aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | SAHABE VE HADİS FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-19-2019, 07:26
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.596
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Ali (as) Biat Ettimi.?

İmam Ali (as) Biat Ettimi.?

Sünni anlayışla, Hz. Muhammedin (salallahu aleyhi ve alih)'in hakka yürümesinden sonra sırasıyla 'halife' olan Ebubekir, Ömer ve Osman'a Hz. Ali'nin (aleyhisselam)'ın biat ettiğini, onları yasal ve meşru saydığını ısrarla iddia edip savunanlar İmam Ali (aleyhisselam)'a İftira Atmış Oluyor

Biat nedir?

Biat, bir kimsenin egemenliğini tanıma ve önderliğini kabul etmedir. Genel olarak böyledir. Özel olarak ise İslam toplumunda en üst yöneticinin (halifenin) toplumun tümünde onları dinsel ve siyasal olarak yönetme yetkisini almasıdır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi Hz. Ali (aleyhisselam)'ın hiç bir zaman yukarıda adı geçen kişilerin halifeliklerini meşru görmemiş dolayısıyla onlara biat etmemiştir. Hatta imkan ve şartlar ölçüsünde halifeliğin kendisinin hakkı olduğunu bu hakkın Allah (azze celle) ve Hz. Muhammed tarafından kendisine verildiğini dile getirmiştir. Getirmekle kalmamış görevin ehline verilmesi için mücadele etmiştir.
Bazı durumlarda bu kişilerin Hz. Ali'ye (aleyhisselam) fikir danışmaları ve Hz. Ali'ninde (aleyhisselam) bunlara yol göstermeleri biat değildir.

Hz. Ali bu konuda şunları söylüyor: “Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala, Yüce Peygamber’inin ruhunu aldığından bugüne kadar, sürekli ben hakkımdan uzaklaştırılmış bulunuyorum...” (Nehcul-Belağa, Hutbe: 6.)

“Allah’a andolsun ki falan kimse (Ebi Kuhafe oğlu Ebubekir), hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi üzerine giyindi. Oysa sel her zaman benden akar ve hiç bir kuş benim yükseldiğim yüce zirvelere yükselemez. Ben de hilafetle kendi arama bir perde gerdim, ondan tümüyle yüz çevirdim.

Başladım kendi kendime düşünmeye; şu kesilmiş elimle hemen atağa mı geçeyim, yoksa şu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve körlük ki bu, büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mümin kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte sürekli olarak zahmetten zahmete düşer.

Gördüm ki sabretmek akla daha yatkındır, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda ise kemik. Mirasımın tümüyle yağmalandığını görüyordum
.” (Nehcul-Belağa, Şıkşıkıyye Hutbesi/Hutbe: 3)

Ne yazık ki Sünni anlayış bu gerçekliği bir türlü görmüyor. Gördüğü yerlerde ise kabul etmek istemiyor. Bin bir yöntemle, bin bir gerekçeyle bu basit ve yalın gerçeğin üstünü ört bas etmeye çalışıyor.

Sünni anlayış bu gerçekliği öyle çarpıtıyor ki Hz. Ali'nin adı geçen bu üç şahsa karşı bırakın mücadele etmeyi, onlara şeyhülislamlık bile yaptığını iddia ediyor. Oysa adı geçen kişilerin döneminde şeyhülislamlık diye bir makam yoktu. Ancak adı geçen şahısların zaman zaman tıkandıkları ve Hz. Ali'ye çeşitli konularda fikir danıştıkları olmuştur. Ancak Hz. Ali'nin buradaki tavrı asla ama asla bu kişilerin halifeliklerini meşru görecek şekilde bir tavır değildir.

Hz. Ali bu kişilere karşı mücadele etmiştir. Bu mücadele öyle kanlı bir çatışma şeklinde olan bir mücadeleden çok başka yöntem ve yollarla sürdürülen bir mücadeleydi. Çünkü Hz. Ali, mücadelenin, doğruları hakim kılmanın, değerleri korumanın mücadelesinin kanlı olmasını istememiştir. Mümkün oldukça savaş ve şiddetin olmadığı bir çözüm yolu bulmanın, yol dışına çıkmış olanların tekrar yola kazanmanın çabasını araya kan koymadan çözmeye çalışmıştır. Sünni anlayış bu gerçekliği göreceği yerde, Hz. Ali'nin şiddette başvurmamasını, ikna yöntemini, barışçıl mücadele yöntemini uygulamasını bir biat olarak anlıyor.

Hz. Ali neden şiddetle mücadele etmediğini söyle izah ediyor: “Peygamber, bizim aramızdan gittiğinde biz onun varisi, velileri ve öz soyundan olan yakınlarıyız, artık kimse hilafet konusunda bizimle niza etmez ve göz dikmez, dedik. Ama beklemediğimiz bir şekilde Kureyiş’ten bir grup bizim hakkımıza el uzatarak yöneticilik hakkını bizden aldı ve kendileri sahiplendiler. Allah’a yemin ederim ki, eğer Müslümanların arasında bölünme meydana gelmesi, küfrün tekrar geri dönerek dinin tamamen yok olması korkusu olmasaydı bu gün üzerinde olduğumuz şeyden farklı bir durumda olurduk.” (Nehcul-Belağa)

Bize göre olay ayan beyan ortadadır. Hz. Ali hiç bir zaman adı geçen kişilerin yönetimlerini meşru ve yasal görmemiştir. Görmediği gibi onlara karşı mücadele etmiştir. Bazı durumlarda bu kişilerin Hz. Ali'ye fikir danışmaları ve Hz. Ali'ninde bunlara yol göstermeleri biat değildir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-19-2019, 07:31
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.596
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz. Fatıma (s.a) Zamanın Halifesine Biat Etti mi?

Hz. Fatıma (s.a) Zamanın Halifesine Biat Etti mi?

Şia açısından Emirülmüminin Ali (a.s) katiyen kimseye halife olarak biat etmemiştir. Çünkü kendisini Allah tarafından imamet makamına seçilmiş halife olarak görüyordu. Ancak hilafet idaresinin başkasının eline geçtiğini görünce bazı durumlarda hilafet makamını irşat ediyor ve bunu kendine vazife sayıyordu. Nitekim bunu kendi buyruğunda da ifade etmiştir: “Gördüm ki eğer kendi hakkımı almak için ayaklansam şimdiki İslam yok olacak…”

Buna binaen kutsal hilafet makamına saygısızlık yapan bazı Arapların zekât ödemediklerini görünce şahsen bunun önüne geçmiş ve gerekli irşatları yapmıştır. Hakkının gasp edildiği süre içinde (25 yıl) sükûttan ve gerekli yerlerde de irşattan başka bir yol seçmedi. Bununla birlikte gerekli gördüğü yerlerde perdeyi kenara itmiş ve hakkını savunmuştur. Sünni kaynaklarına göre Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma’nın (s.a) şehadetinden sonra biat etti. Hz. Fatıma (s.a) hayatta olduğu sürece Ebubekir’le konuşmadı ve ondan hiç hoşnut olmadı ve o haliyle de dünyadan göçtü.

Farz edelim ki Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma’dan (s.a) sonra halifeye biat etti. Ama bütün muhaddisler ve âlimler görüş birliğiyle Hz. Fatıma’nın (s.a) ömrünün sonuna kadar halifeye biat etmediğini hatta onlardan yüz çevirdiğini bildirmişlerdir. İbni Hacer, Sahihi Buhari’nin şerhinde şöyle naklediyor: “Fatıma (s.a) Ebubekir’e gazap etti, ondan yüz çevirdi ve altı gün sonra da o haliyle dünyadan göçtü. Kocası Ali (a.s) cenazesine namaz kıldı ve bunu (Fatıma’nın (s.a) nasihatinin gereği) Ebubekir’e bildirmedi.”

Eğer gerçekten Ebubekir’in hilafeti meşru ve yasaldıysa o halde niçin Peygamberin ciğer paresi ve tek yadigarı ona gazap etti? Biraz daha açık belirteyim; Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kim ölür ve boynunda zamanın imamının biati olmazsa cahiliye ölümü üzerine ölmüştür.”

Şimdi şu sorudan birine cevap verilmelidir:

1-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ciğerparesi Fatıma (s.a) biat etmedi ve boynunda bir imamın biati olduğu halde kimseye biat etmeden dünyadan göçtü, o halde Fatıma’nın (s.a) ölümü cahiliye ölümü üzerine midir? (Bundan Allah’a sığınırız)

2-Acaba kendisini zamanın imamı olarak tanıtan şahıs gerçek manada imam değil de gerçek ve asıl imamın yerine mi oturmuştu?

Birinci seçeneği kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Çünkü Allah Resulü’nün (s.a.a) kızı Tathir ayetinin (Ahzab-33) gereği Allah-u Teâlâ onu her türlü günahtan ve pislikten arındırmış ve tertemiz kılmıştır. Resul-i Ekrem (s.a.a) Fatıma (s.a) hakkında şöyle buyurmuştur: “Fatıma cennet kadınlarının hanımefendisidir

Yine Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma şüphesiz ki Allah senin gazabınla gazaplanır ve senin hoşnutluğunla hoşnut olur.”
Dolayısıyla şunu söylemliyiz: Fatıma (s.a), tertemizdir, günahlardan arındırılmıştır ve asla Allah Resulü’nün (s.a.a) emrinin dışına çıkmamış ve muhalefet etmemiştir.

Doğal olarak da iki netice alıyoruz:
1-Kendisine biat edilmeyen şahıs Resulullah’ın tayin ettiği gerçek imam değildi, çünkü Hz. Zehra (s.a) biat etmeden dünyadan göçmüştür ve boynunda da bir imamın biati yoktu. Resulullah’ın (s.a.a) tayin ettiği gerçek imam Ebu Talib oğlu Ali’dir. (Allah’ın selamın ona olsun)
Şunu hatırlatmak yerinde olacaktır sanırım; Buhari’nin naklinin sıhhatini (ki Ali altı ay sonra biat etti) kabul etmiş olsak bile bunun kendisi şunu gösterir ki hilafet seçimi İmam Ali (a.s) açısından doğru bir seçim değildi, çünkü İmam Ali (a.s) asla meşru bir işten sakınmazdı.

Şaşılacak durumdur ki Zehra’nın (s.a) ve aziz kocasının mazlumiyetini, haklarının ellerinden alındığını ve hilafet makamından onlara yönelik bu kadar haksızlık yapıldığını ortaya koyan tarihi belgeler ve sunular neden görmezden geliniyor ve doğruluğu sabit olmayan bir rivayetten yola çıkılarak altı ay sonra gerçekleşen bir biat üzerinde bu kadar duruluyor bununla da Resulullah’tan (s.a.a) sonra yaşanan onca haksızlıklar ve acı olaylar örtbas ediliyor?

İbni Hazm Resulullah’ın (s.a.a) vefatından sonra Ehlibeyt’e (a.s) yapılan onca haksızlıkları görmezden gelerek birde şu soruyu soruyor: “Şimdi Şiilere sormak lazım Ali’nin (a.s) altı ay sonra Ebubekir’e biat etmesi ve biatini bu kadar geciktirmesi sizce doğru muydu?…”

Bu soru aslında İbni Hazm ve hemfikirlerinin Ali’nin (a.s) biat ettiğine inanarak sordukları geçersiz bir sorudur. Hâlbuki bize göre biat asla gerçekleşmemiştir. Normalde zamanın halifesinin altı ay sonra yapılan Ali’nin (a.s) biatine ne haceti olabilirdi ki! Çünkü o süre içinde halife zaten hükümetini kurmuş, işlerini yoluna koymuştu ve Ali’yi (a.s) tanıyanlar bilirler ki o Peygamberin (s.a.a) ciğerparesinin uğruna bir vacibi terk etmezdi. Ali’nin (a.s) halifelerle olan irtibatı irşada dayılı bir irtibattı, onların hatasını gördüğünde en azından İslami usullerin korunması adına onlara müdahale etme gereği duyuyordu.
Biatin gerçekleştiği sabit olsa dahi baskı ve tehdit yoluyla olmuştur, nitekim Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) yazdığı mektupta bu konu açıkça ifade edilmiştir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05-19-2019, 07:44
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.596
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Gözünde Diken Boğazında Kemik Sabreden Ali (as)

İslam tarihinin başlarındaki olaylara baktığımızda göreceğiz ki:

‘Peygamber (s.a.a) daha defnedilmeden Beni Saide Sakifesi olayı baş gösterdi. Hz. Ali (a.s), Resulullah’ın (s.a.a) kefen ve defin işleriyle meşgulken bir grup Hz. Ali’nin (a.s) dışında başka birine biat etti.’[1] Ama Abbas b. Abdulmuttalib, Fazl b. Abbas, Zübeyr b. Avvam, Halid b. Said, Mikdad b. Amr, Selman-ı Farsi, Ebuzer-i Ğifari, Ammar b. Yasir, el-Berra b. Azip, ve Ubey b. Kaab gibi ashabın ileri gelenleri ona biat etmediler ve Hz. Ali’nin tarafına geçtiler.[2] Müsned-i Ahmed (1/55) ve Taberi’nin (2/466) yazdığı gibi bu grup Hz. Zehra’nın evinde toplanmış ve Ebubekr’e biat etmemişlerdi.[3]

Tarihlerde şöyle yazar: Hz. Ali (as), kapısında toplanan ve kendilerine biat etmesini isteyenlere şöyle cevap verdi: ‘Gidin yarın saçlarınızı kestirin ve gelin.’ Ama ertesi gün yalnızca üç kişi geldi. [4]

Yine tarihler, Hz. Ali’nin Hz. Fatıma hayatta olduğu sürece kimseye biat etmediğini yazmaktadır. Ancak halkın Ebubekr Döneminde Bazı durumlarda bu kişilerin Hz. Ali'ye (aleyhisselam) fikir danışmaları ve Hz. Ali'ninde (aleyhisselam) bunlara yol göstermeler Oluyordu.[5]

İmam Ali (a.s) ve ashaptan bir grup, Peygamberin vefatından sonra bir süre Ebubekr’e biat etmediler. Yalnızca İslamın ve İslam devletinin korunması için Hz.Aliye Akıl Danışıp Uyguluyolardı.

Belazeri, İmam Ali’nin (a.s) biat etme nedenini şöyle açıklıyor: ‘Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Arap kabilelerinden bazıları mürted olmuşlardı. Osman Ali’nin (a.s) yanına gelerek ‘Ey amcaoğlu, sen biat etmeyinceye kadar onlardan hiç kimse düşmana karşı savaşmaya gitmeyecektir.’ diyor ve Onunla devamlı bu şekilde konuşuyordu. [6] Ancak Hz. Ali (a.s) Ebubekr’in halifelik döneminde ve ondan sonraki dönemlerde bu olanlara şikayet ve itirazlarını dile getiriyordu.

İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyuruyor: ‘Allah'a andolsun ki Ebubekr, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi giyindi... Ben de hilafetle arama bir perde çektim, ondan yüz çevirdim... Başladım düşünmeye; kesilmiş elimle atağa mı geçeyim, yoksa kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim?.. Gördüm ki sabretmek akla daha yatkın, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik. ‘[7]

‘İmam Ali’nin (a.s) cesaretine rağmen neden kıyam etmedi ve ameli olarak neden bir şey yapmadı’ sorunuza gelince diyoruz ki: Bütün sorunlar savaş ve kılıçla halledilmezler ve her yerde zorbalık geçerli değildir. Hikmetli ve akıl sahibi kimse sorunları onlara uygun özel yöntemle halleder. Savaş meydanında güç, kudret ve cesarete sahip olmak faydasız işlerin yapılmasına asla kılıf olamazlar.

Hz. Harun, Hz. Musa’nın kavminin buzağıya taptığını görünce hitabetli bir konuşmacı ve Hz. Musa’nın vasisi olmasına rağmen hakkı söyleyip, nasihat etmekten başka bir şey yapamadı. Kur’an, Hz. Musa’nın Hz. Harun’a Benî İsrailîn buzağıya tapmasına engel olmak için neden herhangi bir girişimde bulunmadığına dair itirazını ve Hz. Harunun verdiği cevabı şöyle anlatıyor: ‘Anam oğlu dedi, sakalımı, başımı bırak benim, gerçekten de, sözüme tam uymadın da İsrailoğullarının arasına ayrılık saldın, diyeceğinden korktum.’[8]

Hz. İbrahim’in putperestlerden uzaklaştığı konusunda da şöyle buyuruyor: ‘Onların ve Allah'tan başka kulluk ettikleri şeyleri bırakınca...’[9] Yine Ashab-ı Kehf’in zalim kavimlerinden uzaklaşması hakkında ise şöyle buyuruyor: ‘Ve mademki dediler, onlardan ayrıldınız ve Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, sığının mağaraya da Rabbiniz, rahmetiyle bir genişlik versin size ve işinizde de kolaylık sebepleri hazırlasın size.’[10]

Onlara bu idare etme ve kenara çekilmelerden dolayı korkak ya da hain dememiz doğru mudur?

Eğer İmam (a.s) Allah’ın dininin korunması ve Resulullah’ın (s.a.a) çektiği onca sıkıntı ve zahmetin boşa çıkmaması gibi değerli bir maslahattan ötürü birilerine biat ettiyse bu onların güçlerinden kendi canı için korktuğu veya gücünün onlardan az olduğu manasına gelmez; zira o dönemde İslam toplumunun imamlık ve önderliğini üstlenseydi liderlik gücünün ne ölçüde olduğunu herkes görecekti.

İmam (a.s) kıyam etmemenin tek yol olduğunu söyleyerek şöyle buyuruyor: ‘Peygamberin vefatından ve yaranın vefasızlığından sonra baktım Ehl-i Beyt'imden başka yardımcı göremedim, onların ölümüne razı olmadım ve diken dolu gözlerimi yumdum. Kemik saplanmış boğazımla (olayları) yudumladım. Sinirlerime hâkim oldum ve zakkumdan acı suyu tatma hususunda sabrettim.’[11]

Bir başka yerde bu konuyu şöyle açıklıyor: ‘Bugün öyle bir durumdayın ki, konuşacak olursam hükümet hırsına kapıldığımı söylüyorlar. Susacak olursam ölümden korktuğumu iddia ediyorlar.’[12]

Kısacası Hz. Ali (a.s) korktuğundan dolayı değil (ki dost ve düşman herkes onun o eşsiz cesaretine itiraf etmektedir), aksine hakkını almak için kendisini yeterli derecede destekleyen kimse bulamadığından, vahdeti korumak ve İslamın hayırı için sustu. Bu, her gerçek liderin yapacağı bir şeydir. Hatta Allah Resulü (s.a.a) kendisini destekleyenin az olmasından dolayı, o az sayıdaki ashabının ve İslamın korunması için kavminden ayrılıp Medine’ye hicret etmek zorunda kaldı. Ama Müslümanlar çoğaldıktan sonra Mekke’yi fethetmeye koyuldu. Yine müşriklerle antlaşma yaptığı zaman ‘eğer kendisini Allah’ın peygamberi biliyorduysa neden müşriklerle antlaşma yaptı’ denilebilir mi? Eğer karşı koyma gücü olmasaydı, peygamberliğe ve liderliğe salahiyeti yoktu mu diyecektik?!!

Dolayısıyla Hz. Ali (a.s) kendisini Peygamberin (s.a.a) halifesi olarak görüyordu, ama Müslüman toplumun hayırı için sabretmesi gerekiyordu. Çünkü O, Allah yolunda kahramanlığı, kılıcı ve gücünü nerede kullanacağını çok iyi biliyordu. Peygamberin (s.a.a) Şehadetinden sonra ise en büyük kahramanlığın sabır olduğunu görüyordu. O biliyordu ki, kendisinin ve dostlarının eline kılıç almaları, daha yeni dikilmiş İslam fidanının kökünü kurutmak isteyen İslam düşmanlarının işine yarayacaktı. Bu maslahatlardan dolayı Hz. Ali (a.s) önemli olanı en önemli olana (İslamın aslının korunmasına) feda etti.

Kaynaklar:
[1] - Kenz-ul Ummal, c.5, s.652

[2] - Suyuti, Tarih-ul Hulefa, s.62 (Dar-ul Fikr yayınları- Lübnan); Tarih-I Yakubi, c.2, s.124-124; Taberi, Tarih-ul Ümem ve’l Müluk, c.2, s443 (İstikamet yayınları, Kahire); Müsned-i Ahmed, c.3, s.156, (Dar-us Sadr baskısı)

[3] - a.g.e.

[4] - Allame Askeri, Maalim-il Medreseteyn, c.1, s.162

[5] - Taberi, a.g.e. s.448

[6] - Ensab-ul Eşraf, c.1, s.587

[7] - Nehc-ul Belağa, 3. Hutbe, s. 45

[8] - Taha/94

[9] - Meryem/49

[10] -Kehf/16

[11] -Nehc-ul Belağa, 26. Hutbe, s. 73

[12] - a.g.e. 5. Hutbe, s.51
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 05-19-2019, 01:16
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.596
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Ali'ye Düşman Allah'a Düşmandır, Ali'ye Dost Allah'a Dosttur

Ali'ye Düşman Allah'a Düşmandır, Ali'ye Dost Allah'a Dosttur
İmam Ali (a.s.) Efendimizin sadece Gadir-i Hum'da değil, doğumundan Gadir-i Hum'a kadar defalarca, bizzat Peygamber (s.a.a.) Efendimizin ifadeleriyle, hatta ayet-i kerimelerle halife, vasi, Peygamberin mirasçısı, mü'minlerin emiri, hidayet önderi ilan edildiğini ve daha birçok özelliğini Tarih Kitaplarında Ve Şii, Sünni Hadislerde Bulabilirsiniz

İmam Ali'nin büyüklüğünü ve üstünlüğünü, Hz. Peygamber'den sonra naspedilen halife olduğunu ifade etmek için daha yüzlerce, binlerce delil ortaya koyabiliriz

İmam Ali (as) , Tathir Ayeti'nde (Ahzab Suresi, 33) tertemiz olduğu bizzat Cenab-ı Hak tarafından beyan buyrulan 5 kişiden biridir. İmam Ali, Meveddet Ayeti'nde (Şura, 23) Cenab-ı Hakk'ın sevmemizi farz kıldığı 5 kişiden biridir. İmam Ali, Necranlı Hıristiyanlarla lanetleşmek için nazil olunan Mübahale Ayeti'nde (Al-i İmran, 61) Allah Resulü'nün "Kendim" dediği kişidir.
İmam Ali, Cenab-ı Hakk'ın Maide Suresi 55. ayette "Sizin veliniz" dediği, Allah ve Habibi'nden sonra ifade edilen, namazdayken rukü halinde zekat veren tek kişidir.
İmam Ali, Kur'an- Kerim'de 300'den fazla övgü ayetine mazhar olan kişidir.
İmam Ali, Hz. Peygamberin, "Ali bin Ebi Talib'in yüzüne bakmak ibadettir" dediği tek kişidir. Hakim Nişaburi, Müstedrek'üs-Sahihayn, c.3, s.142; Bişaretü'l Mustafa, s.57; Menakıb-u Ali bin Ebi talib, s.209; Feraidü's-Simteyn, c.1, s.181)

İmam Ali, Hz. Peygamberin "Ey Ali! Sen olmasaydın Benden sonra mü'minler tanınmazdı" dediği tek kişidir. Menakıb-u Ali bin Ebi Talib, s.70; Camiü'l Ahadis, suyuti, c.16, s.262)
İmam Ali, Hz. Peygamberin, "Ben ve Ali, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetleriyiz" buyurduğu tek kişidir. Tarih-i Bağdat, c.2, s.88; Keşfu'l-Gumme, c.1, s.161)
Hz. Peygamberin, İmam Ali'yi eleştirenlere söylediği şu sözler başka hiç kimse için söylenmemiştir: "Ne istiyorsunuz Ali'den? Ne istiyorsunuz Ali'den? Hiç şüphesiz Ali Bendendir, Ben de O'ndanım; O, Benden sonra her mü'minin velisidir." Kenzu'l Ummal, c.11, s.599; Sahih-i Tirmizi c.13, s.165; et-Tac, c.3, s.297)
Burada "veli" kelimesi Arapça'da aynı zamanda "idareci" anlamına gelmektedir. "Vali" kelimesi ile "veli" kelimesi aynı köktendir.
İmam Ali, Hz. Peygamberin, "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Allah şöyle buyurdu: 'Evlere kapılarından girin' (Bakara, 185) O halde kim ilim istiyorsa ona kapısından girsin" buyurduğu tek kişidir. Yenabiü'l Mevedde, s.65)
İmam Ali, Hz. Peygamberin, "Hikmet on parçaya bölünmüştür. Dokuz bölümü Ali'ye, bir parçası diğer insanlara verilmiştir" buyurduğu tek kişidir. Kenzu'l Ummal, c.13, s.146)
İmam Ali'yi sadece sevmemiz değil, O'na itaat etmemiz de farz kılınmıştır. Bu hususta Hz. Peygamber Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyuruyor: "Kim Bana itaat ederse, Allah'a itaat etmiştir. Ve kim Bana karşı gelirse, Allah'a karşı gelmiştir. Yine kim Sana itaat ederse, Bana itaat etmiştir. Ve kim Sana karşı gelirse Bana karşı gelmiştir." Müstedrekü's-Sahihayn, Hakim Nişaburi, c.3, s.128)
İmam Ali'ye düşman olan Allah'a düşman olmuştur. Selman-ı Farisi (r.a.) şöyle naklediyor: Resulüllah'ı gördüm ki, Ali b. Ebi Talib'in bacağına ve göğsüne dokunarak şöyle buyurdu: "Seni seven Beni sevendir. Beni seven ise Allah'ı sevendir. Sana düşman olan Bana düşman olmuştur. Ve Bana düşman olan Allah'a düşman olmuştur." Taberani, Mu'cemil Kebir)
İmam Ali mü'min olmanın turnusolü gibidir. Hz. Ümmü Seleme annemiz Resulüllah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Ali'yi münafık olan sevmez ve mü'min olan da O'na düşmanlık beslemez."
Sahih-i Tirmizi, c.13, s.168; Et-Tac, c.3, s.297)
Benzer bir hadis de şöyledir: Süveyd b. Gafele, Resulüllah'tan şöyle duyduğunu nakletmiştir: "Ya Ali! Seni mü'minden başkası sevmez ve Sana münafıktan başkası buğzetmez."Sahih-i Tirmizi, c.13, s.177; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.3, s.207; Kenzu'l Ummal, c.11, s.598)
Allah'ın ve Resulü'nün, Sünni kaynaklarına göre de hükmü bu kadar net iken; İmam Ali'yi üzenlerin, O'na düşmanlık besleyenlerin, O'nun hakkını gasp edenlerin, O'na kılıç çekenlerin, O'nun güzide evlatlarını acımasızca şehit edenlerin, O'nu sevmeyi ve O'na itaat etmeyi yukarıda ifade ettiğimiz ölçüler sebebiyle farz kabul edip O'nun izinden gitmeye çalışanları katledenlerin, katliam fetvaları verenlerin sizce dünyada ve ahirette yatacak yeri var mıdır?
Bir daha altını çizelim, İmam Ali'ye ve sevenlerine düşman olana Allah ve Resulü düşmandır. Allah ve Resulü'nün düşman olduğu kimseler ve topluluklar da asla iflah olmaz, gün yüzü görmez, başı beladan, sıkıntıdan kurtulmaz.
Onlar ahirette zaten zelil, mağdur ve mahkum olacaklardır ama dünyada da bunun en ağır bedelini bugüne kadar ödemişlerdir ve kıyamete kadar da ödeyeceklerdir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 05-28-2019, 09:21
velayet aşkı velayet aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 56
velayet aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Şah-ı velâyet
Müminler emiri
Müttakilerin mevlası
Yüz aklıların önderi
Haydar-i kerrar
Galib'ün külli galip
Ebul Heseni ve'l Hüseyn
Hak ve batılı ayırt eden
Kevserin sâkisi
Hamd bayrağının taşıyıcısı
Vasiler vasisi
İmametin atası
Tarihin en mazlumu
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-16-2019, 04:16
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 581
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart Fatime (aleyhisselam)'ın Kapısı

Fatime (aleyhisselam)'ın Kapısı

Peygamberimizin 10 yıllık Medine dönemini anlamadan, ne Hz. Fatıma'nın (as) kapısını ne de Peygamberimiz (as) sonrası dönemi anlamak mümkün değildir. Medine, İslam tarihinin DNA'sının saklı olduğu yerdir.

ŞUNU ÇOK İYİ BİLMEK GEREKİR Kİ;

Peygamberimiz vefat ederken Medine'de çok iyi teşkilatlanmış 4 münafık gurup vardı.

BİRİNCİ GURUP:

Peygamberimiz Medine'ye hicret etikten sonra ikinci plana düşen, Medine’nin idaresi kendisine verilmek üzere iken Hz. Peygamber’in oraya hicretiyle bundan vazgeçilen, bu yüzden Efendimize derin bir kin besleyen "Abdullah b. Ubey" gurubu idi.

Zengindi, genel kabul gördüğü için etki alanı genişti, bir şehrin idaresinde en üst düzeye yükselecek kadar bilgi ve birikime sahipti.

Uhut savaşında Mekkeli müşriklerin karşısına çıkacak bin kişilik İslam ordusundan 300 kişinin, yani ordunun üçte birini geri döndürmeyi başarıp savaşın kaybedilmesine kilit rol oynayacak kadar etkili bir münafıktı.

Etrafında da çok iyi teşkilatlanmış adeta münafık bir ordu oluşturmuştu. Çok sinsi hareket ediyorlardı ve Samimi Müslümanları dahi etkiliyorlardı (Münafikun/ 1) Kuran-ı Kerim'de bu grup hakkında birçok ayet inmiştir. Hatta "Münafikun" süresinin muhatabıdır bu gurup.

Peygamberimizin vefatından sonra Ensar'ı yeni bir halife seçme konusunda da teşvik eden Sakife olayının mimarı, a-b planları yapmalarına yardımcı olan da Ensar tabanlı bu münafık teşkilattı.

İKİNCİ GURUP:

Yahudilikten dönme münafıklardı.
Bu gurup önce Bedir savaşının sonucunu beklediler. Bedir savaşında Müşrikler yenilince Müslüman olduklarını açıkladılar. Çoğu Yahudi alimlerindendi. Kuran-ı Kerim bu münafık gurubu da değişik ayetlerle ifşa etmektedir. (Maide/ 103)
İkinci en donanımlı münafık teşkilatını da bunlar kurdu. Kitap Ehli olduklarından hem bilgi birikimleri diğer guruplara göre üstündü, hem ticaret, sanat, siyaset açısından elit tabakayı oluşturuyorlardı. Bugünkü Yahudi lobileri gibi güçlü bir ticaret ağları olduğu için Bizans ile de çok yakın ilişkileri vardı. Tüm psikolojik savaşı bunlar yürütüyordu. Etraflarında da birinci grup gibi adeta bir ordu oluşturmuşlardı. (Bakara/ 14)

ÜÇÜNCÜ GURUP:
Bu gurup; şehir dışında yaşayan, çabuk etkilenen, cahil, kaba davranışlı, kin altyapılı, imansız münafık bedevilerdi. (Hücürat/ 14)
Bu cahil ve kaba insanlar, adeta şehrin etrafını kuşatmışlardı. Peygamber efendimiz döneminde ve sonrasında hep birinci ve ikinci grup tarafından kullanıldılar.

DÖRDÜNCÜ VE EN TEHLİKELİ GURUP:
Münafıkların piri, Peygamberimizi ve dostlarını en iyi tanıyan en azılı, en acımasız, en alçak Münafık gurubu, yani Emevilerdi (İsra/ 60)
21 yıl Peygamberimizle savaştılar. Elleri Müslümanların kanlarıyla sulandı. Hicri 8. de Mekke'nin fethinden sonra kılıç gölgesinde Müslüman olduklarını açıkladılar ve ardından da hemen Medine'ye yerleşerek bu 3 münafık guruba katıldılar.

ANLAYACAĞINIZ Kuran-ı Kerim'in tabiriyle şehir içinden ve şehir dışından Peygamberimizin etrafını adeta bir ağ gibi saran 4 ayaklı bir Münafık ordusu vardı. Kuran-ı Kerim hem şehir içinde hem şehir dışında teşkilatlanan (Tevbe/ 101) ve Peygamberimizin etrafını saran bu münafıkların haberini açıkça vermektedir.
Birbirleriyle olan irtibatlarını da deşifre etmektedir (Haşr/ 11-13)

BU MÜNAFIK TEŞKİLAT
- O kadar güçlü idiler ki hicretin 9. yılında, yani Peygamberimiz ömrünün sonlarında Tebük savaşına giderken, aynı zamanda silah deposuna dönüştürdükleri bir cami bile kurdular. Kuran'ın tabiriyle "Küfür ve nifak üzerine" kurulan bu camiyi Peygamberimiz yıktı. (Tevbe/107)
- Tebük savaşına katılacak ordunun büyük bir bölümünü engellediler. Suveylim adında bir Yahudi'nin evini karargah edindiklerini duyunca Peygamberimiz o evi yıktı. Yani münafıklarla tasavvur ötesi amansız bir savaş Peygamberimizin döneminde zaten vardı. (et-Tabakatul Kubra, c.3, s.24; el-Mecmeu'l Kebir, c.5, s.203)
- Peygamberimiz ömrünün sonlarına doğru olan bu savaşa giderken (h.9) bu münafıklar nedeniyle yanından hiç ayırmadığı Hz. Ali'yi kendi yerine şehirde bırakmak zorunda kaldı. Yani adamlar ayaklanıp şehri ele geçirecek kadar tehlikeli ve güçlü idiler. (el-İrşad, c.1, s.155; Mustedrek alas Sahiheyn, c.2, s.368)
- Silahları vardı, paraları vardı, en geniş medya gücüne sahiptiler, Bizans gibi emperyal dış güçlerle çok yakın ilişkileri vardı ve Peygamber düşmanlığı hepsini bir araya toplamıştı.

İŞTE BÖYLE BİR ORTAMDA Peygamber Efendimiz VEDA haccına gideceğini, yakında Müslümanların arasından ayrılacağını, yani vefat haberini verdi.

Herkes için hatta Peygamberimize (as) YAKIN OLARLAR da Efendimizin yerine kimin geçeceği konusunu sormaya, sorgulamaya, hilafete en yakın aday olan İmam Ali'nin yerine alternatifler aramaya başladılar. Münafıklar da 4 koldan işe koyuldular. Hedeflerinde de İmam Ali (as) vardı.

Çünkü bu dört gurubun hepsi bir şekilde İmam Ali'den darbe yemişlerdi. Geçmişe doğru içlerinde acı ve intikam duyguları vardı. Bedir'den Hayber'e uzanan zorlu mücadelenin Peygamberimizden sonra en büyük suçlusu olarak görüyorlardı İmam Ali'yi.
Resulullah'ın etrafındaki farklı kesimler, bu 4 münafık gurubun "İMAM ALİ DÜŞMANLIĞINI" çok iyi biliyorlardı ve bu durumu ileriki halife seçimi olaylarında kendi lehlerine çok iyi kullandılar.

Bu münafık teşkilat:
Önce Ensar'ı tahrik ettiler. "Siz olmasaydınız Muhacirler ortalıkta kalmıştı. Sizin bu dinde olan hakkınız tartışılmasızdır, Peygamber onlardan çıktı bari Halifesi de sizden olsun." diye kulisler oluşturdular.
Ensar da şöyle bir plan kurdu. Önce "Peygamber sizden çıktı halife de bizden olsun" önerisini sunalım. Kabul görülmezse bir emir onlardan bir emir de bizden diye dayatalım.
Aynı münafık teşkilat Kureyş'ten Peygamberimize yakın olan sahabeye gelerek;
Peygamber Ben-i Haşim'den çıktı. Halife'de bu gidişle Ali olacak ve bir daha siz Kureyş'e bir şey düşmez. Oysa Ali genç, bu kadar ileri gelen, kabile büyüğü yaşlılar varken taban onu kabul etmeyecek. Onun yüzünden Müslümanlar birbirine düşecek, dediler.

İmam Ali'nin önderliğine olumlu bakan ılımlı Müslümanlara da
- Bu işi en iyi hak eden Ali, haklısınız ama Ali şu anda Müslüman olan Kureyş'in büyüklerini öldürmüş, Yahudi dininden dönen Müslümanların büyüklerini öldürmüş, akrabalarını avare etmiş. Onun etrafında tüm Müslümanların toplanması mümkün değil, bir iç savaş çıkması kaçınılmazdır, diyerek korkuttular.
- Bir taraftan da kabile ve aile ihtilaflarını körüklediler
"Bu peygamber kendi damadını ve amca oğlunu başa geçirerek aile saltanatı kurmak istiyor" fitnesi ve şüphesini yaydılar.
- İş adamlarına da "Yahudi ve Hıristiyan düşmanı bir adam başa geçerse Bizans ve Şam yolları bize kapanır, tüm servetiniz güme gider. Ali (as) elinizdekileri de alıp beytülmale katar, diye korkuttular.

BU YAZDIKLARIMIN bir çoğu daha sonra Ömer halife olduğunda, İbni Abbas'la aralarında geçen konuşmalarda, Ömer tarafından dillendirilmiştir. (Şerh-i Nehcu'l Belağa, c.3, s.107;

ŞİMDİ Peygamberimizin İblağ ayetinde, Hz. Ali'nin (as) velayetini duyurmakla emredildiği ayette (Maide 67) vurgulanan endişesini mutlaka daha iyi anlıyorsunuz. Elbette piyasaya yayılan tüm bu dedikoduları, münafıkların çalışmalarını Peygamberimiz yakından takip ediyordu. Endişesi ise münafıkların sahip olduğu büyük güçten kaynaklanıyordu.

YARATAN VE ONUN PEYGAMBERİ DE BOŞ DURMUYORDU
Gadir-i Hum, Allah'ın yardımı ile, Peygamberimizin bu guruba karşı önemli bir darbesi oldu.
Yine hicretin 9. yılında inen "Müşriklerden beraat ayetini" hac mevsiminde okuması için Efendimiz, önce Ebu Bekir'i görevlendirip, ardından İlahi vahyin "Bunu ancak sen veya senden olan biri ulaştırabilir" emriyle yolun yarısında Ebu Bekir'den aldırarak İmam Ali'ye verdirmesi Hz. Ali'nin velayetini engellemek isteyen müşriklere karşı hak cephesinin diğer bir atağıydı. (Musnedi İbn-i Hanbel, c.4, s.564; Tarihi Demeşk, c.42, s.344)

Öte taraftan "Ali'nin (as) yaşı gençtir" propagandasının önünü almak için, Peygamberimiz USAME'nin ordusunu hazırladı. Daha İmam Ali'nin yarı yaşında olan birini onlara komutan seçti. Şehri terk etmeyerek halife seçiminde söz sahibi olmak için 2 haftalık direniş göstermelerine rağmen zorla ve beddualarla da olsa şehir dışına çıkmalarını sağladı. Yani anlayacağınız amansız bir hak batıl savaşı vardı.

HİÇ ŞÜPHESİZ PEYGAMBERİMİZİN BU SON GÜNLERİNDE VE VEFAT SONRASINDAKİ GELİŞMELERDE EN BÜYÜK ETKEN ÖMER B. HATTAB'DI
- Hastalığı artınca Peygamberimiz, kağıt kalem isteyerek bu sefer yazılı vasiyeti ile İmam Ali'ye yeni bir dayanak noktası düşündü ama Ömer'in "Aklı başında değil sayıklıyor, Kuran bize yeter" sözüyle bu girişim etkisiz oldu.
- Usame'nin ordusunun uzaklara gitmesini engelleyen şehir dışında oyalanmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri o idi. Şeyh Mufid'in aktardığına göre "Peygamberimiz özellikle Ebu Bekir ve Ömer'in Usame'nin ordusuna katılmasını emretmişti. Fakat Ayşe ve Hafza'nın babalarını Resulullah'ın yerine İmam-ı cemaat olmalarını istemeleri üzere orduyla gitmediklerini fark etti ve camiye giderek ağır bir dille şehri terk etmelerini sağladı. (Şeyh Mufid, el-İrşad, c.1, s.183; Vagidi, el-Meğazi, c.3, s.118)
- Vefat haberini yalanlayıp "Kim Peygamber öldü derse bu kılıçla onu öldürürüm" tehdidini yapıp hilafet konusunu kilitleyen ve bu konuda çekinmeden kan dökeceklerini adeta duyuran, Peygamberimizin cenazesi yerde iken, Beni Haşim ve Hz. Ali'nin oradan ayrılamayacağını da çok iyi bilerek Sakife'ye koşan ve yanında kendisinin seçtirdiği, biat ettiği, halkın önemli bir kısmına da biat ettirdiği YENİ HALİFE İLE geri dönen yine o idi.
- Hz. Ali ve Beni Haşim'in biat etmemesinin bu Hilafet yolundaki en büyük engel olduğunu bildiğinden, neye mal olursa olsun onları biate zorlamaya karar vererek Hz. Fatıma'nın kapısına dayanan da Ömer'di.

Şimdi o dörtlü münafık teşkilat bu dönemde ne yaptı diyeceksiniz. Hilafetin gaspı olayında en büyük yardımcı onlardı zaten. Karşılığını da aldılar.

Nasıl mı?
İkinci Halife, hemen birinci halife döneminde onları başına topladı. 3 yıl sonra kendisi başa geçince de, Ebu Süfyan'ın büyük oğlu Yezid'i sonra kardeşi Muaviye'yi Filistin ve Şam valiliğine atadı. Temim Dari, Kabu'l Ahbar Medine camisinin hatipleri oldular. İslam dinini Müslümanlara onlar anlatmaya başladılar.

Yerine başka bir Emevi ailesi mensubu Osman'ın seçilmesi için özenle 6 kişilik bir şura hazırladı ve sonuca muhalefet edenin de öldürülmesini istedi. 4-5 yıllık İmam Ali hilafetini çıkarsak aslında Emevi devletinin temelleri bizzat ikinci Halife zamanında, atılmıştır.
İşte Kerbela'da İmam Hüseyin'in göksüne saplanan ok Sakife'den atıldı diyorlar ya nedeni budur.

Peygamberin Ehlibeytine karşı da ciddi bir savaş verdi
Yazılan rivayetleri birinci halifeye toplattırıp yaktırdı. Ehlibeytin faziletlerinin anlatılmasını engellemek için Medine'den sahabelerin çıkmasını ve rivayet nakledilmesini yasakladı. (İbn-i Saad, et-Tabakat, c.1, s.140; İbn-i Guteybe, Tevili Muhtelefi'l Hadis, s.366; Tezkiret'ul Huffaz, c.1, s.7)

Ehlibeytin önemli bir gelir kaynağı olan Fedek Hurmalığını geri alarak hazineye aktarıp, Beni Haşim'in önemli bir iktisadi ayağını vurdu. Hatta Hz. Fatıma'nın elinden halifenin onay kağıdını da alıp parçaladığı nakledilmiştir. (Helebi Şafii, es- Sire, c.3, s.488; Seyyit Murteza, eş-Şafi fil İmame, c.4, s.97; Tefsir-i Kummi, c.2, s156)

Bir taraftan da suizan ve töhmet ortamı yaratmak için muta nikahı, teravih namazı gibi; savunulması zor, ama tepki gösterilmemesi durumunda, İslami hükümleri halifelerin değiştirmesine emsal teşkil edecek bir çıkmaz ile Ehlibeyti meşgul etti.

Bunları yaparken de yukarıda bahsettiğimiz bu dörtlü münafık teşkilat bütün gücüyle ona destek veriyorlardı. Ortam bire karşı bin denklemindeydi.
İkinci halifenin İbni Abbas ile yaptığı konuşmalarda Hz. Ali'ye karşı bir kini olduğu da çok açık. Hatta Peygamberimiz döneminde müşriklerin safında olup daha sonra Müslüman olanları Hz. Ali'ye karşı tahrik ettiği nakledilmiştir. O, Said b. Âs'a "Senin babanı ben öldürmedim ki Ali öldürdü" diye hedef gösterdiği ve İmam'ın da bir toplantıda kendisini bu bilinçli davranışından dolayı azarladığı nakledilir.

Bu DÖRTLÜ PARALEL MÜNAFIK YAPILANMA karşısında İmam Ali hiç şüphesiz bir avuç yareni ile mücadele etmek, baştaki halifeye etkilerini azaltmak, İslam'ın bekasını sağlamak, batıl ve hak çizgilerinin birbirine karışmasını önlemek zorundaydı.
İmam ikili bir çıkmazın içindeydi. Kendisi o dönemi şöyle anlatır: "Bugün öyle bir durumdayım ki konuşsam "Hükümeti istiyor" diyorlar. Sussam ölümden korkuyor diyorlar…" (Nehcul Belağa, 5. Hutbe)

Bu iltihaplı varoluş savaşının yaşandığı dönemde, hiç şüphesiz İmam'ın en önemli yaveri, yardımcısı Hz. Fatıma idi. Peygamber Efendimizin geride kalan tek varisi, can parçası, vahiy evinin kızı, direniş kapısı, son kalesi olan…FATIMA…ve onun her köşesi buram buram Nübüvvet ve İmamet kokan küçücük evi…

-İlmi bir faydalanma arzusunda değil hakaret ve hedef gösterme peşinde olanları baştan uyarayım.

Ey İman edenler! İzin verilmedikçe Peygamberin evine girmeyin (Ahzap 53)

Hz. Fatıma'ın evine saldırı konusunu anlamak için önce Medine'de teşkilatlanan 4 ayaklı münafık teşkilatı ve hilafetin gasbı için yaptıklarını bir önceki yazıda açıklamıştım.

Öncelikle Hz. Fatıma'nın evine saldırı konusunda haklı olarak en fazla itiraz edilen şey, Hz. Fatıma'ya bu iddia edilen zulümler yapılırken, İmam Ali ve diğer yarenlerinin olayı sessiz sedasız bir köşede izledikleri iddiasıdır.
Bu bir zillet göstergesi olarak algılanıyor doğal olarak da itiraz ediliyor.

Oysa kapı olayında, bir zillet değil bir izzet destanı var, tarihi bir direniş var

NASIL MI?
Şunu belirtmemiz gerekir ki; o dönemin şartlarında "SAKİFE" bir darbenin yapıldığı, Allah'ın emri ile Peygamberimizin bizzat Gadir-i Hum'da duyurduğu meşru vekilini devirerek yerine başka birinin seçildiği yerdi.

Bu darbenin başarılı olması, meşrulaşması, özellikle diğer şehirlerden gelebilecek tepkilerin azaltılması için Hz. Ali'nin (as) "biran önce" mutlaka biat etmesi veya ettirilmesi gerekirdi.
Bu darbe karşısında Hz. Ali'nin Peygamberimize ve Gadir'i Hum'da kendisine biat edenlere karşı İslami ve ahlaki bir görevi vardı. Halife seçiminin gerçek yüzünü, ne olup bittiğini onlara anlatmak zorundaydı.

Zaten o günün şartlarında uzak diyarlarda olanların, Medine'de olup bitenleri net bir şekilde tahlil etme imkanı yoktu. Bazen bir olayı haftalar sonra haber alabiliyorlardı. Bu nedenle Hz. Ali'nin bu darbe karşısında ne yaptığı, nasıl tepki verdiği önemliydi.

İmam Ali (as) , hiçbir direniş göstermeden olayı kabullenseydi, uzak bölgelerde yaşayanlar için, Resulullah'ın son anda fikrini değiştirdiği veya yeni bir vahiyle İmam Ali'nin yerine Ebu Bekir'in seçildiği algısı oluşturacaktı.

Sahabelere Medine dışına çıkma yasağı konulması, rivayetlerin toplanıp yakılması ve önceki makalede açıkladığımız dörtlü münafık teşkilatın da medya gücünün etkisiyle geride sadece bir Emevi mektebi kalacaktı. YEZİD'İN HİLAFETİNE GİDEN YOLU İMAM ALİ KENDİ ELLERİYLE OLUŞTURMUŞ OLACAKTI.

Anlayacağınız "Kerbela'da İmam Hüseyin'in göksüne saplanan oku babası Ali fırlatmış olacaktı… Hem de Fatıma'nın evinden"

Dolayısıyla o şartlar altında yapmaları gereken en makul ve stratejik direnişi yaptılar. Direnişin kalesi olarak Hz. Fatıma'nın (as) evini seçtiler. Bu çok ince hesap edilmiş, yağmur gibi yağan komplolara karşı akıllıca yapılmış bir savunmaydı.
O eve saldırı olursa muhaliflerin gerçek yüzü ortaya çıkacak, saldırı olmazsa; biat konusu yatacak ve birinci halife meşruiyetini kaybedecekti.
İki durumda da kaybeden muhalifler olacaktı. Öyle de oldu

zaten…
Fatıma'nın evi vahiy eviydi, Resulullah Efendimizin can parçasının eviydi, onun ümmete emanet ettiği son varisinin eviydi. O evde olmak bile hakkaniyet için yeterliydi ve KİMSE O KAPININ KIRILACAĞINA İHTİMAL VERMİYORDU. Sadece ilk tufanın karşısında durmak, olayı zamana yaymak zorundaydılar.
Hedefleri ise, meşru halifenin darbeyle yıkıldığını herkese duyurmaktı.

Bu duyuruyu yapıp hakikati anlattıktan sonra, direniş hedefine ulaşmış olacaktı.
Sonraki dönemde halifelere yardımcı dahi olunsa bu, herkes tarafından maslahat, İslam'ın hayrı, fedakârlık veya mecburiyet olarak algılanacaktı.
İŞTE Hz. FATIMA'NIN EVİNİN ÖNEMİ BU…!

Darbecilerin tüm planları, İkinci halifenin İbn-i Abbasa dediği gibi "her şeyi oldu bittiye getirme hedefleri" (Sahihi Buhari,c.8,s.210) Hz. Fatıma'nın yanan kapısına takıldı. Silemeyecekleri bir hata işlediler. Hz. Fatıma'nın düşmanları olarak tarihe geçtiler. Nübüvvet evine saldıranlar olarak anıldılar. Birinci halifenin ölüm döşeğinde "Keşke Fatıma'nın evine girmeseydim" pişmanlığı meşhurdur. (Mesudi, Murucu'z Zeheb, c.2, s.301; Tarihi Yakubi, c.2, s.11)

Hz. Fatıma'nın (as) evine saldırı hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunun diğer bir kanıtıdır.
Çünkü Hz. Ali'nin (as) onayı olmadan seçilen halife meşru sayılmayacaksa, niçin onu saf dışı bırakarak halife seçtiler ki? Yok onun onayı önemli değilse, niçin biat etmesi için kapısını kırıp, evini ateşe vermek istiyorlar ki?
Hz. Ali'ye (as) yapılan baskı, evine yapılan saldırının benzerinin başka hiçbir sahabeye yapılmaması onun Peygamberimiz tarafından ümmetin lideri olarak Gadir-i Hum'da seçildiğinin açık bir kanıtıdır.

NİÇİN BAŞKASI DEĞİL DE, HZ. FATIMA KAPIYA GELDİ?
Kalabalık bir cemiyetle evin etrafını sarmışlardı ve Hz. Fatıma'nın (as) kapısı son direniş noktaları idi.
İçeridekileri dışarı çıkarmak için çok büyük bir kalabalıkla evi sardıklarında Hz. Fatıma'nın (as) kendisi, bu saldırıyı püskürtmek, efendimizin can parçası olarak Müslümanları muhatap almak, yapılabilecek en makul davranıştı. Kapıya da onu kimse göndermedi, aksine bizzat kendisi kapıya yöneldi. İçeride ise herkes yapılacak bir saldırıya karşı hazırlıklı idiler.
Elbette henüz Peygamberimizin kokusu bu yüce kapıdan gitmeden kimse Fatıma'nın kapısının kırılacağına, yakılacağına fazla ihtimal vermiyordu.

Önce odun getirdiler "Çıkın yoksa yakarız" diye tehdit ettiler. (el-İmame ves Siyase, c.1, s.30; Bilazeri, Ensabul Eşraf, c.2,s.707)

Eskiden kullanılan derme çatma tahta kapıya yüklendiler, sert bir hamle ile kalabalık kapıyı kırdı, içerdekiler kapıya doğru koştular, çatışmada Zubeyr'in kılıcı kırıldı. (Tarihi Taberi, c.2, s.233)

Hz. Fatıma kapı ile duvar arasında kalarak yaralandı. Karnına gelen darbeden nedeniyle çocuk düşürdü (Mesudi, Murucuz Zeheb, c.2,s.238; Şehristani, el-Milel ven Nihel,c.1,s.57)

Meşhru tarihçi Mesudi (vefat 346 hicri) Murucu'z Zeheb kitabında (İsbatul Vesiyye bölümünde) kapının yakıldığını, Hz. Fatıma'nın kapı ile duvar arasında kaldığını ve çocuğunu düşürdüğünü yazar.

Yine Ebul Futuh Şehristani, Ömer'in Hz. Fatıma'nın karnına tekmeyle vurduğu ve bu tekme sonucu Hz. Fatıma'nın çocuğunu düşürdüğünü nakleder (el-Milel ven Nihel, c.1,s.57)

İçeridekilerin direnişi, Hz. Fatıma'nın yaralanması nedeni ile gelenler geri çekildi. Zorla biat alma projesi TARİHİ DİRENİŞLE engellendi.

-Beklemedikleri bir direnişle karşılaşmışlardı ve kendi aralarında da ihtilaf çıkmıştı. "Evi Yakın" emrine karşı bir gurubun "İçeride Fatıma var" itirazları, Hz. Fatıma'nın(as) kapı arkasından gelenlere seslenmesinin henüz kalbi ölmemiş bir kesime etki ettiğini gösteriyor ve Muhalefetin içinde de bir kesim için Hz. Fatıma'nın kırmızı çizgi olduğu anlaşılıyor. Evde o kadar insan varken niçin Hz. Fatıma (as)kapıya gitti? sorusunun cevabı burada olsa gerek. Bu bilinçli bir hareketti.

Hz. Fatıma'nın (as) yaralanması, İmam ve etrafındakilerin direnişi ve muhaliflerin arasında ihtilafların yükselmesi nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldılar.
Sonraki süreçte de Hz. Fatıma'nın (as) (Batan paslı çivinin etkisi veya narin bedeninin darbe alması, çocuk düşürmesi veya iç kanama) nedeniyle Hz. Fatıma vefat edinceye kadar yataktan çıkamadı.

Yeni seçilen halife ve taraftarları da bir daha vahiy evine saldırmadılar.

"Hz. Fatıma'nın Kanının Ellerine Bulaşmasından Korktular"
Hem Buhari Hem Müslim Hz. Ali'nin Ebu Bekir'e Hz. Fatıma hayatta iken biat etmediğini kabul ederler. Daha sonraki biat de işbirliğinden ibarettir. İmam onlara özel bir törenle biat etmemiştir. (Sahihi Buhari, c.4,s.1549; Sahihi Muslim, c.3,s.1380)

Bir, iki helallik alma girişimi de karşılık bulmadı. Gece defnedilmesi, mezarının gizli kalması, bu yapılan zulmü tescillenmiş oldu. (Buhari, c.4, s.1550; Mesudi, c.1,s.106; İbni Kesir, c.1,s.216)

Abdullah b. Ömer, Yazid'i İmam Hüseyin'i öldürmesinden dolayı kınayınca, Yezit ona "Sen kendi babana bak, Baba'nın Fatıma'ya yaptıklarını herkes biliyor" diye cevap yazdı. (Allame Hilli, Nehcul Hak ve Keşfus Sıdk, s.256)

Yine Yezide karşı Mekke'de konuşlanan Abdullah b. Zubeyr kendisine biat etmeyan Beni Haşim'i bir yerde toplayarak yakmak isteyince kardeşi Urve "Bu yaptığımız haktır. Ömer de ümmetin vahdeti için Fatıma'nın evini yakmıştı" diye cevap verdi. (İbni Ebil Hadid, Şerh-i Nehcul Belağa, c.20, s.329)

Anlayacağınız ikinci halifenin Hz. Fatıma'nın evini yakma olayı o kadar meşhurdu ki, insanlar olumlu veya olumsuz o olayı delil olarak sunuyorlardı.

ÖTE TARAFTAN BU DİRENİŞ DİĞER BÖLGELERE DE YAYILDI
Hz. Fatıma'nın (as) evindeki direniş, diğer yerlerdeki direnişi beraberinde getirdi. Arap yarımadasının dört bir yanında, yeni seçilen halifeye karşı ayaklanmalar başladı. İşte Hz. Fatıma'nın (as) evindeki direnişin ne kadar önemli ve stratejik olduğunu daha iyi anlamanız için üzeri fazla açılmayan bu ayaklanmalar konusunda kısa bir bilgi vermek isterim.

ÖNCELİKLE
Şunu belirteyim ki; İmam Ali ile Birinci Ve ikinci halife arasında hiçbir dostluk, hiçbir samimiyet, söz konusu değildir.
Bırakın Resulullah'tan sonraki süreçte, hatta Efendimiz döneminden nakledilen bir samimi olay, arkadaşlık veya macera yoktur.

Tam tersine ilk iman eden olma, Fatıma ile evlendirilme, Bedir, Uhut ve Handek savaşındaki kahramanlıkları, Hayber sancağı, müşriklerden beraat ayeti, Medine'ye kendi yerine vekil tayin etme, torunlarının ve vasilerinin babası olması, tüm savaşlarda sancağı taşıması ve sayısız fazilet; hep kıskançlık ve çekememezlik nedeni olmuştur. Hayber kalesinin fatihi olma kıskançlığı bunlardan sadece biridir, bakınız: (Sahih-i Muslim,c.7,s.121; Nesai, Süneni Kubra, c.5,s.180; Halebi, es-Siretul Halebiyye, c.3,s.35)

Bırakın kendilerini kızları dahi Hz. Ali'den nefret ederdi. Birinci halifenin kızı deveye binip Basra'ya on binleri toplayıp, İmam Ali'ye savaş açarken, ikinci halifenin kızı Medine'de kadınları toplayıp şu şarkıyı okuyup oynuyordu:

Mal haber mal haber
Ali fissefer, Kel feresil Eşger…

Ne haber, ne haber
Duydun mu Ali seferde
Korkak bir at gibi
İleri gelse öldürülecek
Geri dönse yenilecek
(Şerhi Nehcul Belağa,c.11,s.13; Biharul Envar, c.32,s.90)

BU DİRENİŞ SONRASI NE OLDU
Bu direniş her taraftan duyuldu. Hz. Ali'nin hakkının gasp edildiği, evinin yakıldığı ve Hz. Fatıma'ya saldırı olduğu her tarafa yayıldı.

İşte burada İslam tarihinde bu biat konusuyla irtibatlı olduğuna inandığım "RİDDE OLAYLARI" olarak tarihte geçen, yani dinden dönenler diye suçlanan ama aslında yeni seçilen halifeyi meşru görmeyenlerin ayaklanmaları başladı. Bu ayaklanmalar Mekke ve Medine hariç tüm şehirlere sıçradı. (Tarihi Taberi, c.2,s.503)

Çoğu namazında niyazında insanlardı, sadece yeni halifeye zekat vermek istemiyorlardı. Çünkü onu meşru görmüyorlardı. Ama birinci halife bunu dinden dönme nedeni sayarak, onlarla savaştı ve büyük katliamlar oldu. (Tarihi Yakubi, c.2,s.113)

“Dinden dönme” o dönemde hakim gücün elinde en büyük silah oldu. Kendilerine itaat etmeyen herkesi Mürted olmakla suçluyorlardı. Mekke ve Medine'den ordular gönderiliyor muhalifler öldürüyor, malları yağma ediyor, namusları çiğneniyordu.

Bu muhalifleri sindirme projesiydi
Daha iyi anlamanız içi, bu olaylardan sadece birine değineceğim

MALİK BİN NUVEYRE;
Peygamberimizin sahabesiydi. Yetim ve sahipsin çocukların babasıydı. Şairdi, Beni Tim kabilesinin büyüğü idi. Efendimizin izniyle zekat toplar ve yetim çocuklara ve fakirlere verirdi.
Zekat verme konusundaki itirazdan sonra birinci halife Halid b. Velid'i (Şu Uhut savaşında Müslümanları sırtından hançerleyen müşriklerin acımasız komutanını) Malik b. Nuveyre'nin üzerlerine gönderdi. Halit b. Velit iyi niyet göstergesi olarak silahlarını bırakmalarını istedi. Silahlarını bıraktılar ve beraber namaza durdular, ama Halid,in ani bir emriyle hepsini kılıçtan geçirdiler, yetmedi namuslarını kirlettiler. (Tarihi Yakubi, c.2,s.110)

Halit b. Velid'in, Malik'in eşine zorla sahip olması, daha sonra zina kısası için birinci halifeye yapılan itirazlara onun "Sadece yanlışlık yapmış, hata etmiş" diyerek kısası kabul etmemesi, muhaliflerine karşı bir göz dağıydı. (Tarihi Taberi, c.2,s.504; İbni Hacer Askalani, el-İsabe, c.5,s.560; Kenzul Ummal, Muttaki Hindi, c.5,s.619)

Evet!
HZ. FATIMA'NIN EVİNDEKİ BÜYÜK DİRENİŞ OLMASA
Belki de tarih şöyle yazacaktı:
…ve Peygamberimiz Garid-i Hum'da birinci halife Ebu Bekir'in elini kaldırarak şöyle buyurdu "Ben kimin mevlası isem bu Ebu Bekir de onun mevlasıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-17-2019, 03:15
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 125
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart

İmam Ali (aleyhisselam)'la Beraber Abbas b. Abdulmuttalib, Fazl b. Abbas, Zübeyr b. Avvam, Halid b. Said, Mikdad b. Amr, Selman-ı Farsi, Ebuzer-i Ğifari, Ammar b. Yasir, el-Berra b. Azip, ve Ubey b. Kaab gibi ashabın ileri gelenleri ona biat etmediler ve Hz. Ali’nin tarafına geçtiler.[1] Müsned-i Ahmed (1/55) ve Taberi’nin (2/466) yazdığı gibi bu grup Hz. Zehra’nın evinde toplanmış ve Ebubekr’e biat etmemişlerdi.[2]

Tarihlerde şöyle yazar: Hz. Ali, kapısında toplanan ve kendilerine biat etmesini isteyenlere şöyle cevap verdi: ‘Gidin yarın saçlarınızı kestirin ve gelin.’ Ama ertesi gün yalnızca üç kişi geldi.[3]
Kaynaklar:
[1] - Suyuti, Tarih-ul Hulefa, s.62 (Dar-ul Fikr yayınları- Lübnan); Tarih-I Yakubi, c.2, s.124-124; Taberi, Tarih-ul Ümem ve’l Müluk, c.2, s443 (İstikamet yayınları, Kahire); Müsned-i Ahmed, c.3, s.156, (Dar-us Sadr baskısı)

[2] - a.g.e.

[3] - Allame Askeri, Maalim-il Medreseteyn, c.1, s.162
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 06:04


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.