aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01-03-2009, 01:52
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.600
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela Olayı ve kısaca Hz.Huseyinin Hayatı...

İmam Hüseyin (Seyyid-üş Şüheda) (aleyhisselam), Ali (aleyhisselam) ve Peygamber-i Ekrem'in (sallalahu aleyhi ve alih) kızı Hz. Fatıma'nın (aleyhisselam) ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. (1)

İmam Hüseyin (aleyhisselam) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye'nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünun isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara baş vurarak Ehl-i Beyt (aleyhisselam) 'ı ve Şiilerini zor durumda bırakıp,Hz. Ali'nin (aleyhisselam) ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye, oğlu Yezid'in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı Yezid'in hiç bir şeye bağlı olmadığından onun hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu.

İmam Hüseyin (aleyhisselam) zor günlere rağmen ve Muaviye tarafından yapılan her çeşit baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerinde oturdu.(2)


Biat meclisi, Arapların içerisinde saltanat, imaret ve sair önemli konularda bir genelekti. Toplum özellikle tanınmış kişiler bu konularda sultana yahut emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek o kavme ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeyden kaçmak kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamber (sallalahu aleyhi ve alih) ’in siresinde de bu, baskı olmadan yapılırsa geçerli kılınmıştır.

Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid'e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid'e vasiyet etti ki (3)
"Hüseyin b. Ali (aleyhisselam) biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece bırak kalsın." Çünkü Muaviye meselenin önünü ve arkasını iyice algılayabilmişti.

Ancak Yezid, gururu ve çekinmemezliği sonucu babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine emir verdi ki, İmam Hüseyin (aleyhisselam)'dan benim hilafetime biat etmesini iste, etmezse başını Şam'a gönder.(4)


Yezid'in isteğini İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) duyurulunca İmam (aleyhisselam) geceleyin ailesini alarak Mekke'ye hareket edip İslam'da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah'ın Haremi'ne (Mekke'ye) gitti.

Bu olay, hicretin altmışıncı yılında Recep ayının sonları ve Şaban ayının evvellerinde vuku buldu. İmam Hüseyin (aleyhisselam) yaklaşık dört ay Mekke'de yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp Yezid'in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı. Bir taraftan da Irak'tan özellikle Kufe şehrinden aralıksız mektup gönderip İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) Irak'a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.

İmam Hüseyin (aleyhisselam) hac mevsimine kadar Mekke'de ikamet etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke'ye akın yaptılar. Bu arada İmam Yezid'in onu öldürtmek amacıyla hacı kılığında bir grup memur gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin (aleyhisselam)'ı şehit edeceklerdi.(5)


İmam Hüseyin (aleyhisselam) hac amellerini yarıda keserek bir toplantıda kısa bir konuşma yaptı ve Irak'a hareket edeceğini bildirdi.(6)
Ve bu konuşmada şehit olacağını da hatırlattı. Müslümanlardan onun yardımına koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de Ehl-i Beyt’ini (aleyhisselam) ve dostlarını alarak Irak'a doğru hareket etti.

İmam Hüseyin (aleyhisselam) biat etmemeğe kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Umumi fesad, fikri inhitat ve toplumun özellikle Iraklıların iradesizliğiyle pekiştirilen Ümeyye oğullarının büyük ve korkunç savaş gücünün onu yok edeceğini biliyordu.

Tanınmış kişilerden bir grup, İmam (aleyhisselam)‘ın yanına gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat o hazret cevaplarında şöyle buyurdu: "Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın dökülmesiyle Kabe'nin hürmetinin kırılmamasıdır." (7)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-03-2009, 01:54
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.600
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İmam Hüseyin (aleyhisselam) Kufe yoluna koyuldu. Daha Kufe'ye birkaç günlük yol varken Kufe'de Yezid'in valisi tarafından, kendi elçisinin ve tanınmış gerçek dostlarından birinin şehit olup valinin emri ile ayaklarına ip bağlanıp Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. (8)
Kufe ve yöresinin sıkı gözaltına alındığını ve İmam (aleyhisselam)'la savaşacak mücehhez bir ordunun hazırlandığı haberini aldı.İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti. Kufe'nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid'in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu arada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (aleyhisselam) çok az ashabıyla birlikte otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı. Ve Kufe'ye doğru hareketini devam ettirdi

Bu bir kaç gün içinde İmam Hüseyin (aleyhisselam), ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Ashabına seslendi. Kısa bir konuşmada şöyle buyurdu: "Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar."

Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar için İmam Hüseyin'e (aleyhisselam) koşulanlar sahneyi terkedip dağıldılar. Fakat hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın yaranı) ve Beni Haşim'den olan akrabaları kaldılar.


İmam Hüseyin (aleyhisselam) yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu: "Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar." Fakat bu defa İmamın vefalı dostları bir bir kalkıp, çeşitli beyanlarla cevap verdiler ki, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz. Senin temiz eteğinden kopmayacağız. Ve elimiz kılıç tutana, kan damarımızdan akana dek savaşıp, senin hürmetini koruyacağız.(9)

Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (ya biat ya savaş) düşman tarafından İmam (aleyhisselam)’a ulaştı. İmam (aleyhisselam) o geceyi ibadet için vakit alıp yarınki savaşa hazırlandı.(10)

Hicretin 61. yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar ve otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler, diğerleri de İmam (aleyhisselam)’ın Haşimi akrabaları. Örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşi ve bacısı oğulları ve amcası oğullarıydı) sayısız düşman ordusu karşısında saf çektiler ve savaş başladı.

O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin (aleyhisselam)), Haşimi gençleri ve sair dostları son kişiye kadar şehit oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan'ın (aleyhisselam) iki küçük oğlu, İmam Hüseyin (aleyhisselam)'ın bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalıyız.) (11)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-03-2009, 02:23
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.600
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam'ın (aleyhisselam) haremini yağma ettiler ve çadırları ateşe verdiler İmam Zeyn’ül Abidin (aleyhisselam)‘ı kızları ve kadınları, şehitlerin başlarıyla birlikte Kufe'ye doğru hareket ettirdiler.

(Esirlerin içinde erkek olarak İmam Hüseyin'in (aleyhisselam) yirmi iki yaşındaki oğlu dördüncü İmam Zeynelabidin (aleyhisselam) ağır hasta olduğu rivayet edilir ama İmam (aleyhisselam)’ın hasta olmadığı sadece insanlara böyle görünmesidir.Hastalık ancak bir mikrobun vücuda girmesi ile oluşabilir ama İmam (aleyhisselam)’ın vücuduna bunların giremeyeceği ve İmam (aleyhisselam)’ın bunlardan uzak olduğu ve böyle bir olayın İmam (aleyhisselam)’ın acizliği sayılacağında böyle bir olayın kabulü imkansızdır.)

Kerbela vakası, kadınların esir alınıp, (esirler içinde bulunan) Hz. Ali'nin (aleyhisselam) kızı (Zeynep(selamullahi aleyha) ve dördüncü İmam(aleyhisselam)’ın Kufe ve Şam'daki toplantı yerlerinde konuşmaları Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye'nin yıllarca yaptığı tebligatı etkisiz bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela'da aciz köleleriyle yapılan bu işlerden kendisini temizlemeye çalıştı. Kerbela vakıası, etkisi geç olmakla beraber Ümeyye oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte Şia'nın kökleşmesinde büyük bir amildi.

İslam dininin apaçık bir şekilde ezilmesine neden olan biat, hiçbir koşulda İmam Hüseyin (aleyhisselam) için mümkün değildi.

Çünkü Yezid, İslam dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle yetinmeyip, İslam'ı ezmeğe korkusuzca tezahür eden bir kişiydi.

Fakat geçmişleri (babası), dinin kanunlarına din adına muhalefet ediyor ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı Peygamber (sallalahu aleyhi ve alih) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip, onların yanında bulunmalarıyla iftihar ediyorlardı.

İşte buralardan, bazı tarihçilerin İmam Hasan (aleyhisselam) ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) hakkında ortaya sürdükleri görüşlerin yanlış olduğu aydınlığa kavuşmuş oldu. Bazıları diyorlar ki İmam Hasan (aleyhisselam) ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) iki değişik tabiata sahiptiler. İmam Hasan (aleyhisselam) sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı imzaladı. Fakat İmam Hüseyin (aleyhisselam) kıyamı tercih etti. Nasıl ki kırk kişi olmasına rağmen Yezid'le savaşa kalktı.


Çünkü görüyoruz ki Yezid'e biat etmeği kabul etmeyen İmam Hüseyin (aleyhisselam) on yıl kardeşi gibi Muaviye'nin hükümeti döneminde yaşadı (Kardeşi de on yıl yaşamıştı) Ama hiçbir zaman muhalefet etmedi. Gerçekten de İmam Hasan (aleyhisselam) ve İmam Hüseyin (aleyhisselam) Muaviye ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve bunların ölümü İslam'a hiçbir faydası olmayacaktı. Kendisini doğru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarı ve müminlerin dayısı tanıtan ve her hileye başvuran Muaviye'nin siyaseti karşısında etki etmezdi.

Kaldı ki elindeki imkânları kullanıp onları kendi dostları vasıtasıyla öldürtüp kendisi yas tutabilir ve kanlarını almak isterdi. Nitekim Osmanda de aynı muameleyi yapmıştı.


Merhum Şeyh Saduk Hz. İmam Cafer Sadık’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Hz. Hüseyin ibn-i Ali (aleyhisselam) dünyaya geldiğinde Allah-u Teâlâ Cebrail’i bin melek ile Resululah’ı (sallallahu aleyhi ve alih) tebrik etmek için onun huzuruna inmek üzere görevlendirdi. Cebrail inerken bir denizde bulunan bir adaya uğradı. Orada Arş’ı taşıyan meleklerden biri olan “Futrus” isimli melek bulunuyordu. Bu melek, Allah’ın emrettiği bir işi yapmakta ağır davrandığı için (cezalandırılarak) kanatları Allah tarafından kırılmış ve o adaya atılmıştı. İmam Hüseyin aleyhisselam dünyaya geldiğinde, o melek yedi yüz seneden beri o adada ibadetle meşgul idi. O, Cebrail’e “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Cebrail de “Allah Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve alih) bir nimet vermiştir; ben, Allah Teâlâ ve kendimden taraf onu tebrik etmek için gönderildim.” dedi. O melek “Ey Cebrail, beni de kendinle birlikte götür; belki Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih) bana dua eder.” dedi. Cebrail onu da götürdü. Cebrail (aleyhisselam) Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alih) yanına varınca ilk önce Allah Teâlâ ve kendisi tarafından o Hazret’i tebrik etti ve sonra Futrus’un durumunu anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) buyurdu ki: “Ona söyle ki, kendisini bu yeni bebeğe sürsün ve kendi yerine (Arş’a) dönsün.” Futrus kendisini Hüseyin ibn-i Ali’ye (aleyhisselam) sürdükten sonra (uçup) yücelirken şöyle dedi:
“Ey Resulallah, bil ki senin ümmetin onu öldürecektir ama ben onun yaptığı iyiliği karşılıksız bırakmayacağım, onun (mezarının) ziyaretine gelen her zâirin haberini ve ona selam veren her Müslüman’ın selamını mutlaka ona ulaştıracağım. Ona salât gönderen herkesin salâtını ona ileteceğim.”
Bir başka rivayette de nakledilmiştir ki:
“Futrus kendi yerine çıkarken şöyle dedi: “Kim benim gibi olabilir!? Ben Ali ve Fatıma oğlu Hüseyin’in ve ceddi Ahmed-ul Haşim’in serbest bıraktığı kimseyim. Salavatullah-i aleyhim acmein.”
Kaynaklar:
1- Menakıb Ali Ebu Talib, C.4

2-Bihar’ul Envar, C.43, S.244

3- İbn Hamza Et-Tusi, Menakıb


Kaynaklar
1- İrşad-i Müfid, s.179. İsbat-ül Hüdat, c.4, s.168-212. Mes'udi'nin "İsbat-ul Vasiyye" kitabı, Tahran baskısı, yıl 1320, s.125.

2- İrşad-i Müfid, s.182. Tarih-i Yakubi, c.2, s.226-228. Fusul-ul Mühimme, s.163.

3- Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.88

4- Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.88. İrşad-i Müfid, s.182, El İmametü ves Siyase, c.1, s.203, Yakubi Tarih-i, c.2, s.229, Tezkiret-ul Havas, s.235.

5- İrşad-i Müfid, s.201

6- Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.89

7- İrşad-i Müfid, s.201. Fusul-ul Mühimme, s.168.

8- İrşad-i Müfid, s.204. Fusul-ul Mühimme, s.171. Makatil-ut Talibiyyin, İkinci baskı, s.73.

9- İrşad-i Müfid, s.205. Fusul-ul Mühimme, s.171. Makatil-ut Talibiyyin, s.73.

10- Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, c.4, s.98. İrşad-i Müfid, s.214.

11- Bihar-ul Envar, Kompani baskısı, c.10, s.200, 202, 203
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-05-2009, 12:27
cetinbaba76 cetinbaba76 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 1
cetinbaba76 is an unknown quantity at this point
Standart Ehlİbeyt Mektebİnde AŞura

EHLİBEYT MEKTEBİN’DE AŞURA

HAKKIN BATILLA SAVAŞI


EHLİBEYT MEKTEBİ DİN ADAMLARI DERNEĞİ ADINA

DERNEK BAŞKANI

HÜSEYİN YEŞİL Hacı Hüseyin Camii İmamı
IĞDIR – 2009

BİSMİLLAHİRREHMANİRREHİM

Ey Peygamber’in Ehli beyti! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.(Ahzap 33.)
Ey Muhammed! De ki: “Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden başka bir ücret istemem.” (Şura 23.)

AŞURA
HAKKIN BATILLA SAVAŞI

İnsanlık âlemi orta çağ karanlığının katı ve kesif vahşetini yaşarken, insanlar sevgi ve merhametten uzak birbirinin kanını içiyorken gözlerden çok uzak, kuş konmaz kervan geçmez bir ıssız noktada, insana gerçek insan olmak değerini kazandıran sevgiyi, merhameti ve vefayı şiar edinerek, karanlığı yarıp kurtuluş ışığıyla dünyayı nurlandıran İslam, doğuverdi.

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a.) ın önderliğinde gelen İslam gerçekten insanlığın kısa zamanda vahşetten uzaklaşıp olgunluğa ve uygarlığa ermesini sağladı. İnsanı kendine döndürdü ve kendi gerçek değerlerini kazandırdı. Belki de dünyanın en azgın ve vahşi milleti olan, göçebe Arapları kısa zamanda vahşilikten uzaklaştırıp, göçebe ve ilkel pozisyondan kurtarıp uygarlaştırdı.

Peygamberliğe başladıktan sonra ömrünün çoğu savaşlarla geçen Hz. Muhammed (s.a.a), insanlığın kurtuluşu için, İslam çerçevesi içerisinde uygarlığı ve özgürlüğü kesintiye uğratmadan yaşatmaları için İslam’ı, ümmetine emanet ederek Rabbinin çağrısına uyup dünyayı terk etti.

Peygamber’in İslam ümmetinin arasından ayrılışından hemen sonra, ümmet, İslam’ı koruyup kollayacağına, İslam’ı yaşatmak ve geliştirmek için birlikte hareket edeceğine siyasi kaygılarla, ümmetin içine ilk ihtilafı soktu.

Peygamberden sonra, hatta daha cenazesi yıkanıp defnedilmeden meydana gelen siyasi çekişme ve kargaşa, İslam bütünlüğünde ilk çatlağın vukua gelmesine neden oldu. İlk çatlak git gide genişlemeye derinleşmeye başlayarak siyasi ve sosyal anlamda önemli başkalaşımları da beraberinde getirdi. Bu yüzdendir ki İslam ümmetinin başına idareci olarak geçen kişilerin hiç birisi kendi eceli ile değil, suikastla öldürüldü. İslam dininin güç bela yok ettiği vahşet, yer yer hortlamaya başlayıp kısa zaman içinde İslam dinini tehdit eder hale geldi. İslam’ı yalnız koltuk sevdası ve kazanç elde etmek maksadıyla kullananların nezdinde ve fikrinde İslam’ın yok olması, ihmal edilmesi fazlada problem değildi. Ancak İslam’a emek vermiş, dişiyle tırnağıyla İslam’ı var etmek için uğraşmış, canını dişine takmış olan Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s) gibi sorumluluk hissedenler İslam’ın için için erimekte olduğunu gördüklerinde içleri kan ağlamaktaydı. Aynı sorunlar Hz. Ali (a.s) ın hükümet merkezini esas yerinden alarak Kufe’ ye taşınmasına neden oldu. Artık çalkalanmaya başlamış İslam ümmetini durdurmaya, başkenti değiştirmekte çare olamadı. Hz. Ali (a.s) bütün uğraşlarına rağmen kargaşa ve dejenerasyonun önünü alamadı. Ne acıdır ki onun döneminde ilk iç savaş hortladı. Hz. Ali (a.s) dan sonra oğlu Hz. Hasan (a.s) aynı yerden devam etmek istediyse de, hakimiyet elinde olan çıkarcı menfaat odakları fikirdaşlarıyla birlikte önünü kesip engellediler. Böylece İslam tamamıyla sahipsiz ve başsız kaldı. Dalga dalga Müslümanları saran ihtilaf ve kargaşalar parçalanmaları getirdiği gibi İslam’a gerçek bağlılığı ve sadakati de ortadan kaldırıp yok etti. Öyle yok etti ki İslam düşmanları bu kargaşayı doruğa taşıyan Muaviye’ nin her yere heykellerinin dikilmesini teklif etti. Çünkü bu kargaşa İslam düşmanlarının menfaatineydi. Öyle şiddetli bir çöküş yaşandı ki İslam’ın adı Kuran’ın yalnız şekli kaldı. Peygamberin bıraktığı noktadan sapıp uzaklaşan Müslümanlar, sevgiyi merhameti, vefayı ve sadakati unutup bütünüyle İslam’ı siyasi ve ekonomik kazançları için alet eder oldu. İşte tam bu noktada, İslam Peygamberinin vefatından elli bir yıl sonra, en büyük atılım ve devrim sayılan; takvim olarak kabul edilen hicretten, altmış sene sonra Ehlibeytin beşinci üyesi, Âlemlere rahmet zincirinin beşinci halkası Hz. Hüseyin (a.s) İslam’ı yeniden eski saygınlığına kavuşturmak için, dedesinden izin alarak Medine’den ikinci Hicreti başlattı.

Dahası İslam’ı düştüğü fikri ve itikadı çarpıklığın ve kargaşanın içinden; uçurumun eşiğinden kurtararak kendine döndürmek için bu defa Medine’den ikinci onurlu yürüyüşü, yanındaki azıcık muhacir yol arkadaşlarıyla başlattı.

Bu yolculuğa, İslam’ı yaşatma ve yeniden diriltme hareketine, her sınıftan insan katılmıştı. Kadın erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk, zengin, yoksul, soylu, köle, siyah ve beyaz her katmandan, her sınıftan insan vardı. Elbette olacaktı, çünkü bu din insanlığın kurtuluşu için gelmişti, bir ırkın ve sınıfın özel dini değildi ki!

Haksızlığın, adaletsizliğin, zulmün, işkence ve cinayetlerin yaygınlaştığı gaspın, haksız kazancın ve hırsızlığın artık günün yönetiminin desteğiyle gerçekleştiği, o da İslam gibi hakkı ve adaleti her şeye rağmen savunan bir dinin adı altındaki devletin himayesinde meydana geldiği zamanda dini anlayış, yaşantı, inanç ve uğrunda mücadeleden ibarettir diyen, “köle gibi zilletle yaşamaktansa, ölmek evladır” söyleyip asırlara haykıran, “ İslam’ın dirilmesi benim ölümümle gerçekleşecekse, ey kılıçlar durmayın beni doğrayın” seslenişiyle ileriye atılan, İslam’ın evrensel terbiyesiyle, ceddi Hz. Muhammed (s.a.a) ın, Hz. Ali, Fatimetuz-zehra ve Hz. Hasan (a.s) gibi uluların kontrolünde büyüyen ve ismet ırmağından içip yıkanan Hz. Hüseyin (a.s), ayağa kalkmak zamanının geldiğini anladı. İslam’ı kurtarmak için kitlelere seslendiyse de yanındaki İslam’ı gerçekten özümsemiş vefalı dostlarından başka sesine cevap veren, onun yürüyüşüne katılan başka kimse olmadı. Dedesi Hz. Muhammed (s.a.a) de aynı engelleri aşmamış mıydı?! Dostlarının azlığı, onu yolundan alıkoymadı, umutsuzluğa düşürmedi. Medine’den başlattığı yürüyüşüne Mekke’den geçerek Kerbela’ da son noktayı koydu.

Hz. Hüseyin (a.s) ın çağrısını dinleyerek birlikte yola çıkan Müslümanların sayısı neden azdı?

Neden sayıca az bir grupla yola çıkmaya mecbur kaldı?.. Çünkü İslam ümmeti çabucak zengin ve yoksul sınıfa bölünerek uyutulmuş olduğundan, varlıklılar hallerinde gayet memnundu yoksullarında hareket edebilecek halleri ve imkânları yoktu. Bütün köşe başlarını hâkim gücün taraftarları tutup işgal etmişti. Halkın bir kısmı rehavete kapılmış, çalıp oynamaktaydı. Diğer ezilen ve horlananlarsa tamamen sindirilmişti. O yüzden Hz. Hüseyin’i anlayacak dinleyecek insan çok azdı böylece Hz. Hüseyin (a.s) yoluna az bir insan grubuyla; kardeşleriyle çocuklarıyla devam etmek zorunda kaldı. Başka çaresi de yoktu zaten. Yürümeliydi. Çünkü iki yoldan birisini seçmeliydi, Ya onurluca ölmek ya’ da kendi tabirinde olduğu gibi, “Yezidin İslam halifesi olduğunu kabul ederek zilletle yaşamak” özgürlük dersini insanlığa ilk olarak öğreten bir ailenin onurlu üyesi olduğu için hürriyet yolunu seçti. Peygamberden sonra, İslam uğrunda ilk şehid olan, zaten kendisi değildi. Babası, annesi ve iki kardeşi ondan önce davranmışlardı. Hz. Hüseyin (a.s) sevdiği büyüklerinden geri kalmak istemedi. Onun için oğlunu, kızını, hanımlarını, kız ve erkek kardeşlerini, yeğenlerini ve vefalı arkadaşlarını alarak, dedesinin Mekke’den Medine’ye hicretinde yaptığı gibi Medine’den gözyaşlarıyla ayrılıp Kerbela’ ya koşarak gitti. Ceddi (s.a.a) çıkarıldığı Mekke’ye geri dönebildi ama torunu çıkarıldığı Medine’ye bir daha geri dönemedi. Zaten Medine’ye kadınlardan ve kızlardan başka kimse dönememişti. İslam ümmeti kendi değerlerini saltanat uğruna Kerbela kumlarına gömmüştü. O gün hasta olan İmam-i Zeynül-abidin ve dört yaşında olan oğlu Muhammed Bakır (a.s) lar dönebilmişlerdi ve karşılığında da Sekine (a.s.)’ı Şam da rehin bırakmışlardı. İşte Hz. Hüseyin (a.s) Aşura günü, dedesinin başını çektiği dinin yok olmakta olduğunu anladığı bir anda ayağa kalktı. İnsanlık için Allahın bahşettiği yüce kurtuluş yolunu koruma uğruna, canını feda etti. İnsanların İslam’ı anlayıp, özümsemesini sağlamak, İslam adına işlenen zulümleri yok edip hakkı ikame etmesi için ölüme koşmakla kalmadı, kundaktaki altı aylık bebeğini bile feda etti.

Hz. Hüseyin (a.s) böylece insanlığa asla unutulmayacak bir özgürlük ve hürriyet dersi verdi. Bütün dostlarını ve arkadaşlarını kaybedip de on binlerce düşman askerinin karşısında yalnız kaldığında bile insanlık onurunun geleceği açısından önemli gördüğü can alıcı konuyu dile getirerek ey insanlar; “inanç ve itikadınız, din ve imanınız olmasa bile, kula kul olmayın, hür yaşayın.” Öğüdünü verdi. Zaten Adem’den Hatem’e bütün Allah elçilerinin insanlığa getirmiş olduğu ilahi mesajda da insan’a özgürlüğü öğretmekten başka bir şey mi vardı?! Ama anlayan olmadı. Bu gün bile insanlık o anlamı kavrayabilmiş değildir. O mesaj anlaşılmış olsaydı savaşlar olur muydu?! İnsanlık ve özelliklede İslam toplumları bölük pörçük şekilde onun bunun esiri ve kölesi durumuna düşer miydi?!

Hz. Hüseyin (a.s) çok büyük bir insanlık davası için adım atmış ve her şeyini feda etmişti.

Bu ne siyasi, ne kişisel bir mesele, ne de bir çıkar kavgasıydı, insanlığın makineleşmekten, robot gibi olmaktan kurtulması içindi. İslam’ın gelişindeki esas maksadın insanlığı vahşet ve zulüm bataklığından kurtarmaya yönelik olduğu gerçeğiydi. Onun için yüce Allah elçisine “ Seni Âlemlere rahmet olarak gönderdim” sözünde de aynı hakikat vurgulanmaktadır. Hz. Hüseyin (a.s) hicretin altmışıncı yılına gelindiğinde, bu hakikatten insanlığın ayrılıp, yine vahşete ve zulüm’e doğru yöneldiğini gördüğü için hareketin zorunlu olduğu kanaatine vardığından yola koyuldu. Yola çıkacağı zaman Medine’de kendinden temsilci olarak bıraktığı Muhammed Hanefiyye’ye yazdığı vasiyet niteliğindeki mektubunda kendisinden sonra olacakları şimdiden kestirmiş olacak ki, bütün düşündüklerini, maksadını ve hatta Kelime-i Şahadeti de dercetmiştir. “Ben ne fesatlık çıkarmak için, ne saltanat uğruna ve ne de mal mülk edinmek için ayağa kalkmış değilim. Dedem Hz. Muhammed (s.a.a) in getirdiği dinin yok olmakta, yıkılmakta olduğunu gördüğüm için Emr-i Bil Me’ruf ve Neh-yi E’nil Munker yapmak maksadıyla harekete geçtim.” İfadesiyle, hedefini yazılı olarak netleştirmiştir.




Bugün insan hayatının bir hiç sayıldığı günümüzde;

Terörizm, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Bosna Hersek’de, Somali’de, Azerbaycan’da güçlü devletlerin desteğinde su yerine insan kanı akıtmaktadır. Günümüzde, artık insanlık âlemi; insan ölümünü, çocukların, kadınların ve yaşlıların katledilmesini, hele mabetlerin kutsiyetini ayaklar altına alarak, silahsız ve savunmasız insanları sorgusuz sualsiz, dünyanın gözünün önünde öldürülmesini seyretmektedir. Her gün ölüm, kan, acı ve gözyaşı işitmesi yüzünden insan duyguları bayatlamış ölümü ve kanı kanıksamıştır. Haksız yere insanların öldürülmeleri, insanlık onurunun ayaklar altına alınması, işkence ve zulüm görmeleri öyle bir boyut kazanmıştır ki, adeta eski acıları insan hatırlamaya utanır hale gelmiştir.

Ama bir noktada çok iyi anlaşılmalıdır ki, Hz. Hüseyin (a.s) işte bu günleri görerek, o gün insanlık uğruna ayağa kalktı. Ne yazık ki Hz. Hüseyin (a.s) ın yetmiş iki fedakâr dostuyla Aşura günü Kerbela çölünde kahramanca şahadetleri, günlerce Kerbela’nın sıcak kumlarının üzerinde cansız bedenlerinin kefensiz kalışı, çoluk çocuğunun insafsızca esir edilerek şehirlerden halka gösterilip Şam’da Yezide armağan götürülüşü ve bu bütün olaylardaki esas hedef anlaşılamadı, İslam âlemini derin gaflet uykusundan uyandırmaya yetmedi.

Allah-u Talanın yeryüzünde insanlığın hidayeti için Ehlibeyt’in sonuncusu olarak bıraktığı Zamanın sahibi İmamı Zaman (a.f) ın kutlu gelişi, zulmü ve haksızlığı yok edip hasse ten İslam ümmetini, bu yoğun gafletten uyandırır umarız.

AŞURA

AŞURA SEVGİNİN, AŞURA AŞK’IN,
AŞURA VEFANIN, AŞURA SABRIN,
AŞURA, DÜNYADA HÜR YAŞAMANIN
İNSANA, İNSANCA HİZMET ETMENİN
ERDEMLİ, ONURLU HAYAT SÜRMENİN
EN YÜCE, EN ULVİ MÜCADELESİ
EŞSİZ FEDAKÂRLIK GÖSTERGESİDİR.
ÇAĞLAR’IN ÖZGÜRLÜK ÖĞRETİSİDİR.
İNSANIN HÜRRİYET MEŞALESİDİR.
İşte Aşura, Eşsiz bir kahramanlığın sergilendiği bir gündür.

Bu tek güne bir ayrı açıdan daha bakmağa çalışırsak, fedakârlığın yanı sıra acı ve gözyaşının, dert ve elemin yeri göğü, dağı taşı, İnsanı ve cini ağlattığını görürüz. Onun için bizlerde Muharrem ve Sefer aylarını 1369 yıldır. Yasla geçiririz.

Yüce rabbin katında makbul sayılır umuduyla…


AŞURANIN TARİHÇESİ

Hicretin 60. senesinin Cemadiyessani ayının ortalarında ölen Muaviye’ nin yerine oğlu Yezid saltanat koltuğuna oturdu. Hiç ara vermeden bütün İslam coğrafyasında bulunan eyalet valiliklerine haber göndererek herkesten, özellikle tanınan kişi ve kabilelerden kendisini “İslam halifesi” olarak tanıyıp biat etmelerini uymalarını istedi. Aynı eyaletlerden birisi de Peygamber (s.a.a.) ın şehri olan Medine’dir. Medine’de yaşamını sürdürmekte olan Hz. Hüseyin (a.s) bu teklifi o koşulda kabul etmeyeceğini açıkladı. Yezidin Medine’de ki valisi Hz. Hüseyin’ i sıkıştırıp biat’ a mecbur bırakınca imam (a.s) olayı halka duyurdu. Halk Peygamberden sonra babası ve kardeşini yalnız bıraktıkları gibi bunu da duymazlıktan geldi. İtikadı dejenerasyona uğrayan İslam ümmeti güçlüyü ve gücü bırakıp hakkın yanında yer almadı. Gönüller Hz. Hüseyin’ le olmasına rağmen Yezid’ in gücünün yanında yer aldılar. Dedesi Hz. Peygamber öldüğü günden itibaren İslam toplumunda ki gevşemeyi çok iyi gözlemleyen Hz. Hüseyin (a.s) Recep ayının üçüncü günü kendisiyle fikir ve inanç bağlamında beraber olan gönüldaşlarıyla, akrabalarıyla Medine’ den Mekke’ ye hicret yürüyüşü başlattı. Bu Mekke’ ye dönüş Yezid’ i fikirden caydırır biat hususunda ısrar etmez veya İslam ümmeti esas liderine sahip çıkarak, özüne dönerek yanında yer alır ve İslam şanını izzetini yeniden bulur maksadıylaydı. Çünkü Hz. Hüseyin’ in kendisinin babasının ve kardeşinin mantığında başkalarına uymak yoktu. Ümmetin onlara biat edip uyması gerekirdi bunların başkalarına biat’ ı kendi gerçeklerini inkâr etmek demekti. Mekke’ de altı ay kalan Hz. Hüseyin halktan hiçbir destek bulamadığı gibi Yezid de fikrinden dönmedi. Hatta hac döneminde Kâbe’ nin evinde tavaf ederken kendisine suikast yapılacağı haberini aldı. Bunun üzerine yine yakınlarını yanına alıp, haccını yarıda bırakıp Kurban bayramına iki gün kala Kufe’ ye doğru yola çıktı. Yirmi iki gün yol aldıktan sonra Kerbela denilen yerde Yezid askerleri tarafından durduruldu. Yine biat istendi. Hz. Hüseyin kabul etmeyince Ömer Saad kumandasında ki binlerce askerle Hz. Hüseyin’ i kuşatma altına aldılar. Yetmiş iki kahraman arkadaşıyla Kerbela’ da Yezid askerleriyle çarpışıp Aşura günü şahadete erdi. Şahadetinden sonra geriye kalan çoluk çocuklarını esir ederek şama Yezid’ in yanına götürdüler. Hicri altmış birinci yılının onuncu günü olan Aşura Ehlibeyt dostlarının yas ve matem günüdür. Kerbelada meydana gelen bu elim hadiseden sonra İslam ümmeti içinde yer yer üzüntü ve pişmanlık duyanlar olduysa da hiçbir zaman duygulardan öteye geçip harekete dönüşemedi. Eğer İslam ümmeti böyle bir fedakârlıktan sonra da uyanabilseydi İmamı Zeynul-Abidin (a.s) imametinde İslam ümmetini, İmamet ışığı altında kurtuluşa kavuştururdu. Ne yazık ki Aşura hadisesinden sonra Medine de köşesine çekilen İmam Zeynul-Abidin (a.s) tamamen yalnızlığa terk edildi.

Not: Bu kitapçık İslam’ın ilk yarım asırda ki gelişmelerin özet başlıklarını oluşturmaktadır. Tarih iyice incelendiğinde ve konulara tarafsız ve objektif bakıldığında bu gerçeklere ulaşılabilir.


Hüseyin YEŞİL

Cep: 0532 283 07 61
Dernek : 0476 227 1998
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-17-2009, 08:02
PROFESÖR 1400 PROFESÖR 1400 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 20
PROFESÖR 1400 is on a distinguished road
Standart

Allah razı olsun kardeşlerim bilgileriniz için.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-19-2009, 12:54
Babel Hevaic Babel Hevaic isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2009
Mesajlar: 1
Babel Hevaic is an unknown quantity at this point
Standart

Allah razı olsun.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 09-10-2011, 07:26
haydarı kerrar haydarı kerrar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 329
haydarı kerrar is an unknown quantity at this point
Standart

ibni Cüreyc babasından rivayet etti ki, Abdülmelik b. Mervan şöyle diyordu: “…ben Osman (b. Affan) gibi zayıf değilim, ben Muaviye gibi kurnaz değilim, ben Yezid gibi homoseksüel değilim”

ibni Kesir, “el-Bidaye ven Nihaye”, 9/77
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 08-04-2017, 02:42
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Cafer Sadık (as) buyurdu: Peygamber (saa) ile İmam Ali (as) Hz Fatıma (as) Imam Hasan (as) ve on iki imama komşu olmak isteyenler, İmam Hüseyinin (as) ziyaretini terk etmesin.
Kâmil uz Ziyaret sayfa. 76

Necef ile Kerbela arası 1452 direk var. 1400.ncü direkte Kerbela görünür ve oradan selam verilir.
Esselamu ele-l huseyn ve ele-l aliyyibni-l huseyn ve ele-l evladil huseyn ve ela eshabi-l huseyn
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 05:33


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.