bir gün Hz. Bilal, öğlen namazı için ezan okudu, halk toplanıp namaza başladılar. Halktan biri rükûda, biri secdede iken, dilencinin biri mescide geçip bir şey istedi. O anda rükûda olan Hz. Ali (a.s.), dilenciye yüzüğünü verdi. Dilenci bu olayı Resûlullah’a (s.a.v.) bildirdi. Resûlullah (s.a.v.) bunun üzerine Maide Sûresi’nin 55. ayet-i kerimesini okudu: “Sizin veliniz ancak Allah’tır, O’nun peygamberidir (s.a.v.) ve mü’minlerdir ki, onlar namaz kılıp rükûda iken zekatlarını verirler (tasadduk ederler).” (et-Taberi, Zehair’ul Ukba, s.102).

Büyük alim el-Vahidî, “Esbab-ı Nüzul” adlı eserinde Maide Sûresi’nin 55. ayetinin Hz. Ali (a.s.) hakkında nâzil olduğunu beyan ettikten sonra, ayetin tefsirinde yukarıdaki olayın devamında şunları yazmaktadır:

Dilenci eliyle Ali bin Ebi Tâlib’i işaret edip, dedi ki: ‘İşte şu ayakta duran verdi.’

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) tekbir getirip şu ayeti okudu:
‘Her kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri veli edinirse (onları veli tanırsa), şüphe yok ki onlar, Allah hizbidir ve galip olacak olan ancak o kişilerdir. ’ (Maide Süresi, Ayet 56).

İbn Abbâs'dan:

"Mallarını gece gündüz; gizli ve açık infak edenler" âyeti (Bakara süresi, Ayet 274) Ali hakkında inmiştir. Onun dört dirhemi vardı; birini gece, birini gündüz, birini gizli ve birini de aleni olarak infak etti. (Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr'de).

Ammâr b. Yâsir radiyallahu anh'dan:

"Ali (as), kıldığı bir nafile namazda rükûdayken, bir dilenci gelip yanında durdu. Yüzüğünü çıkartıp dilenciye verdi. Sonra Ali, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip bu durumu bildirdi. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: 'Sizin veliniz ancak Allah ve Resûlü'dür. Bir de iman edip namaz kılanlar, rükû halindeyken zekât verenlerdir.' (Mâide, 5/55). Resûlullah (s.a.a.), 'Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım! Onu dost edineni Sen de dost edin! Ona düşman olana Sen de düşman ol!' buyurdu.”
(Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'ta).

"İnsanlar muhtelif ağaçlardandır. Ali ile ben aynı (tek) ağaçtanız." (Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat).

İbn Ömer'den:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ashâbı arasında kardeşliği tesis ettiğinde, Ali gözleri yaşla dolu olarak geldi ve şöyle dedi: 'Ey Allah Resûlü! Ashâbın arasında kardeşlik tesis edip herkesi birbirine kardeş yaptın, beni hiç kimse ile kardeş yapmadın.' Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ona şu cevabı verdiğini duydum: Sen hem dünyada, hem de âhirette benim kardeşimsin." (Tirmizî, 3720).

Câbir radiyallahu anh'dan:

"Uhud günü Ali, Fâtıma'nın yanına girdi ve şu şiiri okudu:

'Bu kılıçla kesip doğrayacağım. Ben ne saygın kişiyim, ne de barışseverim. Hayatım hakkı için bunu (kılıcı) ben, Ahmed'in yardımı uğrunda ve kulları yakinen bilen Rabbin rızasında eskittim.' Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Eğer çarpışmayı güzel yapmışsan, Sehl b. Huneyf de güzel yapmıştır, İbnü's-Samma da güzel yapmıştır.' -Râvi sadece nisbesini verdiği diğer bir şahsı daha zikretti- Cebrail, Resûlullah'a, 'Baban hakkı için ona tesellide bulun' dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: 'O bendendir.' Bunun üzerine Cibrîl Aleyhisselâm da, 'Ben de sizdenim' dedi."

Bezzâr Sehl b. Sa'd radiyallahu anh'dan:

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzü yaralandı. Ön dişleri kırıldı. Başı yarıldı. Fâtıma O'ndan akan kanları yıkıyordu. Ali de kalkan ile su döküyordu. Fâtıma, suyun kanı daha da çoğalttığını görünce, bir hasır parçası alıp yaktı, küllerini alıp yaranın üstüne sürdü ve kanı dindi."
(Buhârî, cihâd 85, III, 229; 163, IV, 26).

Resûlullah (s.a.v), Allah’ın emriyle Medine’ye hicret ettiğinde, Emirü’l-mü’minin Ali’yi çağırarak şöyle buyurdular:
“Benim geceleri üzerime örtüp yattığım yeşil Hazremi kumaşı üzerine örterek Benim yatağıma yat.”
Hz. Ali (as) de, Resûlullah’ın evini saran müşriklerin yatakta yatanın Ali (as) olduğunu anlamamaları için Hz. Peygamberin (sav) buyurduğu şekilde onun yatağına yattı. Böylece Resûlullah rahatça müşriklerin arasından sıyrılıp çıktı.
Yüce Allah, Hz. Cebrail ve Hz. Mikail’e, “Ben sizin aranızda kardeşlik tesis ettim. Şimdi birinizin ömrü diğerinden kesinlikle fazladır. Sizden hanginiz ömrünüzün çokluğunu, diğerine bağışlamaya hazırdır?” buyurduğunda; arz ettiler ki: “Allah’ım, bu bir emir midir, yoksa ihtiyari midir? (Tercih hakkı var mıdır?)” Allah Teâlâ “İhtiyaridir” buyurdu. Bunun üzerine onlardan hiç birisi, kendi iradeleriyle ömürlerinin fazla olan süresini diğerine bağışlamaya razı olmadı. Bu sırada Allah Teâla onlara şöyle hitap etti:
“Ben velim olan Ali’yle, nebim olan Muhammed’in arasında kardeşlik tesis ettim. Ali, kendi hayatını Peygambere feda etmeyi tercih ederek; canıyla O’nu korumak için onun yatağında yattı. Yeryüzüne inin; O’nu, düşmanların şerrinden koruyun.”
Melekler hemen yere indiler. Hz. Cebrail, Hz. Ali’nin başucuna, Hz. Mikail ise ayakucuna oturdu. Ve Hz. Cebrail şöyle dedi:
“Tebrikler olsun, tebrikler olsun sana ey Ebu Tâlib’in oğlu! Allah seninle meleklerine karşı iftihar ediyor.”

Bu esnada Resûlullah’a Bakara Sûresi’nin 207. ayeti nâzil oldu. Ayet şöyledir:
“İnsanlardan öylesi vardır ki, canını Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için satar, kendini feda eder. Allah kullarına karşı rauftur, çok merhametlidir”.
(İmam Fahr-i Râzî, Tefsir; Celaluddin Suyuti, Tefsir; İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned; Muhamed b. Cerir Taberî; İmam Gazali, İhya-u Ulûm, c. 3, s. 223).

"Ey Ali! Kim benden ayrılırsa Allah'tan ayrılmış olur. Ey Ali! Kim de senden ayrılırsa benden ayrılmış olur." (Bezzâr).

Ali (aleyhisselam)'dan:
"Ben Allah'ın kuluyum. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in kardeşiyim. Ben Sıddîk-i Ekber'im. Kim benden sonra bunu iddia ederse yalancıdır. Ben Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile namazı, halktan yedi sene önce kıldım."
(İbn Mâce, 120).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Ben ve Peygamber yürüdük, nihayet Kâ'be'ye vardık. Bana 'Otur!' dedi.
Oturdum, omuzuma çıktı, yukarıya kaldırmak istedim. Benim güçsüzlüğümü görünce, indi ve 'Sen benim omuzuma çık!' dedi.
Omuzuna çıktım; beni kaldırdı, bana öyle bir hal geldi ki istersem göğe kadar yükselebileceğimi sandım. Nihayet Beyt'in üstüne çıktım; bakır ve altından yapılmış birçok heykelle karşılaştım. Beyt'in sağından, solundan, önünden ve arkasından onları toplayıp biraraya getirdim. Hepsini topladığımda bana şöyle buyurdu: 'Şimdi onları bir bir aşağıya fırlatıp at!' Fırlatıp attım; cam bardaklar gibi kırılıp parça parça oldular.
Sonra indim, birinin bizi görmesinden korktuğumuz için koşarak evlerin ötesine kaçıp kaybolduk
."
(Ahmed'in, Müsned I, 84).
Diğer rivayet:
"Kâ'be'nin üstünde putlar vardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i sırtıma almak istedim, alamadım. Bu defa o beni omuzlarına aldı, onları parçalamaya başladım; istesem göğe ulaşırdım." (Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Bezzâr).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-21-2018, 04:19
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.335
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ali Aleyhisselam'dan:
"Bedir savaşında, Utbe b. Rebia öne atıldı, onu oğlu ve kardeşi takip etti. 'Benimle kim düello edecek?' diye nara attı.
Ensâr'dan gençler hemen öne atıldılar. Utbe onlara, 'Kimlerdensiniz?' diye sordu. Kimlerden olduklarını bildirdiler. Bunun üzerine, 'Sizinle bir işimiz yok! Biz, amcaoğullarımızı istiyoruz' dedi.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, 'Haydi kalk ey Hamza! Kalk Ali! Kalk ey Ubeyde b. el-Hâris!' diye emir verdi.
Hamza, Utbe'ye karşı çıktı; ben de Şeybe'ye karşı çıktım. Ubeyde ile Velîd arasında birbirini takip eden iki değişik darbe cereyan etti. Her birimiz rakibini yere serdi. Sonra Velîd'e hücum edip öldürdük. Ubeyde ile Velid ise karşılıklı olarak birbirlerini ağır yaralamışlardı. Ubeyde'yi yüklenip getirdik
."
(Ebû Dâvud, no. 2665).

Ali Aleyhisselam'dan, dedi ki:
"Kıyamet gününde davalaşmak için Allah'ın önünde diz çöken ilk insan ben olacağım."
Râvi Kays b. Abbâd dedi ki:
"Onların (yani Bedir'de çatışan ilk grubun) hakkında şu âyet inmiştir:
İşte Rableri hakkında birbirleriyle davalaşan iki hasım taraf...(Hac, 22/19).” Dedi ki: "İşte Onlar Bedir günü karşı karşıya gelen Ali, Hamza, Ubeyde b. el-Hâris tarafıyla, Şeybe b. Rebîa, Utbe b. Rebîa ve el-Velîd b. Utbe tarafıdır." (Buhârî, tefsîr Hac 3/2, V, 242).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Bedir kuyusunun yanındaydım. Su çekip dağıtıyordum. Şiddetli bir rüzgâr geldi. Ardından şiddetli bir rüzgâr daha geldi. Ardından bir şiddetli rüzgâr daha geldi. Birincisi bin melekle gelen Mikâil'di. Gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sağında yer aldı, ikincisi bin melekle gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in solunda yer alan İsrâfil idi, üçüncüsü bin melekle gelen Cibrîl idi. Ebû Bekr, onun sağında, ben de solundaydım. Allah kâfirleri hezimete uğratınca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem beni atına bindirdi. Üzerinde tam yerleşince, beni öyle bir zıplattı ki atın boynuna vardım. Allah'a dua ettim de bir daha düşecek gibi olmadım. Mızrağımı (düşmana) fırlatıyordum. Kan nerdeyse koltuğumun altına ulaşmıştı." (Ebû Ya'lâ).
“Mü’minlerin salihi Ali bin Ebi Tâlib’dir.

(es-Suyuti, Durr’ül-Mensur; Tirmizî).

Ali Aleyhisselam'dan:
"Süheyl b. Amr ile müşriklerden bir kısım insanlar şöyle dediler: 'Ey Allah Resûlü! Çocuklarımızdan, kardeşlerimizden ve kölelerimizden bazıları kaçıp sana geldiler. Onların din hususunda en ufak bir bilgileri yoktur. Sırf mallarımızdan ve topraklarımızdan (işten) firar etmek için sana geldiler, bu nedenle onları bize geri ver! Eğer onların dinde bilgileri yoksa onlara bir şeyler öğretiriz.’
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ey Kureyş topluluğu! Ya bundan (kötü davranışlardan) vazgeçersiniz ya da din hususunda Allah boyunlarınıza kılıç vuracak birini gönderir. Allah, onların (bilgisiz oldukları iddia edilenlerin) kalplerini iman üzerinde imtihan etmiştir.'
'Kimdir o ey Allah Resûlü?' diye sordular. Ebû Bekr ile Ömer, 'Ey Allah Resûlü! O kimdir?' dediler.
'Pabuç tamir eden kişi" buyurdu.
O anda pabucunu Ali'ye tamir etmesi için vermişti. Sonra Ali bize dönüp, ‘Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: Kim benim hakkımda kasıtlı olarak yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın' dedi
.”
(Tirmizî, no. 3715).

Râvilerden Ebû’l–Abbas Sehl b. Sa’d es– Sâidî (r.a.) şöyle demiştir:
Allah’ın Resûlü Hayber gününde, “Bu sancağı, Allah’ın onun eliyle Hayber’i fethedeceği bir zata vereceğim; O zat Allah ve peygamberini sever, Allah ve peygamberi de onu sever” dedi. Bu söz üzerine halk, “Acaba Sancak kime verilecek?” diye konuşarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca herkes sancak kendisine verilir ümidiyle Allah’ın Resûlü’nün yanına gittiler. Allah’ın Resûlü, “Ali b. Ebû Tâlib nerede?” diye sordu. Yanında bulunanlar, “Ali’nin gözü ağrıyor,” dediler. Resûl–i Ekrem; “Onu çağırınız” dedi. Hz. Ali gelince, Allah’ın Resûlü Onun gözüne üfledi ve iyileşmesi için dua etti. Hz. Ali’nin gözü iyileşti ve hiç ağrımamış gibi oldu. Resûl–i Ekrem sancağı Ona verdi. Hz. Ali sancağı alınca; “Ey Allah’ın Resûlü, Onlar bizim gibi Müslüman oluncaya kadar onlarla savaşacağım” dedi. Allah’ın Resûlü de şöyle buyurdu: “Onların yanlarına kadar yavaş yavaş yürü, sonra onları Müslüman olmaya çağır ve üzerlerine vâcib olan ilâhi hakları onlara bildir. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın bir kimseye senin vasıtanla hidâyet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan hayırlıdır.
(Buhari ve Müslim).

Resûlüllah (s.a.a.) Efendimiz Hayber günü şöyle buyurdu:
“Bugün sancağı öyle bir adama vereceğim ki, o, Allah’ı ve Resûlü’nü sever, Allah ve Resûlü de onu severler.” Hemen Ali’ye gittim, onu alıp Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdim. Onun gözüne mübarek tükürüğünü sürerek okudu, hemen iyileşti, hiçbir ağrısı kalmadı.
Merhab, düello maksadıyla çıkıp şöyle bir nara attı: “Ben Merhab’ım.” (Daha sonra söylediklerini tekrarladı).
Ali de karşısına çıkıp şöyle nara attı: “Ben o kimseyim ki annem bana ‘Haydar’ (arslan) ismini koymuştur. Ormandaki korku saçan arslan gibiyim.
Düşmanlara küçük ölçekle Sendera kilesi ölçerim.” (Yani sanıldığından daha kolay bir şekilde düşman tepelerim).
Bunu der demez Merhab’ın başına bir darbe vurdu ve onu cansız yere serdi. Hayber’in fethi onun sayesinde olmuştu.

(Müslim, cihâd no. 132, s.1433–41).

Âişe ve Ümmü Seleme ’den:
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bize Fâtıma’nın gelinlik hazırlığını yapmamızı ve onu Ali’nin yanına sokmamızı emretti. Bunun üzerine, Ali’nin odasına gittik, Bethâ’dan getirdiğimiz yumuşak toprağı odaya yaydık. Sonra iki kılıfa yastık içine hurma lifi doldurduk. Sonra hurma ve kuru üzümle yemek verdik. Tatlı su içirdik. Elbise ve su kırbasının üzerine asılması için bir direk getirip evin bir kenarına diktik. Fâtıma’nın düğünü kadar güzel bir düğün görmedik.”
(İbn Mâce, no. 1911).

Ali Aleyhisselam’dan:
O, İbn A’bed’e, “Sana kendimden ve Fâtıma’dan bahsedeyim mi?” dedi.
“Evet” dedim.
Bunun üzerine şunları anlattı:
“Fâtıma, el değirmeni döndürdü eli nasırlaştı. Sırtında kırba ile su taşıdı boynunda iz bıraktı. Evi süpürdü üstü–başı toz içinde kaldı. Bu arada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e hizmetçiler gelmişti. Dedim ki: ‘Babana gitsen de ondan bir hizmetçi istesen olmaz mı?’ Bunun üzerine gitti, yanında erkeklerin olduğunu görünce geri döndü. Ertesi gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona gelip sordu: ‘İhtiyacın ne idi?’ Cevap vermeyip sustu. Dedim ki: ‘Ey Allah Resûlü! Ben sana anlatayım; eli nasır oluncaya kadar el değirmeni çevirdi, boynunda iz bırakıncaya dek sırtında kırba taşıdı, elbisesi tozlanıncaya dek evi süpürdü. Hizmetçiler gelince, sana gelip kendisine bir hizmetçi vermen için kendisine emrettim, belki o hizmetçi yükünü biraz hafifletirdi, diye düşündüm.’
Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Ey Fâtıma! Allah’tan kork, Rabbinin farzını yerine getir! Ailenin işini yap; yatağına yattığında, otuz üç kere sübhanallah; otuz üç kere elhamdülillah ve otuz dört kere Allahuekber de ki, bu tam yüz yapar, işte bu, senin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.’
(Fâtıma) şu cevabı verdi: ‘Allah’tan ve O’nun Resûlünden hoşnut oldum.’ Allah Resûlü, böylece ona hizmetçi vermedi.” (Ebû Dâvud, no. 2988, 5063).
Diğer rivayet:
“Tesbih (sübhanallah) otuz dört kere idi.
Ali dedi ki: ‘Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den duyduğum günden beri hiç bırakmadım.’
Denildi ki: ‘Sıffîn gecesi de mi bırakmadın?’
‘Sıffîn gecesi de bırakmadım
’ dedi.”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-21-2018, 04:21
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.335
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Sehl b. Sa’d’dan:
“Ona denildi ki: ‘Falan Medine valisi, minberin yanında Ali’yi Ebû Turâb adıyla zikrediyor.’ Bunun üzerine Sehl güldü ve şöyle dedi: ‘Bu ismi ona Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem takmıştır. Ali için ondan daha sevimli bir isim yoktur. Bir keresinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Fâtıma’nın evine geldi ve Ali’yi orada göremedi ve ‘Nerede amcanın oğlu?’ diye sordu.
‘Aramızda bir şey geçti ve bana kızıp yanımda kalmadan çıktı’ dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, birine, ‘Haydi git bak bakalım nerede?’ dedi. Adam, ‘O mescidde uyuyor’ dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem derhal mescide gitti, baktı ki elbisesinin bir kısmı üzerinden düşmüş vücuduna toprak bulaşmış bir halde yatıyor. Hemen ona şöyle seslenmeye başladı: ‘Ey toprak babası
(Ebû Turâb) haydi kalk! Ey toprak babası kalk!’”

(Buhârî, fadâilu’l–ashâb 9/3, IV, 207–8; edeb 113, VII, 119; isti’zân 40, VII, 140).

Ali Aleyhisselam’dan:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem beni Yemen’e kadı olarak gönderdi.
Dedim ki: “Ey Allah Resûlü! Ben daha gencim, beni gönderiyorsun. Kadılık hakkında hiç bilgim yoktur.”
Şöyle buyurdu: “Allah, kalbine hidayet verecek, dilini sabit kılacaktır. Önüne iki hasım oturduğu zaman, birincisini dinledikten sonra, ikincisini de (aynı şekilde) dinlemeden sakın hüküm verme! Güzel hüküm vermen için en doğru yöntem budur.”
Bundan sonra devamlı kadılık yaptım ve hiçbir meselede şüpheye düşmedim.
(Ebû Dâvud, no. 3582).
el–Berâ radiyallahu anh’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Yemen’e iki ordu gönderdi, birine Ali’yi, ötekine de Hâlid’i kumandan yaptı. Savaş olduğu takdirde Ali kumandan olacaktı. Derken savaş oldu ve bir kale Ali komutasında fethedildi. Ali de elde edilen ganimetlerden bir cariye aldı. Hâlid bunun üzerine benimle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e bir mektup gönderdi. Mektubu verdim. Okuyunca rengi değişti ve şöyle buyurdu: ‘Allah ve Resûlü tarafından sevilen, Allah ve Resûlü’nü seven adamdan ne istiyorsunuz?’ Şu karşılığı verdim: ‘Allah ve Resûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Ben sadece bir elçiyim.’ Ondan sonra sükût buyurdu ve bir şey demedi.”
(Tirmizî, 1704, 3725).

Sehl b. Sa’d ’dan:
Hz. Ali, Fâtıma’nın yanına girdi; Hasan ile Hüseyin ağlıyordu.
“Neden ağlıyorsunuz?” diye sorunca, Fâtıma: “Açlıktan ağlıyorlar” diye cevap verdi.
Ali çıktı, yolda bir dinar buldu, gelip Fâtıma’ya bildirince, Fâtıma ona, “Haydi falan yahudiye git de bu dinarla bize un al!”
Hemen yahudiye gidip onunla un aldı. Yahudi sordu: “Sen, Peygamber olduğunu iddia eden o adamın damadı mısın?”
“Evet” dedi.
Bunun üzerine Yahudi dedi ki: “Al dinarını, una para istemez.”
Ali, gelip durumu Fâtıma’ya bildirdi. “Öyleyse haydi bu dinarla falan kasaba git de biraz et al!” dedi, dinarı bir dirheme rehin bırakıp et aldı. Hemen hamur yoğurdu, etli ekmeği pişirdi. Allah Resûlüne haber verdi; O da geldi.
Fâtıma dedi ki: “Bu yemeğin durumunu sana anlatacağım, eğer helâl görürsen biz yeriz, sen de bizimle beraber yersin. Şöyle şöyle oldu...”
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Bismillah deyin ve yiyin” buyurdu.
Yediler, daha sofradan kalkmadan bir köle çıkageldi. Allah ve İslâm’a and vererek seslendi: “Dinar bulan var mı?”
Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Haydi köleyi çağırın gelsin.”
Geldi. Adam, “Çarşıda bir dinar düşürdüm” dedi.
Peygamber buyurdu ki: “Ey Ali! Haydi kasaba git ve de ki: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem dinarı geri istiyor ve dirhem benim borcumdur” de. Kasap da hemen onunla dinarı geri gönderdi ve Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem dinarı alıp esas sahibi olan köleye verdi
. (Ebû Dâvud, no. 1716).

İbn Abbâs ’dan:
“Aramızda, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hiç kimseye vermediği yetmiş kadar meziyeti Ali’ye verdiği hakkında konuşurduk.
(Taberânî, el–Mu’cemus–Sağîr’de).

“Ali’ye bakmak ibadettir.
(Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de).

“Cennet üç kişiyi özlemektedir: Ali, Ammâr ve Selmân.”
(Tirmizî).

Allah, Ali’yi de esirgesin! Allah’ım! Ali nereye dönerse hakkı da onunla beraber çevir!(Tirmizî, 3714).

Resûlullah’ın (s.a.v.) rıhletinden hemen sonra, bu pak nesle karşı bir sırt çevirme başlamış, gelişen acı olaylar Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti ile sonuçlanmıştır.
Öyle ki, Hz. Ali’ye direkt dil uzatamayan muhalifler, babasına, Hz. Ebu Tâlib Efendimize iftiralarla saldırma yoluna gitmiş, velayet nurunun sahibi olan Hz. Ali’nin ilahi makamını lekelemeye çalışmışlardır.
Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de:
“O, Alî b. Ebî Tâlib b. Abdi’l–Muttalib b. Hâşim’dir.
Zübeyr b. Bekkâr, ‘Ali’nin annesi; Fâtıma bint–i Esed b. Hâşim b. Abdi Menâf’tır. Deniliyor ki: Onun bir Hâşimî’ye çocuk doğuran ilk Hâşimî kadın olduğu söylenir. Müslüman olup Medine’ye hicret etmiştir. Orada ölmüş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından orada defnedilmiştir.”

Enes ’den:
“Ali’nin annesi Fâtıma bint–i Esed ölünce, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girip başucunda oturdu ve şöyle dedi: ‘Ey anne! Allah seni esirgesin! Annemden sonra benim annem idin. Senin yanında aç olurdum, beni doyururdun, çıplak olurdum beni giydirirdin. Yemezdin bana yedirirdin. Bununla sadece Allah’ın rızasını ve âhiret yurdunu isterdin.’ Sonra onun üçer kere yıkanmasını emretti. Kâfurlu su gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle döktü, sonra gömleğini çıkartıp ona giydirdi, kendi üstündeki hırka ile onu kefenledi. Sonra, Üsâme, Ebû Eyyûb el–Ensârî, Ömer ve siyah bir köleyi çağırıp kabrini kazdırdı. Bunlar onun kabrini kazdılar. Lahde ulaşınca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem kendi eliyle kazdı ve topraklarını da kendi eliyle çıkardı. İşini bitirince lahdin içine girip orada uzandı ve şöyle dedi: ‘Yaşatan, öldüren Allah’tır. Ölmeyen ve diri sadece kendisidir. Allah’ım! Esed kızı annem Fâtıma’yı bağışla! Onun hüccetini kendisine telkin et! Kabrini genişlet! Peygamber’in ve benden önceki peygamberlerin hakkı için. Çünkü Sen merhamet edicilerin en merhamet edicisisin.’ Namazını kıldırırken dört tekbir getirdi; kabre bizzat kendisi, Abbâs ve Ebû Bekr indirdi.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr vel–Evsat’ta).

Zeyd b. Erkam ’dan:
İlk Müslüman olan Ali’dir.” (Tirmizî, 3735).
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem pazartesi günü peygamber olarak gönderildi, Ali salı günü namaz kıldı.” (Tirmizî, 3728).
Bu mânâda hiçbir Müslüman yoktur ki, o, Alevî olmasın. Alevîlik, Ali’yi sevmekse, o halde bütün Müslümanlar Alevî’dir.
Ali’yi hiçbir münafık sevmez, hiçbir mü’min de Ali’den nefret etmez.(Tirmizî, 3717).

Ebû Saîd ’dan:
“Biz Ensâr topluluğu, münafıkları ancak, Ali’ye olan kin ve nefretlerinden tanırdık.” (Tirmizî, 3717).

“Ey Ali! Kıyamet günü, elinde cennet asalarından bir âsa bulunacak, onunla münafıkları benim havzumdan kovacaksın.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Evsat’ta).

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ali hakkında şöyle buyurdu:
“Kim ondan nefret ederse, benden nefret etmiş olur, kim de benden nefret ederse, Allah’tan nefret etmiş olur. Kim onu severse beni sevmiş olur. Kim beni severse Allah’ı sevmiş olur.”
(Bezzâr).

“Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti, Kendisinin de onları sevdiğini bana bizzat bildirdi.”
Dediler ki: “Kimdir onlar? Adlarını söyle, ey Allah Resûlü!”
“Ali onlardandır –Bunu üç kere tekrarladı– Sonra Ebû Zer, Mikdâd ve Selmân. Onları sevmemi emretti ve Kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi.
(Tirmizî).

Ali Aleyhisselam’dan:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan ile Hüseyin’in elinden tutup şöyle buyurdu: ‘Kim beni, bu ikisini, ve bunların anne ve babalarını severse, kıyamet günü, benimle beraber, benim derecemde olur’.” (Tirmizî, 3733).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06-25-2018, 03:49
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.335
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali Cennettedir.)
[Tirmizi, İbni Mace, Taberani, ibni Asakir, Beyheki, Darekutni, Hakim, Ebu Nuaym, ibni Sa’d]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder.) [Nesâî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi sevmek, ateşin odunu yaktığı gibi, müslümanların günahını yok eder.) [İ. Asakir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’ye düşman olanın düşmanı Allahtır.) [Ramuz]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (İlim on kısımdır. Dokuzu Ali’de, biri diğer halktadır. O, bu biri de onlardan iyi bilir.) [E. Nuaym]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’nin yüzüne bakmak ibâdettir.) [Hakim]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahı incitmiş olur.) [Taberânî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesai]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, senin sevdiğini sever, senin buğzettiğine buğzederim.) [Taberânî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (İmanın alametleri vardır. Birinci alameti Ali’yi sevmektir.) [M. Ç. Güzin]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır.) [Deylemî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali’yi sevmek, iman, ona düşmanlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, bana, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibisin. Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur.) [Buharî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali! Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kirâm]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı Alidir, Her şeyin bir kalkanı vardır, bu ümmetin kalkanı Ali’dir.) [Hatîb]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Bir kimseyi, Ali’den üstün gören beni yalanlamış olur.) [Râfi'î]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Cebrail dedi ki: Allah buyuruyor ki "Her ümmet kıyamette susuzluk görecek, yalnız Ali’yi sevenler müstesna.) [Râfi'î]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Şu dört kişinin sevgisi bir münafığın kalbinde toplanmaz. Selman, Mikdat, Ebuzer ve Ali) [İbni Asâkir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Allah, namazı, zekâtı ve orucu farz ettiği gibi, Aliyi sevmeyi de farz etti) [Vesile]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Başınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz) [Hakim, İ.Ahmed]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Sünnetime ve Ali'nin yoluna sımsıkı sarılın!) [Buharî]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ali Benim vezirim ve benden sonra halifemdir. Ali Benim lisanım üzerine konuşur; amcam oğlu Ali kardeşimdir, bayrağımı taşıyandır. Taberânî

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ümmetimin en merhametlisi Ali'dir, dinde en sağlam Ali'dir, en iyi hüküm veren Alidir.) [İbni Asâkir, Ebu Ya’la]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Her peygambere eşraf ve kerimden 7 kimse verildi. Bana ise 14 kişi verildi. Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer-i Tayyâr, Hamza, Ebuzer, Akil, Abdullah b. Abbas, Bilâl, Selman, Ammar, Fazl b. Abbas, Mikdat ve Huzeyfe ibni Yemani) [Hâkim, Ebu Nuaym]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: ( Ehli beytime ancak münafık buğzeder.) [İ.Asâkir]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali, müşrik olan bazı kimseler sana Buğzedecekler Allah onlara lanet etsin.) [Darekutni]

Hz.Muhammed (sav) buyurdu: (Ya Ali! Sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesi Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06-25-2018, 03:55
TUBA TUBA isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 106
TUBA is on a distinguished road
Standart

Allah www.aliyyenveliyullah.com sitesinin Kurucu ve Yöneticilerinden Razı Olsun İnşallah bizlere Bu İmkanları sundukları İçin

Bütün sahabelerin faziletiyle ilgili hadisler olduğu gibi, başta dört halife olmak üzere gerek gruplar halinde gerekse tek tek sahabilerin fazileti hakkında hadisler vardır. Bu rivayetler için Kütüb-i Sitte ve benzeri geniş kaynaklara bakmanızı tavsiye ederiz.

Hz. Ali (ra)'nin Faziletine Dair Bazı Rivayetler:

Rasulullah (s.a.v.) Hz. Ali (as) hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ali bendendir, ben de ondanım.”1

Bu hadis Rasulullah (s.a.v.) ile Hz. Ali (as) arasındaki maddi ve manevi münasebetlerin çokluğunu ve derecesini, aynı zamanda Hz. Ali (as)’nin faziletini gayet veciz bir şekilde ifade etmektedir. Bu münasebetleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

Bilindiği gibi Hz. Ali (ra), Peygamberin (sav) amcası Ebu Talib’in oğludur. Ebu Talip ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i hayatı boyunca hep koruyup müdafaa etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dedesi Abdülmuttalib’in vefatından sonra, Ebu Talip henüz küçük yaşta olan sevgili yeğeni Muhammed’i yanına alıp bakım ve himayesini üstlenmiştir.2

Hz. Ali (as), Rasulullah (s.a.v.)’in en çok sevdiği ve aynı zamanda neslinin devamına da vesile olan sevgili kızı Fatıma (as)’nın kocasıdır.

Hz. Ali (as) Peygamberimize (sav) ilk iman etme şerefine eren dört Müslümandan biri ve aynı zamanda en genci idi.3

Cennetle müjdelenen on kişiden ‘’Aşere-i Mübeşşere’’den biri de Hz Ali (as)’dir.4

Hz.Ali (as), ilim ve irfan menbaıdır. Nitekim bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.):

“Ben ilmin yuvasıyım, Ali de onun kapısıdır.” buyurmuşlardır.5

Hz. Ali (as) Rasulullah (sav)’ın dünya ve ahiret kardeşidir. Bununla alakalı İbn Ömer’in rivayet ettiği bir hadis şöyledir:

“Rasulullah ashabı arasında (Hicretten sonra Medine’de ensar ve muhacirin arasında) kardeşlik akdi yaptı. Bu esnada Ali, gözlerinden yaş akar halde ağlayarak (Rasulullah (s.a.v.)’in huzuruna ) geldi ve: “Ey Allah’ın Rasulü, ashabını birbirlerine kardeş ettin, beni ise kimseye kardeş etmedin.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): “(Ey Ali) Sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin.” 6 buyurdu.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Münafık Ali’yi sevmez, mümin de Ali’ye buğzetmez.”7

Kaynaklar:
1. İbn Mace, el-Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid, Sünen-i İbn Mace, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, c.I, s.44; Tirmizi, Menakıb, 21.
2. Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa, 1. Baskı, İstanbul, 1972, c.I, s.68.
3. Ahmed Cevdet Paşa, a.g.e., c.I, s.78.
4. İbn Mace, c.I, s.48.
5. Tirmizi, Menakıb, 21.
6. a.g.e.
7. a.g.e.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-02-2018, 01:43
AMMAR AMMAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 68
AMMAR is on a distinguished road
Standart

Paylaşımın İçin Allah razı olsun İnşallah
ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 07-02-2018, 07:39
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 730
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Allahumme salli ale muhammed ve ali muhammed ve accil ferecehum vel en edahum
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 06:16


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.