aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | HİLAFET-VELAYET

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #91  
Alt 05-08-2018, 06:45
aliyen veliyullah aliyen veliyullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 391
aliyen veliyullah is an unknown quantity at this point
Standart

İMAM ALİ (aleyhisselam)'ın FAZİLETİNDEN OKYANUSTAN BİR DAMLA

Hz.Muhammed (saa) Şehadetinden Sonra Bir tüccar Medine dışına uzun bir sefere çıkmak istiyordu. Emanet olarak birinci halifeye Beş bin dinar verdi ve sefere gitti. Yolculuğu çok uzun sürdü. Medine'ye geri döndüğünde halifenin vefat haberini aldı.

İkinci halifenin yanına gelerek meseleyi ona anlattı. Halife haberinin olmadığını söyledi.

Tüccar Salman-ı Farsi (ra) tanıyordu. Salman'ın yanına giderek Beş bin dinar konusundaki sıkıntısını ona anlattı.

Salman, tüccarı Hz. İmam Ali aleyhisselamın yanına götürerek meseleyi o hazrete anlattı.

İmam Ali aleyhisselam'la mescide geldiler ve şöyle buyurdular; Tüccarın emaneti falan yerdedir. Ebu Bekir onu oraya saklamıştır. Sonra Hz. Ali aleyhisselamın emri ile gösterdiği yeri kazdılar ve bin dinarı oradan çıkardılar.

İkinci halife Hz. İmam Ali aleyhisselama şöyle dedi; Muhakkak Ebu Bekir bu sırrı (emanetin yerini) sana söylemişti!

Hz. Ali aleyhisselam şöyle cevap buyurdu; Hayır bana söylemedi ve eğer birisine söylemesi icab etseydi bana değil, sır dostu olan sana söylerdi!

Ömer, öyleyse sen nerden bildin dedi?

Hz. İmam Ali aleyhisselam şöyle cevap buyurdu; Allah, yeryüzünde vuku bulan her hadiseyi bana haber vermesi için yere emir vermiştir.
Kaynak:
(Menakıb'i Murtezevi, s. 281)
Alıntı ile Cevapla
  #92  
Alt 05-10-2018, 08:05
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 110
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart Mücizelere Devam

Bir gün NEBIYULLAH MUHAMMED MUSTAFA(saa) sevenleri ile mescidde sohbet ederken,
ortalığı aniden bir toz bulutu sarar ve tozlar çökünce herkes kaçmak ister,
Çünkü ortada cok korkunç bir yaratık belirmiştir,
ne insana benzer, ne hayvana, o güne kadar kimse öyle bir mahluk görmemiş,
ürkütücü dehşet verici bir varlıktır..
NEBIYULLAH MUHAMMED MUSTAFA (saa);
Mesciddekilere durun oturun korkmayın der, O size zarar vermeye gelmedi oturun kokrmayın..
ve o yaratıga sorar; Kimsin ? Nesin ? Ne istersin ?
Yaratık kendini tanıtır ;
Ben ŞEYTAN'IN OĞLU, LAMİSİN OĞLU, HİM'İN OĞLU, HAM'IN OĞLUYUM BİR CİNİM,
VE SİZDEN BİR ŞEYİ SORUP ÖGRENMEYE GELDİM ..
MUHAMMED NEBIYULLAH (saa) ; Buyur sor ? der
İBLİSİN OĞLU CiN ; Adem Peygamber (as) yer yüzüne indirildikten sonra, o gün babamız iblis bize, Peygamberleri öldürme görevini verdi,
Biz Peygamberlerin kalplerine hükmedemeyiz onların kalpleri bizlerden korunmaktadır, ama onların vucutlarına zarar verebiliriz,
biz Adem Peygamberi öldürmeye giderken Adem peygamber ile aramıza bir genç girdi ve Ademi arkasına aldı, bizi karşına aldı ve biz O gençe karşı koyamadık bizi püskürtü ve biz kactık ,
O genç, Adem Peygamberi korudu ve biz dedik ki bi genç olsa olsa Adem den sonraki Peygamberdir babasını koruyor dedik ve Adem dünyasını degistirdi ve biz baktık ki Adem den sonra ki Peygamber Şit Peygamberdir Ve baktık ki Ademi koruyan O genç Şit degil , Gittik Şit'i öldürmeye ve O genc tekrar bizim karsımıza çıktı Adem'i koruduğu gibi Şit'ide korudu ve bizi geri püskürttü , ve biz kactık
dedik ki; bu genç Şit'ten sonra ki Peygamberdir , Ve Şit dünyasını değiştirdikten sonra biz Sam'ı Peygamberlik makamında gördük ,
Sam'ı öldürmeye gittik o genç yine karsımıza çıkıp bizi püskürttü bu hep böyle devam etti biz Nuh Peygameri öldürmeye gittik yine O genç bizi kacırttı bu hep böyle oldu Musa ' da böyle oldu Salih 'te böyle oldu Yusuf , Yahya , Zekeriya, Ibrahim Peygamberlerde Böyle oldu biz her seferinde dedik ki bu genç sonra ki Peygamberdir atasını koruyor diye ama biz o genci hiç Peygamberlik makamında görmedik..
Ey Resullullah biz biliyoruz ki sen son Peygambersin senden baska Peygamber gelmeyecek,
SENDEN ÖGRENMEK İSTEDİGİM O GENÇ KİMDİR ? MAKAMI NEDİR ?
NEBIYULLAH MUHAMMED MUSTAFA (saa); Sen o genci görsen tanır mısın ?
CİN ; Nasıl tanımam, Ey Nebiyullah , Ben onu 124.000 kez gördüm , Hemen tanırım..
NEBIYULLAH MUHAMMED MUSTAFA'nın (saa) sağ tarafında yanında bir genç oturmaktaydı ve başını yere eğmişti, NEBIYULLAH (saa) mübarek elini o gencin çenesinin altına koyup başını yukarı doğru kaldırdı ve iblisin oğlu cine dedi ki , O GENÇ BU MUDUR ?
ve Cin hemen korkuya kapılıp titrmeye başladı ve tam kaçacakken
NEBIYULLAH (saa) buyur du ki ; Korkma sakin ol bu sana zarar vermez sakin ol , niye korktun dedi ?
CiN ; EY ALLAHIN NEBİSİ RESULÜ (saa) , 124.000 Peygamberi koruyup bizi püskürten bize korku salan bu gençtir , Kimdir bu genç ??

NEBIYULLAH MUHAMMED MUSTAFA (saa); BU GENÇ BENIM KARDEŞİMDİR,
BU GENÇ BENİM AMCAMIN OĞLUDUR
BU GENÇ ALLAH"IN TAYİN ETTIĞİ VELİDİR
BU GENÇ ALLAH'IN TAYİN ETTIĞİ İMAMDIR
BU GENÇ BENİM VARiSiMDiR
BENİM SIRRIMIN MEKANIDIR
BENİM VASİİM DİR
HASAN HÜSEYIN'İN BABASIDIR
FATIMA'NIN EŞİDİR
İKİ ALEMİN ŞEFAAT EDENİDİR
INSANLARLA CİNLERİN İMAMIDIR
DİNİN REHBERIDİR
YÜZÜ AK VE NURLU OLANLARIN İMAMIDIR
MÜMİNLERİN EMiRiDiR
ALLAH'IN GALİP ASLANIDIR
GALİPLERE GALİP GELENDİR
CENNETİ CEHHENNEMİ BIR BIRINDEN AYIRANDIR
KÂBE'DE DOĞANDIR
HAYBERIN KALESINI ALANDIR
KONUŞAN KURANDIR
(BU GENÇ EBU TALİP OĞLU ALİ DİR ALİ (aleyhisselam)

MUHAMMED NEBIYULLAH (saa) BUYUR DU Kİ ;
ALİ BÜTÜN PEYGAMBERLER İLE SIR GELDİ , BENİM İLE AŞİKAR GELDİ..
Alıntı ile Cevapla
  #93  
Alt 05-30-2018, 07:38
aliyen veliyullah aliyen veliyullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 391
aliyen veliyullah is an unknown quantity at this point
Standart

“İmam Ali aleyhisselâm bir gün yolculuğu sırasında
Hayber Yahudilerinden biriyle karşılaştı. Yolculuğa birlikte devam
ettiler. Aşırı yağmurlar sonucu yol üzerindeki derede taşkınlar
meydana gelmiş ve yolu adeta yutmuştu. Yolculuklarına
devam etmeleri için bu dereyi geçmeleri gerekiyordu. Yahudi,
ketenden hazırlamış bir ipi beline doladıktan sonra suyun üzerinde
yürümeye başladı. Suyun üzerinde biraz ilerledikten sonra
İmam Ali aleyhisselâma şöyle arz etti: “Eğer benim bildiğimi
bilseydin sen de benim gibi bu suyun üzerinden yürüyerek geçerdin.
İmam Ali aleyhisselâm ona şöyle buyurdu: “Olduğun
yerde dur. İmam Ali aleyhisselâm sonra suya sertleşmesini emretti.”
Su, İmam aleyhisselâm’ın emrine riayet etti ve toprak gibi
sertleşti. İmam aleyhisselâm böylece suyun üzerinde yürümeye
başladı.
Yahudi, İmam aleyhisselâm’ın yürüdüğünü görünce şöyle
arz etti: “Ey yiğit! Sen ne söyledin ki su sert bir taşa dönüştü?”
Emir-el Mu’minin Ali aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Sen ne dedin
ki suyun üzerinde yürüdün? Yahudi şöyle arz etti: “Ben, Allah-u
Teâlâ’yı ismi azam ile çağırdım.” İmam Ali aleyhisselâm şöyle
buyurdu:“Allah’ın ismi azamı nedir? Adam arz etti: “Resûlûllâh
sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem’in vasisinin ismidir.” İmam
Ali aleyhisselâm şöyle buyurdu: “İşte ben, Resûlûllâh sallallahu
aleyhi ve âlihi ve sellem’in vasisiyim.” Yahudi bunu duyunca
İmam Ali aleyhisselâm’ın hakkaniyetine iman etti ve teslim
oldu.”
(Hafız Recep el-Bersi, "Meşarık-u Envar'ül Yakiyn" s.172; Seyyid Haşim el-Behrani "Medinet-ul Meâciz" c.1 s.430 h.290)
Alıntı ile Cevapla
  #94  
Alt 05-30-2018, 07:43
aliyen veliyullah aliyen veliyullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 391
aliyen veliyullah is an unknown quantity at this point
Standart

Ammar Yasir'den şöyle nakledilmiştir: “Ben, İmam Ali aleyhisselâm ile birlikte Küfe’ye yaklaşık on iki kilometre uzaklıkta olan “Nahile” adlı bir yerden geçerken, sayıları yaklaşık elli tane Yahudi erkek, Nahile’den dışarı çıkarak İmam Ali aleyhisselâm’a yaklaşıp şöyle arz ettiler: “İmam olan Ali bin Ebu Talib aleyhisselâm sen misin?” İmam Ali aleyhisselâm “Evet” diye buyurdu.

Onlar arz ettiler: “Bizim kitaplarımızda şöyle nakledilmiştir: “Bir sahrada üzerinde altı tane peygamberin isimlerinin yazılı olduğu bir taş vardır. Biz, şuan onu arıyoruz, lakin bulamıyoruz. Eğer sen, hakikaten de İmam aleyhisselâm isen o zaman bu taşı, bizim için bul.”

İmam Ali aleyhisselâm şöyle buyurdu: “O halde beni takip edin.”

Ammar diyor ki: “Onlar, İmam Ali aleyhisselâm’ın ardı sıra yola koyuldu. Bizde o Yahudilerle birlikte İmam Ali aleyhisselâmı takip ediyorduk. Bir müddet yol aldıktan sonra kumlarla kaplı büyük bir dağın bulunduğu sahraya vardık.”

İmam Ali aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Ey rüzgâr! Es ve bu taşın üzerindeki kumları dağıt.”

Masum aleyhisselâm’ın emrini duyan rüzgâr esmeye başladı. Kısa bir süre sonra dağların üzerindeki kumları dağıttığında bir taş ortaya çıktı. İmam aleyhisselâm şöyle buyurdu: “İşte bu, sizin aradığınız taştır.”

Arz ettiler: “Kitaplarımızdan okuduğumuz ve âlimlerimizden duyduğumuz kadarıyla, bu taşın üzerinde altı tane peygamberin isminin yazılı olması gerekiyor, ancak biz bu taşın üzerinde herhangi bir isim göremiyoruz.”

İmam aleyhisselâm onlara şöyle buyurdu: “İsimler bu taşın altında yazılıdır. O isimleri görebilmeniz için taşı çevirin.”

Bu sırada onlar, bin kişilik bir gurup oluşturup, o taşı çevirebilmek için el ele verdiler; lakin taşı yerinden dahi kımıldatamadılar.”

İmam Ali aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Geri çekilin!”

İmam aleyhisselâm, atın üzerinde olduğu halde mübarek ellerini o taşa doğru uzattı ve taşı tersine çevirdi. Taşın yüzeyine baktığımızda, şeriat sahibi şu altı peygamberin isminin yazılı olduğunu gördük: “Âdem aleyhisselâm, Nuh aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâm, Musa aleyhisselâm, İsa aleyhisselâm, Muhammed sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem”

Bu sırada Yahudilerden bir gurup, İmam Ali aleyhisselâm’ın eli ile “Biz, Allah’tan başka ilah olmadığına, Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in onun elçisi olduğuna ve senin o hazretin yeryüzündeki halifesi, Allah’ın hücceti ve Mu’minlerin Emiri olduğuna şehadet ediyoruz.” diyerek Müslüman oldular.

Sonra şöyle ikrar ettiler: “Seni tanıyan herkes, saadete varıp kurtuluşa ermiştir; sana muhalefet edip inkâr eden ise sapıklığa düşüp ateşe doğru hızla gitmektedir. Senin menkıbe ve faziletlerin haddinden aşkın, nimetlerinin çokluğu ise sayılamayacak kadar çoktur.”
(Fezaili ibn Şazan s73; Bihar-ul Envar c41, s257 18. Hadis; Nevadir-ul Mu’cizat s40,15.hadis; Uyunu-ul Mu’cizat s31)
Alıntı ile Cevapla
  #95  
Alt 06-04-2018, 01:38
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Mevla Alinin (as) Mahlukata rızık pay etmesi ve Kanberin şaşkınlığı!

Bu gece İmam Alinin (as) yara darbesi aldığı gecedir. Bu geceye has olarak, sizlere çok güzel ve oldukça manalı bir hadisi takdim etmek istiyorum. İnanıyorum ki, sabır ve temkinle bu hadisi okuyacak ve Alinin (as) makamından küçük bir zerrenin şahidi olacağız. Çünkü kamil surette zaten hiçbirimiz İmam Alinin (as) makam ve şahsiyetini derk edemeyiz. Buyurun hadise bakalım:

Muhammed İbni Himam, Ca`fer İbni Malik Fizariden, oda Muhammed İbni Sadakadan, oda Muhammed İbni Sinandan, oda Mufazzal İbni Ömerden, oda Cabir el-Cu`fiden, oda Tebuli ibni Halidden naklediyor ki, İmam Ali İbni Huseyin Es-Seccad (as)-dan Allahın Kur`anda bildirdiği (“Biz semada burçlar yarattık ve onu, bakanlar için bezedik”-Hicr: 16) ayeti hakkında sorduk.

İmam Seccad (as) buyurdu: “Bir gün, İmam Ali (as)-ın hizmetçisi Kamber, İmamın (as) isteğini sormak için onun evine geldi. Kamberin karşısına, Fizze adında cariye çıktı. Kambər dedi: “Emirel-Mü`minin nerdedir?” Fizze dedi: “Semada olan burçlardadır.” Kamber dedi: “Emirel-Mü`mininin semada olan burçlarda olduğunu bilmiyordum. Ali (as) orada ne yapıyor ki?” Fizze dedi: “Ali (as), burçların en yükseğinde, rızıkları pay ediyor
. Ecelleri ve yaratılacak şeyleri ta`yin ediyor. Öldürüyor ve diriltiyor. Aziz kılıyor ve Zelil ediyor!”

Kambər bu sözləri duyduktan sonra, heyretlendi ve şaşkınlık içinde Fizzeye dedi: “And olsun Allaha ki, Ali (as)-ı gördüğüm gibi, senin gibi Kafirden o Hazrete(as) şikayet edeceğim ve duyduklarımı ona haber vereceğim!!”

Tamda bu sırada İmam Ali (as) geldi ve Kamberi şaşkınlık içinde gördü. İmam Ali (as) Kamberden sordu: “Seninle Fizze arasındaki münakaşanız nedir?”

Kamber, Fizzenin dediklerini İmam Ali (as)-a dedi ve şaşkınlık içinde kaldığını hazrete arz etti.

İmam Ali (as) buyurdu: “Ey Kamber! Yoksa sen Fizzenin dediklerini inkarmı ettin?” Kamber dedi: “Elbette! Hiç çekinmeden en şiddetli şekilde inkar ettim! Bu haddi aşacak (gulat) sözlerdir!”

İmam Ali (as), Kanberden yaklaşmasını istedi. Kanber yaklaştığı gibi, İmam Ali (as) elini Kanberin gözlerine çekti. O anda, Kanber semanın ve içindekilerinin, İmam Alinin (as) elinde sanki bir yüzük gibi olduğunu ve ceviz şeklinde dönderdiğini müşahade etti. Kanber diyor ki, And olsun Allaha ki, çeşit çeşit mahluklar gördüm ki, yakınlaşıp uzaklaşıyorlardı. Bu mahlukatları Allahın(svt) yarattığından bu zamana kadar habersiz idim ve bilmiyordum.

İmam Ali (as) buyurdu: “Ey Kanber! Bu, evvelimiz ve Ahirimiz (Ehli-Beytin (as) hepsi) için geçerlidir. Biz, onları yarattık. İçindekileri, yanındakileri, altındakileri, hepsini biz yarattık!”
Bu vaziyetten sonra, İmam Ali (as) yeniden elini Kanberin gözlerine çekti.

Kanber diyordu: “Gözümle gördüğüm o şeylerin hepsi kayboldu. Ve hiçbir şey görmemiş gibi, yeniden evvelki halime döndüm.”

(Şeyh Mirza Muhammed Taki Mamekani “Sahifetul-ebrar” kitabı, cilt 3/sayfa 239-240. Neşriyyat: “Daru Meheccetul-Beyza” Beyrut-Livan)
Alıntı ile Cevapla
  #96  
Alt 06-25-2018, 03:39
canpolat canpolat isimli Üye şuanda  online konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2012
Mesajlar: 557
canpolat is an unknown quantity at this point
Standart

حدیث کرد ما را محمّد بن همّام او گفت: حدیث کرد ما را جعفر بن محمّد بن مالک، او گفت: حدیث کرد ما را اسحاق (1) بن سنان، او گفت: حدیث کرد ما را عبید بن خارجه از علیّ بن عثمان و او از فرات بن احنف و او از): ابی عبد اللَّه جعفر بن محمّد و آن حضرت از پدرانش علیهم السّلام: فرمود:
در دوران امیر المؤمنین آب فرات طغیان کرد، امیر المؤمنین و دو فرزندش حسن و حسین سوار شدند و چون بطایفه ثقیف گذر کردند آنان گفتند که علیّ علیه السّلام آمده است که آب را برگرداند، علیّ علیه السّلام فرمود: هان بخدا قسم که من خودم و این دو فرزندم بطور مسلّم کشته خواهیم شد و حتما خداوند مردي را از اولاد من در آخر الزّمان بخون خواهی ما بر میانگیزد و او حتما از آنان پنهان خواهد شد تا گمراهان مشخّص شوند، تا آنجا که یک فرد نادان خواهد گفت: خدا را در آل محمّد نیازي نیست.

1- ...Fırât bin Ahnef der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam babalarından şöyle nakleder: Emirülmüminin aleyhisselam’ın zamanında Fırat nehri taştı. Hz. Ali iki oğlu Hasan ve Hüseyn’i de alarak bir sala bindi. Sakif kabilesinin yanından geçerken dediler ki: Hz. Ali suyu geri döndürmek için geldi. Hz. Ali aleyhisselam ise şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki ben ve bu iki oğlum öldürüleceğiz. Allah ahir zamanda benim evlatlarımdan birini gönderecek ve kanımızı talep edecektir. O bir süre onlardan uzaklaşacak, böylece dalalet ehli ayrılacaktır. Öyle ki CAHİL ŞÖYLE DİYECEK: ALLAHA ULAŞMAK KONUSUNDA AL-İ MUHAMMEDE İHTİYAÇ YOKTUR.”
Alıntı ile Cevapla
  #97  
Alt 07-11-2018, 03:26
BETÜL ZEHRA BETÜL ZEHRA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 124
BETÜL ZEHRA is on a distinguished road
Standart İmam Ali (as)'ın Yahudi Alimlere Cevabı

İmam Ali (as)'ın Yahudi Alimlere Cevabı

İmam Ali Aleyhisselamın yanına yahudi hahamları gelerek biz sana çeşitli konular hakkında sorular sormak istiyoruz. Eğer bu sorulara cevap verebilirsen. İslam dininin hak din ve Muhammed’in gerçek peygamber olduğuna inanacağız. Eğer cevap veremezsen İslam dininin batıl ve Muhammed’in yalancı olduğunu anlarız. ”
Hz. Ali yahudilere dönerek. “ Bana istediğinizi sorun ” dedi.
Yahudiler
“ Bize göklerin kilidini ve anahtarlarının ne olduğunu söyle ”
“ Göklerin kilidi Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü kul müşrik ise hiçbir ameli kabul edilmez. Bunun anahtarı ise Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmektir. ”
“ Peki içindekiyle birlikte yüzen mezar nedir? ”
“ Yunus bin Metta’yı yutan balıktır ki onunla yedi denizde dolaştı. ”
“ İnsanlardan ve cinlerden olmadığı halde kavmini uyaran kimdir? ”
“ O Davut oğlu Süleyman’nın karıcasıdır. Kavmine dedi ki: Ey karıncalar yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları bilmeden üzerinize basmasınlar. ”
“ Yeryüzünde yürüyüp de ana rahminden doğmamış olan beş şey nedir? ”
“ Bunlar Adem, Havva, Salih’in devesi, İbrahim’in koyunu ve Musa’nın asasıdır. ”
“ Keklik öterken ne der? ”
“ Rahman tahtına oturdu der ”
“ Horoz öterken ne der? ”
“ Allah’ı zikredin ey gafiller der ”
“ Toygar Kuşu öterken ne der? ”
“ Allah’ım Muhammed’e ve Ehli Beytine kin güdenlere lanet et der ”
''Ruhu olmayıpta nefes çeken şey nedir?''
'' Nefes çeken sabah vaktidir. Kuranda derki;and olsunki gündüz kaybolup gece çıkan yıldızlara,akıp gidenlere,kararmaya başlayan geceye, ve NEFES ÇEKEN SABAHA.''
''Eti ve kemiyi olmayıpta konuşan şey nedir?
'' CEHENNEM''
''Peygamber ve melek ve insan ve cinlerden olmayan elçi nedir?
'' Süleymanın Hüd Hüd kuşudur''
''Yeryüzünde ilk öldürülen kimdir?
'' Habil''
''Rüzgarın ilk titrettiyi ağaç hangisidir?
'' Nuh'un gemisinin yapıldığı Hint Meşesidir.
... ve onlarca soru sonrası...
Yahudiler üç kişiydiler. İkisi dediler ki: Tanıklık ederiz ki, Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed de onun Peygamberidir. Üçüncüsü ise “ Ey Ali arkadaşlarımın kalbine iman ve tasdik girdi. Ancak benim sormak istediğim bir sorum daha var. ” dedi. “ İstediğin sor ” dedi Hz. Ali.
Yahudi “ Bana öldükten 309 yıl sonra Allah’ın dirilttiği topluluktan haber ver. ”dedi. Hz.Ali “ Bunlar Ashab-ı Kehf’tir. Peygamberimize inen Kur’an’da bunların hadisleri mevcuttur.
Yahudi “ Kitabınızı okuduk ” dedi. “ Eğer gerçekten alimsen bana Ashab-ı Kehf’in isimlerini, bulundukları şehrin ismini, kehfin içinde bulunduğu dağın ismini, kehf isminin nerden geldiğini açıkla. Bana onların hikayelerini baştan sona kadar anlat! ”
Hz. Ali “ Resulullah bana onların hikayesini anlattı ” dedi. “ Cahiliye döneminde Efsus denilen bir Rum şehri vardı. İslamiyet geldikten sonra adı Tartus oldu. Onlara hükmeden iyi bir kral vardı. Kralları öldükten sonra Fars krallarından Dıkyanus askerleriyle Efsusu işgal etti. Efsus’u krallığına merkez yaptı ve içinde büyük bir saray inşa etti. ”
Yahudi “ Eğer gerçekten alimsen bana o sarayı tarif et. ”dedi.
Hz. Ali “ Ey yahudi ; uzunluğu ve genişliği bir fersah olan mermerden bir saray inşa ettirdi. Sarayda dört bin altın kaplamalı sütun ve bin kadar altından kandil vardı. Kandillerin içinde uzun kat kat sıralanmış gümüş taneleri vardı. Sarayın doğusuna ve batısına yüz seksen asker koymuştu. Güneş doğduğu zaman buradan doğuyor, battığı zaman yine buradan batıyordu. Sarayda altından ve çeşitli mücevherlerden yapılmış uzunluğu seksen genişliği kırk zira’ (karış) olan bir taht vardı. Tahtın sağında ve solunda seksen tane altından koltuk vardı. Sağında kumandanları solunda hükmü altında bulunan kralları oturturdu. Tahtına oturur ve tacını başına giyerdi.”
Yahudi “ Eğer gerçekten alimsen tacın neyden yapılmış olduğunu söyle. ”dedi.
Hz. Ali “ taç denizden çıkarılmış değerli incilerden yapılmış olup dokuz köşesi her köşesinde yıldızlar gibi parlayan değerli taşlar vardı. Kral kendine kumandan çocuklarından elli kişi edindi. Onları yanından hiç ayırmadı. Bilgin evlatlarından altı kişiyi kendisine vezir yaptı. Hiçbir işini onlara danşımadan yapmadı. Üçü sağında üçü solunda otururdu. ”
Yahudi “ eğer gerçekten alimsen bana bu altı kişinin isimlerini söyle. ”dedi.
Hz. Ali “ Sağındakiler Temliha, Mekselmina, Mehselmina idi. Solundakiler ise Fmertalyus, Keştus ve Sadinyus idi.Kral hükmünde otuz yıl boyunca hiçbir ağrısı olmadı. Hiç hastalık geçirmedi. Kendisinde bunu görünce, haddini aştı, azgınlık gösterdi, Allah’ı reddederek tanrılık iddasında bulundu ve sapıklığa düştü. Kavminin büyüklerini çağırarak onlardan kendisine tapınmalarını söyledi. Kabul edenlerin her istediğini yaptı. Kabul etmeyenleri ise öldürttü. Tüm kavmi onu tanrı kabul etti. Uzunca bir zaman ona ibadet ettiler.
Bir gün tacı başında tahtta otururken kumandanlarından biri Fars askerlerinin isyan ettiğini ve kendisini öldürtmek için harekete geçtiklerini söyledi. Kral bunu duyunca o kadar sinirlendi ki tacı yere düştü. Sağında duran üç vezirin en akıllısı olan Temliha olanları gördü ve kendi kendine eğer Dıkyanus dediği gibi ilah olsaydı, niye üzülsün, niye uyusun ve niye diğer insanlar gibi hacet gidersin diye düşündü. Halbuki bunlar bir tanrının sıfatı olamaz. Altı vezir hergün birisinin yanında toplanıyorlardı. O akşam sıra Temlihadaydı. Onda toplandılar, yediler, içtiler. Ama Temliha hiçbir şey yemedi ve içmedi.
Arkadaşları meraklanıp “ Hayırdır Temliha neden bir şey yemedin? ” diye sordular. Temliha “ Kardeşlerim içime öyle bir ateş düştü ki beni yemeden içmeden alıkoydu. ” dedi. Arkadaşları “ o ne Temliha ? ” diye sordular.
Temliha “ Düşüncelerim gökyüzüne daldı. Bir yere asmadan ve altına direk koymadan semayı havada kim tuttu? Kim ayı ve güneşi belli bir düzeyde yarattı? Kim yıldızlarla geceyi süsledi? Sonra düşüncelerim yeryüzüne daldı. Sonsuz uzay boşluğunda bu dünyayı kim yarattı? İçinde bulunduğu sistemi kim düzenledi? Kim kendi atmosferi içinde onu hapsetti? Kim büyük büyük dağlarla onu dengede tuttu? Daha sonra düşüncelerimi kendi nefsimde derinleştirdim. Kim beni annemin karnından bebek halinde çıkmamı sağladı? Kim bana rızkından verdi de onun nimetiyle yaşadım? Bütün bunları yapan kral Dıkyanus olabilir mi? ” dedi.
Arkadaşları dediler ki “Senin kalbine düşen bizim de kalbimize düşmüştür. Sen bize yol göster.” Temliha “ Ey kardeşlerim kendime ve size bu zalim kraldan gökyüzünü ve yeryüzünü yaratana kaçmaktan başka bir yol göremiyorum.” diye cevapladı.
Atlarına binip şehirden üç mil kadar uzaklaştıktan sonra Temliha onlara “ kardeşlerim şu an dünya malı elimizden gitti.ve bizim de onunla işimiz bitti. Atlarınızdan inin ve yürüyün. Belki Allah bu vesileyle yolumuzu açık kılar ve bu durumdan bize bir çıkış yolu sağlar. ” dedi. Atlarından inip yedi fersah kadar yürüdüler. Yürümeye alışık olmadıkları için ayakları kanamaya başladı. Yolda bir çobanla karşılaştılar. Ona sende su veya yoğurt bulunur mu diye sordular. “ Dilediğiniz bende mevcuttur ” dedi çoban. “ Ancak ben sizde kralların simasını görüyorum ve sanırım bir şeyden kaçmaktasınız. Bana hikayenizi anlatın. ” Dediler ki: “Biz öyle bir dine girdik ki yalan söylemek bize helal değildir. Doğru söylemek bizi kurtaracak mı?” Dedi ki: “ Evet ”. Ona başlarından geçeni anlattılar. Çoban biraz düşündükten sonra “kalbinizdeki şüphe benim içime de düşmüştür. Beni koyunları sahiplerine götürünceye kadar bekleyin. Sonra size döneceğim. ” dedi. Dönmesini beklediler. Geldiğinde yanında köpeği de vardı.”
Yahudi ayağa kalkarak “ Ey Ali eğer gerçekten alimsen bana köpeğin hangi renkte olduğunu ve ismini söyle. ” dedi.
Hz. Ali “ Ey yahudi köpeğin üzerinde siyah benekler vardı. Adı da Kıtmir’di. ”
“Köpeği gördükleri zaman köpeğin kendilerini ele vermelerinden çekindiler. Taşlarla onu kovmağa çalıştılar. Köpek ayakları üzerine oturdu, başını önüne eğdi. Fasih ve anlaşılır bir dille dedi ki: “Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederken neden beni kovuyorsunuz. Bırakın sizi düşmanlarınızdan koruyarak Allah’a yaklaşayım.” Köpeği bıraktılar. Çoban onları bir dağa çıkardı ve birlikte bir mağaraya gizlendiler.”
Yahudi “ Ey Ali bu dağın ve mağaranın adı nedir? ” diye sordu.
Hz. Ali dedi ki: “ Ey yahudi dağın adı Naacilus, mağaranın adı ise Vasid idi. Mağaranın avlusunda yemiş dolu ağaçları, ve fışkırıp akan kaynak suyu vardı. Su ve yemek ihtiyaçlarını giderdiler. Karanlık batığındaysa mağaraya girip uyudular. Köpekse kapıda kaldı. Allah ölüm meleğine ruhlarını almasını emretti ve uyurken sık sık sağ ve sola çevirmesi için kişi başına iki melek görevlendirdi.
Kral Dıkyanus bayramından geri döndüğünde vezirlerini sordu. Durumu öğrenince seksen bin askeriyle birlikte izlerini sürmeğe başladı. Dağa vardılar ve mağarayı buldular. Kral mağaraya yaklaştı ve onların yerde uyuduklarını gördü. Yanındakilere “İsteseydim onları cezalandırabilirdim fakat kendi nefislerine verdikleri cezanın yanında hafif kalır. Bana mimarları çağırın.” der. Mimarları getirtir. Ve mağaranı ağzını çamur ve taşlarla kapattırır. Daha sonra yanındakilere şöyle dedi. “Onlara deyin ki eğer söyledikleri gerçekse gökteki tanrısı onları buradan çıkartsın. ”
Mağaradakiler üçyüz dokuz yıl sonra Allah’ın onlara ruh üflemesiyle güneş doğarken uyandılar. Birbirlerine “Bu akşam yüce Allah’ı ibadette dalgınlığa düştük. Haydi kaynağa gidelim.” Bir baktılar ki kaynak suyu artık akmıyor ve ağaçlar kurumuş. Birbirlerine bu çok garip kaynak nasıl bir gecede kurur ve ağaçlar nasıl kurur. Allah onlara açlık hissini verdi. “Kim bize şehirden yemek getirecek” dediler. Telmiha onlara dedi ki “ Kardeşlerim size benden başka kimse yemek getirmeyecek, yalnız çoban kardeşim bana elbiselerini ver ben de sana elbiselerimi vereyim.” Telmiha çobanın elbisesini giydi ve şehre indi. Fakat geçtiği yerleri bir türlü çıkaramıyordu. Şehrin giriş kapısına varıncaya kadar yürüdü. Kapıya baktığında üzerinde Le ilahe illallah İsa ruhullah (Allah’tan başka ilah yoktur ve isa onun ruhudur.) diye yazıldığını gördü. Telmiha hayretler içinde kaldı. Gözlerini ovmaya başladı. Kendisini uykuda gibi hissetti. Kendine gelinceye kadar uzun süre bekledi ve şehre girdi. İncili okuyan çeşitli gruplarla karşılaştı. Hiç tanımadığı insanlarla karşılaştı. Daha sonra pazara kadar ulaştı. Orda bir fırıncıyla karşılaştı. “Bu şehrin adı nedir? ” diye sordu fırıncıya. Fırıncı “Efsus”dedi. “ Peki kralınızın adı nedir? ” diye sordu Temliha. Fırıncı “Abdurrahman” dedi. “ Eğer dediklerin doğruysa benim durumum çok şaşırtıcıdır. Bana bu dirhemlerle yemek ver” dedi Temliha elindeki eski paraları fırıncıya uzattı. Dirhemler ağır ve büyüktü. Fırıncı dirhemleri görünce çok şaşırdı.”
Hz. Ali kaldığı yerden anlatmağa devam etti. “ Fırıncı ona sen hazine bulmuşsun ya bir kısmını bana verirsin ya da seni krala şikayet ederim.” Temliha “ Ben hazine bulmadım. Bunlar üç dirheme sattığım hurmaların karşılığıdır. Üç gün önce buradan gittiğimde bu şehrin insanları Kral Dıkyanus’a tapıyorlardı.” dedi. Öfkelenen fırıncı “Bir hazine bulduğun halde bir kısmını bana vermeyi kabul etmiyorsun. Bu da yetmiyormuş gibi üç yüz yıl önce ölen kendini tanrı sanan birini zikrederek benimle dalga geçiyorsun.”dedi. Fazla gürültü olunca etraflarında insanlar toplanmağa başladı. Fırıncı daha sonra Temliha’yı krallarının yanına götürdü. Çevresindekiler de onunla birlikte gittiler. Akıllı ve adil bir kralları vardı. Kral durumu sorunca “Bu şahıs bir hazine buldu”dediler. Kral Telmiha’ya dedi ki: “Telaşlanma, çünkü peygamberimiz İsa ( A.S.) bulunan hazinelerden sadece beşte birini almamızı emretti. Bana bulduğun hazinenin beşte birini ver ve selametle git.” Temliha “ Ben hazine falan bulmadım. Ayrıca ben bu şehirde yaşıyorum.”dedi. Kral “Sen bu şehirde mi yaşıyorsun?” diye sordu. Telmiha “Evet”dedi. Kral “Bu şehirde kimi tanıyorsun? ”diye sordu. Telmiha ona yaklaşık bin kişinin adını saydı. Fakat kral ve yanındakiler bu şahıslardan kimseyi tanımadılar. Kral “Bu şahısları tanımıyorum, ayrıca bu şahısların bizim zamanımızda olduğunu da sanmıyorum. Peki senin bu şehirde bir evin var mı?” dedi. Temliha “Evet, istersen benimle birini gönder evimi göstereyim” dedi. Kral birkaç kişiyi onunla birlikte yolladı.
Temliha onları şehrin en yüksek evine götürdü. “Bu benim evimdir” dedi. Sonra kapıyı çaldı. Kapıyı ihtiyarlıktan göz kapaklarını zoraki açabilen yaşlı bir adam açtı. “Ne istiyorsunuz?” diye sordu. Kralın elçisi ona “Bu şahıs evin kendisine ait olduğunu iddia ediyor ”dedi. İhtiyar adam öfkelendi ve Telmiha’ya yönelerek “Senin adın ne ?” diye sordu. Telmiha “Telmiha bin Falsin”dedi. İhtiyar adam bir daha söylemesini istedi. O da bir daha tekrarladı. İhtiyar adam Temliha’nın ayaklarına kapandı, ellerini öpmeğe başladı ve “Kabe’nin rabbi üzerine yemin ederim ki bu adam benim dedem. O kral Dıkyanus’tan kaçan ve yeri ve göğü yaratan Allah’a sığınan şahıslardan biriydi.”dedi. Hz. İsa bize onlardan bahsetti ve “Onlar yeniden dirilecek”dedi. Durumu haber alan kral hemen yanlarına geldi. Temliha’ya arkadaşlarının durumunu sordu. Temliha onların mağarada olduklarını söyledi. Şehri iki hükümdar yönetiyordu. Biri müslüman diğer hiristiyandı. Kral ve Temliha atlarına bindiler yanlarındakiler de onlara katıldı. Mağaraya yaklaştıkları zaman Temliha onlara “Ey insanlar, arkadaşlarım at adımlarını, hayvan seslerini ve silah çınlamalarını duyup Dıkyanus’un onları öldürmeğe geldiğini sanarak korkabilirler. Bu yüzden biraz bekleyin içeri girip onlara durumu anlatayım.” dedi. Temliha içeri dostlarının yanına girdi. Arkadaşları onu görünce seni Dıkyanus’tan koruyan yüce Allah’a şükürler olsun dediler. Temliha “Bırakın Dıkyanus’u ne kadar uyuduğumuzu biliyor musunuz?” dedi. “Bir veya iki gün”dediler. Telmiha “Tam üç yüz dokuz yıl uyudunuz. Dıkyanus öldü ve üzerinden birkaç yüzyıl geçti.” dedi. “Halk yüce Allah’a iman etti. Şu an sizin için geldiler.” Ona dediler ki, “Sen bizi tüm insanlara fitne yapmak mı istiyorsun? ” “Peki ne yapmak istiyorsunuz ”diye sordu Temliha. “Ellerimizi açıp Allah’a dua edelim ” dediler. “ Allahım bize bizim nefislerimizde gösterdiğin mucizelerin hakkı için ruhlarımızı bizi kimse görmeden al” diye dua ettiler. Allah ölüm meleğine ruhlarını alması için emir verdi ve mağaranın kapısını kapattı. Daha sonra iki kral yedi gün boyunca dağın etrafında dolaşmalarına rağmen mağaraya giren ne bir kapı ne bir çıkıntı buldular. Böylece Allah’ın kudretini gördüler.
“ Bu ehli Kehfin hikayesidir. Allah için söyle bu söylediklerim tevratınıza uygun mu oldu? ” Yahudi. “ Ne bir eksik ne bir fazla söyledin. Beni yahudi olarak çağırma şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir ve sen de bu ümmetin en alimisin.”
Kaynakar:
Ebu İshak Ahmet bin Muhammed es-Salebi “Arâis et-Tiycân” S.232-239
El-Hilli “Keşf’ül Yakin S.431-446
Ed-Deylemi “İrşad’ül Kulûb” C.2, S.236-245
El-Emini “el-Gadir” C.6, S.148-155
El-Hatip Şeyh Muhammed Ridâ el-Hakîmi “Selüni kable en Tefkudûni” C.1, S.95-103
es-Seyyid Murtada Hüseyni "Fedail'ül Hamse min es-Sıhah es-Sitte" C.2, S.290-300
Merkez el-Mustafa “Selman’ül Farisi” S.272-274
El-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.14, S.411-419
Er-Râvendi “Kısas el-Enbiya” S.255-261
Nimetullah el-Cezairi “Kısas el-Enbiya” S.495-502
Alıntı ile Cevapla
  #98  
Alt 08-03-2018, 01:16
meclisi meclisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 30
meclisi is on a distinguished road
Standart

Güneşin Ali (aleyhisselam)) için iki defa iade edilmesine dair hadisler.
Kaynaklar:
(Esrar'il Merfu'a, 121; Acluni, Keşf'ul Hafa, 1/161; Tahavi, Müşkil'ul Asar, 2/8-14, 4/388; Taberani, Kebir, 7/26; Kurtubi, 15/97; Beyheki, Delail; Ukayli, 3/327, #348; Kadı İyaz, eş-Şifa bi Ta'rif Hukuk'il Mustafa, 548-549; Heysemi, Mecma'uz Zevaid, 8/297; Kastalani; Suyuti; Sehavi)
Alıntı ile Cevapla
  #99  
Alt 11-12-2018, 10:18
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart Bir Erkek ve Bir Kız Çocuk Üzerinde İhtilaf Eden İki Cariye

Bir Erkek ve Bir Kız Çocuk Üzerinde İhtilaf Eden İki Cariye
Câbir Cu'fî, Temim b. Huzâm el-Esedî'den şöyle nakletmiştir: "Halife Ömer'in yanına bir erkek ve bir de kız çocuk üzerinde ihtilaf eden iki cariye getirildi. Ömer şöyle dedi: 'Sıkıntıları gideren Ebu'l-Hasan (Ali) nerededir?' Hz. Ali'yi yanına çağırdılar ve o olayı kendisine anlattı. Hz Ali, iki şişe istedi ve onların ağırlığını tarttı. Daha sonra cariyelerden her birisinin şişelerden birisine sütlerini sağmasını emretti. Ardından sütleri tarttı ve biri diğerinden ağır geldi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Erkek evlat, sütü ağır gelen cariyenindir, kız evlat ise sütü hafif olanın.' Bunu gören Halife Ömer 'Bu hükmü neye dayanarak söyledin Ey Ebel-Hasan?' diye sorunca, Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: 'Çünkü Allah, erkeğin payını kadının payının iki katı olarak belirlemiştir!"[1]

KAYNAK: [1]- El-Fusûlü'l-Mie, c.5, s.332, Menâkıb-u Âl-i Ebî Tâlib, c.2, s.368'den naklen
Alıntı ile Cevapla
  #100  
Alt 11-13-2018, 09:21
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

ZUHURUNDA PUTLARIN YIKILMASI

Hazret-i Câbir bin Abdüllah “radıyallahü teâlâ anh” tan nakledilmiştir:

Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem” hazretlerinden, Alî bin Ebî Tâlib (as)’in doğumundan soruldu.

Buyurdu ki: “Doğan evlâdın iyiliğinden sorunuz. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri, Alî “kerremallahü vecheh” ile beni aynı nûrdan yarattı. Her ikimiz bir nûrdanız. Gökleri ref’ etmeden evvel ve yerleri sermeden önce, bizi yarattı. Biz, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin huzûrunda tespih ederdik. Yok olmadan bir nesilden bir nesle intikâl ettik. Tâ Abdülmuttalib’e eriştik. Sonra ben, Abdüllah’a intikâlden sonra, Âmine’de vedî’a olundum.

Alî, Ebû Tâlibe intikâlden sonra, Fâtıma binti Esed katına vedi’a olundu. Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bizi pâk ve tâhir vücûda getirdi. Sonra hazret-i Alî’yi Fâtıma binti Esed’de karâr tuttu. Melekler müjde verdiler. O zamân bir adam rü’yâsında gördü. Süâl etti: “Bu doğan kimdir?” Dediler: “O, Alî’dir.” O vücûda geldiği vakit, Mekke-i Mükerreme’de zelzele oldu. Putların hepsi yüz üstü düşüp, ehl-i Mekkenin cümlesi korkup, dediler ki: “Bu gece bir yeni hâdise zuhûr etti.” Onlar bu hâlde iken bir nidâ edici nidâ etti. Hâlbuki hiç kimseyi görmediler. Hazret-i Alî anası Fâtıma binti Esed’den doğdu. Gök onun nûru ile ışıklandı. Yıldızlar arttı. Kureyşliler bundan bir acaiplik, hayret edicilik gördüler. Nidâ olundu: “Müjdeler olsun size ki, bu gece, müşrikleri kahredici, münâfıklara gazap edici, âbidlerin süsü, Resûl-i Rabbil âlemînin mührü, imâm-ül Hüdâ, göklerin yıldızı, karanlıkların lâmbası zuhûra geldi”
(Seyyid Eyyub bin Sıddık “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, Otuzüçüncü Menakıp)
Alıntı ile Cevapla
  #101  
Alt 11-13-2018, 09:22
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

SARSINTIYI DURDURMASI

“Yer, o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı, ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insan: ‘Buna ne oluyor?’ dediği zaman, o gün yer, bütün haberlerini anlatacaktır. Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir” (Zilzal Süresi 1-5. Ayetler)

Hz. Fatıma ez-Zehra anamız anlatıyor: Ebu Bekir’in halifeliği zamanında Medine’de bir sarsıntı oldu. Bundan korkan halk, Ebu Bekir ve Ömer’in yanına geldiklerinde, hepsi Hz. Ali’nin evine doğru gittiler. Onlar daha Hz. Ali’nin evine varmadan önce, kendisi onları dışarıda karşıladı ve onlarla yüksek bir yere çıktı. Hz. Ali yere oturduktan sonra onlara hitaben buyurdu ki: ‘Şu gördüğünüz mü, sizi korkuttu?’ hepsi dediler ki: ‘Bu gördüğümüz bizleri nasıl korkutmasın ki, şimdiye kadar böyle bir sarsıntı görmedik.’ Hz. Ali, dudaklarını kıpırdatıp, eli ile yere vurduktan sonra şöyle buyurdu: ‘Sana ne oluyor? Sakin ol!’ Yer, bunun üzerine hemen sakin oldu. Orada bulunanların hepsi de olanlara şaşırdılar. Hz. Ali buyurdu ki: ‘Sizler, şimdi yapmış olduğumdan mı şaşırıyorsunuz?’ Dediler ki: ‘Evet’ Hz. Ali buyurdu ki: ‘Şanı Yüce olan Allah’ın: “Yer, o şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı, ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insan: ‘Buna ne oluyor?’ dediği zaman...” buyurmuş olduğu o insan benim. Daha sonra yer bana bütün haberini söyleyecektir.’

(Fayd el-Keşani “Tefsir’üs Safi” C.5, S.357-358 / Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrâr” C.2)
Alıntı ile Cevapla
  #102  
Alt 11-13-2018, 09:24
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

GÜNEŞ’E SELAM VERİP GÜNEŞİN ONUNLA KONUŞMASI

* İmam Hasan el-Askeri, babası, dedelerinden naklen, Resulullah (saa) İmamı Ali’ye şöyle buyurdu: “Ey Hasan’ın babası Güneş’e hitap et, o sana cevap verecektir.” Müminlerin Emiri şöyle hitap etti: “Selam olsun sana ey Allah'ın itaatkar kulu.” Güneş şöyle cevap verdi: “Selam senin üzerine de olsun ey Müminlerin Emiri, takva sahibi olan insanların imamı ve ak yüzlülerin komutanı.” (el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde” 140 İstanbul Bas.)

* - Resulullah (saa) İmam Ali bin Ebi Talib (as)’ye şöyle buyurdu: “Ey Hasan’ın babası! Güneş ile konuş, kendisi sana cevap verecektir.”

İmam Ali şöyle buyurdu: “Sana selam olsun, ey salih ve Allah'a itaatkar olan kul”

Bunun üzerine güneşten şöyle bir nida geldi: “Sana da selam olsun ey Müminlerin Emiri, takva ehlinin imamı, ak yüzlülerin komutanı. Ey Ali, sen ve şian (yandaşların) cennettesiniz. Ey Ali, toprak ilk olarak Muhammed (saa)’in üzerinden yarılacak, sonra da senin üzerinden, ilk gelecek olan Muhammed’tir, sonra da sen, ilk olarak giydirilecek olan Muhammed’tir, sonra sen.”

Bunun üzerine İmam Ali (as) secdeye kapanır ve ağlamaya başlar. Bunu gören Resulullah (saa) İmam Ali’nin yanına gelip şöyle buyurdu: “Ey kardeşim ve habibim, başını kaldır, Allah seninle yedi gök ehline övünür.”

(Menakıb-ı Hüvarezmi s.63-64; Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" s.470-471)

*- Bir gün Resulullah (saa) meclisinde iken İmam Ali (as)’ye buyurdu ki: “Ey Ali! Yarın Baki dağlarına git. Güneş çıkınca onu selamla. Allah’ın izniyle sana cevap verecektir.”

Orada bulunan cemaat hayrete düşer. Ertesi gün Emir’ül Müminin Ali, muhacirlerden ve Ansarlardan oluşan büyük bir kalabalıkla Baki dağlarına çıkar. Kalabalığın içinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman da vardı. Güneş doğunca İmam Ali ona: “Essalamü aleyki ya halkullahil cedid elmuti” “Sana selam olsun, ey Allah’ın yeni doğan ve ona itaatkar mahluku?”

Hazır olanlar gökten cevap şeklinde şöyle bir nida duydular: “Aleyküm esselâm yâ Evvel, ya Âhir, yâ Zâhir, yâ Bâtin, yâ men hüve bi külli şey’in aliym” “Sana selam olsun ey İlk, ey Son, ey Açık ve ey Gizli olan. Sen her şeyin bilginisin.”

Ebu Bekir, Ömer, Muhacir ve Ansar Güneş’ten bu sesi duyduklarında haykırıp bağırdılar. Sonra bir mühlet sonra oradan ayrıldılar. Resulullah (saa)’ın yanına geldiklerinde ona dediler ki: “Ey Resulullah! Sen bize ‘Ali bizim gibi bir beşerdir’ diyordun. Oysa Güneş ona Allah’ın kendi nefsine hitap ettiği gibi ona hitap etti.” Resulullah (saa) onlara: “Ondan ne duydunuz?” diye sordu. Onlar dediler ki: Güneş’in ona: “Sana selam olsun, ey İlk, ey Son, ey açık ve ey gizli. Sen her şeyi bilensin.” Şeklinde hitap ettiğini duyduk. Resulullah (saa) onlara buyurdu ki: “Doğru söyledi. O (yani Ali) İlk’tir; bana ilk iman eden kişi demektir. O Son’dur; beni yıkayacak, kefenleyecek ve mezarıma koyacak Son kişi demektir. O Açık’tır; O benim bütün ilmimi açıklayandır. O Gizli’dir; o gizli ilmimin sahibidir. O her şeyin bilginidir. O helal, haram, farz ve sünnetlerde bilgin olandır. Bunda sorun nedir?” Sonra onların hepsi mescitten çıkıp mahcup halde oradan ayrıldılar.

(Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.87-88 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.; el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.41, S.179-180 Müesseset’ül Vefa 1404 H Beyrut Bas./ Şâzân bin Cibrîl el-Kummi “el-Fedâil” S.69-70 Dar’ür Radiy 1363 H. Kum Bas. / Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.14-15 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas. / Kitâb Selim bin Kays (Ö. 80 H.) S.933-934, Hadis No: 72 Dâr’ül Hâdi 1415 H.Kum Bas./ Süleyman Daşkapan “Kuran’da Ehl-i Beyt ve Soru-Cevap S.55-56 Onur Ofset-Antakya)

Menakıb sahibi Ebi Cafer el-Bakır’dan, Cabir bin Abdullah’tan nakleder ki: Güneş, İmam Ali'ye yedi kere hitap etti. (Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde”Sayfa: 141)
Alıntı ile Cevapla
  #103  
Alt 11-13-2018, 09:26
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

GÜNEŞ’İ BATTIKTAN SONRA GERİ ÇEVİRMESİ

İmam Muhammed’ül Bâkır’dan, o da babasından, o da dedesi Hüseyin bin Ali’den:

Emir’ül Müminin Hz. Ali (as) Nehrivan ehliyle yaptığı savaştan dönerken Babil toprağına geçtiler. İkindi namaz vaktiydi, namaz kılmaları vacip oldu. Müslümanlar nida ettiler: “Ey Emir’ül Müminin, ikindi vakti oldu.” Emir’ül Müminin dedi ki: “Bu yer lanetlenmiştir, Allah burayı üç kez lanetledi, dördüncü kere de lanet edecektir. Burada ne peygambere ne Vasi’ye namaz kılması helal olmaz. Sizden burada namaz kılmak isterse kılabilir.” O anda münafıklar Nehrivan ehlini (Hariciler) kastederek dediler ki: “Doğru o namaz kılmaz, ama namaz kılanları öldürür.”

Cüveyriyye bin Mesher el-Abdi dedi ki: “Yüz farisle onu takip ettim. Ve dedim ki: Allah'a ant olsun ki, o namaz kılmadan ben de namaz kılmayacağım. Bugünkü namazımda onu taklit edeceğim. Emir’ül Müminin Babil toprağını geçince güneş batmaya yüz tuttu, sonra battı ve ufuk kızıllaştı. Sonra bana iltifat ederek buyurdu ki: “Ey Cüveyriyye! Suyu ver” Ona malzemeleri takdim edince abdest aldı ve: “Ey Cüveyriyye! Ezan oku” dedi.

“Akşam namazı vakti gelmedi” dedim. İmam Ali: “İkindi vakti için ezan oku” dedi. Kendi kendime dedim ki: İkindi için ezan oku dedi, halbuki güneş battı, ama bana ona itaat etmek düşer ve ezan okudum. Bana: “Kalk” dedi, kalktım. Ben ikametteyken anlamadığım kelimelerle dudakları kıpırdadı. O anda hemen güneş ikindi vakti yerini alacak şekilde

geri döndü. Sonra İmam kalktı, tekbir getirdi, namaz kıldı, biz de arkasından namaz kıldık. Namazını bitirdikten sonra güneş sanki leğende ışık kayar gibi kaydı, battı ve yıldızlar dizildi. Sonra bana iltifat ederek: “Akşam ezanı için ezan oku, ey bilinci zayıf olan” buyurdu.



(Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde” S.138 / es-Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.77-78 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.; Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.11-13 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas.; Şazân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.68-69 Dâr’ür Radıy H.1368 Kum Bas./ es-Seyyid Ali el-Abtahi “İmamul Hüseyin Fi Ahadis’ül Ferikayn” S.162-163 / eş-Şeyh Hür el-Âmili “İsbât’ül Hüdât” C.2, S.490, Hadis No: 317 / er-Ravda Fil Mucizât vel-Fedâil S.147 / eş-Şeyh el-Mahmûdî “Resâil Fi Hadis Redd’üş Şems” S.291-292 / eş-Şeyh eş-Şerifi “Kelimât’ül İmâm’ul Hüseyin” S.144-145 / Vaket Saffayn S.135-136 /



Ehlibeyt Şairi El-Himyeri tanınmış el-mezhebe kasidesinde Hz. Ali hakkında şöyle demiştir:

“Ruddet aleyhişşemsu lemma fatehü

vaktussalati ve kad denet lil mağribi

hatta tebellece nuruha min vaktiha

lil asri sümme hevet heviyel kevkebi

ve aleyhi kad ruddet bi Babil’in merreten

uhra ve ma ruddet lihalkin mağribi

illa li Yuşaa ev lehu velihabsiha

veliraddiha tevilu emrin mu’cibi”

Açıklaması:

“Hz. Ali, ikindi namaz vaktini geçirdiği zaman güneş akşam vaktinden ikindi vaktine onun için geri döndü, İkindi namazını kılınca güneş, yıldız kayar gibi kayarak akşam vaktine dönüverdi. Babil’de bir kez daha kendisine dönmüştü. (1) Başkasına ise sadece Yuşa’ya dönmüştü. Güneşin geri dönmesine acaip teviller vardır.”

(Eş-Şerif er-Radıy “Hasâis el-Eimmeh” S.52; Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.11-13 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas.; Şazân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.68-69 Dâr’ür Radıy H.1368 Kum Bas.; en-Nisaburi “Ravdat’ül Vahizin S.131; eş-Şeyh Müfid “el-İrşad” C.1, S.347; İbn-i Hamzi et-Tusi “es-Sakib fil-Menakıb” S.254-255; Menakıb Âl Ebi Talib C.2, S.144-145; Allamet’ül Hilli “el-Müstecad Min-el İrşad” S.138; eş-Şeyh el-Mâhuzi “el-Erbain” S.424; el-Erbeli “Keşf’ül Gumme” C.1, S.282-283; eş-Şeyh et-Tıbrisi “İlam el-Vera bi A’lam’ül Hüda” C.1, S.351; eş-Şeyh Abbas el-Kummi “el-Künye vel-Elkâb” C.2, S.191; eş-Şeyh Cafer en-Nakdi “Envar el-Aleviyye” S.137)

* - Müminlerin Emiri Hz. Ali Babil toprağına geçtiğinde güneş batıp namaz kılmamıştı. Bunun üzerine dizlerine çöküp uzun bir müddet duada bulundu ve güneş tekrar ikindi makamına geldi. Namaz kılındıktan sonra tıpkı yıldızın kaydığı gibi kayıp, tekrar gece oldu.

(Ali Bin Hüseyn el-Mesudi “İsbât el-Vasiyya Li Ali Bin Ebi Tâlib” S.116 Seyyid Murtada Yayını 1902 Tahran Bas./ eş-Şeyh el-Mahmudi “Resail Fi Reddüş Şems” S.286-287 / Enis Emir “Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah” S.508)
Alıntı ile Cevapla
  #104  
Alt 11-13-2018, 09:27
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

GÜNEŞ’İN ONUN İÇİN GERİ DÖNMESİ
Esma bint Amis buyurdu ki: Bir gün Resulullah (saa) Ali (as)'nin kucağında yattığı halde vahiy alıyordu. Bu durum o kadar uzadı ki, ikindi namazını kılmadan güneş battı. Resulullah (saa) vahiyden fariğ olunca İmam Ali’ye şöyle sordu: “Ey Ali, namaz kıldın mı?” İmam Ali: “Hayır, kılmadım” buyurdu. Bunun üzerine Resulullah (saa) şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım! Ali senin ve Resulünün taati üzere idi. Güneşi ona geri çevir.”

Esma dedi ki: “Battığını gördüğüm gibi yine de doğup, Müminlerin Emiri Ali’nin namaz kıldığını gördüm.”

(Menakıb-ı Lil Hüvarezmi S.217; Enis Emir “Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah” S.491; Meğazeli s.96

* - Resulullah (saa)’a vahiy inerken İmam Ali’nin kucağına başını koymuştu. Vahiy bitince Resulullah İmam Ali’ye: “Namaz kıldın mı, ey Ali?” diye sordu. İmam Ali buyurdu ki: “Hayır kılmadım” Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım, güneşi Ali için geri çevir!” Güneş geri döndü, hatta mescidin ortasına kadar vardı.

(Muhibeddin et-Tabari “Riyad’un Nadara” C.2, S.179-180)
Alıntı ile Cevapla
  #105  
Alt 11-13-2018, 09:29
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 778
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart


ÖLÜLERİ DİRİLTMESİ

* - Ebu Cafer Meysem es-Semmar şöyle anlatıyor :

Bir gün Emir’ün Nahıl (Arıların Emiri) Ali’ nin huzurunda idim. Ben ve bir cümle halk kitlesi onun vaazını dinliyorduk. Bir de baktım ki, bir Arap kafilesi geldi. Kapıdan bir adam içeri girdi. Tam zırh kuşanmıştı. İki tane de kılıcı vardı. Selam vermedi ve sesini çıkarmadı. Herkes ona hayretle bakıyordu. Mevlamız Emir’ül Müminin de başını kaldırıp adamın yüzüne bakmadı. Gelen adam şöyle söze başladı : Sizin en kahramanınız kimdir,

Cesareti müşteba, fazileti ilim ve cemal ile sargılı olan, kerametlerle vasıflandırılan, Kabe-i Muazzama’da doğan hanginiz? Ebu Talib’in oğlu, Muhammed’in halifesi ki, kendi zamanında onu koruyarak onun şanını yükseltip gücünü arttıran, hanginiz 2 Amru’yu öldüren?

O zaman Emir’ül Müminin: Ey Ebu Said Fadıl’ın oğlu, Eş’as’ın oğlu, Samirri’nin oğlu benim. İstediğini sor? Melhuf olan kimselerin kinzi (sığınağı) benim. Marufla vasfedilen benim. Kâf ve Kuran’il Mecid benim. Nebe’ül Azim benim, Sırat’ul Müstakim benim. Alim benim. Hakim benim, hafiz benim, rafi benim. Faziletimle bütün kitaplar konuştu ve benim ilmime akıl sahipleri tanıklık ederler. Ben Resulullah’ın kardeşi ve kızının kocasıyım.

O zaman Arap dedi ki : Rumuzlarınla ve isimlerinle değil.

Hz. Ali: Ey Arap kardeş, O yaptıklarından sorulmaz. Onlar hesaba çekilirler.

Arap şöyle dedi: Senin ölüyü diriltebileceğini, dirileri de öldürebileceğini, bir kimseyi zengin ve yoksul yapabileceğini ve her türlü müşkülatı çözebileceğini haber aldık. Ey kavminin genci, bunlar doğru mudur?

Hz. Ali: Ey Arap, maksadın nedir, sor. O zaman Arap dedi ki:

Ben sana altmış bin nüfuslu Akime kabilesi tarafından elçiyim. Benimle bir ölü gönderdiler. Bundan bir müddet evvel öldürüldü. Öldürülme sebebinde büyük bir ihtilaf oldu. Bu yüzden öldürüleni sana getirdik. Şu anda mescidin kapısı önündedir. Eğer onu diriltirsen senin necip asıllı sadık olduğuna inanırız. Senin Allahın yeryüzündeki hucceti olduğundan haber ettiler. Yok eğer diriltemezsen onu kavmine geri götüreceğiz buna gücün yetmediğine kanaat edeceğiz ve gücün olmadığı şeylere nefsinden konuşuyorsun. O zaman Hz.Ali Meysem’e : Ey Meysem, kalk da Kufe sokaklarında,

Kim ki, Muhammed’in damadı ve kardeşi olan Ali’ye Allahın kendisine verdiği fazilet ve ilmi görmek isterse yarın Necef’e buyursun.

Meysem döndüğü zaman Emir'ül Müminin ona Arabiyi evine konut etmesini emreder. Meysem dedi ki: Arabiyi ve ölüyü.... aldım. Menzilime götürdüm ve ailem ona gereken hizmeti karşıladılar.

Bir sonraki gün Emir'ül Müminin Sabah namazını kıldıktan sonra onunla gittim, Küfede iyi kötü hiçkimse kalmadı herkes Necef’e geldi.



Bunun üzerine Kufeliler toplandılar. Hz. Ali Arabiye ve bir kısım ahaliye cenazeyi devenin üzerinden indirmelerini söyledi. Cenazeyi indirdiklerinde üstündeki örtüyü çıkarttılar. Hz. Ali sordu : Kaç günden beri ölmüş?

- Kırk bir gün oldu ey Ali.dediler.

- Peki niçin bu adamı kestiler?

- Bilmiyoruz. Gece sağ salim yattı. Sabahleyin ise kulaktan kulağa kesilmiş vaziyette görüldü, dediler.



Hz. Ali, Araba ve gelen heyete : Bunu kesen kayınbabasıdır. Çünkü kızının üzerine bir daha evlendi. Kızına bakmaz oldu. İşte bundan hiddetlenen kayınbabası gece yatarken kesti. Arap ve gelen heyet : ya Emir’ül Müminin, biz senin söylemene razı olsak bile kabile razı olmaz. Bunu dirit de kabileye gitsin kendisi anlatsın. Yoksa kabile tamamen ayaklanmış, kılıçları çekip birbirine düşecektir. O zaman Hz. Ali, Hz. Muhammed’ül Mustafa (saa)’ya birçok salavatlar getirip ölünün ayağını salladı ve : Kalk dedi, ey Hanzileh oğlu Mudrik, seni Allahın izniyle dirilten Ali’dir. Gülam derhal dirilip oturur ve : Buyurun, ey çürümüş ve dağılmış kemikleri dirilten. Hz. Ali ona : Seni kim öldürdü? Diye sordu. Adam: Beni öldüren kayınbabamdır. İsmi de Haris’tir, babası da Remat’tır. Hz. Ali yine sordu: Kabileye akrabalarının yanına gider misin?...

Adam: “Hayır, gitmem ey Müminlerin Emiri, çünkü kayınbabamın beni tekrar öldürmesinden korkuyorum. Orada sen de olmazsan beni kim tekrar diriltecek?. O zaman Hz. Ali Araba ve onunla gelen heyete : “Gidin kabileye, gördüğünüz ve işittiğiniz gibi bu durumu anlatın. Gülam benim yanımdan ayrılmıyor. Gelen heyet derhal geri gittiler. Dirilen zat da Hz. Ali’nin yanında Küfe’de kaldı. Nihayet Sıffin Savaşında şehit edildi. Küfe ehli de Hz. Ali hakkında ve ona olan söylentileri hakkında ihtilafa düştüler.



(Seyyid Haşim el-Behrâni “Medinet’ül Meâciz” C.1, S.100-103 Müesseset’ül Alemi Lil Matbûât H.1423 Beyrut Bas.; el-Hatip Şeyh Muhammed Ridâ el-Hakîmi “Selûni Kable en-Tefkudûni” C.2, S.256-259 Mektebet’is Sadr 1415 Tahran Bas./ er-Ravda S.26 / Şâzân bin Cibril el-Kummi “el-Fedâil” S.1-5 / Hüseyn bin Abdülvehhab “Uyûn el-Mucizât” S.28-32 Müesseset’il A’lemi lil Matbuat 3.Baskı H.1403 Beyrut Bas. / el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.40, S.274-277 / Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrâr” C.2, Hadis No.71)





11- Birgün, Sultân-ı Enbiyâ ve Resûl-i müctebânın huzûrlarına üç kişi geldi. Biri hazret-i İbrâhîm aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i Mûsâ aleyhisselâmın kavminden, biri hazret-i Îsâ aleyhisselâmın kavminden idi. “Salevâtullahi aleyhim ve alâ nebiyyinâ.” Hazret-i İbrâhîm kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki: Yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerin büyüğü ve efdali benim diyorsun. Nereden bilelim ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin makbûlüsün. Hazret-i İbrâhîme Allahü teâlâ halîlim demişdir. Resûlullah “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki: "Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri, hazret-i İbrâhîme halîlim dedi ise, bana habîbim demişdir. Kişinin dostumu yakındır, yoksa mahbûbu mu [sevgilisi mi]" O kimse hayrân olup, cevâba kâdir olamadı. Hemen Resûl-i ekremin mubârek cemâline nazar edip, kalpten: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ şerîkeleh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh” dedi. Ondan sonra hazret-i Mûsâ kavminden olan kimse ileri gelip, dedi ki, yâ Muhammed! Bütün Peygamberlerden benim mertebem yüksektir. Hepsinin serveri ve sultânı benim, diyorsun. Allahü teâlâ hazretlerinin yanında senin merteben, diğer Enbiyâdan yüksek olduğuna nereden inanalım ki, İşittik ki, Allahü teâlâ , hazret-i Mûsâ’ya kelîmim demiştir. Her zemân onu Tûr-i sînâya çıkarıp, kelâm söyler idi. Hazret-i Fahr-i âlem ve seyyid-i veled-i Âdem “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdular ki, "Allahü Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Mûsâya ‘Kelîmim’ dedi ise, bana ‘Habîbim’ demiştir. Eğer hazret-i Mûsâyı Tûr-i sînâya çıkardı ise, bana, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâmla, Cennet elbiseleri ile burakı donatıp, gökleri, yerleri, arşı ile kürsîyi ve Cennet ve Cehennemi ve kevn-ü mekânı az zemân içinde seyrettirdi. Kabe kavseyn ev ednâ rütbesine varınca, Allahü Teâlâ bana o şekilde ihsânlar ve nihâyetsiz lütuflar eylemiştir ki, hicâbı aramızdan kalkmıştır. Elhamdülillah ki, Allahü Sübhânehü ve teâlâ biz zayıf kullarını o sultânın ümmetinden eyledi. Allahü teâlâ hazretleri bana va’d eyledi ki, benim ümmetimden her kim benim rûh-i pâkime günde yüz kerre Salevât-i şerîfe getirmeyi âdet hâline getirip, terk eylemese, bin kere rahmet eyler. Ve Cennet içinde bin derece verir. Bin günâhı mahvolur. Bin altın sadaka vermişçesine sevap verir." Ebû Hüreyre ve Enes bin Mâlik rivâyet etmişlerdir ki, o kimse de birşey söyleyemeyip, cevâba kâdir olmayıp, Resûlullah “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” hazretlerinin mübârek ayaklarına yüz sürüp, bin zevk ile parmak kaldırıp: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh” dedi. Ondan sonra, hazret-i Îsâ aleyhisselâm kavminden olan, ileri gelip, dedi ki: “Yâ Muhammed! Allahü teâlâ hazretlerine bütün Peygamberlerden yakınım ve sevgiliyim. İlklerin ve sonların seyyidi benim, dersin. Hazret-i Îsâ aleyhisselâmın Rûhullah olduğunu işitmedin mi? Allahü teâlânın emri ile ölüleri diriltirdi.” Fahr-ül kevneyn ve Resûl-i sekaleyn “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki, “Varın, Alîyi çağırın.” Ashâptan birisi gidip, hazret-i Alîyi çağırdı. Hazret-i Alî geldikden sonra, Resûl-i ekrem hazretleri, o kimseye buyurdu ki: “İmam Ali’ye en eski mezarı git ve göster” O kimse dedi ki: “Falan yerde bir mezâr vardır. Bin yıllık mezârdır.” Hazret-i Habîb-i ekrem “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” buyurdu ki: “Yâ Alî! Var o mezârın üzerine üç kere çağır. Bekle ki, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emri ile ne zuhûr edecekdir.” Hazret-i Alî “Kerremallahu vechehü” o mezârın üzerine varıp, bir kere “yâ Ya’kûb!” diye çağırdı. Allahü tebâreke ve teâlânın emr-i şerîfi ile mezâr orta yerinden yarıldı. Bir def’a: “yâ Ya’kûb” diye çağırdı. Mezâr açıldı. Bir def’a dahâ “yâ Ya’kûb” diye çağırdı. O sırada mezârın içinden bir nûrânî pîr kalktı. Saçları uzamış. Başından toprağı saça saça ayak üzerine durup, yüksek sesle dedi ki: (Eşhedü en lâ ilâhe illallah vahdehü lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh.) Ondan sonra hazret-i Alî ile hazret-i Habîb-i ekremin “sallallâhu aleyhi ve âlihi ve sellem” huzûruna gitdiler. Bu açık mu’cizeyi görmekle çok kâfirler îmâna geldiler. Hazret-i Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm” kavminden olan kimse müslimân oldu.



(Seyyid Eyyub bin Sıddık “Menâkıb-ı Çihâr Yâri Güzîn” 6. Bab, Yirminci Menâkıb)





* - Ashab Resulullah (saa)’ın huzuruna gelip dediler ki: “Ey Resulullah, Allah İbrahim’i kendisine halil (dost) edindi, Musa ile konuştu ve İsa’ya da ölüleri diriltme kudretini verdi, sana Rabbin ne verdi?”

Resulullah (saa) şöyle buyurdu: “Allah İbrahim’i halil edindiyse beni habibi olarak edindi. Musa’ya hicabın arkasından konuştuysa, ben Rabbimin celalini gördüm ve benimle şifahi konuştu. İsa, Allah’ın izniyle ölüleri dirilttiyse, ben de Allah’ın izniyle sizin ölülelerinizi dirilteceğim.”

Ashab dediler ki: “Evet, istiyoruz.”

Bunun üzerine Resulullah Emir’ül Müminin Ali’yi onlarla beraber göndermek için yanına çağırdı ve kendisinin örtüsünü ona verdi ve onlarla ölülerinin mezarlarına kadar gitmesini emretti. Mezarların oldukları yere vardıklarında İmam Ali mezar ehline selam verdi ve duada bulundu. İmam Ali öyle bir kelam ile konuştu ki, ashab o kelamı hiç duymamışlardı. Bu duadan sonra yer yarılıp sarsılmaya başladığında ashab hep birden dediler ki: “Ey Hasan’ın babası! Yeter artık, bizler zayıf düştük, Allah seni zayıf düşürmesin.”

Sonra hepsi Resulullah (saa)’ın huzuruna varıp dediler ki: “Bizler zayıf düştük” Resulullah onlara buyurdu ki: “Sizler Allah’a karşı konuştunuz, Allah kıyamet gününde korkunuzu zayıflatmasın.”

(Ali Bin Hüseyn el-Mesudi “İsbât el-Vasiyya Li Ali Bin Ebi Tâlib” S.114-115 / Hüseyn bin Abdülvehhâb “Uyûn el-Mucizât” S.3 / Şazan bin Cibril el-Kummi “el-Fedail” S.66-67 / es-Seyyid Haşim el-Behrani “Medinet’ül Meaciz” C.1, S.239 / el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.41, S.194 / Kutbuddin er-Ravendi “el- Haraic Vel-Ceraih” C.1, S.184 / Enis Emir "Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resulullah" S.506-507)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 06:26


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.