aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | HİLAFET | HİLAFET-VELAYET

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07-06-2019, 01:47
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.687
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Heyberin Fethi

Heyberin Fethi
Hayber Savaşı; Allah Resulünün (s.a.a) hicri-kameri yedinci yılda yaptığı gazvelerindendir.
Hayber Yahudilerinin, Medine'den kovulan Yahudilere barınak vermesi ve bazı Arap kabilelerini Müslümanlarla savaşmaları için kışkırtmalarından dolayı bu savaş başlamıştır. Hayber savaşı Müslümanların zaferiyle ve Yahudilerin bu bölgeden sürülmesiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali’nin (a.s) Hayber’in bazı kalelerini fethetmede sergilediği kahramanlıklar, bu gazvenin önemli faktörlerindendir.

Hayber’in Konumu
Hayber bölgesi günümüzde Medine’nin 165 km kuzeyinde, Şam yolu üzerinde (Tebük caddesi) bulunmakta ve merkezi eş-Şureyf şehridir. Denize 854 km yükseklikte olan bu bölge, bir dizi köy ve yeşil alanlardan oluşmaktadır. Çok fazla nüfusa sahip olan Hayber’in büyük vadi ve dereleri, su ve ziraat alanları vardır. Burada hasat edilen ana mahsul hurmadır. "Sureyr" ve "Garas" vadisinde yaşayan Hayber sakinlerinin çoğu Aneze kabilesindendir.[1]

Savaşın Şekillenmesi
Hicretin dördüncü yılı, İslam Peygamberinin (s.a.a) Ben-i Nadir Yahudilerini yaptıkları hainlik sebebiyle, Medine’den sürmesinin ardından Huyey b. Ahtab, Sellam b. Ebi’l Hukayk ve Kinane b. Rebi’ b. Ebi’l Hukayk gibi bazı Yahudiler Hayber’e gittiler. Onlar ertesi yıl Mekke'ye giderek, Kureyş’i Allah Resulü (s.a.a) ile savaşması için kışkırttılar.[2] Böylece Hayber, yeni şekillenen İslam ümmetine karşı tehlike ve entrika merkezi haline gelmiş oldu.[3] Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) hicretin altıncı yılının Şaban ayında da Hayber’in Arap komşularından Ben-i Sa’d b. Bekr kabilesinin Hayber Yahudilerine yardım etmek için toplandıklarını haber alınca, Hz. Ali’yi (a.s) bir grupla onlara doğru gönderdi. İmam Ali’nin (a.s) saldırması sonucunda düşmanlar kaçtı ve Müslümanların eline ganimetler geçti. Ayrıca aynı yılın Ramazan ayında, Abdullah b. Atik seriyyesinde Sellam b. Ebi’l Hukayk bazı grupları Müslümanlara ve Allah Resulüne (s.a.a) karşı kışkırtması suçuyla öldürüldü. Bu esnada Abdullah b. Revaha Hz. Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) emriyle Hayber’e gönderilerek, Yahudilerin durumunu araştırmakla görevlendirildi.[4]

Daha sonra Hayber Yahudileri Useyr b. Zarim'i (veya Yuseyr b. Rizam'ı) kendilerine lider seçtiler. O da Gatafan kabilesi gibi Arap kabilelerini Hz. Peygamber (s.a.a) ile savaşmaları için kışkırtmaya çabaladı. Çünkü o, kışkırttığı kabilelerin yardımıyla Medine’ye saldırma peşindeydi. Bundan dolayı Allah Resulü (s.a.a) hicretin altıncı yılının Şevval ayında bir kez daha Abdullah b. Revaha’yı bir grupla birlikte Hayber’e gönderdi. Sonuçta Useyr ve beraberindeki bir grup Yahudi öldürüldüler.[5]

Bunların yanı sıra, Ben-i Kurayza Yahudilerinin Medine’den sürülmesinden, huzurun sağlanmasından ve hz. Peygamber (s.a.a) ile diğer Medine Yahudilerinin arasında anlaşmalarının yapılmasından sonra, Ben-i Nadir liderlerinin de aralarında yaşadığı Hayber Yahudileri Allah Resulü'nden (s.a.a) intikam alma peşindeydiler. Onlar, mallarını güçlü Gatafan kabilesi gibi komşu Arap kabilelerini Müslümanlara karşı kendileri ile birleşmelerini sağlamak için harcamaktaydılar. İşte bu durum, Hz. Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) Hudeybiye barış anlaşmasından kısa bir süre sonra Hayber’e asker çıkarması için yeterliydi.[6]

Hayber Gazvesinin Tarihi
Hicretin yedinci yılının Muharrem ayının başlarında Hayber’e doğru hareket eden Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.a) Sefer ayında Hayber’i fethetti ve hicretin yedinci yılı Rebiyülevvel ayının birinci günü de Medine’ye geri döndü.[7]

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Medine’deki Vekili
Allah Resulü (s.a.a) Medine’de bir şahsı kendi yerine vekil olarak tayin etti[8] ve beyaz renkli sancağı da İmam Ali’ye (a.s) vererek[9] onu ordunun öncü birliğinin komutanı olarak atadı.[10]

Müslümanların Ordusunun Sayısı
Hayber savaşına katılan Müslümanların sayısını 1400 kişi[11] veya Hudeybiye savaşına katılanların sayısı olan 1500[12] veya 1540 kişi[13] olarak zikretmişlerdir. Bu savaşta İslam ordusuna biri Allah Resulü'nün (s.a.a) eşi Ümmü Seleme olmak üzere yirmi de kadın eşlik etmiştir. Ben-i Gıfar’lı bazı kadınlar da Allah Resulü'nün (s.a.a) izniyle Müslümanlara yardım etmek ve yaralıları tedavi etmek için bu savaşa katıldılar.[14] Medine Yahudilerinden on kişi ve ileri gelenlerden birkaç kişi de Hz. Peygamber (s.a.a) ile birlikteydi.[15]

Hayber Ahalisinin Sayısı
Hayber ahalisi savaşçılarının sayısı abartılarak on bin kişi[16] veya yirmi bin kişi[17] olarak zikredilmiştir. Allah Resulünün (s.a.a) onlara karşı savaşa kalkışacağını düşünmeyen Yahudiler, dağların tepesinde bulunan yüksek ve sağlam kalelerine, sahip oldukları silaha, nüfusa ve daimi su kaynaklarına güvenerek birkaç yıl direnebileceklerini zannediyorlardı. Bazı Medineli Yahudiler, Müslümanları Hayberlilerle karşılaşmaya ve onların sağlam kaleleri ile başa çıkmaya güçlerinin yetmeyeceğini söyleyerek korkutuyorlardı. Onlar hatta Hayber’e Kinane b. Ebi’l Hukayk’a Müslümanların sayılarının ve silahlarının az olduğunu söylemesi için birini gönderdiler. Kureyş kafirleri de savaş olması durumunda Hayberlilerin Müslümanlara karşı zafer elde edeceklerini ümit ederek, bu konuda birbirleri ile iddiaya girdiler.[18]

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Medine’den Hayber’e Hareket Güzergâhı
Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Eşca’ kabilesinden iki danışmanı yanına alarak, Hayber’in yolunu tuttu. Allah Resulü'nün (s.a.a) Asr gibi bazı konaklama yerlerinde durmasının bereketiyle mescit inşa ettiler. Allah Resulü (s.a.a) kılavuzlardan birine, Hayberlilerin Gatafan müttefiklerinden yardım alamamaları için İslam ordusunu Hayber ve Şam arasında bir yere varabileceği bir yoldan götürmesini emretti. İslam Peygamberi (s.a.a) Hayber’e giden birkaç yoldan "Merhab" olarak bilinen yolu seçti.[19]
İslam ordusunun öncüsü Abbad b. Bişr, Yahudiler adına casusluk yapan Eşca' kabilesinden birini yakaladı. O, Gatafan kabilesinin Hayber kalelerinde olduğunu ve onların Yahudilerle birleşerek Hz. Peygamber (s.a.a) ile savaşmak istediklerini ilan ederek, Müslümanları korkutmak istedi. Ancak daha sonra Yahudilerin Müslümanların saldırısından aşırı derecede endişe ve korkuya kapıldıkları ortaya çıktı.[20]

Gatafan Kabilesinin Hayber Yahudileriyle İşbirliği Yapmaması
Gatafan kabilesinin İslam Peygamberi'nin (s.a.a) Hayber’e ulaştığı haberini aldıktan sonra, Yahudilere yardım etmek için bir menzil yol aldığı ama ardından kendi aile ve malları için korkuya kapılmaları üzerine, Hayber kalelerine girmeden önce geri döndükleri nakledilmiştir.[21] Ancak başka bir rivayete göre, Hayber savaşından önce Kinane, Gatafan kabilesinin yanına giderek, Hayber’in bir yıllık hurma mahsulünü (başka bir görüşe göre yarısını) onlara verme vaadiyle onları Hz. Peygamber (s.a.a) ile savaşmaları için kışkırttı ve böylece onlarla müttefik oldu. Bu olayın ardından Gatafanlılar, Uyeyne b. Hısn’ı liderliğe seçtiler ve Allah Resulü'nün (s.a.a) gelmesinden üç gün önce Hayber’e giderek, Netat (Netah) kalesine girdiler. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) Sa’d b. Ubade’yi Uyeyne’nin yanına göndererek, Allah’ın Hayber'in fethini kendisine müjdelediğini ve Gatafanlıların geri dönmesi durumunda Hayber’in bir yıllık hurma (başka bir rivayete göre yarım yıllık) mahsulünü ona vereceği mesajını iletti. Uyeyne bu teklifi kabul etmedi. Ancak Gatafanlılar, Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) Hayber’e saldırmasından bir gece önce, (Medine’ye bağlı) Hayfa’daki yakınlarına ve mallarına saldırıldıklarına dair onları uyaran gaybi bir ses duydular. Bundan dolayı da hızlıca Hayber’den ayrıldılar.[22]

Hayber Yahudilerinin Savaş Stratejisi
Diğer taraftan, Allah Resulünün (s.a.a) kendilerine doğru geldiğini anlayan Hayber Yahudileri, aralarında anlaşmazlığa düştüler. "Haris b. Ebu Zeyneb" adlı Yahudi, kalelerin dışında karargâh kurmayı ve Müslümanlarla kalelerin dışında çarpışmayı tavsiye etti. Ancak onlar kalelerin sağlamlığına güvenerek, kaleler içinde kalmayı tercih ettiler. [23]

İslam Ordusunun Hayber’e Girişi
Allah-u Teâlâ İslam ordusunun hareket zamanını Hayber ahalisinden gizledi. Böylece Allah Resulü (s.a.a), Şıkk ve Netat (Netah) kalelerinin arasından geçtikten sonra, gece vakti Hayber yakınlarına ulaştı. Geceyi orada geçirdikten sonra (her zaman olduğu gibi) bir ses (çan sesi gibi) duymayınca yoluna devam etti. Hz. Resulullah (s.a.a) önce bir dua okudu ve Müslümanlardan da onu okumasını istedi. Daha sonra hareket ederek, Menzile’ye vardılar. Allah Resulü (s.a.a) Menzile’de bir yeri mescit olarak belirlerdi ve orada daha sonra Hayber mescidi yapıldı. Sabah olunca Hz. Peygamber'in (s.a.a) bu bölgeye girdiğinden habersiz olan ve gafil avlanan Hayber Yahudileri kaçışarak, kalelerine sığındılar.[24]
Hz. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.a) ashabına kadın ve çocuklara zarar vermemelerini emretti.[25] O gün akşama kadar Netat kalesi ehliyle savaşıldı. Daha sonra nemli ve düşman oklarının menzili olan karargâhını başka bir yere taşıyan Hz. Resulullah (s.a.a) Reci’ye gidilmesini buyurdu. Ayrıca Hayber hurmalıklarının (muhtemelen savaş zorunluluğu gereği) bir bölümünü kesmelerini buyurdu.[26]

Savaşın Başlaması
Hayber savaşının ilk gününde Müslümanlardan elli kişi yaralandı. Yedi gün Reci’de kalan Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) her günü, her birinin ayrı sancağı olan gruplarla birlikte Yahudilerle savaşla geçirdi. Altıncı günün gecesinde Netat ahalisinden "Semmak" adlı bir Yahudi Hz. Fahr-i Âlem’in (s.a.a) huzuruna geldi ve Müslümanların kaleye girmelerine rehberlik etmek için eman (güvence) istedi. O, Yahudilerin gıda ve çeşitli savaş aletleri depolarının bulunduğu Netat kalesinin karıştığını ve ahalisinin korkudan kaleyi terk etmek üzere olduğunu haberini verdi. Müslümanlar o günün ertesi Netat’ı fethettiler ve o Yahudi de sonradan Müslüman oldu.[27]

Naim Kalesinin Fethi
Allah Resulünün (s.a.a) Hayber kalelerinden fethettiği ilk kalenin "Naim kalesi" olduğu nakledilmiştir. Naim kalesinin kendisi birkaç kaleden oluşmaktaydı. Allah Resulü (s.a.a) onlara saldırmak için ashabını hazırladı. Yahudiler Müslümanları ok yağmuruna tuttu ve İslam ordusu askerleri kendilerini Hz. Peygamber'e (s.a.a) siper ettiler. O gün Hz. Resulullah (s.a.a) beyaz sancağı Muhacilerden iki kişiye (İbn-i İshak’ın rivayetine göre: Ebu Bekir ve Ömer’e) ve daha sonra Ensar’dan birine verdi. Ancak onlar bir şey yapamadan peş peşe geri döndüler. Bunun üzerine Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki Allah ve Resulü onu sever ve Allah onun eliyle Müslümanlara fethi nasip edecektir. O, asla (düşmana sırt çevirip) kaçmaz.” Ertesi sabah Hz. Ali’nin (a.s) göz ağrısını mucizeyle iyileştirdikten sonra, sancağı ona verdi.[28]

Merhab’ın Kardeşi Haris’in Öldürülmesi
Merhab’ın kardeşi Haris (kalenin lideri) bir grupla savaş meydanına gelince, Müslümanlar dağıldılar. Ama İmam Ali (a.s) direndi ve yapılan şiddetli savaşın ardından Haris’i öldürdü. Haris’in yârenleri Haris’in öldürüldüğünü görünce, kaleye kaçarak kapıyı kapattılar.[29] Bunun üzerine Merhab recez okuyarak (savaş meydanında karşı tarafa gözdağı vermek için okunan şiir vb.) kaleden dışarı çıktı.

Merhab’ın Öldürülmesi
Bazı rivayetlerde Muhammed b. Mesleme’nin Allah Resulü'nden (s.a.a) aldığı izinle Merhab ile teke tek savaşarak onu kılıçla öldürdüğü[30] ya da onu ağır bir şekilde yaraladığı ve Hz. Ali’nin (a.s) de işini bitirdiği nakledilmiştir.[31] Ancak birçok rivayette, Hz. Ali’nin (a.s) teke tek savaşta Merhab’ı öldürdüğü ve bu olaydan sonra o kalenin fethedildiği nakledilmiştir.[32] Ehlisünnet'in seçkin tarihçilerinden bazıları ikinci rivayeti doğru bilmişlerdir.[33]

Kamus Kalesinin Fethi
Hayber kalesinin İmam Ali (a.s) tarafından yerinden sökülmesini sergileyen bir tablo.png
Rivayetlere göre Hayber kalelerinin en büyük ve en sağlam kalesi Kamus kalesiydi. Allah Resulü (s.a.a) fetih sancağını İmam Ali’ye (a.s) verdi. Hz. Ali (a.s) de Merhab’ı öldürdükten sonra, "Merhab" adıyla da bilinen bu kaleyi fethetti.[34]
Ebu Rafi’ şöyle nakletmektedir: Kalenin kapısının yanında bir adam Hz. Ali’ye (a.s) bir darbe vurarak, kalkanını elinden düşürdü. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) kalenin yanındaki bir kapıyı eline aldı ve kendine kalkan olarak kullandı. Savaş süresince bu kale kapısı kalkan olarak elinde durdu. Nihayetinde Allah, onun vasıtasıyla fethi nasip etti. Hz. Ali (a.s) (Merhab kalesinin) fetih müjdesini Allah Resulüne (s.a.a) müjdeledi.[35] Başka bir rivayette Hz. Ali’ye (a.s) darbe vuran Yahudi’nin Merhab olduğu zikredilmiştir.[36] Savaştan sonra ancak kırk veya yetmiş kişinin o kapıyı kaldırabildikleri nakledilmiştir.[37] Hayber’in Hz. Ali’nin (a.s) eliyle fethedilmesi onun fazilet ve erdemlerinden sayılmaktadır ve raviler bu konuda hemfikirler.[38]Yahudilerin iki kahramanının ve Naim kalesinde olan diğerlerden birkaçının öldürülmesinden sonra Hayber’in tamamının fethi kolaylaştı.[39]

Netat Kalesinin Kuşatılması ve Fethi
İçinde gıda, ürün ve hayvanlarla birlikte beş yüz savaşçının bulunduğu Sa’b b. Muaz’ın kalesi, Netat kalesinde yer almaktaydı. Müslümanlar Netat kalesini on gündür kuşatma altına alıp, savaşıyorlardı. Onlar, özellikle de Ben-i Eslem açlıktan dayanamayacak duruma gelince, Allah Resulü (s.a.a), Allah’ın kalelerden en zengin ve kaynağı bol olanının fethini Müslümanlara nasip etmesi için dua etti. Bunun ardından Sa’b b. Muaz’ın kalesi iki gün süren şiddetli savaşın ardından üçüncü günün sabahı Allah’ın inayetiyle fethedildi. Naim, Netat ve Sa’b b. Muaz kalelerindeki Yahudiler de kaleleri terk ederek, uzun ve sağlam olan ez-Zübeyr (Külle) kalesine kaçtılar.[40] Zübeyr kalesi üç gündür muhasara altındaydı ve Yahudi bir şahıs Hz. Peygamber'in (s.a.a) yanına geldi. Eman aldıktan sonra, onun rehberliğiyle şiddetli bir savaşın ardından Müslümanlar Netat kalelerinin sonuncusu olan Zübeyr kalesini de fethetti.[41]

Müslümanların Rahatlaması ve Karargâhın Değiştirilmesi
Netat ahalisi, Hayber Yahudilerinin en cesaretlileriydi. Bu kalenin fethinden sonra Yahudilerin savaş ve baskınlarının endişesinden rahatlayan Allah Resulü (s.a.a) karargâhını Reci’den ilk yerine, yani Menzile’ye taşınmasını emir buyurdu. Daha sonra birkaç kaleden oluşan Şıkk kalesine doğru hareket etti. Şiddetli savaşın ardından Müslümanlar ilk önce Sümran (Übeyy) kalesini ve ardından da Nizar (Beriyy) kalesini fethederek, halkını esir aldılar.[42]

Yahudilerin Barış Talebi
Savaşın yapıldığı en son yer Nizar kalesi oldu. Oranın fethedilmesinden sonra, Netat ve Şıkk kalesinden kaçanlar daha sağlam olan (Ketibe kalesindeki) Kamus, Vatîh ve Sülalim kalelerine sığınarak, kapıları kapattılar. Bundan dolayı Hz. Resulullah (s.a.a) mancınık kullanma kararı aldı. On dört gün süren kuşatmanın ardından, sabrı tükenen Yahudiler Hz. Fahr-i Kainat Efendimizden barış talebinde bulundular. Sülalim kalesinin lideri Kinane b. Ebi’l Hukayk usta bir okçu olmasına rağmen, askerlerine ok atmamalarını emretti. Çok geçmeden Kinane ve beraberindeki birkaç Yahudi Ketibe kalesi ehli (iki binden fazla Yahudi) tarafından bazı şartlar esasınca Allah Resulü (s.a.a) ile sulh yaptılar. Hz. Peygamber (s.a.a) onlara eman verdi ve onlar da mal, altın, gümüş ve zırhlarını Hz. Peygamber'e (s.a.a) verdiler. Böylece Vatih ve Sülalim kaleleri Hayber’in fethedilen son kaleleri oldu.

Barış Anlaşmasının İçeriği
Bu barış anlaşmasına göre, kalenin içindeki savaşçıların öldürülmemesi ve onların da mal, toprak, silah, elbise ve zırhlarını Allah Resulü'ne (s.a.a) teslim ederek, kadın ve çocuklarıyla birlikte Hayber’i terk etmeleri kararlaştırıldı.[43]

Kalenin Hazinelerinin Bulunması
Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) Kinane ve kardeşinin Ketibe kalesinde sakladığı hazine ve mücevherlere ulaştı. Kinane ve kardeşinin böyle bir hazinenin olmadığını yeminle inkar ettiklerinden dolayı, kendi akrabalarının kısasını almaları için, onları Müslümanlardan iki kişiye teslim etti. Ayrıca Allah Resulü (s.a.a) onların anlaşmayı ihlal etmelerinden ötürü mallarını aldı; kadın ve çocuklarını da esir etti.[44]

Hayber Savaşının Süresi
Düşünülenin aksine Hayber Yahudileri sonunda Müslümanlara yenik düştüler. Bu Yahudilerin yaklaşık bir ay süren savaş ve kuşatmadan sonra[45] ikinci yenilgileriydi.[46] Bu nedenle hicretin yedinci yılına "İstiğlab (zafer ve galebe) yılı" adı verilmiştir.[47]

Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ashabının Yahudi Kadın Tarafından Zehirlenmesi
Hayber’in Hz. Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) tarafından fethedilmesinden sonra, Haris’in kızı Zeyneb (Yahudilerin liderlerinden Sellâm b. Mişkem’in karısı) babası, amcası ve eşinin intikamını alma düşüncesiyle zehirli bir eti Allah Resulü'ne (s.a.a) hediye etti. Hz. Peygamber (s.a.a) ve Bişr b. Bera gibi bazı ashabı akşam yemeğinde ondan birkaç lokma yediler ve daha sonra Hz. Resul'ün (s.a.a) emriyle yemeği bıraktılar. Bişr b. Bera o anda (veya bir yıl hastalıktan sonra) zehirlenerek, hayatını kaybetti. Nitekim Allah Resulü'nün (s.a.a) vefatının da bu etin zehirlemesinden kaynaklandığına inanılmaktadır.[48]

Ölenlerin Sayısı
Hayber savaşında Müslümanlardan on beş veya on sekiz kişi şehit oldu. Yahudilerden ise 93 kişi öldürüldü.[49]

Müslümanların Askeri Gücünün Takviyesi
Allah Resulü (s.a.a) ve Müslümanların Hayber’deki zaferi Kureyş ve müttefiki olan kabilelerin askeri gücünü azaltırken, Müslümanların askeri ve iktisadi gücünü artırdı.[50]

Ganimetler
İslam Peygamberi (s.a.a) Ferve b. Amr’ı (Şıkk, Netat ve Ketibe kalelerinde bulunan) savaş ganimetlerini korumakla görevlendirdi ve ona her kim bir iğne veya iplik dahi almışsa, geri döndürmesini emretti. Allah Resulü (s.a.a) bu ganimetleri beş kısma ayırdı. Bir kısmını Allah’a ait (humus) hisse olarak Hz. Peygamber (s.a.a) aldı. Bu hisseden kendi eşlerine, Ehlibeyt’e (Ali ve Fatıma), Ben-i Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf ve Ben-i Muttalib b. Abdumenaf’a, bazı sahabelere, yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine bir miktar verdi. Geriye kalan dört hisseyi ise, sattı.[51] Hayber’in barışla fethedilen diğer bölgeleri (Vatih ve Sülalim) fey’ olarak Hz. Peygamber'e (s.a.a) aitti.[52]

Ganimet Alanlar
Hayber’de elde edilen ganimetlerden Allah’a ait hissesi (humus) ayrıldıktan sonra, Hudeybiye savaşına katılanlar arasında (ister Hayber savaşına katılmış veya katılmamış olsun) dağıtıldı.[53] Ancak Vakıdi’nin akidesine göre[54], Allah Resulü'nün (s.a.a) Hudeybiye savaşına katılmamış olsalar da Hayber savaşına katılanlara ganimet verdiği görüşü daha doğrudur. Satılan ganimetlerin tutarı da onlar arasında dağıtıldı. Toplamı 1800 hisse olan paylar, yüzer hisse olarak 18 kümeye bölündü ve her yüz hisse için de bir sorumlu belirlendi.[55]
Hz. Peygamber (s.a.a) Hayber’in fethinden sonra Ebu Hureyre, Tufeyl b. Amr ve Esca’ kabilesinden bir grupla birlikte gelen Devs kabilesinden bir gruba da ganimetlerden pay verdi.[56] Allah Resulü (s.a.a) Yahudilere, kölelere ve bu savaşa beraberinde gelen kadınlara da ganimetlerden bir pay verdi veya bağışladı.[57]

Yahudilerin Hayber’de Tarım Yapma İsteği
İslam Peygamberi (s.a.a) Hayber’in fethinden sonra oradaki Yahudilerin isteği üzerine Hayber topraklarında hurmalık yetiştirme işine devam etmelerine; bunun karşılığında da hurma ve ziraat ürünlerinden elde ettikleri mahsullerin yarısını kendilerine almalarına izin verdi. Onlarla bu hususta anlaşma yaptı; can, mal ve toprakları konusunda onlara eman verdi.[58]

Hz. Peygamber'in (s.a.a) Safiyye İle Evliliği
Hayber’de veya Hayber’den Medine’ye dönüş yolundaki "Sahba" bölgesinde Allah Resulü (s.a.a) esirler arasında bulunan Huyey b. Ahtab’ın kızı Safiyye’yi İslam’a davet etti ve o da İslam’ı kabul etti. Bunun üzerine onu azat eden Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) onunla evlendi.[59]

Bazı Ayetlerin Hayber Savaşına Yorumlanması
Allah-u Teala’nın Kur’an’da müjdelediği “فَتْحًا قَرِیبًا ﴿۱۸” yakın bir zaferin (Fetih suresi, 18) Hayber’in fethi olduğu ve “مغانم کثیره*” bol ganimetlerden kastın da Hayber savaşı ganimetleri olduğu söylenmiştir.[60] Bazı müfessirler Fetih suresinin 1 ila 15. ayetlerinin ve Ahzab Suresinin 17. ayetindeki “…وَأَرْضًا لَّمْ تَطَئُوهَا …” (ayak basmadığınız yerleri) cümlesinin Hayber savaşı hakkında olduğunu belirtmişlerdir.[61]

İkinci Halife Zamanında Hayber Yahudilerinin Sürgün Edilmesi
İkinci halife döneminde Hayber Yahudileri Müslümanlardan birinin öldürülmesine karıştı ve buna ek olarak halife Ömer, Hz. Peygamber'e (s.a.a) nispet verdiği “Arap yarımadasında iki din bir arada olamaz” hadisine istinaden, Hayber sakinlerinin de aralarında bulunduğu Hicaz Yahudilerini Şam’a sürgün etti. Hayber topraklarındaki tarla ve hurmalıklarını da yeniden böldü. Bazıları su ve toprak almayı seçerken, bazıları da garantili mahsul aldı.[62]
Sürgün edilen Hayber Yahudilerinden bazıları da Irak ve Mısır’a gitti.[63]

Hayber’in Fethine Dair Şiirler
Hayber’in fethinden sonra Hassan b. Sabit gibi bazı şairler bu vakıayla ilgili şiirler kaleme aldılar.[64]
Hasan b. Sabit’in Hayber fatihi İmam Ali (a.s) hakkındaki şiiri:
"Ali göz hastalığına yakalanmıştı, onu iyileştirmek için bir ilaç ararken bir şey bulamamıştı."
"Ta ki Allah'ın Resulü ona ağzının suyuyla şifa verdi. Ne mutlu iyileştirene ve ne mutlu iyileşene."
"Ve buyurdu: Bu gün bayrağı Allahı seven, pek yiğit ve cesur birine vereceğim."
"Allah da ben de onu seviyoruz. Allah onun eliyle açtı sağlam kaleleri."[65]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-06-2019, 01:48
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.687
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kaynaklar:

Kaynaklar:
1- Biladi, s. 170 – 171; Hafız Vehbi, s. 21; Harbi, s. 413.
2- Vakıdi, c. 2, s. 441 – 442; İbn-i Hişam, c. 3, s. 201 ve 225; Belazuri, 1996 – 2000, c. 1, s. 409; Salah Ticani, s. 56 – 57 ve 92.
3- Salah Ticani, s. 92 – 93; Wat, s. 212.
4- Vakıdi, c. 2, s. 562 – 563; İbn-i Hişam, c. 3, s. 286 – 288.
5- Vakıdi, c. 2, s. 566 – 568; İbn-i Hişam, c. 4, s. 266 – 267; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 92; Wat, s. 212 – 213.
6- Wat, s. 216 - 218.
7- İbn-i Hişam, c. 3, s. 342 ve 355; İbn-i Habib, s. 115.
8- Vakıdi, c. 2, s. 636 – 637: Sib⒠b. Urfuta Gıfari veya Ebuzer Gıfari; İbn-i Hişam, c. 3, s. 342: Numeyle b. Abdullah Leysi; İbn-i Habib, s. 127: Eburehm Gıfari, Külsüm b. Hasin.
9- İbn-i Hişam, c. 3, s. 342; Vakıdi, c. 2, s. 649; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 106; Amuli, c. 17, s. 153 - 154.
10- İbn-i Esir, c. 3, s. 45.
11- Vakıdi, c. 2, s. 689.
12- İbn-i Zenceveyh, c. 1, s. 190.
13- Belazuri, s. 28.
14- Vakıdi, c. 2, s. 685 – 687; İbn-i Hişam, c. 3, s. 357.
15- Vakıdi, c. 2, s. 684 – 685.
16- Vakıdi, c. 2, s. 634 ve 640.
17- Yakubi, c. 2, s. 56.
18-Vakıdi, c. 2, s. 634, 637, 640 – 641, 701 - 703.
19- Vakıdi, c. 2, s. 639 - 640; İbn-i Hişam, c. 3, s. 344.
20- Vakıdi, c. 2, s. 640 - 642.
21- Vakıdi, c. 2, s. 650; İbn-i Hişam, c. 3, s. 344.
22- Vakıdi, c. 2, s. 650 - 652.
23- Vakıdi, c. 2, s. 637 - 638.
24- Vakıdi, c. 2, s. 637; İbn-i Hişam, c. 3, s. 343 – 344; Bekri, c. 2, s. 522.
25- İbn-i Ebi Şeybe, c. 8, s. 526.
26- Vakıdi, c. 2, s. 643 – 645; Amuli, c. 17, s. 139 – 141.
27- Vakıdi, c. 2, s. 644 – 648.
28- Vakıdi, c. 2, s. 648 – 649, 652 - 654; İbn-i Hişam, c. 3, s. 349; Belazuri, c. 2, s. 86, 92 - 93; İbn-i Hazm, s. 213.
29- Vakıdi, c. 2, s. 654.
30- İbn-i Hişam, c. 3, s. 348; Halife b. Hayyat, s. 38.
31- Vakıdi, c. 2, s. 655 - 656.
32- Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 52; Müslim b. Haccac, c. 5, s. 194 – 195; Taberi, Tarih, c. 3, s. 12 – 13; Mufid, c. 2, s. 126 – 127; Salih-i Şami, c. 5, s. 126 - 127.
33- Nuruddin Halebi, c. 3, s. 55.
34- Yakubi, c. 2, s. 56; Bekri, c. 2, s. 522.
35- Vakıdi, c. 2, s. 655; İbn-i Hişam, c. 3, s. 349 – 350; Makdisi, s. 83.
36- Makrizi, c. 1, s. 310.
37- Mufid, c. 2, s. 128 – 129; Beyhaki, c. 4, s. 212; İbn-i Şehraşub, c. 2, s. 78, 125 – 128; Amuli, c. 18, s. 7 - 27.
38- İbn-i Babeveyh, c. 2, s. 369; Mufid, c. 1, s. 124; Amuli, c. 18, s. 29 - 34.
39- Vakıdi, c. 2, s. 654, 657 - 658.
40- Vakıdi, c. 2, s. 662; İbn-i Hişam, c. 3, s. 345 – 346.
41- Vakıdi, c. 2, s. 666 - 667.
42- Vakıdi, c. 2, s. 648, 668.
43- Vakıdi, c. 2, s. 669 - 671; İbn-i Hişam, c. 3, s. 347, 351 – 352; Belazuri, c. 1, s. 421.
44- Vakıdi, c. 2, s. 671 - 673; İbn-i Hişam, c. 3, s. 351; Belazuri, s. 23 – 24.
45- Belazuri, s. 23 ve 26: yirmi ila otuz gece; Mufid, c. 1, s. 125: yirmi küsür gece.
46- Vakıdi, c. 2, s. 676.
47- Mes’udi, s. 256.
48- Vakıdi, c. 2, s. 677 - 678; İbn-i Hişam, c. 3, s. 352 – 353; Belazuri, c. 1, s. 639; Yakubi, c. 2, s. 56 – 57.
49- Vakıdi, c. 2, s. 700; İbn-i Hişam, c. 3, s. 357 – 358; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 107.
50- Salah Ticani, s. 60 – 61 ve 94.
51- Vakıdi, c. 2, s. 680 – 682, 690, 693 - 696; İbn-i Hişam, c. 3, s. 363, 365 – 366; İbn-i Sa’d, c. 2, s. 107 - 108; İbn-i Zenceveyh, c. 1, s. 187.
52- Vakıdi, c. 2, s. 670 - 671; İbn-i Ferra, s. 200 – 201; Semhudi, c. 4, s. 1209 – 1210; Salih-i Şami, c. 5, s. 143.
53- San’ani, c. 5, s. 372; İbn-i Hişam, c. 3, s. 364.
54- c. 2, s. 684.
55- Ebu Yusuf, s. 23; Vakıdi, c. 2, s. 689; İbn-i Hişam, c. 3, s. 364; İbn-i Adem, s. 37 - 39; İbn-i Zenceveyh, c. 1, s. 188 - 190; Belazuri, s. 26 – 28; Hisselerin paylaşımı ve Müslümanların kabilesi ve onların sorumluları hakkında bakınız: İbn-i Hişam, c. 3, s. 364 – 365; Belazuri, s. 689 – 690; halife Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hisselerin varislerinin hakkı konusundaki tutumları hakkında bakınız: Vakıdi, c. 2, s. 697 - 699.
56- Vakıdi, c. 2, s. 683; Amuli, c. 18, s. 95 - 98.
57- Vakıdi, c. 2, s. 684 - 687; İbn-i Hişam, c. 3, s. 356 – 357.
58- Ebu Yusuf, s. 50 – 51; San’ani, c. 8, s. 99; İbn-i Hişam, c. 3, s. 352, 371; Ebu Ubeyd, s. 97 – 98; İbn-i Zenceveyh, c. 3, s. 1066 - 1068.
59- Vakıdi, c. 2, s. 673 – 675, 707 - 708; İbn-i Hişam, c. 3, s. 354.
60- Vakıdi, c. 2, s. 684; San’ani, c. 5, s. 372; Belazuri, c. 1, s. 254.
61- İbn-i Ebi Şeybe, c. 8, s. 519; Taberi, Cami’, bu ayetlerin açıklamasında.
62- Ebu Yusuf, s. 89; Vakıdi, c. 2, s. 654, 695 – 699; Vakıdi, c. 2, s. 654, 695 – 699, 716 – 721; İbn-i Hişam, c. 3, s. 371 – 372; Belazuri, s. 23 - 26.
63- Cevad Ali, c. 6, s. 525.
64- Vakıdi, c. 2, s. 701; İbn-i Hişam, c. 3, s. 355 - 356.
65- Mufid, el-İrşad fi Marifet-i Hucecullah ale’l İbad, s. 70.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07-06-2019, 02:20
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.687
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Bayrak Hadisi

Bayrak Hadisi
Rayet (Bayrak) Hadisi; Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hayber savaşında İmam Ali’nin (a.s) cesurluğu ve yiğitliği hakkında buyurduğu meşhur hadisin unvanıdır. Şia mütekellimleri bu hadisten, İmam Ali’nin diğerlerine (tüm sahabelere) olan öncelik ve üstünlüğünü ispat etmek için yararlanmaktadır.

Rayet Nedir
Peygamber Efendimizin (s.a.a) zamanında ve ondan sonraki asırlarda, genellikle her savaşta kabilelere, birliklere ve komutanlara bir asıl rayet (bayrak) ve onlarca da küçük bayrak ihtisas edilirdi. Bu bayrakları genellikle kabile ve birliğin en cesur ve en güçlü savaşçısı taşırdı.[1] Bu tür bir bayrak (rayet) ilk olarak Hayber savaşında bayrak taşıyanlara verildi.[2]

Hadisin Metni
Allah Resulü (s.a.a) Hayber savaşının rayet ve bayrağını ilk önce Ebu Bekir’e ve ertesi günü de Ömer’e verdi ama onlar zafere ulaşamadan geri döndüler. O esnada Resulü Kibriya (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki Allah ve Resulü'nü sever; Allah ve Resulü de onu sever; O, kerrardır ve aynı zamanda gayr-i ferrardır (düşmana amansızca saldıran ama asla kaçmayan birisidir); Allah (c.c) O’nun eliyle Hayber’i fethedecek.”


(لَأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَداً رَجُلًا يُحِبُّ اللَّهَ وَ رَسُولَهُ، (وَ يُحِبُّهُ اللَّهُ وَ رَسُولُهُ) یَفَتَحَ اللَّهُ عَلَى‏ یدیه لیس بفَرَّار)

Daha sonra Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) yanına çağırdı. Göz ağrısına müptela olan Hz. Ali’nin (a.s) gözlerine şifa verdikten sonra, şöyle buyurdu: “Bu bayrağı al ve beraberinde götür ta ki Allah sana Hayber’i açsın.” (خُذْ هَذِهِ الرَّايَةَ فَامْضِ بِهَا حَتَّى يَفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْك‏) Hz. Ali (a.s) o bayrakla Hayber’e saldırdı ve kaleyi fethetti.[3]
Peygamber Efendimizin (s.a.a) hadim ve hizmetinde olan Ebu Rafi, Hayber’in fethi hakkında şöyle demiştir: “Allah Resulü, Ali'ye bayrağı verip kaleyi fethe yolladığında, biz de Ali ile beraber gittik. Kaleye yaklaştığında, kale halkı çıkıp onlarla savaştı. Yahudi birinin darbesi Ali'nin kalkanını elinden düşürdü. Ali de kale kapısını söküp, kalkan gibi kullandı. Kale fet*hedilene kadar da kapı elindeydi. Sonra onu attı. Sonra benim sekizincisi olduğum yedi kişilik bir grup, bu kapıyı yerinden çevirmek istedik de gücümüz yetmedi.”[4]

Hz. Ali’nin (a.s) Hayber Gazvesindeki Fazileti
Hayber savaşında, Ebu Bekir ve Ömer gibi bazı sahabelerin Yahudilerin kalesini fethetmekten aciz kalması üzerine, Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) Hayber kalesini fethetmekle görevlendirdi. Hz. Ali (a.s) de, Yahudilerin kahraman komutanı olan Merhab-ı Hayber'i, kardeşi Yasir’i ve beraberindeki birkaç Yahudi pehlivanı da öldürüp, kalenin içerisine girerek, onların bütün mukavemetlerini kırdıktan sonra, Hayber’i koşulsuz olarak teslim etmelerini sağlamıştır.[5]

Hadisin Senedi
Tevatür derecesine ulaşan Rayet (bayrak) hadisi, Şii ve Ehlisünnet tarih ve hadis kitaplarının çoğunda zikredilmiştir. Bu Hadis Hz. Ali’nin (a.s) diğer sahabelere olan öncelik ve faziletini ispat eden en sağlam delillerdendir. [6]
Rayet (bayrak) hadisini rivayet eden sahabelerden bazıları şunlardır: Ömer b. Hattab,[7] Aişe,[8] Abdullah b. Abbas, Enes b. Malik[9] ve Cabir b. Abdullah Ensari.[10]
Bayrak (Rayet) hadisi, farklı tabirlerle Siretu’n Nebeviyye,[11] Müstedrek,[12] Mecmeu’z Zevaid,[13] Müsnedi Ahmed b. Hanbel,[14] Kenzu’l Ummal[15] ve Hilyetu’l Evliya[16] gibi Ehlisünnet'in çeşitli kitaplarında nakledilmiştir.

Kaynaklar:
1- Taberi, Tarih, c. 3, s. 387.
2- İbn-i Sa’d, Tabakatu’l Kübra, c. 2, s. 77.
3- İbn-i Hişam, Siretu’n Nebeviyye, c. 2, s. 334; Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 3, s. 37.
4- Zehebi, Mizanu’l İtidal, c. 2, s. 218, İbn-i Hacer, Fethu’l Bari, c. 9, s. 18; Taberi 3/13; İbn-i Hişam 4/42,43; Beyhaki Delail 4/212.
5- İbn-i Hişam, Siretu’n Nebeviyye, c. 2, s. 316.
6- Emin Amuli, A’yanu’ş Şia, c. 1, s. 337’den sonrası.
7- Zerkeli, el-E’lam, c. 5, s. 203.
8- İbn-i Sa’d, Tabakatu’l Kübra, c. 8, s. 39.
9- İbn-i Hacer, Tehzibu’t Tehzib, c. 1, s. 376.
10- Taberi, Zeylu’l Mezili Taberi, s. 27.
11- İbn-i Hişam, Siretu’n Nebeviyye, c. 2, s. 334.
12- Hakim Nişaburi, Müstedrek, c. 4, s. 356.
13- Heysemi, Mecmeu’z Zevaid, c. 9, s. 108.
14- Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 23.
15- Muttaki Hindi, Kenzu’l Ummal, c. 5, s. 284.
16- Hafız Ebu Naim, Hilyetu’l Evliya, c. 4, s. 356.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-06-2019, 02:22
aliyenveliyullah aşkı aliyenveliyullah aşkı isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 801
aliyenveliyullah aşkı is an unknown quantity at this point
Standart

Resûl-i Ekrem Efendimiz Hayber önlerine varınca şöyle duâ etti:

"Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah!
Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah!
Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah!
Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbı olan Allah!
Biz, Senden şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz.
Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız!"
Kaynak:
Sîre, 3:343; Zâdü'l-Mead, 2:148.

Heyberin Fethinde Medine'den hareket eden İslâm ordusunda Resûl-i Ekrem'in zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile birlikte yirmi kadar Müslüman kadın da vardı. Harp esnasında yaralanan mücahidleri tedavi etmek, onlara yemek pişirmek ve ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul olacaklardı.
Kaynak:
Ahmed b.Hanbel Müsned, 5:271.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-06-2019, 02:23
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 141
TUBA is on a distinguished road
Standart

Allah Rasulu (saa) buyurdu: ALİ AS BİR DARBESİ İNSANLARIN VE CİNLERİN İBADETİNDEN ÜSTÜNDÜR
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-06-2019, 02:24
SUDE SUDE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 138
SUDE is on a distinguished road
Standart

Paylaşımınız İçin Allah Razı Olsun İnşallah

LA FETA İLLA ALİ, ŞA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-06-2019, 02:27
elif gibi elif gibi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2012
Mesajlar: 170
elif gibi is an unknown quantity at this point
Standart

Anam babam sana Feda Olsun Ya Emir-el Müminin Ali Mevlam
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 07-06-2019, 02:29
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 586
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

BANA “HAYDAR”DERLER
Hazret-i Ali, Hayber müşriklerinden Merhab’ın kardeşi Harisi öldürmüştü. Bunu işiten Merhab, emrindeki askerlerle dolu dizgin meydana yürüdü. Hazret-i Ali’nin karşısına dikildi. Onun da üzerinde çift zırh vardı. Çift kılıç kuşanmış, iri cüssesi ile sanki bir devi andırıyordu. Bütün hiddeti ile; “Ben ki, harplerin en şiddetli olduğu zamanlarda ortaya atılıp, kahramanca çarpışan Merhab’ı m! Ben, kükreyen aslanları bile mızrak veya kılıcımla delik deşik ederim...” diyerek, kendini övmeye başladı. Hazret-i Ali de; “Ben ki, anam bana Haydar (Aslan) ismi vermiştir. Ben, heybetli bir aslan gibiyimdir! Seni bir hamlede yere serecek bir yiğit kişiyimdir!” diyerek, karşılık verdi. Merhab, hazret-i Ali’den Haydar kelimesini işitince, kalbine bir korku düştü. Çünkü gece rüyasında bir aslan kendisini parçalamıştı. Rüyada gördüğü aslan bu mu idi? Derken dev Merhab’ın hamle ettiği ve hazret-i Ali’nin onu kal kanıyla karşıladığı ve Zülfikâr’ı vurduğu görüldü. Koca Merhab’ın, tuttuğu kalın çelik kalkanı ile çelikten miğfer ikiye bölündüğü gibi kafasını da ensesine kadar kesti. Peygamber efendimiz; “Sevininiz! Hayber’in fethi artık rahatlaştı, kolaylaştı” buyurdular.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 07-06-2019, 02:38
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 130
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart

Hayber, volkanik bir arazi üzerine kurulmuş, kuvvetli ve sağlam yedi kaleye sahip bir şehirdi. Şam yolu üzerinde bulunan bu şehir, Medine'nin kuzey batısına düşüyor ve ona uzaklığı ise yüz mili buluyordu (169 km).
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10-13-2019, 03:24
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 141
TUBA is on a distinguished road
Standart

İbni Abbas rivayet eder ki Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem buyurduki; “Her kim Lailahe illallah derse göğün kapıları onun yüzüna açılır.

Ve her kim onun yanında Muhammeden Resulullah derse hakkın yüzü güler ve ona müjde verir.

Ve her kim Aliyyen Veliyyullah derse yağmur damlaları sayısınca günahı olsa dahi Allah onun günahlarını affeder.”

“Şehadet ederim ki Allah birdir ve Muhammed Allah’ın resulüdür ve Ali müminlerin hak emîridir...”

Kaynak: El-İhticac (Tebersi), cilt.1 ,sayfa.158
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt Dün, 06:15
Ali Şiası Ali Şiası isimli Üye şuanda  online konumundadır
Yönetici
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 421
Ali Şiası is an unknown quantity at this point
Standart İmam Ali (aleyhisselam)'ın Savaş Esnasında ki Halleri

İmam Ali (aleyhisselam)'ın Savaş Esnasında ki Halleri
1. Hz. Peygamber dışında hiç kimse O’nun komutanı olamadı. O hep komutan idi.
2. Hz. Peygamberin bütün savaşlarında bayrağı taşıyan O idi.
3. Hiçbir savaşta yenilmeyen tek savaşcı idi.
4. Saldırdığı bütün orduları darmadağın etmiştir.
5. Savaştığı herkes O’nun kılıcı ile ölmüştür.
6. Mübârezeye çağrıldığı her çarpışmadan zaferle ayrılmıştır.
7. Peygamberimiz zor anlarda sadece O’nu çağırmıştır.
8. Kahramanları nasıl yeniyorsun? diye sorulduğunda buyurdu ki : Onu öldüreceğimi biliyorum, o da öldürüleceği korkusuna kapılıyor ve onun kendi nefsi adeta bana yardım ediyor.
9. Hiçbir savaştan kaçmamıştır.
10. Hiçbir savaşta sırtını düşmana dönmemiştir.
11. Öldürdüğü kimsenin elbise ya da zırhına dokunmamıştır.
12. Savaşlarda öyle dikkatli ve süratli savaşırdı ki kimse O’na yaklaşamazdı.
13. Tek başına güçlü bir ordu gibi idi.
14. En cesur olanlar dahi O’nunla karşılaşmamak için etrafa kaçarlardı.
15. Araplar kendi yakınları O’nun eliyle öldürülünce övünürlerdi. (Bizim yakınımızı Ali öldürdü diye..)
16. Her çarpışmada düşmanını tek darbede öldürür, ikinciye gerek kalmazdı.
17. Teke tek savaşlarda asla bineğe binmezdi. Ayağım en iyi binektir derdi.
18. Orta boylu olduğundan, kısa olanlar O’ndan kaçamaz, uzunlar dahi O’nunla boy ölçüşemezdi.
19. Kaçanı asla kovalamazdı.
20. Yaralı olana asla saldırmazdı.
21. Savaş meydanının eşsiz savaşcısı idi.
22. Münafık ve kafirler için adeta bir azap idi.
23. Müminler için bir merhem, onur ve şeref idi.
24. Zırhının arkası yoktu. Sebebini sorduklarında : Allah bana öyle sürat vermiş ki arkama kimsenin geçme ihtimali yoktur.
25. Düşmanları ona KIZIL ÖLÜM derlerdi.
26. Şöyle derdi : Bütün araplar savaş için karşıma dizilse, onlardan kaçmam.
27. Soyundan müminlerin geleceğini bildiği insanları öldürmezdi.
28. O savaşınca meydan coşar, O durunca savaş da dururdu.
29. Düşmanı öldürünce tekbir getirirdi. Muaviye ile savaşta geceyarısı beşyüz tekbir getirdi. Saydıklarında beşyüz kişiyi bir gecede öldürdüğü anlaşıldı.
30. Birisi dedi ki : Ne zaman Aliyi bir savaşta karşımızda görsek, muhakkak birbirimize ölüm vasiyeti yapardık.
31. Dediler ki : Atlar hareket ettiğinde seni nerde bulacağız.? Buyurdu ki : Bıraktığınız yerde !! ( Sabit durup kaçmadığına işarettir..)
32. En zor anlarda dostları savaşta O’nun arkasına sığınırdı.
33. Melekler O’nun saldırısına hayret ederlerdi.
34. Cebrail bile sonunda feryad ederek: “Ali’den başka yiğit, Zülfikardan başka kılıç yoktur” diye feryad etti.
35. Kılıcı kırılınca Cebrail’in kendisine gökten kılıç indirdiği tek kimsedir.
36. Arapların en namlı savaşçısı Amr b. Abdüvedi öldürünce Hz. Peygamber: “Ali’nin şu kılıç darbesi bütün insan ve cinlerin kıyamete kadar yapacağı ibadetten daha üstündür.” buyurdu.
37. Hayber günü Hz. Peygamber buyurdu ki : Yarın bayrağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resulü O’nu sever O’da Allah ve Resulünü sever.
38. Bütün sıkıntılı anlarda Peygamberimiz O’nu öne sürdü ve düşmanın ateşini kılıcı ile o söndürdü ve ayağını düşmanın göğsüne bastı. (Bu söz Hz. Fatıma’nın hutbesindendir)
39. Savaşlarda bir çok mucize gercekleştirdi. Hayber kalesinin kapısını koparıp müslümanlar için köprü yaptı ve metrelerce havaya kapıyı fırlatması gibi.
40. Savaşlarda hep oruçlu idi.
41. Savaşta yaraları hep ön tarafta olur ve kanı akardı ama sırtından hiç yaralanmadı.
42. Savaştan önceki konuşmaları ile düşmana son sözü söyler ve müminlerin kalbine ferahlık verirdi.
43. Koruması yoktu. Her zaman savaş meydanına askerin içine tek girerdi.
44. Öyle basiretli idi ki savaşın nasıl gideceğini ve sonucunu önceden bilirdi.
45. Kılıcıyla öldürülen herkes ateşi hak eden kimseler idi.
46. Bütün bu özelliklerine ve azametine rağmen düşmanına bile merhametli idi. Ki bu iki zıt özellik hiç kimsede bir araya gelmezdi.
47. Düşmanla savaşın en şiddetli zamanında dahi namazını hep tam zamanında ve evvelinde yerine getirirdi.
48. Cebrail Mikail ve diğer melekler tarafından kendisine yardım edilirdi.
49. Birisinin parmağı kanasa, sanki kendisinin canı imiş gibi yaralılara merhamet ederdi.
50. Bütün bu özelliklerini bildiği için İbni Mülcem melunu O’nu mihrapta secdede ve arkadan vurarak şehit etti...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 07:25


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.