aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | GADİR-İ HUM

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03-15-2018, 05:16
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Ali (a.s) Hakkında Müthiş Bir Hadis

İmam Ali (aleyhisselam) Hakkında Müthiş Bir Hadis

Onlar da dediler ki: Bize vaadinde sadık olan ve bizi yeryüzüne varis kılan Allah’a hamd olsun. Cennete istediğimiz yerde oturabiliriz. Çalışanların ecri ne de güzeldir.” (Zümer Süresi 74. Ayet)

Ebu Zer buyuruyor ki: Bir gün, Resulullah (s.a.a.) ile beraber Ümmü Seleme anamızın evinde oturmuştuk. Resulullah bana bir şeyler anlatıyor, ben de dinliyordum, bu sırada içeriye İmam-ı Ali gelir. Onu gören Resulullah’ın (s.a.a.) yüzü nur ile aydınlanır ve sevinci yüzünden belli olur.

İmam Ali’yi kucaklayıp iki gözünün arasından öptükten sonra, bana dönerek buyurdu ki: “Ey Ebu Zer! Bu, bize dahil olanın esas kimliği hakkında gereken bilgiye sahip misin?

Ebu Zer hazretleri buyurdu ki: “Ey Resulullah, bu senin kardeşin, amcanın oğlu, Fatıma’nın kocası, cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’in babalarıdır!”

Resulullah (s.a.a.) buyurdu ki: “Ey Ebu Zer! Bu, aydınlık saçan Allah’ın mızrağı ve Allah’ın büyük olan kapısıdır! Kim, Allah’a varmak istiyorsa bu kapıdan gelsin! Ey Ebu Zer! Bu, Allah’ın adaleti ile kaim olan; Allah’ın yasakladıklarından uzaklaştıran; Allah’ın dinine nusret veren ve tüm ümmetlerin üzerine Allah’ın hucceti olandır! Ey Ebu Zer! Şanı yüce olan Allah’ın arşı rükünlerinin her birinde yetmiş bin melek vardır. Her biri tesbih ve ibadetten ziyade Ali’ye duada bulunur ve onun düşmanlarına da beddua ederler! Ey Ebu Zer! Ali olmasaydı, hak ve batıl belli olmazdı. Ali olmasaydı, mü’min-kâfir arası ayırt edilemezdi. Ali olmasaydı, Allah’a ibadet edilmezdi! Çünkü Ali; müşriklerin başını vura vura onların Müslüman olmalarını sağladı. Böylece onların Allah’a ibadet etmelerini sağlamış oldu! Ali’nin bu durumu olmasaydı, ne sevap ne de ceza hükmü var olurdu. Ali’yi Allah’tan hiçbir şey gizleyemez ve Ali’yi de Allah’tan hiçbir hicap uzak tutamaz! Nitekim gizlilik yapan perde ve hicap da Ali’dir!

Dine bağlı kalın ve onda tefrikaya düşmeyin, diye dininden Nuh’a buyurduğunu, size de teşri’ buyurdu. Sana vahyettiğimizi ve İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya buyurduğumuzu. Kendilerini çağırdığın bu şey; müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini kendisine seçer. Kendisine yöneleni de hidayete iletir” (Şura 13. Ayet).


Ey Ebu Zer! Şanı yüce olan Allah, yüceliğini mülkünde, vahdaniyeti içinde ve tekliğinde sağlamıştır. Muhlis olan kullarına kendi nefsini tanıtmış ve cennetini onlara mesken olarak kılmıştır. Allah, hidayetine iletmek istediğine, vilayetini tanıtmış ve kimin kalbine bunu kapatmışsa, o kişiyi marifetinden mahrum kılmıştır! Ey Ebu Zer! Ali, hidayet bayrağı; takva kelimesinin ta kendisi; kopmak bilmeyen sapasağlam kulpa; dostlarımın imamı ve bana itaat edenlerin nurudur! Kendisi, takva ehlinin iltizam ettiği kelimedir! Kim, onu severse mü’min olur ve kim onu buğzederse kâfir olur! Kim, onun vilayetini terk ederse, dalalete sapmış ve sapıtmış olur! Kim, onun hakkını inkâr ederse şüphesiz müşrik olur! Ey Ebu Zer! Ali’nin vilayetini inkâr edenler kıyamet gününde kör ve dilleri tutulmuş olarak geleceklerdir! Kendileri, kıyametin karanlığına döküldüklerinde şöyle diyeceklerdir:

Yazıklar olsun bizlere Allah’ın tarafında yaptığımız kusurlardan dolayı…” (Zümer 56. Ayet)

ve bu gibilerinin boyunlarında üçyüz halkadan oluşan bir gerdanlık olacak ki, her halkanın üstünde bir şeytan olup, o kişinin yüzüne tükürecek ve onu kabrinin karanlığından cehenneme doğru sürükleyecektir!”

Ebu Zer hazretleri bunları peygamber efendimizden duyunca dedi ki:

Ey Resulullah! Anam-babam sana feda olsun! Kalbimi sevinç ve mutluluk ile doldurdun. Bundan daha ziyade anlat ki, sevincim ve mutluluğum daha da artsın!”

Bunun üzerine peygamber efendimiz şöyle devam buyurdu: “Ey Ebu Zer! Mi’raca çıkarken, daha dünyanın gökyüzüne vardığımda, melekler ezan okuyup namaza çağırdılar. O anda Cebrail (a.s.) elimden tutup, meleklerin önüne getirdi ve dedi ki: Ey Muhammed! Meleklere namaz kıldır, onlar seni epey özlemişlerdir! Ben de yetmiş saf olan meleklerin önüne geçtim. Her saf, doğu ve batının genişliği kadardı ve onların sayısını ancak onları yaratan bilirdi! Namazı bitirip, tesbih ve takdise başladığımda meleklerden birer birer topluluklar yanıma gelip selam verdiler ve dediler ki: Ey Muhammed! Bizim bir isteğimiz vardır, onu yerine getirir misin? Meleklerin, alemlerin Rabbinden şefaat dilememi isteyeceklerini zannettim. Nitekim alemlerin Rabbi beni Kevser havuzunun başı ucunda saki ve şefaatçi ve tüm peygamberlere üstün kılmıştı. Meleklere dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! İstediğiniz nedir? Melekler dediler ki: Ey Allah’ın peygamberi! Yeryüzüne geri döndüğünde, bizden Ali bin Ebi Talib’e selam söyle ve bizlerin onu çok uzun bir müddetten beri özlediğimizi bildir! Ben onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Bizleri hak marifeti ile tanıyor musunuz? Melekler dedi ki: Ey Allah’ın peygamberi! Bizler, sizi nasıl tanımayalım ki? Sizler Allah’ın ilk yarattıklarısınız! Sizleri, nur gölgeleri olarak, nurdan nurun içinde yarattı! Sizleri, izzetinin yüceliğinden; mülkünün yüceliğinden ve kerim olan yüzünün nurundan yaratmıştır! Sizlere, saltanatı makamında, yerleri ve gökleri yaratmadan önce, arşının su üzerinde olduğu anlarda duraklar vermişti! Kendisi, olduğu yerde yerleri ve gökleri altı günde yarattı ve sonra arşını yedinci göğe yüceltti ve üstünde oturdu. Sizler de, arşının önünde tesbih, takdis ve tekbir ediyordunuz! Daha sonra istediği çeşitli nurlardan melekleri yarattı. Bizleri yarattıktan sonra, sizlere geldik ve sizlerin tesbih, tahlil, tekbir, temcid, takdis ve hamdettiğinizi gördük. Bizler de, sizin tesbih, tahlil, tekbir, temcid, takdis ve hamdinizle Allah’a yöneldik ve duada bulunduk! Allah’tan ne indiyse hep size indi ve Allah’a ne yükseldiyse hep sizden yükseldi! Sizleri bütün bunlara rağmen nasıl tanımayalım? Ali’ye (a.s.) bizden selam söyle ve ona olan iştiyakımızın hayli çok olduğunu bildir!

Bunun üzerine ben, ikinci gök tabakasına yükseldim. Orada da melekler beni karşıladı ve aynı şeyi benden istediklerinde, onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Sizler bizim marifetimizi hakkıyla biliyor musunuz? Melekler dedi ki: Ey Allah’ın peygamberi! Sizleri nasıl tanımayalım ki? Sizler, Allah’ın seçtikleri; O’nun ilminin haznedarları; kopmak bilmeyen kulpası ve huccetlerisiniz! Sizler, Allah’ın avlusu, yani, kürsüsü ve ilminin usulü olanlarsınız! Sizin kaim olanınız (Mehdi) en üstün kaimdir! Sizin konuşanınız en üstün konuşandır. Allah, dinini sizinle başlattı ve sizinle de sona götürecektir! Ali’ye selam söyle ve ona olan özlemimizi bildir!

Bunun üzerine üçüncü gök tabakasına çıktığımda da, orada da melekler benden aynı şeyi istediklerinde onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Bizim marifetimizi hakkıyla biliyor musunuz? Melekler bana dedi ki: Nasıl sizin marifetinizi bilmeyelim ki? Sizler, makamın kapısı ve hesap gününün huccetlerisiniz! Ali, son zamanda yerden çıkacak olan canlıdır ve kendisi hükümleri birbirinden ayırt edendir! Kendisi, asanın sahibi ve kıyamet gününde cehennemi bölecek olandır! Kendisi, kurtuluş gemisidir ki ona binen kurtulur ve onu terk eden de cehennemin ateşi içinde çevrilir. Her şey ancak sizinle yerinde durdu ve bulutlarda ancak nurunuz ile yerini buldu. Sizleri nasıl tanımayalım? Ali’ye bizden selam söyle ve ona olan iştiyakımızı bildir!

Daha sonra dördüncü göğe çıktım ve orada da melekler aynı şeyi istediklerinde, onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Bizim marifetimizi hakkıyla biliyor musunuz? Melekler dedi ki: Ey Allah’ın peygamberi! Sizleri nasıl tanımayalım ki? Sizler, nübüvvetin şeceresi; rahmetin evi; risaletin madeni ve meleklerin inip çıktığı yersiniz! Cebrail alemlerin Rabbinden sizlere vahiy ile iniyordu. Ali’ye olan iştiyakımızı ona bildir ve selamımızı söyle!

Daha sonra beşinci göğe yükseldiğimde, oradaki melekler de benden aynı şeyi istediklerinde onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Bizim marifetimizi hakkıyla biliyor musunuz? Melekler dedi ki: Ey Allah’ın peygamberi! Sizleri nasıl bilmeyelim ki? Arşın bulunduğu yere öğlen ve akşamları gittiğimizde, arşın ortasına şöyle yazılı olduğunu okuyoruz: Allah’tan başka bir ilah yoktur. Muhammed O’nun peygamberidir. Muhammed’i Ali bin Ebi Talib ile güçlendirdim! Ali, Allah’ın velisi ve yarattıkları arasında O’nun ilmidir! Ali, müşriklerin şerrini defeden ve kâfirleri bertaraf edendir. Böylece, Ali’nin Allah’ın velilerinden biri olduğunu anladık. Ali’ye bizden selam söyle ve ona olan iştiyakımızı da bildir!

Altıncı göğe çıktığımda melekler aynı şeyi istediklerinde, onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Bizim marifetimizi hakkıyla biliyor musunuz? Melekler dediler ki: Ey Allah’ın peygamberi! Sizleri nasıl tanımayalım ki? Allah Firdevs cennetini yarattı ve kapısına bir ağaç dikti. O ağacın her yaprağında nur ile şöyle yazılıdır: Allah’tan başka bir ilah yoktur. Muhammed O’nun peygamberidir. Ali bin Ebi Talib, Allah’ın kopmak bilmeyen kulpası; metin olan ipi; yarattıklarının üzerine nazır olan gözü ve müşriklerin üzerine vurduğu kılıcıdır! Ona bizden selam söyle ve ona olan iştiyakımızın fazla olduğunu bildir!

Bunun üzerine yedinci göğün tabakasına vardığımda beni gören meleklerin şöyle dediklerini duydum: “Bize vaadinde sadık olan Allah’a hamd olsun.” (Zümer 74. Ayet) Hepsi yanıma gelip, selamlaştılar ve önceki meleklerin istediklerini istediklerinde, onlara dedim ki: Ey Rabbimin melekleri! Sizlerin biraz önce: Bize vaadinde sadık olan Allah’a hamdolsun, dediğinizi duydum, hangi vaadi ile sadık olduğunu kastettiniz? Melekler dediler ki: Ey Allah’ın peygamberi! Şanı yüce olan Allah, sizleri nurlayarak, yüceliğinin ve mülkünün izzeti nurundan yaratıp, saltanatının yerinde sizlere yerler tahsis ettiğinde, kullarına, bizlere vilayetinizi sunarak kabullenmemizi istedi. Bu kabulümüz, kalbimizi o kadar işgal etti ki Rabbimize, sana olan iştiyakımızı şikâyet ettik. Seni gökyüzünde bizlere göstereceğini vaat etmişti ve bize vaat etmiş olduğu gibi sen bizim aramızdasın. Allah, sana en hayırlı mükâfatı versin. Daha sonra, Ali bin Ebi Talib’e olan iştiyakımızı Allah’a şikâyet ettiğimizde, şanı yüce olan Allah arşının sağında Ali’nin suretinde bir melek yapıp, oraya sakin kıldı. O yer öyle bir yerdir ki, zahiri batınından ve batını zahirenden görünür. Ne yere oturmuştur, ne de göğe asılıdır! Arşın sahibi ona: Kudretim ile kaim ol, dedi ve o kaim oldu! Ali’ye olan iştiyakımızı işte bu suretin olduğu yere gelip, ona bakarak gideriyoruz!”

Kaynaklar:
1. Es-Seyyid Haşim el-Behrani “Medinet’ül Meaciz” C.1, S.395-401, Hadis No: 426
2. Es-Seyyid Haşim el-Behrani “Gayet’ül Meram” C.6, S.139-141
3. El-Meclisi “Bihar’ül Envar” C.40, S.55-58
4. Şerafeddin el-Hüseyni “Tevil’ül Ayât’üz Zahira” C.2, S.781-785
5. Hasan bin Süleyman el-Hilli “el-Muhtadar” S.142-145, Hadis No: 155
6. Tefsir-i Fırat bin İbrahim el-Kûfi S.369-374, Hadis No: 503
7. Muhammed Taki Şerif “Sahifet’ül Ebrar” Birinci Cilt
8. El-Kerakeci “Kenz Cami’ül Fevaid” (el yazımı)
9. Ebul Hasan Ali bin Muhammed bin Cemhur el-İhsai “el-Vâhide”
10. Enis Emir “Kuran’da Ehl-i Beyt” Zümer 74. Ayetinin tevilinde..
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-15-2018, 05:20
tuvanna tuvanna isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2017
Mesajlar: 6
tuvanna is an unknown quantity at this point
Standart

Nerededir Bu Saatte Cebrail...

Şeyh Sadukun kitabı Ravzat-ul Harra'dan
Emir-el Muminun Aleyhisselam bir (Basrada) minberin üzerinde idi ve cemaata buyurdu ki: Ey insanlar beni kaypetmeden sorun. İsterseniz semanın yollarını sorun ben yer yüzünün yollarından daha iyi bilirim semayı (gök yüzü) cemaatin ortasinda bir adam kalktı. Dedi ki Cebrail bu saatte nerdedir? Emir-el Muminun aleyhisselam semaya baktı; yere baktı; batıya ve doğuya baktı. Her yere baktıkdan sonra buyurdu ki: Ey yaşlı adam sensin cebrail. O anda cebrail hızlı şekilde gök yüzüne yükseldi. Cemaette büyük çığlık (telaş) oldu. Cemaat Emir-el Muminun Aleyhisselam'a dedi ki; Ant olsun Allah'a (c.c) sen Resulullah'ın (s.a.a) halifesisin hakla hakla...
Kaynak: Sahifetül Ebrar:
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-21-2018, 03:56
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz. Ali (aleyhisselam) Hakkında Müthiş Hadisler

Hz. Ali (aleyhisselam) Hakkında Müthiş Hadisler

1- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’nin kolundan tutarak şöyle buyurmuştur: “Bu sadıkların imamı, kafirlerin katilidir. Ona yardımcı olana yardım olunur, ondan yardımı esirgeyenden yardım esirgenir.”(1)

2- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali hakkında bana üç şey vahiy olundu; Ali, Müslümanlar’ın efendisi, muttakilerin imamı ve beyaz yüzlülerin komutanıdır.”(2)

3- Hz. Resulullah Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar’ın efendisi, muttakilerin imamı hoş geldin.”(3)

4- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bu kapıdan ilk girecek kişi, muttakilerin imamı, Müslümanlar’ın efendisi, dinin önderi, vasilerin sonuncusu ve beyaz yüzlülerin komutanıdır.” Hazret sözünü bitirir bitirmez kapıdan Hz. Ali içeri girer. Bunun üzerine, Hazret sevinçle ayağa kalkarak, Hz. Ali’nin boynuna sarılır ve şöyle der: “Benim tarafımdan sen emanetleri vereceksin, benim sesimi sen onlara duyuracaksın ve benden sonra ihtilafa düştükleri konularda hakikati sen onlara izah edeceksin.”(4)

5- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’ye işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Bu, bana ilk iman eden ve kıyamet günü ilk benimle tokalaşacak olandır. Bu, en büyük sıddıktır. Bu, ümmetin Faruk’udur. Hak ile batılı birbirinden ayırır ve bu mü’minlerin önderidir.”(5)

6- Hz. Resulullah (saa) ensâra şöyle buyurmuştur: “Ey ensâr cemaatı! Size, kendisine tutunduğunuz taktirde, hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayacağınız birini tavsiye edeyim mi? O Ali’dir. Onu beni sevdiğiniz gibi sevin. Bana verdiğiniz değeri ona da verin. Benim size dediğimi, Cebrail, Allah Azze ve Celle tarafından bana emretmiştir.”(6)

7- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “İlmin şehri benim, kapısı ise Ali’dir. İlmi arzulayan varsa kapıya gelsin.”(7)

8- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali, ilmimin kapısıdır, risaletimin içeriğini o benden sonra ümmetime açıklayacaktır. Onu sevmek iman, ona buğzetmek ise nifaktır.”( 8 )

9- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali bin Ebu Talib Hıtte kapısıdır, o kapıdan giren mü’min, çıkan ise kafir olur.”(9)

10- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali’nin bana olan menzileti, benim Allah’a olan menziletim gibidir.”(10)

11- Hz. Resulullah (saa) Vedâ Haccı sırasında Arafe günü şöyle buyurmuştur: “Ali benden, ben de Ali’denim, benim tarafımdan ancak ben veya Ali mesaj ulaştırabilir…”(11)

12- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir, bana isyan eden ise Allah’a isyan etmiş olur. Ali’ye itaat eden bana itaat etmiştir, ona isyan eden ise bana isyan etmiş olur.”(12)

13- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Sen dünyada da efendisin, ahirette de. Senin dostun benim dostumdur, benim dostum ise Allah’ın dostudur. Senin düşmanın benim düşmanımdır, benim düşmanım ise Allah’ın düşmanıdır. Benden sonra sana düşman olana yazıklar olsun.”(13)

14- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bana iman edip inananlara, Ali bin Ebu Talib’in velayetini kabul etmesini tavsiye ederim. Onun velayetini kabul eden, benim velayetimi kabul etmiş olur. Onu seven beni, beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ona buğzeden bana, bana buğzeden ise Allah’a buğzetmiş olur.”(14)

15- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim benim gibi yaşayıp, benim gibi ölmeyi ve bana Allah’ın va’dettiği ebedi cennete gitmeyi istiyorsa, Ali ve ondan sonraki zürriyetini kendine veli edinsin. Çünkü hiçbir zaman onlar sizi hidayet kapısından çıkarıp dalalet kapısına yöneltmezler.”(15)

16- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim benim hayatımı yaşayıp, benim ölümüm gibi ölmeyi istiyor ve Rabbimin diktiği cennette mesken edinmeyi arzu ediyorsa, benden sonra kendine veli olarak Ali’yi seçsin, ona sadık kalanlara sadık kalsın. Benden sonra Ehl-i Beyt’ime uysun, onları kendine örnek alsın. Çünkü onlar benim soyumdurlar, benim tıynetimden yaratılmışlar ve benim ilim ve kavrayışımı kazanmışlardır. Ümmetimden onların faziletini yalanlayanlara, onlarla bağımı kesenlere yazıklar olsun. Allah onlara şefaatimi nasip etmesin.”(16)

17- Hz. Resulullah (saa) Ammar bin Yasir’e hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ammar! Eğer Ali’nin bir vadiye, diğer insanların ise başka bir vadiye girdiğini görürsen, Ali’nin girdiği vadiye gir. Çünkü o seni sapıklığa sevk etmez ve hidayetten de çıkarmaz.”(17)

18- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ben uyarıcıyım, Ali ise hidayetçidir. Ey Ali! Benden sonra seninle hidayet arayanlar hidayet bulacaklardır.”(18)

19- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim Nuh’un azmini, Adem’in ilmini, İbrahim’in hilmini, Musa’nın zekasını ve İsa’nın zühdünü görmek isterse, Ali bin Ebu Talib’e baksın.”(19)

20- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Benden sonra ümmetin kahrına uğrayacaksın, ancak sen benim şeriatım üzere yaşayacaksın ve sünnetim üzere öldürüleceksin. Seni seven beni sevmiştir, sana buğzeden bana buğzetmiştir. Bir gün gelecek ki, şu sakalın başının kanıyla boyanacaktır.”(20)

21- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Senin yedi tane özelliğin var ki, bunlarda hiçbir kimse sana yetişemez. Sen insanların Allah’a ilk iman edenisin, Allah’ın ahdine en vefalısısın, Allah’ın emirlerine riayet hususunda en istikametlisisin. Sen halka karşı insanların en şefkatlisisin, insanlar arasında hakkı en eşit şekilde taksim edenisin. Sen insanların hakikati en çok bilenisin ve sen insanlar arasında en üstün fazilet sahibisin.”(21)

22- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Fazilet, şeref ve velayet Resulullah ve zürriyetine mahsustur, sakın batıl yollara sapmayın.“(22)

23- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin her nesli içerisinde Ehl-i Beyt’imden bu dinden sapıkların tahriflerini, batıl şeyler peşinde koşanların uydurmalarını ve cahillerin te’villerini önleyen bir grup adil kimseler buluna gelecektir. Bilin ki, önderleriniz sizin tarafınızdan Allah’a gönderilen elçilerinizdir. Bakınız, kimleri elçi olarak gönderiyorsunuz.”(23)

24- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Beyt’imin yeri, vücudunuzdaki baş, başınızdaki gözlerin yeri olsun. Elbetti ki baş, gözlerin yardımıyla yolunu belirleyebilir.”(24)

25- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Biz Ehl-i Beyt’in sevgisine sarılın. Çünkü Allah’ın huzuruna bizi severek çıkan kimse, bizim şefaatimizle cennete gider. Nefsimin elinde olduğu Allah’a and olsun ki, bizim hakkımızı tanımadıktan sonra hiçbir kulun ameli kendine bir fayda sağlamayacaktır.“(25)

26- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Âl-i Muhammed’i tanımak cehennemden kurtuluştur; Âl-i Muhammed’i sevmek sırat köprüsünden geçiştir; Âl-i Muhammed’in velayetini kabul etmek azaptan emanda olmaktır.”(26)

27- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü olunca, kul bir adım atmadan dört şeyden sorgulanacaktır: Ömrünü nasıl tükettiğinden, bedenini nerede eksilttiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i Beyt’in sevgisinden.“(27)

28- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bir kişi, Beyt-ül Haram’da Rükun ile Makam arasında devamlı namaz kılıp oruç tutsa dahi, Âl-i Muhammed’e kin duyduğu taktirde mutlaka cehenneme gidecektir.”(28)

29- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, şehid sayılır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, günahı bağışlanır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, tevbekar olarak ölmüş olur. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, imanı kamil mü’min olarak ölmüş olur. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, ölüm meleği ve sonra da Nekir ve Münkir onu cennetle müjdeler. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, gelinin törenle kocasının evine götürüldüğü gibi cennete törenle götürülür. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, mezarından cennete iki kapı açılır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, Allah onun mezarını rahmet meleklerinin ziyaretgahı kılar. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, sünnet ve cemaat üzere ölmüş olur. Kim de Âl-i Muhammed’in buğzu üzere ölmüş olursa, kıyamet günü alnına Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş yazılmış olarak gelir….”(29)

30- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Biz Ehl-i Beyt’i ancak mü’min ve muttaki olan sever; ve bize ancak münafık ve şaki olan kin besler.”(30)

Bu hadisleri daha da çoğaltmak mümkündür. Biz onların tamamını Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kaynaklarından naklettik. Dolayısıyla, “bu hadisler onların kaynaklarında bulunan hadislerdir” biz onlara itibar etmeyiz demeleri de mümkün değildir.
İşte bu hadislerdir ki, İslam tarihinin büyük şairlerini de Ehl-i Beyt hakkında şiirler ve beyitler yazmaya itmiştir.
Ünlü şair Farazdak Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s)’ı methederken bir şiirinde şöyle diyor: “O öyle bir ailedendir ki, sevgileri din ve buğzedilmeleri ise kafirliktir. Onlara yakın olmak ise, kurtarıcı ve koruyucudur. Eğer takva ehli sayılırsa, onlar onların imamları sayılır. Yahut “Yer ehlinin en hayırlıları kimdir?” denilirse, “Onlardır” denilir.”(31)

Şimdi soruyoruz: Acaba bütün bu hadisleri Hz. Resulullah’ın kendi duygusallığına dayanarak başta Hz. Ali olmak üzere, en yakın akrabaları olan Ehl-i Beyti’ni himaye etmek ve onlara hak etmedikleri bir özellikleri yakıştırarak, onların çıkarlarını korumak için buyurduğu söylenebilir mi?! Böyle bir şeyi Hz. Resulullah’a isnat etmek insanı imandan çıkarmaz mı? Allah Teala, Hz. Resulullah’ın (saa) kendi yanından hiçbir şey söylemediğini ve ne buyurduysa, ona vahiy olunduğunu bildirmiyor mu?(32)

Acaba, Hz. Resulullah, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’ini kendi konumuna koyması ve her açıdan onları kendisiyle birlikte değerlendirmesi, ümmete Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’inin özel bir mevkie sahip olduklarını ve kendinden sonra Ehl-i Beyt’ine itaat edilmesi gerektiğini anlatmakta yeterli değil mi?

Haşa Hz. Resulullah’ın (saa) böyle bir duygusallık yaptığı farz edilse bile, Allah Teala hakkında böyle bir şey söylemek doğru olur mu?! Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Peygamber’ine risalet ücreti olarak Ehl-i Beyt’in sevgisini açıklamasını farz kılmıyor mu?(33) Allah da mı birilerinin yandaşlığını yapar?!

Bütün bu üzerinde durmalar, onların özel mevkie sahip olduklarını ve kimsenin onlardan öne geçmeye hakkı olmadığını göstermiyor mu?
İşte bunun içindir ki, haklı olarak Hz. Ali (a.s) kendileri haklarında şöyle buyuruyorlar: “Ben ve soyumun pak ve hayırlı kişileri, küçük yaşta iken insanların en uysalı, büyüdükten sonra da en alimleriyiz. Bizimle Allah yalanı defeder, bizimle kuduz köpeğin dişlerini kırar, bizimle sizlerin zorluklarını giderir, bizimle boynunuzdaki düğümü çözür. Cenab-ı Allah bizimle başlatır ve bizimle sona erdirir.”(34)

Biz kendi yanımızdan Ehl-i Beyt’i seçmiyoruz. Biz Allah ve Resulü Ehl-i Beyt’i seçip diğerlerinden üstün kıldığı için, onları seçip diğerlerinden üstün tutuyoruz.
Ehl-i Beyt’in fazlı ve üstünlüğü için bu kadarı yeter ki, bizzat Kur’an-ı Kerim’de bütün ümmet, kim olursa olsun, ister bir, ister on nur sahibi olsun namazda Ehl-i Beyt’e salavat getirmekle yükümlü kılınmış ve Ehl-i Beyt’e salavat getirilmeden kıldığı namazının dahi, batıl olduğu belirtilmiştir.

İşte bunun içindir ki, Şafii mezhebinin imamı İbn-i İdris şöyle demiştir: “Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i! Sizi sevmek farzdır. Allah bunu Kur’an’da nazil etmiştir. Sizin şanınızın büyüklüğü için bu kadarı yeter ki, kim size salavat getirmezse, onun namazı yoktur.” (35)

Evet bizler bu işaret ettiğimiz ayet ve hadisler ve benzerleri gereği Ehl-i Beyt’in imamet ve velayetine inanıyoruz.
Biz, Ehl-i Beyt’e itaatin, bütün ümmete, kim olursa olsun farz olduğuna inanıyoruz.
Biz, Allah’ın emri gereği Hz. Resulullah’ın emirleri karşısında teslim olup başımız üstüne deriz.
Biz, Hz. Resulullah’ın (saa) ümmetine en son sözünü söylemek üzere hasta yatağında: “Bana bir kalem ve levha verin size öyle bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla sapmayasınız” buyurduğunda; “Bırakın bu kişiyi, ona hastalığı galebe çalmış, sayıklıyor. Allah’ın kitabı bizim aramızdadır o bize yeter”(36) diyecek kadar ona karşı cüretkar olmadık ve olmayız da. (37)

Biz onları kendi hallerine bırakıp; hem Allah’ın kitabına hem de Resulü’ne: “Siz ne buyuruyorsanız, onun Allah’tan olduğuna inanıyoruz ve siz ne buyuruyorsanız, başımız gözümüz üzerine itaat ederiz” diyoruz.

Sonra, Hz. Ali (a.s)’ın velayet ve hilafeti hakkında inen ayetler ve İslam Peygamberi’nin (saa) buyrukları söz konusu olmazsa bile, acaba ümmet arasında hilafet makamına seçilecek birinin, ilim, takva, cesaret, mertlik ve diğer imtiyazlar üstünlüğü esasına tabi tutulması gerekmez miydi?! Dost ve düşmanı tarafından, ashap içerisinde her yönden üstün olduğu itiraf edilen, Hz. Ali gibi bir ilim kapısına gidilmeyip de diğer kapıların çalınmasındaki gaye neydi?!

Şu bir gerçektir ki, Hz. Ali (a.s)’ın her yöndeki üstünlüğü, Hazret’in hilafet ve önderliğine apaçık ayrı bir delildir.
Hz. Ali (a.s)’ın peygamberimizden sonra ashabın en üstünü olmasına dair haddinden fazla hadisler nakledilmiştir. O Hazret’in üstünlüğünü ve faziletini anlatmak bizlerin gücünün dışında olan bir husustur.

Ancak önce naklettiğimiz ayet ve hadislere ilaveten şu hadisler de bu konuyu gözler önüne sermektedir: “Ey Ümmü Seleme! Bil ve şahid ol ki, Ali mü’minlerin efendisidir.” (38)
“Ali Kur’an’la, Kur’an da Ali iledir. Bu ikisi Kevser’in yanında bana varıncaya kadar bir birinden ayrılmazlar. (39)
“Ali hakla ve hak da Ali’yledir.” (40)

“Çok geçmeden benden sonra bir fitne kopacaktır. İşte o zaman Ali’den ayrılmayınız. Çünkü bana ilk iman eden odur ve kıyamette de benimle ilk görüşenlerden olacaktır. O ümmet arasında Faruk’tur. (hakla batılı bir birinden ayırandır) ve O en büyük sıddıktır.” (41)

Ahmet bin Hanbel şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a)’in ashabı içerisinde hiç birinin fazileti, Hz. Ali’nin faziletine ulaşamaz.” (42)

İbn-i Ebu-l Hadid şöyle diyor: “Hz. Ali’nin hilafete evla ve layık olması onun efdaliyyeti hasebiyledir. Çünkü Hz. Ali (a.s) Hz. Resul (s.a.a)’den sonra insanların en üstünü ve hilafet makamına en layık olanı idi.” (43)

Ammar bin Yasir Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den naklen şöyle diyor: “Hz. Resul (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali’nin yüzüne bakmak ve onu anlamak ibadettir. İmanın geçerliliği onun velayetini kabul etmek ve düşmanlarından uzak olmakla sağlanır.”
İbn-i Ebu-l Hadid, “Şerh-i Nehc-ül Belağa” kitabında imam Şafii’den naklen şöyle yazıyor: “İmam Şafii’ye Hz. Ali’nin faziletinden sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Ne diyebilirim, öyle birinin hakkında ki, düşmanları haset ve düşmanlıkları yüzünden faziletlerini hasır altı ettiler, dostları ise, takiyye ve (Ehl-i Beyt) düşmanlarının korkusundan faziletlerini açığa vuramadılar. Her iki hususa rağmen, yine de o Hazret’in doğu ve batı arasını dolduracak kadar faziletleri ortaya çıktı.”
Hz. Ali’nin İslam Peygamberi’nden (s.a.a) sonra hilafet makamına herkesten evla ve layık olmasının bir diğer delili de birinci ve ikinci halifenin ilmi ve siyasi müşküllerinde Hz. Ali’ye baş vurmalarıdır.

İkinci qaspçı halife Ömer bin Hattab’ın, ilmi ve siyasi çıkmazlarından dolayı, defalarca; “Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu” dediği, Ehl-i Beyt ve sünni kitaplarında kaydedilmiştir.
Birinci halife de minberin üzerindeyken halka hitaben: “Benim peşimi bırakın, Ali sizin içerinizdeyken, sizin üstününüz değilim” demekle Hz. Ali’nin üstünlüğünü ve hilafete layıklığını itiraf etmiştir.

Büyük sünni alimlerinden Halil bin Ahmet El-Basri şöyle diyor: “Herkesin ona (Ali’ye) muhtaç olması ve onun, hiç kimseye muhtaç olmaması, o Hazret’in herkesin önder ve imamı olmasının delilidir.”
Kaynaklar:
1- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 129, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153 hadis no: 2527, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 84, Menakıb-i Harezmi Hanefi’nin s. 111, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 476 hadis no: 996, 997, Yenabi-ül Meveddet s. 72, 185, 234, 250, Mizan-ül İtidal c. 1 s. 110 vs.
2- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 138, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2628, Mucem-üs Sağir Teberani’nin c. 2 s. 88, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 65 Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 121, Üsd-ül Ğabe c. 1 s. 69, c. 3 s. 116, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 257 vs.
3- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2627, Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Hadid’in c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya İbn-i Naim c. 1 s. 66, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi Hanefi’nin s. 181, 313, vs.
4- Şerh-i Nehc-ül Belağa c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya c. 1 s. 63, Menakıb-i Harezmi s. 42, Metalib-üs Sual İbn-i Talha Şafii’nin c. 1 s. 60, El-Mizan Zehebi’nin c. 1 s. 64, Tarih-i Dimeşk İbn-i Asakir Şafii’nin Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 487 vs.
5- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156 hadis no: 2608, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 102, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 187, Tarih-i Dimeşk c. 1 s. 87, Ali bin Ebu Talib bölümü, Üsd-ül Ğabe c. 5 s. 287 vs.
6- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2625, Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid’in c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya Ebu Naim’in c. 1 s. 63, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 132, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 210, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi Hanefi’nin s. 313 vs.
7- Cami-üs Sağir Suyuti’nin s. 107, Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 226, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 464, Şevahit-üt Tenzil Haskani Hanefi’nin c. 1 s. 334, Üsd-ül Ğabe c. 4 s. 22, vs.
8- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156
9- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153, Yenabi-ül Meveddet s. 185, 247, Cami-üs Sağir Suyuti’nin c. 2 s. 56 vs.
10- Sevaik-ül Muhrika s. 106, Zehair-ül Ukba s. 64, Riyaz-ün Nezre c. 2 s. 215
11- Hz. Resulullah bu tabiri Beraat Sûresi’nin nazil olup Ebu Bekri onu Mekke müşriklerine iblağ etmekle görevlendirdiği sırada buyurmuştur. Hazret’in bu görevlendirmesinden sonra Allah Teala tarafından Ebu Bekri geri çağırması ve bu görevi Ali’nin yapması gerektiğine dair emir gelmiş ve Hz. Resulullah Ali (as.)’ı göndererek Ebu Bekri geri çağırtmıştır. Bu olayın tafsilatı bütün hadis ve tarih kaynaklarında yer almıştır. Örnek olarak bakınız: Sünen-i İbn-i Mace c. S. 92, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153, hadis no: 2531, Müsned-i Ahmet bin Hanbel c. 1 s. 151, Sahih-i Tirmizi c. 5 s. 300 hadis no: 3803 vs.
12- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 121, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 268, Riyaz-ün Nezre c. 2 s. 220, Yenabi-ül Meveddet s. 205 vs.
13- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 128, Menakıb-i Harezmi s. 234, Nur-ül ebsar Şeblenci s. 73, El-Mizan Zehebi’nin c. 2 s. 613 vs.
14- Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 93, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 230, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 108, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 154 vs.
15- Kenz-ül Ümmal c. 6. S. 155 hadis no: 2578, c. 3 s. 128, Yenabi-ül Meveddet s. 149, 150, El- İsabet İbn-i Hacer El Askalani Şafii’nin c. 1 s. 541 vs.
16- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 217, hadis no: 3819, Hilyet-ül Evliya c. 1 s. 86, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 214, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 108, Yenabi-ül Meveddet s. 126, 313 vs.
17- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156, Tarih-i Dimeşk Ali bin ebu Talib bölümü c. 3 s. 170 hadis no: 1207, El-Menakıb Harezmi’nin s. 57
18- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 9 hadis no: 2631, Yenabi-ül Meveddet s. 99, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 417, Feraid-üs Simteyn c. 1 s. 148, Şevahit-üt Tenzil Haskani’nin c. 1 s. 293 vs.
19- Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid c. 9 s. 168, c. 2 s. 449, Tefsir-ül Kebir Fahri Razi’nin c. 2 s. 288, El-Yevakit vel Cevahir Şe’rani’nin s. 172, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi’nin s. 214, 212, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib’in bölümü c. 2 s. 280, hadis no: 804, Şevahit-üt Tenzil Haskani’nin c. 1 s. 78, El Menakıb Harezmi’nin s.220 vs.
20- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 147, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157
21- Hilyet-ül Evliye Ebu Naim’in c. 1 s. 66, Metalib-üs Sual c. 1 s. 95
22- Sevaik-ül Muhrika s. 105, Yenabi-ül Meveddet s. 169, 307, Nazmi Dürer-üs Simteyn Zendi Hanefi’nin s. 207, 208
23- Sevaik-ül Muhrika s. 90, Yenabi-ül Meveddet s. 191, 271 Zehair-ül Ukba Muhibbin Taberi Şafii’nin 17
24- Eş-Şeref-ül Müabbed Yusuf Nebhani’nin s. 31, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 172, El-Fusül-ül Mühimme İbn-i Sabbağ Maliki’nin s. 8 ve İsaf-ür Rağibin Nur-ül Ebsar hamişinde basılmıştır s. 110
25- Sevaik-ül Muhrika s. 138, Yenabi-ül Meveddet s. 246, 272, 303, 304, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 172, İhya-ül Meyyit Suyuti Şafii’nin s. 111 vs.
26- El- İthaf-bi Hubbi-l Eşraf Şebravi Şafii’nin s. 4 , Yenabi-ül Meveddet s. 22, 241, 163, 370 ve Feraid-üs Simteyn c. 2 s. 257
27- Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili’nin s. 119, Yenabi-ül Meveddet s. 113, 170,271, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 159 vs.
28- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 149, Sevaik-ül Muhrika s. 172, Zehair-ül Ukba Taberi Şafii’nin s. 18, Yenabi-ül Meveddet s. 192, 277, 305 vs.
29- Tefsir-ül Keşşaf c. 4 s. 220, 221, Nur-ül ebsar Şeblenci’nin s. 104, 105, Tefsir-ül Kebir Fahri Razi’nin c. 7 s. 405, Tefsir-üs Salebi Meveddet ayetinin tefsiri bölümü vs.
30- Zehair-ül Ukba Taberi Şafii’nin s. 18, Yenabi-ül Meveddet s. 192, 304, 397, Sevaik-ül Muhrika s. 103 vs.
31- Divan-ül Farazdak c. 2 s. 180
32- Necm: 53
33- Meveddet ayetine işaret edilmektedir. Allah Teala Şurâ sûresinin 23. ayetinde şöyle buyuruyor: “…De ki: Ben akrabalara sevgiden başka, bu görevime karşı bir ücret istemiyorum.” İbn-i Abbas şöyle rivayet eder: “Bu ayet nazil olduğunda ashap: “Ey Resulullah! Bize sevgileri farz kılınan yakınların kimlerdir?” diye sordular. Hazret şu cevabı verdi: “Ali, Fatime ve iki oğullarıdır.” Bkz. Tefsir-i İbn-i Kesir c. 4 s. 112, Tefsir_ül Keşşaf c. 3 s. 402, Tefsir-ül Kurtubi c. 16 s. 22, Feth-ül Kadir c. 4 s. 537, Dürr-ül Mensur c. 6 s. 7 vs.
34- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 396, Müstedrek-üs Sahiheyn c. 1 s. 269, Sevaik-ül Muhrika s. 78 vs.
35- Sevaik-ül Muhrika s. 146, Yenabi-ül Meveddet s. 259, Nur-ül Ebsar s. 105, Eş- Şeref-ül Muabbed s. 99 vs. İbn-i İdris Eş- Şafii bu fetvayı Allah Teala’nın “Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygamber’e rahmet indirirler. Ey iman edenler! Siz de ona salavat getirip rahmet gönderin ve ona selam verin” (Ahzab/56) ayeti gereği vermiştir. Zira bu ayet indiği sırada ashap Hazret’e: “Ey Resulullah! Sana selam vermeğe gelince bunu biliyoruz. Sana rahmet göndermek nasıl olur?” diye sormuşlar. Hazret ise şu cevabı vermiştir: “Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine rahmet gönder. Doğrusu sen övgü ve azamet sahibisin. Nitekim, İbrahim ve İbrahim’in Ehl-i Beyt’ine rahmet gönderdin. Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine bereketini gönder. Nitekim İbrahim ve Ehl-i Beyt’ine bereketini gönderdin. Doğrusu sen övgü ve azamet sahibisin” deyin.” Bkz. Sahih-i Buhari c. 6 s. 27, hadis no: 2119, 31,19, 4423, 4424, 5880, 5881, Sahih-i Müslim c. 2 s. 16, hadis no: 613, 614, Sünen-i Nesai c. 3 s. 45, 49, hadis no: 1276, 1270, 1271, 1272, 1273, 1274 Müsned-i Ahmet hadis no: 1323, 11009, 16450, 16455, 174.9, Sünen-i Tirmizi hadis no: 445, 3144, Sünen-i İbn-i Mace c. 1 s. 292, hadis no: 894 Sünen-i Ebu Davut c. 1 s. 257, hadis no: 830, 831, Sünen-i Daremi hadis no: 1308, 1309, Muvatta-i Malik hadis no: 358, Esbab-un Nüzul Vahidi’nin s. 207, Müsned-i Ahmet bin Hanbel c. 2 s. 47, c. 5 s. 353, Tefsir-ül Kurtubi c. 14 s. 233, Tefsir-üt Taberi c. 2 s. 43, Tefsir-i İbn-i Kesir c. 3 s. 507 vs.
36- Taberi Tarihi c.2 s.436 Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid c.1 s.133
37- Bu olay İslam tarihine Perşembe günü musibeti olarak geçmiştir. İbn-i Abbas bu günü ve onda cereyan eden hazin olayı devamlı anar, teessüf edip güz yaşı dökerdi. Bu hazin olay, özet olarak şöyle gerçekleşmiştir: Hz. Resulullah hasta yatağında yatmaktadır. Perşembe günüdür. Ümmetini düşünen şefkat dolu Peygamber onların kendinden sonraki durumlarından endişeleniyor ve evini dolduran ashabına: “Bana, bir kalem ve levha getirin de size öyle bir şey yazayım ki, benden sonra sapmayasınız” buyurur. Ömer yerinden kalkıp: “Bu kişiye hastalığı ağır basmış, sayıklamaktadır. Allah’ın kitabı bizim aramızdadır. O bize yeter” der. Bunun üzerine, ashap iki gruba ayrılır. Hatta perde arkasında bulanan kadınlar: “Ne duruyorsunuz. Resulullah’ın sözünü duymadınız mı?” derler. Ashap arasındaki tartışma büyür. Sesler yükselir. Bunun üzerine Hazret onlara: “Beni terk edin, o kadınlar sizden daha hayırlıdır” buyurur. Böylece, Hz. Resulullah’ın huzurunda yüksek sesle bile konuşmanın Kur’an’ın emriyle yasaklandığını ve Resul’ün bütün emirlerine itaat edilmesi gerektiğini unutan ashap, onun emrini dinlemeyi ve onun yanında sessiz konuşmayı bir yana bırak, Allah’ın o mübarek nurunu son vadesinde böylesine kırıp inciterek ayrılıp giderler. Biz, Cebrail’in yanına gelmek için kendinden izin istediği bu mübarek nura adil ashabın böylesine edepli davranışlarını yorumlamayı siz aziz okurların kendine bırakıyoruz. Bu olayla ilgili olarak bakınız: Sahih-i Buhari c. 4 s. 5, 31, c. 1 s. 31, c. 5 s. 137, c. 4 s. 65, 66, c. 8 s. 161, c. 7 s. 9, hadis no: 111, 2667, 2825, 4079, 5237, Sahih-i Müslim c. 5 s. 75, c. 2 s. 16, hadis no: 2634, 3089, 3090, 3091, Müsned-i Ahmet bi Hanbel c. 1 s. 320, 222, c. 4 s. 356, c. 1 s. 355, hadis no: 1834, 2544, 2445, 2835, 2945, 3165, Şerh-i Nehc-ül Belağa c. 6 s. 51, El- Me’ahid c. 1 s. 22, EL-Esat c. 3 s. 138, El-Milel ven Nihel Şehristani’nin c. 1 s. 22, et Tebakat ibn-i Sa’d’in c. 2 s. 242, 244 vs.
38-i-ül Meveddet bölüm: 7
39- Sevaik-ül Muhrika s. 74
40- Gayet-ül Meram s. 360
41- Yenabi-ül Meveddet s. 82
42- Keşf-ül Gumme s. 48
43- Şerh-i Nehc-ül Belağa c.1
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03-21-2018, 04:38
Bedir Aslanı Bedir Aslanı isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 103
Bedir Aslanı is an unknown quantity at this point
Standart

Allah razı olsun İnşallah, Lebbeyke Ya Ali (aleyhisselam)
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03-22-2018, 12:46
FATİME FATİME isimli Üye şuanda  online konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 56
FATİME is on a distinguished road
Standart

Hz. Ali (as) ; Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in ashabı, damadı Varisi, Vasisi Ve halifedir.

Resulullah (asm)'ın amcasının oğlu, damadı, Müminlerin Emiridir. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır.
__________________
HZ.PEYGAMBER EFENDİMİZ(s.a.a) ŞÖYLE BUYURUYORLAR: CENNET, EHLİBEYTİME ZULMEDEN VE İTRETİM HAKKINDA BENİ İNCİTENE HARAM KILINMIŞTIR.
(Tefsir-i Kurtubi, c. 16, s. 22).
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03-22-2018, 07:25
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 728
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

İmâm Muhammed Bâkır'dan (a.s), o da babasından ve dedesinden şöyle nakletmiştir; Resulullah buyurdu ki:
"Hiç şüphesiz Ali b. Ebî Tâlib, Allah'ın ve benim halifemdir; Allah'ın ve benim hüccetimdir; Allah'ın ve benim kapımdır; Allah'ın ve benim seçtiğim kimsedir; Allah'ın ve benim habibimdir; Allah'ın ve benim halilim (dostum)dur; Allah'ın ve benim kılıcımdır; o benim kardeşim, arkadaşım, vezirim ve vasîmdir; onu seven beni sevmiştir, ona düşman olan bana düşman olmuştur; onun savaşı, benim savaşımdır ve onun barışı, benim barışımdır; onun sözü benim sözümdür ve onun emri benim emrimdir; onun eşi benim kızımdır ve onun evlatları benim evladımdır; o, vasîlerin efendisi ve benden sonra bütün ümmetimin en hayırlısıdır!"
Kaynaklar:
El-Emâlî (Şeyh Sadûk), s.169, Bihârü'l-Envâr, c.38, s.151, Bişâretü'l-Mustafâ, s.31, İhkâkü'l-Hak, c.4, s.291
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04-21-2018, 07:40
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

Sünni Kaynaklarda İmam Ali (as)

Onan Feda Olum Allah Rasulu Hz.Muhammed (salallahu aleyhi ve alihi vessellem) buyurdu: Ali Bendendir, Bende Ali'denim, Benim Adıma Kendim Ve Ali'den Başkası Konuşamaz.
Sünni Kaynaklar:
Süneni İbni Mace c. 1 s, 44
Hasais en-Nisai s, 20
Sahihi et-Tirmizi c. 5 s, 300
el-Camies-Sağır lis-Suyiti c. 2 s, 56
er-Riyaz en-Nazire lit-Taberi c. 2 s, 229


İslam, kuru iddialar veya mücerret mefhumlar yığını değildir; bilakis yaşanan bir hayattır. “Canlı Kur’an” olan Resûlullah’ın (s.a.v.) ailesi, İslam’ın yaşanan ve yaşayan özüdür. Ehl-i Beyt, son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ve aile efradının şahsında Kur’an-ı Kerim’in ve İslam’ın yaşam modelidir, canlı hâlidir. Ehl-i Beyt, imanın ve İslam medeniyetinin çekirdeğidir. Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resûlullah’ın evlatları hakkında kullanılmıştır. Kitap ve Sünnet’te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır.
Ehl-i Beyt’ten maksat, Resûlullah’ın kızı Fâtımâ, torunları Hasan ve Hüseyin ve damadı, amcasının oğlu İmam Ali’dir. “Bizim ve sizin çocuklarınızı çağıralım” mealindeki âyet (Âl-i İmran, 3/61) indiği zaman, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi: “Allah’ım! İşte bunlar benim ehlim (ailem)dir.”
(Müslim, fad. sah. 32, s. 1871 ve Tirmizî, 3724).
Şüphesiz ben size kendisine sarıldıkça asla sapmayacağınız (iki) şey bırakıyorum: Biri ötekinden daha büyük ve gökyüzünden yeryüzüne uzanan bir ip niteliğinde olan Allah’ın Kitâbı. (Diğeri) Ehl-i Beyt’im olan yakınlarım. Bunlar Havz(ıma) gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaklar. Bunlar hakkında benden sonra ne yapacağınıza iyi bakıp dikkat edin!
(Tirmizî, Sünen no. 3788).
Kıyamet günü Ali b. Ebî Tâlib havzımın sahibi olacaktır.”
(Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’ta). Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’de (İbn Abbâs’tan): “De ki: Sizden hiçbir ücret beklemiyorum” âyeti (Şûrâ, 42/23) inince, şöyle dediler: “Ey Allah Resûlü! Kendilerini sevmemiz gereken akrabaların kimdir?” Şöyle buyurdu: “Onlar, Ali, Fâtıma ve iki oğludurlar.” Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ey Ensar topluluğu! Sizleri sıkıca sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız bir kimseye hidayet edeyim mi?” Ashab, “Evet, ya Resûlallah” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sarılmış olduğunuz takdirde dalalete düşmeyeceğiniz o kimse (gördüğünüz) bu Ali’dir. Öyleyse Benim sevgimle O’nu seviniz; Benim kerametimle O’na ikramda bulununuz. Şüphesiz Cebrail, Allah tarafından size söylediklerimi Bana emretti.” (Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani, Hilyetü’l-Evliya, c. 1, s. 63).
Ali, Kur’ân iledir. Kur’ân da Ali iledir. Havuz(ım)’a gelinceye dek birbirlerinden ayrılmayacaklar.” (Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat ves-Sağîr’de). Müslim, Sahih’inde kendi senediyle Hz. Aişe’den şöyle naklediyor: “Resûlullah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan b. Ali yanına geldi. O’nu abanın altına aldı, Hüseyin b. Ali yanına geldi, O’nu da abanın altına aldı. Sonra Fâtıma geldi; O’nu da abanın altına aldı. Daha sonra Ali geldi; Resûlullah, O’nu da abanın altına alarak, ‘Yüce Allah, ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü çirkinliği defetmek ve sizi tertemiz kılmak ister’ ayetini okudu.” (Bu, Kesa hadisi olarak bilinir). Sünni kaynakları, Kesa hadisini kırkı aşkın rivayet kanallarıyla nakletmişlerdir. Büyük müfessir Fahri Râzi, bu rivayeti kendi tefsirinde kaydettikten sonra şu bilgiyi veriyor: “Bilinmesi gerekir ki, müfessirler ve muhaddisler arasında bu rivayetin sahih olduğunda ittifak vardır.”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-21-2018, 07:46
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İslam dininin yaşanmış ve yaşanacak olan her türlü yücelikleri, her türlü hüzün ve fırtınalarının bir örneği adeta “Hane-i Saadet’te” yaşanmıştır. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’inde “… Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab Sûresi, 33) diye muştulayıp tebcil ettiği “Hane-i Saadet”te nübüvvet nuru ve velayet nuru cem olmuştur. Bir başka ifadeyle, Ehl-i Beyt’in yüce İmamı Hz. Ali’deki “velayet nuru”, âlemlere rahmet Hz. Muhammed’in “risalet nuru”nun devamıdır. Risalet ve velayet nurları, adeta aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Peygamberlerin ve risaletin şahı Hz. Muhammed’dir, velayetin şahı ise Ali’yyül Murteza’dır. Ancak, Resûlullah’tan sonra artık peygamber yoktur. Yüce Allah, âlemlerin Rabbi, Resûlullah ise âlemlere rahmet peygamberdir.
Resûlullah (s.a.v.) ilmin ve hikmetin şehri; Hz. Ali ise kapısıdır. Resûlullah (s.a.a) buyurdu: "Ben ilmin şehriyim, Ali ise onun kapısıdır."
(Tirmizî 3723).
Allah’ın koruması ve ismeti altındaki Resûlullah’ın ilim şehrine giden yolların hepsi Ali kapısından geçer. Hak yollar Ali kapısına çıkar. Ali kapısı ise Resûlullah şehrine açılır… Resûlullah’ın şehrinde ise Yüce Allah bulunur, orası tevhid şehridir. Kıyamet sabahına kadar her kim ki, İslam’ın nuru ile tenvîr olur; onun, Allah’ın lütfu, Resûlullah’ın şefaati ile Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Yani Peygambere açılan kapı, mutlak surette Ali’den geçer. Bir insan nebevî yoldan feyz almış bile olsa, mutlaka onun Hz. Ali’den bir nasibi vardır. Hz. Ali (as), İslam’ın ilk gününden son nefesine kadar tevhid, iman, ibadet, hikmet, adalet, feragat, fedakârlık, şecaat ve cesaret timsali olarak Resûlullah’ın adeta ikiz kardeşi gibidir. Musa’ya nispetle Harun ne ise; Resûlullah’a nispetle Hz. Ali O’dur. Kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan ümmet-i Muhammed’e, Hz. Ali’nin “kim olduğu”nu bizzat Resûlullah anlatıyor, takdim ediyor: “Şüphesiz ki, Ali Bendendir; Ben de O’ndanım. O, Benden sonra her mü’minin velisidir
(Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 437-8; Tirmizi, X, 209).
Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali’nin elini kaldırdı ve şöyle ilan etti: “Ali Bendendir, Ben de O’ndanım. Ali Benim velimdir, Benim nâmıma borcumu öder. Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Ben O’na dost olanın dostuyum, düşmanının da düşmanıyım. Allah’ım, Ali’yi seveni sev, düşman olana Sen de düşman ol. O’na yardım edene de yardım et!”
( Nesai, Hasais, Hd. No. 66, 95, 96; İbn Kesir, Bidaye, V, 212; el Bezzar, III, 188; Tirmizi, X, 221, Tuhfe; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, IV, 164-5 ve V, 3247 ).
“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, size nimetlerimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim” (Maide: 3) ayet-i kerimesi de, Veda Haccı’ndan sonra Gadir-i Hum hutbesi okunduğu sırada ve Hz. Ali’nin velayeti hakkında nâzil olmuştur. Bu, sahih rivayetlerle sabittir. Konuya dair râvilerden bazıları şunlardır: Hz. Ali, Abdullah b. Abbas, Ebu Said El-Hudri, Berra b. Azib, Zeyd b. Erkam, Selman-ı Farisi, Ebu Zer Gifari, Ammar b. Yasir, Mikdad b. Esved ve Ebu Hureyre. Nitekim bu konuda şöyle rivayet edilir: Resûlullah halkı Gadir-i Hum’da topladı ve Ali b. Ebi Tâlib’e itaate davet etti. Sonra Ali’nin kolundan tutarak kaldırdı. Öyle ki koltuk altının beyazlığı görüldü. Sonra buyurdu ki: “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, yardım etmeyerek yalnız bırakanı yalnız bırak!” Ardından henüz insanlar dağılmamıştı ki, “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim” ayeti nâzil oldu. Bunun üzerine Resûlullah buyurdu ki: “Allahüekber! Din kemâle erdirildi. Nimet tamamlandı. Yüce Allah, Benim risaletime, Ali’nin de velayetine razı oldu
(İbn Asakir, Tercemet-i İmam Ali, c. 2, s. 75; Tarih-i Bağdadî, c. 8 s. 290; Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 43; Menakıb-ı İbn Meğazili, s. 19; İbn Cevzi, Tezkire’ül-Havas, s. 29; Suyuti, Durrü’l-Mensur).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04-21-2018, 07:54
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İbn Abbâs radiyallahu anh’dan dedi ki: “Aramızda, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hiç kimseye vermediği yetmiş kadar meziyeti Ali’ye verdiği hakkında konuşurduk.” (Taberânî, el–Mu’cemus–Sağîr’de).
“Ali’ye bakmak ibadettir
(Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de).
“Cennet üç kişiyi özlemektedir: Ali, Ammâr ve Selmân
(Tirmizî).
“Allah, Ali’yi de esirgesin! Allah’ım! Ali nereye dönerse hakkı da onunla beraber çevir!” (Tirmizî, 3714).
Resûlullah’ın (s.a.v.) rıhletinden hemen sonra, bu pak nesle karşı bir sırt çevirme başlamış, gelişen acı olaylar Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti ile sonuçlanmıştır. Öyle ki, Hz. Ali’ye direkt dil uzatamayan muhalifler, babasına, Hz. Ebu Tâlib Efendimize iftiralarla saldırma yoluna gitmiş, velayet nurunun sahibi olan Hz. Ali’nin ilahi makamını lekelemeye çalışmışlardır. Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr’de: “O, Alî b. Ebî Tâlib b. Abdi’l–Muttalib b. Hâşim’dir. Zübeyr b. Bekkâr, ‘Ali’nin annesi; Fâtıma bint–i Esed b. Hâşim b. Abdi Menâf’tır. Deniliyor ki: Onun bir Hâşimî’ye çocuk doğuran ilk Hâşimî kadın olduğu söylenir. Müslüman olup Medine’ye hicret etmiştir. Orada ölmüş, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından orada defnedilmiştir.” Enes'den: “Ali’nin annesi Fâtıma bint–i Esed ölünce, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girip başucunda oturdu ve şöyle dedi: ‘Ey anne! Allah seni esirgesin! Annemden sonra benim annem idin. Senin yanında aç olurdum, beni doyururdun, çıplak olurdum beni giydirirdin. Yemezdin bana yedirirdin. Bununla sadece Allah’ın rızasını ve âhiret yurdunu isterdin.’ Sonra onun üçer kere yıkanmasını emretti. Kâfurlu su gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle döktü, sonra gömleğini çıkartıp ona giydirdi, kendi üstündeki hırka ile onu kefenledi. Sonra, Üsâme, Ebû Eyyûb el–Ensârî, Ömer ve siyah bir köleyi çağırıp kabrini kazdırdı. Bunlar onun kabrini kazdılar. Lahde ulaşınca, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem kendi eliyle kazdı ve topraklarını da kendi eliyle çıkardı. İşini bitirince lahdin içine girip orada uzandı ve şöyle dedi: ‘Yaşatan, öldüren Allah’tır. Ölmeyen ve diri sadece kendisidir. Allah’ım! Esed kızı annem Fâtıma’yı bağışla! Onun hüccetini kendisine telkin et! Kabrini genişlet! Peygamber’in ve benden önceki peygamberlerin hakkı için. Çünkü Sen merhamet edicilerin en merhamet edicisisin.’ Namazını kıldırırken dört tekbir getirdi; kabre bizzat kendisi, Abbâs ve Ebû Bekr indirdi.” (Taberânî, el–Mu’cemu’l–Kebîr vel–Evsat’ta).
Zeyd b. Erkam radiyallahu anh’dan: “İlk Müslüman olan Ali’dir
(Tirmizî, 3735).
“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem pazartesi günü peygamber olarak gönderildi, Ali salı günü namaz kıldı
(Tirmizî, 3728).
Bu mânâda hiçbir Müslüman yoktur ki, o, Alevî olmasın. Alevîlik, Ali’yi sevmekse, o halde bütün Müslümanlar Alevî’dir. “Ali’yi hiçbir münafık sevmez, hiçbir mü’min de Ali’den nefret etmez.”
(Tirmizî, 3717).
Ebû Saîd’den: “Biz Ensâr topluluğu, münafıkları ancak, Ali’ye olan kin ve nefretlerinden tanırdık
(Tirmizî, 3717).
“Ey Ali! Kıyamet günü, elinde cennet asalarından bir âsa bulunacak, onunla münafıkları benim havzumdan kovacaksın
(Taberânî, el–Mu’cemu’l–Evsat’ta).
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ali hakkında şöyle buyurdu: “Kim ondan nefret ederse, benden nefret etmiş olur, kim de benden nefret ederse, Allah’tan nefret etmiş olur. Kim onu severse beni sevmiş olur. Kim beni severse Allah’ı sevmiş olur.” (Bezzâr). “Allah bana dört kişiyi sevmemi emretti, Kendisinin de onları sevdiğini bana bizzat bildirdi.” Dediler ki: “Kimdir onlar? Adlarını söyle, ey Allah Resûlü!” “Ali onlardandır –Bunu üç kere tekrarladı– Sonra Ebû Zer, Mikdâd ve Selmân. Onları sevmemi emretti ve Kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi.” (Tirmizî).
Ali radiyallahu anh’dan: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan ile Hüseyin’in elinden tutup şöyle buyurdu: ‘Kim beni, bu ikisini, ve bunların anne ve babalarını severse, kıyamet günü, benimle beraber, benim derecemde olur’.” (Tirmizî, 3733).
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04-23-2018, 12:41
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sünni Kaynaklardan

Sünni Kaynaklarda Peygamber (s.a.v) Efendimizin Dilinden Hz. Ali Efendimiz (as)

Hz. Ali Efendimizin dünyadayken cennetle müjdelenen sahabeden birisi olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle müjdelemiştir: Ali cennettedir.
’ (Sünen-i Kübrâ, Nesâî; Tirmizî, Menâkıb, 25, 3747)
Rasûlullah (s.a.v.)’in hac dönüşü Ali’nin elinden tuttu ve (ashabına): ’Ben mü’minlere kendi nefislerinden evla değil miyim?’ dedi. (Sahâbeler): ’Evet (evlasın)!’ dediler. (Rasûlullah): ’Ben her mü’mine, kendi nefsinden evla değil miyim?’ buyurdu. (Sahâbeler): ’Evet (evlasın)!’ dediler. (Rasûlullah): ’(O halde) işte bu (Ali), ben kimin velîsi isem onun velîsidir! (Tirmizî, Menâkıb) Ey Allah’ım kim onu velî edinirse sende onun velîsi ol, kim ona düşmanlık ederse sende ona düşmanlık et (bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 11, 116) kim onu severse Sen de onu sev, kim ona buğzederse Sen de ona buğzet, kim ona yardım ederse Sen de ona yardım et, kim onu yardımsız bırakırsa Sen de onu yardımsız bırak.’ buyurdu.
(Bezzâr, Müsned; Müsned Ali B. Ebî Talib, c.3, s.34, 786)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. O halde kim ilmi isitiyorsa, ona kapısından gelsin.
(Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, Ehâdîsü Abdullah b. Abbâs, Mücâhid An Abbâs, 10898)
Ben hikmet eviyim, Ali de onun kapısıdır.’ (Tirmizî, Menâkıb, 20, 3723)
…Ümmetimin en güzel hüküm vereni Ali’dir.’ (Bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 11, 154)
’Allah Ali’ye rahmet etsin. Allah’ım, Ali nereye dönerse hakkı da onunla beraber (o yöne) çevir.’ (Tirmizî, Menâkıb, Bâb 19, 3714)
’Ali bendendir, ben de Ali’denim ve benim adıma (muahedeleri) ancak ben veya Ali yerine getiririz.’ (Tirmizî, Menâkıb, 20, 3719) ’... O, benden sonra her mü’minin velisidir.’ (Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkıb, Fedâil’i Ali, 4, 8090)
’Kardeşlerimin en hayırlısı Ali’dir, ’ (Suyûtî, Cem’u’l-Cevâmi’, Kısmu’l Akvâl, Harfu’l Hâ, c.4, s.266, 11719)
…(Ey Ali!) Bana nisbetle sen, Musa’ya nisbetle Harun menzilesinde olmaya razı olmaz mısın? Ancak şu var ki, ben¬den sonra Peygamber yoktur’ buyurdu. (Buhârî, Meğâzî, 78, 4416)
Sen dünya ve âhirette benim kardeşimsin.’ (Tirmizî, Menâkıb, 20, 3720)
’Sen bendensin, ben de sendenim.’ Ömer (b. Hattâb )’de şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.), ondan razı olarak vefat etti. (Buhârî, Fadâilu’s-Sahâbe, Menâkıb-i Ali B. Ebî Tâlib, Bâb 9)
’Ali Kur’ân’la beraberdir, Kur’ân da Ali ile beraberdir. Kevser havuzu(nun başında) bana varıncaya kadar (bu ikisi) birbirinden ayrılmayacaktır.’ (Hâkim, Müstedrek, Mâ’rifetü’s-Sahâbe, Zikru İslami Emîri’l Mu’minîne Ali, 4628)
Fecir (vakti doğan sabah) yıldızlarının parıldayıp dünya ehline (doğuyu aydınlattığı) gibi, Ali de cennette parıldayıp (cennet ehlini) aydınlatır.’ (Suyûtî, Cem’u’l-Cevâmi’, Kısmu’l Akvâl, Harfu’l Ayn, c.5, s.175, 14323)
’Allah bana dört kişiyi sevmeyi emretti ve kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi.’ (Bunun üzerine): ’Ey Allah’ın Rasûlü! Bize onların isimlerini bildir’ denildi. (Rasûlullah s.a.v.)’de şöyle buyurdu: ’Onlardan biri Ali’dir -bunu üç kere tekrarladı…’ (Bkz. Tirmizî, Menâkıb, 20, 3718)
’Ey Ali! Ne mutlu seni seven ve senin hakkında sadık (ve doğru) olan kimseye ve yazıklar olsun sana buğzeden ve senin hakkında yalan söyleyen kimseye.’ (Hâkim, Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Zikru İslami Emîri’l Mu’minîne Ali,4657)
’Kim Ali’ye söverse, muhakkak bana sövmüş olur!’ (Hâkim, Müstedrek, Mâ’rifetü’s-Sahâbe, Zikru İslami Emîri’l Mu’minîne Ali, 4615)
’Dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları (Rabbinin huzurundan) ayrılmaz: Bedenini nerede çürüttüğünden, ömrünü nerede harcadığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve Ehlibeyt’in sevgisinden.’ Bunun üzerine: ’Yâ Rasûlallah! Sizi sevmenin alameti nedir?’ dendi. (Rasûlullah da), eliyle Ali (r.a.)’ın omzuna vurdu. (Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, Babu’l Elif, Men İsmuhu Ahmed, c.1, s.596, 2191)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir müddet Hz. Ali (r.a.) ile gizli konuştuktan sonra: ’…Onunla gizli olarak konuşmayı ben seçmedim; fakat onunla gizli olarak konuş(mamı bana) Allah (emretti)’ buyurmuştur. (Tirmizî, Menâkıb, 20, 3726)
Askeri bir sefere çıkan Hz. Ali Efendimiz için Peygamber Efendimiz şöyle dua etti: ’Allah’ım Ali’yi bana göstermeden canımı alma.’ (Tirmizî, Menâkıb, 20, 3737)
’Rasûlullah (s.a.v.) gazaya çıkmadığı vakit silahını sadece Ali’ye verirdi.’ (Hâkim, Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Zikru Menâkıbı Zeyd B. Hârise, 4960)
Ali (r.a.), Fâtımâ (r.anhâ) ile evlenince Rasûlullah (s.a.v.) (Ali’ye): ’Fâtımâ’ya (mehir olarak) bir şey ver’ buyurdu. (Ali): ’Yanımda (verebileceğim) hiç (bir şey) yok’ dedi. (Bunun üzerine Rasûlullah): ’Hutamiyye zırhın nerede? (Onu ver!)’ buyurdu. (Nesâî, Nikâh, 76, 3376)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söyle buyurdular: ’Muhakkak Allah bana, Fâtımâ’yı Ali’ye nikâhlamamı emretti (r.anhümâ).’ (Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, Müsned’ü Abdullah B. Mes’ûd, c.5, s.117, 10152)
Tâif’i muhasarası esnasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ’(Ey insanlar!) size, neslim (Ehlibeyt’) hakkında hayırla (davranmanızı) tavsiye ediyorum. (Benimle) buluşma yeriniz (Kevser) Havuzu’dur. Canım elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki; (Ey Tâifliler) ya muhakkak namaz kılar, zekât verirsiniz ya da sizlere benden olan veya benim gibi bir adam göndereceğim ki, (o, savaşçılarınızın) boyunlarını vuracak, (kadınlarınızı ve çocuklarınızı esir alacak).’ (İnsanlar o kişinin Ebû Bekir veya Ömer olduğunu zannettiler). Sonra (Rasûlullah) Ali’nin elinden tuttu ve: ’(O kişi) budur’ buyurdu. (Bezzâr, Müsned, Müsned Abdurrahman B. Avf, c.3, s.258, 1050)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 05-14-2018, 05:41
Cabir bin Cufi Cabir bin Cufi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 118
Cabir bin Cufi is an unknown quantity at this point
Standart

Resullullah s.a.a buyurdu: " Kim benim vefatımdan sonra yerime oturacak şu ALİ (a.s) ye zulmederse, benim nübüvvetimi ve benden önceki peygamberlerin nübüvvetini inkar etmiş olur.
Bihar-ul Envar c. 27 s. 601.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 05-15-2018, 06:11
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 101
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart

senetli bir hadiste İbn Abbâs'tan, Resululla-h'ın (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) hitaben şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Senin benim ümmetimin İmâmı ve benden sonra onların üzerindeki halifemsin; senin ve benden sonra evlatlarından gelecek İmâmların misali Nûh'un gemisinin misalidir; ona binen kurtulur, binmeyen ise boğulur

İsbâtü'l-Hüdât, c.1, s.612.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 06-11-2018, 09:56
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 101
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart

İbni Abbas Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin şöyle buyurduğu nakleder:

Gökyüzü ehlinden İmam Ali Aleyhisselamı kendisine kardeş seçen ilk kimseler: İsrafil, Mikail ve Cebraildir. Ve gökyüzü ehlinden İmam Ali Aleyhisselamın sevgisiyle övünen ilk kimseler Allahın arşını omuzlarında taşıyan meleklerdir. Onlardan sonra cennetin anahtarlarını elinde bulunduran Rızvan ve ondan sonraki ölüm meleği olan Azraildir. Ve gerçektende ölüm meleği nebilere rahm ettiği gibi İmam Ali bin Ebu Talip Aleyhisselamın Şialarına da öyle rahm eder.
Kaynak:
Menakibi Harezmi, sayfa. 72,Yenabi-ul Meveddet, sayfa. 133,Bihar-ul Envar, cilt. 38, sayfa. 335
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 06-11-2018, 10:12
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 393
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart

İbni Abbas Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin şöyle buyurduğu nakleder:

Gökyüzü ehlinden İmam Ali Aleyhisselamı kendisine kardeş seçen ilk kimseler: İsrafil, Mikail ve Cebraildir. Ve gökyüzü ehlinden İmam Ali Aleyhisselamın sevgisiyle övünen ilk kimseler Allahın arşını omuzlarında taşıyan meleklerdir. Onlardan sonra cennetin anahtarlarını elinde bulunduran Rızvan ve ondan sonraki ölüm meleği olan Azraildir. Ve gerçektende ölüm meleği nebilere rahm ettiği gibi İmam Ali bin Ebu Talip Aleyhisselamın Şialarına da öyle rahm eder.

Kaynak: Menakibi Harezmi, sayfa. 72,Yenabi-ul Meveddet, sayfa. 133,Bihar-ul Envar, cilt. 38, sayfa. 335
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 06-15-2018, 06:28
یا علی مدد یا علی مدد isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 57
یا علی مدد is an unknown quantity at this point
Standart

ALİ (aleyhisselam)'a DOST OLMAK AĞIR BEDEL ÖDETİYOR!

Tarih kitaplarında şöyle naklediliyor:

Yemenli bir Ali dostu, ölümünün kesin olduğunu anlayınca, evlatlarına şöyle dedi :" Görüyorum ki Allah'ın emri kesindir. Bu hastalık beni Rabbime kavuşturacak. Son nefesimi dostum, İmam Ali' nin yanında vermek istiyorum. Beni deveme yükleyip Kufe'ye götürün, orada, İmamımın yanında öleyim." Oğulları bu işin çok zor ve de meşakkatli olduğunu söylediler. Fakat babaları " Ali' ye dost olmak tabiki böyledir, insana ağır bedeller ödetir, Peygamber efendimiz de bunu böyle haber vermiştir ve :" Ey Ali, bir dağ bile seni sevse eriyip gider" buyurmuştur deyip isteğinden vazgeçmedi.

Evlatları babalarını bir deveye yükleyip Kufe'ye, İmam Ali' ye taraf hareket ettiler. Fakat deve yolculuğu çok zor bir iş olduğundan hasta baba buna dayanamayıp yolda canını Cananına teslim eder.

Kufe'ye yaklaştıklarında İmam Ali ( as ) etrafındakilere :" Kalkın Kufe' nin dışına çıkalım, Yemen tarafından bir dostum geliyor onu karşılıyalım" diye buyurur. Kufe' nin dışına çıkarlar, uzaktan bir devenin ve etrafında da bir kaç kimsenin bulunduğunu görürler. İmamın etrafındakilerden biri :: Ya İmam! Biz devenin üzerinde birini görmüyoruz" der. İmam :" Doğrudur, dostum vefat etmiş, cenazesi yüklenmiştir, hayatı ile mematı/ölümü bizim için farketmez, ikisini de karşılarız" buyurur ve onun cenaze namazını kılıp kendi eliyle defneder.

Evet ta o zamandan beri İmam Ali' ye karşı özel bir ilgi vardır. Bundan dolayı ta o günden bugüne Emevilerden, Abbasilerden ve... ne çekiliyorsa, Ali' ye dost olduklarımız için çekiyoruz.

Rabbim İmam Ali yüzü hürmetine Biz Ali (as) Dostlarına yardımcı olsun ve düşmanlarımızı zelil kılsın.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 01:44


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.