aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | DUYURULARINIZ | DUYURULARINIZ

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02-05-2009, 07:56
aliyyenveliyullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyyenveliyullah aliyyenveliyullah isimli Üye şuanda  online konumundadır
SİTE TEKNİKERİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 349
aliyyenveliyullah is on a distinguished road
Arrow Hz.İmam Musa-ı Kazım(as) 'ın Mübarek Doğum Günü



HZ. İMAM MUSA KAZIM (AS)'IN
MÜBAREK DOĞUM GÜNÜ TÜM EHL-İ BEYT AŞIKLARINA KUTLU OLSUN



Adı :Musa
Künyesi:Ebu`l Hasan
Lakabı :Kazım
Baba adı : Cafer (as)
Anne adı: Hamde
Doğum yeri: Medine
Doğum tarihi: 7 Sefer 128 hk.
Peygamber'e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu
Şehadet yılı :25 Recep 183 hk.
Şehadet yeri :Bağdat'ta Sind bin Şahik hapisanesi (Irak)
Şehadet sebebi :Abbasi halifelerinden Harun Reşid'in zehirlemesi


İbn-i Cevzî diyor ki:

“Haşimî hanedanından olan Ebu’l- Hasan Musa bin Cafer (İmam Kazım), çok ibadet ettiğinden, (Allah yolunda) gayretinden ve geceleri ibadetle geçirdiğinden dolayı “Abd-u Salih” diye çağrılıyordu.
Rabiy’ bin Abdurrahman diyor ki:

“Allah’a and olsun ki, İmam Musa bin Cafer (a.s), ferasetli ve ileri görüşlülerdendi. Kendisinden sonra kimin onun imametinde kalacağını ve ölümünden sonra kimin ondan sonraki İmam’ı inkar edeceğini biliyordu. Bununla birlikte onlara olan öfkesini belirtmeyip yutuyor ve onlardan bildiği şeyi yüzlerine vurmuyordu. İşte bundan dolayı “Kazım” (öfkesini yutan) olarak adlanmış oldu.

ESSELAMU ALEYKE YA İMAM MUSA KAZIM (AS)
Adı: Musa.

Lakapları: Abd-u Salih, Kazım, Bab'ul-Hevaic

Künyesi: Ebu'l-Hasan, Ebu İbrahim.

Ana-Baba: İmam Sadık (a.s), Hamide.

Doğumu: Hicretin 128. yılı Sefer ayının 7'sinde Pazar günü Mekke ve Medine arasında yer alan “Ebva” köyünde dünyaya geldi.

Döneminin Halifeleri: Mensur Devaniki, Mehdi Abbasi, Hadi Abbasi ve Harun Reşid. İmametinin 23 yıl 2 ay ve 17 günü Abbasî halifelerinin beşincisi olan Harun'un hükümeti döneminde geçmiştir.

İmameti: Otuz beş yıl (148-183).

Şahadeti: Hicretin 183. yılı, Recep ayının 25. günü 55 yaşında iken Harun Reşid'in emriyle onun Bağdat'taki zindanında şahadete erişti.

Mezarı: Bağdat'ın yakınlarındaki Kazimeyn şehrinde.

Yaşam Dönemi:

1) İmamet öncesi dönem, 20 yıl (128-148)

2) Nispeten uzun süren imamet dönemi, 35 yıl (148-183)

İmam Kazım (a.s), zamanın tağutlarıyla sürekli büyük bir mücadele halindeydi. Basra ve Bağdat'ta birçok zindanlarda ömür geçirmiş, asla teslim olmamış ve aziz canını İslâm'a feda etmiştir.

Çocukları: 19 erkek 18 kız. Bunlar birkaç kadından dünyaya gelmiştir.
__________________
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

اَللَّهُمَّ خُصَّ اَنْتَ اَوَّلَ ظالِمٍ بِاللَّعْنِ مِنّى وَابْدَأْ بِهِ اَوَّلاً ثُمَّ الثَّانِىَ وَالثَّالِثَ والرَّابِعَ اَللَّهُمِّ الْعَنْ يَزيدَ خامِساً وَالْعَنْ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ زِيادٍ وَابْنَ مَرْجانَةَ وَ عُمَرَ بْنَ سَعْدٍ وَ شِمْراً وَ آلَ اَبى سُفْيانَ وَ آلَ زِيادٍ وَ آلَ مَرْوانَ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ.

"Allah'ım, sen, (Resul ve Ehl-i Beyt'ine) ilk zulmedeni benim özel lanetime mazhar eyle. Bunun için de, önce birinci, sonra ikinci, sonra üçüncü ve sonra da dördüncüden başla. Sonra da... Yezid'e lanet eyle. Ziyad'ın ve Mercâne'nin oğlu Ubeydullah'a, Sa'd oğlu Ömer'e, Şimr'e, Ebu Süfyan'ın, Ziyâd'ın ve Mervân'ın soyuna kıyamet gününe kadar lanet et."


علی علی علی MEN ALİYYEL MURTAZA' NIN NÖKERİYEM علی علی علی
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-22-2010, 06:07
Ya Sahibi Zaman Ya Sahibi Zaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 1
Ya Sahibi Zaman is an unknown quantity at this point
Standart

Allah razı olsun

İmam Musa Kazım (as) buyurdu: -“Allah-u Teala’nın insanlara zahiri ve batını iki hücceti (delili) vardır, zahiri hücceti, Resuller, peygamberler ve İmamlardır; batini hücceti ise akıldır.”
Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 137
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-19-2011, 09:37
Tuba-76 Tuba-76 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 2
Tuba-76 is an unknown quantity at this point
Standart

Selam Olsun İmamlarımıza, Allah razı olsun

“Mümin aynı ana ve babadan olmasa bile müminin kardeşidir. Kim kardeşine iftira eder, ona hile yapar, ona nasihat etmez ve (gıyabında) onun gıybetini ederse melundur.”
Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 333
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-01-2012, 02:50
zehra balası zehra balası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 61
zehra balası is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Musa Kazım (as): “Allah’ın dininde fakih olun (dini iyice anlamaya çalışın). Çünkü dinde fakih olmak basiretin anahtarıdır, ibadetin kemalidir, din ve dünyanın yüce makam ve derecelerine ulaşmak için de bir vesiledir. Fakihin, abide olan üstünlüğü, güneşin yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kim dininde fakih olmazsa, Allah onun hiçbir amelini beğenmez.”
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-10-2013, 04:33
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şuanda  online konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 737
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Çocukluk dönemi
İmam Musa bin Cafer (as) dört yaşındayken Emev hükumeti yıkıldı. Emevîlerin Arap ırkçılığı, yağmacık, zorbalık, zulme dayanan siyasetleri, hükümetlerinin anti İran girişimleri Muhammedî öz İslam’ın adilane hükümetini isteyen halkı ve özellikle İranlıları onlara karşı ayaklandırdı ve bu arada dönemin siyasi ricalleri halkın bu yönelişi ve özelikle İranlıların Ali oğulları ve Ali yönetimi gibi bir yönetime eğilimini kötüye kullanarak hakkı hak sahibine ulaştırmak adına Eba Muslim Horasanî’ni yardımıyla Emevileri yıktılar; fakat altıncı İmam Cafer b. Muhammed-i Sadık (a.s) yerine Ebu Abbas Seffah-i Abbasî’yi hilafet makamına geçirdiler ve gerçekte onu hilafet tahtına oturttular. Böylece, hk. 132 yılında zulüm, sitem ve iki yüzlülükte Emevîler"den hiçbir eksik yönü olmayan, hatta bunlardan bir çoğunda onlardan ileri bile geçen hilafet ve Resulullah’ın (s.a.a) vasisi kisvesinde yeni bir padişahlık silsilesi iş başına geçti.Bu ikisi arasındaki tek fark, Emevi saltanatı pek uzun sürmese de Abbasiler hicri kameri 757 yılına kadar, yani 524 yıl Bağdat’ta halka hilafet değil, saltanat sürdüler. Evet; Yedinci İmam Musa Kazım (a.s), Ebu’l Abbas Seffah, Mensur-i Devanikî, Hadî, Mehdi ve Harun’un zulüm, sitem ve baskılarına maruz kalarak onların hilafetlerini idrak etti.

İmamet dönemi
İmam Kazım’ın (a.s) değerli babasını şehid ettiği zaman o hazret 20 yaşındaydı; İmam (a.s) Mensur’un ıstırap, korku ve vahşet saçan hükümeti döneminde otuz yaşına kadar onunla mücadele içerisindeydi; bu süre içerisinde Şiilerine çekidüzen veriyor, onların işleriyle ilgileniyordu. Mensur hicri 158 yılında helak olunca hükümete oğlu Mehdi geçti. Mehdi-i Abbasî’nin siyaseti halkı aldatmak ve hilekârlık üzerine kurulmuştu, ama hilafeti fazla sürmeden yerine hayatı sona erdi ve yerine Harun geçti.

Şehadet
Harun Reşid zamanında İmam Kazım (as) Resulullah’ın (s.a.a) mezarının yanı başında ibadetle meşgul iken tutuklayarak Basra’ya götürlüp zindana atıdı. İmam Musa Kazım (a.s) bir yıl Basra valisi İsa b. Cafer’in zindanında kaldı; O hazretin seçkin özellikleri İsa b. Cafer’in üzerinde öyle bir etki bıraktı ki Harun’a bir mektup yazarak, “İmam’ı benden alın; aksi takdirde Onu serbest bırakacağım” dedi. Bunun üzerine Harun’un emriyle İmam’ı (a.s) Bağdat’a götürüp Fazl b. Rabi’nin yanında zindana attılar. Ondan sonra bir süre Fazl b. Yahya’ya teslim edildi; sonra da Sindi b. Şahik’in zindanına intikal edildi. Sürekli bu intikallerin nedeni ise şuydu: Harun her defasında zindancılardan İmam’ı (a.s) ortadan kaldırmalarını istiyorduysa hiç birisi kabul etmiyordu; nihayet son zindancı, yani Sindi b. Şahik Harun’un işaretiyle O hazreti zehirledi ve İmam (a.s) bu zehirlenme sonucu şehid oldu.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 11-30-2014, 06:48
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 399
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart Hz. İmam Musa Kazım’ın (aleyhisselam)'ın Doğumu

Ebvâ köyü[1] o gün[2] sanki daha farklı ışıldıyordu; güneşin ışığı uzun hurma ağaçlarını beline kadar altın renge bürümüş ve çamurdan yapılmış köy evlerinin damlarına uzun gölgeler düşürmüştü…
Çobanların önünde çöle gitmeye hazır olan develerle koyunların sesi kalplere sabah neşesinin tohumlarını ekiyor ve kulağı yaşam sesiyle dolduruyordu…

Köyün kenarında ve kadınların sakin berraklığından su aldıkları bir gölcük; şimdi ruhları okşayan hafif bir rüzgar dalgalanarak geçip gidiyor ve birkaç kırlangıç neşeli ve aceleci bir halle onun üzerinde sağa-sola uçuyor ve arada bir sanki Fil Yılı’nın pişirilmiş-sertleştirilmiş taşlarının sıcaklığından[3] hala sıcak olan göğüslerini suya vuruyorlardı… Biraz ötede, bir tek hurma ağacı, yüksek ve yeşil şemsiyesini bir mezarın üzerine açmış ve sabahın o vaktinde bir kadın, o mezarın üzerine eğilmiş saygı ve haşmetle onun toprağını öpüyor, yavaş yavaş ağlıyor… ve dudak altından bir şeyler söylüyordu. Hafif rüzgarın getirdiği sözlerinden sanki şu cümleler duyuluyordu:

- Selam sana , ey Amene! Ey Peygamber’in değerli annesi… Allah, doğum yerinden uzak bir noktada can veren sana rahmet etsin …
Şimdi, ben, senin gelinin Hamide, senin evladının soyundan bir bebek taşımaktayım rahmimde ve Pazartesi akşamından beri çektiğim acıdan dolayı öyle sanıyorum ki, bu mübarek bebeği bu köyde ve senin mezarının yanıbaşında dünyaya getireceğimi…
Ah, ey bu toprakta yatan yüce kadın; kocam bana bu bebeğimin senin oğlun olan Peygamber-i Ekrem’in yedinci halifesi olacağını buyurdu…

Efendim! Allah’tan bebeğimi sağ-salim dünyaya getirmemi isteyin… Sabah güneşi, o mezarın baş tarafında yeşeren tek hurma ağacının dallarının üzerinden süzülerek yere düşmüştü…

Hamide, ağır ve ihtişamla ayağa kalktı; elbisesinin mezarın toprağından tozlanan bölümünü çırpıp temizledi; bir elini karnının üzerine bırakarak hamile kadınlar gibi ihtiyatla ağır ağır köye doğru yola koyuldu…

Bir süre sonra, güneşin iyice yükseldiği, köy güvercinlerinin Ebvâ köyünün saf semasında, onun nur çeşmesinde kanatlarını yıkadıkları bir anda sevinç ve mutluluk sesleri köyden gökyüzüne yükseldi… Gölcüğün kıyısından, köy sokaklarından bazı kadınların sevinç ve mutluluk içerisinde sağa-sola kaçıştıklarını görüyor gibiydim…

Ah; o sırada iki kadın o aceleci halleriyle ellerindeki iki büyük su testisiyle su almak için gölcüğe doğru geliyorlardı…
Yeni haberleri öğrenmek için onların konuşmalarına kulak verdim:
– Bacım! Diyorlar ki, İmam Sadık (a.s) çocuğu dünyaya geldiği zaman buyurmuş ki: “Benden sonraki imam ve Allah kullarının en hayırlısı dünyaya geldi…”[4]

- Adını ne koymuşlar, biliyor musun?
– Hatta, daha dünyaya gelmeden adını “Musa” bırakmışlardı.

O sırada gözüm, elimde olmaksızın, gölcüğün ötesinde, çölde, o köyde olup bitenlerden habersizi elindeki sopayla koyunlarını güden bir çobana takıldı…
Bir an aklımdan çobanın Musa ve orasının da Sina çölü olduğu geçti de içimden, “Yeni dünyaya gelen bu Musa zamanın hangi firavununa karşı dünyaya gelmiştir…?!” dedim.

[1] – Bu köy, Medine’yle Mekke arasında yer almıştır.
[2] – Hicri-kameri 128 yılı, Safer ayının yedinci gününün sabahı.
[3] – Fil Suresi’ne işarettir: Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşları gönderdi; ayaklarında pişirilmiş-sertleştirilmiş balçık taşları vardı.
[4] – Kâfî, c. 1, s. 476.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-19-2015, 07:59
SUDE SUDE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 123
SUDE is on a distinguished road
Standart Neden İmam (as) Kazım Denilmiştir.?

İmam Musa Kazım (as) On iki imamın yedincisidir. İmam Câfer-i Sâdık'ın (as) oğlu, İmâm-ı Ali Rızâ'nın (as) babasıdır. Resûlullah Hz.Muhammed Efendimizin (sas) torunu olup, Hazret-i Ali (as) ile hazret-i Fâtıma'nın (sa) evlâtlarındandır. Hazret-i Hüseyin'in (as) çocuklarından olduğu için "seyyid"dir. Asıl adı, Mûsâ bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel'âbidîn bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib'dir (as . Künyesi, "Ebu'l-Hasan" ve "Ebu İbrâhim"dir. Kâzım, Sâbir, Sâlih, Emîn... gibi birçok lakapları vardır. En meşhuru "Kâzım"dır. Hilminin (yumuşaklığının) çokluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan "Kâzım" lakabı verilmiştir.

İmam Musa-i Kâzım (as) hazretleri, Mekke ile Medine arasında bulunan "Ebvâ" denilen yerde, 745 (H.128) senesi Safer ayının yirmi üçüncü Pazar günü doğdu. 802 (H. 186) senesinde, Bağdat'ta hapishanede Şehid Oldu. Bağdat'ın on kilometre kuzeybatısında "Kâzımiyye" mahallesinde defnedilmiştir. Bu mahalle, Dicle Nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir camii vardır.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11-19-2015, 08:08
VELAYET VELAYET isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 266
VELAYET is on a distinguished road
Standart İmam (as) Bazı Duaları

Gece Mağfiret Dilemesi

Seyyid bin Tavus (r.a) diyor ki:

“…İmam Musa bin Cafer (a.s) geceyi sehere kadar sürekli mağfiret dilemekle geçiriyordu.”[1]

Çoğu Zamanlar Okuduğu Dua

İbn-i Şehraşub diyor ki:

İmam Musa bin Kazım (a.s) çoğu zaman şu duayı okuyordu:

“Allah’ım, ölüm vakti rahatlık ve hesap vakti ise âf diliyorum senden.”[2]

İmam (a.s) bu duayı (durmadan) tekrarlıyordu.”[3]

Zemzem Suyunu İçerken Okuduğu Dua

Ahmed bin Halid diyor ki:

İmam Musa Kazım (a.s) zemzem suyunu içtiğinde şöyle diyordu:

“Bismillah, el-hamdu lillah, eş-şükrü lillah.”

(Allah’ın adıyla, bütün hamt ve şükürler Allah’a mahsustur.)[4]

Yüz Defa Söylediği Zikir

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim, sabah ve akşam namazından sonra yedi defa: “Bismillah ve velâ havle velâ kuvvete illa billah” derse, Allah-u Teala yetmiş çeşit belayı ondan uzaklaştırır…”

İmam Musa bin Cafer (a.s) buyurdular ki: “Ben, o zikri yüz defa söylüyorum.”[5]

Evinden Çıkarken Okuduğu Dua

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Babam (Musa bin Cafer -a.s-) evinden çıkarken şöyle diyordu:

“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Allah’ın güç ve kudretiyle, benim güç ve kudretimle değil; hayır, ey Rabbim, rızkına yönelerek senin güç ve kudretinle evden çıkıyorum. O halde beni afiyet ve esenlikle evime döndür.”[6]

[1] – Bihar, C. 93, S. 282, H. 26.
[2] – Bihar, C. 102, S. 16, H. 10.
[3]- Duanın Arapçısı şöyledir: “Allahumme innî es’eluk’er- rahete ind’el- mevt, ve’l- affe ind’el- hesap.”
[4] – Menakıb-i İbn-i Şehraşub, C. 4, S. 318.
[5] – Mehasin-i Berkî, C. 2, S. 400, H. 2400.
[6] – Bihar, C. 86, S. 112, H. 12.
__________________
Allah'ın Laneti Yalancıların, İftiracıların Üzerine Olsun…
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-08-2016, 04:12
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Musa Kazım’ın (a.s) hayatı, evlatları ve torunlarını

İmam Musa Kazım’ın (a.s) hayatı, evlatları ve torunlarını
İmam Musa Kazım (a.s), çocukları ve torunlarının hayatını beyan etmek ciltlerce kitap yazmaya gerek duyar. İmam Musa Kazım (a.s) hakkında birçok kitap yazılmıştır. Bu alanda Seyid Hüseyin Ebu Saide Musevi’ye ait üç ciltlik Museviye silsilesindeki “Meşcerü’l-Vafi” kitabına müracaat etmek faydalıdır.[1] Burada çok kısa ve öz olarak soru hakkındaki konuya değineceğiz:

İmam Kazım’ın İsim, Lakap ve Soyu
Bu yüce şahsiyetin şerif ismi, Cafer oğlu Musa’dır. Cafer Muhammed Bakır’ın oğlu, Muhammed Bakır Ali’nin (Zeynülabidin) oğlu, Ali Hüseyin’in oğlu, Hüseyin Ali’nin oğlu ve Ali de Ebu Talib’in (a.s) oğludur.[2] İmam Kazım (a.s) Sefer ayının yedisinde hicri 128 yılında cumartesi günü Mekke ve Medine arasında yer alan “Ebva” köyünde dünyaya geldi ve meşhur görüşe göre 183 veya 181, 186, 188 yılında Harun Reşit’in zindanında zehirlenip şahadete erdi. Bağdat’ın batı yakasında Kureyş Mezarlığı diye meşhur olan bir mezarlıkta toprağa verildi. Elbette bugün o bölgenin adı Kazımeyn şehridir. Şeyh Mufid şöyle demektedir: Bu mezarlık geçmişte Beni Haşim, kabile reisleri ve eşrafın defnedildiği yer idi. İmamın (a.s) annesi adı Endülüslü Hamide’dir. İlamu’l-Veri kitabında nakledildiği üzere İmam Kazım’ın annesinin adı, Hamide Berberiye veya Hamide Musaffa’dır. Ama Menakib kitabında Said Berberi kızı Hamide Musaffa “Lulu” künyesiyle Musa b. Cafer’in (a.s) annesi olarak zikredilmiştir.[3] Abdüssalih, Kazım, Sabır ve Emin İmam Kazım’ın lakaplarındandır. Şeyh Mufid şöyle demektedir: Eba İbrahim, Eba’l-Hasan ve Eba Ali İmam Musa Kazım’ın künyelerindendir. Bazıları Ebu’l-Hasan-i Evvel, Ebu’l-Hasan-i Sani, Ebu İbrahim, Ebu Ali ve Ebu İsmail’i de onun künyeleri olarak nakletmişlerdir.[4] Musa b. Cafer (a.s) döneminin en meşhur şairi, İmama ilgi duyan ve kendisiyle irtibatlı olan Seyid Hamiri’dir. [5]

Musa b. Cafer’in (a.s) İmameti
On iki imam Şiiliği nezdinde meşhur ve kesin olduğu üzere her imamın imametini belirleme ve ispatlamanın yolu, önceki imamın açık sözü ve normal insanların üstesinden gelemediği soru ve imtihanlardır. İmam Musa b. Cafer’in (a.s) imameti hakkında da sevinerek söylemeli ki onun imametini ispat eden birçok nass ve rivayet mevcuttur. İbn Sebbağ Maliki şöyle söylemektedir: Abdülala, Feyiz’den şöyle nakletmektedir: İmam Sadık’a (a.s) elimi tut, beni ateşten kurtar ve senden sonra kimin imam olacağını buyur, diye söyledim. Bu esnada henüz genç olan İmam Musa b. Cafer (a.s) içeriye girdi. İmam bu (Musa b. Cafer’e işaret ederek) sizin İmamınızdır, öyleyse ona yönelin diye buyurdu.[6] Şeyh Mufid bu hususta şöyle demektedir: Musa b. Cafer (a.s) değerli babasından sonra imam ve İmam Sadık’ın tüm evlatlarının önündedir. Çünkü:
1. Tüm fazilet ve güzellikler onda toplanmıştır.
2. Sahih ve muteber nasslar açıkça onun hakkında zikredilmiştir.
3. Değerli babası açıkça benim halifem ve benden sonraki imamdır diye buyurmuştur.[7]

Musa b. Cafer (a.s) Zamanındaki Halifeler
İmam Kazım’ın (a.s) imamet ve velayetinin başlaması, Abbasilerin hilafetinin istikrar ve sebata kavuşma dönemine denk düştü. Musa Kazım (a.s) en zalim ve zorba hükümdarların egemen olduğu bir dönemde imam oldu. Onların devlet ve hükümetleri içişleri açısından sakin idi ve hiçbir iç muhalefet ve çarpışma mevcut değildi. Bu sebat ve sakinlik hükümdarların rahatça kendi muhaliflerine egemen olmalarına ve onların davranış ve hareketlerini kontrol etmelerine imkan sağladı. İmam Kazım (a.s) dönemindeki zalim ve zorba Abbasi hükümdarları şunlardan ibaret idi:
1. Mansur Devaniki: Kardeşi Ebu Seffah’tan sonra kendisi Abbasi devletinin ikinci hükümdarıydı. O cimrilik ve kıskançlık ile meşhurdu. Bu yüzden Devaniki lakabını kendisine vermişlerdir. İhanet, kalleşlik, sözünü yemek ve vefasızlık onun diğer belirgin özelliklerinden idi.
2. Mehdi Abbasi: Boş iş, oyun ve kadına vb düşkünlüğü bu Abbasi halifesinin en meşhur özelliklerindendi. Bu tür meselelere aşırı düşkünlüğü, oğlu İbrahim’in Bağdat’taki şarkıcı ve okuyucuların reisi ve kızı İlliye’nin de şarkıcı, çalgıcı ve dansçılar grubunun üyesi olmasına neden oldu. Kendisi ve ailesinin bu tür ahlaki rezillikleri meşhur Arap şairi “Dubel Hazayi”’nin şiirlerinin birinde Abbasiler ve Aleviler arasında yaptığı mukayesede şöyle demesine yol açacak kadar ileriye gitmişti:
İlliye sizden miydi yoksa Beni Haşim’den
Şarkıcıların reisi İbrahim sizden miydi yoksa onlardan[8]
3. Hadi Abbasi: O, yirmi beş yaşında hükümdar oldu. Ehli Beytin (a.s) sert bir muhalifi ve düşmanı olup belalı bir hükümdardı. Öyle ki baş ve yüzünden bela akardı. Hayatı baştan sona gurur, büyüklenme ve gençliğe dayalı hamlık ve tecrübesizlik ile doluydu. Onun hükümdarlık dönemi Ehli Beyt ve Şiilerin zorlu dönemlerindendi. Meşhur tarihçi Mesudi Murucu’z-Zeheb kitabında Hadi Abbasi hakkında şöyle yazmaktadır: …Katı kalpli, kötü ahlaklı ve çirkin huyluydu. Beni Haşim ve Aleviler önderliğindeki başkaldırı ve hareketler Hadi Abbasi’nin hilafet döneminde başladı. Hüseyin b. Ali önderliğindeki “Fah” vakıası ö dönemdeki meşhur başkaldırılardandır. Bu hareket İmam Kazım’ın (a.s) tarafından teyit edilmişti; öyle ki İmam Musa Kazım (a.s) bu kıyamın önderini (Hüseyin b. Ali) şahadet ile müjdelemiş ve kendisine takva, direniş ve sabrı tavsiye etmiştir. İmam Musa Kazım (a.s) ona şöyle demiştir: “Sen öldürüleceksin. İyi savaş. Karşında olan kavim ve ordu günahkârdır…” Çok açık olduğu üzere onların hareketi karşısında İmamın (a.s) bu duruşu kendilerinin meşru olduklarının göstergesidir.
4. Harun Reşit: O servet biriktirme, israf, harem saray ve şarkıcı kadınlar ve dansçılar bulundurmada meşhur idi. İmamlar ve Beni Haşim’in soyundan gelen seyitlere yönelik husumet ve düşmanlığı zirveye çıkardı ve onları ortadan kaldırmaya çabaladı. Defalarca Musa b. Cafer’in (a.s) zindana atılması ve onun zindanda Sindi b. Şahek’in eliyle şahadete ermesi bu düşmanlıkların bir numunesidir.[9]

İmam Musa Kazım’ın (a.s) Harun Reşit Karşısında Takındığı Tutum
Harun Reşit özellikle Alevilere yönelik zorbalık, tiranlık, katı kalplilik ve düşmanlık yapmakla meşhur olmasına karşın, tarihte İmam Kazım’ın (a.s) ona hiçbir önem vermediğine, ondan hiçbir şekilde korkmadığına ve çekinmediğine, Harun karşısında tam bir izzet ve cesaret ile durduğuna ve taşıdığı sorumluluk doğrultusunda en küçük bir sıskalık ve zafiyet göstermediğine tanıklık etmekteyiz. Tarih bu iddiaya tanıktır. Burada İmam Kazım’ın (a.s) Harun Reşit karşısındaki davranışlardan bir takım numuneler aktarıyoruz:

1. Harun Reşit ve Peygamber (s.a.a) İle Akrabalık Gösterişi
Hatip Bağdadi tarih kitabında şöyle nakletmektedir: Harun hac yolculuğunda Kureyş’in de etrafta olduğu bir sırada ziyaret etmek için Peygamberin (s.a.a) kabri başına gelir. İmam Kazım (a.s) da bu esnada orda yer alır. Harun, Peygamberin (s.a.a) kabri başına geldiği zaman ey Allah Resulü ve amcaoğlu sana selam olsun der. “Amcaoğlu” demesinin sebebi bu akrabalık bağıyla diğerlerine karşı gösterişte bulunmaktır. Bu esnada Musa b. Cafer (a.s) Allah Resulü’ne sana selam olsun ey baba diye buyurur. Harun Reşit bu sözü duyar duymaz çehresinin rengi değişiverir ve şöyle der: Ey Eba’l-Hasan gerçek üstünlük ve övgü budur.[10]
2. İmam Kazım (a.s) Tarafından “Fedek”’in Sınır ve Hududunun Belirlenmesi
Zamahşeri şöyle demektedir: Harun Reşit, İmam Musa b. Cafer’e şöyle der: Ey Eba’l-Hasan size geri vermem için Fedek’in sınır ve hududunu belirle. İmam bu işi yapmaktan kaçınır. Harun Reşit ısrar edince İmam (a.s) şöyle buyurur: Ben onun gerçek sınır ve hududunu belirleyeceğim. Eğer bu işi yaparsam onu geri vermezsin! Harun onun hududu ne kadardır ki ceddin hakkı için belirle diye söyler. Sonra İmam (a.s) şöyle buyurur: İlk sınırı Aden’e kadardır. Bu esnada Harun’un çehresi değişir ve devam et diye söyler. İmam ikinci sınırının Semerkant olduğunu buyurur. Bunu duyunca çehresi siyah kesilir. İmam üçüncü sınırının Afrika olduğunu söyler. Harun’un rengi kömür gibi olur ve devam et diye söyler. İmam dördüncü sınırının da Hazar ve Ermenistan’a kadar olduğunu buyurur. İş buraya varınca Harun şöyle der: Gel yerime otur! Buna göre bize bir şey kalmıyor! İmam şöyle buyurur: Sana Fedek’in sınırını belirlediğimde onu bize geri vermeyeceğini söylemiştim.[11] İşte burada Harun, İmam Kazım’ı öldürme kararını alır.
3. Resul-i Ekrem (s.a.a) İle Akrabalık İspatı
Naklettiklerine göre bir gün Harun Reşit, İmam Kazım’dan (a.s) şöyle sorar: Sizler Ali’nin (a.s) evlatları olduğunuz halde nasıl Allah Resulü’nün (s.a.a) evlatları olduğunuzu söylüyorsunuz.? Çünkü erkek anne aracılığıyla değil, baba aracılığıyla ceddine mensup olur. İmam (a.s) bunun cevabında şu ayeti okur: “Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.”[12] Oysaki Hz. İsa’nın babası yoktu ama annesi aracılığıyla o peygamberlere müntesip olmuştur. Bu şekilde biz annemiz Fatıma Zehra (a.s) aracılığıyla Peygambere ulaşmaktayız. Aynı şekilde Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”[13] Peygamber (s.a.a), Hıristiyanlar ile bu restleşme esnasında Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s) dışında hiç kimseyi davet etmemiştir. O halde Hasan ve Hüseyin Peygamberin (s.a.a) evlatlarıdır.[14]

Musa b. Cafer’in İlim ve Ahlakı
Değişik ilimlerdeki İmamın (a.s) geniş ilmi ve onun ahlaki ve manevi erdemleri hakkında birçok rivayet mevcuttur. İmam Musa Kazım değişik ilimleri kendisinde toplamaması, ahlaki ve manevi kemal ve erdemleri taşımaması mümkün müdür; zira o nübüvvet evi, risalet kaynağı ve meleklerin indiği yerde yetişmiştir. Bu alandaki rivayetler çoktur. Burada onlardan üç numuneye işaret edeceğiz:
Ebu Hanife şöyle demektedir: İmam Sadık (a.s) zamanında hacca gitmiş idim. Medine’ye ulaştığım zaman kendisinin evine gittim. Kapı önünde kendisinin izin vermesi için beklemeye başladım. Bu esnada bir erkek çocuğu evden dışarı çıktı. Ondan tuvalet nerede diye sordum. Bekle dedi ve sonra duvara yaslandı, oturdu ve şöyle dedi: Akarsu kenarında, meyve ağaçları altında, mescit avlusunda ve yol üzerinde su dökmekten ve hacet gidermekten sakın. Duvarın arkasına git ve kıbleye arkanı ve önünü dönmekten kaçın…” Ebu Hanife şöyle devam eder: Bu çocuktan bu sözleri duyunca şaşırdım ve ondan adını sordum. Ben Musa b. Cafer’im diye söyledi. Ey genç günah ve isyan nedir diye kendisinden sordum. Cevap olarak şöyle dedi: Günah ve isyan için üç hal tasavvur edilebilir:
1. Günahın kul tarafından olmayıp Allah tarafından olması. Bu durumda Allah’ın mürtekip olmadığı bir şey yüzünden kulu cezalandırması uygun değildir.
2. Günahın Allah ve kul tarafından ortak yapılması. Bu durumda da güçlü ortağın zayıf ortağa zulüm yapması uygun değildir.
3. Günahın kul tarafından yapılmasıdır ve doğrusu da budur. Bu durumda eğer Allah kulunu bağışlarsa, bu O’nun cömertlik ve lütfüdür. Eğer cezalandırırsa kulun günah ve itaatsizliği sebebiyledir.
Ebu Hanife şöyle demektedir: Bu sözleri bu erkek çocuktan (Musa b. Cafer) duymayla cevabımı aldım ve İmam Sadık’ı (a.s) görmekten vazgeçtim. İbn. Şehr Aşub Menakib adlı kitabında hadisin sonunu şöyle nakletmektedir: Bu sözleri ondan (İmam Musa Kazım) duyduktan sonra o gözümde büyüdü, gönlümde yer edindi ve içten şu ayeti okudum: “Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir.”[15] Bilginler, değişik ilim dallarında kendisinden birçok rivayet nakletmiştir ve dini metinlerimiz bu ilimlerle doludur.[16]
Ebu’l-Ferec-i İsfahani şöyle demektedir: Yahya b. Hasan bana şöyle nakletti: Musa b. Cafer’e (a.s) bir şahsın kendisine iyi bakmadığı ve arkasından konuştuğu haberi gelseydi, bu şahsa dinarla dolu bir kiyse yollardı ve kiyse içinde iki yüz ila üç yüz dinar bulunurdu. İmamın bu işi dillere destan olmuştu. Musa b. Cafer (a.s) böyle biriydi. Hemu şöyle demektedir: İkinci halifenin torunlarından biri Musa b. Cafer’i (a.s) gördüğünde Hz. Ali’ye (a.s) hakaret etmeye ve İmama kötü davranmaya başlardı. İmamın bazı taraftarları onu öldürmemiz için bize izin ver dediler. İmam ise hayır dedi. Bir gün İmam merkep üzerindeyken bu şahsın tarlasına girdi. O şahıs ekin ve mahsullerimizi yok ettin diye bağırdı. İmam ona itina etmeyip aynı şekilde ilerledi ve böylece onun yakınına vardı ve indi. Onun kenarına oturup kendisiyle konuşmaya ve şaka yapmaya başladı. Mahsulünün tazminatı ne kadardır diye sordu. O şahıs yüz dirhem diye cevap verdi. İmam onun karı ne kadardır diye sordu. O da bilmiyorum diye cevap verdi. İmam ne kadar tahmin ediyorsun diye sordu. O da yüz dirhem daha dedi. İmam kendisine üç yüz dirhem verdi. Bunun üzerine o şahıs yerinden kalktı ve İmamın başını öptü. Bundan sonra ne zaman İmam mescide gelse o şahıs yerinden ayağa kalkar, kendisine selam verir ve Allah risaletini kimde karar kılacağını daha iyi bilir diye söylerdi. İmam onu öldürmek isteyen taraftarlarına şöyle buyurdu: Bu iki işten hangisi daha iyiydi, sizin istediğiniz mi yoksa benim yaptığım iş mi?![17]
İmam Musa b. Cafer (a.s) müstehap ve gece ibadetlerini yapmada gece ibadetlerini sabah namazıyla birleştirecek şekilde hareket ederdi. Sabah namazından sonra takibatı sabah olana dek sürerdi. Güneşin doğuşuna yaklaşıncaya dek secde ve dua halinde olurdu. Kendisi şu duayı çok okurdu: “Ey Allahım senden ölüm anında rahatlık ve hesap anında af diliyorum.” Dualarından biri de şuydu: “Kulunun günahı çoğaldı öyleyse sana şayan affındır.” Allah korkusundan öylesinde ağlardı ki mübarek sakalı gözyaşlarıyla ıslanırdı. İmam yakınlarını ziyaret etmekte meşhurdu. Geceleri Medine yoksullarına başvurur ve onlara para, ekmek ve hurma götürürdü. Bununla birlikte halk onu tanımaz ve bu para ve yiyeceklerin Musa b. Cafer (a.s) tarafından olduğunu bilmezdi.[18]

İmam Kazım’ın (a.s) Evlat ve Torunları
Bu yazının başında da beyan edildiği gibi İmamın (a.s) hayatı ve çocukları konusu ciltlerce kitap yazmaya gerek duymaktadır. Ama burada sadece kendisinin oğulları ve kızlarının isimlerini beyan ediyoruz. Bundan ötesini ise nesep kitaplarına havale ediyoruz. Meşceru’l-Vafi kitabının yazarı bu husustaki tüm görüşleri naklettikten ve onları inceleyip tahlil ettikten sonra şöyle demektedir:

Musa b. Cafer’in (a.s) Erkek Evlatlarının İsimleri
İmam Kazım’ın (a.s) yirmi üç erkek çocuğu vardı.[19] İlkönce onların isimlerini beyan edecek ve sonra da hangilerinin nesil sahibi olduğuna değineceğiz. İsimleri şunlardır: “Mecab” diye de meşhur olan İbrahim Asğar Mürteza, Muhammed Abid, Abdullah, Abbas, İsmail, Cafer Hari (İbn. Sadkam Tuhfe adlı eserinde şöyle demektedir: İmam’ın (a.s) Cafer Ekber adında bir erkek çocuğu), İshak, Hamza, Abdurrahman, Akil, Kasım, Yahya, Davud, Süleyman, Ahmed, Fazl, Hasan, Hüseyin, Zeydnar, Übeydullah, İbrahim Ekber, Harun ve Ömer (İbn. Sadkam’ın Tuhfe kitabından nakledilmiştir).

İmamın (a.s) Kızları
Fatıma Kübra, Fatıma Süğra, Rükiyye, Hekime, Ümmü Ebiha, Rükiyye Süğra, Gülsüm, Ümmü Cafer, Lebabe, Zeynep, Hatice, İlliye, Amine, Hasane, Berihe, Ümmü Seleme, Meymune, Ümmü Gülsüm. Bu isimlere bazı başka isimler de eklemişlerdir[20] ama uzamaması için onları zikretmekten vazgeçiyoruz.

[1] el-Maşcerü’l-Vafi, Seyid Hüseyin Ebu Saide el-Musevi, Daru’l-Mehcebeti’l-Beyza.
[2] Ve Fi Rehab-i Eimet-i Ehli’l-Beyt (a.s), Seyid Muhsin Emin, s. 80.
[3] a.g.e.
[4] Bkn: İrşad, Şeyh Mufid; Menakib, İbn. Şehr Aşub; Metalibu’s-Sual, İbn. Talha.
[5] a.g.e.
[6] el-Fusulu’l-Muhimme, s. 231.
[7] Musa b. Cafer’in (a.s) imameti hakkında gelen nasslar hakkında bilgi edinmek için bkn:
afi, c. 1, s. 307-311; İspatu’l-Hudat, s. 3, s. 156-170.
[8] Divan-i Dubel Hazai.
[9] Daha fazla bilgi için şu adrese müracaat edin: Tarih-i Hülefa, Suyuti; Murucu’z-Zeheb, Mesudi; İrşad, Şeyh Mufid.
[10] Vefayatu’l-A’yan, , c. 5, s. 9.
[11] Rebiu’l-Ebrar, c. 1, s. 315.
[12] Enam, 84-85.
[13] Ali İmran, 61.
[14] el-Fusulu’l-Muhimme, s. 338; Ayat-i Enam, 84; Ali İmran, 61.
[15] Tuhafu’l-Ukul, s. 303; Menakib, İbn. Şehr Aşub, c. 4, s. 314.
[16] Mekatilu’t-Talibin, s. 499-500; Tarih-i Bağdat, s. 28.
[17] Mufid, İrşad, 296.
[18] Bkn: İrşad, 298; Kafi, c. 1, s. 13-20; Tuhafu’l-Ukul, s. 283.
[19] Ali b. Musa İmam Rıza (a.s) dışında olanlar.
[20] Bkn: el-Maşcerü’l-Vafi, c. 1, s. 65-66.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 11-08-2016, 05:00
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Musa Kazım (aleyhisselam)

İmam Musa Kazım (aleyhisselam)

Kazım lakaplı Hz. Musa b. Cafer (Arapça: الإمام موسى الكاظم), Şiaların yedinci imamıdır. Hicretin 128. Yılında Ebva (Mekke ve Medine arasında) bir yerde dünyaya geldi. İmam Kazım (a.s) değerli babası İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadetinin ardından imamet makamına erdi. 148 yılından 183 yılına kadar 35 yıl Şiaların liderliğini yaptı. Hicretin 183. Yılında Recep ayının yirmi beşinde Bağdat’ta Sindi b. Şahik hapishanesinde zehirletilerek şehit edildi.[1] Ehli sünnetin büyük ulemalarından İbn Hacer Heytemi (ö. 974) İmam Musa Kazım’ın (a.s) ahlaki özellikleri hakkında şöyle yazmaktadır: Onda olan çok bağışlama ve hoşgörüden dolayı ona “Kazım” denilmiştir. Iraklılar arasında “Babu Kazai’l Havaic İndellah” (Allah katındaki hacetler kapısı)[2] diye ünlüydü. Zamanının en abidi, en bilgini ve bağışta bulunanıydı.”[3] Denildiğine göre 37 çocuğu olmuştur. En meşhur çocukları İmam Rıza (a.s), Ahmed b. Musa, Hamza b. Musa, Muhammed b. Musa’dır. En meşhur kızı ise Hz. Fatıma Masume’dir. Ondan sonra Şialar; İmamiyye, Fetahiyye, Vakıfiyye ve Navusiyye diye gruplara ayrıldılar.

Nesep, Künye ve Lakapları
5-Annesinin adı, Hamide Berberiyye’dir.[4]
Künyeleri: Ebu İbrahim, Ebu’l Hasan, Ebu Ali’dir. Şeyh Mufid’in dediğine göre İmam Musa (a.s), “Abd-ı Salih” (Salih kul) diye tanınmıştır ve “Kazım” diye tavsif edilmektedir.[5]
Meşhur künyeleri: Ebu’l Hasan el-Evvel veya Ebu’l Hasan el-Mazi’dir. Züht ve ibadetinin çokluğundan “salih kul” diye meşhur olmuştur. Zalimlerin zulmü ve hasetçilerin hasedi karşısında öfkesini yenerek sabır gösterdiği için kendisine “Kazım” denilmekteydi. Şialar arasında “Babu’l Havaiç” (Hacetler kapısı) diye ünlüdür.[6]

Doğumu ve Şehadeti
İmam Musa Kazım (a.s) hicretin 128 veya 129’unda Safer ayının 7’sinde Abva (Mekke ve Medine arasındaki) bölgede dünyaya geldi. Bazıları da Medine’de dünyaya geldiğini belirtmiştir.[7]
İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadeti 25 Recep 183’te Bağdat’ta meydana gelmiştir.[8]
Orta boylu, nur yüzlü, buğday tenli, gür ve siyah renkli sakalı vardı.[9] Şeyh Saduk’un naklettiğine göre yüzüğünün üzerine “Hasbiyallah” (Allah bana yeter) yazılıydı.[10] Başka bir rivayette ise “el-Mülkü lillahi vahde” (Mülk Tek Allah’ındır) yazılıydı.[11] Şeyh Müfid şöyle yazmaktadır: İmam Musa (a.s) en abid, en fakih, en çok bağışta bulunan ve insanların en üstünüydü.”[12]

Eşleri ve Çocukları
İmam Kazım’ın (a.s) eşlerinin sayısı tam olarak belli değildir, ama onların bir çoğu satın alarak azat ettiği veya akit kıydığı cariyelerden (kölelerden) oluşmaktadır. Onlardan ilki İmam Rıza’nın (a.s) annesi Necime’dir.[13] Çocukları konusunda farklı tarihi kayıtlar bulunmaktadır. Şeyh Müfid’in dediğine göre İmam Kazım’ın (a.s) 37 çocuğu vardı. 18 erkek ve 19 kızdan oluşan bu çocukların isimlerini şöyle zikretmiştir:[14]

İmam Rıza, Süleyman b. Musa, İbrahim, Hamza, İshak, Harun b. Musa, Abdullah b. Musa, Kasım b. Musa, Ahmet, Muhammed, Zeyd, Hasan, İsmail, Hüseyin, Ubeydullah, Fazıl, Süleyman, Cafer, Abbas
Fatıma Masume, Fatıma Kübra, Hekime, Meymune, Fatıma Suğra, Ümmü Ebiha, Rukayye Suğra
Ümmü Cafer, Hatice, Aliye, Lebbabe, Hasane, Ümmü Seleme, Ümmü Gülsüm, Ayşe, Rukayye, Gülsüm
Amine, Zeynep, bureyhe
İmam Ali b. Musa (a.s); İmam Musa Kazım’ın (a.s) en üstün oğludur. Kabri şerifleri İran’ın Meşhed kentindedir.
Ahmed b. Musa (a.s); Şah Çırağ diye meşhurdur. Kabri İran’ın Şiraz kentindedir.
Hüseyin b. Musa (a.s); Kabri Şiraz’dadır.
Muhammed b. Musa (a.s); Kabri Şiraz’dadır.
Hamza b. Musa (a.s); Kabri İran’ın Rey kentindedir.
Fazıl b. Musa (a.s); Kabri Ave’dedir.
Süleyman b. Musa (a.s); Kabri Ave’dedir.
Harun b. Musa (a.s); Kabri İran’ın Save kentindedir.
İshak b. Musa (a.s); Kabri Save kentindedi.
Abdullah b. Musa (a.s); Kabri Avcan’dadır.
Kasım b. Musa (a.s); Kabri Hille’dedir.
Hz. Fatıma Masume (s.a); İmam Kazım’ın (a.s) en meşhur kızıdır. Kabri şerifleri İran’ın Kum kentindedir.
Günümüzde İmam Musa Kazım’a (a.s) mensup olan seyyitler İran ve dünyanın çeşitli yerlerinde Musevi seyyitleri diye anılmaktadırlar.

İmamet
Babası İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadetinin ardından hicretin 148. Yılında Şiaların imamet görevini üstlendi. İmamet süresi 35 yıldır. Her ne kadar İmam Cafer Sadık (a.s) Abbasi halifesinin İmam’ı (a.s) öldürmek için tezgahladığı komployu ortadan kaldırmak için halifenin de aralarında olduğu beş kişiyi kendisi için vasi tayin etmiş olsa da gerçek Şialar İmam Musa Kazım’ın (a.s) imametini kabul etmişlerdir.[15]

İmametinin Delilleri
İmam Cafer Sadık’ın (a.s) güvendiği bazı has yaranları ve fakihler İmam Musa Kazım’ın (a.s) imametini ortaya koyan sözlerini nakletmişlerdir. Onlardan bazıları şunlardan ibarettir: Mufazzal b. Ömer Cu’fi, Muaz b. Kesir, Abdurrahman b. Haccac, Feyz b. Muhtar, Yakup Serrac, Süleyman b. Halit, Safvan Cemal.
Ali bin Cafer (İmam Sadık'ın oğlu) şöyle nakletmiştir: 'babam havas ve kendi ashabından bir gruba oğlu Musa hakkında şöyle buyurmuştur':

فَإِنَّهُ أَفْضَلُ وُلْدِی وَ مَنْ أُخَلِّفُ مِنْ بَعْدِی وَ هُوَ الْقَائِمُ مَقَامِی وَ الْحُجَّةُ لِلَّهِ تَعَالَى عَلَى كَافَّةِ خَلْقِهِ مِنْ بَعْدِی
"Şüphesiz ki o benim en üstün oğlum ve benden sonraki halefimdir. O, benden sonra benim makamımda olacak ve benden sonraki tüm mahluklara Allah'ın hüccetidir."[16]
Rivayette nakledildiğine göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah bana mahlûkların en üstünü olan bir oğul bağışladı.”[17] Veya başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Musa’ya duyduğum ilgime ortak olmasın diye başka bir çocuğumun olmamasını dilerdim.”[18]

Çağdaş Halifeler
İmam Musa Kazım (a.s) kendi imameti döneminde Abbasi halifelerinden dördüyle çağdaş olmuştur:
Mensur Devanegi (hükümeti: k. 136-158)
Mehdi (Hükümeti: 158-169)
Hadi (Hükümeti: 169-170)
Harun Reşit (Hükümeti: 170-193)[19]

Şiaların Bölünmesi
Bazı Şialar, İmam Cafer Sadık (a.s) daha hayatta iken oğlu İsmail’in imametine inanmaktaydılar! Kendisi İmam Cafer Sadık (a.s) hayatta iken ölmesine rağmen ölümüne inanmamış ve onu aynı şekilde imam olarak kabul etmişlerdir. İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadetinin ardından bir grup İsmail’in yaşamından ümidini kesmiş ve onun oğlu “Muhammed b. İsmail”in imam olduğuna inanmışlardır. Bu fırka İsmailiyye diye meşhurdur.
Bazıları ise İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şehadetinden sonra Abdullah b. Eftah’ı takip etmiş ve ona tabi olmuşlardır. Bu gruba ise “Fetahiyye” denilmektedir. İmamın (a.s) asrında ortaya çıkan bir diğer fırka ise Navus adlı bir kişiyi takip eden “Navusiye” fırkasıdır.
İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadetinin ardından, İmam Rıza’nın (a.s) imametine inanmayan bazıları, İmam Musa Kazım’ın (a.s) imametinde tevakkuf etmişlerdir. Bu kişiler İmam Kazım’ın mehdi ve kaim olduğuna inandıklarından “Vakıfiyye” diye anılmaktadırlar.[20] Mehdiyet ve kaimiyet akımı, Şiaların temel ilkelerindendir ve Masumların (a.s) hadislerinden esinlenilerek elde edilmiştir. Kaim ve Mehdi adlı birisi Hz. Muhammed’ın (s.a.a) neslinden gelerek dünyayı adaletle dolduracaktır.

İmam Kazım Dönemindeki Şii Kıyamlar
Hüseyin b. Ali b. Hasan b. Hasan b. Ali b. Ebu Talib’in Abbasilere karşı başlattığı kıyam başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu kıyamın adı Şehit Fehh kıyamı diye meşhurdur. Her ne kadar İmam (a.s) kıyam emri vermemiş olsa da kıyamın şekillenmesinden haberdardı ve Hüseyin b. Ali ile irtibat halindeydi. Naaşı, cihadı ve şehadeti hakkındaki tavsiyeleri İmamın (a.s) Şehit Fehh’ın kıyamından haberdar dolduğunu ortaya koymaktadır.[21] Alevi seyyitlerinin gerçekleştirdiği diğer kıyamlar ise Yahya b. Abdullah ve İdris b. Abdullah’ın kıyamlarıdır.[22]

Tutuklanması ve Hapse Atılması
İmam Kazım’ın (a.s) tutuklanmasının nedeni hakkında farklı görüşler nakledilmiştir ki bunlar İmam Kazım’ın (a.s) Şiaların yanındaki konum ve makamını ortaya koymaktadır. Tarih yazarlarının naklettiği rivayetlere göre Yahya b. Bermeki veya İmamın kardeşlerinden birinin Harun Reşit’in yanında iftira atması ve kötü sözler söylenmesinden dolayı imam tutuklanmıştır. İmam Kazım (a.s) iki kere Harun Reşit’in emriyle hapse atılmıştır. Birinci zindan hayatının ne kadar sürdüğü bilinmemektedir, ancak İmamın şehadetine neden olan ikinci zindan hayatı 179 ila 183 yılları arasında gerçekleşmiştir.[23]
Harun Reşit, İmam Musa Kazım’ı (a.s) hicretin 179. Yılında Medine’de tutukladı. İmam (a.s), zilhicce ayının 7’sinde İsa b. Cafer zindanı diye meşhur olan Basra’daki zindana atıldı. Daha sonra Bağdat’taki Fazıl b. Rabii zindanına intikal ettirdiler. Fazıl b. Yahya ve Sindi b. Şahik zindanları İmamın (a.s) ömrünün sonuna kadar yaşadığı zindanlardır.[24]

Şehadeti Nasıl Gerçekleşmiştir
İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadeti Hicretin 183. Yılında Recep ayının 25’inde Bağdat’ta Sindi zindanında gerçekleşmiştir. İmam Musa Kazım’ın (a.s) şehadetinin ardından Sindi, İmamın naaşının Bağdat köprüsü üzerinde yere bırakılarak İmamın doğal yollardan öldüğünü insanlara ilan ettirmiştir.[25] İmam Kazım’ın (a.s) nasıl şehit olduğuna dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. Tarihçi yazarların bir çoğu İmamın (a.s) zehirletilerek şehit edildiğine inanmaktadır. Tarihçilerin çoğuna göre İmam (a.s) Yahya b. Halit ve Sindi b. Şahik tarafından zehirletilerek şehit edilmiştir.[26] Ancak bazı yazarlar ise şöyle demiştir: Halıya sarılmış ve boğularak şehit edilmiştir.[27] Bir grup ise dökme kurşun hazırlanarak İmamın boğazına dökülmüş o şekilde şehit edildiğine inanmaktadır.[28]

İmamın Türbesi ve Ziyaret Sevabı
Şialar, İmam Kazım’ın (a.s) şehadet haberini aldıktan sonra toplanarak İmamı Kureyş kabristanı diye meşhur olan Kazımeyn’de defnetmişlerdir. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: Her kim babamın kabrini ziyaret ederse Allah Resulü (s.a.a) ve Ali b. Ebu Talib’i (a.s) ziyaret etmiş gibi olur. Başka bir yerde ise İmam Kazım’ın (a.s) kabrinin ziyaret edilme sevabını İmam Hüseyin’in (a.s) kabrinin ziyaret edilme sevabı gibi olduğunu açıklamıştır.[29]

Hatip Bağdadi’nin AçıklamasıHatip Bağdadi, Hasan b. İbrahim Ebu Ali Hilal’den –Kendi zamanının Hambeli şeyhi- şöyle nakletmektedir: Her ne sıkıntıyla karşı karşıya gelsem Musa b. Cafer’in kabrinin yanında tevessül etmiş ve Allah Teâlâ istediğim şeyi bana kolaylaştımıştır.[30]

Ashap ve Ravilerİmam Musa Kazım’dan (a.s) hadis naklederek güvenilir kitaplarda nakledilen çok sayıdaki ashap ve raviler bulunmaktadır. Şeyh Müfid şöyle demektedir: Yedinci İmam (a.s) zamanının en fakih insanı idi. İnsanlar ondan çok sayıda hadis nakletmişlerdir.[31] Şeyh Tusi, İmam Kazım’ın (a.s) ravi ve ashabının sayısını 272 olarak açıklamıştır.[32]

Hammad b. İsa, Ali b. Yaktin, Hişam b. Hikem, Ebu Salt b. Salih Harevi, Safvan b. Mihran
Safvan b. Yahya, Muhammed b. Ebu Amir İzedi, Aban b. Osman, Mufazzal b. Ömer.[33]

Kaynakça
1-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 242.
2- İnsanların hacetini yerine getiren
3- Es-Savaiku’l Muhrike, s. 203.
4-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 215
5-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 215-216.
6-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 236 ve 237; Tabersi, İ’lamu’l Vera, c. 2, s. 6; İbn Şehri Aşub, el-Menakib, c. 4, s. 323; Şeyh Abbas Kummi, el-Envaru’l Behiyye, s. 177.
7-Baz Pejuhi Tarih veladet ve şehadet Masuman, s. 401.
8-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 215.
9-Seyyid Muhsin Emin, Ayanu’ş Şia, c. 2, s. 6.
10-Saduk, Uyun-u Ahbari er-Rıza, c. 1, s. 31.
11-Meclisi, Biharu’l Envar, s. 10 ve 11.
12-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 231.
13-Muhammed Taki Şuşteri, Risalei Fi Tavarihi’n Nebi ve’l Al, s. 75.
14-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 244.
15- Mehdi Pişvai, Siyre-i Pişvayan, s. 414.
16-Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 220.
17-Meclisi, Biharu’l Envar, c. 48, s. 2.
18-Meclisi, Biharu’l Envar, c. 75, s. 209.
19- Mehdi Pişvai, Siyre-i Pişvayan, s. 413.
20- Nubahti, Fireku’ş Şia, s. 77, Resul Caferiyan, Hayat Fikri ve Siyasi Eimme, s. 379-384.
2- Kuleyni, Kafi, c. 1, s. 366.
22-Ali Ekber Teşeyyüd, Kıyam Saadat Alevi, Mehdi Pişvai, Siyre Pişvayan, s. 426-429.
23-Resul Caferiyan, Hayat Fikri ve Siyasi Eimme, s. 393.
24-Şeyh Abbas Kummi, el-Envaru’l Behiyye, s. 192-196.
25- El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 215.
26-Bakır Şerif Kureşi, c. 2, s. 508-510.
27-Ebu’l Ferec İsfahani, Mekatilu’t Talibin, s. 336.
28-Hamdullah Mustafvi, Tarihi Güzide, s. 204.
29-Kuleyni, Kafi, c. 4, s. 583.
30- El-Emini, el-Gadir, c. 5, s. 279.
31-El-Müfid, el-İrşat, c. 2, s. 215.
32-Tusi, Ricalu’t Tusi, s. 329- 347.
33-Bakır Şerif Kureşi, Hayatu’l İmam Musa b. Cafer (a.s), c. 2, s. 225-321; Seyyid Muhsin Emin, Ayanu’ş Şia, c. 2, s. 9.

Bibliyografi
el-Emin, Seyyid Muhsin, Ayanu’ş Şia, Beyrut, Daru’t Taarif.
El-Emini, Abdul Hüseyin, el-Gadir fi’l Kitabi ve’s Sünnet ve’l Edeb, Kum, Merkezu’l Gadir Lil-Dirasati’l İslamiye, 1416/1995, tercüme: el-Gadir, mütercim: Bir grup çevirmen, Tahran, Biset, ş. 1391.
Saduk, Muhammed b. Ali, Uyun-u Ahberi er-Rıza, Beyrut, el-A’lemi, h. k. 1404.
Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l Envar, Beyrut, daru’l Vefa, h.k. 1403.
Müfid, Muhammed b. Numan, el-İrşat fi marifeti hüccecüllah ale’l İbad, Beyrut, daru’l Müfid, h. k. 1414.
Mukaddesi, Yadullah, Baz Pejuhi Tarihi veladet ve şehadet Masuman, Kum, Defteri Tebligat İslami Havza İlmiyye Kum, ş. 1391.
Heytemi, İbn Hacer, es-Savaiku’l Muhrike fi Reddi Ale Ehli Bidat ve’z Zindike, Mektebetu’l Kahire.
Mazendarani, İbn Şehri Aşub, Menakib Al-i Ebu Talib, Kum, Allame, k. 1379.
Tabersi, Fazıl b. Hasan, İ’lamu’l Vera, Kum, Alulbayt, k. 1417.
Kummi, Abbas, el-Envaru’l Behiyye, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1417.
Saduk, Muhammed b. Ali, Uyun-u Ahbari er-Rıza, Beyrut, el-A’lemi, k. 1404.
Şuşteri, Muhammed Taki, Risele-i Fi Tarihi’n Nebi ve’l Al, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1423.
Caferiyan, Resul, Hayatı Fikri ve Siyasi Eimme, Kum, Ensariyan, ş. 1381.
Kuleyni, Muhammed b. Yakup, el-Kafi, Tahran, Daru’l Kutubu’l İslamiyye, ş. 1363.
Tusi, Muhammed b. Hasan, Ricalu Tusi, Kum, Camiu Müderrisin, k. 1415.
Kureşi, Bakır, Hayatu’l İmam Musa b. Cafer aleyhima’s selam, Beyrut, Daru’l Belağa, k. 1413.
İsfahani, Ebu’l Ferec, Makatilu’t Talibin, Necef, el-Mektebetu’l Haydariye, k. 1385.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 11-08-2016, 05:10
SUDE SUDE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 123
SUDE is on a distinguished road
Standart

Allah razı olsun inşallah. Müthiş Bilgiler. Selam olsun Hacetler Kapısı İmamımız Musa Kazım (as)
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 10-28-2017, 07:08
Bedir Aslanı Bedir Aslanı isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 106
Bedir Aslanı is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Kâzım (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Nefsini her gün hesaba çekmeyen kimse bizden değildir. Eğer iyi bir iş yapmışsa Allah’tan daha fazlasını ister, eğer kötü bir şey yapmışsa Allah’tan bağışlanma diler ve dergâhına yönelerek tövbe eder.”

—el-Kafi, 2/453/2
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10-28-2017, 01:51
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.430
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ehlibeyt'in Hidayet İmamları'nın Yedincisi Babul Hevaic Hz.İmam Musa Kâzım(a.s.)'ın Kutlu Doğum Günü Mubarek Olsun.

Hz.İmam Musa Kâzım (a.s.)'dan Hadisler :

1- Dostlarından birine şöyle buyurdu: “Ey adam! Allah’tan kork; Helak olmana sebep olsa bile hakkı söyle. Çünkü (gerçekte) kurtuluşun ondadır. Ey adam! Allah’tan kork; kurtulmana sebep olsa bile batılı terk et. Çünkü (gerçekte) helakın ondadır.”

2- “Allah-u Teala’nın, insanlara zahiri ve batıni iki hücceti (delili) vardır, zahiri hücceti, Resuller, Peygamberler ve İmamlardır; batıni hücceti ise akıldır.”

3- “Ey Hişam! Lokman oğluna şöyle dedi; “İnsanların en akıllısı olman için hakka boyun eğ. Ey yavrum, dünya derin bir denizdir; bir çok insan onda boğulmuştur. Bu denizde gemin takva (geminin) yükü iman, yelkeni tevekkül, kaptanı akıl, kılavuzu (pusulası) ilim, lengeri ise sabır olmalıdır.”

4- “Allah’ın dininde fakih olun (dini iyice anlamaya çalışın). Çünkü dinde fakih olmak basiretin anahtarıdır, ibadetin kemalidir, din ve dünyanın yüce makam ve derecelerine ulaşmak için de bir vesiledir. Fakihin, abide olan üstünlüğü, güneşin yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kim dininde fakih olmazsa, Allah onun hiçbir amelini beğenmez.”

5- “Zamanınızı dörde ayırmaya çalışın; bir bölümünü Allah’la münacat etmeye, bir bölümünü geçiminizi sağlamaya, bir bölümünü ayıplarınızı size bildiren kardeşlerinizi ve gönüllerinde size karşı samimiyetleri olan güvenilir insanları ziyaret etmeye ve bir bölümünü de haramlar dışındaki zevklere ayırın; bununla (sonuncuyu yapmakla) diğer üç bölümü de yapmaya kadir olursunuz.”

6- “Güzel komşuluk, komşuya eziyet etmemek değildir; güzel komşuluk, eziyete tahammül etmektedir.”

7- Çocuklarından birine şöyle buyurdular:
“Ey yavrum! Allah-u Teala’nın, seni nehyettiği masiyette görmesinden ve seni emrettiği itaatte görmemesinden sakın. (Allah’a kulluk etmede) gayretli ve ciddi ol. Yine de Allah’a ibadet ve itaatte kendini kusursuz görme. Çünkü gerektiği şekilde Allah’a ibadet etmek mümkün değildir. Şaka yapmaktan sakın. Çünkü şaka, imanın nurunu giderdiği gibi yiğitliğini de hafifletir. Usanmak ve tembellikten sakın. Çünkü bunlar, dünya ve ahiret nasibinden seni alıkoyur.”

8- “Ey Hişam! Yiğitliği olmayanın dini olmaz, aklı olmayanın da yiğitliği olmaz. Halkın en değerlisi, dünyayı kendisi için bir değer görmeyen kimsedir. Bilin ki, bedenlerinizin kıymet ve değeri ancak cennettir. Öyleyse onu başka bir şeye satmayın.”

9- “Akıllı kimse, yalanlamasından korktuğu kimseye bir şey söylemez; reddedeceğinden endişe ettiği kimseye ağız
açmaz, gücü yetmediği şeyi vaat etmez, arzu etmesiyle kınandığı şeyi arzulamaz ve aciz kalacağından korktuğu işe teşebbüs etmez.”

10- “İki yüzlü ve iki dilli olan kul, ne de kötü kuldur; kardeşinin huzurunda onu över, gıyabında (gıybetini ederek) etini yer; kardeşine bir nimet verildiğinde kıskanır, sıkıntıya düştüğünde de onu yalnız bırakır.”

11- “Mümin aynı ana ve babadan olmasa bile müminin kardeşidir. Kim kardeşine iftira eder, ona hile yapar, ona nasihat etmez ve (gıyabında) onun gıybetini ederse mel’undur.”

12- “Kimin iki günü (manevi yönden) eşit olursa, zarara uğramıştır; kimin ikinci günü birinci gününden daha kötü olursa mel’undur (Allah’ın rahmetinden uzaktır); kim kendi nefsinde bir (manevi) artış görmezse noksanlık uçurumundadır; böyle olan bir kimsenin de ölmesi, yaşamasından daha iyidir.”

13- “Kim üç şeyi üç şeye musallat kılarsa, aklını yok etmek için heva ve hevesine yardım etmiş gibi sayılır: Fikrinin nurunu uzun arzularla öldüren; çok konuşmakla hikmetini mahveden; ibret almak nurunu nefsani şehvetlerle yok eden; ibret almak nurunu yok eden şahıs, aklını yıkmak için nefsine destek olmuştur; aklını yok eden kimse de dinini ve dünyasını ifsat etmiştir.”

14- “İnsanlar önceden bilmedikleri yeni günahlar icat ettikçe, Allah da onlara tanımadıkları yeni belalar gönderir.”

15- “Ey Hişam! Elindeki cevize halk “incidir” derse, sana bir faydası olmaz; çünkü sen onun ceviz olduğunu biliyorsun. Elindeki inciye de halk “cevizdir” derse, sana bir zararı olmaz; çünkü sen onun inci olduğunu biliyorsun.”

16- “Ey Hişam! Bilmediğin ilmi öğren ve öğrendiğin ilmi de cahile öğret. Alime ilmi için saygı göster ve onunla çekişmekten sakın. Cahili cehaleti için küçük gör; fakat onu kendinden kovma; onu kendine yaklaştır (bilmediği şeyleri) ona öğret.”

17- “Kibirlenmekten kaçın; çünkü kimin kalbinde bir zerre miktarınca kibir olursa cennete giremez. Büyüklük Allah’ın ridasıdır; kim Allah’ın ridası hususunda O’nunla çekişirse, Allah onu yüzü üstü cehenneme atar.”

18- “Her şeyin bir nişanesi vardır; akıllı insanın nişanesi de tefekkürdür; tefekkürün nişanesi de susmaktır. Her şeyin bir bineği vardır; akıllının bineği de alçak gönüllülüktür. Nehy edildiğin şeyi yapman, cehalet bakımından sana yeter.”

19- “Ey Hişam! İsa Mesih (a.s) havarilerine şöyle buyurdu:
“…Ey dünya kulları, hak olarak diyorum ki; Ahiret şerefine, ancak sevdiğiniz şeyleri terk etmekle nail olabilirsiniz. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü yarından önce bir gece ve gündüz vardır; Allah’ın kaza ve kaderi her gece ve gündüz caridir. Şu söylediğim bir gerçektir ki, borçlu olmayan borçlu olandan daha huzurlu ve kaygısızdır; günah işlemeyen kimse de günah işleyenden, her ne kadar halis tövbe edip Allah’a dönse bile daha çok huzurludur.
Küçük ve ehemmiyetsiz sayılan günahlar, şeytanın tuzaklarındandır. Şeytan, günahlarınızın toplanması ve ardından sizi kuşatması için onları gözünüzde küçük ve basit gösterir.”

20- “Konuşmacılar üç kısımdır: Kar eden, salim kalan ve helak olan. Kar eden, Allah’ı zikir eden kimsedir; salim kalan, susan kimsedir; helak olan da batıla dalan kimsedir. Şüphesiz Allah-u Teala, çirkin söz söyleyen, kötü dilli olan, söylediğine ve söylenilenlere itina etmeyen hayasız kimselere cenneti haram kılmıştır.”
Kaynaklar:
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 849. H. 5.
2- Bihar’ul- Envar, c. 1, s. 137.
3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.
4- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 321.
5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 853.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 851.
7- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 315.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 813 . Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 310.
11- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 333.
12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 327.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.
14- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 322.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.
16- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 329.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 817.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.
19- Tuhaf’ul- Ukul, s. 808.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 812.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 10-16-2018, 06:40
heyderiyem heyderiyem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 249
heyderiyem is an unknown quantity at this point
Standart

Adı: Musa.

Lakapları: Abd-u Salih, Kazım, Bab’ul-Hevaic

Künyesi: Ebu’l-Hasan, Ebu İbrahim.

Ana-Baba: İmam Sadık (a.s), Hamide.

Doğumu: Hicretin 128. yılı Sefer ayının 7’sinde Pazar günü Mekke ve Medine arasında yer alan “Ebva” köyünde dünyaya geldi.

Döneminin Halifeleri: Mensur Devaniki, Mehdi Abbasi, Hadi Abbasi ve Harun Reşid. İmametinin 23 yıl 2 ay ve 17 günü Abbasî halifelerinin beşincisi olan Harun’un hükümeti döneminde geçmiştir.

İmameti: Otuz beş yıl (148-183).

Şahadeti: Hicretin 183. yılı, Recep ayının 25. günü 55 yaşında iken Harun Reşid’in emriyle onun Bağdat’taki zindanında şahadete erişti.

Mezarı: Bağdat’ın yakınlarındaki Kazimeyn şehrinde.

Yaşam Dönemi:
1) İmamet öncesi dönem, 20 yıl (128-148)
2) Nispeten uzun süren imamet dönemi, 35 yıl (148-183)
İmam Kazım (a.s), zamanın tağutlarıyla sürekli büyük bir mücadele halindeydi. Basra ve Bağdat’ta birçok zindanlarda ömür geçirmiş, asla teslim olmamış ve aziz canını İslâm’a feda etmiştir.

Çocukları: 19 erkek 18 kız. Bunlar birkaç kadından dünyaya gelmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 07:27


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.