aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | SORU-CEVAP | SORU???...CEVAP!!!

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02-06-2015, 03:59
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart Hz.Ali (as) Hz.Muhammedden (sas) Sonra Neden Hakkının Savunmamıştır.?

Soru: Hz.Ali (as) Hz.Muhammedden (sas) Sonra Neden Hakkının Savunmamıştır

Bazı Müslümanlar insaf üzere hareket ederek tarihi yargılıyor ve şöyle diyorlar: "Hz. Ali'nin (a.s) hilafetini kanıtlayan ne Gadir-i Hum hadisi ve ne de diğer deliller inkâr edilemez. Ancak şu soruya açıklık getirilmesi gerekir: Hilafeti döneminde ayaklanarak hükümeti gasp etmek isteyenlerle defalarca savaşan Hz. Ali (a.s), neden Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra kendi hakkını savunmamıştır?"

Kısa ve Özet
Cevap:İmam Ali (a.s), Ebubekir'in hilafetini resmiyette tanımadığı için onun kıldırdığı cemaat ve cuma namazlarına katılmıyor ve gasp edilen hakkını geri alabilmek için de insanlardan yardım istiyordu. Hatta hakkını geri alabilmek için akşam vakti Hz. Fatıma'yı (s.a) yanına alarak Ensarın evini kapı kapı dolaşıyor ve onlardan yardım istiyordu. Ensar ise "Biz ona biat etmişiz ve artık iş işten geçmiştir."[1] diyordu. Zira Ensar, İslâm'ı kabul etmekle birlikte henüz cahiliye döneminden kalan alışkanlıklarını tamamen bırakamamışlardı. Bu yüzden de Ebubekir ile yaptıkları biatin geçersiz olduğunu kabullenmiyor ve Hz. Ali'ye (a.s) yardım etmiyorlardı.
Hz. Ali (a.s), Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra yar ve yaversiz kaldığından ötürü gasp edilen hakkını alamadı; eğer hakkına ulaşabilseydi, elbette ki İslâm âlemine önderlik edecekti.
Osman'ın yapmış olduğu haksızlıklar sonucu bıkan ve usanan insanlar, Osman'ı öldürdükten hemen sonra topluca Hz. Ali'nin (a.s) yanına gelip biat için ellerini ona uzattılar. Bunun üzerine Ali (a.s): "Şimdi yardım ve destek bulduğuma göre İslamî hükümeti kabullenmekten başka çarem yok." dedi ve böylece de yönetimi ele alarak İslâm âleminin önderliğini üstlendi.[2]
Hz. Ali (a.s), Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatından sonra yar ve yaversiz olarak kıyam etmesi durumunda İslâm toplumunun ihtilafa düşüp içten bölüneceğini ve İslâm devletini çökertmek için pusuda bekleyen dış düşmanların da harekete geçeceğini biliyordu.
İslâm'ı canından çok seven Hz. Ali (a.s), bu ilahi dini korumak, köklenmesini ve yayılmasını sağlamak için kıyam etmedi. Peygamberle (s.a.a) omuz omuza savaşan o eşsiz yiğit ve kahraman Ali (a.s), İslâm ve Müslümanların maslahatını savaşmamakta ve hayatın acılarına göğüs germekte görüyordu.
Hz. Ali (a.s), yönetim düşkünü olsaydı, bu mülahazaları göz önünde bulundurmaz ve şahsî çıkarlarını temin edecek yollara başvururdu. Ama görüyoruz ki Hz. Ali (a.s), Ebu Süfyan'ın "Ver elini, sana biat edeyim; andolsun Allah'a, eğer dilersen Medine'yi süvari ve piyade savaşçılarla doldururum." teklifi karşısında şöyle buyuruyor:
Andolsun Allah'a ki, sen İslâm'ın hayrını düşünmüyorsun; düşündüğün tek şey fitne ve fesat çıkarmaktır...[3]
Sünnilerin sağlam kaynaklarından yararlanarak bu konuya eğilmemizin asıl nedeni, onların bu tarihî gerçekler hakkında daha fazla araştırma yapmalarını sağlamaktır. Bunun sonucunda doğacak samimi fikir ve fiil birliği ile acı geçmişi telafi edebiliriz ve dünya Müslümanlarının her yönlü birlikteliği yönünde gerçekçi bir gayretle çalışabiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02-06-2015, 04:00
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart

Müminlerin Önderi’nin (s.a) Sükûtu
Şimdi Hz. Ali (a.s)’nin Sakife olayından sonra yani Ebu Bekir’in hükümeti kurulduğunda neden aslında kendisine ait olan haktan vazgeçtiğine bakalım. Birkaç ay süresince getirmiş olduğu kanıt ve delillerin bir fayda sağlayamayacağına emin olduktan sonra neden silahlı mücadelede bulunmadı? Dikkat edilmelidir ki, ashabın büyüklerinden bir grup Hz. Ali (a.s)’nin ciddi taraftarlarındandı ve Müslüman halkın genelinin muhalefeti gibi bir durum da yoktu. Burada genel olarak söylenebilecek söz Hz. Ali (a.s)’nin İslam’ın ve Müslümanların iyiliğini gözettiğinden dolayı sükûtu seçmiş olmasıdır. Şıkşıkıyye Hutbesinde şöyle buyuruyor:
“...Hilâfetle arama bir perde çektim, onu koltuğumdan silkip attım. Düşündüm, kesilmiş elimle hamle mi edeyim; yoksa bu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Hem de öylesine bir körlük ki ihtiyarları tamamıyla yıpratır, çocuğu kocaltır, inanan da Rabbine ulaşıncaya dek bu zulmette zahmet çeker.
Gördüm ki sabretmek daha doğru, sabrettim. Sabrettim ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik vardı, mirasımın yağmalandığını görüyordum.”[4]
Hz. Ali (a.s)’nin konuşmalarına dikkat edersek sükûtu hakkındaki diğer cüzi etken ve sebeplere de değinebiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02-06-2015, 04:01
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart

1- Müslümanlar Arasında Tefrika
Müminlerin önderi (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah, Peygamberi (s.a.a)’nin ruhunu aldığı zaman Kureyşliler bencilliklerinden dolayı kendilerini benden üstün saydılar. Ümmetin liderliğine onlardan daha layık olduğumuz halde hakkımızı gasp ettiler. Gördüm ki, bu duruma sabretmek Müslümanlar arasında tefrika çıkmasından ve kan dökülmesinden daha iyidir. Zira halk İslam’ı yeni kabul etmişti. Din köpüklenmiş bir bardak dolusu süt gibiydi. En küçük bir gaflet ve tembellik onu bozabilir, en küçük bir ihtilaf onu altüst edebilirdi.”[5]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-06-2015, 04:01
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart

2-Mürtet Olanların Oluşturduğu Tehlike
Hz. Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra Arap kabilelerinin büyük bir kısmı dinden döndüler ve mürtet oldular. Bunlar Allah Resulü (s.a.a)’nün ömrünün son zamanlarında Müslüman olmuşlardı. Bu tehlikeli durum Medine için büyük bir tehdit oluşturuyordu. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) Medine hükümetinin mürtetler karşısında zayıf düşmemesi için susmak zorundaydı. Ali (a.s) bununla ilgili şöyle buyuruyor: “Allah’a yemin ederim ki Arapların imamet ve önderliği Peygamber (s.a.a)’den sonra onun Ehl-i Beyt (a.s)’inden başka yöne çekeceklerini, hilafeti benden alacaklarını asla düşünmezdim ve bu zihnimin köşesinden bile geçmemiştir. Beni rahatsız eden tek şey halkın biat etmek için falancanın (Ebu Bekir) etrafında toplanmasıdır. Kenara çekildim ve bir grubun İslam’dan döndüğünü ve Muhammed’in (s.a.a) dinini ortadan kaldırmak istediğini gördüm. İslam ve ehline yardım etmezsem temelden sarsılıp yok olacağına şahit olmaktan korktum. Bu da benim için size halife olmam ve yönetimden mahrum kalmamdan çok daha büyük bir felaketti. Çünkü bu, dünyanın birkaç günlük kazancıydı ve tıpkı bir serap gibi, ortadan kaybolan bulutlar gibi bitmeye ve yok olmaya mahkûmdu. Bu olayların karşısında durdum batıl ortadan kayboldu yok oldu ve din yerinde kaldı.”[6]
İmam Hasan (a.s) da Muaviye’ye yazdığı mektupta şöyle söylemektedir: “Münafıkların ve diğer Arap hiziplerinin İslam’a darbe vurmalarından korktuğumuz için hakkımızı görmezden geldik.”[7]
Hatta Kur’an-ı Kerim’de de buyrulduğu üzere, kalben iman etmeyip zorla İslam’ı kabul eden bir grup içlerindeki nifakın bir gereği olarak Hz. Ali (a.s)’nin emir sahibi olma meselesini kabul etmemiş, daha Peygamber (s.a.a)’in hayatında bu konuya itiraz etmişlerdir. Tebersi, “İstekte bulunan biri gerçekleşecek olan bir azabı istedi” ayetinin tefsirinde İmam Sadık (a.s)’tan şöyle naklediyor:
“Gadir-i Hum olayından sonra Numan Bin Haris Fehri adında bir bedevi Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanına geldi ve şöyle dedi: Emrettin, Allah’ın birliğine ve senin peygamberliğine şahadet ettik. Emrettin cihat, hac, oruç, namaz ve zekâtı kabul ettik. Bunlara razı olmadın şimdi de diyorsun ki, ben kimin mevlasıysam Ali’de onun mevlasıdır! Acaba bu senden mi yoksa Allah tarafından mı? Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki, bu Allah tarafındandır. Numan Bin Haris döndü bir taraftan da kendi kendine Allah’ım eğer bu konu doğruysa gökten üzerimize taş yağdır dediği esnada gökyüzünden üzerine bir taş düştü ve öldü. Bu olay üzerine yukarıda zikredilen Mearic Suresi’nin birinci ayeti nazil oldu.”[8]
Bunların Sakife olayında da Kureyş’in yanında olduklarını görmekteyiz. Ebu Mihnef’in naklettiğine göre, Medine etrafından olan bir grup bedevi Arap alış-veriş yapmak için oraya gelmişler ve Allah Resulü (s.a.a)’nün vefatında da Medine’de bulunmuşlardı. Halkın Ebu Bekir’e biat etmelerini tahrik[9] hususunda fiziki bir etken olmuşlardı.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02-06-2015, 04:03
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart

3-Peygamber Neslinin Korunması
Peygamber (s.a.a)’in asıl varisleri ve dinin gerçek koruyucuları Ehl-i Beyt (a.s)’tir. Onlar Kur’an’ın eşi, Peygamber (s.a.a)’in çok kıymetli ikinci emaneti, dinin açıklayıcısıydılar. El değmemiş ve asil İslam’ı Peygamber (s.a.a)’den sonra halka göstermişlerdi. Onların yok olması, İslam’a vurulmuş, telafisi mümkün olmayan bir darbeydi. Müminlerin önderi şöyle buyuruyor: “Düşündüm ve gördüm ki o zamanlarda Ehl-i Beyt’imden başka bir yardımcım yok. Onların katledilmesini istemedim. [10]
Şia’nın Sakife’den Sonra Siyasi ve Ayni Yapılanması
Her ne kadar Sakife’nin şekillenmesiyle Ali (a.s) siyaset sahnesinden uzaklaşsa da, Sakife’den sonra Şiiler’den oluşan seçkin bir grup, özel bir siyasi duruş sergilemişler ve gerek ferdi ve gerekse toplu olarak Ali (a.s)’nin hakkaniyetini savunmuşlardır. İlk olarak Hz. Fatıma (s.a)’nın evinde toplanmışlar, biatten kaçınmışlar ve bu yüzden de Sakife’nin temsilcileri tarafından hücuma maruz kalmışlardır.[11] Ancak Ali (a.s) İslam’ın korunması için, onlarla sert diyaloglara girilmemesini, ilmi münazara ve müzakerelerle karşılık verilmesini istiyordu. Bera b. Azib naklediyor:
“Sakife olaylarından dolayı çok üzüntülüydüm. Akşam vakti Peygamber (s.a.a)’in mescidine gittim. Mikdat, Ubade b. Samit, Selman Farisi, Ebuzer, Huzeyfe ve Ebu’l-Heysem Bin Teyyihan’ın, Peygamber (s.a.a)’in vefatından sonra gerçekleşen olaylar hakkında konuştuklarını gördüm. Birlikte Ubeyy b. Kab’ın evine gittik. O, “Huzeyfe ne derse benim düşüncem de odur” dedi.[12]
Sonra Hz. Ali (a.s)’nin Şiaları Cuma günü Mescid-i Nebi’de Ebu Bekir’le münazara ederek Ebu Bekir; tartışmada yenilgiye uğrattılar. Tebersi naklediyor:
“Eban Bin Tağlib İmam Sadık (a.s)’a,“Sana feda olayım! Acaba Ebu Bekir Allah Resulü (s.a.a)’nün makamına oturunca kimse ona itiraz etmedi mi?” diye sorunca İmam cevabında şöyle buyurdu: Etmez olur mu? Halid Bin Sait, Selman Farisi, Ebuzer, Mikdad, Ammar, Bureyde Eslemi, Ebu’l-Heysem b. Teyyehan, Sehl b. Hanif, Osman b. Hanif, Huzeyme b. Sabit Zü’ş-Şahadeteyn, Übey b. Kab ve Ebu Eyüp Ensari[13] gibi Ensar’dan ve Muhacirler’den oluşan on iki kişi bu işe çare bulmak için bir yerde toplandılar. Bazıları “Mescide gidip Ebu Bekir’i minberden aşağı indirelim” dedi. Bazılarıysa bu görüşe karşıydı ve doğru bulmuyorlardı. Sonunda Hz. Ali (a.s)’nin huzuruna vardılar ve “gidip Ebu Bekir’i minberden indireceğiz” dediler. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) onlara şöyle buyurdu: Onlar sayıca çok fazla. Eğer sert davranır, söylediğiniz şeyi yaparsanız, onlar da size “biat edin yoksa sizi öldürürüz” derler. Siz gidin ve Allah Resulünden duyduklarınızı ona anlatın. Bu hücceti tamamlayacaktır. Bunun üzerine mescide gittiler. Konuşmaya ilk başlayan Halid b. Sait Emevi olmuş ve şöyle demiştir: Ey Ebu Bekir! Sen Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in Beni Nadir Yahudileri ile savaşından sonra ne dediğini biliyorsun. O, şöyle buyurmuştu: “Bilin ve vasiyetimi ezberleyin Ali benden sonra size bıraktığım halifem ve yerime geçecek olan kimsedir. Allah’ım bana böyle emretti.”Sonra Selman kalktı ve farsça olarak şu meşhur sözü söyledi: “Kerdîd, nekerdîd” (Peygamber vasiyetinde bildirdiği halde halifeyi tayin ettiniz ama doğru bir iş yapmadınız.) Onlar delillerini açıkladıktan sonra Ebu Bekir minberden indi, evine gitti ve üç gün çıkmadı. Sonunda Halid b. Velid, Salim Mevla Ebu Huzeyfe ve Muaz b. Cebel kalabalık bir grupla Ebu Bekir’in evine geldiler ve onu cesaretlendirdiler. Ömer bu grupla birlikte mescidin kapısına gelerek şöyle dedi: Ey Şiiler ve Ali’nin dostları, eğer bir daha böyle konuşmalar yapacak olursanız, başlarınızı uçururum.”[14]
Yine Hz. Peygamber vefat ettiğinde Halit b. Sait, kardeşleri Eban ve Ömer gibi memuriyet dolaysıyla dışarıda bulunan bir grup Şii sahabe, döndüklerinde Ebu Bekir’e itiraz etmişlerdir. Bu üç kardeş itirazlarının göstergesi olarak zekât toplamak olan görevlerine devam etmemişler ve şöyle demişlerdir: “Biz Peygamber’den sonra kimse için çalışmayacağız.”[15]
Halit b. Sait, Hz. Ali (a.s)’ye şöyle demiştir: “Gel sana biat edeyim çünkü sen Muhammed’in (s.a.a) yerine en layık olan kimsesin.”[16]
Diğer üç halifenin yirmi beş yıllık hilafetleri süresince Şii sahabeler Hz. Ali (a.s)’yi Müminlerin gerçek önderi diye tanıtmışlardır. Abdullah b. Mesut şöyle diyor:
“Tıpkı Kur’an-ı Kerim’in buyurduğu gibi imamlar dört tanedir. Bunlar Âdem, Davut, Harun ve Ali’dir.”[17]
Huzeyfe’de şöyle diyordu:
“Kim Müminlerin gerçek önderini tanımak istiyorsa Ali (a.s)’ye gitsin.”[18]
Peygamber (s.a.a)’in gazvelerinde Ensar’ın bayraktarı olan Haris b. Hazrec, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in Hz. Ali (a.s)’ye şöyle buyurduğunu naklediyor: “Göklerin sakinleri seni Emire’l-Müminin (Müminlerin önderi) olarak adlandırdılar.” Yakubi şöyle yazıyor:
“Ömer’in tavsiye ettiği altı kişilik şuradan ve Osman’ın seçilmesinden sonra bir grup Ali (a.s)’ye meyletmiş ve Osman’ın aleyhinde konuşuyorlardı. Bir şahıs şöyle naklediyor: Mescide girdim, diz çöküp oturmuş birini gördüm. Sanki bütün dünya onunmuş da elinden almışlar gibi bir hali vardı. Halka şöyle diyordu: Hayret ediyorum, Kureyş, ilk mümin, Allah Resulü (s.a.a)’nün amcaoğlu, halkın Allah’ın dini hususunda en bilgesi, en fakihi, dosdoğru yolu en iyi göreni kendi içlerinde olduğu halde, Peygamber ailesini hilafetten nasıl olur da uzak tutarlar. Allah’a yemin ederim hilafeti; hidayetçi, aynı zamanda hidayet olmuş, masum ve seçkin bir İmam’dan aldılar. Hedefleri ümmeti düzeltmek ve dindarlık değil, ahiret karşılığında dünyayı elde etmekti.” Ravi şöyle devam ediyor. “Yaklaştım ve şöyle sordum: Allah sana merhamet etsin sen kimsin ve bu bahsettiğin şahıs kimdir? Bana şöyle cevap verdi: Ben Mikdat b. Amr, bahsettiğim bu şahıs da Ali b. Ebi Talip’tir (a.s).” Dedim ki: “Sen kıyam et, bende sana yardım edeyim.” Mikdat şöyle dedi: “Evladım bu birkaç kişinin üstesinden gelebileceği bir iş değil.”[19]
Ebuzer Gaffari’de Osman’ın hilafeti döneminde Mescidü’n-Nebi’nin kapısında durur ve şöyle söylerdi:
“Beni tanıyan tanır. Tanımayanlar da bilsin ki ben Cündeb b. Cunade, Ebuzer Gaffari’yim... Muhammed (s.a.a) [20] Âdem’in ilminin ve bütün peygamberlerin sahip oldukları faziletlerin sahibidir ve Ali b. Ebi Talip (a.s) Peygamber (s.a.a)’in yerine bıraktığı ve onun ilminin varisi olan şahsiyettir. Ey Peygamber’den sonra şaşkın ve derbeder olan ümmet! Haberdar olun eğer Allah’ın öncü karar kıldığını öncü bilip, hükümet etme işini Peygamberiniz’in Ehl-i Beyt’ine bıraksaydınız, üstünüzden ve altınızdan nimetler yağardı. Allah’ın Kitabı ve Peygamberiniz’in sünnetinde istediğiniz her konunun ilmini onların yanında bulurdunuz. Oysa siz böyle yapmadınız, çekin yaptıklarınızın sonucunu.”
Evet, Şia camiası ve teşekkülü ilk olarak Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in çok kıymetli sahabelerinden oluşmuştur ve Şiilik, Şii Sahabeler yoluyla sonraki nesil yani, Tabiine ulaşmıştır. Osman’ın hükümetinin sonunda siyasi ortamın Hz. Ali (a.s)’nin hilafeti için hazır olması da onların çabalarının bir eseridir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-06-2015, 04:03
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart

Kaynaklar:
[1]- Nehcü'l-Belağa Şerhi, İbn Eb'il Hadid, c.6, s.13 (Hicrî 1379 basımı)
[2]- Nehcü'l-Belağa, Feyzü'l-İslâm, 3. hutbe, s.37-43
[3]- el-Kâmil, İbn Esir, c.2, s.326 (Hicrî 1385 basımı)
[4]– Feyzü’l-İslam; Abdulbaki Gölpınarlı. Nehcü’l-Belağa, Şıkşıkıyye Hutbesi.
[5]– İbn-i Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehcü’l-Belağa, Darü’l-Ceyl, Beyrut, birinci baskı, h.1457, c.1, s.308.
[6]– Feyzü’l-İslam, 62. mektup.
[7]– Ebu’l-Ferac İsfahani. Mekatilü’t-Talibiyyin, Menşuratü’ş-Şerifi’r-Razi, Kum, h.1416, s.65.
[8]– Mecmaü’l-Beyan, Darü’l-Marife li’t-Tabaat-i ve’n-Neşr-i, ikinci baskı, h.1408, c.10, s.530.
[9]– Şeyh Müfit, Ahmet b. Muhammed b. Numan. El-Cemel, Mektebetü’l-A’lami’l-İslami, Merkezü’n-Neşr, s.118,119.
[10]– Nehcü’l-Belağa. Feyzü’l-İslam, 26. hutbe.
[11]– İbn-i Vazih. Tarih-ü Yakubi, Menşuratü’ş-Şerifi’r-Razi, Kum, h.1414, c.2, s.126.
[12]– İbn-i Ebi’l-Hadid. Şerh-u Nehcü’l-Belağa, Dar-ü İhyai’t Turasi’l-Arabî, Beyrut, c.2, s.51.
[13]– Kabri İstanbul’dadır. (Çev.)
[14]– Tabersi, Ebi Mansur Ahmet b. Ali b. Ebi Talip. El-İhticac, İntişarat-i Usve, c.1, s.186-200.
[15]– İbn-i Esir, İzzettin Ebi’l-Hasan Ali b. Ebi’l-Kiram. Üsdü’l-Ğabe fi Marifeti’s-Sahabe, Dar-ü İhyai’t-Turasi’l-Arabî, Beyrut, (tarihsiz), c.2, s.83.
[16]– İbn-i Vazih. Tarih-ü Yakubi, Menşurat-ü Müesseseti’l-A’lemi li’l-Matbuat, Beyrut, birinci baskı, h.1413, c.2, s.11.
[17]– (Bakara) 30. Ayet, Hz. Âdem Hakkında, (Sad) 26. Ayet, Hz. Davut Hakkında, (Araf) 142. ayet Hz. Musa Hakkında, (Nur) 55. ayet Hz. Ali Hakkındadır. İbn-i Şehraşub. Menakib-u Âl-i Ebi Talip, Darü’l-Adva, Beyrut, h.1405, c.3, s.115.
[18]– Belazuri, Ahmet b. Yahya. Ensabü’l-Eşraf, Menşurat-ü Müesseseti’l-A’lemi li’l-Matbuat, Beyrut, h.1394, c.3, s.115.
[19]– İbn-i Vazih. Tarih-ü Yakubi, s.57.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-23-2015, 09:59
ebuzer rebezede ebuzer rebezede isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 90
ebuzer rebezede is an unknown quantity at this point
Standart

Allah razı olsun İnşallah
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-26-2015, 06:18
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart Hz. Ali’nin evine saldırıldığında, Hz.Ali Bir Tepki Gösterdi mi.?

Soru: Hz. Ali’nin biat için camiye götürmek istediklerinde evine saldırıp evini yaktıklarında ve onca tarihi facialar meydana getirdiklerinde niçin Hz. Ali (as) bir tepki göstermedi?

Cevap: Ehl-i Beyt imamları her türlü hata ve günahtan masum olduklarına göre onların tüm davranışlarının doğruluğuna inanmamız gerekir. Sadece bu davranışların hikmetini anlamak bizlere onlara uymaya ve onları örnek kılmaya yardımcı olur.

Diğer yandan Ehl-i Beyt (as) imamlarının gidişat ve tavırlarını tahlil etmekle onların ne denli işlerinin ileri görüşlü ve hikmetli olduklarını anlarız. Çünkü imamların davranış ve tutumları tarihsel etkileri ve hakkın batıla son zaferi doğrultusunda gerçekleşmektedir. Bu bakışla Hz. Ali’nin sabır ve susması onun mazlumluğunu açıkça göstermiş ve tarihi yönden hakkın zaferini sağlamıştır.

Hz. Ali’nin as susması, düşmanlarının art niyetli çabalarını etkisiz bırakmış ve İslam’ın ilerlemesi için gereken ortamı hazırlamıştır.

Hz. Ali’nin (as) kendisi susmasının sebebinin İslami birliği korumak ve İslam dünyasının genel maslahatlarını riayet etmek için yapılan bir giriş olduğunu açıklamıştır.

Masumların davranış ve tutumlarını tahlil etmek için ön bakış ve son bakış olarak iki açıdan değerlendirmek mümkündür.

Ön bakış olarak şöyle değerlendirmek mümkündür: İmamlar masumdurlar, onların davranış, söz ve onaylamaları her türlü hata ve yanlışlıktan uzaktır. Özellikle toplumun hidayetini ilgilendiren konularda.

Bu gibi konularda bütün alimler imamların masumluğunda söz birliği içindedirler. Bu ilke gereğince imamların davranış ve tutumlarının doğruluğuna inanmamız ve onların davranışlarının hikmetini anlamaya çalışmamız gerekir.

Son bakışla da imamlarının tutumlarının doğurduğu etkileri nazara alarak onların ileri görüşlülüklerini anlamamız mümkündür.

Çünkü imamların davranış ve tutumları kısa vadeli hesaplar için değil tarihsel etkileri ve hakkın batıla son zaferi doğrultusunda gerçekleşir. Bu tutum ve tavırlar o dönem için hakkın batıla zaferini sağlamamış ve yaşantılarında ağır sıkıntılara yol açsa da onlar bütün insanlık tarihine yol gösterecek şekilde davranmışlardır. Bu bakışla İmam Ali’nin sabır ve susması tarih boyunca onların mazlumiyetini açıkça ortaya koymuş ve düşmanların bir çok art niyetli girişimlerini etkisiz bırakmıştır.

Bu konunun açıklık kazanması için şu örneğe dikkat edelim:

Ebu Süfyan fırsatçı bir tavır sergileyerek Hz. Ali’ye as birleşip halifelerle savaşmak önerisinde bulundu ama İmam tam bir bilinç ve ileri görüşlülük sergileyerek bu teklifi reddetti ve onun İslam aleyhindeki düşüncelerine meydan vermedi.

Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma’nın, niçin bunca gücüne rağmen bu gibi seciyesiz kişileri cezalandırmak için bir girişimde bulunmuyorsun, diye sorusuna şöyle cevap verdiler: “Eğer babanın ismi olduğu gibi bakı kalmasını istiyorsan sabretmelisin.”[1] Diğer bir rivayette şöyle buyurdular: “Allah’a yemin ederim ki eğer din yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş olmasaydı ve küfrün geri dönmesinden ve Müslümanların dağılmasından korkulmasaydı bu şekilde sabretmezdim.”[2]

Bu iki tarihi örnek ve onlarca diğer örnekler o dönemdeki şartların hassasiyetini Ehl-i Beyt’in ve özellikle Hz. Ali için İslam’ın zahirini korumak için bile olsa sabretmesini ve gözünde diken ve boğazda kemik olduğu halde günlerini geçirmesini zorluyordu.

Diğer önemli nokta şu ki bu sabrın yanı sıra hak ve hakikatin tarih boyunca açıklanıp işlenen zulmümün kimler tarafından yapıldığı bilinmeliydi.

Hz. Ali as ve Hz. Fatıma’nın sa hüneri de işte bu acı ve zorlukları tahammül ederken bu zulmün yüz karasının zalimlere kalacak şekilde davranmalarıydı. Onların sergiledikleri tavır sonucu tarih boyunca her insaflı kişinin vicdanı Ehl-i Beyt’ın hak olduklarına şahitlik etmektedir.

Buna göre bir genel ilke olarak şöyle denebilir:

Hakkı açıklamak bir nevi mazlimiyeti sergilemekle olursa bunun kalıcılığı da fazla olur ve mazlimiyet oranında o hakkın tarih boyunca yarattığı yankı da daha tesirli olur. Hakkaniyet ve mazlumiyetin en doruk noktada birlikteliğini Ehl-i Beyt’in özellikle Hz. Ali, as Hz. Fatıma, as Hz. Hüseyin’inas hayatında görebiliriz. Bu yüzden Hz. Ali’nin as biat için zorla götürülmesi ve Hz. Fatıma’nın çektiği ıstıraplar tarihi yönden açık bir zulüm örneğini oluşturmakla birlikte ilahi yönden en güzel bir seçim ve karar sayılırdı. Bazı irfan ehli şöyle demişlerdir.

Gerçekte onlar Hz. Ali’yi biat için götüremediler Hz. Ali’nin as kendisi gitti ancak bu gidiş tarzı tarih boyunca gasıpların yaptıkları zulmün kimse tarafından inkar edilmeyecek şekilde idi. And Olsun Allah'a İmam Ali (as) Bir Saniye Bile Gaspçılara Biat Etmedi

[1] Bk. Biharu’l-Envar c. 29 s. 625
[2] Ade c. 32 s. 61
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 02-28-2015, 06:27
tabatabai tabatabai isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 67
tabatabai is on a distinguished road
Standart ‘Neden Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s)Evine Saldıranlara Neden Suskun Kaldı.?

* Sünnilerin ikinci halife Ömer İbn Hattap ve adamlarının Hz. Fatıma’nın (s.a) evine saldırılarak dövülmesini inkar etmek için halkın duygularını tahrik etmek amacıyla söyledikleri en önemli şüphelerden bir diğeri de ‘Neden Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) o sırada eşini savunmadı?’ Hz. Ali zamanının en cesur insanı ve Allah’ın aslanı değil miydi? Diye sorular üreterek insanların kafalarını karıştırmaktadırlar.***

Şia alimleri, tarih boyunca bu şüpheye çeşitli cevaplar vermişlerdir. Burada o cevaplardan bazılarına yer vereceğiz:

* Hz. Ali (a.s) olay karşısında Ömer İbn Hattab’a çok sert tepki göstermiştir.

Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), ilk aşamada bunların eşi Hz. Fatıma’ya saldırma niyetleri olduklarını görünce onlara oldukça sert tepki göstermiştir. O sırada Ömer’in yüz ve suratına yumrukla vurarak onu yere indirmiştir… ancak Peygamber efendimizin (s.a.a) emirleri doğrultusunda daha ileri gitmeyerek sabır göstermiş ve olayı uzatmamıştır. Burada saldıranlara bunu açıklamak istemiştir ki eğer ben sabır ve tahammül etmeye emir olunmamış olsaydım ve Allah’ın isteği bu yönde olmuş olmasaydı, hiç kimse böyle bir düşünceyi zihninden bile geçiremezdi. Ama Hz. Ali (a.s) her zaman olduğu gibi buradada Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket etmiştir.

* Hz. Ali’nin (a.s) halis yaranlarından olan “Suleym İbn Kays” bu konu hakkında kendi kitabında şöyle yazmaktadır:

Ömer, ateş isteyerek onunla evi tutuşturdu. Sonra kapıya yüklenerek onu açtı ve içeri girdi! Hz. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek “Ey Babacığım! Ey Resulallah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın yanına (kaburgasına) vurdu. Hz. Fatıma feryat ederek “Ey babacığım!” diye bağırdı. Bu sırada Ömer kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma ‘Ey Resulallah! Ömer ve Ebu Bekir senin geride bıraktığına ne kadarda kötü davranıyor’ diye feryat etti.

Bu sırada Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu. Onu öldürmeyi istedi,ancak Allah Resulünün (s.a.a) sözünü hatırladı ve ona buyurmuş olduğu vasiyet aklına geldi ve şöyle buyurdu:

“Ey Suhak’ın oğlu! (Ömer’in babası Hattab’ın annesinin adı) Muhammed’i peygamberlikle şereflendirdiği Allah’a yemin olsun ki eğer ilahi mukadderat ve peygamberin benimle olan ahitleşmesi olmasaydı, evime giremeyeceğini çok iyi biliyordun.” (Süleym İbn KaysHilali’nin, ‘ölüm tarihi, 80 hicri’kitabı, s. 568)

* Aynı şekilde ehli sünnetin meşhur müfessiri Alusi, şöyle yazmakta:

Ömer öfkelenerek Ali’nin evininin kapısını yakarak içeri girdi. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek “Ey Babacığım! Ey Resulallah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın mübarek yanına (kaburgasına) vurdu. Sonra kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma “Ey Babacığım!” diye feryat etti. Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu.
(Alusi Bağdadi, Allame Ebu’l Fadl Şahabuddin es- Seyyid Mahmut ‘Ölümü 1270 hicri’ “Ruhu’l Meani fi Tefsiri’l Kur’an el- Azim ves’ sebu’l Mesani, c. 4, s. 124, Daru ihya’u turas el-Arabi, Beyrut)

Alusi, bu rivayeti hiçbir eleştiri ve haşiyeye inmeden nakletmiştir.Bunu bu şekilde açıklaması rivayeti kabul ettiği anlamına gelmektedir.

* Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) yaşamının tüm dönemlerinde, ilahi emirlere tam bir bağlılık göstermiş ve sadece ve sadece ilahi emirler doğrultusunda amel etmiştir. Hiçbir zaman taassup, öfke ve şahsi menfaatler onu tahrik etmemiştir. Örneğin Hz. Ali’nin Hendek savaşı sırasında düşman tarafında bulunan zamanın en büyük kahramanı olan Amr bin Abduved’i yere serdiği sırada onu öldürmeyip geri çekildikten biraz sonra tekrar ona yaklaşıp öldürme olayıdır. Hz. Ali (a.s) bu büyük musibet ve belâ karşısında Allah ve Resulü (s.a.a) tarafından sabır ve tahammülle görevlendirilmişti. Buradada bu emir doğrultusunda hareket ederek böylesine zor bir durumda sabretmiştir.

* Merhum Seyyid Raziyuddin Musevi, şerif kitabı “Hasaisu’l Eimme (s.a)” kitabında şöyle yazmakta:

İmam Kazım (a.s) diyor ki babam İmam Cafer Sadık’a şöyle sordum: “Hz. Resulullah kendisine geldikten sonra ne oldu?” (Peygamberin kağıt kalem getirmelerini emretmesi ve Ömer’in bu sayıklıyor bize Kur’an yeter deyip kağıt kalemin getirilmesine mani olduktan sonrası) (Ömer'in bu sözünden Allah’a sığınırız) şöyle buyurdu:

“Kadınlar içeri girdi ve ağlama sesleri yükseldi. Muhacirler ve Ensar toplanmış ve üzüntü ve kederlerini gösteriyorlardı. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: O sırada Resulullah beni çağırdı ve kendimi Allah Resulünün üstüne attım. Bana şöyle buyurdu:

“Kardeşim! Bu insanlar beni bırakacak ve dünya işleriyle uğraşacaklardır, ancak bu durum benim işlerimi görmene mani olmasın. Sen bu ümmet içinde Kâbe gibisin. Allah onu uzak yerlerden onun yanına gelmesi için bir nişane karar kılmıştır…sana vasiyetim bittikten sonra dünyadan göçtüğümde ve bedenimi kabre koyduğunda evinde otur ve sana emrettiğim gibi Kur’an’ı farzlar,hükümler ve nüzul sırasına göre bir araya getir. Sana ve Fatıma’ya bu topluluktan gelecek her türlü şeye karşı sabırlı olmanı vasiyet ediyorum. Bana ulaşıncaya kadar sabret.

(Şerif Razi, Ebu’l Hasan Muhammed bin Hüseyin bin Musa el- Musevi el- Bağdadi, ‘Ölümü, 406 hicri’ Hasaisu’l Eimme, s. 73 ve Biharu’l Envar, c. 22, s. 484)
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 03-08-2015, 05:39
velayet fedaileri velayet fedaileri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Oct 2011
Mesajlar: 333
velayet fedaileri is an unknown quantity at this point
Standart Ömeri Hz.Ali (as) Tepki Gösterip Yere Vurması

Hz. Ali (a.s) olay karşısında Ömer İbn Hattab’a çok sert tepki göstermiştir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), ilk aşamada bunların eşi Hz. Fatıma’ya saldırma niyetleri olduklarını görünce onlara oldukça sert tepki göstermiştir. O sırada Ömer’in yüz ve suratına yumrukla vurarak onu yere indirmiştir: Ancak Peygamber efendimizin (s.a.a) emirleri doğrultusunda daha ileri gitmeyerek sabır göstermiş ve olayı uzatmamıştır. Burada saldıranlara bunu açıklamak istemiştir ki eğer ben sabır ve tahammül etmeye emir olunmamış olsaydım ve Allah’ın isteği bu yönde olmuş olmasaydı,hiç kimse böyle bir düşünceyi zihninden bile geçiremezdi. Ama Hz. Ali (a.s) her zaman olduğu gibi buradada Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket etmiştir.

Hz. Ali’nin (a.s) halis yarenlerınden olan “Suleym İbn Kays” bu konu hakkında kendi kitabında şöyle yazmaktadır: Ömer,ateş isteyerek onunla evi tutuşturdu. Sonra kapıya yüklenerek onu açtı ve içeri girdi! Hz. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek “Ey Babacığım! Ey Resulallah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın yanına (kaburgasına) vurdu. Hz. Fatıma feryat ederek “Ey babacığım!” diye bağırdı. Bu sırada Ömer kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma ‘Ey Resulallah! Ömer ve Ebu Bekir senin geride bıraktığına ne kadarda kötü davranıyor’ diye feryat etti.

Bu sırada Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu. Onu öldürmeyi istedi, ancak Allah Resulünün (s.a.a) sözünü hatırladı ve ona buyurmuş olduğu vasiyet aklına geldi ve şöyle buyurdu:“Ey Suhak’ın oğlu! (Ömer’in babası Hattab’ın annesinin adı) Muhammed’i peygamberlikle şereflendirdiği Allah’a yemin olsun ki eğer ilahi mukadderat ve peygamberin benimle olan ahitleşmesi olmasaydı, evime giremeyeceğini çok iyi biliyordun.” (Süleym İbn Kays Hilali’nin, ‘ölüm tarihi, 80 hicri’kitabı, s. 568)

Aynı şekilde ehli sünnetin meşhur müfessiri Alusi, şöyle yazmakta:Ömer öfkelenerek Ali’nin evininin kapısını yakarak içeri girdi. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek “Ey Babacığım! Ey Resulallah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın mübarek yanına (kaburgasına) vurdu. Sonra kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma “Ey Babacığım!” diye feryat etti. Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu.

(Alusi Bağdadi, Allame Ebu’l Fadl Şahabuddin es- Seyyid Mahmut ‘Ölümü 1270 hicri’ “Ruhu’l Meani fi Tefsiri’l Kur’an el- Azim ves’ sebu’l Mesani, c. 4, s. 124, Daru ihya’u turas el-Arabi, Beyrut)
Alusi, bu rivayeti hiçbir eleştiri ve haşiyeye inmeden nakletmiştir.Bunu bu şekilde açıklaması rivayeti kabul ettiği anlamına gelmektedir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) yaşamının tüm dönemlerinde, ilahi emirlere tam bir bağlılık göstermiş ve sadece ve sadece ilahi emirler doğrultusunda amel etmiştir. Hiçbir zaman taassup, öfke ve şahsi menfaatler onu tahrik etmemiştir. Örneğin Hz. Ali’nin Hendek savaşı sırasında düşman tarafında bulunan zamanın en büyük kahramanı olan Amr bin Abduved’i yere serdiği sırada onu öldürmeyip geri çekildikten biraz sonra tekrar ona yaklaşıp öldürme olayıdır. Hz. Ali (a.s) bu büyük musibet ve belâ karşısında Allah ve Resulü (s.a.a) tarafından sabır ve tahammülle görevlendirilmişti. Buradada bu emir doğrultusunda hareket ederek böylesine zor bir durumda sabretmiştir.
Merhum Seyyid Raziyuddin Musevi, şerif kitabı “Hasaisu’l Eimme (s.a)” kitabında şöyle yazmakta: İmam Kazım (a.s) diyor ki babam İmam Cafer Sadık’a şöyle sordum: “Hz. Resulullah kendisine geldikten sonra ne oldu?” (Peygamberin kağıt kalem getirmelerini emretmesi ve Ömer’in bu sayıklıyor bize Kur’an yeter deyip kağıt kalemin getirilmesine mani olduktan sonrası) (Ömer'in bu sözünden Allah’a sığınırız) şöyle buyurdu:“Kadınlar içeri girdi ve ağlama sesleri yükseldi. Muhacirler ve Ensar toplanmış ve üzüntü ve kederlerini gösteriyorlardı. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: O sırada Resulullah beni çağırdı ve kendimi Allah Resulünün üstüne attım. Bana şöyle buyurdu:“Kardeşim! Bu insanlar beni bırakacak ve dünya işleriyle uğraşacaklardır, ancak bu durum benim işlerimi görmene mani olmasın. Sen bu ümmet içinde Kâbe gibisin. Allah onu uzak yerlerden onun yanına gelmesi için bir nişane karar kılmıştır…sana vasiyetim bittikten sonra dünyadan göçtüğümde ve bedenimi kabre koyduğunda evinde otur ve sana emrettiğim gibi Kur’an’ı farzlar,hükümler ve nüzul sırasına göre bir araya getir. Sana ve Fatıma’ya bu topluluktan gelecek her türlü şeye karşı sabırlı olmanı vasiyet ediyorum. Bana ulaşıncaya kadar sabret.

(Şerif Razi, Ebu’l Hasan Muhammed bin Hüseyin bin Musa el- Musevi el- Bağdadi, ‘Ölümü, 406 hicri’ Hasaisu’l Eimme, s. 73 ve Biharu’l Envar, c. 22, s. 484)
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 11-11-2017, 07:41
aliyyenveliyullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyyenveliyullah aliyyenveliyullah isimli Üye şuanda  online konumundadır
SİTE TEKNİKERİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 345
aliyyenveliyullah is on a distinguished road
Standart

Emirul Mu'minin (a.s) bir saniye olsun bile Ebu Bekire bey'at etmemişdir!
Şianin nazarında Emirul Mu'minin (a.s) hiç bir zaman Halifelere (qasip) bey'at etmemişdir. Şöyle ki, Seyyid Murtaza Elemul Huda (r.a) bu konu hakkında şöyle yazır:
قد اجمعت الأمّة على أن أمیر الموءمنین علیه‏ السلام تأخّر عن بیعة أبی بکر ... والمحققّون من أهل الإمامة یقولون: لم یبایع ساعة قطّ .

Ümmetin icmasıdır ki, Emirul Mu'minin (İmam Ali a.s) o altı ayda Ebu Bekire bey'at etmemişdir ve imamiyyeden (şiadan) olan müheqqiqler ise diyorlar ki, bir Saniye olsun bile bey'at etmemişdir.
الفصول المختارة، صفحه ۵۶📚
El Fusulul Muhtara, sah. 56
Kitabın Linki:
http://yon.ir/E6oT

اللّهمّ العن صنمي قريش و بنتيهما!!!
https://telegram.me/muhibbahlalbait
__________________
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

اَللَّهُمَّ خُصَّ اَنْتَ اَوَّلَ ظالِمٍ بِاللَّعْنِ مِنّى وَابْدَأْ بِهِ اَوَّلاً ثُمَّ الثَّانِىَ وَالثَّالِثَ والرَّابِعَ اَللَّهُمِّ الْعَنْ يَزيدَ خامِساً وَالْعَنْ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ زِيادٍ وَابْنَ مَرْجانَةَ وَ عُمَرَ بْنَ سَعْدٍ وَ شِمْراً وَ آلَ اَبى سُفْيانَ وَ آلَ زِيادٍ وَ آلَ مَرْوانَ اِلى يَوْمِ الْقِيمَةِ.

"Allah'ım, sen, (Resul ve Ehl-i Beyt'ine) ilk zulmedeni benim özel lanetime mazhar eyle. Bunun için de, önce birinci, sonra ikinci, sonra üçüncü ve sonra da dördüncüden başla. Sonra da... Yezid'e lanet eyle. Ziyad'ın ve Mercâne'nin oğlu Ubeydullah'a, Sa'd oğlu Ömer'e, Şimr'e, Ebu Süfyan'ın, Ziyâd'ın ve Mervân'ın soyuna kıyamet gününe kadar lanet et."


علی علی علی MEN ALİYYEL MURTAZA' NIN NÖKERİYEM علی علی علی
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 02-07-2018, 08:13
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.375
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam ali (aleyhisselam) Ömeri Kaldırıp Yere Vurdu

İmam Ali (aleyhisselam) Ömeri Kaldırıp Yere Vurdu

Vahhabilerin Sevimli Kaynağı

O zaman ki, cemaat Ebu-Bekrie beyet etdi, amma İmam Ali (as) beyat etmedi, o zaman Ebu-Bekir (Kölesi)
Kunfuzu İmam Alinin (as) yanına göndererek şöyle dedi: Alinin Peşice git ve ona şöyle de: Allahın Rasulunun Halifesini (yeni yerine tayin etdiyini) kabul etsin. Kunfuz İmam Alinin (as) yanına geldi ve Ebu-Bekirin Emrini ona söyledi. İmam Ali (as) dedi: Ne çabuk Allahın Rasulunun (saa) adından yalan konuştunuz ve mürted oldunuz. Allaha and olsun ki, Peyqamber( saa) benden başqa hiç kimseyi halife tayin etmemişdir (sonra yine de) Ebu-Bekir beyat için İmam Alinin (as) peşice gönderdi ve İmam Ali qabul etmedi. Ömer sinirlendi ve Hışımla İmam Alinin (as) evinin qapısına Gelerek Ateşe verdi ve eve dahil oldu. Hanım Fatime (as) onun qarşısında durdu ve feryat etdi: Ya Ebatah, ya Rasulallah !!! (yani Ay ata, ay Allahın Rasulu, İmdadıma yetiş) Ömer kılıcını qaldırıb Kabzasıyla Hanım Fatimenin (as) böyrüne vurdu ve taziyane (kamçı) ile de onun bileyine vurdu. Bu an yene de Hanım Fatimenin (as) feryadı yükseldi: Ya Abetah !!!
İmam Ali (as) qafleten yerinden qalkıp Ömerin yakasından tutdu ve onu şiddetle yere vurdu ve onun
burnuna ve boynuna mühkem darbeler İndirdi.

📚Sünni Kaynaklar:
Alusi Bağdadi Allame Ebülfəzl Şehabuddun Seyid Mahmud (vefatı hicri 1270-ci il), “Ruhul Meani fi tefrsiril-Quranil-azim ves sebul mesani” , 3-cü cild 124-cü sahife
“(Daru ehyait turasil erebiyy” neşriyyatı Beyrut) (online kaynak)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 03:47


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.