aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | SORU-CEVAP | SORU???...CEVAP!!!

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-23-2019, 01:11
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.596
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Ali (as)'ın Mübarek Kabrinin Yeri Ne Zaman Tesbit Edildi.?

Harici İbn Mülcem (lanetullahualeyh) tarafından Kûfe Camii’nde şehid edilen İmam Ali (aleyhisselam)'ın Mübarek Kabrinin Yeri Ne Zaman Tesbit Edildi.?

İmam Ali (as) Mubarek Kabrinin Yerini Zaten Masum (aleyhisselam)'lar Ve Birinci Dereceden Akrabaları Biliyordu Gizli Tutulmasının Sebebi Savaşlarda Kafirlerden Öldürülenlerin Yakınları, Emeviler Ve Haricilerdi...

Hz. Ali (as), şahadetinin ardından tarihte en çok konuşulan biri olmakla kalmamış, İslâmî ilimlerin hemen hemen her dalında mevzu bahis olmuştur. Gerek Resûlullah ile olan nesep bağı ve onun damadı olarak soyunu devam ettiren tek kişi olması, gerekse çocuk denilecek yaşta ilk Müslümanlar arasına girmesi, onu İslâm ümmetinin nazarında önemli bir yere taşımıştır. Bununla birlikte Resûlullah’ın pek çok gazasında gösterdiği üstün gayretle adeta bir cihat abidesi olmasıyla, “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır.” hadisine muhatap olan ilmî kişiliği ile, Nehcü’l Belağa’ya bakıldığında açık bir şekilde anlaşılan üstün edebî yönü ve hatipliği ile, İslam Gizemciliği Hakkında adeta bir ekol haline gelmesine vesile olan takvasıyla Hz. Ali (as), Ali Şeriati’nin de deyimiyle ‘efsanevî bir hakikat’tir.

Hz. Ali (as), hayattayken düşmanları olduğu kadar, tabiri caizse cesedinin dahi düşmanları Tarafından Zararı olabilir korkusuyla gizlice defnedilmiştir.

Hz. Ali’nin oldukça karışık bir siyasî ortamda şehit edilmiş olması, kabrinin yerinin gizli tutulmasındaki en büyük nedendir.

Hz.Muhammed (saa) 88 Küsür Savaşının Hemen Hemen Hepsinde Bulunması Ve Müşriklerin Çoğunun Ali (as) Tarafından Öldürülmesi. Hz. Ali (as), Ümeyyeoğulları mezarını bulabilir korkusundan dolayı gizli bir yere gömülmüştür. Hz. Ali’nin mezarı, Ümeyyeoğulları’nın hâkimiyetinin 750’de bitmesi sonrasına kadar, özellikle Şiî Müslümanlar tarafından bir Ziyaret yeri olarak görülen (Kûfe yakınlarındaki) Necef’te yeri tespit edilene kadar ortada yoktur.[1] Necef, bu tespitin ardından kutsal bir şehir haline gelmiştir.[2] İşte bundan dolayı olmalı ki, siyasî iktidarı tamamıyla ele geçirmeye azmetmiş olan Ümeyyeoğulları’nın, Iraklılar’ın her daim ziyaret edip hatırlayacağı bir meşhede sıcak bakmayacakları aşikârdır. Diğer yandan, Hz. Ali’nin (as) şehadetine neden olan ve davaları uğruna her türlü işi yapmayı mubah sayan Haricîler’in ise herkesçe bilinen bir kabre karşı nasıl bir muamelede bulunacakları bilinemediğinden, kabrin yerinin gizli tutulmasındaki bir etken de bu olsa gerektir. Yine gerek Haricîler’in gerekse Ümeyyeoğulları’nın, Hz. Ali’nin (as) Şehadetinden sonra ona destek verenlere ne şekilde davranacakları bilinmediğinden ötürü, Hz. Ali’ye (as) ait olan bir kabrin ziyaret edilmesi durumunda insanların safları buna göre belirlenebilir endişesi de kabrin yerinin gizlenmesinde etkili olabilir. Nitekim daha sonraki dönemlerde, o coğrafyada değer verilen devlet adamlarının veya din büyüklerinin kabirlerine gösterilen ilgi yadısınamayacak kadar büyüktür, öyle ki halkın gösterdiği ilgi karşısında bu kişilerin ölü veya diri olmaları arasında anılarını taze tutmak adına adeta bir farkın olmamasının, Ortadoğu türbe kültürünün önemli bir özelliği olduğu malumdur. Buna örnek verecek olursak Şiî kültüründe, Hz. Ali’nin türbesinin bulunduğu yerin kutsallığından dolayı burada kılınan namazın başka yerlere nispetle 200.000 kat daha faziletli ve bir gece kalmanın 700 yıllık ibadete denk olduğu, buraya defnedilen cenazeden kabir azabının kalkacağı ve Münker ve Nekir’in sorularından muaf tutulacağı gibi çok sayıda rivayet mevcuttur. Bu tür rivayetler, Necef’in sürekli göç alan bir şehir olmasına ve burada Vadi’s-selâm adıyla anılan çok büyük bir kabristanın teşekkülüne yol açmıştır.[3] Kabrin üç asır sonra Büveyhiler zamanında Şiîler tarafından böyle bir ilgi görmekle beraber, diğer yandan 443’te (1051) Bağdatlı Şiî muhalifleri tarafından yakılması,[4] Hz. Ali’nin (as) şehit edilmesinin yankısının hala sürdüğünü ve bu olayın siyasî ve toplumsal ortamı etkilemeye devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Öyle ki günümüzde, Şiî kesimde Kerbela vakasının acısının, daha olay dün yaşanmışçasına hissedilmesine ve Hz. Zeyneb’in (as) kabrine gösterilen hürmete bakılacak olunursa bu mesele daha rahat anlaşılabilir. İlerde bahsedeceğimiz gibi Hz. Ali’nin (as) kabrinin Necef şehrinin inkişâfını sağlayacak derecede ihtimam görmesi ve Necef’ Şiîlerin, imamlarının yakınında gömülme isteği dolayısıyla muazzam bir kabristanla çevrili kutsal bir yer haline gelmesi de buna örnek verilebilir.

Yazılı kaynaklarda, Hz. Ali’nin ne şekilde defnedildiği ve kabrin yerinin nasıl keşfedildiği ile ilgili Bilgiler bulunmaktadır.

Kaynaklara göre, Hz. Ali’nin İbni Mülcem (la) Mübarek Başına Vurulan Zehirli kılıç darbesi nedeniyle üç gün sonra Şehid olmasının ardından, oğulları Hasan ve Hüseyin, Hz. Ali’nin tabutunu alıp giderlerken, önlerine yüzü peçeli bir bedevî çıkar. Bedevî, Hz. Hasan ve Hüseyin’e tabutu kendisine vermeleri gerektiğini söyler. Bunun üzerine bedevîden yüzündeki peçeyi kaldırmasını isterler, fakat bedevî kılığındaki kişi yüzünü göstermez. Bu olayda yüzü peçeli şahsın Hz. Ali (as) olduğu kabul edilir. Yani Hz. Ali (as) kendi tabutunu kendisi almıştır.

Yine buna benzer bir Kaynakta da Hz. Ali (as) Şehid Olduktan sonra Hz. Hasan ve Hüseyin henüz cesedin yanında bulunurken ceset konuşmaya başlar ve yapmaları gereken cenaze işlemlerini saydıktan sonra onların vazifelerinin burada biteceğini, kendisini almaya bir bedevînin geleceğini söyler. Hz. Hasan ve Hüseyin cenazeyi yıkama, kefenleme, tabuta koyup bir deveye yükleme gibi işleri bitirdikleri esnada yüzü peçeli bir bedevî gelir ve hiç konuşmaz, tabutu alır ve uzaklaşır. Bedevî oradan ayrıldıktan sonra Hz. Hasan ve Hüseyin yaptıklarına bir anlam veremeyerek tabutu geri almak için bedevîye yetişmeye çalışırlar. Bedevînin yüzü ay ışığıyla aydınlandığında anlaşılır ki tabutu almaya gelen bedevî Hz. Ali’nin (as) ta kendisidir.

Hz. Ali’nin (as) kabrinin ne şekilde tespit edildiğine dair rivayetlere gelince, bu hadisenin Harun Reşid devrinde, halife Kûfe çöllerinde bir av sırasındayken gerçekleştiği yönündedir. Rivayete göre birkaç ceylan avcılardan kaçarak orada bulunan bir tepeye sığınır. Peşlerinden giden av köpekleri ise ceylanlara dokunmadan geri dönerler. Harun Reşid yanında bulunan Abdullah ismindeki bir zata, tepeyi araştırmasını, muhtemelen bu tepenin mübarek bir yer olabileceğini söyler. Abdullah tepeyi araştırdığı sırada, Beni Esed kabilesinden olan yaşlı bir kişiyle karşılaşır ve onu da alarak Harun Reşid’in yanına getirir. Yaşlı adam Harun Reşid’e, atası Hz. Ali’nin kabrinin o tepede olduğunu işittiğini ve Allah-u Teâlâ’nın bu tepeyi emniyetli bir yer kıldığını nakleder. Bunun üzerine Harun Reşid, o tepenin yanında abdest alıp namaz kılarak gözyaşı döker.

Hz. Ali’nin (as) kabrinin yerinin bir müddet gizli kaldıktan sonra, Harun Reşid devrinde (786-809) resmen ilan edildir...

Harici İbn Mülcem tarafından Kûfe Camii’nde şehid edilen Hz. Ali, bir rivayete göre Kûfe’de Bir Tepeye defnedilmiştir.[5] [6] bazıları da bilakis Kûfe’ye iki fersah mesafede bulunduğunu iddia ediyorlardı. Zaten Hz.Ali (as) Defnedildiği Yer Tepedir... Küfeyle Necefde ki: Türbe de Yazıda ki Gibi Aynı Uzaklıkdadır...

Daha sonra burada Necef şehri inkişâf etmiş ve buraya Necef el- Kûfe de denilmiştir.[7] Bununla birlikte kabrin ortaya çıkışının hicretten üç yüz sene sonra olması, Buna göre Necef’teki meşhed, gerçekte İslâm’dan önceki devirlerden kalma mukaddes bir mezar da olabilir; çünkü burada İmam Ali (as) Aynı Türbede Ayak Ucunda Âdem (as) ve Nuh’un (as) mezarlarının bulunduğu da Hadislerde söylenir.[8] Ayrıca kabrin daha çok ilgi görmeye başladığı dönem iktidarda bulunan Büveyhoğulları’nın Şiî olmaları,

Kûfe’den daha sonra kurulmakla birlikte Necef’in kısa sürede gelişerek iki şehir arasındaki 10 km. gibi bir uzaklığın kapanmasıdır. Böylece zamanla iki şehir birleşerek tek şehir haline gelmiş, hatta Hz. Ali’nin kabri dolayısıyla Necef, Kûfe’den daha büyük ve ilgi gören bir merkez halini almıştır.

Kabrin yerinin belirlenmesiyle ilgili bu tespit Abbasîler’in ilk döneminde gerçekleşmiştir. Nitekim mezar üzerine Abbasî halifelerinden Davud b. Ali’nin (ö. 133-750) bir sanduka koydurduğu bilinmektedir. Bununla birlikte Şiîler baştan beri Hz. Ali evlâdı ile yakın çevresinin bunu bildiğini ifade etmektedir. Nakledildiğine göre Bağdat kurulmadan önce Abbasî halifesi Ebu Cafer el-Mansur tarafından Kûfe’ye çağrılan İmam Cafer es-Sadık kabrin bulunduğu yere gelince devesinden inmiş, gusledip elbisesini değiştirerek dedesinin şahadet yeri olduğunu belirttiği kabrin başında durup onu selamlamış ve kabrin üzerine kapanarak Ağlayarak üzüntüsünü dile getirmiştir. Yanındakilerdan Olan Ashabı Safvan el-Cemal’in ondan izin alıp bu durumu Kûfe’de bulunan mensuplarına haber vermesiyle mezarın yeri daha geniş bir kitle tarafından öğrenilmiştir. Kabrin yerinin resmen tanınıp ilan edilmesi ve türbenin devlet eliyle tamir edilmesi ise Harun Reşid devrine (786-809) rastlamaktadır.[9]

Daha sonra Hamdanîlerin kurucusu Abdullah b. Hamdan (ö. 317-929), Hz. Ali’nin kabri üzerine kıymetli halı ve perdelerle döşeli bir türbe inşa ettirmiştir.[10] Bunun ardından Şiî Büveyhî hükümdarı Azud el-Devle 369’da (979) mezar üzerine yeni bir türbe yaptırdı. Hükümdar ile oğulları Şeref ve Baha el-Devle’nin de gömülmüş oldukları bu türbe Hamdallah Mustavfî zamanında hala mevcuttu. Daha bu sırada Necef ve çevresi 2.500 adımı bulan küçük bir şehir olmuştu.[11] Ölümü 414’e (1023-1024) doğru olan Hasan b. El-Fazl, Meşhed-i Ali’nin surlarını yaptırdı.[12] 443’te (1051) Bağdatlı Şiî muhalifleri tarafından yakılan türbe çok geçmeden onarıldı. 479 (1087) yılında bölgeye gelen Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Nizâm’ül-mülk kabri ziyaret ettiler. İlhanlılar’dan Gazan Han şehrin ziyaretine gitmemekle birlikte şehrin imârına çalıştı.[13] İbn Battuta, Meşhed-i Ali’yi 726’da (1326) ziyaret etti. Seyyah şehri ve meşhedi tafsilâtı ile tasvir etmektedir. İbn Battuta nüfus sayısı ve binalarının güzelliği ile Necef’i Irak’ın en ehemmiyetli şehirlerinden saymaktadır. Safevî hükümdarı Şah İsmail, Kerbela ve Necef meşhedlerini ziyarete geldi. Kanunî Sultan Süleyman da 941’de (1534-1535) burayı ziyaret etti ve şehrin imârı için gereken emirleri verdi.[14] Daha sonra II. Abdulhamid’in de bölgede imâr faaliyetinde bulunduğu bilinmektedir.[15]

[1] Eliade, Mircea, “Ali ibn Abi Talib”, The Encyclopedia of Religion, I, 205.
[2] Brıll, E. J. “Ali b. Abi Talib”, The Encyclopedia of Islam, I, 25.
[3] Öz, Mustafa, “Necef”, DİA, XXXII, 487.
[4] Öz, Mustafa, “Necef”, DİA, XXXII, 486.
[5] Avcı, Casım, “Kûfe”, DİA, XXVI, 340.
[6] İbn’ul Esir, el-Kamil fi-t-Tarih Tercümesi, III, 404.
[7] Darkot, Besim, “Necef”, M.E.B. İslâm Ansiklopedisi, XXXII, 157.
[8] Darkot, Besim, “Necef”, M.E.B. İslâm Ansiklopedisi, XXXII, 157.
[9] Öz, “Necef” DİA, XXXII, 486.
[10] Darkot, “Necef”, M.E.B. İslâm Ansiklopedisi, XXXII, 158.
[11] Öz, “Necef” DİA, XXXII, 486.
[12] Darkot, “Necef”, M.E.B. İslâm Ansiklopedisi, XXXII, 158.
[13] Öz, “Necef” DİA, XXXII, 486.
[14] Darkot, “Necef”, M.E.B. İslâm Ansiklopedisi, XXXII, 158.
[15] Öz, “Necef” DİA, XXXII, 486.

__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-23-2019, 01:27
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 581
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

Paylaşımın İçin Allah Razı Olsun

Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kendisi İmam Ali'- ye (a.s) haber vermiş ve "Ya Ali, benden sonra üç grup seninle savaşa tutuşacaktır, bunlar Nakisin, Kasitin ve Marikin'dirler." buyurmuştur. Bu ünlü rivayet, tanınmış Sünni tarihçilerinden İbn-i Ebi'l Hadid'in Nehc'ul Belağa Şerhi'nde de geçer (bk: c:1 s:201) İbn-i Ebi'l Hadid "Hz. Resulullah'ın (s.a.a) peygamberliğini ispatlayan hadislerden biridir bu." der ve şöyle ekler: "Zira gaybdan verdiği bu haber hiçbir yorum ve tevile yer bırakmayacak bir netlikle ve tıpkı o hazretin buyurmuş olduğu gibi vuku bulmuş ve bütün gelişmeler onun önceden haber verdiği seyirde cereyan etmiştir."
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05-23-2019, 01:30
elif gibi elif gibi isimli Üye şuanda  online konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2012
Mesajlar: 162
elif gibi is an unknown quantity at this point
Standart

Selam Olsun Kabede Doğan, Mihrapta Şehid Olana
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 05-23-2019, 01:34
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 131
TUBA is on a distinguished road
Standart

Selam Olsun Cömertlerin sultanı Şahı Velayete

İbn-i Abbâs -rarivâyetle Atâ -rahimehullâh- der ki: “Hazret-i Ali -as- bir gece bir miktar arpa karşılığında bir hurmalığı sulamıştı. Sabah olunca ücreti olan arpayı alarak evine geldi. Getirdiği arpanın üçte birini öğütüp «hazîra» denilen bir yemek yaptılar. Yemek pişince bir yoksul geldi ve yemek istedi. Onlar da pişen yemeği olduğu gibi yoksula verdiler. Sonra arpanın ikinci üçte birini öğütüp yemek yaptılar. Yemek pişince bu sefer bir yetim gelip bir şeyler istedi. Bu yemeği de o yetime verdiler ve arpadan kalan son üçte biri öğütüp tekrar yemek yaptılar. Yemek piştiğinde müşriklerden bir esir geldi ve bir şeyler istedi. Son yemeklerini de ona verdiler ve o günü aç olarak geçirdiler. Diğer bir rivâyete göre, üç gün üst üste iftarlıklarını fakire, yetime ve esire vererek su ile iftar ettiler.”

İşte bunun üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu: “Kendileri de muhtâc oldukları hâlde yiyeceklerini, sırf Allâh’ın rızâsına nâil olabilmek için fakire, yetime ve esire ikrâm ederler ve: «Biz size bunu sırf Allâh rızâsı için ikrâm ediyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkuyoruz.» (derler). Allah da onları o günün felâketinden muhâfaza eder, yüzlerine nûr, gönüllerine sürûr verir.” (el-İnsân, 8-11)

İşte bu güzel ahlâkından dolayı Hazret-i Ali hakkında Rasûl-i Ekrem Efendimiz;“Sultânü’l-Eshıyâ” yâni “Cömertlerin Sultânı” buyurmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06-07-2019, 07:32
یا علی مدد یا علی مدد isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 72
یا علی مدد is an unknown quantity at this point
Standart Tarihçesi

Tarihçesi
Mabet ilk olarak Büveyhoğulları hükumdarı Aduddevle tarafından 977 yılında Ali'nin mezarı üzerine inşa ettirilmiştir.

Bir yangında tahrip olduktan sonra Selçuklu hükümdarı I. Melikşah tarafından 1086 yılında yeniden inşa edilip, 1500 yılından sonra bir daha Safevi Şahı I. İsmail tarafından bir daha yapılmıştır.

Körfez savaşı sonrası Irak'ta meydana gelen isyanlar süresince Saddam Hüseyin'in emrindeki Cumhuriyet Muhafızları hükümet muhalifi Şiî'leri camide kıstırdıktan sonra camiye saldırmış ve camiye sığınmış olan herkesi öldürdükten sonra camiye önemli ölçüde zarar vermiştir.

Türbe bunun üzerine, açıklamalara göre onarım için iki yıl kapalı kalmıştır. Saddam Hüseyin ayrıca Fars asıllı çok sayıda bölge sakinini İran'a sürmüştür.

Dindeki yeri
İslam'daki ikinci önemli şahsiyetin mezarı olarak, İmam Ali Türbesi, dünya Müslümanlarının %15'ini teşkil eden Şiî itikadına sahip yaklaşık 500 milyon Müslüman için üçüncü kutsal yer sayılır.

Tahminlere göre sadece nECEF, Kerbela, Mekke ve Medine'ye daha fazla ziyaretçi gelmektedir. 6. İmam Cafer-i Sadık'tan rivayet edilen bir söyleme göre "burası çok hürmet ettiğimiz 5 kutsal yerden bir tanesidir."
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 06:44


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.