aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-25-2012, 12:21
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Ebu'l Fazl Abbas (a.s)'ın Dünyaya Gelişi ve bazı bilgiler

Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s) hicretin 26. yılında, mübarek Şaban ayının dördüncü günü dünyaya gel-miştir. Şaban ayının üçüncü gününde de, Hz. Imam Hüseyin (a.s) dünyaya gelmiştir. Dünyada gerçekleşen olaylar tesadüf değildir. Bu olayda da, hikmetler göze çarpmaktadır. Tarihte kaydedilmiştir ki: Hz. Ali (a.s), oğlu Hz. Abbas (a.s) dünyaya geldiğinde, onu görür görmez gözleri dolar ve gözyaşları mübarek yüzüne akar.

Evet, gayp ilmini bilen Hazret, 25 yıl sonra vuku bulacak Kerbela vakıasını ve Imam Hüseyin (a.s)'ın şahadetinin haberini bildiren kimsedir.[1]

Hz. Abbas (a.s)'ın doğumuyla cihan yeniden aydınlanmıştır. 0, Allah'ın halifesi himayesinde büyümüş ve kendinden sonra gelecek olan onbir masum Imamın babasından ders almıştır. 0, büyüdükçe, cesaret, şe-caat ve izzet-i nefse bürünmekte, kötü sıfatlardan ise uzaklaşmaktaydı. 0, her zaman şehitlerin efendisi, Hz. Imam Hüseyin (a.s) ile beraberdi. Aynen ayın güneş etrafında dönmesi gibi; o da, Seyyid'üş- Şüheda Imam Hüseyin (a.s)'ın, fazilet ve şecaatle dolu vücudunun etrafında döner dururdu.

Hz. Abbas (a.s), adım attığında şeref ve büyüklükle adım atardı. Konuştuğunda rüşt ve hidayet adına ko-nuşurdu; baktığında ise hak adına bakardı. Yüz çevir-diğinde batıldan dönerdi. Izzet-i nefs sergilediğinde zulüm ve sitemden uzaklaşırdı.

Evet, gerçekten o bir fazilet abidesi, keramet ve büyüklüğün en güzel örneği idi. Işte bunların hepsi o-nun İmam Hüseyin (a.s)'ı kendisine ayna olarak gör-mesinden kaynaklanmaktaydı. Hz. Abbas (a.s), sürekli imamının peşinden giderdi. Bakınız, dünyaya gelişin-de bile bir adım gerideydi. Öyle ki, İmam Hüseyin (a.s)'ın doğumu, Şaban ayının üçünde, Abbas (a.s)'ın doğumu ise, Hicretin 26. yılının Şaban ayının dördün-de vuku bulmuştur.[2]

Evet, Abbas (a.s) dünyaya geldi, tabii olarak bu çocuğa Peygamber (s.a.a)'in sünnetini uygulasınlar di-ye, babası Müminlerin Emiri Ali (a.s)'ın yanına getir-diler. Geçmişte dediğimiz gibi, Hz. Ali (a.s) onun annesini en şecaatli ve en cesur aileden seçmişti ki, şahadet ve er meydanı Kerbela'da, kardeşi ve Jmamı olan Imam Hüseyin (a.s)'a yardımda bulunsun.

İmam Ali (a.s) oğlu Abbas'a baktığında, onun başına gelecekleri hatırladı. Bu küçük yavrunun azalarına tekrar tekrar bakıp ağlıyordu. Kollarına baktığında, zamanın imamı uğruna kesileceğini, göğsüne baktığın-da, o ilim ve hilimle dolu olan mübarek göğsüne düş-man oklarının saplanacağını, mübarek başına baktığın-da da, mızraklar üzerinde dolaştırılacağını görüyordu. Bundan dolayı da, Jmamın gözlerinden hasret ve hü-zün damlacıkları dökülüyor ve ağlamasıyla Allah'ın arşını titretiyordu.

Böylece, Abbas (a.s)'ın, Imam Hüseyin (a.s)'ın haremindeki susuz yavrulara su getirmek amacıyla, Fırat kıyılarına nasıl gideceğini, kendisi susuz olduğu halde, kardeşinin susuzluğunu hatırlayıp, suyu elinden yere dökeceğini, beraberlik yolunda şehitlerin serveriyle birlikte omuz omuza onun yolunda fedakârlıklarda bu-lunacağını, ihlâsla kendi canını Imam Hüseyin (a.s)'a kurban vereceğini müşahede ediyordu.

Bu yavru, anne ve babası yanında çok değerli idi. Babası onunun büyüdüğünü, melekutî simasını, şecaat ve ebedi saadetini gördükçe seviniyor ama karşılaşa-cağı musibet ve zorluklan da hatırladıkça hüzün der-yasına dalıyordu. Nasıl hüzünlenmesin? Kimin içe-risinde birazcık insani şefkat varsa, bu sahneler karşı-sında mustarip ve perişan olur. Tabiidir ki, özellikle Hz. Ali (a.s) gibi bütün insanlığa sevgi besleyen birisi bu olaydan daha çok etkilenecektir.

Kamer-i Beni Haşim kitabının yazari, yazisinin 21. say-fasında şöyle diyor: Bir gün Ümm'ül-Benin, AN (a.s)'in Abbas'i severken kollanndan öpüp ağladığını görür. Annesi, gördüklerinden etkilenerek, müteessir olur. Çünkü ay parçası gibi bir evlada, babasmin bakip ağlaması görülmemiş bir o-laydı. Bunun sebebini Imam (a.s)'a sorduğunda, Imam (a.s) bu çocuğun kollarının, Imam Hüseyin (a.s)'a yardım uğruna ve onun yolunda kesileceğini bildirir. Bunu duyan anne, yiiksek sele ağlamaya başlar ve onunla birlikte evde bulu-nanlar da ağlarlar. Ama Hazret, sözlerine devam ederek, o göz nuru yavrunun Allah katindaki menzilet ve makamin-dan bahsederek, bunun karşılığında Allah'ın ona iki kanat merhamet edeceğini, Cennette amcası Cafer b. Ebu Talib ile birlikte Melekler eşliğinde gezeceklerini bildirir. Bu müjdeyi duyan Ümm'ül-Benin sevinerek sakinleşir. [3]
Kaynaklar:
1 - Bihar'ul- Envar, c. 44, s. 256.
2 - Envar-ı Numaniyye, c. 1, s. 124.
3 - El -Abbas, s. 75
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-27-2012, 07:13
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Ebu'l Fazl Abbas (a.s)'ın Çocukluğu

Hz. Ebu'1-Fazl'il-Abbas (a.s)'ın çocukluğu, tarihte pek üzerinde durulmayan bir konu olmasına rağmen, tarihin buruşuk sayfaları arasında nakledilen bazı o-laylardan yararlanılarak Hazretin çocukluk yılları hak-kında bir takım bilgiler edinmek mümkündür. Hz. Ali (a.s) gibi mükemmel bir babaya, Hz. Ümmül Benin gibi âlime bir anneye ve cennet gençlerinin efendileri, Imam Hasan (a.s) ile Imam Hüseyin (a.s) gibi öğret-menlere sahip olması, onun çocukluk yılları hakkında bize bir takım ipuçları veriyor. 0, ömrünü öğrenim ve eğitimle başlatıp şahadetle bitiren birisidir. Hazret, he-nüz çok küçükken dahi çok zeki birisi olduğunu etra-fındakilere bir güneş gibi yansıtıyordu.

Hz. Abbas (a.s) beş yaşındayken bir gün Hz. Ali (a.s) onu yanına çağırarak: "Yavrucuğum! Bir söyle" der.

Hz. Abbas (a.s) da: "Allah birdir" der.

İmam Ali (a.s): "Iki söyle" deyince, Abbas (a.s) bunu söylemekten sakınarak: "Babacığım! Bir dedik-ten sonra iki demekten hayâ ediyorum" cevabını verir.

Bunu duyan babası ise, onu bağrına basıp, öpücük yağmuruna tutmuştur.

Evet, tarihten bizlere aktarılan bu olayla Hz. Abbas (a.s)'ın birçok özelliklerini kendiliğinden idrak etme-miz çok kolay olacaktır. Beş yaşındaki bir çocuğun böyle bir anlamı kavraması, gerçekten

de şaşılacak bir şeydir. Ama o Hazretin şahsi kabiliyeti ile kâmil olan öğretmenlerine dikkat edildiğinde onda nice sırların toplandığı ortaya çıkmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-30-2012, 03:50
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Ebu'l-Fazl (a.s)'ın Cismi Özellikleri

Allah'ın inayet ve lütfüdür ki, İslam kahramam, Ali'nin canı olan Abbas'da, şecaat ve şehametle birlikte, zahiri güzellik de doruk noktasmdaydi. Imam, güler yüzlülüğü, çekiciliği, merhametliliği, kerem ve güzel ahlaka sahip olması açısından babasının yolunu ve yöntemini takip ettiğinin bir göstergesiydi.

Abdumenaf'a, "Mekke'nin Nuru" ve Peygamberimizin babasi Abdullah'a, "Harem'in Nuru" dendiği gibi, vücudunda zahiri ve batini güzelliklerin birleştiği Abbas'a da, "Ben-i Haşim'in (Haşim oğullarının) nuru" diye hitap edilmekteydi.

Abbas (a.s)'ı görenler, şöyle diyorlar: "Abbas, güzel ve gösterişli idi. Büyük ve cüsseli biriydi, öyle ki ata bindiğinde ayakları yerde sürünüyordu ve kendisi-ne Haşim oğullarının Nuru diye hitap olunuyordu." 1 Ayrıca, hadislerde yer aldığı üzere, Hazretin, yaptığı uzun secdeler ve fazla ibadetinden dolayı, alnında secde izleri bulunmaktaydı. Bu da yüzündeki nura ve güzelliğe ayrı bir mana katıyordu.
Kaynaklar:
1- Mekatil'ut- Talibiyyin, s. 59; Nasih'ut- Tevarih, c. 2, s. 341.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-02-2012, 06:46
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Ebu'l-Fazl (a.s)'ın Şecaati

Konuya geçmeden önce şecaatin ne demek olduğu-nu bilmemiz gerekir. Şecaat, kişinin korkusuzluğunun belirtisidir. Birinin şecaatli olduğunu anlayabilmek için çarpışmalarındaki davranış ve tavrına dikkat etmek gerekir. Bir kimse, savaş kahramanları etrafını sardığı zaman, kılıçların gölgesini hissettiği an, ölümün ken-disine doğru geldiğini gördüğünde sarsılır, kaçar ve fırsat kollarsa, onun şecaatlilikle yakından uzaktan bir ilişkisinin olmadığı anlaşılır. Ama eğer er meydanında kılıçlara doğru ilerliyor, ölüme meydan okuyor ve san-ki kılıçlar ondan korkuyormuşçasına saldırıyorsa buna, şecaat yularını eline almış denir. Tarih, bu iki grup insanlarla doludur; şecaatliler taifesi ve korkaklar gurubu...

İşte şecaatinden bahsedeceğimiz, şecaat ve şehamet mektebinde yetişmiş, kahramanlık çeşmesinden su iç-miş olan bir Kerbela ve Hüseyin kahramanı olan Abbas (a.s)'ın şanı, tarihçilerin şahadetine göre, Kerbela vakıasından önce de dillerdeydi. Şöyle ki, Ebu'l-Fazl (a.s) Sıffîn savaşında İmam AN (a.s)'ın kolu konumundaydı ki onun komutasında yapılan hamlede Muaviye (la) ordusu tarafından engellenmiş olan su, tekrar Islam ordusuna kazandırılmıştır.1

Abbas (a.s), Sıffîn savaşına babası Ali (a.s) ile bir-likte katıldı. Muaviye bu savaşta, Müminlerin Emiri Ali (a.s) ve Abbas (a.s) aleyhine çok çalışmıştır. Tarihte anlatılan bazı olaylara veya savaştaki davranış ve hareketlere baktığımızda bu büyük insnın babasından, çok güzel dersler aldığını ve gerçekten de, Ali (as)Allah'ın Aslanı Abulfazl Abbas (as) aslanimn yavrusu olduğunu müşahede etmekteyiz.

Tarihçiler, Sıffîn savaşında Abbas'ın konumunu şöyle yazıyorlar: Muaviye'nin ordusu, suyun önünü a-larak Ali (a.s)'ın askerlerinin bu sudan istifade etmesini önlediler. İmamın umumi bir hücum emrinden önce, İslam ordusundan durum ve davranışından şecaatli ve kahraman olduğu tahmin edilen heybetli birisi yüzü kapalı bir halde ileri çıktı. Biraz ilerleyerek Muaviye'nin ordusu önünde durdu. Ortalığı inleten bir haykırış ile: "Sizin en şecaatliniz kimdir?" diye bağırdı.

Muaviye yüksek bir sesle Ebu Şe'sa'yı çağırarak ona: "Sen Şam halkının en cesur savaşçısısın git ve bu gururlu genci sustur, onun başına gelenler başkalarına ibret olsun" dedi. Ebu Şe'sa ise, bunu kabul etmeyerek: "Bütün Şamlılar beni, kahraman ve bin kişiyle savaşan biri olarak biliyorlar. Bir kişiyi öldürmek için medya-na gitmem bana yakışır mı? Ben, onun işini bitirmesi için çocuklarımdan birini göndereceğim" dedi. Derken Ebu Şe'sa, kendisi gibi kahraman olan çocuklarından birini gönderdi. Bu düşman kahramanı, alnını kaşlarına kadar bir parçayla örten bu gencin karşısına dikildi ve teke tek dövüş başladı. Sonunda o gencin darbeleriyle düşman yere yığıldı. Bunu gören Ebu Şe'sa sinirli ve tedirgin bir halde ikinci oğlunu onunla savaşması için gönderdi. Ama çok geçmeden o da kardeşinin akıbetine duçar oldu.

Harezmi'nin yazdığına göre Ebu Şe'sa tekebbürün-den kaynaklanan bir inatla yedi oğlunu da bu gençle savaşması için gönderdi, ama hepsi o kahramanın eliyle doğranıp öldürüldü. Olaylara şahit olan Ebu Şe'sa sinirinden patlayacak bir hale gelmişti. Bu defa kendisi recez (övücü şiirler) okuyarak o gencin önüne dikildi. Ama çok geçmeden o genç onu da aynen çocukları gibi perişan ederek, onların yanına gönderdi. Ve anlını bir parçayla sarmış olan bu genç, "benimle savaşacak biri yok mu?" diye haykırmaya başladı. Bu-nu duyanlar gördüklerinin korku ve dehşetiyle, hayatı ölüme tercih edip, gencin karşısına çıkma cesaretini kendilerinde bulamadilar. Tabi ki, buna dostlar da en az o gencin kendisi kadar sevinmişti. Zira böylesi bir şecaat ve kahramanlığı sadece Ali'de görebilmişlerdi... Başka birinin de böylesi bir kahramanlık sergi-lemesi, onları şaşırtmıştı.

Derken, o genç orduya geri döndü. Ali (a.s) onu yanına çağırarak yüzündeki parçayı açtı. Herkes onu tanıyabilmek için can atıyor; onun kim olduğunu görmek istiyorlardı. Bu arada Müminlerin Emiri Ali (a.s), onu bağrına basarak yüzünden öpmeye başladı.2

Tarihçiler, Abbas (a.s)'ın Sıffîn'de olduğunda yaşının kaç olduğuna dair kesin bir bilgi vermemişlerdir. Yalnız henüz yüzünde tüy bitmeyen bir genç diye tarihe geçmiştir. Ama büyük Ehl-i Beyt âlimi Allame Hüseyin Nuriye göre Abbas (a.s), Sıffîn savaşına katıldığında on yedi yaşlarındaydı.

Yine, kardeşi Imam Hasan (a.s)'ın şahadetinde yaklaşık 24 yaşlarında olan Abbas (a.s), kardeşinin pak ve temiz be-deninin İslam ve Peygamber düşmanları tarafından ok yağ-muruna tutulduğunu görünce, bu iğrenç olay kendisine çok ağır gelmiş, sabrı taşan Abbas, elini kılıcına atmış ama Imam Hüseyin (a.s) tarafından kardeşleri Imam Hasan (a.s)'ın vasi-yeti gereği, sükûnete davet edilmiş ve böylece hırsını içine gömen bu kahraman, dini, akidesi ve İmamı uğruna canını vereceği gün ve yeri beklemeye koyulmuştur.

Abbas (a.s)'ın şecaati ve kahramanlığıyla ilgili olayları bu kadarıyla sınırlıyor ve konumuzu Peygamber efendimiz (s.a.a)'den gelen bir hadisle noktalıyoruz:

"Eğer bütün insanlar Ebu Talib'in soyundan gelseydiler, onların hepsi şecaatli ve kahraman olurlardı."3

Kaynaklar:
1 - Kibriyt'ul- Ahmar, c. 3, s. 25
2 - Vesilet'ud- Dareyn, s. 269
3 - El-Abbas, Gurer'ul-Hasais, Hz. Ebu'l-Fazl'ın Hayatı
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-05-2012, 06:50
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Abbas(as)'ın Savaş Tekniği

Hz. Abbas (a.s)'ın adından da anlaşıldığı gibi Abbas, Araplarda pehlivan, meydanlarda aslan gibi saldıran, heybetinden düşmanlarının suratlarını astığı kişi anlamına gelir.

Kuret Firişler (Alman araştırmacı), Hz. Abbas (a.s)'ın düşmanlarla savaşındaki yiğitliklerini ve tek başına yüzlerce insanı cehenneme göndermesindeki sırları şöyle sıralıyor:

1- Hz. Abbas (a.s) meydanda kendi soyunun pehlivanlarını recez halinde sayıyordu. Bu, düşmanın piskolojisinin kirilarak güçsüz hale gelmesinde çok etkili bir şeydir.

2- Ata binmenin ince ayrintilanni çok iyi biliyordu.

3- Bineğin hareket halinde, belinden arkasma dönüp kendisini arkadan koruyabiliyordu.

4- Elinin hareketini atın hareketiyle aynı ayarda ya-pıp, böylece kilicimn darbe gücünü geliştirerek her bir darbede bir kişiyi yere serebiliyordu.

5- Hz. Abbas'ın geçmesine engel olmak isteyen athlar, bir yere yığıldıklarından gerçekte birbirlerine engel oluyorlardi. Bir yerde toplanmalan, Hz. Abbas (a.s)'in daha muntazam bir şekilde hamle edip, kılıçla onları tek tek attan yere düşürmesini sağlıyordu.

6- Hz. Abbas (a.s) atını çok süratli sürdüğü halde kılıcı yere değeceği kadar eğiliyor ve düşmanına yak-laştığı anda doğrulup darbesini alttan yukan doğru vu-ruyordu. Savaşçılar bu yöntemi bilmediklerinden dola-yi her zaman kilicin havadan geleceği beklentisinde oluyor ve siperlerini kafalarimn üzerinde tutuyorlardı. Bu da, onlann kafalarimn kesilmesine neden oluyordu.1
Kaynak:
1 - Handeniha Dergisi, yil 1331, sayfa 51 - 61
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-08-2012, 08:19
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Abbas (as) İsim ve Lakapları

"Sekka":

" "Abbas (a.s)'a, kardeşi İmam Hüseyin (a.s) için su talebinde bulunduğundan "Sekka" denilmiştir."1

Curmi b. A'la, Zubeyr'den o da amcasmdan şöyle naklediyor: Abbas b. Ali dünyaya geldiğinde ona "Sekka" denildi ve "Ebu Kırba" künyesi verildi."2

Bab'ul Hevaic:

Hz. Abbas (a.s), düşman Imam Hasan (a.s)'ı terör etme düşüncesinde olduğundan dolayı her zaman kardeşini cam gönülden koruyordu. Kardeşi Imam Hasan (a.s)'in şahade-tinden sonra da, Hz. Imam Hüseyin (a.s) için koruyuculuk ve hizmetçilik yapıyordu. Halkin isteklerini ve hacetlerini Imam Hasan ve Imam Hüseyin (a.s)'a ulaştırdığı ve onlardan gelen emirleri de halka ulaştırdığı için, o Hazrete "Bab'ul-Hevâic" yani hacetler kapısı denilmiştir.

Kamer-i Beni Haşim:

Hz. Abbas (a.s), çocukluğunun ilk günlerinden itibaren fevkalade güzel ve sevimli bir çocuktu. Onu çocukların hep-sinden güzel buluyorlardı. Bu yüzden herkes ona "Kamer-i Beni Haşim" lakabını taktı. Çünkü Arapların örfünde, fiziki güzelliğe sahip, cesaretli, yiğit, korkusuz ve manevi güzelliğe sahip olan kimselere "Kamer" yani "Ay" unvani verilirdi.

Araplann bu örfünden dolayı, tarihte, Haşim'in babası o-lan Abdumenaf'a; "Kamer-i Betha" denilmiştir. Yine, Pey-gamber efendimiz (s.a.a)'in babasina; "Kamer-i Harem" de-nilmiştir. Keza insanlar, hem Bi'setten once, hem de sonra-sında rüyalarında Ay'ı gördüklerinde, Peygamber Efendimizi görmeğe yormuşlardır.

Bir gün müminlerin annesi Safiyye (Huyey b. Ahtab'in kızıydı), rüyasında Ay'ı, Medine'nin göklerinde iken kendi evine indiğini görür.

Yahudi ve zengin birisi olan Safiyye'nin kocasi, bu rüya-yı yorumlatıp anladığında, Safiyye'nin yüzüne yumruklarla darbe indirmişti. Zira biliyordu ki, Medine'nin Ay'i, Hz. Muhammed (s.a.a)'dir. Ve çok geçmeden Safiyye, 0 Hazretin hanımı olacaktır.

Evet, Safiyye'nin kocası Hayber savaşında Hz. AN (a.s)'ın eliyle öldürüldü. Safiyye de esir oldu ve serbest bıra-kıldıktan sonra, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ile evlen-di.3

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a)'in annesi Amine (a.s) da, Hz. Muhammed (s.a.a)'e hamile olduğunda, rüya aleminde "Ay" görmüş ve o anda kayıptan birisi ona şöyle seslenmişti: "Bu kadın hamiledir, rahminde beslediği çocuk, gelecekte bu ümmetin efendisi olacaktir."

Hz. Abbas (a.s)'a da "Kamer-i Beni Haşim" lakabı verilmiştir. Bu lakap, onun manevi ve cismi giizelliklerini göstermektedir.

Saki-yi Teşnekan (Susuzları Doyuran):

Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)'in bu lakapla lâkaplanması, onun yiğitlik ve fedakârlığından kaynaklanmaktadır. Zira o Kerbela'da Imam Hüseyin (a.s) ve yaranina su getiriyordu. Düşman, Fırat nehrini muhasara altina alarak, Hz. Hüseyin (a.s)'ın çadırlarına su götürülmesine engel oldu, ama Hz. Abbas, birçok kez su getirdi. Ancak Aşura günü bu kutsal vazifesini yerine getirirken, Rabbinin çağrısına "lebbeyk" dedi ve şahadet şerbetini içti.

Abd-i Salih:

Abd-i Salih "salih kul" anlamindadir. Anlam olarak A-şura kahramanına en çok yakışan unvanlardan birisidir. Bu unvam, Imam Cafer-i Sadik (a.s) Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)'ın ziyaret namesinde buyurmuştur.

Masum Imam tarafından bir kişiye bu şekilde hitap edil-mesi onun ne derece yiice bir makama sahip olduğunun göstergesidir.

Etles:

Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)'ın lakaplarmdan biri de Etles'tir. Etles; şecaatli ve yiğit aniamina gelmektedir.

Şehid:

Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)'a verilen unvanlardan birisi de şehiddir.

Şehid-i Kerbela:

Bu unvan da, Hazretin ziyaret namesinde gelmiştir. Herkes onu "Şehid-i Kerbela" diye anmaktadir.

Imam Zeyn'uLAbidin (as), 0 Hazretin şahadetindeki aza-metini ve manevi makaminin yüceliğini ifade eden hadisi şeri-finde şöyle buyuruyor "Amcamız Abbas'm Allah yanında öyle bir makami vardir ki, kiyamet ğünü bütün şehitierona g/pta edeceklerdir."5
Kaynaklar:
1 - Umdet'ut-Talib Fi Ensab-i Ali b. Ebi Talib, s. 349 - 356
2 - Mekatil'ut-Talibiyyin, s. 59
3 - Sefinet'ul- Bihar, c. 2 36; Bihar'ul- Envar, c. 21, s. 33
4 - Kamil-i Ziyaret, s. 256
5- Bihar'ul- Envar, c. 44, s. 298
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-11-2012, 08:15
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz.Abbas (as)'ın Künyeleri

Ebu Kırba:

Kirba, su kaplarma denilir. "Ebu Kirba" ise bu kap-larm sahibi anlamma gelmektedir. Arapça dilinde her kim, herhangi bir şeyle çok içli dışlı olur ve birlikte olursa, o şeyin başına ebu kelimesi eklenerek o şahıs anılır. 1 Hz. Abbas (a.s) da Kerbela'da su getirme vazifesini üstlendiği ve su kaplarıyla su getirdiği için ona "Ebu Kırba" lakabı verilmiştir.

Aslında, Hazret küçüklüğünden itibaren, Arabistan yarım adasında makam ve övgü olarak önemli sayılan "Ebu Kırba" lakabına sahipti. Zira 0 küçüklüğünden beri su taşıyıp susuzları doyurmak görevini üstlenmişti. Işte bu yüzden O'na "Ebu Kırba" denilmiştir.

Haşim oğulları Kâbe'nin perdeciliği görevini üst-lenmişlerdi. Mekke, şimdi olduğu gibi o zamanda da hacıların ve yolcuların uğradığı, konakladıkları bir mekândı. Haşim oğulları Kâbe'nin perdecileri olduk-larından ziyaretçilerin su ihtiyaçlarını da karşılıyor-lardı. Özellikle de Abdulmuttalib zemzem kuyusunu kazmış, Ebu Talib (a.s) ise, "Meş'ar'ul-Harem", "Ara-fat" ve "Mina"nın yollarının kenarında kuyular kazıp sular çıkarmıştı. Bu yüzden Ebu Talib (a.s)'a, hacıların sucusu manasına gelen "Saki-yi Hecic" lakabı verilmiştir.

Kısacası, tarihe dikkat edilirse, Mekke'de su ulaş-tırma organizasyonunu Haşim oğulları üstlenmiş ve bu işin başkanlığını onlar yapmışlardır. Hz. Ebu'l-Faz-I'il-Abbas (a.s) da bu güzel sünneti devam ettirdiğinden ona; "Ebu Kırba" ve "Sekka" denilmiştir.

Ebu'l FazI:

Bu unvamn Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)'a veril-mesi konusunda iki yorum yapmak mümkündür:

1- Onun "Fazl" adında bir oğlu vardı. Bu yüzden ona Fazlın babasi anlamma gelen Ebu'l-Fazl denildi. Zira Ebu'l-Fazl, Fazl'ın babasi anlammdadir.

2- Hz. Abbas (a.s) ahlak ve faziletlerde çok yüce derecelere ulaştığından ve en güzel ahlakı simgeleyen özellikleri gösterdiğinden, O'na bu unvan verilmiştir. Yani o faziletlerin babasıdır. Bu güzel ahlaklara sahip olmak isteyenler, mutlaka ondan öğrenmeli ve o kapı-yı çalmalıdırlar ki, büyük ariflerin hayatma dikkat edi-lirse, önemli dini meselelerde takıldıklarında, 0 Hazretin kapısını çalmakla rahmet kapilarimn yüzlerine açıldığı görülmektedir.
Kaynak:
1 - Nasih'ut- Tevarih, c. 2, s. 341
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 07-16-2012, 07:13
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Ebu'l Fazl'il-Abbas (a.s)'ın Kerbela'da Su Getirmesi

İmam Hüseyin (a.s) ve kardeşi Hz. Abbas (a.s) bu konuda görüş alışverişinde bulundular ve gecenin ka-ranlığından yararlanarak yaklaşık otuz atlı ve yirmi yayayla birlikte Fırat nehrine inerek su kaplarını dol-durup çadırlara getirme kararı aldılar.1

Abbas (a.s)'ın su getirme hazırlıklarına koyulduğu bir sırada, düşman tarafından gelen bir ses, Imam Hüseyin (a.s) ve dostlarını muhatap alarak bir yudum suya bile izin verilmediğini ve susuzluktan öleceklerini duyurdu.

İmam Hüseyin (a.s) ve Abbas (a.s), gizli konuşmalarının düşmana iletildiğini fark edince, bu işi yapan için şöyle bedduada bulundular: "İlahi, bu şahsı susuz bir şekilde öldür ve onu her zaman için ğufran, bağış-lanma ve rahmetinden mahrum et."

Elbette Imam Hüseyin (a.s)'ın yanındakilerden bazıları bu şahsı tanıyorlardı. Bu adam Kerbela olayından bir kaç gün sonra Kufe sokaklannda gezerken kuduz bir köpek tarafından ısırıldı. Dolayısıyla o zaman çaresi olmayan kuduz hastalığına yakalandı. Bilindiği gibi, bu hastalığın ilacı, yillar ve asirlar sonra Fransiz bilgin Pastor tarafından bulunmuştur. 0 za-manlar öldürücü olan bu hastalık, ateşin yükselmesine ve asm susuzluga sebep uluyordu. Bu belaya duçar olan biri, her ne kadar su içerse içsin, susuzluğu daha çok artıyor ve ateşler içinde kalıyordu. Bu şahıs da su-suz bir şekilde kıyamette hesap vermek iizere, Azrail'e buyun eğdi. Zira Allah-u Teala, Imam Hüseyin (a.s)'ın bu şahsa olan bedduasını kabul etmişti.

Önceden alınmış karar doğrultusunda Hz. Abbas (a.s), yanma yardimcilanm da alarak, Fırat'a doğru i-lerledi ve suya ulaştı. Önceden de dediğimiz gibi, ne-hir Ömer b. Haccac tarafmdan piyadeler haricinde yaklaşık beş yüz atlı tarafmdan sarılmış ve Imam Hü-seyin (a.s) ile yakinlannin sudan faydalanması önlen-mişti. Bu arada Abbas (a.s)'in atmm ayak seslerini duyan düşman: "Kim o?" diye bağırdı.

Abbas (a.s)'la birlikte olanlardan Nafi b. Hilal-i Beceli admda biri: "Biz, mahrum ettiğiniz sudan içmek için geldik" diye cevap verdi.

Haccac: "Sen kimsin?" diye sordu.

Nafi yükseksesle kendisini tanıttı.

Haccac: "Siz Hüseyin'in adamlanndan misimz?" dedi.

Nafi: "Evet" dedi.

Haccac: "Sorun yoktur, doyuncaya kadar su içiniz, afiyet olsun ama Hüseyin ile Abbas'a bir yudum dahi götüremezsiniz" dedi.

Nafi: Sinirli bir halde feryat ederek şöyle dedi: "Allah'a andolsun ki Imam Hüseyin (a.s) susuz olduk-ça bizler bir yudum dahi su içmeyeceğiz. Biliniz ki, Hüseyin'in kardeşi Abbas da bizimledir."

Haccac: "Bilmelisiniz ki, burada çok askerimiz var-dir ve yaklaştığınız an hücum edeceğiz."

Derken; Abbas (a.s), kılıcını çekerek müdafaaya hazırlandı. Bu arada yardımcıları ve beraberindekiler-den bir kısmı, yirmi civannda su kabını suyla doldur-dular, diğerleri ise, onlan korumaya koyuldular. Çün-kü Haccac hücum emri vermiş ve çatışma başlamıştı.

Abbas (a.s)'m, Allah-u Ekber sesiyle düşmanın i-çine korku düşmüştü. Abbas, hem hücum eden düş-man atlılarını savıyor, hem de beraberindekileri koru-yordu. Su nehrini kuşatan düşman askerleri ise, her ne kadar onlann su götürmelerini engellemeğe çalışıyor-lardıysa da, Abbas (a.s)'ın şecaati ve korkusuz ham-leleri karşısında dağılmaya yüz tutmuşlardı. Nihayet, Abbas (a.s) ve beraberindekiler, yara almadan, salim bir şekilde sularıyla beraber çadırlara ulaştılar. Iste Abbas (a.s)'a "Sakka" ve "Ebu Kirba" lakaplarmm verilmesi bundan dolayidir.2

Burada dikkat edilmesi gereken önemli konulardan birisi, Abbas (a.s)'m kendisinin susuz olduğu halde, I-mam Hüseyin (a.s) ve çocuklardan önce su içmeme-sidir. Bu, onun Imam (a.s)'a ne kadar sadık olduğunun göstergesidir. Bundan dolayı Abbas (a.s) susuzlara su veren anlaminda "Saki" olarak adlandırılmıştır. Zira onun su getirmek için harcadığı çabalar olağan üstü ve tehlike içermekteydi. Ama iş Allah için olduğu zaman mutlaka O'nun yardımına da mazhar olacaktır.

Abbas (a.s) başarılı bir şekilde çadırlara döndüğün-de Zuheyr b. Kayn O'na hitaben şöyle dedi: "Baban evleneceği zaman, nesep ve soy sop ilminden anlayan kardeşi Akil b. Ebu Talib'e kendisi için şecaatli bir ço-cuk dünyaya getirecek bir eş bulmasını istemişti. An-nen Ümm'ül- Benin de gerçekten Kerbela'da Imam Hüseyin (a.s)'a yardım edecek şecaatli bir evlat dün-yaya getirmiştir. Baban seni bu günlere saklamıştır. Sen Hüseyin'e, kardeşlerine ve Ehl-i Beyte yardımını esirgememelisin."

Bu sözleri dinleyen Abbas (a.s) şöyle buyurdu: "Ey Zuheyr! Böyle bir ğünde beni teşvik ettin." Ve gülüm-seyerek şöyle devam etti: "Allah'a andolsun ki bu za-lim düşmanlara şimdiye kadar şahit olmadiklan birşecaat örneği ğöstereceğim."

Kaynaklar:
1- EI-Kamil-u fi't- Tarih, c. 2, s. 556; Ebsar'ul- Ayn, s. 27; el-Kamil-u fi't- Tarih, c. 3, s. 414; Nasih'ut- Tevarih, c. 2, s. 196
2 - Bihar'ul- Envar, c. 44, s. 388
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 07-21-2012, 09:13
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Abbas (a.s)'ın Kardeşlerini Meydana Göndermesi

Hz. Abbas (a.s), kendisinden önce kardeşlerini meydana gönderdi ve şöyle buyurdu: "Ey kardeşlerim! Meydana gidin, ben sizleri şehit olarak görmek istiyorum..."1

Başka bir rivayette de, Hz. Abbas'ın, kardeşlerine şöyle dediği yer almıştır:

"Ey annemin çocukları! Meydana gidin, sizleri Allah'a ve Resulüne yardim edenler olarak görmek istiyorum."2

Hz. Abbas (a.s) Neden Kendisinden Önce Kardeşlerini Meydana Gönderdi?

Hz. Abbas (a.s)'m makamını anlayan birisi için bu sorunun cevabı aşikârdır. Tarih kitaplarmda bu konu için üç ihtimal verilmiştir:

a) Hz. Abbas (a.s) kardeşlerini kendisinden once gönderdi. Zira onların şahadetleri için herhangi bir engelin çıkacağı endişesindeydi. Bu yüzden kendi sağlığında engeller çıkmadan onları şahadete göndermiştir.

b) Hz. Abbas (a.s), kardeşlerinin şahadetlerini görüp, acilarına katlanarak musibete sabretmenin mükâfatını almak istemiştir.

c) Kendisinden sonra kardeşlerinin kaldığı takdirde Şimr'in, akrabalık aldatmacasıyla onlan, savaşmaktan vazgeçirebileceğinden veya yaralı halde kendisine cezp edebileceğinden endişeli idi. Şimr, bunu başar-saydı, Imam Hüseyin (a.s) ve arkadaşlarına önemli bir darbe vurmuş olacakti.3
Kaynaklar:
1 - Mekatil'ut-Talibiyyin, s. 82
2 - Mekatil'ut- Talibiyyin, s. 82
3 - Nasih'ut- Tevarih, c. 2, s. 341
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 07-24-2012, 10:46
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart

Masumlarm Görüşünde Hz. Ebu'l-Fazl'il-Abbas (a.s)

Hz.Ali'nin Terbiyesinde Yetişen Hz. Abbas (a.s)

Abbas (a.s) öyle bir soydan gelmiştir ki, o soyun faziletleri herkes için gün ışığı gibi aşikârdır. Abbas (a.s), Allah'ın rahmetinin yayıldığı, en mukarreb meleklerin nazil olduğu ev olan, velayet ocağında dünyaya gelmiştir. Al-lah'ın aslanı, Peygamber (s.a.a)'in göz nuru ve en yakim, hatta Kuran'm hükmüyle özü ve cam olan, Miiminlerin Emiri Ali'yi Murtaza'nm terbiyesi altinda büyümüş olan bir İslam kahramamdir. Daha önce de dediğimiz gibi kah-ramanhk ve şecaat babasmdan ona miras kalmıştır. 0 da, İslam'm bekasi ve Allah'm dininin ayakta kalabilmesi için, Allah'm ona verdiği bu nimetin şükrünü şahadetle yerine getirmiştir. Zaten, böylesi fazilet abidesi bir kimse-nin terbiyesinde ve şeref manbai olan bir evde yetişen in-sandan bundan başkası da beklenemez. Onun büyüdüğü ev, kavgalarla dolu, saygi ve sevginin bulunmadığı, küfür ve fesat yuvasi olan bir ev değildi. Onun büyüdüğü ev, her gün bizzat Peygamber (s.a.a)'in uğradığı, değerli kızı âlemlerin en hayirli kadini ve onbir pak masumun annesi Hz. Fatime-i Zehra (a.s)'m dump dolaştığı, meleklerin iç-tima ettiği, cennet yemeklerinin bulundugu, sevgi, saygi ve itaatle dolu olan bir yuvaydi. Bu yuvanın yöneticisi olan, onbir pak masumun babasi, AN (a.s) da, onun ba-basıydı. Baba tarafmdan böyle bir şerefli nesebi olan Hz. Abbas (a.s)'m soyu, anne tarafmdan da, değerli, şahsiyetli ve cesur insanlara ulaşmaktadır ki, bu konuya geçmişte değinmiştik.

Bundan dolayıdır ki İslam, evlilikte eşlerin seçimi-ne büyük önem vermiş ve genetik yoluyla anne ve babadan gelen özellikleri önemsemiştir.

Önceden de işaret edildiği üzere tarih, Hz. Ali (a.s) ile oğlu Abbas arasında geçen bir olayı şöyle anlatıyor: "Hz. Abbas (a.s), küçücük bir çocuktu; babasının yanında oturmuştu. Bu esnada Hazret, oğluyla sohbet etmeye başlar ve ondan "bir" demesini ister, o da "Al-lah birdir" der. Sonra "iki" söylemesini ister, Abbas (a.s) şöyle cevap verir: "Babacığım! Bir söyleyen di-limle iki demekten utanırım." 0 küçücük yavrusundan böylesi büyük ve hikmetli sözleri duyan Imam (a.s), onu kucaklayarak bağrına basar.1

İmam (a.s) ile Hz. Abbas (a.s) arasmda geçen bu konuşmalar onun hangi ortamda yetiştiğini, hangi özellik ve faziletlere sahip olduğunu bir nebze olsun bize göstermektedir.

Kaynaklar:
1- Müstedrek'ul- Vesail, c. 2, s. 635, c. 3, s. 815; Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 122
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 07-28-2012, 07:18
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Aşura Günü ve Abulfazl Abbas (a.s) Şehadeti

İmam Hüseyin (a.s) Aşura günü sabah namazını ashabıyla birlikte kıldıktan sonra kendi emrinde olan ya-ranının saflarını düzene sokar. Askerlerin sağ kanadına Zuheyr b. Kayn'ı komutan olarak görevlendirir. Sol kolu ise, Habib b. Mezahir adındaki cesur ve yiğit bir sahabesine bırakır. Bütün savaşlarda ordunun sem-bolü olan sancağı ise, Kerbela'nın en kahraman evladı ve Ali'nin sağ kolu olan Abbas b. Ali'ye verir.

İslam'da sancağa resmiyet kazandıran ilk kişi, Peygamber efendimiz (s.a.a)'dir. Onun sancağı kırmızı renkliydi ve onu en sevdiği amcası Seyyid'üş-Şüheda Hamza b. Abdulmuttalib'e vermişti. Yine Hz. Ali (a.s)'ın savaşlarında da sancağın önemli bir mevkii vardı. Mesela, Sıffin savaşında savaş başlamadan önce müminlerin Emiri Ali (a.s), komutanlarına tavsiyeler-de bulunur ve sancağı hiç bir zaman sahipsiz bırakmamaları gerektiğini bildirirdi. Ondan hiçbir zaman ayrılmamalarını ve onu şecaatli ve kahraman insan-lardan başkalarına bırakmamalarını emrederdi. Zira sancak yenilgiyi önleyici unsurlardandır. Gerçekten zorluklara katlananlar onu daha iyi korur ve muhafaza ederler. Gerçek koruyucular, onu düşman arasında, önden, arkadan ve her taraftan koruyanlardır. Ne on-dan geri kalırlar ki düşmana teslim etsinler ve ne de ondan ileri giderler ki onu sahipsiz biraksmlar.1

Imam Hüseyin (a.s) Kerbela'da sancağı öyle birinin eline verdi ki, Ali'nin, İslam'in, insanlığın, şerefli ve özgür insanların gurur kaynağıydı. Tarih boyunca kendini özgür niteleyenler, zamanlarimn zulmüne boyun eğmeyip yiğitçe bir hayat sürmek isteyenler, kendileri-ni ona benzetmeye çalışmışlardır. Işte bu, Ali'nin oğlu, Ali'nin gözü ve bileği olan Abbas (a.s) idi.

Nihayet; Aşura günü savaş başlamıştı. İslam askerleri eşi görülmemiş kahramanlıklar gösteriyor ve düş-man askerlerini bir bir cehenneme gönderiyorlardı. Savaşın ilerleyen saatlerinde, Imam (a.s)'ın dostların-dan bir grup şehit oldular. Bu durumu gören Abbas b. Ali (a.s) kendi kardeşleri Abdullah, Cafer ve Osman'ı yanına çağırarak: "Hadi sizi göreyim, atılın ileriye, Allah ve Resulü yolunda nasıl fedakârlık ediyorsunuz göreyim" dedi.

Savaş sıcaklığını koruyor ve gittikçe şiddetleniyordu. Sadece savaşın zorluğu değildi, bir yandan da susuzluğun vermiş olduğu zorluk ve çocukların çektiği eziyetler vardı. Bunlara dayanamayan Imam Hüseyin (a.s)'ın sancaktarı Abbas, defalarca İmamı (a.s)'ın huzuruna gelerek bu zalim kavimle savaşma izni istedi. Ama İslam'ın şerefli sancağı kendisinde olup, Hakk'ın sancaktarı olduğundan her defasında Imamından menfi cevap alıyordu ve Imam (a.s) bu kahraman İslam askerine:

"Sen benim alemdarımsın" senin şehit olman, hak ordusunun yenilğisi ve şeytan ordusunun başarısı olur" diyerek izin vermiyordu.

Ebsar'ul-Ayn kitabında şöyle yazıyor: Abbas (a.s) meydana gitmek için defalarca israrda bulunmasma rağmen imammdan menfi cevap almca şöyle dedi:

"Artık ğöğsüm daraldı ve hayattan doydum."

Bunun iizerine, Imam Hüseyin (a.s): "Eğer savaşmak için karar almışsan, öyleyse su getirmeğe çalış" buyurdu.

Abbas (a.s) bunu duyunca kılıcını kuşandı, atına bindi, su kaplarını alıp düşman ordusunu yararak kendisini Fırat nehrine ulaştırdı. Tulumu suyla doldurdu ve kendisi de susuz olduğundan avucunu suyla doldurup içmek istedi. Ama o gerçek kahraman ve gerçek âşık, Imamına bağlılığını bir kez daha dünyanın gözü önünde, tarihin yılmayan hakemliğinde göstermiş oldu. İmamın ve Ehl-i Beyt ailesinin susuz halini hatırlayarak avucundaki suyu ırmağa bırakıverdi. Evet, aslında mucize buna derler ki, Hz. Abbas bu davranışıyla en büyük mucizeyi gerçekleştirmiş oldu ve kendisini hitap alarak şöyle söylendi:

"Ey nefis Hüseyin'den sonra aşağılık olasın, Ondan sonra yaşamayasın.

Hüseyin şahadete doğru giderken, sen ırmağın serin suyunu mu içmek istersin?

Allah'a andolsun ki, bu dinimin müsaade etınediği bir şeydir."2

Kendisini unutup, yalnızca imamını ve imamının çocuklarını düşünen o eşsiz kahraman, doldurmuş
olduğu su tulumunu da alarak atına binip çadırlara doğru harekete geçti. Ama büyük bir grup düşman atlısı tarafından önü kesildi. Düşman Abbas'ın, damarlarında dolaşan kanın Ali kanı olduğunu unutmuştu. Özel savaş taktiği ve şecaatiyle çadırlara giden yolu açtı. Artık düşman ordusu onunla baş edemeyeceğini anlamıştı. Suyun çadırlara, Peygamber yavrularına ulaşmasını engellemek için pusular kurmayı, kalleşçe arkadan vurmayı düşündüler. Nitekim bir hurma ağacı arkasına gizlenen Zeyd b. Rikad adında bir habis, Abbas (a.s)'ın arkasından çıkarak kılıçla saldırdı ve ne yazık ki, sağ kolunu kopardı. Kolunun kopmasına rağmen, hedefinden vazgeçmeyen bu büyük zat, su tulumunu sol omzuna aldı. Bir yandan kılıcıyla düşma-nı defediyor, bir yandan da suyu çadıra ve mevlası Imam Hüseyin (a.s)'a ulaştırmağa çalışıyordu. Derken; hileci kavimden başka bir hile yine geldi. Aym hileci yöntemle Hekim b. Tufeyl adında başka bir gözü dönmüş saklandığı yerden çıkarak o cesur yiğidin sol kolunu hedef aldı. Böylece her iki kolu da kopmuş oldu. Kimin oğlu olduğunu gösteren Abbas, babası Ali (a.s)'ın Nehc'ul- Belağa'da buyurmuş ve tekit etmiş olduğu gibi, sancağını ve bayrağını elinden bırakmamış ve onu yarah kollanyla da olsa havada dalgalandırmıştı. Bu haliyle bile suyu muhafaza eden Abbas, yine yoluna devam etmeye koyuldu ama düşmanlar artık bu kahramamn kollarının olmadığını görünce onun üzerine yağmur gibi ok yağdırdılar.

Derken; su tulumu delindi ve bütün su yerlere döküldü. Göğsüne saplanan bir ok, artık Abbas'ın Allah'a ve sevdik-lerine doğru gitmesini ve şahadet şerbetini içeceğini müjde-lemiş oldu. Hareketten düşen Abbas, bütün gücünü boğazında toplayarak şöyle haykırdı:

Yani; "Benden sana selam olsun ya Eba Abdullah! Ulaş bana."

Bütün gücü kaybolan Abbas (as)'a, son darbeyi vurmak için harekete geçilmişti. Zalimlerden birisi gürzle o mübarek kafasını hedef alınca, Hazret yere düştü.3

Böylece İslam'ın sancaktan Abbas (a.s), Mubarek vucudunda yüzlerce ok, yaralar ve kanlar içinde şahadete erişti. Onun şahadeti Imam Hüseyin (a.s) ve Peygamberailesi için bir yıkım mesabesinde idi. Nitekim Abbas'ın şahadetini öğrenen Imam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:

Yani, "İşte şimdi belim kırıldı ve çarem tükendi." İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin bedenine ulaştığında, he-nüz Abbas (a.s) yaşıyordu, gözlerinden kanları sildi. Abbas (as), kardeşi ve uğrunda can verdiği insanı bir kez daha görmek istiyordu. Böylece Abbas, Imam (a.s)'ın gözyaşlarının nasıl boşaldığını ve Imam (a.s)'ın nasıl ağladığını görüyor ve şu cümleleri buyurduğunu çok iyi duyuyordu:

Yani; "Allah sana en büyük ödülü versin, Allah'a andolsun ki, Allah yolunda cihad ettin, savaştin ve hakkını eda ettin."

Çadırlarda bulunan hanımlar ve çocuklar da Abbas'ın şahadetinden haberdar oldular, üzüntüleri anlatılacak gibi değildi. Ama Zeyneb'in haykırışları ve üzüntüsü farklıydı; "ey kardeşim Abbas, benim azizim, senden sonra neler göreceğiz" diye feryat ederek ağlıyordu.

Hasta olduğundan dolayı çadırlarda bulunan Imam Zeyn'ul Abidin (a.s) da Abbas'ın şahadetinden haberdar olur olmaz, hasta yatağından kalkıyor ve asasinin yardımıyla kılıcını eline alarak düşmana doğru yürüyor. Bunu gören Imam Hüseyin (a.s) yüksek sesle nida ederek şöyle buyumyor: "Eybaam Ümmü Gülsüm! Onu geri döndürünüz ve meydana ğelmesini engelleyiniz. Zira eğerZeyn'ul-Abidin şehit olursa, yeryüzünde Muhammed (s.a.a)'in soyu kesilir."

Bunun iizerine, Imam Zeyn'ul Abidin (a.s) döndürülerek kendi çadırına getirildi. Böylece İslam karhamani Abbas (a.s) kanlar içinde şahadet makamına ulaşmış oldu. Bu büyük zatın katili, onu kalleşçe arkadan vuran Hekim b. Tufeyl idi. Hz. Abbas (a.s), kardeşlerinden sonra şehit oldu. Kardeşi Abdullah, Hani b. Subeyti Hazremi tarafindan, Cafer, Havli b. Yezid-i Esbehi tarafindan şehit edildi, Osman ise Huli'nin attığı okla yaralanmış ve Beni Aban kabilesinden biri tarafindan şehit edilmiştir. Abbas (a.s) şehit edildiğinde otuz dört yaşındaydı.4

Bu arada; Amr b. Şimr, Cabir'den, o da Hz. Imam Muhammed Bakir (a.s)'dan; Zeyd b. Rekad-i Cunhi ve Hekim b. Tufeyl'in, Hz. Abbas (a.s)'ı şahadete ulaştıran kimseler olduğunu buyurduğunu, rivayet etmiştir.

Kaynaklar:
1 - Nech'ül- Belağa, hutbe: 124, s. 234
2- Ebsar'ul- Ayn,s. 30
3 - Nefes'ul- Mehmum, s. 178; Maktel-i Hüseyin, s. 174
4 - Ensab'ut- Talibiyyin, s. 256; Umdet'ut- Talib, s. 356
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 07-30-2012, 06:10
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Abbas (as)'ın Katilinin Akibeti

Zalimlere destek olup mazlumlarm haklarnı çiğneyip kanlarını akıtanlar, ahirette azaba çarpılacakları gibi, bu dünyada da azaba çarptırılmaktadırlar.

Hz. Abbas (a.s)'ın katili de bu kaideden istisna olmadi. 0 da bu dünyada aşağılık bir vaziyete düşerek azabını tattı.

Kasım b. Esbeğ b. Nebate diyor ki: Bir gün Beni Eban b. Darem kabilesinden olan bir tanesini gördüm ki, sanki önceden onu görmüş gibiydim. Yüzü simsiyahtı. Önce tamyamadim. Biraz dikkatlice baktiktan sonra onu tanıdım. Ona: "Ben seni daha once beyaz ve güzel bir çehre ile görmüştüm. Ne oldu da böyle çirkinleşip siyahlaştın?" dedim. Adam: "İmam Hüseyin (a.s)'ın ashabından birisini öldürdüm. Alnında secde izi vardi. Çehresinden belliydi ki, Allah'ın sevgili kuluydu. 0 geceden itibaren her gece rüyam-da mutlaka onu görürüm. 0, yakamdan tutuyor ve beni cehennem ateşine atıyor. Ben de dehşetle, çığlıklarla rüyadan uyanıyorum. Çığlıklarımla etrafımdakiler de uyanırlar. İşte bu rüyayı gördüğüm ilk günden itibaren yüzüm, gördüğün gibi simsiyah olmuştur" dedi.

Kasım: "Ondan öldürdüğü şahsın adını sorduğunda, ise o; "ALi (a.s)'ın yiğit oğlu Abbas idi" diye cevaplar.

Kasım şöyle devam ediyor: "Gidip etraftakilerden adamın durumunu araştırdım. Komşuları: "0nun çığlık ve bağırtılarından bizler de rahatsızız" dediler.

Bu şahsın, yüzü siyah olduğu gibi, suya da doymadığı bildirilmiştir. Sonunda fazla su içtiğinden cehenneme vasıl olur.


Allah'ım, bu dünyada yaşadığımız sürece bizleri, Hz. Abbas (a.s)'ın dostları ile dost, düşmanları ile de düşman kıl. Ahiret yurdunda da, 0 Hazretin özel ilgisini bizlere nasip et. Âmin ya Rabbel Âlemin.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 08-04-2012, 05:47
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart İmam Hüseyin (a.s)'ın Görüşünde Hz. Abbas (a.s)

Burada Imam Hüseyin (a.s)'ın Abbas (a.s) ile olan konuşmasının ufak bir bölümnü ele alacagiz. Bu kisa konusma, bir nebze de olsa, onun yüce şahsiyetini ve Allah katinda olan üstün mevkiini kavramamıza ışık tutmaktadir. Tasua günü, düşman Ehl-i Beyt cadirlarma hücum ettiği anda, Imam (a.s), kardeşi Abbas'ı çağırarak şöyle buyurur:

Yani, "Kardeşim, canım sana feda olsun, atına bin de bunlarla mulakat et ve (bu hareketten) hedeflerinin ne olduğunu sor, öğren."

Imam Hüseyin (a.s)'ın Hz. Abbas'a yönelik olan bu hitap tarzı, insanı hayrete düşürmekte, kavrayış yete-neğini zorlamaktadır. Zira Masum Imam ve Allah'm yaratıklarına hücceti olan mukaddes bir zatin birine: "Canim sana feda olsun!" diye seslenmesi, öyle siradan bir konuşma tarzı değildir. Bu, karşı tarafın Allah katındaki derecesinin yüksekliğine, makam ve mevkinin üstünlüğüne delalet etmektedir. Çünkü masumlar hiçbir zaman bu gibi konularda mübalağa etmez, gerçekleri gerektiği gibi beyan ederler.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 08-06-2012, 05:08
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s)'m Görüşünde Hz. Abbas (a.s)

Ebu Hamza-i Somali (1) diyor ki: "Bir gün Ali b. Hüseyin (Zeyn'ul- Abidin) (a.s)'ın gözü Abbas b. Ali (a.s)'ın oğlu Ubeydullah'a takıldı; gözleri yaşardı ve şöyle buyurdu:

"Uhud ve Mute savaşları Peygamber (s.a.a)'in en zor günlerinden biriydi. Zira Uhud savaşında değerli amcasi Hz. Hamza (a.s) ve Mute savaşında da amca-oğlu Cafer b. Ebu Talib şehid olmuşlardır. Ama Aşura günü Imam Hüseyin (a.s) bundan da zor bir gün yaşa-maktaydı. Çünkü Aşura günü Kerbela'da Imam Hüse-yin (a.s)'ı otuz bin kişilik bir grup (ki kendilerini Müslüman biliyor ve Peygamber yavrusuna kıyarak Allah'a yaklaşmak istiyorlardı, öyle ki Imam Hüseyin (a.s) onlara nasihat ve öğütte bulunuyor ama nafile ki hiçbir etkisi olmuyordu) zulCun ve sitemle şehit ettiler

Daha sonra şöyle buyurdu: "Allah rahmet etsin amcam Abbas'a; o tarn manasıyla fedakârlık yaptı ve ğirdiği imtihandan en iyi bir şekilde çıktı ve canını kardeşine feda etti; öyle ki, iki kolu da bu yolda kesildi. Allah, bu iki kolun yerine Cafer-i Tayyar'a verdiği ğibi ona da iki kanat vermiştir ki, meleklerle birlikte cennette (istediği yere) uçar."

Sonra Imam Zeyn'ul- Abidin (a.s) şu cümleyi sözlerine ekledi: "Hz. Abbas (a.s), Allah-u Tebarek ve Teala indinde öyle bir makama sahiptir ki, kiyamet gününde bütün şehitler ona ğıpta ederler."(1)

Imam (a.s), Hz. Hamza ve Hz. Cafer b. Ebu Talib (a.s)'dan bahsederek, Hz. Abbas (a.s)'ın hayatını ve durumunu bu büyük şehitlerle karşılaştırıyordu.
Kaynaklar:
1- Ebu Hamza-i Somali, İslam'ın büyük şahsiyetlerinden ve İmam Zeyn'ul- Abidin (a.s), imam Bakir (a.s) ve imam Cafer Sadık (a.s)'ın ashaplarındandır. İmam Sadık (a.s)'dan gelen nakle göre Somali kendi zamammn Selman'i idi.
2 - Tenkih'ul-Mekâl, s. 1766; Sefinet'ul-Bihar, Hisal-i Saduk, c. 1, s. 68
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 08-01-2015, 07:25
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 332
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart

Ebu Hamza-i Somali diyor ki: "Bir gün Ali b. Hüseyin (Zeyn'ul- Abidin) (a.s)'ın gözü Abbas b. Ali (a.s)'ın oğlu Ubeydullah'a takıldı; gözleri yaşardı ve şöyle buyurdu:
"Uhud ve Mute savaşları Peygamber (s.a.a)'in en zor günlerinden biriydi. Zira Uhud savaşında değerli amcasi Hz. Hamza (a.s) ve Mute savaşında da amca-oğlu Cafer b. Ebu Talib şehid olmuşlardır. Ama Aşura günü Imam Hüseyin (a.s) bundan da zor bir gün yaşamaktaydı. Çünkü Aşura günü Kerbela'da Imam Hüseyin (a.s)'ı otuz bin kişilik bir grup (ki kendilerini Müslüman biliyor ve Peygamber yavrusuna kıyarak Allah'a yaklaşmak istiyorlardı, öyle ki Imam Hüseyin (a.s) onlara nasihat ve öğütte bulunuyor ama nafile ki hiçbir etkisi olmuyordu) zulüm ve sitemle şehit ettiler.
Daha sonra şöyle buyurdu: "Allah rahmet etsin amcam Abbas'a; o tam manasıyla fedakârlık yaptı ve girdiği imtihandan en iyi bir şekilde çıktı ve canını kardeşine feda etti; öyle ki, iki kolu da bu yolda kesildi. Allah, bu iki kolun yerine Cafer-i Tayyar'a verdiği ğibi ona da iki kanat vermiştir ki, meleklerle birlikte cennette (istediği yere) uçar."
Sonra Imam Zeyn'ul- Abidin (a.s) şu cümleyi söz-erine ekledi: "Hz. Abbas (a.s), Allah-u Tebarek ve Teala indinde öyle bir makama sahiptir ki, kiyamet ğününde bütün şehitler ona ğıpta ederler."

(Sefinet'ul-Bihar, Hisal-i Saduk, c. 1, s. 68)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 10:50


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.