aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | HİLAFET-VELAYET

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-22-2008, 06:18
SUDE SUDE isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 109
SUDE is on a distinguished road
Standart Halife ve Hilafet Dönemleri...


1- Halife:

Halife veliaht, bir kişinin diğer bir kişinin yerine geçmesi anlamındadır.

Dolayısıyla, halife kelimesi devamlı diğer bir kelimeye izafe edilerek -eklenerek- kullanılmaktadır. Öreğin "halifet-ul alim" (alimin halifesi), "halifet-ul vali" (valinin halifesi) gibi.

Halife kelimesi Kur'an-ı Kerim'de de bu anlamda kullanılmıştır. Örneğin: "Hani Rabbin, meleklere: muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti." (Bakara/30)

Yine: "Ey Davud, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık." (Sâd/26)

Her iki ayette de "halife" kelimesinin izafe olduğu "Allah" kelimesi belli olduğundan ayette zikredilmemiştir. O halde Adem ve Davud Allah Teala'nın yeryüzündeki iki halifesidir.

Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen hadislerde de halife kelimesi bu anlamda kullanılmaktadır. Mesela Resulullah'tan (s.a.a) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir:

"Allah'ım halifelerime rahmet gönder, Allah'ım halifelerime rahmet gönder, Allah'ın halifelerime rahmet gönder" Ya Resulullah, halifeleriniz kimlerdir? denilince buyurdular ki: "Benden sonra gelerek hadis ve sünnetimi rivayet edenlerdir."[1]

Resulullah'ın (s.a.a) risalet makamında vazifesi ilahi risaleti tebliğ etmek ve halka ulaştırmaktı. Bu hususta Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

"Biliniz ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir." (Maide/92).

Yine: "Peygambere düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir." (Nur/54) buyurmaktadır.

Yine bir çok ayet-i kerimede bu anlam vurgulanmaktadır. Resul-i Ekerm'in (s.a.a) vazifesi ilahi risaleti tebliğ olduğundan dolayı Resulullah'ın halifeleri de hadis ve siretini tebliğ etmede bu vazifeyi üstlenen kimseler olmalıdır.

"Halife" kelimesi Ebu Bekr'in zamanında da bu anlamında kullanılmaktaydı. Çünkü Ebu Bekr'e biat edildikten sonra şahsen kendisini "Resulullah'ın (s.a.a) halifesi" olarak tanıtıyordu, mutlak şekilde kendisini halife olarak nitelendirmiyor; “Resulullah’ın halifesi” olarak nitelendiriyordu.


Ömer'in Hilafeti Döneminde

Ömer hilafetinin başlarında kendisini "Ebu Bekr'in halifesi" ve bazen de "Resulullah'ın halifesinin halifesi" olarak tanıtıyordu. Bir gün Irak valisi Lebid b. Rabia ve Adiy b. Hatem adındaki yakınlarından iki kişiyi bir iş için halifenin yanına gönderdi. Bu iki kişi Medine'ye girince Mescid-un Nebi'de Amr-ı As'la görüşerek: Emirü’l-Müminin'den bizim için görüşme izni al dediler. Amr halifenin yanına giderek "Es selamu aleykum ya Emir-el müminin" dedi. Ömer, "niçin beni bu lakapla çağırdın?" dediğinde Amr, Lübeyde ve yanındaki arkadaşının bu adı halifeye verdiklerini anlatarak dedi ki:

"Bizler müminiz sen de bizim emirimizsin; dolayısıyla sizi Emirü’l-Müminin diye çağırıyoruz."

O günden itibaren Ömer'i "Emir-ül müminin" diye çağırdılar ve ona bundan başka bir ad vermediler.[2]


Osman'ın Hilafeti Döneminde

Osman'ı da hilafeti döneminde "Emir-ül müminin" diye çağırıyorlardı ve bazen de ona "İmam" diye hitap ediyorlardı. Emevi halifelerinin dönemine kadar durum böyleydi.

Emevi Halifeleri Döneminde

Emevi halifelerini bazen "Emir-el müminin", bazen "İmam" ve bazen de "Halifetullah" diye çağırıyorlardı.

Ebu Davud Ehl-i Sünnet'in Sihah-i Sitte'sinden biri olan Sünen'inde "el-hulefa" babında şöyle bir rivayet naklediyor:

Haccac Yusuf-i Sakafi bir gün hutbesinde şöyle dedi: "Allah'ın halifesi ve seçtiği Abdulmelik Mervan'ı dinleyin ve itaat edin!"[3]

Yine Haccac hutbesinde halktan: "O'nun yanında sizin halifeniz mi üstündür yoksa sizin Resulünüz mü? diye soruyordu.[4]

Haccac burada demek istiyor ki, Allah'ın halifesi Abdulmelik Mervan, Allah Teala'ya Resul-i Ekrem'den daha yakın ve daha azizdir!

Yine döneminin meşhur fasıklarından olan, Allah Teala'nın azap ayetlerine öfkelenerek okla sarhoşken Kur'an'ı paramparça eden ve Ka'be'nin damına çıkarak kadeh kaldırıp şarap içmek isteyen[5] Emevi halifesi Velid b. Yezid hilafete geçip İslam memleketlerine hakim olunca "Ermeniyye" valisi bu münasebetten dolayı yazmış olduğu tebrik mektubunda şöyle hitap ediyor Velide:

"Allah'ın halifeliği size mübarek olsun!"[6]


Abbasiler Döneminde Hilafet Lakabı

Bir gün Abbasi halifesi Mehdi'nin meclisinde bir kişi "Velid b. Yezid'e" Zındık ve Kafir diye küfür etmesi üzerine halife Mehdi Abbasi ona hitaben dedi ki:

"Allah'ın halifeliği bir zındık ve kafire bırakılmaktan daha üstündür."[7]

Abbasi halifesi Mehdi demek istiyor ki, Velid b. Yezid "halifetullah" olduğuna göre zındık olamaz!

Yeri gelmişken şunu da hatırlatalım ki, Abbasiler Ehl-i Beyt adına, Hz. Ali'nin (a.s) evlatlarına haklarını onlara geri çevirmek için Emeviler'e karşı Ehl-i Beyt taraftarlarıyla birleşmişlerdi. Tam Emeviler'e galip gelmek üzereyken âni bir siyasi hareketle yönetimi ele geçirerek Ehl-i Beyt taraftarlarını kenara ittiler. Ancak Ehl-i Beyt’in intikamını almak adına Emeviler'e karşı düşmanlık beslemeyi, onların ve taraftarlarının kökünü kazımayı kendileri için bir propaganda vesilesi olarak koruyorlardı. Ama yukarıda geçen olayda Abbasi halifelerinden üçüncüsü olan Mehdi, Velid b. Yezid'i savunarak "zındık" suçlamasını onun üzerinden kaldırıyor. Bu da tabii ki Mehdi'nin onu ve kendisini Allah'ın halifesi bildiği ve belkide onun Allah'ın halifesi olduğuna inandığı içindir!

Abbasiler'in hilafetinin başlarında "halife" kelimesi "veliahd" ve "naip" anlamında kullanılıyordu. Bunu açıklarken de "halifetullah, halifet-i Resulullah, ya halifet-u halifeti Resulullah" diyorlardı.

Abbasiler'in döneminden itibaren hitabe ve mektuplarda "halife kelimesini başka bir kelimeye izafe etmeksizin tek başına kullanıyor ve bu kelimden sadece "Resulullah'ın halifesi"ni kastediyorlardı. Abbasiler döneminde bir süre de "halife" kelimesini "halifetullah" (Allah'ın halifesi) anlamında kullandılar; ancak çok geçmeden "halife" kelimesi tekrar "Resulullah'ın halifesi" anlamında meşhur oldu.

Bilginler de o tarihten itibaren lügat kitaplarında "halife" kelimesini şöyle açıklamışlardır:

“Halife: Birinin yerine geçen ve onun makamında oturan kimse, en büyük sultan. Şeriatta: Kendisinden üstünü olmayan en büyük imam."[8]

[1]- Ehl-i Beyt Mektebi kaynaklarından: Meani-il Ahbar, s.374; Uyun-ul Ahbar, c.2, s.36; Men La Yahzuruh-ul Fakih -Gaffari-, c.4, s.420; Bihar-ul Envar -Meclisi- c.2, s.145.
Ehl-i Sünnet kaynaklarından: Mecma-uz Zevaid-i Haysemi, c.8, s.126 el-Feth-ul Kebir, c.1, s.233; Muhaddis-il Fazil -Hasan b. Abdurrahman-i Ramhormuzi- s.163; Kavaid-ul Tahdis -Kayimi- s.48 Tarafi ve diğerlerinden naklen.


[2]- Tarih-i Hulefa -Suyuti-, Evveliyat-ı Ömer babı, s.138.

[3]- Sünen-i Ebu Davud, c.4, s.210.

[4]- Sünen-i Ebu Davud, c.4, s.209 Hulefa babı.

[5]- Muruc-uz Zeheb -Mesudi-, c.3, s.216; Futuh-ul A'sem, c.8, s.137; Tarih-i İbn-i Kesir, c.10, s.2 ve c.10, s.7-8.

[6]- Tarih-i İbn-i Kesir, c.10, s.4.

[7]- Tarih-i İbn-i Kesir, c.10, s.8.

[8]- el-Akreb-ul Mevarid, "halife" kelimesi, 1889 Beyrut basımı.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-16-2009, 10:44
VELAYET VELAYET isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 262
VELAYET is on a distinguished road
Standart

Allah razı olsun
__________________
Allah'ın Laneti Yalancıların, İftiracıların Üzerine Olsun…
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02-12-2018, 06:16
Velayet Nuru Velayet Nuru isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 218
Velayet Nuru is an unknown quantity at this point
Standart

İkinci Qasıp halifenin Hilafete Gelmesi

Ebu Bekir, hilâfet kürsüsüne oturduktan sonra ölüm anında bir vasiyetnameyle Ömer b. Hattab'ı halife tayin etti. Biz daha önce bu tayin hususunda teşrih ve muhakemede bulunduk; isteyenler birkaç sayfa önceye müracaat edebilirler.

Bunun üzerine Ali b. Ebutalib hiçbir müdafaaya girişmedi; çünkü Ali, Ebu Bekir'i hilâfet kürsüsüne Ömer'in oturttuğunu, onun bu fedakârlığına karşılık Ebu Bekir'in Ömer'i kendisinden sonra halife tayin edeceğini ve bunun iki halife arasında resmî bir anlaşma şekline getirildiğini biliyordu. Evet; Resulullah'ın (s.a.a) bir vasiyetname yazmasını gerekli görmeyen Ömer, Ebu Bekir'in vasiyetini can-ı gönülden kabul etti. Ebu Bekir öldü, Ömer halife oldu, Ali de ona biat etti...

Biz burada, Allâme İbn-i Abdurabbih'in, "İkdu'l-Ferid" adlı kitabının üçüncü cildinde naklettiği, Birinci Halife Ebu Bekir b. Kuhafe'nin bir sözünü zikretmeyi gerekli görüyoruz:

"Birinci Halife son nefeslerinde şöyle diyordu: Ben birkaç şey yaptım ki keşke onları hiç yapmasaydım ve birkaç şeyi de yapmadım ki keşke onları da yapsaydım."

"Birincisi, hilâfete kimin daha lâyık olduğunu Resulullah'tan öğrenmedim; keşke bunu öğrenseydim."

"İkincisi ve üçüncüsü, falan ve filan şahısları defetmedim; keşke onları defetseydim."

"Dördüncüsü, hilâfeti kabul ettim; keşke hiç kabul etmeseydim."

"Beşincisi, Ali'den biat almak için Fatıma'nın evine adam gönderdim; keşke göndermeseydim."

"Altıncısı, keşke Fedek'i Fatıma'ya bırakıp bu işe hiç girişmeseydim..."

Oysa biz de arzu ederdik ki o yersiz hareketlerin hiçbirisine girişmeseydi, girişmeseydi, girişmeseydi. Fakat bunun sorgulanması şüphesiz hak sahiplerine aittir...

Ehlisünnet ulema ve fakihlerinden birçoklarının, bunları okuyunca hayret edecekleri açıktır. Fakat hayret edeceklerine, önemli kitaplarımızdan olan Sahih-i Buharî, İbn-i Haldun, Ağanî, Dairetu'l-Mearif'i mütalaa edip durumu görsünler. Evet; tarihî tekamül, kendi vazifesini yerine getirerek sonunda kendi yerini bulacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-12-2018, 03:00
يا حسين يا حسين isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 24
يا حسين is an unknown quantity at this point
Standart

Sünnilerin Kuran-ı Kerim' den sonra doğru kabul ettiği Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslüm'ün şartlarına uyan Hakim el-Nisaburi' ye ait "Müstedreku's-Sahiheyn, s.336, hadis, 6482" de Hz. Peygamber ( sav) efendimizin İmam Ali ( as)' a şöyle buyurduğu nakledilir :
-" Kim benden uzaklaşırsa Allah'tan uzaklaşmış olur. Kim de ( Ey Ali ) senden uzaklaşırsa, benden uzaklaşmış olur."

Yine aynı eserin Hakim el-Nisaburi' ye ait "Müstedreku's-Sahiheyn, s, 360, h.4773 de Abdullah b. Abbas' tan Redulullah'ın ( sav) şöyle buyurduğu nakledilir:
-" Yıldızlar yeryüzü ehlinin boğulmamasının güvencesidir, benim Ehl-i Beytim' de ümmetimin ihtilafa düşmemesi için güvencedir."

Bu ve bunun gibi yüzlerce hadislerde Hz. Peygamber efendimiz ( sav) Ehl-i Beyt imamlarına vurgu yapmıştır. Kuran-ı Kerim de de Yüce Allah onlarca ayette peygamber efendimize vurgu yapmıştır. Hatta Allah'a kulluğun bir ifadesi olan gündelik beş vakit namazlarda dahi peygambere vurgu yapmıştır. (Teşehhüt ve selam da, peygamberimize ve Ehl-i beytine salat ve selam söyleriz.)

Peki Allah-i Teala'nın Kuran'da peygambere, peygamberin de hadislerinde Ehl-i Beyt imamlarına bu kadar vurgu yapmalarının nedeni ne olabilir?

Nedenini İslam'ın büyük arifleri şöyle açıklamışlardır:

-" Bir insanın Allah' ı tanıması ve kemalata ulaşması için, kendine bir rol model seçmesi lazım. Zira model olmaksızın Allah'ı Kuran'da kendini tanıttığı sıfatlar ile tanıması mümkün değildir. Şayet Allah'ı tanımak, O'na kulluk yaparak kemalata ulaşmak istiyorsa bir insan, Allah'ın insanların önüne rol model olarak koyduğu Hz. Peygamber'i (sav) tanıması lazım. Çünkü Onu tanımadan Allah'ı hakkıyla tanımak olmaz ve Allah'ı en doğru şekliyle tanıyan ve tanıtan peygamberdir. Peygamberi doğru şekliyle tanıyacaksın ki o da sana Allah' ı doğru şekliyle tanıtmış olsun. Bundan dolayı Yüce Allah Kuran'da onlarca ayette peygambere vurgu yapmış, O'na itaatin, Allah'a itaat olduğunu söylemiş ve hatta namazlarda dahi ona vurgu yapan dualar/ kelimeler koymuştur.Bunların tümü, insanların peygambere yönelmesini sağlamak ve onun vesilesiyle kendisine gelmelerini talep etmektir.

Peygamber ( sav)'in Ehl-i Beyt imamlarına hadislerinde bu kadar vurgu yapmasına gelince;

-" Hz.Peygamber ( sav )' i de herkes tanıyabilir ama, en iyi tanıyan hiç kuşkusuz Kendi soyundan olan ve nübüvvet hanesinde kendi yanıbaşında tutup eğittiği Ehl-i Beyti'dir. Ehl-i beyti olmaksızın hiç kimsenin onu hakkıyla tanıması mümkün değildir. Dolayısıyla, nasıl Allah Teala Kuran' da peygambere o kadar vurgu yapmakla, insanların onun vesilesiyle kendisini tanımasını talep ediyorsa, peygamberin de imamlara bu kadar vurgu yapmasındaki kasti, insanların önce imamı tanımasını sağlamak ve imamı tanıdıktan sonra da, imamın vesilesiyle kendisini tanımalarını talep etmektir.

Şimdi tekrar yukarıdaki hadise dönelim :" Kim benden uzaklaşırsa", yani beni devre dışı bırakıp kendisi ya da benim dışımdaki birileri vasıtasıyla Allah' ı tanımak isterse, " Allah'tan uzaklaşmış olur", yani O'na yakın olduğunu zanneder ama gerçekte O'ndan uzaklaşmış olur. (Ya Ali) kim de senden uzaklaşmış olursa, benden uzaklaşmış olur". Yani, imam olmaksızın peygamberi hakkıyla kimse tanıyamaz. İmamsız tanımak isterse ya ifrata düşüp onu ilahlaştırır ( nitekim tarihimizde "Muhammediye" diye bir tarikat çıkmış ve efendimize haşa üluhiyet/ilahlık nisbetinde bulunmuşlardır.) Ya da tefrite saplanıp, peygamber efendimizi (sav) bir postacı gözünde görür.( Nitekim zamanımızın Vahhabileri peygamberin Allah ile kulları arasında bir postacı/mesaj ileticisi olduğunu ve Kuran' ı getirdikten sonra onun artık işinin bittiğini söylerler.)
Dolayısıyla imam'dan uzaklaşan da gerçekte peygamber' den uzaklaşmış olur. Netice itibariyle de Allah'tan da uzaklaşmış sayılır.

BURADA ŞÖYLE BİR SORU AKLA GELEBİLİR:

Madem ki hadiste geçtiği üzere imam'dan uzaklaşan, peygamber' den uzaklaşmış oluyor, o halde; farzedelim ki on iki tane Ehl- i Beyt imamı döneminde ( yani ortalama 250 küsür sene) insanlar onların kanalıyla peygamberi hakkıyla tanımış oldular, peki aradan geçen bin yılı aşkın bir zamanda müslümanlar Peygamberi hakkıyla kimden tanıyacaklardır?

Bunun cevabı şu olsa gerek;

Her zaman dilimi içerisinde Ehl-i Beyt imamlarından birinin mutlaka bulunması gerekir. Aksi taktirde insanlar hakkıyla resulü tanımak için uyduruk imamlara baş vuracak, onlar da Allah'ın elçisini olduğu gibi değil de, kendi hayallerindeki gibi tanıtıp binlerce tanımlar ortaya koyacak, dolayısıyla da ne doğru bir din ortada olacak ve ne de doğru bir Müslüman topluluğu kalacaktır. Bundan dolayı mutlaka ve mutlaka Allah'ın elçisini ve getirdiği dini doğru bir şekilde tanıtacak bir Ehl-i Beyt imamına ihtiyaç vardır ve bu da şu anda gaybta olan 12 nci Ehl-i Beyt imamı Hz. Mehdi ( as) dır.

İKİNCİ BİR SORU:

Bir imam zahirde değil de gaybda olursa, onun topluma peygamberi hakkıyla tanıtmasına ne gibi bir katkısı olabilir ki?

CEVAP:
Hazır imam ile gayıp imamı şu misal üzerinden anlatsak daha güzel bir açıklama yapmış oluruz. Bir Sultanı ya da Cumhurbaşkanını düşünelim. Sarayının kapısını yer yer halkına açar. Kapı iki türlü açılır. Kimi zaman umumi halka, kimi zaman da örneğin kurum ve kuruluş başkanlarına v.s
Hazır İMAM, aynen kapısını genel halka açan o Sultan gibidir. Herkesin ona gidip ulaşması mümkündür. Gayıp imam ise, bütünüyle halktan gaybolan imam değildir, kapısını özel kurum başkanlarına açan yönetici misali, herkesle değil de, yanlızca özel bir takım insanlarla görüşüp, doğruları onlar üzerinden halka aktaran imamdır. Onunla irtibat kuran o özel insanlar da haliyle, o imamın adıyla değil özüyle o bilgileri halka aktaracaktır. Burada da akıl devreye girmelidir. Ancak akledebilenler bu hakikati kavrayabilme şansına sahip olacaktır!

İşte hz.peygamber efendimizin de bir hadiste işaret buyurduğu üzere; " Her nesilde bizim Ehl-i beytimizden onların arasında adil bir imam vardır" sözü buna işaret olsa gerek. Şayet o adil ve de asil Ehl-i Beyt imamı her asırda insanların arasında olup onlara peygamberi hakkıyla tanıtmaz ve o insanlar da imamdan uzaklaşır ise, peygamberi de tanıyamayacak ve peygamberden uzaklaşmış olacaklardır. Peygamber den uzaklaşanlar da Allah'tan ( yani dinden, imandan, ahlaktan, insanlıktan, sadakatten, adaletten, haysiyetten ve...) uzaklaşmış olacaklardır.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02-19-2018, 10:31
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.193
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Ali (aleyhisselam)'ın hilafeti

İmam Ali (aleyhisselam)'ın hilafeti

Hz. Peygamber'in Hamse-i Âli Aba hadisinde “Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir” diyerek beyan buyurduğu Ehl-i Beyt'inden Hz. Ali Efendimizin hilafetini anlatacağız bu yazımızda.

Sünni eserlerden Menakıb'da Resulullah (sav) buyurdu ki: “Her peygamberin vasi ve varisi vardır; benim vasi ve varisim ise Ebu Talib oğlu Ali'dir.” (Menakıb-i ibn-i Meğazili, s.201)
Gadir-i Hum günü irad edilen hutbe ile Hz. Ali'nin Peygamberin yerine halife olarak nasp edilmesi Şii dünya için bir iman esasıdır.
Hz. Ali'nin hilafeti bahsi 220 Sünni eserde de yer almaktadır.
İslam tarihinin seyrini değiştiren en büyük felaket, Hz. Resul'ün sağlığında iken yaptığı halife tayininin O’nun rıhletinden sonra unutulması ve hilafetin nasp edilen kişiden alınarak sahabe arasında verilen oylarla belirlenen kişiye devredilmesidir.
Gadir-i Hum denilen yerde halife ilanı şöyle olmuştur: Yüce Allah, Maide suresi 67. ayet-i kerime ile Hz. Peygamber’e bir ilan ve tebliğ görevi vermektedir. Ayet-i kerimede "Ey Peygamber! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, Seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir” buyrulmuştur.
Maide suresi 67. ayetin Hz. Ali Efendimizin halife ilanıyla alakalı olduğu Sünnî âlimler tarafından da ifade edilir.
Büyük müfessir ve muhaddis İmam es-Suyutî şunları kaydetmektedir: “İbn Ebi Hatim, İbn Merdûye ve İbn Asakir’in bildirdiğine göre, Ebu Said el-Hudrî, ‘Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et…’ ayeti, Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Tâlib hakkında nâzil olmuştur’ demiştir. Tefsir ilminin Sünnî temel kaynaklarından olan Vahidî’nin Esbab-ı Nüzul’ünde ise söz konusu Maide 67. ayet-i kerimesinin nüzul sebebi şöyle nakledilmektedir:
“İbn Atıyye’den, o da Ebu Said el-Hudrî’den (ra) rivayet etmektedir. (Ebu Said el-Hud-rî) dedi ki: ‘Ey Peygamber, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et...’ ayeti, Gadir-i Hum günü Ali bin Ebi Tâlib (ra) hakkında nazil olmuştur
Yine, Nişabur tefsir ekolünün öncülerinden büyük müfessir es-Sa’lebî, el-Keşf ve’l Beyan eserinin 4. cilt sayfa 92'de; Alusi, Ruhu’l Me’ani fi Tefsiri ‘l-Kur’ani’l-Azim ve’s-Seb’il Mesani eserinin 4. cildinin 192 ve 193. sayfalarında; Maide suresi 67. ayetin İmam Ali'nin hilafet ilanını emrettiğini yazarlar.
Hz. Peygamber, Maide 67. ayetin nazil olmasından sonra Hz. Ali'yi halife tayin ettiği bir hutbe irad eder ve Gadir-i Hum Hutbesi olarak bilinen bu hutbenin 6 yerinde Hz. Ali'nin halife ve vasi olarak ilan edildiğini buyurur.
1. “Ali b.Talib, benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonraki halifemdir
2. “Allah Resulünün (sav) halifesi odur. Müminlerin emiri odur. Allah tarafından tayin edilen hidayet imamı odur
3. “Ey insanlar! Bu Ali'dir! O benim kardeşimdir, vasim, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerindeki halifemdir
4. Ey insanlar! Ben hilafet emrini kıyamet gününe kadar imamet veraseti olarak neslime emanet ediyorum
5. “Ali, Allah tarafından tayin edilen imamdır
6. Benden sonra Ali, Allah'ın emri ile sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar O’nun evlatlarından olan benim neslimin hakkıdır
Resulullah'ın Hz. Ali'nin hilafeti hakkındaki hutbesinin bitmesinin hemen ardından "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, size din olarak İslam'ı verdim" (Maide, 3) ayeti nazil olmuştur.
Bunun üzerine Peygamberimiz (sav), "Allah benim peygamberliğimden, Ali'nin velayetinden razı oldu" buyurdular.
Yani Hz. Ali’nin hilafet ilanı ile din kemale ermiştir.
İmam Ali'nin halife tayini ile risalet dönemi bitmiş, velayet dönemi başlamıştır.
Bu velayette, Hz. Peygamber'in risalet kuralları üzere devam eder.
İmam Muhammed Bakır, Maide 3. ayet hakkında “Farzlar birbirinin ardınca nazil oluyorlardı, velayet farzların en sonuncusudur. Allah, 'bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım' ayeti ile bundan sonra size bir farz inmeyecektir" buyurmuştur.
Ayet ve hadisin olduğu bir konuda içtihat, vahiy ile aklın çatışmasıdır ki, bu müsteşriklerin de kullandığı bir metottur.
124 bin sahabenin katıldığı Veda Haccında yapılan hilafet beyanına karşılık, Hz. Peygamber'in vefatının hemen ardından naaş daha ortadayken halife seçimi yapılmıştır.
Hz. Ali Efendimiz, Hz. Peygamber'in defin işleri ile uğraşmaktadır.
Bu esnada Ebubekir, Ömer'i alarak bundan sonra yapılacakları konuşmak üzere oradan ayrılarak Hazrecli Sa’d b. Ubade başkanlığında yapılan Sakife toplantısına giderler.
Sakife, islam tarihinde halifenin seçimle başa getirilmeye çalışıldığı ilk bidattir.
Zira Ensar'ın yaptığı bu toplantıda Hz. Peygamber'in yerine kimin halife olacağı tartışılmış, bir oldu-bitti ile Ebubekir'e biat alınmıştır.
Oysa islam dininde halife seçimle başa getirilmez.
Bakınız Gazali hilafetle ilgili olarak ne söylemiştir: “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor: 'Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.' Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun hilafetini ( Ebubekir) kurtarmak için 'icma hasıl olmuştu' derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali (as) ve zevcesi Hz. Fatıma (as) ve evlatlarının hiç birisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife'de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar." ( Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
Sünni Muttaki Hindi’nin eserinde aktarıldığı üzere Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Bana iman edip, beni tasdik edene Ali bin Ebi Talib'in velayetini tavsiye ederim. Her kim onu veliyülemr edinirse beni edinmiş olur ve her kim beni veliyülemr edinirse Allah'ı edinmiş olur. Her kim Ali'yi (as) severse beni sevmiş olur, beni seven ise Allah'ı sevmiştir. Her kim Ali'ye (as) buğz ederse, beni buğz etmiştir. Beni buğz eden ise şanı yüce olan Allah'ı buğz etmiştir.” (Muntahab’ul-Kenz, Muttakıyy-i Hind, s.32)
Kısaca, hilafet şeksiz şüphesiz İmam Ali'nin hakkıdır, bu hususta da kimsenin rey hakkı yoktur.
Çünkü İmam Ali (as) ayet ve hadislerle hilafete nasp edilmiş tek kişidir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 07:37


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.