aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | BEKLENEN ZUHUR | GAYBET-İ KUBRA, GAYBET-İ SUĞRA VE RİCAT

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01-25-2018, 10:26
ensarullah ensarullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 74
ensarullah is an unknown quantity at this point
Standart Ahir Zamanın En Büyük Fitnesi Nedir?

İslami rivayetlerde, özellikle Sünni Hadis Kaynakları yoluyla İslam Peygamberinden (s.a.a) nakledilen rivayetlerde bir fitneden söz edilmiştir; rivayetlerin tabiriyle ahir zamanın en büyük fitnesidir ve Adem’in yaratılışından kıyamete kadar onun gibi bir fitne gelmeyecektir. Bu büyük hadise ve ağır fitne rivayetlerde “Deccal’in İsyanı” tabiriyle nakledilmiştir.
Gerçi rivayetlerde Deccal’in özellikleri, amelleri ve davranışı alanında, birçok rivayet nakledilmiştir, ama bu konunun tüm yönlerini kolay bir şekilde anlamanın mümkün olmadığını itiraf etmek gerekir ve yine bu eşsiz ve acayip olaydan tam ve açık bir tasvirin verilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte ahir zamanın bu olayını tanımanın gerekliliği ve bu küresel fitne ile karşı karşıya gelmek için hazır olmanın önemine dikkatle bu makalede rivayetlerden faydalanılarak Deccal’in fitnesinin bazı yönlerinin açıklanmasını yapmaya çalışacağız.

1.Deccal’in Mana ve Mefhumu
Deccal “faal” vezninde olup mübalağa sığasındandır ve Arap edebiyatında işin fail tarafından çok yaptığını göstermektedir. Lügat kitaplarında bu kelimenin kökü ve manası hususunda birçok ihtimal öne sürülmüştür. Burada onlardan bazılarına işaret ediyoruz:
a) Deccal kelimesi “duceyl” kökünden olup “katran” manasındadır. Araplar geçmişte develerin bedenindeki sorunları örtmek için katran adında siyah renkli bir madde ile kapatırlardır ve Arap örfünde devenin bedeninin bu madde ile tam bir şekilde kapanmasına “tedcil” deniyordu. Bu bakımdan Deccal da katran gibi yeryüzünü kaplayacağından bu isim ile anılmıştır.
b)Sözü edilen kelime “decl” kökünden olup yalan ve aldatma anlamındadır. Deccal’in bu ad ile adlandırılmasının nedeni onun rablik iddiasında bulunacağıdır ve bu en büyük yalandır.
c)Deccal “decl” kökündendir ve “kat etmek ve yol gitmek” anlamındadır; Deccal’in bu isimle anılmasının nedeni onun dünyanın tüm bölgelerinin kat edeceği ve sultası altına alacağı içindir.
d)Deccal “tedcil” kökünden olup “örtmek” manasındadır; onun bu isimle adlandırılmasının nedeni, onun küfrü ile insanları örteceği veya yeryüzünü ordusunun çokluğuyla örteceği veya hakkı batıl ile örteceği içindir.
e)Deccal kelimesi “ducal” kelimesinden türetilmiş olup “altın” veya “altın suyu” manasındadır; çünkü Deccal nereye adım artsa altın hazineleri onunla olacaktır.
f)Bu kelimenin kökü “deccale” kelimesi olup “büyük yol arkadaşı grubu” manasındadır; Deccal’ın bu isimle adlandırılmasının nedeni onun kalabalık taraftar grubuyla birlikte yeryüzünü kaplayacağıdır.
g)Bu kelime “decal” kökünden türetilmiş olup “hayvan dışkısı” anlamındadır; çünkü Deccal d hayvan dışkısı gibi yeryüzünü amelleriyle pisletecektir.
Tacu’l-Arus yazarı bu görüşleri naklettikten sonra şöyle yazıyor: “Yazar tüm ihtimalleri iyi bir şekilde açıkladı, ama en isabetli görüş şudur: Deccal çok yalancı anlamındadır ve onun yalanı sihir, aldatmaca, töhmet, hakkı gizleme ve kalbinde olmayan şeyleri açıklamasıdır. Alam’ul-Kur’an yazarının dikkate değer diğer bir görüşü vardır; o bu konuda şöyle yazıyor: “Yazarın görüşüne göre “deccal” bileşik bir kelimedir ve onun “elif ve lamı” Danyal ve Hizkiyal isimlerinde olduğu gibidir ve “Allah” manasındadır. Onun birinci kısmı ne olursa olsun hısım ve düşman anlamındadır. Gerçi bu görüşte yeni noktalar bulunmaktadır, ama lügatçiler arasında onu teyit edecek birini bulmak pek zordur.

2.Rivayetlerde Deccal

Deccal’in kıyamı ve ona bağlı olarak gelişen olaylarla ilgili nakledilen rivayetlere kısa bir bakışla, birçok konu ve başlıkla karşılaşıyoruz ve onların tamamen incelenmesi geniş ve derin bir araştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu az fırsatta bazı konu ve başlıkları incelemekle yetiniyoruz.
a)Deccal’in Ayaklanmasının Kesin Oluşu
Birçok rivayette ahir zaman olayları veya kıyametin alameti unvanıyla Deccal’in ayaklanmasının kaçınılmaz olduğuna tekit yapılmıştır. Misal olarak Emirülmüminin Ali’nin (a.s) Peygamber’den (s.a.a) naklettiği rivayette şöyle gelmiştir: “Kıyametten önce on hadise kaçınılmazdır: Süfyani’nin ayaklanması, Deccal’in ayaklanması, …”
Bazı rivayetlerde Deccal’in ayaklanmasının kesinliği İmam Mehdi’nin zuhurunun kesinliği gibi bilinmiştir ve onun inkar edilmesi küfür sayılmıştır. Misal olarak şu nebevi rivayete işaret edilebilir: “Kim Mehdi’nin kıyamını inkar ederse, Muhammed’e indirilen her şeyi inkar etmiştir ve kim İsa’nın inişini inkar ederse kafir olmuştur ve kim Deccal’in ayaklanmasını inkar ederse kafirdir.
b)Deccel’in Fitnesinin Büyüklüğü
Birçok rivayette Deccal’in fitnesinin büyüklüğü ve benzersizliği konusuna vurgu yapılmıştır. Bu rivayetlerin birine göre, İslam Peygamberi (s.a.a) hutbelerinin birinde şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır; Yüce Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini onun hakkında uyarmıştır.” Başka bir rivayette bu konuda Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: “Âdem’in yaratılışından kıyamete kadar Deccal’den daha büyük bir hadise yoktur.”
c)Tüm Peygamberlerin Deccal Hakkında Uyarısı
Deccal’in beşeri toplumlar için o kadar geniş ve yıkıcı bir tehlikesi var ki tüm ilahi peygamberler onun hakkında uyarıda bulunmuş ve takipçilerini Deccel’den korumaya çalışmışlardır. İslam Peygamberi (s.a.a) bu hususta şöyle buyuruyor: “Tüm peygamberler taraftarlarını Deccal’den korumuş ve uyarmışlardır.”
d)Deccal’in Şerrinden Allah’a Sığınmanın Gerekliliği
Birçok rivayette Deccal’in fitnesinin şerrinden Allah’a sığınmanın gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Misal olarak Peygamber (s.a.a) efendimiz şöyle buyuruyor: “Sizlerden her biri son teşehhüdü bitirdiğinde altı şey hususunda Allah’a sığınmalıdır: Cehennem azabından, kabir azabından, yaşam ve ölüm zamanının fitnesinden ve Deccal Mesih’in şerrinden.” Bazı rivayetlerde de Deccal’in fitnesinin şerrinden korunmak için bazı tavsiyelerde bulunulmuştur; misal olarak Allah Resulü’nden nakledilen şu rivayet gösterilebilir: “Kim Kehf suresinin ilk on ayetini hıfzederse Deccal’in fitnesinden korunur.”
e)Deccal’in Özellikleri
Deccal’in rivayetlerde gelen özelliklerini incelemeden önce bir konuyu hatırlatmak gerekir ve o şudur ki Şii rivai kaynaklarda, Ehlisünnet kaynaklarının aksine, Deccal konusuna fazla değinilmemiştir; hatta Kuleyni’nin el-Kafi, Numani’nin el-Gaybe ve Şeyh Müfid’in el-İrşad kiabında zuhurun alametleri hususunda birçok rivayet nakledilmesine rağmen Deccal hakkında bir tek rivayet bile nakledilmemiştir. Şeyh Saduk’un “Kemalu’d-Din ve Tamamu’n-Nime” ve Şeyh Tusi’nin “el-Gaybe” kitabında nakledilen rivayetlerin sayısı on taneye bile ulaşmaz. Bu ilave olarak, Ehlisünnet yoluyla Deccal ve onun özellikleri hakkında nakledilen rivayetlerin çoğu zayıftır veya efsanevidir ve acayip ve akıldan uzak garip konular beyan edilmiştir.
Zikredilen konulara dikkatle, bazı muasır yazarlar Deccal’in varlığı veya özellikleri hususuna şüpheli yaklaşmışlardır ve sonunda Deccal’in özelliklerinin kinayeli ve şifreli olduğuna ve bu özelliklerin belirli ve malum bir kişiye veya varlığa uymadığına inanmışlardır. Seyyid Muhammed Sadr, rivayetlerden istifade ile Deccal’in on özelliliği saydıktan sonra bu özelliklerin incelenmesinde şöyle yazıyor: “Hiç şüphesiz eğer bu ibaretlerdeki kinayeli ve şifreli mefhumları görmezden gelirsek, onlardan hiçbirin kabul edemeyiz ve onların doğruluğunu kabul edemeyiz. Çünkü senet kuralları açısından o rivayetlerin çoğu “vahit” haberlerdir ve güvenilir değillerdir. Eğer senet kurallarını bir kenara bıraksak bile, bu rivayetlerde mucizevî meseleler Deccal’e nispet verilmiştir.
O, kâfir, isyankâr ve asi bir kişidir ve daha önce kafir birinden mucize görülemeyeceğini söylemiştik… Bu zafiyetlerle birlikte bu hususta iki ihtimal vardır; ya bu rivayetlerin hepsini ret etmeliyiz veya onları zahiri mananın aksine, şifreli ve kinayeli bir manaya yüklemeliyiz. Açıktır ki şifreli manaya yüklemek onları ret edip bir kenara atmaktan daha iyidir.”
Muasır yazarlardan bir diğeri, Deccal ile ilgili rivayetleri beyan ettikten sonra ona şüpheli yaklaşıyor ve şöyle yazıyor: “Deccal hikâyesini kutsal kitapta ve Hıristiyanların açıklamalarında aramak gerekir. O hadislerin çoğu Ehlisünnet kanyaklarında gelmiş ve onlar tarafından nakledilmiştir. Her halükarda Deccal hikâyesinin aslı müphem bir şekilde doğu olabilir, ama onun hakkındaki tanımlamalar ve tasvirler hususunda hiçbir güvenilir senet yoktur. Buna göre Deccal olayının aslı doğru olsa bile, şüphesiz efsanevi özellikler ile karışmış ve hakiki tasvirini kaybetmiştir.”
Yevmu’l-Halas (kurtuluş günü) kitabının yazarı da Deccal ile ilgili rivayetleri incelemeden önce şöyle yazıyor: Yazar Deccal hakkında kesin bir sonuca ulaşamamıştır; .çünkü Deccal hakkındaki rivayetler genellikle güvenilir değildir ve onların içinde kesinlikle uydurma olan konular vardır ve onların metni masumdan olmadıklarına açık bir şahittir.
Bu hadislerde onları uyduranların zevk ve kişilikleri tesir etmiş ve onların zevk ve kişilikleri uyarınca uydurulmuşlardır. Allah Resulü’nden (s.a.a) bu hususta nakledilenler, hilafet hükümetinin uydurma hadisleri arasında kaybolmuştur ve onların belirlenmesi oldukça zordur.”
Bu açıklamalardan sonra Deccal’in en önemli zahiri ve davranışsal özelliklerini inceliyoruz. Rivayetlere göre, kâfir olmak, Allahlık iddiasında bulunmak, tüm dünyayı kat etmek, uzun ömürlü olmak, bir gözlü olmak v.s… Deccal’in en önemli özelliklerindendir. Bu özelliklerin açıklığa kavuşması için bu husustaki birkaç rivayeti inceliyoruz.
Nebevi rivayetlerin birinde deccal şöyle vasfedilmiştir: “Ben Deccal hakkında sizinle konuştum; sizin onu anlamayacağınızdan korkuyorum. Mesih Deccal kısa boylu, ayakları aralı ve kıvırcık saçlıdır, bir gözü vardır ve diğer gözü tamamen yok olmuştur ve hiçbir çıkıklık veya çöküklük onlardan kalmamıştır. Eğer onun işi hususunda karmaşaya duçar olursanız bilin ki sizin Allah’ınız tek gözlü değildir ve siz Allah’ınızı dünyadan gidinceye kadar asla görmeyeceksiniz.”
Bu konuda yine Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir: “Deccal’in sol gözü kördür ve onun alnında şöyle yazılmıştır: Kâfir. Gözünün içinde et parçası vardır.” Şia’nın rivai kaynaklarında da nakledilen diğer bir nebevi hadiste Deccal’in özellikleri hakkında şöyle gelmiştir: Ey insanlar! Yüce Allah’ın gönderdiği tüm peygamberler kavimlerini Deccal hususunda uyarmışlardır ve Yüce Allah O’nu sizin zamanınıza kadar ertelemiştir ve eğer bu konuda şaşkınlığa duçar olursanız biliniz ki Allah tek gözlü değildir. Deccal iki kulağının arası bir mil olan bir eşeğe binerek ayaklanacaktır. Onun taraftarlarının çoğu Yahudiler, kadınlar ve çöl Araplarıdır. Mekke ve onun iki etrafı ve Medine ve onun iki etrafı dışında yeryüzünün her tarafını kat edecektir.
Bir rivayette Emirülmüminin, Esbağ bin Nebate’nin Deccal’in özellikleri hakkındaki sorusuna şöyle cevap veriyor: “Deccal, Said oğlu Said’dir; bedbaht onu tasdik eden kimsedir ve hayırlı akıbetli onu yalanlayan kimsedir. O, İsfahan denilen bir yerden ayaklanacaktır; Yahudiye diye bilinen bir köyden. Sağ gözü kördür ve alnının ortasında olan diğer gözü sabah yıldızı gibi parlıyor ve onda kanlı bir et parçası vardır ve iki gözünün arasında şöyle yazmıştır: Kâfir. Onu okuma yazması olan ve olmayan herkes okur. Denizlere dalacaktır, güneş onunla birlikte hareket edecektir ve karşısında dumandan bir dağ vardır. Arkasında beyaz bir dağ vardır ve insanlar onu yemek sanırlar. Şiddetli bir kıtlık zamanında iki adımının arası bir mil olan beyaz bir eşeğin üzerinde ayaklanacaktır ve yeryüzü durak durak ayaklarının altında hareket edecektir. Yanından geçtiği her su kıyamete kadar kuruyacaktır. Âlemin doğusunda ve batısında bulunan cinlerin, insanları ve şeytanların duyacağı yüksek bir sesle şöyle diyecektir: “Ey benim dostlarım! Benim yanıma gelin; ben yaratan ve düzene sokanım, takdir eden ve yol gösterenim. Ben sizin yüce rabbinizim.” Hâlbuki o Allah’ın düşmanı yalan demektedir. O tek gözlüdür ve yemek yer, pazarlarda yürür, ama sizin rabbiniz tek gözlü değildir ve yemek yemez, yürümez ve fani olmaz.”
f)Deccal’in Sonu
Deccal’in sonu ve onu kimin öldüreceği hususunda iki grup rivayetle karşı karşıyayız. Bir grup rivayette Deccal’in İmam Mehdi’nin eliyle öldürüleceğine vurgu yapılıyor ve diğer bir grupta Deccal’i öldürenin Hazreti İsa (a.s) olduğuna tekit ediliyor.
Birinci grup rivayetlerin birinde İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu naklediliyor: “Bilin ki taraftarlarının çoğu gayri meşru evlatlardır ve yeşil renkli kıyafetlidirler (veya Yahudi’dirler). Allah onu Afik geçidinde İsa’nın (a.s) arkasında namaz kıldığı kimsenin eliyle Cuma gününden üç saat geçtiği vakit helak edecektir.
İmam Sadık (a.s) da bu hususta şöyle buyuruyor: “Nevruz günü o gündür ki Allah biz Ehlibeytin kaimini ve veliy-yi emrin arkasındakileri o günde Deccal’e karşı zafere ulaştıracaktır ve onu Kufe’de asacaktır.”
İkinci grup rivayetlerin birinde Allah Resulünden (s.a.a) naklen şöyle gelmiştir: “O bu halde geçirirken, Allah, Meryem oğlu Mesih’i gönderir ve o, Dimişk’in doğu tarafındaki beyaz minarenin yanında sarı bir kıyafetle nazil olur ve ellerini iki meleğin omzuna bırakmış bir halde onun peşice gider ve onu doğu Led kapısında bulur ve öldürür”.
Bu konuda Peygamber (s.a.a) efendimizden şöyle naklediliyor: “Deccal benim ümmetinde ortaya çıkacaktır ve onların arasında kırk gün veya kırk yıl veya kırk gece yada kırk ay yaşayacaktır; nihayet Yüce Allah Meryem oğlu İsa’yı (a.s) gönderecektir; o, Urve bin Mesed Sakafi gibidir. O Deccal’e galip gelir.” Nakledilen rivayetlere dikkatle, onun yok oluşunun nasıllığı konusunda kesin bir neticeye varmak mümkün değildir ve mecburen onun ilmini Allah’a havale ediyoruz.
g)Deccal ve Diğer Yalancı Müddeiler:
Deccal hakkındaki rivayetlerden anlaşılan diğer bir nokta şudur ki asıl Deccal ortaya çıkmadan önce Deccaller veya birçok yalancı müddeiler ortaya çıkacak ve her biri bir şekilde insanları kandıracak ve onları saptıracaktır. Enes bin Malik’in Allah Resulü’nden (s.a.a) naklettiği bir rivayette şöyle gelmiştir: “Deccal’in çıkışından önce yetmişten fazla Deccal ortaya çıkacaktır.”
İslam Peygamberi (s.a.a) diğer bir rivayette şöyle buyuruyor: “Ahir zamanda yalancı Deccaller geleceklerdir. Onlar size, ne sizin ve ne de babalarınızın duymadığı hadisler sunacaklardır; öyleyse dikkatli olun ki sakın sizleri aldatıp yoldan çıkarmasınlar.” Yine o hazretten şöyle nakledilmiştir: “Pek yakında ümmetimde otuz yalancı müddei ortaya çıkacaktır ve onların hepsi peygamber olduklarını sanacaklardır, hâlbuki ben peygamberlerin sonuncusuyum ve benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir.” Bu hususta nakledilen çok sayıdaki rivayetler dikkate alındığında diyebiliriz ki bu makaledeki özellikleriyle Deccal’in birden fazla mısdakı yoktur ve son rivayetlerde deccal diye zikredilenler sırf benzerlikten kaynaklanmaktadır; çünkü onlar da gerçek Deccal gibi gerçek dışı iddialarda bulunacaklar ve insanları aldatacaklardır; yoksa gerçekten burada bir ferde has olarak saydığımız özelliklerde ahir zamanda zuhur edecek onlarca deccal yoktur.

3.Deccal Hakkında Kinayeli ve Şifreli Yorumlar
Dedik ki bazı araştırmacılar Deccal rivayetlerindeki sorunlara dikkatle bu rivayetleri kinayeli ve şifreli bir manaya yüklemişlerdir ve Deccal’i ahir zamanda zuhur edip insanların sapmasına neden olacak sembolik bir olgu olarak yorumlamışlardır.
Bu yorumun daha iyi anlaşılması için muasır yazarlardan birinin bu konudaki açıklamalarını naklediyoruz: “Dikkat edilmesi gereken en önemli ve en genel alamet, şu Deccal mefhumudur; o Gaybet –i Kubra dönemindeki; yani fitneler ve sapmalar dönemindeki İslam karşıtı hareketlerin bir sembolüdür. O, yeni Avrupa medeniyetinden ibarettir ki aldatıcı, göz alıcı ve baştan çıkarıcı bir çehresi vardır. Dünya kamuoyunun fikir ve düşüncelerini kendisine çekmiş ve tatsız sonuçlara neden olmuştur. Birçok Müslüman’ın İslam dininden çıkmasına neden olmuş, onların birçoğu sapık mezheplere ve felsefelere teslim olmuş ve beşeri toplumlarda daha nice fesatlar, zulümler ve tahribatlar icat etmiştir. Bu bakımdan Hazreti Âdem’in (a.s) yaratılışından kıyamete kadar sapma ve sapıklık bakımından bu Deccal gibisinden daha büyüğü olmamıştır; çünkü Avrupa medeniyetinin görkem ve heybeti, maddi azameti, yok edici silahları, insanları Allah’ın gücünü inkara zorlaması gibi şeyler tarihte görülmemiştir ve sabıkası yoktur ve gelecekte de onun gibisi görülmeyecektir. Zira gelecek hak ve adalet taraftarlarının elinde olacaktır. Bu görüşü Allah Resulü’nün şu rivayeti teyit etmektedir: “Âdem’in yaratılışından kıyamete kadar Deccal’den daha büyük bir şey yoktur.” Burada geçen “bir şey” tabiri, Deccal’in bir şahıs olmadığını anlatmaktadır; aksine İslam ile düşmanlığı olan medeni bir fikri harekettir.”
Bu makalede zikredilen konuların geneline dikkatle anlaşılıyor ki Deccal’in fitnesi ağır, karmaşık ve oldukça saptırıcı bir fitnedir ve ondan korunmak için yalnızca Allah’a sığınılmalıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-30-2018, 07:25
zülfikar haydar zülfikar haydar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2013
Mesajlar: 36
zülfikar haydar is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Caferi Sadiq (as) buyurur:

كل راية ترفع قبل قيام القائم فصاحبها طاغوت يعبد من دون الله عزوجل.

"Kaimin (as) qiyamından evvel qaldırılan bütün bayraqlar ve o bayraqların sahibi tağutdur ve onlar Allahdan başqasına ibadet etmiş sayılırlar!”
Kaynaklar:
(Allame Kuleyni “Rauzatul-Kafi” kitabı, cild 8,/sahife 158, hadis: 452. Çap evi: "Fecr" menşuratı, Beyrut-Lubnan, 1-ci çap- Hirci Kameri 1428/miladi 2007)

Diğer bir hadisde ise Şöyledir:

Malik bin Eyan İmam Baqirdan (as) naql edir, İmam (as) buyurdu: “Kaimin (as) qiyamından Önce dalqalanan her bir bayraq, tağut bayrağıdır. Ve o bayraqların sahibleri de tağutdurlar!"
Kaynaklar:
(“İsbatul-hudat”, cild 3/sahife 532, hadis numara: 461)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-16-2018, 02:48
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

İmam Cafer Sadiq (aleyhisselam) İbn Senana hitab ederek buyurdu:

"Tezlikle şekk ve tereddüde düşeceksiniz, aydın nişana ve yol gösteren (masum olan) imamsız Kalacaksınız. Aynı şekk ve tereddüdden «Ğariq» duasını okuyandan başka hiç kimse kurtulamıyacak.»
(İbn Senan naql edir ki,) dedim: «Ğariq» duası nedir?
Buyurdu: Şöyle Dersin:
يا اللهُ يا رحمانُ يا رحيمُ يا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلي دِينِك
«Ey Allah! Ey Bağışlayan! Ey mehriban! Ey kalpleri halden hale salan! Benim kalbimi öz dininde Sabit Kıl!»
Ben dedim:
يا اللهُ يا رحمانُ يا رحيمُ يا مُقَلِّبَ القُلُوبِ وَ الأَبْصارِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلي دِينِكَ» « Ey Allah! Ey Bağışlayan! Ey mehriban! Ey kalpleri halden hale salan! Benim kalbimi öz dininde Sabit Kıl!»
Ben dedim:»
Buyurdu :«Elbette, ki, Allah-teala kalp ve düşünceleri halden hale salandır. Amma sen Benim Dediyim Gibi de:«
يا اللهُ يا رحمانُ يا رحيمُ يا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلي دِينِكَ»
«Ey Allah! Ey Bağışlayan! Ey mehriban! Ey kalpleri halden hale salan! Benim kalbimi öz dininde Sabit Kıl!»
Kaynak:
(Biharul-Envar, c. 52, sah.149, hadis: 73)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04-02-2018, 06:50
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.326
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kiyamet Alemetleri

Kiyamet Alemetleri

1- Kummî kendi tefsirinde babasından, o, Süleyman b. Müs-lim el-Haşşab'dan, o Abdullah b. Cerih el-Mekki'den, o Ata b. Ebi Ri-yah'dan, o da Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet eder: Resulullah efendimizle (s.a.a) birlikte Veda Haccını yerine getiriyorduk.

O sırada Resulullah (s.a.a) Kâbe'nin kapısına tutundu ve yüzünü bize çevirerek şöyle buyurdu: "Size kıyametin işaretlerini haber vereyim mi?" O sırada onun en yakınında Selman (r.a) bulunuyordu, dedi ki: "Evet, haber ver ya Resulullah."

Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: "Kıyametin işaretlerinden biri namazın ortadan kalkması, şehevî arzuların peşine düşülmesi, tutkulara yönelik eğilimlerin artması, mala büyük değer verilmesi, dinin satılarak karşılığında dünyalık şeylerin alınmasıdır. Bu şartlar ortaya çıktığında, gördüğü kötülükleri değiştirme gücünü kendinde bulamamanın verdiği ıstırapla müminin yüreği ve içi, suda tuzun erimesi gibi erir."

Selman hayretle sordu: "Bu da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ey Selman! Bü-tün bunlar olacak ve bu sırada onları zorba emirler, fasık vezirler, zalim bilginler ve hain eminler yönetecektir."

Selman sordu: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, ey Selman, bütün bunlar olacak. Bu sırada münker (kötü) maruf (iyi) olacak, maruf da münker olacak, haine güvenilecek, güvenilen kimse ihanet edecek, yalan söyleyenler tasdik edilecek ve doğru söyleyenler de yalanlanacaklardır."

Selman, "Bütün bunlar olacak mı ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve bu sırada kadınlar yönetici olacak, cariyelere danışılacak, çocuklar minberlere oturacak, yalan bir beceri gibi algılanacak, zekât bir kayıp, Müslümanların beytülmalını talan etmek bir ganimet gibi görülecektir. Kişi anne ve babasına eziyet edecek, buna karşın arkadaşına iyilik edecektir. Ve kuyruklu yıldız doğacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada kadın kocasının ticaret ortağı olacak, yağmur normal mevsiminde yağmayacak, sıcak mevsimlerde yağacak, cömert insanlar olabildiğince sert ve kaba olacaklar, zor duruma düşen yoksul insan küçümsenecektir. Bu sırada çarşılar birbirlerine yakın olacaktır. Biri: 'Hiçbirşey satamadım' diyecek, bir başkası: 'Hiç kâr et-medim' diyecektir. Bundan dolayı Allah'ı suçlar gibi konuşacaklardır."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacaktır ve bu sırada başlarına bir kavim musallat olacaktır ki konuşacak olsalar, boyunlarını vuracaklar; susacak olsalar, her şeylerini mubah sayacaklar, mallarına el koyacak, saygınlıklarını çiğneyecekler. Kanlarını dökecek, yüreklerine korku salacak-lar. O sırada müminleri korkak, ürkek, pısırık ve çekingen görürsün."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada bir şey doğudan ve bir şey de batıdan getirilecek ve bunlar ümmetimi etkileyip yönlendirecektir. Vay ümmetimin zayıflarına, onların elinden neler çekecekler, neler?! O zalimlerin de Allah'ın azabından dolayı vay hâllerine! Bunlar küçüklere acımayacak, büyüklere saygı göstermeyeceklerdir. Hiçbir kusuru bağışlamayacaklardır. Onlarla ilgili haberler hep çirkin ve ağza alınmayacak cinstendir. Bedenleri insan bedeni, ama kalpleri şeytan kalbi olacaktır."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Resulul-lah buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla ilişkiye gireceklerdir. Kızlar ailelerinin evinde kıskanılıp korunulduğu gibi erkek çocuklar da kıskanılıp korunulacak-lar. Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler. Kadınlar eğerlere bineceklerdir. Ümmetimden onlara Allah'ın lâneti olsun."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman bütün bunlar olacak ve o sırada mescitler tıpkı Kilise ve Havralar gibi yaldızlanacak. Mushaflar süslenecek, minareler uzun olacak, saflar kalabalık, ama kalpler birbirlerine karşı nefretle dolu olacak, dilleri farklı şeylerden söz edecektir."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin erkekleri altın takılarla süsleneceklerdir. İpek ve ibrişim giysiler giyinecek, kaplan derisini alış veriş metaı hâline getireceklerdir."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada faiz çok yaygın olacak, gıybetle ve rüş-vetle iş görülecektir. Dinin değeri düşecek, buna karşılık dünyanın değeri yükselecektir."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulullah?" Buyurdu ki: Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada boşanmalar çoğalacak, Allah'ın koyduğu hiçbir sınır, hiçbir hukuk gözetilemeyecektir. Tabi, bütün bunların Allah'a bir zararı olamayacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada şarkıcı cariyeler ve çalgı aletleri ortaya çıkacak, ümmetimi, en kötü ve en şerli fertleri yöneteceklerdir."

Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin zenginleri gezip dolaşma amacıyla, orta hâlli olanları ticaret amacıyla, yoksulları da gösteriş ve desinler için hacca gideceklerdir. Bu sırada bazı topluluklar, Allah'tan başkası için Kur'ân öğrenecek, Kur'ân'ı bir müzik melodisi, bir çalgı gibi algılayacaklar. Diğer bazı topluluklar, Allah'tan başkası için fıkıh öğreneceklerdir. O sırada zinadan peydahlanan çocuklar çoğalacaktır. Kur'ân'ı teğanniyle okuyacaklar ve dünya için birbiriyle çekişecekler."

Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada haramlar çiğnenecek, bol günahlar kazanılacak ve kötüler iyilere musallat olacaklardır. Yalan her tarafı kaplayacak, inatçılık insanların tipik bir davranışı hâline gelecek, yoksulluk baş alıp gidecektir. İnsanlar giysilerle birbirlerine karşı övüneceklerdir. Üzerlerine yağmur mevsimi dışında yağmur yağacaktır. Vakit geçirmek amacıyla tavla, satranç gibi oyunlar oynamayı ve müzik dinlemeyi hoş karşılayacaklardır. Marufu emretmeyi ve münke-ri nehyetmeyi hoş karşılamayacaklardır. Öyle ki, o dönemde bir mümin, toplumun en zelil kimsesi hâline gelecektir. Hafızlar ve zahitler birbirlerini kınayacaklar, fakat her iki grup da göklerin melekûtunda 'pisler ve necisler' olarak anılacaklardır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada zengin yoksul düşmekten başka bir şeyden korkmayacaktır. Öyle ki, bir dilenci, iki cuma arası el açıp dilenecek, ama bu süre içinde kimse avucuna bir şey koymayacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman, bütün bunlar olacak ve o sırada 'Ruveybiza' konuşacaktır." Selman dedi ki: "Anam babam sana kurban olsun, ya Resulallah, 'Ruveybiza' nedir?" Buyurdu ki: " Halkın geneli hakkında, o güne kadar konuşmayan bir kimse konuşacaktır. Fakat ondan sonra fazla yaşamayacaklardır. Çok geçmeden yeryüzünden korkunç bir ses duyulacak. Her topluluk o sesin kendi bölgelerinden geldiğini düşünecektir. İnsanlar Allah'ın dilediği bir süre kadar bekledikten ve kafaları üzerine yere geldikten sonra yeryüzü gizlediği madenleri dışarı atacaktır. Yani, altın ve gümüşü." -Peygamberimiz o sırada sütunlara eliyle işaret ederek;- "Bunlar gibi." dedi, "Ama o gün ne altın, ne de gümüş fayda verecektir. İşte 'Onun belirtileri geldi.' ayetinin anlamı budur."

Ali bin İbrahim el-Kummi “Tefsir-ul Kummi” C.2, S.303-307

Allame Tabatabai “el-Mizan Fi Tefsir’ül Kuran” C.5, S.396

2- Muhammed b. Yahya'dan, o Ahmed b. Muhammed'den, o bazı arkadaşlarından, yine Ali b. İbrahim, babasından, o İbn-i Ebi Umeyr'den, bunların tümü, Muhammed b. Ebi Ham-za'dan, o da Hamran'dan şöyle rivayet eder: İmam Cafer Sadık (a.s), -yanında Abbasi halifelerinden ve Şiîlerin onların yanındaki olumsuz durumlarından söz edildiği bir sırada- şöyle buyurdu: "Halife Ebu Caf-er Mansur'la beraber yürüyordum. O bir kafileyle beraber atına binmişti, arkasında ve önünde atlılar vardı. Bense bir eşeğe binmiş ve yanında yol alıyordum. Bana dedi ki: Ey Ebu Abdullah! Allah'ın bize verdiği güçten, bizim için açtığı üstünlük ve onur kapılarından dolayı sevinmen, hilâfet için senin ve Ehlibeyti'nin bizden daha lâyık olduğunu söylememen, dolayısıyla bizi kendin ve diğer insanların aleyhine tahrik etmemen gerekir."

"Dedim ki: 'Kim benim adıma bu sözleri sana ulaştırmışsa, yalan söylemiştir.' Dedi ki: 'Yemin eder misin?' Dedim ki: 'İnsanlar büyücüler gibidirler. Senin kalbini bana karşı çelmek istiyorlar. Onları dinleyerek buna imkân verme. Çünkü biz sana, senin bize olan ihtiyacından daha fazla muhtacız.' Bana dedi ki: 'Hatırlıyor musun, bir gün sana; 'Bizim mülkümüz olacak mıdır?' diye sormuştum, sen de; 'Evet, uzun, geniş ve zorlu bir hakimiyetiniz olacak. Size mühlet verilecek ve dünyanız geniş tutulacak. Ta ki bizden birimizin dokunulmaz olan kanını haksız yere, haram beldede ve haram ayda dökünceye kadar.' demiştin. Baktım ki, sözlerimi unutmamış, dedim ki: 'Umarım yüce Allah, seni bundan uzak tutar. Çünkü özellikle seni anmamıştım. O, rivayet ettiğim bir hadisti. Bakarsın, senin ailenden bir başkası bu işi üstlenir.' Bunun üzerine halife sustu."

"Evime döndüğümde dostlarımızdan biri geldi ve şöyle dedi: Sana kurban olayım, seni Ebu Cafer'in kafilesinde gördüm. Sen bir eşeğe bin-miştin, o da ata binmişti. Yukarıdan, seninle konuşuyordu, sen de ondan aşağıdaydın. Bu manzara karşısında kendi kendime dedim ki: 'Şu Allah'ın insanlar için görevlendirdiği hüccettir, bu hususta uyulması gereken emir sahibidir. Bu da zorbalıkla muamele eden biridir. Peygamberin evlâtlarını öldürüyor, Allah'ın sevmeyeceği şekilde yer yüzünde kan döküyor. Ama o ata biniyor, sen ise eşeğe biniyorsun! İçime bir kuşku düştü. Öyle ki dinimden ve canımdan yana endişeye düştüm."

"Ona dedim ki: 'Eğer etrafımdaki, önümdeki, arkamdaki, sağımdaki ve solumdaki melekleri görseydin, onun içinde bulunduğu durumu küçümserdin.' Bunun üzerine bana şu karşılığı verdi: "İşte şimdi, kalbim huzura kavuştu."

"Sonra adam dedi ki: 'Bunlar daha ne zamana kadar saltanat sürdürecekler veya ne zaman bunlardan yana rahata kavuşacağız?' Dedim ki: 'Her şeyin bir süresinin olduğunu bilmiyor musun?' Dedi ki: 'Biliyorum.' Dedim ki: Bu işin zamanı geldiğinde, bir göz açıp kapama anı kadar çabuk olacağını bilmek sana bir fayda verir mi? Eğer onların Al- lah katındaki hâllerinin nasıl olduğunu bilseydin, onlara karşı daha bü- yük bir nefret beslerdin. Sen ve yeryüzündeki bütün insanlar, onları böylesine büyük bir vebalın altına sokmaya çalışsaydı, yine de buna güç yetiremezdiniz. Şeytan senin metanetini bozup kararsızlığa düşürmesin. Onur ve üstünlük Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler."

"Bilmez misin ki, bizim egemenliğimizi bekleyen, gördüğü eziyetlere ve korkulara karşı sabreden kimse, yarın bizimle beraber olacaktır? Bu nedenle sen, hakkın öldüğünü, hak ehlinin yok olduğunu, zulmün tüm şehirleri sardığını gördüğünde, Kur'ân'ın eskidiğini, Kur'-ân'da olmayan asılsız şeylerin uydurulduğunu, Kur'ân yorumlarında he- va ve hevesin esas alındığını; dinin tıpkı bir kabın tersyüz edildiği gibi, tersyüz edildiğini; batıl taraftarlarının hak ehline üstünlük sağladıklarını; kötülüğün açık olduğunu; kimsenin kötülükten menedilmediğini ve kötülük işleyenlerin mazur görüldüğünü; fasıklığın her yanı kapladığını; erkeklerin erkeklerle, kadınların da kadınlarla (cinsel anlamda) yetindiğini; müminin suskun olduğunu, sözlerinin kabul görmediğini; buna karşın fasıkın yalan söylediği hâlde, yalanına ve iftirasına itiraz edilmediğini; küçüğün büyüğü küçümsediğini; akrabalık bağlarının koptuğunu; günahlarıyla övünen kimselere gülünüp geçildiğini, sözlerine karşı çıkılmadığını; kadınların verdiği şeyi oğlanların verdiğini; kadınların kadınlarla evlendiğini; övgünün arttığını; erkeklerin, malı Allah'a kulluk sunma maksadı dışında infak ettiğini, bundan menedil- mediklerini ve kimsenin onların ellerinden tutmadığını; insanların Allah yolunda çabalayan bir mümini bu hâlde gördüklerinde Allah'a sığındıklarını; komşunun komşusuna eziyet ettiğini ve bundan menedil- mediğini; kâfirin müminlerin içinde bulundukları duruma sevindiğini; yeryüzünü kaplayan bozgunculuktan hoşnut olduğunu; içkinin açıktan içildiğini, Allah'tan korkmayan insanların içki sofralarında bir araya geldiklerini; marufu emretmenin çok cılız olduğunu; fasıkın, Allah'ın sevmediği işleri yapmakta güçlü olduğunu, bundan dolayı övüldüğünü; mücize ve keramet sahibi insanların tahkir edildiklerini, onları sevenlerin horlandıklarını; hayır yolunun terk edildiğini, buna karşılık kötülük yolunun izlendiğini; Allah'ın evinin işlevsiz olduğunu, insanlara onu terk etmelerinin emredildiğini; kişinin yapmadığını dediğini; erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla cinsel ilişkiye girmeyi arzuladıklarını; erkeğin makatını, kadının da cinsel organını kullandırarak geçimini sağladığını; kadınların da tıpkı erkekler gibi kendi aralarında toplantılar düzenlediklerini; Abbasoğulları arasında eş cinselliğin yayıldığını; bir kadının kocası için kına sürünmesi ve taranması gibi, boya sürünüp tarandıklarını; erkeklerin cinsel arzuları için mal harcadıklarını; erkeğe rağbet edildiğini, erkeklerin onu elde etmek için rekabet ettiklerini, onu kıskandıklarını; mal sahibinin müminden daha üstün ve izzetli görüldüğünü; faizin yaygın ve kimsenin faiz esaslı muamele yapmaktan dolayı ayıplanmadığını; kadınların zina etmekle övündüklerini; kadının kocasını erkeklerle cinsel ilişkiye girmeye hazırladığını; insanlar arasında en çok saygı gören ve en iyi olarak nitelendirilen evin, kadınların fuhuş yapmalarına yardımcı olan ev olduğunu; müminin mahzun, horlanmış, ezik olduğunu; bidatların ve zinanın yaygın olduğunu; insanların yalan şahitliği alışkanlık hâline getirdiklerini; haramların helâlleştirildiğini, helâllerin haramlaştırıldığını; dinî meselelerin kişisel görüşle çözüldüğünü, Kur'ân'ın ve hükümlerinin işlevsiz kılındığını; geceleri kimsenin Allah'a isyan etmekten çekinmediğini; müminin kötülüğü ancak kalbiyle inkâr edebildiğini; büyük servetlerin Allah'ı gazaplandıracak alanlarda harcandığını; yöneticilerin küfür ehline yakın durduklarını, hayır ehlinden uzaklaştıklarını; yöneticilerin hükmederken rüşvet aldıklarını; yöneticiliğin malı ve gücü çok olan kimselerin elinde olduğunu; birbirlerinin mahremi olan erkek ve kadınların birbirleriyle yetinip evlendiklerini; adamın bir töhmetten ve bir zandan dolayı öldürüldüğünü; erkeğin oğlanla aşk yapmak için canını ve malını feda etmekten çekinmediğini; erkeğin kadınlarla ilişki kurmaktan dolayı ayıplandığını; erkeğin karısının fuhuş yaparak kazandığı malı yediğini ve üstelik bundan haberinin olduğunu, onun bu işini bizzat kendisinin yönettiğini; kadının kocasına baskı yaptığını, onun istemediği şeyleri yaptığını, kocasının nafakasını verdiğini; adamın, karısını ve cariyesini kiraya verdiğini ve çok kötü yiyecek ve içeceklere razı olduğunu; Allah adına yalan yeminlerin çokça edildiğini; kumarın serbest olduğunu; içkinin açıktan satıldığını ve hiç kimsenin buna engel olmadığını; kadınların kendilerini küfür ehline peşkeş çektiklerini; eğlence yerlerinin serbest olduğunu, kimsenin kimseyi oralardan menetmediğini, kimsenin buna cesaret edemediğini; onurlu insanların iktidara gelmelerinden korkulan kimselerce aşağılandıklarını; yöneticilerin en yakın kimselerin, biz Ehlibeyt'e sövmekle övünen kimseler olduğunu; bizi sevenlere zulüm yapıldığını; şahitliklerinin kabul edilmediğini; insanların yalan söylemek hususunda birbirleriyle yarıştıklarını; insanlara Kur'ân'ı dinlemenin ağır geldiğini, buna karşın batıl sözler dinlemekten hoşlandıklarını; komşunun komşuya dilinden çekindiği için iyilikte bulunduğunu; ilâhî hadlerin geçersiz kılındıklarını, insanların bu hususta keyiflerine göre hareket ettiklerini; mescitlerin süslendiklerini; insanlar arasında en doğru sözlü olarak bilinen insanın yalancı ve müfteri kimseler olduklarını; kötülüğün ve söz taşımanın açığa çıktığını; fuhşun yayıldığını; gıybetin zevk veren bir uğraş gibi algılandığını ve insanların bunu birbirlerine müjdelercesine aktardıklarını; insanların Allah rızasının dışındaki bir amaçtan dolayı hacca gitmek ve cihada katılmak istediklerini; iktidar sahibinin kâfirin hatırı için mümini ezdiğini; harabenin bayırdan daha revaçta olduğunu; insanın geçimini, eksik tartıp ölçmekle temin ettiğini; kan dökmenin önemsenmediğini; kişinin dünyevî amaçlar için liderlik peşinde olduğunu; başkaları kendisinden korksunlar ve meselelerini ona götürsünler diye sivri dilli biri olarak bilinmeye çabaladığını; namazın önemsenmediğini; büyük bir servete sahip olan kimselerin buna sahip oldukları günden beri zekâtını vermediklerini; ölünün mezarından çıkarılıp eziyet edildiğini ve kefeninin satıldığını; toplumsal çalkantıların çoğaldığını; adamın akşam çakırkeyif, sabahları da sarhoş olduğunu, insanların durumuna aldırış etmediğini; insanların hayvanlarla ilişkiye girdiklerini; hayvanların birbirlerini parçaladıklarını; insanların mescitlerine gidip döndüklerinde üzerlerinde giysilerinin bulunmadığını; insanların kalplerinin katılaştığını, gözlerinin donduğunu; Allah'ı anmanın kendilerine ağır geldiğini; haram yemenin yaygın bir alışkanlık hâline geldiğini; insanların haram yeme hususunda birbirleriyle yarıştıklarını; namaz kılanın insanların görmesi için namaz kıldığını; fakihin dinî bir amaç gütmeden, dünya ve liderlik için fıkıhla ilgilendiğini; insanların galip gelenin yanında yer aldıklarını; helâlin peşinde olanın yerildiğini, ayıplandığını, buna karşılık haramın peşinde olanın övüldüğünü, sayıldığını; Haremeyn'de (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi'- de) Allah'ın sevmediği işlerin yapıldığını ve kimsenin buna engel olmadığını, oralarda çirkin işlerin yapılmaması için çaba gösterecek kim- senin bulunmadığını; Haremeyn'de alenen çalgı çalındığını; bir adamın hak bir şey söylerken, marufu emredip münkeri yasaklamaya çalışırken birinin kalkıp ona öğüt verdiğini ve ona acıyan bir edayla, 'Bunlar sana kalmamış!' dediğini; insanların birbirlerine bakarak kötü kimseleri önder edindiklerini; hayır yolunun boş, kimse tarafından izlenmediğini; cenazeyle alay edildiğini, ama kimsenin buna karşı çıkmadığını; her geçen yıl bidat ve kötülüklerin arttığını; halkın ve meclislerin sadece zenginlere tâbi olduklarını; yoksullara alay edilerek bir şeyler verildiğini ve Allah rızasının dışındaki bir amaç güdülerek yoksullara yardım edildiğini; göklerdeki ayetlerden kimsenin ürkmediğini; insanların tıpkı hayvanlar gibi alenen çiftleştiklerini; insanların tepkisinden korktukları için kimsenin bir kötülüğe karşı çıkamadığını; kişinin Allah rızasının dışındaki bir amaç uğruna çokça mal harcayabildiğini, ama Allah rızası için en ufak bir harcamada bulunmaktan dahi kaçındığını; anne ve babaya kötü davranmanın normal bir davranış hâline geldiğini; anne ve babaların horlandıklarını; anne ve babaların çocuklarının yanında insanların en kötüsü hâline geldiklerini; evladın anne ve babasına iftira etmekten hoşlandığını; kadınların iktidara geldiklerini, her şeye egemen olduklarını ve onların keyiflerine göre hareket edildiğini; adamın oğlunun babasına iftira attığını; anne ve babasına bedduada et- tiğini ve ölmelerinden dolayı sevindiğini, kişinin bir günü büyük bir günah işlemeden veya ölçü ve tartıyı eksik ölçüp tartmadan veya zina etmeden ya da içki içmeden geçirdiğinde buna üzüldüğünü, teessüf ettiğini; iktidar sahiplerinin yiyecekleri stokladıklarını; akrabaların mallarının batıl yolda harcandığını, onlarla kumar oynandığını, içki içildiğini, içkiyle tedavi yapıldığını, hastalara içki içmelerinin tavsiye edildiğini, onunla şifa bulacakları sanıldığını; insanların marufu emretme ve münkeri yasaklama görevini terk etme, bunu bir görev olarak yerine getirmeye yanaşmama hususunda eşit hâle geldiklerini; münafıkların ve nifak ehlinin rüzgarının estiğini, hak ehlinin rüzgarınınsa depreşmediğini; ezan okumanın ve namaz kılmanın ücret karşılığı yapıldığını; mescitlerin Allah'tan korkmayanlar tarafından doldurulduğunu; bunların oralarda gıybet etmek, hakkın taraftarlarının etini yemek ve birbirlerine şarap içmelerini anlatmak için bir araya geldiklerini; sarhoş kimsenin ne dediğini anlamayacak durumda olduğu hâlde insanlara namaz kıldırdığını; sarhoş olduğu için kınanmadığını, tam tersine sarhoş olduğunda saygı gördüğünü, sakınıldığını, korkulduğunu, kendi hâline bırakıldığını, herhangi bir cezaya çarptırılmadığını, sarhoşluğunun bir mazeret kabul edildiğini; yetimlerin mallarını yiyenlerin salih insanlar olarak övüldüklerini; yargıçların Allah'ın emrettiğinin aksine yargılamada bulunduklarını; yöneticilerin bir çıkar beklentisi yüzünden hainleri güvenilir adamlar olarak yanlarında tuttuklarını; yöneticilerin mirası günah ehline, Allah'a karşı gelmekte cüretkâr davranan kimselere verdiklerini ve bunların mirası diledikleri gibi harcamalarına göz yumduklarını; minberlerden insanlara takva emredildiğini, buna karşın takvayı emredenlerin dediklerini yapmadıklarını; namazı vaktinde kıl- manın önemsenmediğini; sadakanın aracılar vasıtasıyla verildiğini ve bu hususta Allah'ın rızası yerine insanların hoşnutluğunun esas alındığını; insanların bütün dertlerinin mideleri ve cinsel organları olduğunu; ne yediklerine ve kiminle ilişkiye girdiklerine bakmadıklarını; dünyanın böyle insanlara yöneldiğini; hakkın belirtilerinin silinmeye yüz tut- tuğunu gördüğün zaman, oldukça dikkatli ol, ihtiyatlı davran ve yüce Allah'tan kurtuluş dile. Bil ki, o insanlar yüce Allah'ın korkunç gazabının kapsamı içindedirler ve Allah, dilediği bir şeyden dolayı onlara mühlet vermektedir."

"Sürekli olarak kendini kontrol et. Yüce Allah'ın, onların durumundan farklı bir durumda seni görmesi için çalış. Eğer sen onların arasındayken Allah'ın azabı onların üzerine inecek olursa, bir an önce Allah'ın rahmetine kavuşmuş olursun; yok eğer, onlara azap iner de sen bekletilirsen, onların Allah'a karşı takındıkları cüretkâr tutumun cezasının kapsamının dışında tutulmuş olursun. Bil ki, yüce Allah iyi insanların ecrini zayi etmez. Allah'ın rahmeti iyi insanlara yakındır."
Kaynaklar:
1. el-Küleyni “Ravdat’ül Kafi” c.8, s.36-42
2. Allame Meclisi “Bihar’ül Envâr” C.25, S.254-260
3. Mevla Muhammed Salih el-Mazendrani “Şerh-i Usul’ül Kâfi” C.11, S.315-318
4. Allame Tabatabai “el-Mizan Fi Tefsir’ül Kuran” C.5, S.396-400
5. Eş-Şeyh Ali el-Yezdi el-Hairi “İlzam’ün Nasib fi İsbat’ül Hüccet’ül Gaib” C.2, S.123-127
6. el-Hür el-Amili “Vesail’üş Şia” C.16, S.275-280, Hadis No: 21554
7. eş-Şeyh Ali el-Kurani el-Amili “Mucem Ahadis’ül Mehdi” C.3, S.410-415, Hadis No: 966
8. Bakır Şerif el-Kureşi “Hayat el-İmam el-Mehdi Aleyhisselam” S.258-262
9. Es-Seyyid Ali el-Hüseyni es-Sadr “el-İmam el-Muntazar Min Viladetihi ila Düvletihi” S.322-327
10. Beşaret’ül İslam S.125-130
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 01:26


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.