aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08-27-2017, 04:11
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart Hz. İmam Hüseyin (as)'la ilgili anılar

İmam Huseyin (aleyhisselam) buyurdu: “Allah’tan başka sığınağı olmayan kimseye zulüm etmekten sakın.”
Kaynak:
Biharu'l- Envar, c. 78, s. 118.


Kim Hüseyin’im İçin Ağlayacak!
Hz. Peygamber (s.a.a), Hüseyin (a.s)’ın şehit olacağını, diğer musibet ve sıkıntılarını kızı Fatıma (a.s)’a haber verdiğinde Fatıma (a.s) çok ağladı ve şöyle dedi:

“Bu sıkıntı ve musibetler ne zaman vuku bulacaktır?”

Peygamber (s.a.a); “ Ben, sen ve Ali dünyada olmadığımız bir zamanda” buyurdular.

Fatıma (a.s) bu sözü duyunca ağlaması şiddetlendi. Sonra; “ Kim Hüseyin’ime ağlayacak ve onun için ezadarlık edecektir?” dediğinde de Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:

“ Fatımacığım! Ümmetimin kadınları, Ehl-i Beyt’imin kadınlarına, erkekleri de erkeklere ağlayacaklar. Her yıl onun ezadarlığını yenileyecekler (canlandıracaklar). Kıyamet günü olduğunda sen kadınlara, ben de erkeklere şefaat edeceğiz.

Kim Hüseyin’in sıkıntı ve musibetine ağlamış olursa, onun elini tutup cennete götüreceğiz. Fatımacığım! Kıyamet günü, Hüseyin’in musibetine ağlayan göz dışında bütün gözler ağlayacaktır; o göz cennet nimetlerine ulaşmak için gülecektir.” [1]
Kaynak:
[1] - Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 292.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08-27-2017, 04:13
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Hüseyin (a.s)’ın Ashabının Vefakarlığı
“Aşura” gecesi, İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabının her biri bir dil ile kendi vefakarlıklarını ilan ettiler. İmam’ın ashabından olan Muhammed bin Buşr-i Hazremi’ye, “Rey sınırlarında oğlun kafirlerin eline esir düşmüştür” diye yeni bir haber ulaştı. Muhammed bu haberi duyunca şöyle dedi: “Onun ve kendimin mükafatını Allah’tan istiyorum. Ben, oğlumun esir olduktan sonra artık yaşamak istemiyorum.”

İmam Hüseyin (a.s) onun bu sözünü duyduğunca şöyle buyurdular: “Biatimi senden kaldırdım, sen serbestsin, git oğlunu kurtarmak için gayret et.”

Muhammed bin Buşr, İmam’ın sözlerine karşılık şöyle dedi: “Eğer senden ayrılmış olursam, yırtıcı hayvanlar beni diri-diri parçalayıp yesinler!”

İmam Hüseyin (a.s), değeri bin dinar olan beş tane Yemen kumaşı ona verip şöyle buyurdu:

“Bunları diğer oğluna ver de bu elbiseleri düşmana hediye vererek kardeşini esaretten kurtarsın.” [2]
Kaynak:
[2] - Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 394.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08-27-2017, 04:14
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Hüseyin (a.s)’ın Evlenmesi
Fars esirlerini Medine’ye getirdiklerinde Ömer, esir kadınları satmayı, erkekleri ise Arapların kölesi yapmayı ve Kabe’yi tavaf edecek hasta, yaşlı ve zayıf Arapların, Fars esirlerin omuzlarında taşıtılmasını düşünüyordu. Ama Hz. Ali (a.s) ona, Hz. Peygamber (s.a.a)’in şu sözünü ;

“Her kavmin büyük ve şerefli insanlarının, sizinle aynı akideye sahip olmasalar bile saygınlıklarını koruyun.” hatırlatarak şöyle buyurdular:

“Farslar (İranlılar), bilgili ve büyük insanlardır; buna binaen, ben bu esirlerden kendi payımı ve Beni Haşim’in payını, Allah yolunda serbest bırakıyorum.”

Daha sonra muhacir ve ensardan olanlar da şöyle dediler: “Ey Resulullah’ın kardeşi! Biz de kendi payımızı sana bağışlıyoruz.”

Hz. Ali (a.s) da şöyle dedi: “Allah’ım! Bunlar kendi paylarını bana bağışladılar, ben de kabul ederek onları serbest bıraktım.”

Ömer, Hz. Ali (a.s)’ın bu tavrını görünce şöyle dedi: “Ali bin Ebi Talip öncelikli davrandı ve Acem halkı hakkındaki aldığım kararı bozdu.”

O toplantıda onlardan bazıları da, şahın esir olan kızlarıyla evlenmelerini önerdiler. Hz. Ali (a.s); “Bu hususta onları (kendilerine eş seçmek için) özgür bırak, onları mecbur etme” diye teklifte bulundu.

Arab’ın önde gelenlerinden biri, Yezdgerd’in (İran Şahının) kızı Şehribanu’ya işaret etti; ama o, yüzünü örterek kabul etmedi.

Şehribanu’ya; “Seni isteyenlerden hangisini seçiyorsun? Acaba evlenmeye razı mısın?” diye sorduklarında susup cevap vermedi. Hz. Ali (a.s) onun susması hakkında şöyle buyurdular:

“O evlenmeye razıdır, sonradan kendisine eş seçecektir; susması, onun evlenmeye razı olduğunu gösterir.”

İkinci kez evlenmeyi ona teklif ettiklerinde Şehribanu şöyle dedi: “Eğer ben evlenmek hususunda özgür isem, Hüseyin bin Ali’yi seçiyorum.”

Hz. Ali (a.s); “Sen kimi, işlerin için vekil tayin ediyorsun?” diye sorduğunda, Şehribanu İmam (a.s)’ı kendisine vekil tayin etti. Hz. Ali (a.s), Huzeyfe-yi Yemani’ye, nikah hutbesini okumasını emrettiler; o da hutbeyi okudu. İşte böylece Şehribanu İmam Hüseyin (a.s)’la evlenmiş oldu; İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) da o değerli kadından dünyaya geldi ve İmam Hüseyin’in nesli, bu evlilik vesilesiyle devam etti.[3]
Kaynak:
[3]- Bihar, c. 46, s. 15.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08-27-2017, 04:16
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İlmin Mükafatı
Araplardan biri İmam Hüseyin (a.s)’ın yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Peygamber’in oğlu! Ben birinin kan parası için kefil olmuştum, ama onu ödemeye gücüm yok. Onu halkın en şereflisinden istersem daha iyi olur diye düşündüm; Hz. Peygamber’in ailesinden daha şerefli bir kimse aklıma gelmedi.”

İmam (a.s) şöyle buyurdular:

“Ey Arap kardeş! Ben senden üç soru soracağım, eğer birine cevap verir isen, borcunun üçte birini ödeyeceğim; ikisine cevap verir isen borcunun üçte ikisini ödeyeceğim, hepsine cevap verdiğin takdirde de bütün borçlarını ödeyeceğim.”

Arap adam; “Ey Peygamber’in oğlu! Senin gibi ilim ve şeref ehli bir kimse, benim gibi bedevi (göçebe cahil) bir Arap’tan soru sormak mı istiyor?” dedi.

İmam (a.s): “Evet! Çünkü ceddim Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu duydum: “İyilik ve ihsan, ilim ve bilgi miktarınca yapılmalıdır.”

Arap adam, İmam (a.s)’ın bu sözüne karşı şöyle dedi:

“Pekâla buyurun ne isterseniz sorunuz; bilirsem cevap veririm, aksi takdirde sizden öğrenirim. Güç ancak Allah’tandır.”

İmam (a.s): “Hangi amel, bütün amellerden üstündür?”

Arap: “Allah’a iman.”

İmam: “Hangi şey insanı helak olmaktan kurtarır?”

Arap: “Allah’a güvenmek ve O’na tevekkül etmek.”

İmam (a.s): “İnsanı süsleyen şey nedir?”

Arap: “Kendisiyle amel edilen ilim ve bilgi.”

İmam (a.s): “İlimin dışında insanı süsleyen şey nedir?”

Arap: “Cömertlik ve mertlikle birlikte olan servet.”

İmam (a.s): “Eğer o olmazsa nasıl?”

Arap: “Sabır ve tahammülle birlikte olan fakirlik.”

İmam (a.s): “Ona sahip olmazsa nasıl?”

Arap: “Böyle bir durumda, gökten bir ateş gelsin o adamı yaksın; çünkü o böyle bir azaba layıktır.”

İmam (a.s) bu esnada gülerek içerisinde bin dinar altın olan bir keseyle, kaşı iki yüz dinar değerinde olan kendi yüzüğünü o adama verip şöyle buyurdular:

“Bu altın dinarları borç sahiplerine ver, bu yüzük ile de (onu satarak) geçim masraflarını karşıla.”

Arap adam onları alarak şu ayeti okudu: “Allah Teala, risaletini nerede karar kılacağını daha iyi bilir.”[4]
Kaynak:
[4] - Bihar, c. 44, s. 196
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 08-27-2017, 04:18
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

Babanın Bedduası

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor:

“Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Ka’be’yi tavaf ediyorduk. Ka’be’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergahına yönelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”

Babam bana şöyle buyurdu: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergahına sığınan, kırık kalple pişmanlık göz yaşı döken günahkar bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma getir.”

İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam ediyor: Gecenin karanlığında Ka’be’nin etrafını gezdim, o adamı rükünle makam arasında namaz halinde buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul- Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise giymiş, güzel simalı bir genç olduğunu görerek şöyle buyurdu:

“Sen kimsin?”

Genç: “Ben bir Arab’ım.”

Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden öyle yakıcı bir şekilde ağlıyordun?”

Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası yaşantımın temelini sarstı, sağlık ve huzurumu elimden aldı.”

Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”

Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu. Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı. Bana her ne kadar nasihat ediyorduysa, sözlerini dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu azarlıyordum, sövüyordum, bazen de onu dövüyordum.

Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu alıp harcamak için o paraya doğruilerledim. Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten yerden kalkamadı. Paraları alıp işimin peşice gittim. O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu görünce, Allah’ın evine (Ka’be’ye) giderek bana beddua edeceğine dair yemin etti.

Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı. Daha sonra yolculuk için hazırlığını tamamlayıp Ka’be’ye yani buraya doğru hareket etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra Ka’be’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.

Allah’a ant olsun ki! Bedduası sona ermeden, bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti) elimden alınmış oldu.”

Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç sözlerinin devamında şöyle dedi:

“Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın yanına giderek özür diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Ka’be’ye giderek bana beddua ettiği yerde benin için hayır dua etmesini ısrarla istedim.

Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti. Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak) uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam taşların üzerine düştü, düşür düşmez de can verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim. Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.

Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s), gencin bu dertli hikayesini dinledikten sonra şöyle buyurdular: “Senin feryadına koşacak olan, şimdi yetişmiştir; Resulullah (s.a.a)’den duymuş olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde Allah’ın ism-i a’zamı olan bu duayı kim okursa, Allah Teala onun duasını kabul eder; gam, üzüntü, hastalık ve fakirlik onun yaşantısından uzaklaşır, günahları ise bağışlanmış olur...” [5]

İmam Hüseyin (a.s), sözünün devamında şöyle buyuruyor:

Genç adam duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.

Genç şöyle dedi: “Allah’a ant olsun ki, Allah’ın ism-i a’zamı bu duadadır. Allah’a ant olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”

Emir’ul- Muminin (a.s) ondan, nasıl şifa bulduğunu açıklamasını istedi.

Genç şöyle dedi: “Zilhicce’nin onuncu gecesinde, karanlık her tarafı sardığı ve herkesin uykuya daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın dergahına yakararak göz yaşı döktüm. Kısa bir süre uyudum; uykuda Resulullah (s.a.a)’i gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle buyurdu:

“Alah’ın ism-i a’zamı hürmetine sağ-salim ol ve güzel bir yaşantın olsun.”

İkinci kez gözlerim uykuya dalınca şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç! Kalk artık. Allah’ın ism-i a’zamı ile yakardın ve duan kabul oldu.” Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim gördüm.[6]
Kaynak:
[5] - İmam (a.s)’ın ona öğrettiği dua, “Meşmul” adındaki meşhur bir duadır; merhum Şeyh Abbas-i Kummi, o duayı “Mefatih” kitabında nakl etmiştir.
[6] - Bihar, c. 41, s. 225; c. 95, s. 295.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 08-27-2017, 04:21
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

Kerbela Toprağından Bir Avuç

Herseme şöyle diyor:

Hz. Ali (a.s)’la birlikte Sıffin savaşından döndüğümüzde Kerbela’dan geçerken Hz. Ali (a.s) o bölgede namaz kıldı. Sonra Kerbela toprağından bir avuç alarak koklayıp şöyle buyurdular: “Eyvahlar olsun sana ey toprak! Şüphesiz, sorgusuz cennete gidecek bir takım insanlar senden haşr olacaklar.”

Herseme, Hz. Ali’nin şiilerinden olan eşinin yanına döndüğünde, Kerbela’da karşılaştığı olayı ona anlattı ve hayretle; “Hz. Ali bu olayı nereden ve nasıl biliyor?” diye sordu.

Herseme diyor ki: “Bu maceradan bir müddet geçti. Ubeydullah bin Ziyad, İmam Hüseyin’le savaşmak için bir ordu gönderdiğinde ben de o ordunun içerisinde idim. Kerbela bölgesine geldiğimizde, Hz. Ali (a.s)’ın namaz kıldığı ve bir avuç toprağını alarak kokladığı yeri görüp tanıdım. Bundan dolayı gelişime pişman oldum; atıma binerek Hz. Hüseyin (a.s)’ın huzuruna vardım; Hz. Hüseyin (a.s)’a selam vererek bu bölgede babasından duyduğum sözleri O’na naklettim.

İmam Hüseyin (a.s) bu sözü dinledikten sonra şöyle buyurdular: “Bize yardım etmeye mi gelmişsin yoksa bizimle savaşmaya mı?”

Cevabında dedim ki: “Ey Resulullah’ın oğlu! Sizin yardımınıza geldim, size karşı savaşmaya değil. Ama hanımım ve çocuklarımı sahipsiz bıraktım, İbn-i Ziyad’dan dolayı onlar için endişeliyim.”

İmam Hüseyin (a.s) bu sözü duyunca şöyle buyurdular:

“Durum böyle ise o zaman katligahımızı görmemen ve sesimizi duymaman için bu bölgeden uzaklaş. Allah’a ant olsun ki, kim bugün bizim mazlumiyet sesimizi duyar da yardımımıza koşmazsa cehenneme girmiş olacaktır.” [7]
Kaynak:
[7] - Bihar, c. 44, s. 255.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-27-2017, 04:23
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

Aşura Günü Şehit Olan İlk Kadın

Veheb bin Abdullah Aşura günü, annesi ve eşiyle birlikte İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusu arasında idiler. Aşura günü Veheb’in annesi oğluna şöyle dedi: “Aziz oğlum! Resulullah’ın oğlunun yardımına hazırlan.”

Veheb annesinin cevabında; “İtaat, kusur etmem” dedi ve daha sonra meydana doğru hareket etti. Recez (kahramanlık şiiri) okuduktan sonra kendisini tanıtıp düşmana saldırarak şiddetle savaştı. Düşman ordusundan birçok kişiyi öldürdükten sonra annesi ve eşinin yanına döndü. Annesinin karşısında durarak; “Ey anne! Şimdi benden razı oldun mu?” dedi.

Annesi de cevaben şöyle dedi: “İmam Hüseyin’i savunma yollunda O’ndan önce ölmedikçe senden razı olmam.”

Veheb’in eşi de şöyle dedi: “Allah aşkına beni kendi musibetinde yaslı etme.”

Veheb’in annesi bu sözü duyunca şöyle haykırdı:

“Oğlum! Bu kadının sözüne kulak asma (onu dinleme) savaş alanına doğru hareket et, Peygamber (s.a.a)’in sana şefaat etmesi için, şehit olana dek onun oğlunun önünde düşmana karşı savaş.”

Veheb annesinin sözüne uyarak recez okuduğu halde tüm gücüyle düşman ordusuna saldırdı. Düşman ordusundan 19 süvariyle 20 piyadeyi öldürdükten sonra elleri kesildi. Bu sırada Veheb’in hanımı çadırın direğini eline alarak Veheb’e doğru koştu; koştuğu halde şöyle diyordu:

“Ey Veheb! Annem, babam sana feda olsun, edebildiğin kadar Peygamber’in Ehl- i Beyti’ni savunmak yolunda savaş.”

Veheb, hanımını kadınların bulunduğu çadıra döndürmek istiyordu ama hanımı Veheb’in eteğinden tutarak; “Ben seninle birlikte ölünceye dek kesinlikle geri dönmeyeceğim.” diyordu.

İmam Hüseyin (a.s) bu manzarayı görünce o kadına şöyle seslendi:

“Allah Teala sana iyi mükafat versin, sana merhamet etsin, kadınların yanına dön.”

Kadın İmam (a.s)’ın sözü üzerine geri döndü. Daha sonra Veheb (r.a) savaşa devam ederek şehit oldu. Veheb’in eşi, kocası şehit olduktan sonra artık sabredemeyip meydana doğru koştu; kocasının yüzündeki kanları temizlerken Şimr’in gözü o vefalı kadına ilişti, bunun üzerine kölesine sopayla ona saldırmasını emretti; köle de sopayla saldırarak onu şehit etti. Bu kadın İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusundan Aşura günü şehit olan ilk kadındır.[9]
Kaynak:
[9] -Bihar, c. 45, s. 16.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 08-27-2017, 04:24
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

Şehitlerin Efendisine Göz Yaşı Dökmek

İmam Rıza (a.s)’ın ashabından olan Seyyid Ali Hüseyini şöyle naklediyor:

Ben Ali bin Musa er-Rıza (a.s)’ın komşusu idim. Aşura günü olduğunda, din kardeşlerimizden bir kişi İmam Hüseyin (a.s)’ın maktelini (katledilme olayını) okuyordu. İmam Bakır (a.s)’ın buyurmuş olduğu şu rivayete yetişti:

“Kimin gözlerinden sivri sineğin kanadı kadar göz yaşı akarsa, Allah Teala onun günahlarını, denizin köpüğü kadar da olsa affeder.”

O mecliste, ilim iddiasında bulunan cahil bir şahıs da vardı. Mezkur hadisin doğru olmadığı düşüncesindeydi. Hz. Hüseyin’e o kadar az ağlamanın nasıl olur da bu kadar büyük sevabı olabilir? diyordu. Bu konu hakkında onunla çok tartıştık, sonunda da saplantısından kurtulmadan kalkıp gitti. O gece öylece geçti, sabah olunca yanımıza gelerek dün gece söylemiş olduğu sözlerden dolayı özür diledi; pişman olduğunu dile getirip şunları anlattı:

“Dün gece şöyle bir rüya gördüm: Kıyamet kopmuş, cehennemin üzerine sırat köprüsü çekilmiş ve cenneti süslemişlerdi, o esnada hava çok sıcak oldu, susuzluk bana galebe çaldı, sağ tarafıma baktığımda Kevser havuzunu gördüm, o havuzun kenarında iki kişiyle bir kadın durmuşlardı, onların yüzlerinin nuru mahşer çölünü aydınlatmıştı; kendileri de siyah elbise giyip ağlıyorlardı. Bir adamdan; “Kevser havuzunun başında duran bu şahıslar kimlerdir?” diye sordum.

Cevaben dedi ki: “Onlardan biri Muhammed Mustafa (s.a.a)’dir, diğeri Aliyy’ul Murtaza (a.s)’dır, kadın ise Fatımat’uz- Zehra (s.a)’dır.”

Dedim ki: Neden siyah elbise giymişler, neden ağlıyorlar?

Dedi ki: “Bugünün Aşura günü olduğunu bilmiyor musun?”

Dedim ki: Aşura günü, İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit olduğu gündür, onlar öyleyse bu yüzden siyah elbise giymiş ağlıyorlar.

Daha sonra Hz. Fatıma (a.s)’ın yanına giderek şöyle dedim: “Ey Resulullah’ın kızı! Susuzum.”

Hz. Fatıma (a.s) öfkeli bir halde bana bakarak şöyle dedi:

“Sen kalbimin meyvesi, gözümün nuru olan oğlum Hüseyin’e ağlamanın faziletini inkar eden şahıs değil misin? Onu haksız yere, zulümle şehit etmişlerdir. Allah’ın laneti onları katl eden, onlara zulüm yapan ve onları su içmekten men eden kimselerin üzerine olsun.”

Bu halde iken uykudan uyandım ve kendi sözümden pişman oldum, şimdi de kusurumu affetmeniz için sizden özür diliyorum. [10]
Kaynak:
[10] - Bihar, c. 44, s. 293.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 09-24-2017, 01:48
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

Resul-i Ekrem (s.a.a) Buyurdu;
Şunu bilin ki onun (mezarının) kubbesi altında dua kabul olur. Türbesinin toprağında şifa vardır ve imâmlar onun soyundan gelecektir.”
Vesâil-üş Şia, C.10, S.373.

İmam Ali (a.s) Kerbala toprağına hitaben şöyle buyurdu:
"Ne de güzel kokuyorsun ey toprak! (Kıyâmet) günü senden bir kavim ayağa kalkacak ki hesapsız cennete girecekler."
Şerh-u Nehc-il Belâğa -İbn-i Eb-il Hadid-, C.4, S.169.

İmâm Cafer-i Sadık (a.s) Buyurdu;
Çocuklarınızın ağzını Hüseyin (a.s)’ın türbesinin toprağıyla açın. Zira o eman vesilesidir.”
Müstedrek-ül Vesâil, C.10, S.335

İmâm Cafer-i Sadık (a.s) Buyurdu;
Hüseyin (a.s)’ın türbesinin toprağında her derdin şifâsı vardır. Odur en büyük devâ.”
Vesâil-üş Şia, C.10, S.410.

İmâm Cafer-i Sadık (a.s) Buyurdu;
Hüseyin (a.s)’ın türbesi toprağı üzerine secde etmek, yedi perdeyi yırtar.”
Kâmil-üz Ziyârât, S.275.

İmâm Cafer-i Sâdık (a.s) (her namaz kıldığında), Hüseyin (a.s)’ın mutlaka türbesinin toprağına secde ederdi. Bunu ise Allah’a huzû ve huşû için yapardı.”
Misbâh-ül Müteheccid, S.511.

İmâm Cafer-i Sâdık (a.s) Buyurdu;
"Ğazıriyye (Kerbelâ), Beyt-ül Mukaddes toprağındandır."
Kâmil-üz Ziyârât, S.269

İmâm Cafer-i Sadık (a.s):
Hüseyin (a.s)’ın türbesinin toprağına secde etmenin nuru, yedinci arza kadar nurlandırır. Kimin yanında Hüseyin (a.s)’ın türbesinin toprağından yapılmış bir tesbih olursa, zikreden ve tesbih eden birisi gibi yazılır, hatta eğer tesbih etmese dahi…”
Vesâil-üş Şia, C.3, S.608.

İmâm Musa Kâzım (a.s) Buyurdu;
Benim mezarımın toprağından teberrük için bir şey almayın. Zira Hüseyin (a.s)’ın türbesinin toprağının dışında her toprak bize haramdır. Zira Allah onu bizim şialarımız ve dostlarımız için şifâ vesilesi kılmıştır.”
Vesâil-üş Şia, C.3, S.268.

Ebu İmare diyor ki:
"Hz. İmam Cafer Sadık'ın (a.s) yanında İmam Hüseyin'in (a.s) adı anıldığı gün, akşama kadar bir defa bile güldüğüne hiç bir zaman rastlanılmadı." Ve buyururdu: "Hüseyin'i anmak, her müminin yaşını akıtır."
Kaynak: Biharu'l-Envar, c.44, s.280.

İmam Rıza (a.s) İbn-i Şebib'e şöyle buyurdular:
"Ey Şebib, eğer cennette yapılmış olan odalarda Peygamber ve Ehl-i Beyt'i ile beraber olmak istiyorsan, Hüseyin'in katillerine lanet etmelisin." [1]

Davud-u Rıkkî diyor ki:
İmam Sadık (a.s)'ın yanında durmuştum, su istedi, suyu içtiğinde gözlerinin yaşla dolduğunu ve ağladığını gürdüm. Sonra şöyle buyurdu:
"Ey Davud! Allah, Hüseyin'in katiline lanet etsin; Hüseyin'i anmak hayatı gamlı kılır (karartır). Ben her soğuk su içtiğimde Hüseyin'i anıyorum; kim su içip de Hüseyin'i anar ve onun katiline lanet ederse, Allah Teala ona yüz bin hasene (sevap) yazar, yüz bin günahı onun amel defterinden siler, yüz bin derece onun makamını yüceltir, yüz bin köle azat etmiş gibi olur ve Allah Teala onu, kıyamet günü güler yüzlü olarak haşır eder." [2]
[1] - Emali-yi Saduk, s. 113.
[2] - a.g.e, s. 122.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-24-2017, 06:30
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şuanda  online konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 581
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart Hz. Hüseyin (aleyhisselam)'dan Hadisler

Hz. Hüseyin (aleyhisselam)'dan Hadisler
Akıl, ancak hakka uymakla kâmil olur.
Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir.
İnsanların en cömerti istemeden veren, en asili de intikama gücü yeterken bağışlayandır.
Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden bıkmayın, yoksa belaya dönüşür. Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır.
Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah’ın mükâfat evi (cenneti) daha yüce ve daha değerlidir.
Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. İşte bu cihat, cihatların en büyüğüdür.
Aşura günü Yezit orduları çadırlara saldırıp da Hz. Hüseyin (a.s) ile çadırların arasını kesince; “Yazıklar olsun size ey Ebu Süfyan soyunun yandaşları!” diye haykırdı, “Dininiz yoksa ve ahiret azabından korkmuyorsanız, dünyanızda mert ve hür tıynetli olun bari! Sizin savaşınız benimle; kadınlarla çocuklardan ne istiyorsunuz?” Bizi sevmeyi vazife bilin; zira bizi seviyor olarak Allah’ın huzuruna çıkacak olanlar bizim şefaatimize nail olacaklardır.
Kim, bir Mû-min’in gam ve üzüntüsünü giderirse, Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir. Alimin nişanelerinden biri de kendi sözünü eleştirmesi ve muhtelif görüşlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.
İnsanlar dünya kullarıdır; Din ise onların dillerine bir yalaktır; Din’in sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onu koruyup gözetirler; (Ama) Zorluklarla imtihan edildiklerinde dindarlar azalır.
Bir adam İmam(As)’a selam vermeden, nasılsınız? Allah afiyet versin. Dediğinde şöyle buyurdu; Evvel selam, sonra kelam. Allah sana da afiyet versin. Daha sonra buyurdular ki; Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsadesi vermeyin.
Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; Senden nefret eden ise seni bu işlere teşvik eder. Bü üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma; Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü, Dindar kendi dinini koruması için ihtiyacı karşılar. Yiğit’de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini korumak için seni eli boş geri çevirmez.
Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmışsa, insanın Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.
Selamın yetmiş hasenesi sevabı vardır; Altmış dokuzu selam verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.
İmam(As) oğlu Seccad(As)’a şöyle buyurdu; ‘‘Ey oğlum! Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseye zulmetmekten sakın.’’
Bir adam gelip İmam(As)’dan yardım istediğinde İmam şöyle buyurdu; Ağır bir borcu, gücü aşan yüklü bir tazminatı ödemek ve aşağılayıcı fakirlik dışında ağız açmak doğru değildir. O adam; ‘‘Bunlardan biri için gelmiştim’’ dediğinde, İmam(As) kendisine yüz dinar verilmesini emretti..
Kardeşler dört kısımdır; 1-Sana ve kendine yararı olan. 2-Sana ve yarara olan. 3-Senin zararına olan. 4-Ne sana ve ne de kendine yararı olan.
Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.
Ben sizi Allah’ın kitabına ve Resulü’nün sünnetine çağırıyorum: Gerçekten sünnet öldürülmüş ve bidat diriltilmiştir. Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddim’in ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın (s.a.v) ve babam Ali’nin (a.s) çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim.
Heyhat! Zillet boyun eğmek bizden uzaktır.
Bir Müslüman kardeşin senden ayrıldığında, arkanda söylemesini sevmediğin şeyi sen de onun arkasından söyleme.
Eğer rızklar takdir edilip bölünmüşse, servet elde etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.
Hz. Resulullah’ın (s.a.v) şu sözü benim için ispatlanmış durumdadır: ‘‘Namazdan sonra amellerin en hayırlı olanı, günah olmayan bir şekilde mümini sevindirmek ve neşelenmesini (mesrur olmasını) sağlamaktır.’’ Allah, gücünü aldığı kimseden itaat istemediği gibi, teklif yükünü de ondan kaldırır.
Ey insanlar! Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Kim, Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm yapan zalim bir yönetici görür de fiil ve sözüyle ona karşı çıkmazsa, Allah-u Teala onu da, o zalim yöneticiyi sokacağı yere (cehenneme) sokar.’’
Kıyamet günü, yalnız Dünya’da Allah’tan korkan kimse emniyette olabilir.
Bazıları Allah’tan bir şey umarak ibadet ederler; Bu tacirlerin ibadetidir. Bazıları da korkarak ibadet ederler; Bu da kölelerin ibadetidir. Bazıları ise Allah’a şükür olarak ibadet ederler; Bu da hür insanların ibadetidir. İşte en faziletli ibadet budur.
Allah’ın, kendi kulunu istidracı gafil avlaması, ona bol nimet verip şükretmek (hususunda) başarısız kılmasıdır. Fırsatı elinden kaçıncaya kadar nimetle meşgul olup velinimetini hatılamamasıdır.
Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.
Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateşinden kurtulmaya sebep olur.
Size bir ihtiyacını söyleyip el açan biri, böylece onurunu size takdim ediyor demektir; o halde siz de kendi onurunuza saygılı davranın ve onun ihtiyacını giderin.
Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek içinse, insanın böyle bir servet hakkında cimrilik yapmaması gerekir. İyiliklerde yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.
Kerbela’ya doğru hareket ettiklerinde şöyle buyurdular; Doğrusu bu dünya değişip tanınmaz olmuş ve bütün iyiliklerine sırt çevirmiş; Kabın dibindeki azıcık kalıntı sudan ve havası ağır olan otlaktaki gibi alçak yaşantıdan başka bir şey kalmamıştır.
Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse umduğundan uzaklaşarak, korktuğu şeye yaklaşmaktadır.
Özür dilenecek hareketten sakın. Zira Mû’min ne suç işler ve ne de özür diler. Ama Mûnafık her gün suç işleyip özür diler.
Hakka amel edilmediğini ve bâtıldan da kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda Mû’minin ölümü arzulaması haktır.
Ben ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık biliyorum.
Yanında başkasının gıybetini eden bir adama şöyle buyurdu; Ey adam! Gıybet etmekten sakın. Çünkü Gıybet, cehennem köpeklerinin katığıdır.
Zenginlik nedir? Diye sorduklarında: “Arzuların az olması ve yeterli olan rızka razı olmaktır.” buyurdular.
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 09-26-2017, 09:48
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart Hüseyin (as) Dökülen Gözyaşları


Hz. Hüseyin (a.s)’e okunan bir mersiye (ağıt) ile dökülen bir damla gözyaşıyla tüm günahlar affedilir…
Allame Bahr-el Ulum ‘un Hz Veli-i Asr (af) ile başından geçen macerası
Seyyid Bahr-el Ulum (r.a) tek başına Samarra yolculuğu yaparken yolda İmam Hüseyin (a.s)a dökülen gözyaşının tüm günahları nasıl sildiği konusunu düşünüyordu.
O esnada At üstünde bir Arap şahıs kendine varıp selam verir. Ve sorar hayırdır Seyyid, çok derine dalmışsın, Neyi düşünüyorsun? Söyle düşündüğün konuyu, belki düşündüğün konuya ehilimdir?
Seyyid Bahr-el Ulum şöyle der: Allah nasıl olur Seyyid-üş-Şühedanın bu kadar ziyaretçilerine bunca sevap verir onu düşünürüm! Örneğin ziyaret esnasında attığı her adıma bir hac ve umre amel defterine yazılır ve bir damla gözyaşına tüm küçük ve büyük günahları silinir?
Binek üstündeki Arap buyurur: Şaşırma! Ben sana vereceğim örnekle cevabını alacaksın.
Bir sultan saray ahalisi ile ava gider. Av alanında biran etrafındakilerden uzak düşer, çok zor durumda kalır ve acıkır. Bir göçebe çadırı görür ve oraya gider. O siyah çadırda yaşlı bir kadınla bir oğlu ve birde süt veren keçileri yaşar. O yaşlı kadının de geçim kaynağı süt veren keçisidir.
Sultan çadıra girdiğinde onu tanımazlar anacak misafir olduğundan ona ellerindeki bulunan tek keçiyi kesip pişirirler ve ikram ederler. Karnını doyuran sultan geceyi orada geçirir. Ertesi gün oradan ayrılır, beraberindeki adamlara yetişir ve başından geçeni onlara anlatır.
Etrafındakilere ve vezirlerine sorar; ben yaşlı kadınla çocuğun bana göstermiş oldukları misafirperverliklerine karşı ne yapayım.
Biri; onlara yüz koyun verin der.
Vezirlerden biri; yüz koyun ve yüz kat elbise verin der.
Bir başkası da filan yerdeki araziyi onlara verin der.
Sultan şöyle der: ne verirsem az gelir. Çünkü onlar bana tüm varlıklarını verdi, ben de eğer saltanatımı yani tüm varlığımı verirsem ancak başa baş gelir der.
At üstündeki Arap, Seyyid ‘e döner ve evet Bahr-el Ulum efendi, Hz Seyyid-üş Şüheda (as) tüm malını, varlığını, evladını, kardeşini, kızını ve bacısını ne var ne yok tamamını Allah yolunda verdi.
Allah Hz Hüseyin’in (a.s) ziyaretçilerine ve ona ağlayanına bu kadar sevap veriyorsa şaşırmamak gerek. Çünkü Allah, İlah lığını Hz Hüseyin’e veremez ama ne gerekiyorsa onu yapar.
Yani Allah kendi yüce makamı dışında İmam Hüseyin’in ziyaretçilerine büyük dereceler verir anacak bu dereceleri, Hz. Hüseyin (a.s) yaptıkları karşısında az bile görür.
O Arap bunları söyledikten sonra fark ettirmeden gözden kaybolur.
Kaynak: El-Êbkari El-Hasan C,1 S,119
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 10-19-2017, 07:33
aliyen veliyullah aliyen veliyullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Mesajlar: 392
aliyen veliyullah is an unknown quantity at this point
Standart

Şuayb bin Abdurrahman-i Huzaî diyor ki:

"Aşura günü İmam Hüseyin (a.s)'ın omuzlarında bir iz (siyahlık) görüldü. İmam Zeyn'ul-Abidin (a.s)'dan bunun sebebini sorduklarında şöyle buyurdular:
"Bu iz, fakir, yetim ve yoksulların evlerine götürdüğü (deriden olan) azık torbasının bıraktığı izdir."

Kaynak:
Menakıb, c.4, s.66; Bihar, c.44, s.190, H. 3.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10-22-2017, 10:42
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.600
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İmam Hüseyin (aleyhisselam) ve Fakir
Göçebe bir Arap Medine şehrine gelerek: “Bu şehirde en cömert ve en çok bağışta bulunan şahıs kimdir?” diye sorduğunda, onu İmam Hüseyin (a.s)’ın yanına gönderdiler. Göçebe adam mescidte girerek İmam Hüseyin (a.s)’ı ibadet halinde gördü. İmam’ın karşısında durarak hâcetini şu şiirle dile getirdi:
Sana ümit eden şimdiye kadar ümitsiz olmamıştır,
Senin kapının halkasını çalan eli boş geri dönmemiştir.
Sen cömert ve güvenilir birisin,
Baban (ise) fasık kimseleri öldürendir.
Eğer ilk baştan sizler olmasaydınız,
Bizler cehennem ateşine duçar olurduk.
Göçebe adam şiirlerini okuyordu ve İmam (a.s) ise, ibadet halinde idi. Ibadette selamını verir vermez evine dönerek hizmetçisi Kanber’e: “Hicaz malından bir şey kalmış mıdır?” diye sordu.
Kanber de: “Evet, dört bin dinar kalmıştır” dedi.
İmam (a.s): “O paraları getir; o mala bizden daha müstahak olan bir kimse gelmiştir” buyurdu.
Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) abasını omzundan çıkararak yere bıraktı ve o paraları onun içerisine dökerek abayla onu sardı ve göçebe kimseden utandığından dolayı da elini kapının yarığından dışarı çıkarıp onu o muhtaç göçebeye vererek şu şiiri okudu:
Şu dinarları al, şüphesiz senden mazeret diliyorum,
Bil ki ben sana karşı şefkatliyim.
Eğer bugün hakkım kendi yetkimde olsaydı,
Bundan daha fazla yardımda bulunurdum.
Ama zaman, değişimiyle bize cefa etmiştir,
Bundan dolayı şimdi elimizde bir şey yoktur.
İmam (a.s) bu şiiriyle ondan mazeret diledi ve göçebe Arap da paraları alarak ağladı.
İmam (a.s): “Neden ağladın, bağışımızı az mı buldun?” diye sordu.
Göçebe: “Hayır, ağlamamın sebebi, toprağın, bağışta bulunan bu elleri nasıl kapsayacağından ve onların toprak altında kalacağından dolayıdır” dedi.[1]

İmam Hüseyin (aleyhisselam)’ın Ziyaretçisi
Ahmed b. Davud şöyle diyor:
Muhammed oğlu Ali isminde bir komşum vardı, o şöyle dedi:
Ben ayda bir defa Kufe’den İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin ziyaretine gidiyordum. Yaşlanıp güçsüzleştiğimde İmam (a.s)’ın ziyaretine gidemedim. Ama bir defasında İmam (a.s)’ı ziyaret etmek için piyade olarak yola koyuldum. Birkaç günden sonra İmam (a.s)’ın kutsal kabrinin ziyaretine müşerref oldum, selam verdim ve sonra uyudum. Rüya aleminde İmam Hüseyin (a.s)’ın kabirden dışarı çıkarak şöyle buyurduğunu gördüm:
“Ey Ali! Neden benim hakkımda cefa ettin; halbuki ben sana karşı şefkatli idim?”
Arzettim ki: Ey mevlam! Cismim zayıflamış, ayaklarımın artık yol yürümeğe takati yoktur ve ömrümün sona erdiğini zannediyorum. Şimdi de çok zorluklarla ziyaretinize gelebildim. Ey mevlam! Nakledilmiş olan bir rivayeti sizin bizzat kendinizden duymak istiyorum.
İmam (a.s): “Hangi rivayeti?” diye sordular.
Arzettim ki: Şöyle buyurduğunuzu rivayet etmişlerdir: “Kim hayatında beni ziyaret ederse, ben onu vefatından sonra ziyaret ederim.”
İmam (a.s): “Evet, ben bunu söylemişim; eğer beni ziyaret eden bir kimsenin cehennem ateşine duçar olduğunu görmüş olursam, onu o ateşten kurtarırım” buyurdular. [2]
[1] - Bihar'ul Envar, c. 44, s. 190.
[2] - Bihar'ul Envar, c. 101, s. 16.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 10-30-2017, 06:09
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 418
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Sadık (a.s) Hz. Hüseyin’i (a.s) yaya olarak ziyaret edenler hakkında şöyle buyuruyor:

"Kim Hz. Hüseyin'i (a.s) yaya olarak ziyarete gider ise, Allah attığı her bir adım karşılığı ona bir iyilik yazar ve ondanda bir günahı siler, makamını bir derece yükseltir.

Allah, iki meleği onun ağzından çıkan güzel sözleri yazmak için görevlendirir. Ziyaretten döndüklerinde ise melekler vedalaşarak şöyle derler; 'Ey Allah'ın dostu! Günahların bağışlandı. Sen Allah'ın, Peygamber'in (s.a.a) Ehlibeyt'in dostlarındansın. Sen ateşi gözlerinle görmeyeceksin ve ateşte seni görmeyecek. Ateşe yem olmayacaksın."

(Kamil-u Ziyaret S.134)
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 01-06-2018, 05:08
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.600
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

KERBELA OLAYINDA GÖZLERE PERDE ÇEKİLMESİ!!!

Mufezzel İbni Ömer (r.a) İmam Caferi Sadık aleyhisselam'a dedi: Ey Mevlam İmamın ölümünden ve öldürülmesinden haber verin. İmam aleyhisselam gülümsedi ve buyurdu: "Yani, Hüseyn aleyhisselam ve onun mubarek başı hakkında soruyorsun. Aynısı Emirel-Mü`minin (aleyhisselam), Zekeriyya, Yahya, İsa ve diğerlerinin katl edilmesini de öğrenmek istiyorsun. "Mufezzel dedi: Kalbimde olan şey evet bu idi. İmam Cafer Sadık aleyhisselam buyurdu: Ey Mufezzel! Şübhesiz ki onlar Allahın Sefirleri, Velileri ve Hayırlı kıldığı kimselerdir. Sence Allah (c.c) Onların (aleyhisselam), düşmanların elinde, demirin hararetini tadmalarına izin verirmi? Doğrusu bu, Allahın hücceti insanların üzerine tamamlansın diye sadece zahirde gözüken (insanların gözüne Allah Hüccetlerinin (aleyhisselam) katl edilmesi (Öldürülmesi) gösterilir onların (aleyhisselam) hakikatde öldürülüp kesilmesi meselesine geldiğinde ise şübhesiz ki Allah (c.c.) Öz Velilerini ve Sefirerini bundan korumaktadır (böyle bir şey hakikatde ola bilmez!)."
Kaynak:
Mufezzel İbni Ömer (r.a) "Haftuş-Şerif" sahife 91, bab.38
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 05:54


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.