aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | MEZHEPLER TARİHİ VE ŞİİLİK

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01-18-2018, 12:16
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Cemel Savaşı

Cemel Savaşı

Cemel (Nakisin) Savaşı (حرب الجمل); Allah Resulünün (s.a.a) eşi Ayşe, Talha ve Zübeyr önderliğindeki grubun, zamanın halifesi İmam Ali’ye (a.s) karşı başlattıkları savaşın adıdır. Cemel savaşı hicri kameri 36. yılda Basra civarında meydana gelmiştir. Ayşe ve beraberindekiler üçüncü halife Osman’ın intikamını alma bahanesiyle bu savaşı başlatmışlardır. Birinci Gasıp halifenin kızı Ayşe’nin, kızıl saçlı ve “asker” adlı bir erkek deveye binerek bu savaşa katılmasından dolayı bu savaş, Cemel (erkek deve) savaşı olarak adlandırılmıştır. Müslümanların ilk iç savaşı sayılan Nakisin savaşı İmam Ali’nin (a.s) ordusunun mutlak zaferi, Talha ve Zübeyir’in öldürülmesi ve Ayşe’nin de saygın bir şekilde Medine’ye gönderilmesiyle son bulmuştur.
Cemel ordusunun başındakilerin ilk önce halife unvanıyla İmam Ali’ye (a.s) biat etmeleri ve ardından biat ve anlaşmalarını ihlal ederek savaşa girmelerinden dolayı onlara Nakisin (biat ve ahdini bozanlar) denmiştir ve bu savaş Nakisin savaşı olarak da adlandırılmıştır.
Nakisin savaşı Müslümanların hilafet merkezinin Medine’den Kufe’ye taşınmasına ve birkaç sahabe ile halifenin şahsı arasında meydana gelen savaş sebebiyle de İslam mezhepleri arasında siyaset babında yeni fıkhi ve kelami görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İsimlendirilme Sebebi
Cemel; erkek deve anlamına gelmektedir. Birinci halifenin kızı Ayşe, kızıl saçlı ve “asker” adlı bir erkek deveye bindiğinden dolayı[1] bu savaşa Cemel savaşı denmiştir.

Savaşın Nedenleri

Hz. Ali’nin (a.s) Görüşü
İmam Ali’nin (a.s) sözlerine teveccühle, muhaliflerin fitne ateşini körüklemelerinin iki delili vardır:
Birinci Delil: Talha ve Zübeyr’in güç ve kudret talebi
İmam Ali (a.s) Nehcü’l Belağa’nın 148. hutbesinde şöyle buyurmaktadır: “Her ikisi de (Talha ve Zübeyr) idareciliği (hilafeti) üzerine almak, öbürüne vermeyip kendine mal etmek ister.”[2]
İkinci Delil: Kin ve nefret
Müminlerin emiri İmam Ali’ye (a.s) karşı beslenen kin ve nefretin varlığı inkar edilemez. Hz. Ali (a.s) kendisine karşı kin ve nefret duyulmasına neden olan etkenlerin geçmişini beyan etmiştir; onlardan bazıları şunlardı:

1- Çünkü peygamber (s.a.a) beni Ayşe’nin babasına üstün kılmıştı.
2- Çünkü peygamber (s.a.a) beni kendisine kardeş seçmişti.
3- Çünkü Allah Teala mescide açılan bütün evlerin kapılarının, hatta Ayşe’nin babasının evinin kapısının bile, kapatılmasını emretti. Ancak benim evimin kapısı kapatılmadı.
4- Çünkü Allah Resulü (s.a.a) Hayber günü, diğerlerinin başarısız olmasından sonra bayrağı benim elime vermişti ve ben de zafer kazanmıştım. İşte benim zafer kazanmam da, onların üzülmesine neden olmuştur…[3]
Ayrıca kendilerini İmam Ali (a.s) ile aynı seviyede gören Talha ve Zübeyr, devlet işlerinde Hz. Ali’nin (a.s) kendileriyle istişare edeceğini ve üçüncü halife Osman’ın ölmesiyle hükümetin bir bölümünü de elde edeceklerini ümit ediyorlardı. Ancak bunlardan hiçbiri gerçekleşmedi ve durum böyle olunca da bu ikisinin Müminlerin Emiri İmam Ali’ye (a.s) olan husumetleri aşikar oldu.

Nakisin Liderlerinin Görüşü
Birinci Delil: Talha, Basra halkı arasında yaptığı konuşmasında İmam Ali’ye karşı savaşının nedenini Peygamber (s.a.a) ümmetinin ıslahı ve Allah’a itaati yaygınlaştırma olarak açıklamıştır.[4]
İkinci Delil: Üçüncü halife Osman’ın intikamı: Onlar Osman’ın katilinin İmam Ali (a.s) olduğunu ve İmamın (a.s) Osman’ın katillerini desteklediğini iddia ederek, kendilerini Osman’ın kanının talep edicileri olarak tanıtıyorlardı. Onların bu iddialarına karşılık Hz. Ali (a.s), Osman’ın asıl katillerinin kendileri olduğunu belirterek,[5] onların intikam taleplerinin kimsenin kendileri aleyhinde bir iddiada bulunmamaları için olduğunu söyledi.
Hz. Ali (a.s) Nehcü’l Belağa’da şöyle buyurmaktadır: “Vallahi, Osman'ın kanını aceleyle istemesinin sebebi, ancak o kanın kendisinden istenmesinden korkmasıydı. Çünkü bu konuda o şüphe altındadır. Toplumda Osman aleyhinde bulunmada ondan daha hırslısı yoktu. Bu nedenle işi karıştırmak, halkı şüpheye düşürmek için buna kalkıştı.”[6]
Evvela: İmam Ali’nin (a.s) Cemel ashabı hakkındaki suçlama ve serzenişlerinin çoğunda Talha ve Zübeyr hedef alınmıştır; zira imam savaşının asıl müsebbiplerini Talha ve Zübeyr bilmekteydi. Başka bir ifadeyle Ayşe’nin bu savaştaki rolü fer’i idi ve o ikisi tarafından kullanılmıştır.
İkincisi: Görüldüğü üzere Cemel ashabının kendilerini haklı kılmaları için zikrettikleri delillerden hiçbiri geçerli değildir. Osman’ın öldürülmesi ve kanının talebi sadece bahaneydi; zira Ayşe’nin üçüncü halife Osman ile arası iyi değildi. Ayşe’nin kendisi Osman’ın evi kuşatıldığında Osman’a itiraz edenleri, hak talep edenler olarak anmıştır. Buna rağmen Ayşe, halkın İmam Ali’ye (a.s) biat ettiğini duyunca, hemen Osman’ın zulümle öldürüldüğünü dile getirmiş ve Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını istemiştir. Hatta Ayşe’nin Allah Resulünün (s.a.a) gömleğini Osman’a götürerek, “henüz Allah Resulünün (s.a.a) kefeninin rutubeti kurumadan sen onun getirdiği hükümleri tahrif ediyorsun” dediği nakledilmiştir.[7]

Mutezile’nin Görüşü
Bazı Mutezili âlimler, Ayşe ve yârenlerinin iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak niyetinde olduklarını söylemişlerdir.[8]
İbn Ebi’l Hadid Mutezili Cemel savaşını başlatanlar hakkında şöyle yazmaktadır: Bizim Mutezili yazarlarımıza göre, Ayşe, Talha ve Zübeyr dışındaki herkes helak olmuştur; zira bu üçü tövbe etmiştir. Tövbe etmeden bunların hükmü de isyanında ısrar ettikleri için cehennemdir.[9]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-18-2018, 12:22
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Talha ve Zübeyr’in Biat ve Ahitlerini Bozması
İmam Ali (a.s) Medine’deki Muhacir ve Ensar’dan oluşan halkın ısrarı ve ortak kararıyla hicretin 35. yılı zilhicce ayında hilafet makamına geçti. İlk başlarda hilafet makamına göz diken[10] ve İmam Ali’nin (a.s) halife olmasıyla hedeflerine ulaşamayan Talha ve Zübeyr, İmam’la (a.s) hilafete ortak olma veya en azından vilayetlerden birinin yöneticisi olma beklentisi içine girdiler.
O ikisi, İmam Ali’den (a.s) Basra ve Kufe (veya Irak ve Yemen) valiliklerini kendilerine vermesini istediler, ancak Ali (a.s) onları bu işe layık görmedi.[11]
İmam Ali’nin (a.s) hilafetinden dört ay sonra, İmam’ın (a.s) hilafetiyle halkın kendilerinden yüz çevirdiğini ve artık Medine’de bir yerlerinin olmadığını anlayan Talha ve Zübeyr, Umre yapma bahanesiyle İmam’dan Mekke’ye gitmek için izin istediler. Bu durum üzerine İmam (a.s) onların Umre değil, hile ve fitne çıkarma niyetinde olduklarını belirtti.[12]
Bazıları,Talha ve Zübeyr'in biat ve ahitlerini bozmalarının sebebini, İmam Ali b. Ebi Talib’e zorla ve korkudan dolayı biat ettikleri iddiasını gerekçe göstermişlerdir.[13]

Nakisinlerin Ayşe ile İttifakı
Talha ve Zübeyr amaçlarına ulaşmak için, Osman’ın öldürülmesinden önce Umre için Mekke’ye giden Ayşe’den, Osman’ın kanını talep etmek ve (şimdilerde İmam Ali’nin (a.s) yakın yaranlarından ve ordusunun komutanlarından olan) Osman’ın katillerinden intikam almak için kendilerine katılmasını istediler. Ayşe ise bir müddet sonra onların bu isteğini kabul etti.[14]
İmam Ali (a.s) Nehcü’l Belağa’nın 172. hutbesinde bu noktaya değinerek şöyle buyurmaktadır: “Çıkıp Resulullah’ın (s.a.a) hürmetini oraya buraya sürüklediler; bir halayığı satın alıp götürür gibi onu alıp Basra'ya götürdüler. O ikisi kendi kadınlarını ise evde sakladılar. Resulullah'ın (s.a.a) haremindeki zevcesini kendileri ve başkaları için meydana çıkardılar, isteyerek ve zorlama olmaksızın bana biat etmiş bir ordu ile yollara düşürdüler. Basra'daki valime, Müslümanların beytülmalinin koruyucularına ve diğer ahaliye saldırdılar; bir kısmını işkenceyle, bir kısmını da hileyle öldürdüler.”[15]
Zübeyr; peygamberin (s.a.a) ve İmam Ali’nin (a.s) halasının oğlu, Ayşe’nin ise kardeşinin kocasıydı. Oğlu Abdullah, Ayşe, Talha ve Zübeyr’i bir araya getirmede ve savaşın ateşini fitillemede önemli bir rol oynamıştır.[16] Ayşe’nin daha önceden İmam Ali’ye (a.s) karşı olan kin ve nefreti de[17] Talha ve Zübeyr’le birlik olmasında müessir ve etkili olmuştur.
Böylece, halkın teveccüh ettiği Peygamberin (s.a.a) eşi Ayşe olmadan bir sonuç elde edemeyeceklerini bilen Talha, Zübeyr ve diğerleri, Ayşe’nin onayını kazanarak bir ordu oluşturdular.[18]
Abdullah b. Amir b. Kurayz ve Ya’li b. Ümeyye mal ve çok sayıdaki develeriyle (bazı rivayetlere göre, 600 deve ve 600 bin dirhem veya dinar) Yemen’den onlara katıldılar ve hepsi Ayşe’nin evinde bir araya geldiler.

Muhaliflerin Basra’ya Doğru Hareketi
Cemel ashabı Abdullah b. Amir’in önerisi üzerine (Medine’ye gitme görüşünde olan Ayşe’nin aksine) Basra’ya doğru hareket etme kararı aldılar; zira Medinelilerle karşılaşma güçleri yoktu. Ayrıca Basra halkı Talha ve Zübeyr taraftarıydılar ve Abdullah’ın da orada yarenleri bulunmaktaydı. Neticede 900 kişisi Mekke ve Medine halkından olan 3000 kişilik ordu yola çıkmak üzere harekete geçti.[19]
Ayşe’nin isteği üzerine, Abdullah b. Amir onun Basra büyüklerine yazdığı bir mektupla gizlice Basra şehrine girdi. Bu arada Ayşe ve beraberindekiler de Hufeyr veyahut Hafer-i Ebu Musa’ya kadar ilerlediler.[20]
Haber Basra’ya ulaşınca Osman b. Huneyf (İmam Ali’nin (a.s) Basra valisi), İmran b. Husayn ve Ebu’l Esved Dueli’yi gelişinin ve muhalefet edişinin sebebini sormaları için Ayşe’ye gönderdi.
Ayşe onlara şöyle dedi: “İsyancılar Peygamberin (s.a.a) haremine saldırarak Müslümanların halifesini zalimce öldürdüler ve mallarını yağmaladılar ve haram şehrin ve haram ayın hürmetini kırdılar. Ben Müslümanları yaptıklarından haberdar etmek ve durumu düzeltmmek için ne yapılması gerektiğini söylemek için geldim.” Talha ile Zübeyr de (Ayşe ile) aynı görüşte olduklarını ve Osman’ın intikamını almak için geldiklerini, ayrıca kendilerinin Ali b. Ebi Talib'e zorla biat ettiklerini söylediler.
Onlar ise; Osman'ın katillerinden kimsenin burada olmadığını, Osman'ın kanını istemenin kendisinden daha çok Ali'ye düşeceğini ve aynı zamanda kendisinin kadın olduğunu ve Allah’ın emriyle Peygamberin (s.a.a) diğer eşleri gibi kendisinin de evinde oturması gerektiğini Ayşe’ye hatırlattılar.[21]

İmam Ali’nin (a.s) Ordusunun Hareketi
Bu havadisin meydana geldiği tarihi hicretin 36. yılı Rebiyülahir (ya da Cemaziyülevvel) ayının 24 veya 25. günü olarak zikretmişlerdir.[22] Müminlerin emiri Ali (a.s), Ayşe, Talha ve Zübeyr’in Basra’ya doğru hareket ettiğinden haberdar olunca Medine halkını savaşa davet etti ve onlar da icabet etti.[23]
Daha sonra İmam Ali (a.s) Sehl b. Huneyf Ensari’yi yerine bırakarak, isyancıları durdurma ve büyük bir savaşın önüne geçme ümidiyle hızlıca 700 kişilik bir orduyla (Muhacir ve Ensar’dan 400 kişi) Şam’a doğru yola çıktı, ancak Medine’ye üç mil uzaklıkta olan Rebeze’ye ulaşınca[24] isyancıların uzaklaştıkları anlaşıldı. Bunun üzerine İmam (a.s) birkaç gün Rebeze’de kaldı ve Rebeze’de bulundukları süre zarfında Medine’den merkep ve silah getirildi ve Ubeyd Tai oğlu Said, Tay boyundan bir toplulukla Hz. Ali’nin (a.s) ordusuna katıldı.[25]
İmam Ali’nin (a.s) ordusu çeşitli kabilelerden olmak üzere yedi gruptan müteşekkildi. Kays, Ezd, Hanzala, İmran, Temim, Dabbe ve Ribab gibi kabileler de Cemel ashabına katıldı. Ahnef b. Kays gibi bazıları da her iki taraftan uzak durdu. Ahnef b. Kays Hz. Ali'nin (a.s) geldiğini duyunca huzuruna vardı, İmam Ali’ye (a.s) dilersen senin orduna katılır, uğrunda savaşırım, dilersen kendi kabilem Beni Sa’d ile yerime giderim (tarafsız olurum) ve on bin (ya da dört bin) kılıcı savaştan alıkoyarım, dedi. Hz. Ali (a.s), ikinci teklifi tercih etti ve o da Temim ve Sa'd kabileleriyle gidip tarafsız kaldı.[26]
Bazı kaynaklarda İmam Ali’nin (a.s) ordusunun on dokuz veya yirmi bin kişi olduğu ve isyancıların ise otuz bin veya daha fazla olduğu rivayet edilmiştir.[27]

İmam Ali’nin (a.s) Uzlaşma için Çabalaması
Müminlerin emiri Ali (a.s) Basra’ya Teff tarafından girdi ve Zaviye diye bilinen yerde birkaç gün ikamet ettikten sonra yola devam etti. Talha, Zübeyr ve Ayşe de Furda bölgesinden yola çıktılar. İmam’ın (a.s) Basra’ya ulaşmasıyla iki ordu karşılaştılar.[28] Ayşe de savaş meydanının yakınlarında bulunan Ezd kabilesinin mahallesindeki Huddan mescidine taşındı.[29]
İmam Ali (a.s) savaşa meyilli değildi ve Basra’ya girişinden üç gün sonrasına kadar gönderdiği mesajlarla isyancıları bu işten vaz geçirerek, kendisine katılmalarını sağlamak istiyordu.[30] Savaş günü de sabahtan öğleye kadar Cemel ashabını geri dönmeye davet etti.[31]
Hz. Ali (a.s) Talha ve Zübeyr’e yazdığı mektupta, kendi hilafetinin meşruiyetini, halkın bağımsız ve hür iradeyle kendisine biat ettiğini, Osman’ın öldürülmesinde bir günahının olmadığını, Osman’ın kanının intikamını istemede haklı olmadıklarını ve Kur’an’ın emirlerine karşı (Peygamberin (s.a.a) eşini evinden çıkararak savaşa getirmeleri) geldiklerinden söz etti.
Ayşe’ye yazdığı mektupta ise, Kur’an’ın emrine karşı gelerek evinden çıktığını ve halkın arasını düzeltme ve Osman’ın intikamını alma bahanesiyle de ordu seferber ederek büyük bir günaha düştüğü hususunda onu uyardı.
Talha ve Zübeyr İmam’a yazdıkları mektupla itaatsizliklerine devam ettiler. Ayşe ise bir cevap yazmadı.
Ardından Abdullah b. Zübeyr halkı İmam Ali’ye karşı ayaklandırmak istedi, ancak İmam Hasan (a.s) bir konuşma yaparak cevabını verdi.[32]
Daha sonra İmam Ali (a.s) Sa’sa’a b. Suhan ve ardından Abdullah b. Abbas’ı Talha, Zübeyr ve Ayşe ile konuşması için gönderdi; ancak konuşmalar sonuç vermedi ve Ayşe o günden sonra daha da çok sertleşti.[33]

Cemel Ordusu Liderleriyle Konuşma
Muttakilerin önderi İmam Ali (a.s) Talha ve Zübeyr’le yakından konuştu ve aralarında nasihat kabul edecek gördüğü Zübeyr’e Allah Resulünün (s.a.a) hadisini (Hz. Resulullah (s.a.a): "Ey Zübeyr, andolsun ki sen zalim olduğun bir hâlde Ali'yle savaşmaya kalkışacaksın!") hatırlattı. Zübeyr de İmam’ın (a.s) sözlerini kabul ederek, eğer bunları hatırlasaydım bu yola düşmezdim ve Allah’a andolsun ki asla seninle savaşmayacağım dedi.
Bunun üzerine Zübeyr Ayşe’ye savaşı bırakıp gideceğini söyledi. Abdullah b. Zübeyr babasına şöyle dedi: Bu iki orduyu karşı karşıya getirdin ve şimdi tam da savaşa başlanacağı sırada onları yalnız mı bırakmak istiyorsun? Sen onun sözünden değil, bayrakları altında toplanmış bulunan yiğitlerden korktun.
Taberi’nin naklettiğine göre, Zübeyr, oğlu Abdullah’ın ısrarları nedeniyle yeminin kefaretini bir köle azat etmekle vererek savaşa hazırlandı.[34]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-18-2018, 12:33
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Cemel Savaşın Başlaması
Cemel savaşı Hicri kameri 36. Yılın Cemaziyülahir ayının ortası Perşembe günü[35] veya Cemaziyülahır ayının 10u[36] veyahut Cemaziyülevvel ayının onuncu günü[37], Basra’nın Hureybe bölgesinde başladı.[38]
İmam Ali (a.s) savaş başlamadan önce elindeki Kur’an-ı Kerim’i, isyancıları Allah’ın emirlerine uymaya ve vahdete davet etmesi için yaranlarından birine vererek onlara gönderdi. Ancak onlar o genci ve İmam Ali’nin (a.s) yaranlarından birkaç kişiyi de oklarla şehit ettiler. Bunun üzerine İmam (a.s) şimdi savaş revadır ve çarpışma vaktidir diye buyurdu.[39] İmam (a.s) yaranlarına savaşı ilk başlatan taraf olmamaları, hiçbir yaralıyı öldürmemeleri ve azalarını kesmemeleri, evlere izinsiz girmemeleri, kimseye kötü söz söylememeleri, kadınlara eziyet etmemeleri ve Cemel ashabı karargâhında bulunanların dışında bir şey almamaları talimatını verdi.[40]
İmam Ali’nin (a.s) ordusunun sağ tarafını Malik Eşter, sol tarafını ise Ammar Yasir komuta ediyordu ve bayrak da İmam’ın (a.s) oğlu Muhammed Hanefiye’nin elindeydi.[41] Bu savaşta İmam Hasan (a.s) ordunun sağ tarafında ve İmam Hüseyin (a.s) de sol tarafında yerini almıştı.[42]
Ayşe de zırh giydirilmiş deve üzerinde, savaş düzeni alan Cemel ashabı[43] ordusunun en ön saflarında idi.[44]

Savaşın Sonucu
Cemel ashabı birkaç saat süren savaşın ardından, ağır kayıplar vererek akşam üzeri mağlup oldular.[45] Cemel ashabı kaçarken Mervan b. Hakem Talha’yı okla ayağından yaraladı. Bunun üzerine Basra’da bir eve götürülen Talha, aşırı kan kaybından orada öldü. Ayrıca Mervan'ın Osman’ın oğlu Eban’a babanı öldürenlerden birini ortadan kaldırdım dediği rivayet edilmiştir.[46]
Bazı kaynaklar esasınca İmam'ın (a.s) yaptığı bir hatırlatmayla yaptıklarından pişman olan Zübeyr de savaştan önce kaçmıştır.[47] Başka bir rivayetten de Zübeyr’in Cemel ordusunun yenilmesinden sonra savaş meydanından kaçarak Medine’ye gittiği anlaşılmaktadır.[48]
Her halükarda Zübeyr savaş meydanını terk ettiği zaman Amr b. Curmuz yarenlerinden birkaç kişiyle onu takip etmeye koyulmuş ve Vadiyu’s Seba’ denilen yerde de onu ansızın bir kılıç darbesiyle öldürmüştür.[49]
Hz. Ali (a.s) bu hadise ve Zübeyr’in öldürülmesinden dolayı üzüntüsünü izhar etmiştir. Zübeyr’in kılıcını görünce de, Zübeyr’in İslam’ın ilk yıllarındaki kahramanlıklarını hatırlatarak, “bu kılıç defalarca Resulü Ekrem’in çehresinden hüznü ve kederi yok etmiştir” diye buyurmuştur.[50]

Ayşe’nin Akıbeti
Savaştan sonra Ayşe’yi Hevdec’den dışarı çıkararak onun için çadır kurdular. İmam Ali (a.s) savaşı körüklediği için Ayşe’ye serzenişlerde bulunmuş ve daha sonra kardeşi Muhammed b. Ebibekr’e onu Basra’ya götürmesini emretmiştir.
Birkaç gün Basra’da kaldıktan sonra Medine’ye gitmesi gereken Ayşe, müddeti bittikten sonra yola çıkmada yavaş davranınca İmam Ali (a.s) İbn Abbas’ı onun yanına göndererek onu uyarmıştır.
Daha sonra Ayşe’yi, İmam Ali’nin (a.s) emriyle erkek elbisesi giyen Basralı bir grup kadınla ve ordusundan birkaç kişiyle Muhammed b. Ebibekr’in eşliğinde Medine’ye yollamıştır.[51]
Daha sonra Ayşe’nin ne zaman Cemel savaşını hatırlasa, “keşke bundan önce ölseydim de bu o hadisede yer almasaydım” dediği ve “Evlerinizde oturun…”[52] ayetini okuduğu zaman da peçesi ıslanıncaya kadar ağladığı rivayet edilmiştir.[53]

Savaşın İstatistikleri
Tarihte Cemel savaşında şehit olan ve ölenlerin sayısı hakkında farklı görüşler belirtilmiştir. Ebu Heyseme’nin Vehb b. Cerir’den rivayet ettiğine göre Cemel savaşında Basra ordusundan 2500 kişi öldürülmüştür.[54] Başka bir rivayete göre de Cemel ashabından 6000 ila 25000 kişinin öldüğü nakledilmiştir.[55] Ayrıca bazıları İmam Ali’nin (a.s) ordusundan 400 ila 5000 kişinin şehit olduğunu yazmışlardır.[56]
Kaynaklar:
1- Taberi, c. 4, s. 452, 456 ve 507.
2- Nehcü’l Belağa, s. 144.
3-Mufid, s. 409.
4- Mufid, s. 304.
5- Meclisi, c. 32, s. 121; Nehcü’l Belağa, s. 134.
6-Nehcü’l Belağa, s. 250.
7- İbn Ebi’l Hadid, c. 6, s. 215.
8-Mufid, s. 64.
9- İbn Ebi’l Hadid, Abdülhamit, Şerhi Nehcü’l Belağa, Tahkik: Muhammed Ebulfazl İbrahim, Kahire, 1378 – 1384 / 1959 – 1964, c. 1, s. 9.
10-Nehcü’l Belağa, hutbe 148; Taberi, c. 4, s. 453 - 455.
11- İbn Kuteybe, c. 1, s. 51 – 52; Taberi, c. 4, s. 429 - 438.
12- Belazuri, c. 2, s. 158; Taberi, c. 4, s. 429; Mufid, c. 1, s. 226.
13- Belazuri, c. 2, s. 158; Taberi, c. 4, s. 435.
14- Belazuri, c. 2, s. 159; Dinveri, c. 1, s. 144; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 452.
15-Nehcü’l Belağa, s. 178.
16-İbn Esir, c. 2, s. 249 – 250 ve c. 3, s. 242 - 243.
17- Nehcü’l Belağa, hutbe 156; Taberi, c. 4, s. 544; Mufid, c. 1, s. 425 - 434.
18-Taberi, c. 4, s. 450 - 451; Mufid, c. 1, s. 226 - 227.
19- Belazuri, c. 2, s. 157 – 159; Taberi, c. 4, s. 454; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 453; Mes’udi, c. 3, s. 102.
20- Belazuri, c. 2, s. 160; Taberi, c. 4, s. 461.
21- Belazuri, c. 2, s. 160; Taberi, c. 4, s. 461.
22- Belazuri, c. 2, s. 163 – 164; Taberi, c. 4, s. 468.
23- Belazuri, c. 2, s. 165; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 457.
24- Yakut Hamevi, Rebeze kelimesi.
25-Belazuri, c. 2, s. 158; Taberi, c. 4, s. 477 - 479; Mes’udi, c. 3, s. 103 – 105; Halife b. Hayyat, c. 1, s. 110.
26- Belazuri, c. 2, s. 186; Taberi, c. 4, s. 505 - 506; Dinveri, c. 1, s. 145 – 146; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 463; Mes’udi, c. 3, s. 117.
27-Taberi, c. 4, s. 505 - 506; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 461.
28- Halife b. Hayyat, c. 1, s. 111; Taberi, c. 4, s. 500 - 501; Mes’udi, c. 3, s. 104 - 106.
29- Taberi, c. 4, s. 503.
30- Dinveri, c. 1, s. 147; Taberi, c. 4, s. 501; Mes’udi, c. 3, s. 106; Müfid, c. 1, s. 334.
31- Dinveri, c. 1, s. 147.
32- İbn Kuteybe, c. 1, s. 70 – 71; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 465 - 467.
33- Mufid, c. 1, s. 313 – 317; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 467.
34- c. 3, s. 513.
35-Taberi, c. 4, s. 501.
36- Mes’udi, c. 3, s. 113.
37-Yakubi, c. 2, s. 182.
38- Belazuri, c. 2, s. 174; Yakut Hamevi, Hureybe kelimesi.
39- Belazuri, c. 2, s. 170 – 171; Yakubi, c. 2, s. 182; Taberi, c. 4, s. 509.
40- Belazuri, c. 2, s. 170.
41- El-Müfid, el-Cemel, Kum; Mektebetu’t Daveri, s. 179 (Mektebetu Ehlu’l Beyt CD’si, 1391).
42- El-Müfid, el-Cemel, Kum; Mektebetu’t Daveri, s. 186 (Mektebetu Ehlu’l Beyt CD’si, 1391).
43- Belazuri, c. 2, s. 169; İbn Kuteybe, c. 1, s. 76; Müfid, s. 319 - 325.
44- Belazuri, c. 2, s. 170; Dinveri, c. 1, s. 149; Taberi, c. 4, s. 507.
45- Belazuri, c. 2, s. 171.
46- Dinveri, c. 1, s. 148.
47- İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 470 - 471.
48- Belazuri, c. 2, s. 181.
49- Taberi, c. 4, s. 511.
50- İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 471 - 472.
51-Mes’udi, c. 3, s. 113 - 114.
52- Ahzab Suresi, 33. ayet.
53-İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 487.
54- Belazuri, c. 2, s. 187.
55- Halife b. Hayyat, c. 1, s. 112; Taberi, c. 4, s. 539; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 487 – 488; Mes’udi, c. 3, s. 95 - 96.
56-Halife b. Hayyat, c. 1, s. 112; İbn A’sem Kufi, c. 2, s. 487; Mes’udi, c. 3, s. 96.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-18-2018, 12:59
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Cemel Savaşı

Talha ile Zübeyr'in Biati Bozmaları
Muaviye şam vilâyeti üzerinde tam bir egemenlik kurmuştu. şam bölgesini istekleri ve amaçları doğrultusunda yönlendirecek mekanizmalara sahipti. şam halkıyla da bir problemi yoktu. çünkü şam bölgesi İslâm'ı benimsediği günden beri, halife tarafından Ebu Süfyan ailesinden birinin başında vali olmasına alışmıştı ve bu aileyi tanıyordu. Muaviye'den önce kardeşi Yezid şam valisiydi. Ayrıca şam bölgesi hilâfet başkentinden uzaktı. Bu da valinin yeterli miktarda güç sahibi olmasına, istikrarlı bir egemenlik kurmasına imkân veren bir durumdu.

Muaviye halife Osman'ın öldürülmesini bahane ederek fitne ateşini alevlendirmeye yönelik bir siyasî hareket başlattı. Osman'ın öldürülüşünden siyasî kazanç elde etmeye çalıştı. Bu amaçla Talha ve Zübeyr'e mektup yazarak, siyasî beklentilerine kavuşmaları için, onları İmam'a (a.s) karşı ciddi bir mücadele içine girmeye davet etti. Böylece İslâm devletinin başkentinde fitne ateşi iyice kızıştı. Muaviye Zübeyr'e yazdığı mektupta şöyle diyordu:

"Ebu Süfyan oğlu Muaviye'den Emirü'l Müminin Abdullah Zübeyr'e... Sana selâm olsun... Ben sana biat ettim ve şam halkını sana biat etmeye çağırdım. Onlar da çağrıma uydular ve bulut parçalarının bir araya biriktiği gibi bu işe seferber oldular. Derhal Basra ve Kûfe'ye git. Ebu Talib'in oğlu senden önce oraya gitmesin. çünkü bu iki şehirden sonra sahip olunacak bir yer yoktur. Senden sonra da Talha b. Abdullah'a biat ettim. Osman'ın kanını isteyin ve insanları da sizi desteklemeye çağırın. Kararlı ve ciddi olun. Allah sizi muzaffer kılsın ve düşmanınızı yüz üstü bıraksın."

Muaviye'nin mektubu Zübeyr'in eline geçince, sevinçten uçacak oldu. Muaviye'nin samimiyetinden kuşku duymuyordu. O ve Talha İmam'a (a.s) yaptıkları biati bozmaya ve isyan etmeye karar verdiler.

İmam'a (a.s) yaptıkları biatten dolayı pişmanlıklarını ve üzüntülerini dile getirmeye başladılar. Sürekli olarak şöyle diyorlardı: "İstemeden, kerhen biat ettik."

Aişe'nin, insanları İmam'a (a.s) karşı savaşmaya teşvik ettiğini duyar duymaz, onun açtığı cepheye katılmak için bir hile düşünmeye başladılar.

Rivayete göre, Talha ve Zübeyir İmam'a (a.s) gelerek kendilerini hükümete ortak etmesini istediler. Ama bir sonuç elde edemediler. Bunun üzerine Aişe'nin yanına gidip isyana katılmaya karar verdiler. Ardından bir kez daha İmam'a (a.s) gelerek umre için kendilerine izin vermesini istediler. İmam onlara şöyle dedi:

"Evet, Allah'a yemin ederim ki, sizin amacınız umre yapmak değildir. Ama siz işinizi sürdürmenin peşindesiniz."

Bir rivayete göre İmam (a.s) onlara şöyle dedi:

"Bilakis, siz ihanet peşindesiniz."

İmam Ali'ye (a.s) yaptıkları biati bozanlar, Aişe'nin Mekke'deki evinde ittifak sağladılar. Bunlar Osman zamanında birbirlerinden kaçan, birbirleriyle çatışan kimselerdi. Zübeyr, Talha ve Mervan b. Hakem, Osman'ın kanını istemek gerekçesiyle halkı İmam'a (a.s) karşı savaşmaya çağırmak noktasında görüş birliğine vardılar. İsyan ve başkaldırının bayrağı olarak Osman'ın gömleğini seçtiler. Osman'ın kanının dökülmesinden İmam Ali'nin (a.s) sorumlu olduğunu ileri sür-düler. çünkü Ali (a.s) Osman'ın katillerini barındırıyor ve onlara kısas uygulamıyordu. çnce Basra'ya yürümeyi ve burayı hareket merkezi ve savaş karargâhı hâline getirmeyi kararlaştırdılar. çünkü Muaviye şam'a hâkimdi. Medine ise hâlen iç karışıklık yaşıyordu.

Aişe'nin Hareketi ve Basra'ya Doğru Yola çıkması
Aişe meşru halife İmam Ali'ye (a.s) karşı silahlı bir çatışmaya girme amacına yönelik hareketini sürdürdü. Etrafında İslâm'a ve İmam Ali'ye (a.s) karşı kin besleyen bir sürü insan toplandı. Hepsinin amacı dünya malına konmak ve iktidardan pay almaktı.

Ya'la b. çmeyye (İbn Münye) Yemen'de vali iken İmam Ali (a.s) tarafından azledildikten sonra oradan çaldığı savaş malzemelerini, kılıç ve deve gibi teçhizatlarla onları donattı. Abdullah b. Amir de Basra'dan çaldığı büyük miktarda bir malla onlara katıldı.

Aişe için "Asker" adlı devesini hazırladılar. çmeyyeoğulları devenin etrafını sarmışlardı. Aişe topluluğun önünde Basra'ya doğru yol alıyordu. Bu arada önceden Basra'nın bazı ileri gelen isimlerine yazdıkları mektuplar yerlerine ulaşmıştı. Bu mektuplarda onları Osman'ın kanını isteme gerekçesiyle İmam Ali'ye (a.s) yaptıkları biati bozmaya çağırıyorlardı.

Bu arada fitnenin önderleri arasında ayak oyunları, hile ve entrikalar da baş göstermeye başlamıştı. İmam Ali'ye (a.s) düşmanlık edenlerin karakteristik özelliğidir hile ve entrikalar peşinde koşmak. Mekke'den çıktıktan sonra Mervan b. Hakem namaz için ezan okudu. Sonra geldi; Talha ve Zübeyr'in önünde durdu. Amacı bu iki adam arasında bir fitne çıkarmaya zemin hazırlamaktı. Zamanı geldiğinde kullanmak üzere fitne tohumları ekmekti. Dedi ki: "Hanginize Emirü'l-Müminin diye selâm vereyim ve hanginizi namaz kıldırmaya çağırayım?"

Bunun üzerine her ikisinin taraftarları kendi aralarında tartışmaya başladılar. Her biri kendi adamının öne geçmesini istiyordu. Aişe askerler arasında tefrika başladığını hissedince, kız kardeşinin oğlu Zübeyr'in namaz kıldırması için haber gönderdi.

Aişe'nin ordusu "Evtas" denilen yere ulaştığında, Said b. As ve Muğiyre b. şube ile karşılaştı. Said, Aişe'nin Osman'ın kanını isteme amacıyla harekete geçtiğini öğrenince, alaycı bir gülümsemeyle şöyle dedi: "Osman'ın katilleri şu yanındakilerdir, ey müminlerin annesi!"

Bir rivayete göre Said; Aişe, Zübeyir ve Talha'yı kastederek: "Öç almanız gereken kişileri develerinizin terkisine bindirerek nereye gidiyorsunuz?" demiş.

Ordu, "Hav'eb" denilen yere varınca, bölgede yaşayan halkın köpekleri havlayarak bunlara saldırdı. Bu durum karşısında Aişe korkuya kapılarak Muhammed b. Talha'ya bu yerin neresi olduğunu sordu: "Burası neresidir?" dedi. Muhammed b. Talha: "Burası Hav'eb'dir, ey müminlerin annesi!" dedi. Aişe paniğe kapıldı ve feryat etmeye başladı: "Buradan geri dönmek zorundayım." dedi. "Niçin?" dedi. Dedi ki: "Resulullah'ın (s.a.a), eşlerine şöyle dediğini duydum: İçinizden birine Hav'eb'ın köpeklerinin havladığını görür gibiyim. Ey Hümeyra! [kırmızı benizli kadıncık]! Sakın bu sen olmayasın." Sonra Aişe devesini yatırdı ve şöyle dedi: "Beni geri götürün. Allah'a yemin ederim ki, Hav'eb suyundan geçecek olan benmişim."

Bütün ordu bir gün bir gece Aişe'nin yanında develerini yatırdılar. Abdullah b. Zübeyr Aişe'nin yanına gelerek bu suyun Hav'eb suyu olmadığına dair Allah'a yemin etti. Bu arada bedevîlerden bazı yalancı şahitler getirterek bu suyun Hav'eb suyu olmadığına şahitlik ettirdiler. Bu, İslâm döneminde yaşanan ilk yalancı şahitlik olayıydı.

Basra Önlerinde çatışmalar
Aişe'nin ordusu Basra önlerine ulaşınca, İmam Ali'nin (a.s) Basra valisi Osman b. Huneyf, halka kendilerine doğru gelen ordunun durumuyla ilgili bilgiler vermeye başladı. Halkı fitneye karşı uyardı, ordunun komutanlarının yanlış ve batıl yolda olduklarını açıkladı. İslâm ve İmam'a (a.s) samimiyetle bağlı bulunan kişiler, biatlerini bozanların Basra'yı ele geçirmelerini önlemeye, hakkı ve kutsal şeriatı savunmaya hazır olduklarını bildirdiler.

İslâm ahlâkıyla bezenmiş, İmam'a (a.s) içtenlikle itaat eden Osman b. Huneyf, Aişe'yi ve beraberindekileri içine düştükleri yanlışlıktan çıkarmak, savaşın önüne geçmek için yoğun çabalar sarf etti. Bu amaçla İmran b. Husayn ve Ebu'l-Esved ed-Duelî'yi tavrının yanlışlığını kanıtlamak üzere Aişe ile tartışmaya gönderdi. Fakat bu iki adamın girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Aişe ve beraberinde bulunan Talha ve Zübeyir, fitne çıkarmada ve savaş ilân etmede ısrarcıydılar. Aişe ve beraberindekiler el-Merbed denilen yere kadar ilerlemeye devam ettiler. Buraya yukarısından giriş yaptılar. Osman b. Huneyf ve Basra halkından bazı kimseler onların yanına gittiler. Talha, Zübeyir ve Aişe, Osman'ın kanını isteme gerekçesiyle insanları İmam'a (a.s) verdikleri biati bozmaya çağırdılar. İnsanlar bu görüşe karşı çıkanlar ve destekleyenler olmak üzere iki gruba ayrıldılar.

Cariye b. Kudame, fitne ateşini alevlendirmekten vazgeçirmek amacıyla Aişe'ye öğüt vermeye başladı ve dedi ki:

"Ey müminlerin annesi! Allah'a yemin ederim ki, Osman'ın öldürülmesi, senin şu mel'un devenin sırtına binerek evinden çıkıp buralara kadar gelmenden daha basit bir olaydır. Allah tarafından sana bahşedilmiş bir örtü, bir koruma ve bir dokunulmazlık vardı. Sen bu örtüyü ve korumayı yırtıp attın, dokunulmazlığını ortadan kaldırdın. Seninle savaşmayı göze alanlar, seni öldürmeyi de göze alırlar demektir. Eğer bizimle savaşmak için gönüllü gelmişsen, evine dön. Yok, eğer istemeden bizimle savaşmak için gelmişsen, seni bu istemediğin durumdan kurtarmaları için insanlardan yardım iste."

çatışma - Ateşkes - İhanet
Aişe'nin gelişi insanların kafasını karıştırdı. Basralılar; Aişe'yi destekleyenler, desteklemeyenler; tasdik edenler ve yalanlayanlar olarak çeşitli gruplara bölündüler. şehre tam bir kaos havası hâkimdi. İnsanlar vuruşmaya ve sokaklarda çatışmaya başladılar. Ancak gece olunca birbirlerinden ayrılabiliyorlardı. Osman b. Huneyf ise kan dökülmesini istemiyordu. Barış olsun istiyordu. İmam Ali'nin (a.s) Basra'ya gelişini bekliyordu. İki taraf arasındaki savaş iyice kızışınca, barış talepleri yükselmeye başladı.

Geçici bir ateşkes antlaşması imzaladılar. Bu arada Medine'ye bir elçi gönderme kararını aldılar. Elçi Medinelilere soracaktı: Eğer Talha ve Zübeyir zorla biat etmişseler, Osman b. Huneyf şehri onlara bırakacak, aksi takdirde Talha ve Zübeyir şehri bırakıp gideceklerdi.

İki tarafın elçisi Kâ'b b. Musevver geri döndü. Usame b. Zeyd'in, Talha ve Zübeyr'in zorla biat ettiklerini iddia ettiğini, Medine halkının ise Usame'nin bu iddiasına karşı çıktığını söyledi. Aişe ordusunun önde gelenleri bu iddiayı kullandılar ve rüzgârlı, yağmurlu bir gecede valilik sarayına saldırdılar. Osman b. Huneyf oradaydı. Adamlarının bazısını öldürdüler, bazısını da esir aldılar. Osman b. Huneyf'in ise sakallarını, saçlarını ve kaşlarını yoldular. Fakat onu öldürmekten korktular. çünkü kardeşi Sehl b. Huneyf, İmam'ın (a.s) Medine valisiydi.

İmam'ın (a.s) İsyanı Bastırmak çzere Harekete Geçmesi
İmam Ali (a.s) iktidara gelince, güvenliğin sağlanmasının ve meşru merkezî hükümetin otoritesini kurmasının önünde bir engel vardı. O da Muaviye b. Ebu Süfyan'ın İmam'ın (a.s) hilâfetine isyan ettiğini ilân etmiş olmasıydı. İmam ilk iş olarak ümmetin birliğinin parçalanmasını ve kan dökülmesini önlemek için askerî ve siyasî hazırlıklara başladı.

İmam (a.s) Aişe, Talha ve Zübeyr'in Basra'ya hareket ettiklerini ve merkezî yönetime baş kaldırdıklarını ilân ettiklerini öğrenir öğrenmez, şam'daki Muaviye sorununu çözmekten vazgeçip, muhacir ve ensarın gözde simalarının da aralarında bulunduğu bir orduyla Basra'ya doğru harekete geçti.

İmam (a.s) "Rebeze"ye varınca bölgelere mektuplar yazarak, fitne ateşini söndürmek ve fitneyi en dar alana hapsetmek için yardım istedi. Bu amaçla Muhammed b. Ebu Bekir ve Muhammed b. Cafer'i Kûfe'ye gönderdi. Kûfe valisi Ebu Musa Eş'arî, İmam'ın (a.s) çağrısına olumlu karşılık ver-medi. Halkın İmam'a (a.s) yardım etmesini engelleyici bir tavır takındı. Sonra Abdullah b. Abbas'ı gönderdi. O da Ebu Musa Eş'arî'yi, yardımlara engel olmaktan vazgeçirmeye çalıştı. Ama Abdullah b. Abbas da Ebu Musa Eş'arî'yi ikna edemedi. Daha sonra oğlu Hasan ile Ammar b. Yasir'i gönderdi. Onların ardından da Malik-i Eşter'i gönderdi. Bunlar da Ebu Musa Eş'arî'yi valilikten azlettiler. Bunun üzerine bütün ağırlığıyla Kûfe Emirü'l Müminin'e (a.s) yardım etmeye koştu ve "Zîkar" denilen yerde İmam'ın (a.s) ordusuna katıldılar.

Bu esnada İmam (a.s) ara vermeden Talha ve Zübeyir'e mektup yazmaya başladı, onlara elçiler gönderdi. Belki akıllarını başlarına alırlar, bu yanlışlıktan vazgeçerler, girdikleri tehlikeyi fark ederler diye. Böylece ümmeti fitnelerden, musibetlerden, belalardan uzak tutarlar, kan dökülmesine engel olurlar. Aişe'ye Zeyd b. Sûhan ve Abdullah b. Abbas gibi isimleri elçi olarak gönderdi. Bu elçiler onlarla kanıta, belgeye ve akla dayalı olarak konuştular. Hatta Aişe, İbn Abbas'a şöyle demişti: "Benim Ali'nin
kanıtlarına karşı koyacak gücüm yok." Bunun üzerine İbn Abbas ona şu karşılığı vermişti: "Kulların kanıtlarına karşı koyacak gücün yokken, Allah'ın kanıtlarına nasıl karşı koyacaksın?!"

Son Öğütler
İmam Ali (a.s), kuvvetleri Basra önlerine geldikten sonra Talha ve Zübeyir'le yazışmayı sıklaştırdı. Aişe ve beraberindekiler insanların İmam Ali'nin (a.s) kanıtları karşısında ikna olmalarından korktular ve onunla karşılaşmak üzere kuvvetlerini şehir dışına çıkardılar. İki taraf savaş düzeni alınca, İmam Ali (a.s) birine askerlerine şu çağrıyı yapmasını emretti: "Karşı taraf aleyhine bir mazeret ortaya konulmadan ve kesin bir kanıt sunulmadan hiç kimse ok fırlatmasın, taş atmasın, mızrak saplamaya kalkmasın."

İmam (a.s) karşı tarafın savaşta ısrarcı olduğunu gördü. Sonra İmam (a.s) iki tarafın ortasında bir yerde Talha ve Zübeyir'le buluştu. İmam onlara şöyle dedi:

"Ömrüm hakkı için, sizin silahlar, süvariler ve piyadeler hazırladığınızı görüyorum. Keşke Allah katında ileri sürebileceğiniz bir mazeret hazırlasaydınız. Allah'tan korkun, yününü sağlam eğirdikten sonra onu çözen kadın gibi olmayın. Ben sizin dinde kardeşiniz değil miydim? Siz benim kanımı haram, ben de sizin kanınızı haram saymıyor muydum? Sizin benim kanımı helâl saymanıza neden olan bir olay mı oldu?"

Sonra Talha'ya şöyle dedi:
"Sen kendi karını evde bırakıp Peygamber'in (s.a.a) eşini mi savaşa getirdin? Sen bana biat etmedin mi?"

Sonra Zübeyir'e şunları söyledi:

"Biz seni Abdulmuttaliboğulları'ndan sayıyorduk. Senin şu kötü oğlun Abdullah büyüyünce, aramızı ayırdı."

Ardından şöyle dedi:

"Ey Zübeyir, hatırlıyor musun; Peygamber'le (s.a.a) beraber Benî Ganem bölgesine uğramıştın. Peygamber (s.a.a) bana baktı, güldü. Sen de ona güldün ve dedin ki: "Ebu Talib'in oğlu kibrinden vazgeçmiyor." Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) sana şöyle dedi: "Onda kibir yoktur. Ama sen haksız olarak onunla savaşacaksın?"

Zübeyir: "Allah'a yemin ederim ki, söylediğin gibidir."

Rivayet edilir ki: Zübeyir, bu konuşmadan sonra savaş meydanını terk eder ve fitne iyice kızıştığı sırada, savaş alanından uzak bir yerde öldürülür. Talha'yı da savaş meydanında Mervan b. Hakem öldürür.

Savaşın Başlaması
İmam (a.s) savaşın başlamasından önce, son ana kadar ahitlerini bozanların içine düştükleri yanlışlıktan dönmelerini temenni etti. Fitnenin elebaşılarının savaşmada ısrarcı olduklarına tanık olmasına rağmen savaş emrini vermedi. Arkadaşlarına şu emri verdi:

"Size karşı onlar harekete geçmeden ve ben size izin vermeden, onlar savaşmaya ve öldürmeye başlamadan hiçbiriniz ok fırlatmasın, mızrak saplamasın."

Cemel ordusu ok atışına başladı. İmam'ın (a.s) arkadaşlarından biri öldürüldü. Derken ikinci, üçüncü kişi de öldürüldü. Bunun üzerine İmam (a.s) onlara karşılık vermeye, hakkı ve adaleti savunmaya izin verdi.

İki ordu korkunç bir savaşa girişti. Başlar uçuruluyor, kollar kesiliyor, her iki tarafta derin yaralar açılıyordu. İmam (a.s) savaş meydanını denetlediği sırada Cemel ordusunun deveyi (Aişe'nin bindiği deveyi) büyük bir direnişle savunduklarını görünce, yüksek sesle haykırdı:

"Yazıklar olsun size, devenin ayaklarını keserek yere çökertin. çünkü o şeytandır..."

İmam (a.s) ve arkadaşları deveye ulaşıncaya kadar saldırılarını yoğunlaştırdılar. Deveyi ayaklarını keserek çökerttiler. Bunun üzerine deveyi savunanlardan geriye kalanlar da savaş meydanından kaçtılar. Ardından İmam (a.s) devenin yakılmasını ve küllerinin de havaya saçılmasını, basit ve saf düşünceli insanları yoldan çıkarmaması için ondan geriye bir iz bırakılmamasını emretti. Sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu:

"Allah'ın lanet ettiği hayvan; İsrailoğulları'nın taptığı buzağıya ne çok benziyordu!"

Devenin havaya saçılan küllerine baktı, sonra şu ayeti okudu:

"Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!"

Savaş Sonrasında İmam'ın Uygulamaları

Allah, muhaliflerine karşı Emirü'l-Müminin'e (a.s) zafer bahşetti. Savaş sona erdi. Savaşın tozu dumanı dindi. İmam (a.s) bir münadi aracılığıyla genel af ilân etti:

"Haberiniz olsun! Yaralılara dokunulmayacak. Arkasını dönüp kaçanlar takip edilmeyecek. Dönüp gidene de mızrak fırlatılmayacak. Silahını bırakan, evine girip kapısını kapatan güvende olacak. Savaş meydanında bulunan silah ve benzeri savaşta kullanılan teçhizat dışında Cemel ordusunun mallarına el konulmayacak. Savaş alanında ele geçirilen silah gibi şeylerin dışındaki mallar mirasçılarına aittir."

İmam Ali (a.s), Muhammed b. Ebu Bekir ve Ammar b. Yasir'e Aişe'nin içinde bulunduğu tahtırevanı savaş meydanındaki ölüler arasından alıp bir kenara taşımalarını emretti. Muhammed b. Ebu Bekir'e kız kardeşi Aişe'nin sorumluluğunu verdi. Gecenin sonuna doğru Muhammed kız kardeşini Basra'ya götürdü. Abdullah b. Halef el-Huzaî'nin evine konuk ettirdi.

İmam (a.s) Cemel ordusundan öldürülenler arasında dolaştı. Her birine şöyle seslendi:

"Ben, Rabbimin bana vadettiğinin hak olduğunu gördüm; sen de Rabbinin sana vadettiğinin hak olduğunu gördün mü?"

Ve yine şunları söyledi:

"Bu gün bize de, başkasına da karışmayanı kınayacak değilim. Fakat ben bizimle savaşanı kınıyorum."

İmam Ali (a.s) Basra'ya girmeden şehrin sırtlarında karargâh kurdu. İnsanların ölülerini defnetmelerine izin verdi. Bunun üzerine şehir halkı şehirden çıkıp savaş meydanındaki ölülerini defnettiler.

Sonra İmam (a.s), biatlerini bozanların kalesi Basra'ya girdi. Mescide geldi, namaz kıldı. Ardından insanlara hitap ederek, onlara durumlarını ve biatlerini bozanların durumunu anlattı. İnsanlar kendilerini bağışlaması için yalvardılar. Bunun üzerine şöyle dedi:

"Sizi affettim. Ama fitneden sakının. çünkü siz, ilk biatlerini bozan, ümmetin birliğini parçalayan kimselersiniz. Bu konuşmadan sonra halk kitleleri ve ileri gelenler İmam'a (a.s) biat etmeye başladılar."

Bunun ardından Emirü'l Müminin (a.s) Basra'daki beytülmale girdi. Buradaki malın çokluğunu görünce: "Benden başkasını aldat..." dedi. Bu sözü birkaç kere tekrarladı. Sonra buradaki malın insanlar arasında eşit şekilde paylaştırılmasını emretti. Her birine beş yüz dirhem düştü. Onun payına da herkes gibi beş yüz dirhem düştü.

Dağıtımdan sonra beytülmalde bir şey kalmadı. Paylaşım sırasında hazır olmayan bir adam geldi ve payını istedi. İmam (a.s) kendi payını ona verdi. Böylece kendisi hiçbir şey almamış oldu. Daha sonra Emirü'l-Müminin, Aişe'nin hazırlatılıp Medine'ye götürülmesini emretti. Kardeşini ve işlerini görmeleri ve Medine'ye ulaştırmaları amacıyla birkaç kadını başlarına sarık sararak ve kılıç kuşandırarak onunla gönderdi. Fakat Aişe Emirü'l Müminin hakkında iyi zanlar beslemiyordu.

İmam'ın (a.s) onun saygınlığını ve hürmetini gözetmediğini düşünüyordu. Ancak İmam'ın (a.s) kendisine eşlik etmeleri için bazı kadınları görevlendirdiğini öğrenince, isyan amacıyla Medine'den çıkışından, başarısız olmasından ve fitne çıkmasına sebep olduğundan pişmanlık duyduğunu açıkça söyledi. Aişe bu olaydan sonra sürekli ağlıyordu.

Cemel Savaşı'nın Sonuçları

Cemel Savaşı, İslâm toplumunun pratik hayatında olumsuz sonuçların meydana gelmesine neden oldu. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

1- Osman b. Affan'ın öldürülmesi meselesi büyüdü. Büyük bir siyasal sorun hâline geldi. Bu sorundan hareketle söylem ve eylem olarak İslâm risaletinin gidişatı açısından yıkıcı etkisi olan akımlar ortaya çıktı. Bunun neticesinde Muaviye b. Ebu Süfyan Cemel'deki kanlı sapma sürecini tamamlamak için Osman'ın kanını isteme gerekçesini sonuna kadar kullandı.

2- Müslümanlar arasında kin gütme alabildiğine yayıldı. Aralarında savaşlar, kanlı çarpışmalar yaşandı. Basralılar arasında tefrika meydana geldiği gibi, diğer İslâm memleketlerinde de ikilik oluştu. Daha önce Müslümanlar birbirlerinin kanlarını dökmekten kaçınırlarken, çocuklarının kanını isteme adına aralarında düşmanlıklar baş gösterdi.

3- İslâm toplumundaki iç sapma cephesi genişledi. İmam Ali'nin (a.s) hükümetinin önündeki engellerin sayısı arttı. Daha önce sadece Muaviye'nin şam'daki isyanı söz konusuyken, başka bir cephe de açılmış oldu. Bunun sonucunda dışa açılma faaliyetleri sınırlandı ve bir İslâm toplumunda gelişmesi gereken ıslahat ve uygarlık faaliyetleri de dar bir çerçevede mahsur kaldı.

4- Kin ve sapma olguları, siyasî muhaliflerin hemen silahlara sarılıp savaşmayı gelenek hâline getirmelerinin önünü açtı.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 01-18-2018, 01:20
AMMAR AMMAR isimli Üye şuanda  online konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 64
AMMAR is on a distinguished road
Standart

Sünni Kaynak Olan İbn Hacer’in aktardığı ilgili rivayet şöyledir:

Bir gün Hz. Peygamber (asm) Efendimiz: "Ya Ali ileride seninle Aişe arasında bir Savaş çıkacaktır.” diye buyurdu. Hz. Ali -hayretler içerisinde- “Ben mi?” diye sordu. Efendimiz: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Hz. Ali: “Haksız taraf ben miyim?” diye sordu. Efendimiz: “Hayır! Haksız Ayşedir buyurdu.
(İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 13/55)
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 01-18-2018, 01:35
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Cemel savaşı Abdullah b. Sebe’nin kışkırtması ile mi olmuştur?

Cemel savaşı Abdullah b. Sebe’nin kışkırtması ile mi olmuştur?

Geçen yazılarımızda Sünnilerin gerçek tarihe alternatif olarak nasıl sahte bir tarih yazdıklarına değinmiştik. yine geçen yazılarımızda Sünnilerin tahrif ettiği bazı tarihi konuları (Osman b. Affan’ın öldürülmesi, Abdullah b. Sebe ve s.) inceleyerek bu konularda Sünnilerin neleri tahrif ettiğini ve gerçeğin ne olduğunu ortaya koymuştuk. Sünnilerin bu şekilde tahrif ettiği tarihi konulardan birisi de Cemel savaşıdır. Talha, Zübeyir ve Aişe gibi kimselerin Hz. Ali a.s’a karşı isyan edip onu hilafetten uzaklaştırarak ve hilafeti ele geçirmek çabası sonucunda ortaya çıkan Cemel savaşı Sünnilerin uydurdukları “tümü adil ve cennetlik olan sahabeler” masalına taban taban zıt olduğu için Sünnilerin bu durumdan sıyrılmak için Cemel savaşının Abdullah b. Sebe’nin kışkırtması ile olduğunu idda etmiş ve bu yönde bazı rivayetler uydurmuşturlar. inşaAllah bu yazımızda Sünnilerin bu iddalarını ve iddalarını ıspatlamak için uydurdukları rivayetleri inceleyeceğiz.

Diğer tarihi konularda olduğu gibi bu konuda da sünni dinini kurtarmak için çabalayan ve bundan dolayı bu rivayetleri uyduran kişi Seyf b. Ömer et-Temimi’dir. Seyf, Hz. Ali a.s’ın ordusu Basra’da olduğu zaman Hz. Ali a.s’ın Aişe, Talha ve Zübeyir’e elçi göndererek barış teklif ettiğini ve onların da bu teklifi kabul ettiğini, fakat Abdullah b. Sebe ve adamlarının gece vakti iki tarafta da yer alıp birbirlerine saldırdığını ve böylece iki tarafın da savaşa sürüklendiğini idda etmiştir. Seyf’in uydurduğu bu masalı Taberi kendi kitabında şöyle rivayet etmiştir:

كتب إلي السري) عن شعيب عن سيف عن محمد وطلحة بإسنادهما قالا لما نزل على ذا قار أرسل ابن عباس والأشتر بعد محمد بن أبي بكر ومحمد بن جعفر وأرسل الحسن بن علي وعمارا بعد ابن عباس والأشتر فخف في ذلك الامر جميع من كان نفر فيه ولم يقدم فيه الوجوه اتباعهم فكانوا خمسة آلاف أخذ نصفهم في البر ونصفهم في البحر وخف من لم ينفر فيها ولم يعمل لها وكان علي ظاعنا ملازما للجماعة فكانوا أربعة آلاف فكان رؤساء الجماعة القعقاع بن عمرو وسعد بن مالك وهند ابن عمرو والهيثم بن شهاب وكان رؤساء النفار زيد بن صوحان والأشتر مالك ابن الحارث وعدي بن حاتم والمسيب بن نجبة ويزيد بن قيس ومعهم أتباعهم وأمثال لهم ليسوا دونهم إلا أنهم لم يؤمروا منهم حجر بن عدي وابن محدوج البكري وأشباه لهما لم يكن في أهل الكوفة أحد على ذلك الرأي غيرهم فبادروا في الوقعة إلا قليلا فلما نزلوا على ذي قار دعا القعقاع بن عمرو فأرسله إلى أهل البصرة وقال له الق هذين الرجلين يا ابن الحنظلية وكان القعقاع من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم فادعهما إلى الألفة والجماعة وعظم عليهما الفرقة وقال له كيف أنت صانع فيما جاءك منهما مما ليس عندك فيه وصاة مني فقال نلقاهم بالذي أمرت به فإذا جاء منهما أمر ليس عندنا منك فيه رأى اجتهدنا الرأي وكلمناهم على قدر ما نسمع ونرى أنه ينبغي قال أنت لها فخرج القعقاع حتى قدم البصرة فبدأ بعائشة رضي الله عنها فسلم عليها وقال أي أمه ما أشخصك وما أقدمك هذه البلدة قالت أي بني إصلاح بين الناس قال فابعثي إلى طلحة والزبير حتى تسمعي كلامي وكلامهما فبعثت إليهما فجاءا فقال إني سألت أم المؤمنين ما أشخصها وأقدمها هذه البلاد فقالت اصلاح بين الناس فما تقولان أنتما أمتابعان أم مخالفان قالا متابعان قال فأخبراني ما وجه هذا الاصلاح فوالله لئن عرفناه لنصلحن ولئن أنكرناه لا نصلح قالا قتلة عثمان رضي الله عنه فإن هذا ان ترك كان تركا للقرآن وان عمل به كان احياء للقرآن فقال قد قتلتما قتلة عثمان من أهل البصرة وأنتم قبل قتلهم أقرب إلى الاستقامة منكم اليوم قتلتم ستمائة إلا رجلا فغضب لهم ستة آلاف واعتزلوكم وخرجوا من بين أظهركم وطلبتم ذلك الذي أفلت يعني حرقوص بن زهير فمنعه ستة آلاف وهم على رجل فإن تركتموه كنتم تاركين لما تقولون فان قاتلتموهم والذين اعتزلوكم فأديلوا عليكم فالذي حذرتم وقربتم به هذا الامر أعظم مما أراكم تكرهون وأنتم أحميتم مضر وربيعة من هذه البلاد فاجتمعوا على حربكم وخذلانكم نصرة لهؤلاء كما اجتمع هؤلاء لأهل هذا الحدث العظيم والذنب الكبير فقالت أم المؤمنين فتقول أنت ماذا قال أقول هذا الامر دواؤه التسكين وإذا سكن اختلجوا فان أنتم بايعتمونا فعلامة خير وتباشير رحمة ودرك بثأر هذا الرجل وعافية وسلامة لهذه الأمة وإن أنتم أبيتم إلا مكابرة هذا الأمر واعتسافه كانت علامة شر وذهاب هذا الثأر وبعثة الله في هذه الأمة هزاهزها فآثروا العافية ترزقوها وكونوا مفاتيح الخير كما كنتم تكونون ولا تعرضونا للبلاء ولا تعرضوا له فيصرعنا وإياكم وأيم الله إني لاقول هذا وأدعوكم إليه وإني لخائف ألا يتم حتى يأخذ الله عز وجل حاجته من هذه الأمة التي قل متاعها ونزل بها ما نزل فان هذا الامر الذي حدث أمر ليس يقدر وليس كالأمور ولا كقتل الرجل الرجل ولا النفر الرجل ولا القبيلة الرجل فقالوا نعم إذا قد أحسنت وأصبت المقالة فارجع فان قدم علي وهو على مثل رأيك صلح هذا الامر فرجع إلى علي فأخبره فأعجبه ذلك وأشرف القوم على الصلح كره ذلك من كرهه ورضيه من رضيه وأقبلت وفود البصرة نحو على حين نزل بذي قار فجاءت وفد تميم وبكر قبل رجوع القعقاع لينظروا ما رأى إخوانهم من أهل الكوفة وعلى أي حال نهضوا إليهم وليعلموهم أن الذي عليه رأيهم الاصلاح ولا يخطر لهم قتال على بال فلما لقوا عشائرهم من أهل الكوفة بالذي بعثهم فيه عشائرهم من أهل البصرة وقال لهم الكوفيون مثل مقالتهم وأدخلوهم على علي فأخبروه خبرهم سأل علي جرير بن شرس عن طلحة والزبير فأخبره عن دقيق أمرهما وجليله حتى تمثل له: ألا أبلغ بني بكر رسولا * فليس إلى بني كعب سبيل سيرجع ظلمكم منكم عليكم * طويل الساعدين له فضول وتمثل علي عندها: ألم تعلم أبا سمعان أنا * نرد الشيخ مثلك ذا الصداع ويذهل عقله بالحرب حتى * يقوم فيستجيب لغير داع فدافع عن خزاعة جمع بكر * وما بك يا سراقة من دفاع
Sırrı’nın kitabında Şuayb’dan, o Seyf’den, o Muhammed ve Talha’dan, onlar da kendi senedleri ile rivayet ederek dediler ki: Kufelilerle birlikte Hz. Ali ve yanındakiler Zikar denilen yerde toplanmıştı. Diğer taraftan Basra ile Zikar arasında ise Hz. Ali’yi yolda bekleyen binlerce kişilik Abdikays kabilesi vardı. Basra’dan gelen grupların başmda şu büyük şahsiyetler yer almıştı: Ka’ka b. Amr, Sad b. Malik, Hind b. Amr ve Heysem b. Şihab. Çarpışmağa meyyal olanların başında ise Zeyd b. Suhan, Malik Eşter, Adiyy b. Hatem, Müseyyeb b. Necbe ve Yezid b. Kays gibileri olup bunların dışında da savaşmağa ve çarpışmağa niyeti olan pek kimse yoktu. Kufeliler Zikar’a vardıklarında Hz. Ali Ka’ka’yı (o Rasulullah s.a.a’in ashabından idi) çağırarak onu Basralılara gönderip şöyle dedi: «Git bu iki adamı bul, tatlılığa ve cemaata davet edip tefrikaya düşmenin tehlikesinden söz et.» Bunun üzerine Ka’ka’ Hz. Ali’ye dedi ki: «Benim aranızda hükümde bulunmanı söz konusu değilken onlardan gelecek haberlere ve sözlere karşı nasıl davranacaksınız?» Hz. Ali dedi ki: «Senin emredeceğin şekilde davranırız. Eğer onlardan gelecek tekliflerde senin bir görüşün ve içtihadın olmazsa biz reyimizle içtihad eder, onlarla o istikamette konuşur ve gerektiği şekilde hadiseleri sonuçlandırırız.» Ka’ka dedi ki: «Doğru söyledin.» sonra çıkıp Basra’ya gitti. Ka’ka ilk önce Aişe’den başladı, yanına varıp, selam verdikten sonra dedi ki: «ey anneciğim! Seni yerinden söküp bu şehire getiren durum nedir?» Aişe dedi ki: «ey oğulcağızım! Benim buraya gelmemin tek sebebi müslümanlar arasında meydana gelen fitneyi ıslah etmektir.» Ka’ka dedi ki: «Talha ve Zübeyir’e haber gönder, onlar da gelsin. Aramızda geçecek konuşmalara sen de şahit ol.» Aişe Talha ve Zübeyir’e haber gönderdi, onlar gelip oturduklarında Ka’ka onlara dedi ki: «Ben müminlerin annesine buraya neden geldiğini sorduğumda müslümanlarm arasını bulmağa geldiğini söyledi. Siz ne dersiniz? Tabi mi olacaksınız, yoksa muhalif misiniz?» Talha ve Zübeyr tabi olacaklarını söylediler. Bunun üzerine Ka’ka dedi ki: «Bana söyler misiniz: Bu ıslah yoluna nasıl gideriz? Vallahi ıslah edilmesini uygun gördüğünüz şeyi ıslah eder, hoş karşılanmayan şeyi de reddederiz.» Talha ve Zübeyir şöyle cevap verdiler: «Osman’ın katilleri… Eğer bunlar terkedilecek olursa vallahi bu Kur’an’ın terki demektir.» Ka’ka bunun üzerine dedi ki: «Siz Basra halkından Osman’ın katilleri olan bir sürü kimse öldürdünüz. Bugün doğruluğa herkesten daha önce sizin yönelmeniz gerekir. Altı yüz adam öldürdünüz, altı bin kişi size karşı çıktı, sizi terkedip gittiler, yanınızdan ayrıldılar. Hurkus b. Züheyr’i öldürmek istediniz, altı bin kişi onu size karşı korudu. Eğer onları kendi hallerine terkederseniz bu söylediğinizi de terketmiş olursunuz. Eğer onlarla çarpışacak ve sizden ayrılan bu adamlara karşı koyacak olursanız hoş karşılamadığınız bu olaylardan daha büyüğüyle karşılaşır ve nefret duyarsınız. Rabia ve Mudar kabilelerini bu şehirlerden uzaklaştırmak isterseniz onlar size karşı toplanır, sizinle savaşır ve sizi dehşet verici bir yenilgiye uğratırlar ki, aynen Osman’ın katli gibi büyük bir günahtan daha büyük bir hadiseyle karşı karşıya kalırsınız.» Aişe dedi: «Peki sen ne dersin?» Ka’ka dedi ki: «Benim görüşüm şudur: Meydana gelen bu olayların ilacı hadiseleri ve insanları teskin etmektir. Eğer bu durum sakinleştirilirse insanların heyecanları söner ve iş sona erer. Bize biat ederseniz bu hayra bir alamettir, rahmete ve iyiliğe doğru giden bir yolun müjdesidir, fakat buna yanaşmaz da işi daha çok büyüterek yan çizerseniz durum şerre ve kötülüğe doğru kayıp gider ki, bu hakimiyetin ve mülkün zevali demektir. Afiyeti, sağlığı ve selameti isteyiniz ki, Yüce Allah onu size ihsan etsin. Siz daha önce, İslam’ın başlangıcında olduğu gibi hayra ve iyiliğe anahtar olunuz. Ne olur belaya ve musibete başvurup da onu başımıza ve kendi başınıza sardırmayın. Vallahi benim söyleyeceklerim bundan ibarettir. Sizi bu sözlere uymağa ve hayra davet ediyorum. Vallahi bu ümmetin başına bu günlerde gelen bu müsibetlerin sonunda Yüce Allah’ın bizi daha büyük bir musibete uğratacağından korkuyorum. Başımıza gelen bu felaketler gerçekten daha evvel düşünülen ve tasarlanılan şeyler değildir. Bu işler bir adamın bir başkasını öldürmesi veya ondan nefret etmesi, ya da bir kabilenin bir adamı öldürüp de ondan nefret etmesine benzemez.» Bundan sonra onlar (Aişe, Talha ve Zübeyir) dediler ki: «Doğru ve yerinde söyledin. Kalk şimdi, Ali’ye git. eğer Ali de bu görüşlerine aynen uyar ve bu görüşlerle bize yaklaşırsa o zaman bu iş sulh ile neticelendi demektir

Taberi, “Tarihi Taberi”, 3/502-504

كتب إلي السري) عن شعيب عن سيف عن محمد وطلحة قالا لما جاءت وفود أهل البصرة إلى الكوفة ورجع القعقاع من عند أم المؤمنين وطلحة والزبير بمثل رأيهم جمع علي الناس ثم قام على الغرائر فحمد الله عز وجل وأثنى عليه وصلى على النبي صلى الله عليه وسلم وذكر الجاهلية وشقاءها والاسلام والسعادة وإنعام الله على الأمة بالجماعة بالخليفة بعد رسول الله صلى الله علته وسلم ثم الذي يليه ثم الذي يليه ثم حدث هذا الحدث الذي جره على هذه الأمة أقوام طلبوا هذه الدنيا حسدوا من أفاءها الله عليه على الفضيلة وأرادوا رد الأشياء على أدبارها والله بالغ أمره ومصيب ما أراد ألا وإني راحل غدا فارتحلوا ألا ولا يرتحلن غدا أحد أعان على عثمان رضي الله عنه بشئ من أمور الناس وليغن السفهاء عني أنفسهم فاجتمع نفر منهم علباء بن الهيثم وعدي بن حاتم وسالم بن ثعلبة العبسي وشريح بن أوفى ابن ضبيعة والأشتر في عدة ممن سار إلى عثمان ورضى بسير من سار وجامعهم المصريون ابن السوداء وخالد بن ملجم وتشاوروا فقالوا ما الرأي وهذا والله علي وهو أبصر الناس بكتاب الله ممن يطلب قتلة عثمان وأقربهم إلى العمل بذلك وهو يقول ما يقول ولم ينفر إليه إلا هم والقليل من غيرهم فكيف به إذا شام القوم وشاموه وإذا رأوا قلتنا في كثرتهم أنتم والله ترادون وما أنتم بأنجى من شئ فقال الأشتر أما طلحة والزبير فقد عرفنا أمرهما وأما على فلم نعرف أمره حتى كان اليوم ورأى الناس فينا والله واحد وأن يصطلحوا وعلي فعلى دمائنا فهلموا فلنتوائب على علي فنلحقه بعثمان فتعود فتنة يرضى منا فيها بالسكون فقال عبد الله بن السوداء بئس الرأي رأيت أنتم يا قتلة عثمان من أهل الكوفة بذي قار ألفان وخمسمائة أو نحو من ستمائة وهذا بن الحنظلية وأصحابه في خمسة آلاف بالأشواق إلى أن يجدوا إلى قتالكم سبيلا فارقأ على ظلعك وقال علباء بن الهيثم انصرفوا بنا عنهم ودعوهم فإن قلوا كان أقوى لعدوهم عليهم وإن كثروا كان أحرى أن يصطلحوا عليكم دعوهم وارجعوا فتعلقوا ببلد من البلدان حتى يأتيكم فيه من تتقون به وامتنعوا من الناس فقال ابن السوداء بئس ما رأيت ود والله الناس أنكم على جديلة ولم تكونوا مع أقوام برآء ولو كان ذلك الذي تقول لتخطفكم كل شئ فقال عدي بن حاتم والله ما رضيت ولا كرهت ولقد عجبت من تردد من تردد عن قتله في خوض الحديث فاما إذا وقع ما وقع ونزل من الناس بهذه المنزلة فان لنا عتادا من خيول وسلاح محمودا فان أقدمتم أقدمنا وإن أمسكتم أحجمنا فقال ابن السوداء أحسنت وقال سالم بن ثعلبة من كان أراد بما أتى الدنيا فانى لم أرد ذلك والله لئن لقيتم غدا لا أرجع إلى بيتي ولئن طال بقائي إذا أنا لاقيتم لا يزد على جزر جزور وأحلف بالله أنكم لتفرقون السيف فرق قوم لا تصير أمورهم إلا إلى السيف فقال ابن السوداء قد قال قولا وقال شريح بن أوفى أبرموا أموركم قبل أن تخرجوا ولا تؤخروا أمرا ينبغي لكم تعجيله ولا تعجلوا أمرا ينبغي لكم تأخيره فإنا عند الناس بشر المنازل فلا أدرى ما الناس صانعون غدا إدا ما هم التقوا وتكلم ابن السوداء فقال يا قوم إن عزكم في خلطة الناس فصانعوهم وإذا التقى الناس غدا فأنشبوا القتال ولا تفرغوهم للنظر فإذا من أنتم معه لا يجدوا بدا من أن يمتنع ويشغل الله عليا وطلحة والزبير ومن رأى رأيهم عما تكرهون فأبصروا الرأي وتفرقوا عليه والناس
Sırrı’nın kitabında Şuayb’dan, o Seyf’den, o da Muhammed ve Talha’dan anlattı, dediler ki: Ka’ka Hz. Ali’ye dönüp durumu anlatmış, o da son derece sevinip her iki taraf sulha yönelmişti. ancak bu sulhu hoş karşılamayanlar olduğu gibi bundan son derece memnun olanlar da vardı. Ka’ka’nın Hz. Ali’nin yanına varmasından önce Basra’dan bir sürü Arap heyeti Hz. Ali’ye gelerek, Küfe halkından olan diğer kardeşlerinin görüşlerinin ne olduğunu öğrenmek istemişler, kendilerinin hangi duruma meylettiklerini açıklamışlar, sulh yapmayı daha uygun bulduklarını, çarpışmaların tehlikelerini ve hiçbir zaman çarpışmayı düşünmediklerini bildirmişlerdi. Basra’dan gelenler bu kimseler Küfe halkından olup burada kendi aşiretlerinden kimselerle karşılaştıklarında onların da aynı şekilde düşündüklerini görmüş ve onları alıp Hz. Ali’nin huzuruna götürerek haberi iletmişlerdi. Hz. Ali bu gelenlerden Cerir b. Seris’e Talha ve Zübeyir’in ne düşündüklerini sormuş, Cerir de onların durumlarmı anlatarak şöyle demişti: «Zübeyir kerhen ve zorla bey’at ettirildiklerini söylüyor, Talha da aynı minval üzere, şiirler okuyarak bu yolda görüşünü belirtiyor. Basra halkından gelen heyetler Kufelilerle de aynı görüşleri taşır olarak geri döndükleri gibi Ka’ka’da Basra’dan dönmüş ve her iki tarafın da sulh istedikleri ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Hz. Ali kalkıp bir hutbe okumuş, Allah’a hamdü sena ettikten sonra cahiliyye devrinin şekvetinden ve mutsuzluğundan, İslam’ın gelişiyle erişilen mutluluktan, Allah’ın bu ümmete verdiği nimetlerden, Rasulullah s.a.a’den sonra hilafetle ve cemaatle nasıl bir nimete erdiklerinden söz ederek Rasulullah s.a.a’den sonra gelen her iki halifenin döneminde de aynı mutluluğun sürdüğünü, fakat daha sonra Cenab-ı Allah’ın insanlara ihsan ettiği bu üstünlükleri kıskanan ve dünyayı talep eden şerli bir grubun çıkıp bu olaya sebep verdiğini söylemiş ve bunların İslam’ı tekrar gerisin geriye çevirmek istediklerini ifade etmiş, sonra sözlerini şöyle bitirmişti: «Allah mutlak arzu ettiğini ortaya koyar ve dilediğini yapar. Haberiniz olsun ki ben yarın çıkıp gidiyorum. Siz de bana uyup çıkın gidiniz.» Bu konuşmadan sonra Osman b. Affan’a karşı gelip onun öldürülmesine yol açan kimseler yerlerinden kıpırdamamış, bu sefihler tekrar kendi heva ve heveslerine uyarak bir araya toplanmışlardı. Bu toplananlar arasında Alba b. Heysem, Adiyy b. Hatem, Salim b. Salebe el-Kaysi, Şüreyh b. Evfa ve Malik Eşter ile birlikte bazı kimseler bulunuyordu. Mudar kabilesinden bazı kimseler ile Abdullah b. Sebe, Halid b. Mülcem de bunlarla bir araya gelmiş veistişare etmişlerdi. “Bu konuda söyleyecekleriniz nedir?” diye sorulduğunda şu fikirler ortaya atılmıştı: «Ali Allah’ın kitabını en iyi kavrayan ve en iyi bilen bir kimse olduğu için Osman’ın katillerini er geç yakalayıp Allah’ın emrini uygulayacak ve bu konuda titiz davranacak ilk insandır. Ali bu şekilde konuşuyor, ancak Osman’ın katillerinden nefret ettiği kadar da hiç kimseden nefret etmiyor. Talha ve Zübeyr kendi yanlarındaki kalabalığa bakıpda Hz. Ali’nin yanmda bulunanların azlığını görürse bunlar birbirlerine düşebilirler. Buna ne dersiniz? Yoksa herhalde sizler bir gün aranacaksınız ve sağ kalmaktan uzak düşebilirsiniz.» Bu konuşmalardan sonra Malik Eşter şöyle dedi: «Talha ve Zübeyir’in hakkımızda neler düşündüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Ancak Ali’nin ne düşündüğünü bu güne kadar öğrenemediğimiz gibi diğer insanlardan da kimlerin bize karşı neler düşündüğünü bilmiyoruz. Bunlar eğer aralarında birlik sağlarlarsa bizim kanımızı akıtmak üzere de anlaşabilirler. Geliniz Ali’yi de Osman’a katalım, onu da öldürelim. O zaman öyle bir fitne kopar ki, bu fitneyi durdurmak için bizim her dediğimize razı olurlar.» Abduİlah b. Sebe onun sözlerine karşı dedi ki: «Bu görüşün ne kadar kötü bir görüş! Siz Osman’ı öldürenler şu Zikar’da iki bin veya altı yüz kişi civarındasınız, Hanzala’nın oğlu (Talha) ve adamları ise sizi öldürmek için sürekli fırsat kollayan ve bu işe gayet hevesli olan beş bin kişiden meydana gelmektedir.» Arkasından Alba’ b. Heysem kalkıp şöyle dedi: «Gelin onları kendi hallerine bırakıp gidelim. Eğer Ali’nin yanındakiler zayıflayacak olurlarsa düşmanları onlara karşı galip gelirler, eğer çok olurlarsa sizin aleyhinize sulh akdedebilirler. Onları kendi hallerine bırakın ve gelin uzak şehirlerden birine gidip orada yerleşin, iyice güçleninceye kadar da bu insanlardan uzak durun.» Ancak Abdulah b. Sebe ona karşı dedi ki: «Senin görüşün de ne kadar kötü bir görüş! Vallahi herkes sizin ayrı bir grup olup gitmenizden dolayı sevinir. Eğer siz bu iyi ve her türlü kötülükten uzak olan insanlarla bir arada olursanız mesele yok, eğer ayrılıp da kendi başınıza bir grup olursanız nerede bulunursanız bulunun, vallahi insanlar sizi doğrarlar.» Sonra Adiyy b. Hatem şöyle dedi: «Allah’a yemin olsun ki, bütün bu söylenenleri tam olarak ne beğendim, ne de reddettim. Ancak bu konuşmalar esnasında Hz. Ali’nin öldürülmesi konusunda tereddüt gösterenlerin tereddüdünü beğendim. Burada yapılacak tek şey varsa o da bu insanları birbirine düşürmektir. Bizim bu konuda yapacağımız şey ise atlarımızı ve silahlarımızı kullanmamızdır. Eğer sizler ileriye atılırsanız biz de ileriye atılırız, eğer duracak olursanız biz de dururuz.» Adiyy’in bu sözlerini Abdullah b. Sebe dedi ki: «Doğru ve güzel söyledin.» arkasından Salim b. Salebe şöyle dedi: «Dünyayı arzu edenler edebilir, fakat ben istemiyorum. Vallahi yarın onlarla karşılaşırsam mutlaka çarpışacak ve onlardan da asla geri kalmayacağım. Allah’a yemin ederim ki, sizler ister istemez ve er geç kılıçla karşı karşıya kalacaksınız. Onun için bu kılıçtan ayrı durmayınız.» Abdullah b. Sebe Salim’in bu sözlerine karşı şöyle dedi: «Bu adam amma da doğru konuştu.» Arkasından Şüreyh b. Evfa dedi ki: «İşlerinizi çabuk tutun, buradan çıkarılıp sürgün edilmeden önce çabuk davranın ve bir an evvel yapmanız ve tacil etmeniz gereken işinizi de kesinlikle tehir etmeyin, geriye bırakmanız gereken bir işi de acele ile yapmayın. Biz insanların nazarında en şerli ve kötü bir noktadayız. Vallahi bu iki grup çarpışmazlarsa sonunda bize karşı nasıl davranacaklar bilemiyorum.» bundan sonra Abdullah b. Sebe dedi ki: «ey kavim! Sizin üstün olmanız ve bu işten sıyrılmanız her iki grubun çarpışmasıyla mümkündür. Eğer onlar yarın birbirlerine düşerlerse siz aralarından yavaşça çekilip çıkınız ve onlara herhangi bir şekilde yardım konusunda da söz vermeyiniz. Siz kimin yanında olursanız onun savaştan vaz geçmesi mutlaka kaçınılmazdır. Burada yapılacak tek şey Ali’yi Talha ve Zübeyir ile çarpıştırıp onları birbirine düşürmektir. O zaman Ali, Talha, Zübeyr ve onların görüşünde olanlar birbirleriyle uğraşıp dururlar. İşte o arada siz neticeyi görün ve hiç kimse farkına varmadan siz de çekip gidin

Taberi, “Tarihi Taberi”, 3/506-508

وكتب إلي السري) عن شعيب عن سيف عن محمد وطلحة قالا وبعث علي من العشى عبد الله بن عباس إلى طلحة والزبير وبعثاهما من العشى محمد بن طلحة إلى علي وأن يكلم كل واحد منهما أصحابه فقالوا نعم فلما أمسوا وذلك في جمادى الآخرة أرسل طلحة والزبير إلى رؤساء أصحابهما وأرسل علي إلى رؤساء أصحابه ما خلا أولئك الذين هضوا على عثمان فباتوا على الصلح وباتوا بليلة لم يبيتوا بمثلها للعافية من الذي أشرفوا عليه والنزوع عما اشتهى الذين اشتهوا وركبوا ما ركبوا وبات الذين أثاروا أمر عثمان بشر ليلة باتوها قط قد أشرفوا على الهلكة وجعلوا يتشاورون ليلتهم كلها حتى اجتمعوا على إنشاب الحرب في السر واستسروا بذلك خشية أن يفطن بما حاولوا من الشر فغدوا مع الغلس وما يشعر بهم جيرانهم انسلوا إلى ذلك الامر انسلالا وعليهم ظلمة فخرج مضريهم إلى مضريهم وربيعهم إلى ربيعهم ويمانيهم إلى يمانيهم فوضعوا فيهم السلاح فثار أهل البصرة وثار كل قوم في وجوه أصحابهم الذين بهتوهم وخرج الزبير وطلحة في وجوه الناس من مضر فبعثا إلى الميمنة وهم ربيعة يعبؤها عبد الرحمن بن الحارث بن هشام وإلى الميسرة عبد الرحمن بن عتاب بن أسيد وثبتا في القلب فقال ما هذا قالوا طرقنا أهل الكوفة ليلا فقالا قد علمنا أن عليا غير منته حتى يسفك الدماء ويستحل الحرمة وأنه لن يطاوعنا ثم رجعا بأهل البصرة وقصف أهل البصرة أولئك حتى ردوهم إلى عسكرهم فسمع علي وأهل الكوفة الصوت وقد وضعوا رجلا قريبا من علي ليخبره بما يريدون فلما قال ما هذا قال ذاك الرجل ما فجئنا إلا وقوم منهم بيتونا فرددناهم من حيث جاءوا فوجدنا القوم على رجل فركبونا وثار الناس وقال علي لصاحب ميمنته ائت الميمنة وقال لصاحب ميسرته ائت الميسرة ولقد علمت أن طلحة والزبير غير منتهيين حتى يسفكا الدماء ويستحلا الحرمة وانهما لن يطاوعانا والسبائية لا تفتر إنشابا ونادى علي في الناس أيها الناس كفوا فلا شئ فكان من رأيهم جميعا في تلك الفتنة ألا يقتتلوا حتى يبدأوا يطلبون بذلك الحجة ويستحقون على الآخرين والا يقتلوا مدبرا ولا يجهزوا على جريح ولا يتبعوا فكان مما اجتمع عليه الفريقان ونادوا فيما بينهما
Sırrı’nın kitabında Şuayb’dan, o Seyf’den, o da Muhammed ve Talha’dan anlattı, dediler ki: Hz. Ali Abdullah b. Abbâs’ı Talha ve Zübeyr’in ya*nma göndermiş, aynı şekilde Talha ve Zübeyr de Talha’nın oğlu Muhammed’i Hz. Ali’nin yanma göndermişlerdi. Hz. Ali yanında bulunan bütün kabilelerin reislerine bu durumu bildirmiş, Talha ve Zübeyr de yanlarındaki bütün kabile reislerine ve ileri gelenle*rine bu sulh durumunu aktarmışlardı. O gece şimdiye kadarki gün*lerinde geçirmedikleri bir gece olarak esenlik ve huzur içinde, sulha büyük bir adım atılmışcasına geçirildi. Hz. Osman’ın kanını heder edenler ise son derece kötü bir gece geçirmiş ve yok edilmekle kar*şı karşıya olduklarını hissetmişlerdi. Yine o gece birbirleriyle isti*şare etmek üzere bir araya gelmiş ve savaşma yollarını aramak üzere toplanmışlardı. Gece karanlığında, kimsenin görmeyeceği bir anda çıkıp kılıçlarını çekerek Mudar kabilesinden olanlar Mudar*lılara, Rabîa kabilesinden olanlar Rabîahlara ve Yemenlilerden olanlar da Yemenlilere karşı hücum ederek onları kırmaya başla*mışlar, Basra halkı karşı koymağa çalışarak her biri üzerine gelen bu askerleri geri püskürtmeye çalışmış ve şüpheye düşmüşlerdi. Nihayet Talha ve Zübeyr,’ sağ tarafda bulunan Rabîalılarm başı*na komutan olarak Abdurrahman b. Hars’ı ve sol taraftaki kuv*vetlerin başına ise Abdurrahman b. Attâb’ı göndererek kendileri de merkezde yer almışlardı. «Bu ne haldir?» diye sorduklarında onlara şöyle demişlerdi; «Kûfelilerin bulunduğu taraftan bize ge-, celeyin bir saldırı meydana geldi.» Talha ve Züpeyr de: «Evet, Ali’*nin niyetinin farklı olduğunu ve bizi kandırıp kanlarımızı dökmek istediğini anladık.» demişler, sonra Basralılar üzerlerine saldıran Kûfelileri karargâhlarına geri püskürtmüşlerdi. Hz. Ali ve Kûfeliler meydana gelen bu kargaşalığı duymuşlar*dı, Bu Sebeiyye’ye mensup olanlar Hz. Ali’ye yakın bir yere adam yerleştirmiş ve olanların sebebini sorduğunda cevap vermek üzere hazır bulundurmuşlardı. Hz. Ali: «Ne oluyor, bu nedir?» diye sor*duğunda oraya yerleştirilen adam şöyle der: «Birdenbire karşıdan çıkagelen kimselerin bizi gafil avlayıp hücum ettiklerini gördük, biz de onları geri püskürttük. Birden üzerimize atlarla saldırdılar ve hücuma geçtiler.» Hz. Ali bu andan sonra sağ taraftaki kuvvet*lerin başına bir kumandan ve sol taraftaki kuvvetlerin de başına bir kumandan göndererek şöyle demişti: «Talha ve Zübeyr’in bi*zim kanlarımızı dökmeden buradan ayrılmayacaklarını ve bize as*la uymayacaklarını anladım.» Ancak Sebeiyyeliler yaptıklarını his*settirmeden işlerine devam ediyorlardı. O arada Hz. Ali müslümanlara şöyle hitap eder: «Olduğunuz yerde durun, hiçbir şey yoktur.» Onların ortak görüşü, ellerine delil geçirmek ümidiyle karşı taraf başlamadan savaşmamak, kaçanı öldürmemek, yaralıların işini bitirmemek, maktullerin üzerindeki eşyayı almamak, Basra’dan si*lâh, elbise ve mal almamak şeklinde idi.

Taberi, “Tarihi Taberi”, 3/517-518

görüldüğü gibi Taberi bu konudaki rivayetlerin tamamını Sırrı –> Şuayb –> Seyf –> Muhammed ve Talha senedi ile rivayet etmektedir. Abdullah b. Sebe’nin kimliği konusunda yaptığımız araştırmada bu senedi nasibilerin kendi cerh ve tadil kitaplarına binaen incelemiştik. tekrar olmaması ise burada sadece link vermekle yetiniyoruz, bkz: Abdullah b. Sebe: hadisler ışığında inceleme

ravilerin durumuna ek olarak rivayetin metni de rivayetin uydurma olduğunu delalet etmektedir. çünkü bu rivayetin ilk ravileri Muhammed ve Talha adlı (Seyf’in uydurduğu) kişilerdir. bu iki kişi olayları öyle rivayet etmektedir ki, sanki olayların her anında hazır bulunmuşturlar. mesela (iddaya göre) Abdullah b. Sebe ve arkadaşları gece gizlice toplanıp konuşma yapıyorlar. eğer bunlar gizlice toplanıp sohbet ettilerse, ibni Sebe ve arkadaşları da kendi planlarını açığa çıkararak kendilerini ele vermeyeceklerine göre bu adamın bu toplantı ve toplantında yapılan konuşmalardan nasıl haberi oldu? yine rivayeti anlatan ibni Sebe ve arkadaşlarının geceleyin her iki tarafa saldırarak onları bir birine düşürdüğünü söylüyor. bu adam kendisi hangi tarafta idi ve saldıranın ibni Sebe olduğunu nereden biliyordu? bu şeyleri rivayet eden bu adam olayların tüm safhasında hazır bulunamayacağına binaen rivayetin sonradan birileri tarafından işlenerek hazırlandığı aşikardır.

bunlara ek olarak Abdullah b. Sebe’nin kimliği hakkındaki araştırmamızda da ortaya koyduğumuz üzere ister sünni ve istersede şii kaynaklarında Abdullah b. Sebe’den söz eden sahih hadisler Seyf b. Ömer’in uydurduğu hikayeye zıt olarak Abdullah b. Sebe’nin Cemel savaşından sonra Kufe’de ortaya çıktığını bildiriyor.

bundan başka, Cemel savaşı hakkında elimizde şii ve sünni kaynaklı pek çok sahih rivayet mevcuttur ve bu rivayetlerin hiç birisi “aniden ortaya çıkan bir gece hücumu”ndan söz etmez. aksine, tüm rivayetler her 2 ordunun gündüz vakti karşı karşıya geldiklerini, Hz. Ali a.s’ın onlarla konuşup onları Kur’an’a davet ettiğini ama muhaliflerin bunu kabul etmediğini ve savaşın bundan sonra başladığını bildirmektedir. inşaAllah şimdi bu rivayetlerden bir kaç tanesini aktaracağız.

Hz. Hadi ve Hz. Askeri a.s’ın ashabından olan Abdullah b. Cafer el-Himyeri r.a’ın “Kurbul İsnad” adlı kitabında şu ifadeler var:

حدثني محمد بن عبد الحميد، وعبد الصمد بن محمد، جميعا عن حنان بن سدير قال: سمعت أبا عبد الله عليه السلام يقول: ” دخل علي أناس من أهل البصرة فسألوني عن طلحة والزبير، فقلت لهم: كانا من أئمة الكفر، إن عليا عليه السلام يوم البصرة لما صف الخيول، قال لأصحابه: لا تعجلوا على القوم حتى اعذر فيما بيني وبين الله عز وجل وبينهم. فقام إليهم فقال: يا أهل البصرة هل تجدون علي جورا في حكم؟ قالوا: لا. قال فحيفا في قسم؟ قالوا: لا. قال: فرغبة في دنيا أخذتها لي ولأهل بيتي دونكم، فنقمتم علي فنكثتم بيعتي؟ قالوا: لا. قال: فأقمت فيكم الحدود وعطلتها عن غيركم؟ قالوا: لا. قال: فما بال بيعتي تنكث وبيعة غيري لا تنكث! اني ضربت الامر أنفه وعينه فلم أجد إلا الكفر أو السيف. ثم ثنى إلى صاحبه فقال: إن الله تبارك وتعالى يقول في كتابه: (وإن نكثوا أيمانهم من بعد عهدهم وطعنوا في دينكم فقاتلوا أئمة الكفر إنهم لا أيمان لهم لعلهم ينتهون) (1)، فقال أمير المؤمنين عليه السلام: والذي فلق الحبة، وبرأ النسمة، واصطفى محمدا بالنبوة، إنهم لأصحاب هذه الآية وما قوتلوا منذ نزلت ”Muhammed b. Abdulhumeyd ile Abdussamed b. Muhammed bana Hannan b. Sedir’den anlattılar, dedi ki: Ebu Abdullah (imam Cafer es-Sadık a.s)‘ın şöyle dediğini duydum: «Basralılardan bir gurup yanıma geldi ve benden Talha ile Zübeyir hakında sordular. Onlara dedim ki: Onlar küfrün imamları idiler. Ali a.s Basra günü atlılara savaş düzeni aldırırken ashabına şöyle demişti: “onlara saldırmakta acele etmeyin. Benimle Alah ve onlar arasında geçeri bir mazeret oluşuncaa kadar bekleyin.” Sonra onlara dedi ki: “ey Basralılar! Hükmederken bir haksızlık yaptığımı gördünüz mü?” dediler ki: “hayır.” Sonra imam a.s dedi ki: “Beytulmalı bölüştürürken yanlış davrandığıma rastladınız mı?” dediler ki: “hayır.” imam a.s dedi ki: “dünyayı arzulayıp dünyevi bir metaı kendim ve ailem için ayırıp sizi göz ardı ettiğime rastladınız mı ki, bana düşman oldunuz ve biati bozdunuz?” dediler ki: “hayır.” imam a.s dedi ki: “öyleyse neden bana yapılan biatler bozuluyor da, benim dışımdakilere yapılan biat bozulmuyor? Bunun üzerine çok düşündüm ve küfür ya da kılıçtan başka bir sebep bulamadım.” Sonra imam a.s ashabına döndü ve dedi ki: “Yüce Allah kitabında: “eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün imamları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur, umulur ki, vazgeçerler.” (Tevbe suresi 12-ci ayet) buyurmaktadır.” Sonra Müminlerin Emiri (imam Ali a.s) dedi ki: “daneyi yarıp çıkaran, varlıkları yaratan ve Muhammed s.a.a’i nübüvvet ile seçen Allah’a yemin ederim ki, onlar bu ayetin kastettiği kimselerdir. Çünkü bugüne kadar bu aetin kastettiği kimselerle savaşılmamıştı.”»

Himyeri r.a, “Kurbul İsnad”, sayfa 96-97, hadis 327

bu sahih rivayetten görüldüğü gibi Hz. Ali a.s’ın ordusu muhalifler ile gündüz vakti savaşa başlamıştırlar. ve savaştan önce Hz. Ali a.s onlarla konuşmuş, onları davet etmiştir. ortada da her hangi bir “ani gece hücumu” mevcut değildir. muhtemelen Seyf b. Ömer gibi sahte bir yalancının bağlıları olan muhalifler “bu rafizilerin kaynaklarındandır” diye itiraz edeceklerdir. bu itiraza cevap olarak diyoruz ki, bizzat Sünnilerin kendi kaynaklarında da buna benzer rivayetler mevcuttur.

Sünnilerin hadis, tefsir ve tarih alimi Taberi’nin “Tarihi Taberi” dediğimiz tarih kitabında şu ifadeler var:

ما حدثنيه أحمد بن زهير قال حدثنا أبي أبو خيثمة قال حدثنا وهب بن جرير بن حازم قال سمعت أبي قال سمعت يونس بن يزيد الأيلي عن الزهري في قصة ذكرها من خبر علي وطلحة والزبير وعائشة في مسيرهم الذي نحن في ذكره في هذا الموضع قال وبلغ الخبر عليا يعني خبر السبعين الذين قتلوا مع العبدي بالبصرة فأقبل يعني عليا في اثني عشر ألفا فقدم البصرة وجعل يقول يا لهف نفسي على ربيعه * ربيعة السامعة المطيعة * سنتها كانت بها الوقيعة فلما تواقفوا خرج علي على فرسه فدعا الزبير فتواقفا فقال علي للزبير ما جاء بك قال أنت ولا أراك لهذا الامر أهلا ولا أولى به منا فقال علي لست له أهلا بعد عثمان رضي الله عنه قد كنا نعدك من بني عبد المطلب حتى بلغ ابنك ابن السوء ففرق بيننا وبينك وعظم عليه أشياء فذكر أن النبي صلى الله عليه وآله وسلم مر عليهما فقال لعلي ما يقول ابن عمتك ليقاتلنك وهو لك ظالم فانصرف عنه الزبير وقال فاني لا أقاتلك فرجع إلى ابنه عبد الله فقال مالي في هذا الحرب بصيرة فقال له ابنه إنك قد خرجت على بصيرة ولكنك رأيت رايات ابن أبي طالب وعرفت أن تحتها الموت فجبنت فأحفظه حتى أرعد وغضب وقال ويحك إني قد حلفت له ألا أقاتله فقال له ابنه كفر عن يمينك بعتق غلامك سرجس فأعتقه وقام في الصف معهم وكان علي قال للزبير أتطلب مني دم عثمان وأنت قتلته سلط الله على أشدنا عليه اليوم ما يكره وقال علي يا طلحة جئت بعرس رسول الله صلى الله عليه وسلم تقاتل بها وخبأت عرسك في البيت أما بايعتني قال بايعتك وعلى عنقي اللج فقال علي لأصحابه أيكم يعرض عليهم هذا المصحف وما فيه فان قطعت يده أخذه بيده الأخرى وإن قطعت أخذه بأسنانه قال فتى شاب أنا فطاف علي على أصحابه يعرض ذلك عليهم فلم يقبله إلا ذلك الفتى فقال له علي اعرض عليهم هذا وقل هو بيننا وبينكم من أوله إلى آخره والله في دمائنا ودمائكم فحمل على الفتى وفي يده المصحف فقطعت يداه فأخذه بأسنانه حتى قتل فقال علي قد طاب لكم الضراب فقاتلوهم فقتل
bana Ahmed b. Züheyr anlattı, dedi ki: bana Ebu Hayseme anlattı, dedi ki: bana Vehb b. Cerir b. Hazm anlattı, dedi ki: babamın şöyle dediğini duydum: Yunus b. Yezid bana ez-Zühri’den anlattı, dedi ki: Hz. Ali dedi ki: «Zübeyir, Osman’ı öldürdükten sonra bir de benimle onun kanı için mi savaşıyorsun? Allah Osman’a aramızdan öyle hasımlar vermiş ki…» Sonra Talha’ya dedi ki: «Talha, sen Rasulullah s.a.a’in eşini buraya savaş için kullanmaya getirmişsin ancak kendi eşini Medine’deki evinde saklamışsın! Sen bana biat etmemiş miydin?» Talha dedi ki: “Ben sana boğazımda bir kılıç ile biat ettim.” Bu noktada Ali onlara hiçbir bahane bırakmadan onları barışa davet etti. Ali kendi ordusuna dönerek dedi ki: «Aranızdan kim bu Kur’an’ı ve içerisinde yazanları muhalif orduya gösterecek? Kim bunu bir elini kaybetse de diğer eliyle yapacak?» Kufeli bir genç dedi ki: “Ben bu görevi üstlenirim.” Ali tekrar sordu ve tekrar o genç bu görevi kabul edeceğini söyledi. Sonra Ali dedi ki: «Bu Kur’an’ı onlara göster ve de ki: “başlangıcından sonuna kadar bu sizinle bizim aramızdadır. Allah’ı hatırlayın, kendi kanınızı ve bizim kanımızı bağışlayın.”» Genç oraya gidip onlara Kur’an’ı hatırlattı ve Hz. Ali’nin sözlerini nakletti. Basralılar gence saldırdı ve onu öldürdüler. O zaman Ali ordusuna dedi ki: «Artık savaşmak caizdir.» Sonra savaş başladı.

حدثني عمر بن شبة قال حدثنا أبو الحسن قال حدثنا بشير بن عاصم عن الحجاج بن أرطاة عن عمار بن معاوية الذهبي حي من أحمس بجيلة قال أخذ علي مصحفا يوم الجمل فطاف به في أصحابه وقال من يأخذ هذا المصحف يدعوهم إلى ما فيه وهو مقتول فقام إليه فتى من أهل الكوفة عليه قباء أبيض محشو فقال أنا فأعرض عنه ثم قال من يأخذ هذا المصحف يدعوهم إلى ما فيه وهو مقتول فقال الفتى أنا فأعرض عنه ثم قال من يأخذ هذا المصحف يدعوهم إلى ما فيه وهو مقتول فقال الفتى أنا فدفعه إليه فدعاهم فقطعوا يده اليمنى فأخذه بيده اليسرى فدعاهم فقطعوا يده اليسرى فأخذه بصدره والدماء تسيل على قبائه فقتل رضي الله عنه فقال علي الآن حل قتالهم فقالت أم الفتى بعد ذلك فبما ترثى لا هم إن مسلما دعاهم * يتلو كتاب الله لا يخشاهم وأمهم قائمة تراهم * يأتمرون الغي لا تنهاهم فد خضبت من علق لحاهمbana Ömer b. Şibbe anlattı, dedi ki: bana Ebul Hasan anlattı, dedi ki: Bişir b. Asım bana Haccac’dan, o da Ammar b. Muaviye ez-Zehbi’den anlattı, dedi ki: Cemel günü Ali, eline bir mushaf aldı ve arkadaşlarına dedi ki: «Aranızdan kim öldürüleceğini bildiği halde bu Kur’an’ı alıp onları davet edecek?» Kufe ehlinden bir genç kalktı ve dedi ki: “Ben onu (Kur’an’ı) onlara arz ederim.” Ali tekrar sordu ve tekrar o genç bu görevi kabul edeceğini söyledi. sonra genç oraya gidip onlara Kur’an’a davet etti, Basralılar gence saldırdı ve onu öldürdüler. O zaman Ali ordusuna dedi ki: «Artık savaşmak caizdir.» Sonra savaş başladı.

Taberi, “Tarihi Taberi”, 4/508-512

hem şii ve hem de sünni kaynakların aktardığı bu sahih rivayetlerden de açıkca göründüğü gibi bu savaşta kesinlikle Seyf b. Ömer’in idda ettiği gibi ani bir gece hücumundan söz edilmemektedir. aksine her iki tarafın aktardığı rivayetler açıkca savaşın karşılıklı konuşma ve imam a.s’ın muhalifleri davet etmesinden sonra başladığını göstermektedir.

velhamdulillahi Rabbil alemin.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 01-18-2018, 01:40
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ümmü Seleme r.a: “Cemel savaşında haklı olan sensin Ya Ali”

Değerli kardeşlerimiz sünni ve şiilerin ittifak ile aktarmış oldukları sahih hadisler ışığında İslam tarihi gerçeklerini aktarmaya devam ediyoruz. bu çalışmamızda Efendimiz s.a.a’in zevcelerinden Ümmü Seleme r.a’ın Cemel savaşı, bu savaşta haklı olanın kim olduğu ve Ali a.s muhaliflerinin durumu hakkındaki sözlerini bizzat sünnilerin en güvenilir kaynaklarından aktaracağız.

Sünni hadis alimi Hakim en-Nişaburi’nin “Müstedrek” adlı kitabında şu ifadeler var:

حدثني أبو سعيد أحمد بن يعقوب الثقفي من أصل كتابه ثنا الحسن بن علي بن شبيب المعمري ثنا عبد الله بن صالح الأزدي حدثني محمد بن سليمان بن الأصبهاني عن سعيد بن مسلم الملكي عن عمرة بنت عبد الرحمن قالت : لما سار علي إلى البصرة دخل على أم سلمة زوج النبي صلى الله عليه و سلم فقالت : سر في حفظ الله و في كنفه فو الله إنك لعلى الحق و الحق معك و لولا أني أكره أن أعصى الله و رسوله فإنه أمرنا صلى الله عليه و سلم أن نقر في بيوتنا لسرت معك و لكن و الله لأرسلن معك من هو أفضل عندي و أعز علي من نفسي ابني عمر
…Umare binti Abdurrahman dedi ki: Ali Basra’ya gitmezden önce Nebi s.a.a’in zevcesi Ümmü Seleme’nin yanına gitti, Ümmü Seleme ona dedi ki: “git! Allah seni korusun, Vallahi sen hak ile ve hak seninledir. eğer ben Allah ve Rasulü s.a.a’in yanında günah işlemekten korkmasaydım bende seninle gelirdim ama Rasulullah s.a.a bizde evde oturmamızı ve hiç bir halde evden çıkmamazı emretti. fakat ben seninle oğlum Ömer’i gönderiyorum, benim nezdimde o benden daha hayırlı ve bana kendimden daha yakındır”

hadisten sonra Hakim en-Nişaburi ve onun kitabını tahkik etmiş olan ez-Zehebi hadis hakkında diyorlar ki:

هذه الأحاديث الثلاثة كلها صحيحة على شرط الشيخين و لم يخرجاه
على شرط البخاري ومسلم
Hakim: bu 3 hadisin hepsi şeyhayn (Buhari ve Müslim) şartlarınca sahih’tir, fakat tahriç etmemiştirler.
ez-Zehebi: Buhari ve Müslim şartlarınca (sahih)

Hakim en-Nişaburi, “Müstedrek”, 3/129, hadis 4611

görüldüğü gibi bugün rafizilerin söylediği sözler tamamen Selefin söylediği sözlerdir. Efendimiz s.a.a’in zevcesi olan Ümmü Seleme r.a “ya Ali sen hak ilesin ve hak seninledir” hadisine dayanarak imam Ali a.s’ı muhaliflerine karşı doğru görmektedir, diğer taraftan ise muhaliflerle savaşmanın gerekli olduğu düşüncesindendir ve eğer hatta Efendimiz s.a.a evden çıkma hususunda yasağı olmazsa imam Ali a.s ile birlikte savaş meydanına bile giderdi, ama kendisi gidemediği için oğlunu göndermektedir. ve böylece de Aişe’nin Efendimiz s.a.a’in yasağına alıdrış etmediğini de ortaya koymaktadır.


Cemel Savaşı
Aşağıdaki Linkin Üstüne Tıklayınız
http://aliyyenveliyullah.com/forum/s...mel+Sava%FE%FD
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-13-2018, 05:49
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.299
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Cemel Musibeti

Cemel Musibeti

İnsanlık girişimlerinin hangi türüne bakacak olursak, bu girişimlerin birkaç iç ve dış etkenden kaynaklandığını görürüz. Haset, insan ahlakının en dehşetlisi olduğu gibi, kadın kısmının bu çirkin ahlaka daha çok bulaştıkları da ahlak hocaları nezdinde sabittir. Şüphesiz, bir kadın kendi kızının kocası olan damadını ne kadar hararetle severse, oğlunun eşi olan kadına da bir o kadar soğuk davranır ve sevmez!

Fatıma-ı Zehra'nın, Aişe'nin üvey evlâdı olduğunu bildiğimiz gibi, gözlerini sulta kurmak hırsı bürüyen bir üvey annenin de ona hangi gözle bakacağını biliyoruz...

Burada Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim ve Sünen-i Tirmizî'den birkaç örnek verelim:

Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'de, Aişe'nin şöyle dediği geçer:

"Hiçbir kadını Hatice gibi kıskanmadım."

Yine Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'de Aişe'den şöyle rivayet edilir:

"Resulullah'ın kadınlarından hiç kimseyi Hatice gibi kıskanmadım; ben onu görmedim; fakat Resu-lullah onu çok anardı; bunun üzerine ben de ona, 'Sanki dünyada Hatice'den başka kimse yok!' dedim.”

Bu rivayeti, Buharî ve Müslim'de okumak mümkündür. Sihah-i Sitte'den olan Tirmizî, Aişe'nin kız kardeşinin oğlu olan Urve b. Zübeyr'den şöyle nakleder:

"Aişe dedi ki: Resulullah sürekli evden çıkınca Hatice'yi hayır dua ile anardı; onun için kıskanarak, 'Hatice yaşlı bir kadındı; Allah Teala onun yerine sana daha hayırlısını vermiştir.' dedim. Bunun üzerine Resulullah öfkelenerek, 'Allah Teala, bana Hatice'nin yerine ondan haya hayırlısını vermemiştir...' buyurdu."

Cem'u'l-Fevaid adlı kitapta, Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'den ve el-İsabe'de İmam Nesaî'den rivayet edilen hadisleri de burada getirecek olsaydım, durum daha bir açıklık kazanırdı; fakat amacımızın dışına çıkmış olurduk. (Arife bir ayet yeter.)

Amacımız, Aişe ile Emirü'l-Müminin Ali'nin arasında geçen olayların nedenlerinden birinin açıklığa kavuşması için kadınlarda olan kıskançlığı göstermektir. Birinci neden budur. İkinci ve daha şiddetli olan etken ise dış etken dediğimiz şeydir. Evet, Aişe'yi bu yersiz davranışlara sürükleyen etken, kafasında sürekli riyaset sevdası esen kız kardeşinin oğlu Abdullah b. Zübeyr idi. İşte bu nedenle Abdullah, sürekli teyzesini kendi icraatlarına alet edip bir hilâfet kurmak çabasındaydı; hatta Aişe, Hav'eb beldesinin köpeklerinin seslerini duyunca pişman olup girişimlerinden vazgeçmek istediğinde, Abdullah, ısrar ve icbarla teyzesini azminden döndürdü; hatta teyzesine, "Sen geri dönecek olursan, ben kendimi öldürürüm." dedi ve yalan yeminlerle o beldenin isminin Hav'eb olmadığını söyledi. Abdullah, babası Zübeyr'e de karşı durup onun önünde cemaat imamı olarak namaza duruyordu.

Evet, Talha ve Zübeyr, Aişe, Mervan ve Velid b. Ut-be'nin eşliğinde nifak bayrağını taşıyarak Basra civarında İmam'a karşı durdular. Emirü'l-Müminin Ali (a.s), nasihatlerinin bir yararı olmadığını görünce, hücceti tamamladıktan ve onları son kez uyardıktan sonra azgınları cezalandırmak zorunda kaldı ve sonunda fesada sebep olanlar ektiklerini biçtiler. Talha ve Zübeyr, Hz. Ali'nin (a.s) taraftarlarınca öldürüldü ve Cemel hatunu (Aişe) ise bin bir pişmanlıkla çıkmış olduğu ve "Evlerinizde oturun." ayeti gereğince yırttığı ismet perdesi olan evine gönderildi. Bu elim olayı kısaca açıklayacağız.

Fakat burada şu noktayı açıklamam gerekiyor: Bizim Ehlisünnet âlimlerimiz, kendi eserlerinde "Cemel Savaşı"na neden olanlardan öyle saygı ve övgüyle bahsetmişlerdir ki, Cemel Savaşı'na cüret etmeleri onların hayatlarında bir zillet ve delalet teşkil etmediği ve hatta bu kişilerin işledikleri cinayet ve ihanetten sorumlu bile olmadıkları sanılmaktadır.

Fakat biz diyoruz ki, sahabe olmak ne insanın bir hatasını mazeretli kılar ve ne bir ihanet ve cinayeti amel defterinden siler. Aksine, sahabeler, nübüvvet nuruna daha yakın oldukları için kendi hataları hususunda diğerlerinden daha fazla sorumlu tutulurlar. Biz bu konuya kitabımızın baş tarafında değinirken bu hususta birçok örnekler de ver-miştik.

Şüphesiz, Aişe ve Talha, Osman'ın öldürülmesinde en çok faaliyet gösteren ve halkı Halife'ye karşı kışkırtan ve ayaklandıran kişilerdi. Halk Osman'ı öldürünce Mekke'de bulunan Aişe sevinerek Mediye'ye doğru yola koyuldu. Yolda Ali'nin halife olduğunu duyunca, tekrar Mekke'ye döndü ve Ye'la b. Menba, Abdullah b. Amir ve Sa'd b. As gibi Resulullah zamanında meşhur olmayan birtakım kötü niyetli kişiler etrafına toplandı. Böyle bir topluluk tarafından yapılacak olan herhangi bir hareketin büyük bir hata ve cinayet olacağı açıktır. Elbette, eğer Cemel Savaşı olmasaydı, belki Sıffin ve Nehrivan Savaşı da olmayacaktı. İşte bu nedenledir ki İslâm dininde ilk fitne çıkarmak, İslâm ittihadını bozarak Müslümanların itaat etmeleri gereken imamına karşı çıkıp savaşmak, Müslümanlar arasında fitne çıkararak binlerce Müslüman'ın idam edilmesine ve öldürülmesine sebebiyet vermek, kim olursa olsun, tarihin affedemeyeceği bir suçtur ve bu cinayetlerin failleri İslâm ümmeti tarafından sürekli lânetlenecektirler...

Bize, "Bunlara sebebiyet verenler tövbe etmişlerdir!" diyeceklerdir. Biz diyoruz ki, Allah etse de tövbe etmiş olsalar. Tövbe, kıyametle ilgili bir meseledir, o bizi ilgilen-dirmez. Fakat biz bir hareketin hak veya batıl olduğunu veya o harekete girişenlerin tarihte cezalarının ne olduğunu göstermekteyiz.

Yine bize, Cemel Savaşı'nı meydana getirenlerin sahabenin ileri gelenlerinden olup cihatlara katıldıklarından dolayı, Kur'ân-ı Kerim'de hayır dua ve rızayla anıldıklarını söyleyeceklerdir.

Ama biz diyoruz ki, Nehrevan Savaşı'nı meydana getiren Horkus b. Züheyr ve izleyicileri de aynı mertebe ve derecededirler. Hem sahabenin ileri gelenlerinden, hem de Bedir ve Rıdvan biati ashabından olmalarına rağmen niçin lâneti hakketmişlerdir? Biz, Nehrevan'la Cemel ve Cemel-le de Sıffin Savaşı arasında o kadar fark olmadığına ve her üçüne de sebebiyet verenlerin sorumlu olduklarına, nefret ve lâneti hak ettiklerine inanıyoruz.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 02-13-2018, 07:12
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 103
TUBA is on a distinguished road
Standart

Allah sizden razı olsun. Bazı olayları hasır altı edenlere de yazıklar olsun. Helal olsun gerçekleri gün yüzüne çıkardığınız için.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 09:51


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.