aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11-27-2011, 02:08
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela Olayının Tarihçesi (Kaynaklarıyla) Mutlaka Okuyun


İmam Huseyin (aleyhisselm)'ın ve Yezit (lanetullah)'ın Ordu Düzeni

Bu kısa tarih çalışmasıyla değerli okuyucuları; Kerbela, Tasûa, Aşura ile Peygamber’in evladı, cennet gençlerinin efendisi olan İmam Hüseyin’in direniş ve kıyamıyla daha iyi aşina kılma gayesindeyiz.Biz adım adım Medine’den Kerbela’ya, oradan esir kervanıyla birlikte Kufe’ye, oradan da onlarla Şam’a gidecek ve yine Medine’ye döneceğiz.
1- Şam: Hicri 60, Recep ayının ortası. (M. 682)
Bu gece Muaviye ölür, oğlu Yezit hilafeti eline geçirir ve babasının yerine oturur.

2- Medine: Hicri 60, Recep ayının 27 ya da 28’i, cumartesi gecesi. (M. 682)
Yezid b. Muaviye’nin mektubu Medine valisi olan Velid b. Utbe’nin eline geçer. Söz konusu mektupta, İmam Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr ve benzeri birkaç kişiden hemen biatin alınması, biat etmediklerinde öldürülmeleri ve bu meselede kesinlikle yumuşak davranılmaması gibi hususlar yer almıştı.[2]
ü Aynı gün bu meseleden dolayı, Velid b. Utbe, Mervan b. Hakem’le danışarak İmam Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr ve diğerlerini çağırdı ve bu mesele hakkında onlarla konuştuysa da sonuçta İmam Hüseyin biat etmedi.[3]
İmam Hüseyin Velid’in toplantısından çıktıktan sonra Peygamber’in türbesini ziyaret etmeye gitti[4] ve ziyarete şu ifadeleri kullanarak başladı: “Sana salât ve selam olsun ey Allah’ın Resulü! Ben senin evladın Hüseyin’im… Bu insanlar, senin bana verdiğin o dereceye (makam ve değeri) riayet etmediler. Bu yüzden huzuruna bizzat gelenceye kadar, şimdilik sana şikâyetimi iletmekle yetiniyorum.”

3- Medine: Hicri 60, Recep ayının 28’i (ya da 29'u), Cumartesi günü.
Bugün içerisinde Mervan b. Hakem, İmam Hüseyin’i gördü ve ondan tekrar gelip Yezid’e biat etmesini istedi.[5] Ancak İmam yine kabul etmedi.Bu günün sonunda Medine valisi olan Velid b. Utbe, İmam Hüseyin’e bir şahıs göndererek, tekrar gelip Yezid’e biat etmesini istedi.[6]Güneş batımından sonra İmam Hüseyin tekrar dedesi Allah Resulü’nün türbesinin başına gitti. Aynı zamanda annesi Fatıma Zehra ile kardeşi İmam Hasan’ın kabirlerini de ziyaret ederek hepsiyle vedalaştı.[7] Orada Allah'a şöyle yalvardı: “Allah’ım! Bu, senin Peygamber'in olan Muhammed’in türbesidir ve ben de senin Peygamber'inin kızının oğluyum. Senin de bildiğin gibi şimdi önüme bir engel çıkmış bulunmaktadır. İlahi! Ben iyilikleri sever ve kötülüklerden tiksinirim. Ey yüce ve kerem sahibi olan Allah’ım! Bu türbenin ve içinde yatanın hürmetine; senden, senin ve Peygamber'inin rızasının içinde bulunduğu bu engeli aşmayı diliyorum.”
Bu gecede, İmam Hüseyin, kardeşi olan Muhammed-i Hanefiye ile bir araya gelir ve İmam, Mekke’ye gitmek hususunda aldığı kararı ona açıklar.[8] Onu Medine’de kendisinin yerinde geçirir ve vasiyetini de yazarak ona teslim eder.[9]
İmam Hüseyin, Peygamber'in türbesini ziyaret edip, kardeşi Muhammed Hanefi ile görüştükten sonra, o gece çocuk, kadın ve yaranlarından müteşekkil kalabalık bir grupla Mekke’ye gitmek üzere Medine’den ayrılır.[10]


4- Mekke: Hicri 60, Şaban’ın 3’ü, Cuma gecesi.
Bu tarihten de anlaşıldığına göre, İmam Hüseyin Medine’den ayrıldıktan 5 ya da 6 gün sonra Mekke’ye ulaşır. Halk onu sıcak bir şekilde karşılar ve onu görmek için halk tarafından gece-gündüz gruplar halinde ziyaret akınına uğrar.[11]


5- Kufe’den Bir Haber: Hicri 60, Ramazan.
Bu yılın Ramazan ayında Muaviye’nin ölüm haberi, Yezid’in onun yerine geçtiği, İmam Hüseyin’in ona biat etmediği ve Medine’den Mekke’ye hicret ettiği haberi Kufe halkının kulağına geldi.ü Bu yüzden Kufe halkı, Süleyman b. Huzai’nin evinde toplandı ve İmam Hüseyin’e olan bağlılıklarını ilan etti. Ardından İmam’a mektuplar yazıp onu Kufe’ye davet etmeye başladılar.[12]


6- Mekke: Hicri 60, Ramazan ayının 1’i.
Ramazan ayının 12’sinden itibaren Kufelilerin mektupları İmam Hüseyin’e ulaşmaya başladı. Birkaç gün içerisinde İmam Hüseyin’in eline geçen ve sayıları 12.000’e varan mektupta, Kufeliler İmam’a bağlılık ve sadakatlerini bildirerek kendisinden Kufe’ye gelmesini istediler.
İmam Hüseyin gelen mektuplardaki ifadelerin doğruluk derecesini netleştirmek ve bağlılıklarının keyfiyetini kâmilen ortaya çıkarmak amacıyla bir mektup yazıp, Müslim b. Akil’e verdi ve onu Kays b. Musehher, Ammare Seluli ve Abdurrahman Erhebi ile birlikte Kufe’ye gönderdi.



7-Yine Kufe: Hicri 60, Şevval ayının 5’i.
Kufelilerin gönderdikleri mektupların üzerinden 20 gün geçtikten sonra, Müslim b. Akil ve yanındakiler İmam Hüseyin’in mesajlarıyla birlikte Kufe’ye ulaştılar. Kufe halkı onların gelişine çok sevindi, onları karşılamaya geldi. O sırada Müslim b. Akil İmam Hüseyin’in mektubunu okuduğunda insanlar ağlamaya başladılar ve grup grup gelerek İmam Hüseyin adına Müslim b. Akil’e biat ettiler. Neticede İmam Hüseyin’e biat edenlerin sayısı 18.000’e çıktı.
Müslim b. Akil’in, İmam Hüseyin’in mesajıyla Kufe’ye yetişmesinden 36 gün sonra, Kufelilerin durumlarına, doğruluklarına ve söylediklerine dair sadakatlerinden emin olduktan sonra, Hicri 60, Zilkade ayının 11 veya 12’sinde İmam Hüseyin’e bir mektup göndererek, Kufelilerin durumlarını ve verdikleri sözlerin arkasında olduklarını iletip Kufe’ye doğru harekete geçmesini önerdi.


8- Mekke: Hicri 60, Zilhicce’nin 8’i, Salı günü.
Yezid b. Muaviye’nin gönderdiği casusların, İmam Hüseyin’i Mekke’de öldürme planlarından haberdar olundu.
Onların bu çirkin maksatlarını anlayan İmam Hüseyin, yapmak istediği hac ziyaretini Umre’ye çevirerek Mekke’den ayrılmaya karar verdi.
Yola çıkmaya karar verdikten sonra halka bir konuşma yaparak söz konusu kararını halka açıkladı. Hutbesinin bir bölümünde şöyle buyurdu:“Ey insanlar! Biliniz ki, ölüm, genç kadınların boynundaki gerdanlık gibidir. Ben, geçip gidenleri görmeye çok hasret kalmışım. Ben sanki Kufe yakınlarında, vahşi kurtların bedenimi paramparça ederek onunla karınlarını doyurduklarını görüyor gibiyim… Ancak ben, Allah’ın razı olacağı şeye (takdirine) razıyım ve bütün zorlukların karşısında sabrı/direnişi tercih edeceğim.Bu münasebetle ben yarın o tarafa doğru yola çıkacağım ve benimle gelmek isteyenlerin bu yolda canlarını ortaya koymaları ve Allah’ın rızasına kavuşmayı, can vermekten daha önemli saymaları gerekmektedir… İşte büyük kurtuluş budur.”
O gün Muhammed-i Hanefiye ve Abdullah b. Abbas gibi İmam Hüseyin’i seven kimseler, onun huzuruna çıkarak kendisini bu yolculuktan vazgeçirmek istediler.
Aralarında geçen mülakattan sonra İmam Hüseyin, 82 kişiyle birlikte Mekke’den hicret ederek Kufe’ye doğru yola çıktı.[13]


9- Kufe’den Bazı Haberler:
Hicri 60, Zilhicce ayının 8’i, Salı günü, Müslim b. Akil, İmam Hüseyin’in mesajları doğrultusunda 4000 kişiyle, Kufe’ye gelmekte olan İbn-i Ziyad’ın Kufe’ye girişini engellemek üzere bir araya geldi. Ancak, vefasız Kufeliler, yavaş yavaş kenara çekilmeye başladılar.[14] Müslim böylece, Kufe’nin sokaklarında yalnız başına garip kaldı ve ardından saklanmak üzere “Tav’a” adında yaşlı bir kadının evine sığındı.
İbn-i Ziyad, korkudan aynı gece içerisinde halkı zorla mescide topladı, Müslim’i evinde barındıranı tehdit ederek korkuttu ve hemen Müslim’in bulunup yakalanması amacıyla ev ev her yerin didik didik aranmasını emretti.[15]
İbn-i Ziyad kısa sürede, Müslim’i evinde barındıran yaşlı kadın Tava’nın oğlu vasıtasıyla Müslim’in saklandığı yeri tespit etti ve Muhammed b. Eş’as başkanlığında 70 kişiyi, Müslim’i yakalamak üzere gönderdi. Bu grup, oraya vardığında Müslim teslim olmayıp onlarla çarpışmaya girdi. Sonunda Muhammed b. Eş’as, hile amaçlı, can güvenliği vaadinde bulunarak Müslim’i yakaladı.[16]
Müslim’e hiç mühlet verilmeden, hükümet konağının damında İbn-i Hamran’ın eliyle şehit edildi (Hicri 60, Zilhicce’nin 8’i ya da 9’u. M. 682) ve pak şehidin başı ile bedeni konağın damından aşağı atıldı.[17] Ardından da Müslim’in kesik başı Şam’da bulunan Yezid’e gönderildi ve başsız bedeni ise Kufe sokaklarında darağacına asıldı. Böylece Müslim Kerbela olayında Haşimî kabilesinden ilk şehit edilip kesik başı Yezid’e gönderilen kişi oldu.[18]


10- Mekke: Hicri 60, Zilhicce’nin 9’u, Arefe günü.
İmam Hüseyin Kerbela yolculuğu boyunca 20’den fazla yerde konaklayarak ailesine, yaranlarına ve halka konuşmalar yaptı.[19]
Mekke’nin dışında İmam Hüseyin’in kafilesiyle karşılaşan “Ferezdak” adlı şaire İmam Hüseyin Irak’ı ve halkının durumunu sorduğunda Ferezdak şöyle dedi: “Onların gönülleri seninle ama kılıçları Beni Ümeyye’nin yanında.”


11- Irak: Hicri 60, Zilhicce’nin 14’ü, Pazar*tesi günü.
İmam, Irak’tan dönmekte olan Bişr b. Galip’le karşılaştığında oranın durumunu sordu.[20] O şöyle dedi: “Onların büyüklerine çok fazla rüşvet verip heybelerini parayla doldurduklarından dolayı sana düşmandırlar, ancak halkın gönlü seninledir. Buna rağmen yarın onların kılıçları senin karşında harekete geçecektir.”


12- Hacir: Hicri 60, Zilhicce’nin 18’i.
İmam Hüseyin adım adım Kufe’ye yaklaşıyordu. “Hacir” denilen bu konakta İmam, Kufe halkı için yazmış olduğu ikinci mektubunu, Müslim b. Akil’in mektubuna cevaben, Kays b. Musahhar’a vererek (bazı tarih kitaplarında bu mektubu sütkardeşi olan Abdullah b. Yektur’a verdiği yer almaktadır) Kufe’ye gönderdi.[21]
Bu mektup aslında, şahadetinden 27 gün önce Müslim’in, İmam Hüseyin’i Kufe’ye davet için yazdığı mektuba cevaben yazılmış bir mektuptu. Ancak bu mektup Kufe’ye ulaşmadı. Çünkü İbn-i Ziyad’ın askerleri Musahhar’ı yolda yakaladıklarında, düşmanın mektubun içeriğini öğrenmemeleri için Musahhar mektubu yırtıp attı.
Kerbela’ya kadarki uzun yolculuk boyunca, İmam Hüseyin ve kafilesiyle karşılaşan herkes, kendisinden gitmekten vazgeçmesini istediler. Bu konakta İmam Hüseyin’le karşılaşanlardan biri olan Abdullah Adviyen’in benzer talebine cevaben İmam Hüseyin, “Allah’ın yazdığından başka bir şey olamaz” şeklinde buyurarak yoluna devam etti.


13- Huzeymiye:
H. 60, Zilhicce’nin 18’iİmam Hüseyin (a.s), bu konakta bir gün bir gece kaldı. Kimi tarihçiler, imam Hüseyin’in, kız kardeşi ile yaptığı mülakatın bu konakta gerçekleştiğini kaydetmişlerdir. Hz. Zeynep, bu günün sabahı kardeşi İmam Hüseyin’in yanına gelerek ona şöyle dedi: “Kardeşim! Dün gece neleri işittiğimi söyleyeyim mi?”İmam Hüseyin, “Ne işittin?” diye sorunca, Hz. Zeynep şöyle dedi: “Gece yarısı ben çadırdan dışarı çıktığımda kulağıma şöyle bir ses geldi: “Ey göz! Gözyaşlarıyla dolmaya çalış, benden sonra bu şehitlerin üzerine ağlayacak kimdir?”İmam Hüseyin ona, “Kardeşim! Allah’ın takdir ettiği gerçekleşecektir” dedi.[22]


14- Zerud: Hicri 60, Zilhicce 21, Pazartesi günü.
Bu tarihte İmam Hüseyin’in kervanı Zerud denilen konağa gelerek, burada bir müddet konakladı. Bu konakta İmam Hüseyin, Züheyr ile karşılaşarak onunla konuştu. Sonunda Züheyr kendi kafilesinden ayrıldı, İmam Hüseyin’e katıldı, hanımı ve kafile ehlini evlerine gönderdi.[23]Beni Fezare ve Buceyle kabilesinden bir grup şöyle demişlerdir: “Biz Züheyr ile birlikte Mekke’den geliyorduk. Sürekli İmam Hüseyin’in kafilesinin durdukları konağı geçip daha uzak bir konakta dinleniyorduk. Ancak Zerud konağında İmam Hüseyin’in kafilesinin de konakladığı yerde durmaya mecbur kaldık. Biz yemek yerken İmam Hüseyin’in elçisi gelerek, uzaktan selam verdi ve Züheyr’e: “Ben Eba Abdillah’il Hüseyin’in yanından geliyorum, seni görmek istiyor.” Lokma elimizde kaldığı halde biz süre sessiz durakaldık. Züheyr’in hanımı olan “Deylem”, Züheyr’e, “Suphanallah! Peygamber evladı seni çağırıyor, birini göndererek seni istiyor olmasına rağmen sen hala duruyor, gitmek istemiyor musun? Gidip kendisini dinlersen ne olacak sanki?” dedi. Züheyr yerinden kalktı ve İmam Hüseyin’in yanına gitti. Aradan uzun bir zaman geçmeden, sevinçle ve güler yüzle dönerek hanımına, “Ben kendimi İmam Hüseyin’e feda etmeye ve onunla gitmeye karar verdim” dedi. Ardından hanımına bir miktar mal ve yiyecek vererek akrabalarıyla birlikte eve gönderdi. Ayrıca kafilesindeki insanlara, “isteyenin kendisiyle birlikte gelebileceğini” söyledi ve İmam Hüseyin’in kafilesine katılarak Kerbela’ya doğru yola koyuldu. Hanımı da onunla vedalaşarak, “Bu yolculukta sana hayır ve güzellikler dilerim. Ancak benim bu fedakârlığımı Hz. Hüseyin’in dedesine (Peygamber’e) anlat.”


15- Sa’lebiye: Hicri 60, Zilhicce 22, Salı günü.
İmam Hüseyin, kafilesiyle birlikte geceleyin bu konağa ulaşır. Orada Abdullah b. Süleyman ve Münzir Esedi adlı şahıslar, Müslim b. Akil ve Hani b. Urve’nin, Kufe’de, İbn-i Ziyad’ın talimatıyla öldürüldüğü haberini İmam Hüseyin’e ulaştırarak, kendisinden artık Kufe’ye gitmekten vazgeçmesini ve geri dönmesini istediler.Bu iki şahıs, daha sonra olayı şöyle anlatırlar: “Biz Zerud konağında Müslim ile Hani’nin şehit edildiklerini duyduk. Biz Sa’lebiye konağında İmam Hüseyin’in huzuruna vardık. Selam verip şöyle dedik: “Sana verece*ğimiz önemli bir haber var. Sana ayrı mı yoksa cemaatin içinde mi söylememizi istersin?” İmam Hüseyin etrafına göz gezdirdikten sonra, çevresindeki herkesin fedakâr kimseler olduğunu gördü ve şöyle dedi: “Ben bunlardan hiçbir şey saklamam, açık söyleyin.” Biz de ona meseleyi söyledik. İmam Hüseyin birkaç kez: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun, Allah onlara rahmet etsin” dedi ve hemen Müslim’in çocuklarına dönerek onlarla istişare etmeye koyuldu. İmam, “Siz ne diyorsunuz?” diye sordu. Onlar, Allah’a yemin ederek, “şehit oluncaya ya da onların intikamını alıncaya kadar dönmeyeceklerini” söylediler. Sonra İmam ikimize dönerek şöyle buyurdu: “Onlardan sonra artık, dünya hayatının hiçbir değeri kalmadı.”
Bu konakta İmam Hüseyin, Müslim’in 13 yaşındaki kızının yanına giderek şunu söyledi: “Bundan böyle ben senin baban ve Zeynep de annendir.”
Tarihçilerin kayıtlarına göre; Müslim b. Akil’in şehadet haberi alındıktan sonra, dünyevi menfaatler için İmam Hüseyin’e katılmış olanlar, kafileden ayrılarak gittiler.
Burada bazı kimselerle bir takım görüşmeler de yapılmıştır.[24]


16- Zubale: Hicri 60, Zilhicce’nin 23. günü
İmam Hüseyin Çarşamba sabahı Sa’lebiye konağından kafilesiyle birlikte yola çıkarak aynı gün Zubale konağına vardı.
Burada Müslim ve Hani’den sonra, şimdi de Kays b. Musahhar ve Abdullah b. Yaktur’un şahadet haberi İmam Hüseyin’e ulaştı. Bunlar, İmam Hüseyin’in, Müslim’in davet mektubuna cevaben gönderdiği mektubunu Kufe’ye götürürlerken yolda yakalanmış ve İbn-i Ziyad’ın talimatıyla şehit edilmişlerdi.
Müslim’i öldürmek istedikleri vakit, kendisi üç vasiyette bulundu:
1- Benim 700 dirhem olan borcumu ödeyiniz.
2- Benim cenazemi İbn-i Ziyad ve taraftarlarının elinden alın ve siz gömün.
3- İmam Hüseyin’e, Kufelilerin sözlerinden caydıklarını ve Kufe’ye gelmemesini söyleyin.
Müslim’in bu vasiyeti de, Zubale konağında İmam Hüseyin’e ulaştı.
İmam Hüseyin, isimleri geçen kişilerin şehadet haberlerini duyduktan sonra, bunu çevresin*deki sahabelerine ileterek onlara şöyle dedi: “İçinizden bizden ayrılıp gitmek isteyen varsa gidebilir. Bu durumda kendilerine hiçbir şekilde kınamada bulunulmayacaktır.”
Tarihçilerin ifade ettiklerine göre söz konusu konakta, bu haber ve konuşmaların ardından, oraya kadar İmam Hüseyin’le beraber gelenlerden bazıları da çöllere doğru yönelip ondan ayrıldılar.
İmam’ın kervanı o gece orada kaldı. Sabah olmadan önce İmam, tulumların suyla doldurulmasını istedi ve oradan ayrılarak Kerbela’ya doğru yola çıktı.[25]


17- Akabet’ul Batn: Hicri 60, Zilhicce 25, Cuma.
Bu konakta “Akreme” kabilesinden yaşlı bir adam İmam Hüseyin’in yanına gelerek: “Allah için Kufe’ye gitmemesini ve dönmesini” istedi ve ardından “Kufelilerin vefasız olduğunu, oraya gitmesinin, ok ve kılıçların arasına gitmek demek olduğunu” arz etti.
İmam Hüseyin ise şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Senin söylediklerin benim için gizli kalmış şeyler değil ve ben biliyorum. Ancak, kimse Allah’ın takdirini değiştiremez.”
Bu konakta İmam Hüseyin rüyasında, “kendisine bir grup köpeğin havladıklarını ve kendisine saldırdıklarını, köpeklerin arasından bir köpeğin diğerlerinden daha çok İmam’a saldırdığını” gördü. Bu rüyadan sonra, “Ben şüphesiz öldürüleceğim” dedi.
Bu konakta İmam, dostlarına, yanlarına ihtiyaçlarından fazla su almalarını emretti.


18- Şeraf: Hicri 60, Zilhicce 26, Cumartesi.
Bu konakta İmam’ın kafilesi, Hürr-i Riyahi komutasındaki Yezid’in askerleriyle kar*şılaştı. Bunlar, İmam Hüseyin’in Kufe’ye gitmesini engellemek için gelmişlerdi.
Orada Hürr’ün askerlerinin suyu bittiğinden, İmam Hüseyin onlara su verdi.
İmam Hüseyin, ilk kez Yezidî askerlere karşı bir konuşma yaptı. Ardından ezan okundu ve hep birlikte İmam Hüseyin’in arkasında namaz kıldılar. İkindi namazından sonra İmam tekrar onlara bir konuşma yaptı.
Sonra “Zuhusem” adlı konakta İmam Hüseyin Hür’ün askerlerine tekrar bir konuşma yaptı. İmam Hüseyin onlara şöyle dedi: “Ben sizin gönderdiğiniz mektuplar sebebiyle ve beni davet etmeniz üzerine gelmiş bulunmaktayım.” Hürr, “Benim bunlardan haberim yok; benim görevim, sizi Kufe’ye Ubeydullah b. Ziyad’ın yanına götürmektir” şeklinde cevap verdi. İmam Hüseyin’in onlarla konuşup dünyanın sürekli bir değişim içinde olduğundan söz ettiği yer de bu konaktı. İmam Hüseyin şöyle buyurdu: “Siz, hakla amel edilmediğini ve batıldan yüz çevrilmediğini görmüyor musunuz?” Bu konuşmasının devamında İmam’ın söylediği şu tarihi söz de yine buradan tarihe geçmiştir: “Şüphesiz ben şehadetten başka bir ölüm tanımıyor ve zalimlerle birlikte olan hayatı da zilletten başka bir şey görmüyorum.”
İmam Hüseyin kafilesiyle birlikte ilerlemeye devam etti, Hür ve askerleri de onlara eşlik ediyordu. Bu şekilde “Beyza” konağına vardıkla*rında İmam Hüseyin tekrar onlara bir konuşma yaptı. İmam onlara şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’ın Peygamber'i şöyle buyurmuştur: “Allah’ın haramlarını helal kılan, sözünden dönen, Allah Peygamber'inin sün*netine muhalefet eden, Allah’ın kullarına zulme*den zalim bir yöneticiyi görüp de onu söz ve ameliyle değiştirmeye çalışmayan kimse, Allah’ın azabına müstahak olur.” Ey insanlar! Biliniz ki, bunlar şeytanı takip edip Rahman’ın sözlerini dinlemekten yüz çevirmişlerdir. Allah’ın helallerini haram, haramlarını da helal kılmışlardır. Ben bu ortamı değiştirmeye herkesten daha öncelikliyim. Sizin mektuplarınız bana gelmiş ve siz daha önce bana biat etmiştiniz.”
İmam Hüseyin, kafilesiyle birlikte harekete geçti, Hür ve askerleri de onlarla birlikte yol almaya devam ettiler. Ne onlarla savaşma izinleri vardı ne de İmam Hüseyin’i esir almaya yanaşabiliyorlardı. Bu tarihe kadar onlara verilen emir; “İmam Hüseyin ve kafilesinin geri gitmelerini engellemek, onlardan ayrılmamak ve başka bir yola yönelmekten sakındırmak” şeklindeydi.


19- Kasr-i Beni Mukatil: H. 61, Muharrem’in 1’i Çarşamba günü. (M. 683)
Önceki konaktan bu konağa kadar, tarihçilerin kaydettikleri birkaç konak mevcuttur. Bu konaklarda İmam Hüseyin’in kafilesiyle birlikte durduğunu ve bazı olayların da meydana geldiğini belirtmişlerdir. Velhasıl bu yolculuk, 1 Muharrem’de, “Kasr-i Beni Mukatil” adlı konağa varıncaya kadar devam etti.
İmam Hüseyin orada bir çadır gördü ve kime ait olduğunu sordu. Ubeydullah Cuhfi’ye ait olduğunu söylediler.[26] İmam, İbn-i Mesruk’u bu adama göndererek, yardımcı olması için yanına çağırdı. Ancak o; “Kufeli askerlerin her tarafı doldurduklarını, bu yüzden elinden bir şey gelmediğini” ifade ederek İmam’ın yanına gelmedi. Ama İmam kalkıp onun çadırına gitti ve onu yardım etmeye çağırdı. O, İmam Hüseyin’e, “Ben, sadece senin yolunun saadete ve ahiret mutluluğuna sebep olduğunu biliyorum. Ancak ben şimdilik ölmek istemiyorum.[27] Ancak benim bu atım çok işe yarar, onu sana takdim ediyorum “ dedi. İmam Hüseyin, bu sözlerinden sonra ona şöyle dedi: “Sen yardım etmiyorsan, artık sana da atına ihtiyacımız yoktur. Biz yoldan sapanlardan yardım istemeyiz…”[28] İmam, burada iki vefasız kişiyle daha benzeri şekilde konuştu.
Gecenin sonunda İmam Hüseyin, tulumların suyla doldurulmasını ve yüklerin bindirilerek yola çıkılmasını emretti.Yola çıktıktan sonra İmam Hüseyin, süvari olduğu bir sırada “istirca”[29] kelimesini telaffuz ederek Allah’a hamdetti. Oğlu Ali Ekber bunun sebebini sorduğunda İmam şöyle dedi: “Bir an gözüme uyku girdi ve ben, bir atlı süvarisinin; “bu kafile, eceline doğru ilerlemektedir” şeklinde konuştuğunu gördüm. Bunun ölümümüzü haber verdiğini anladım. Bu yüzden “inna lillah ve inna ileyhi raciun, bütün övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” dedim.” Ali Ekber: “Baba! Allah, senden bela ve kötülükleri uzak tutsun. Biz hak üzerine değil miyiz?” deyince İmam Hüseyin şöyle buyurdu: “Herkesin döneceği varlığa yemin olsun ki, biz hak yol üzerindeyiz.” Ali Ekber, “Biz hak yol üzerinde olduktan sonra, ölümden hiçbir korkumuz yoktur” şeklinde karşılık verdi. Bu sözleri söylediğinde, İmam Hüseyin ona iltifat etti ve şöyle dedi: “Allah sana hayır yazsın…”[30] Yani bu sözlerinden dolayı Allah senden razı olsun.
Hareket halindeyken sabah namazı vakti geldi. İmam Hüseyin ve beraberindekiler bineklerinden inerek sabah namazını kıldılar ve tekrar yola koyuldular.
Hür, İmam’ı Kufe tarafına çekmek istiyordu. Ancak İmam ona bu fırsatı vermedi ve güneş batımıyla birlikte “Neyneva” denilen mevkiye ulaştılar.[31] Aniden bir atlı gelerek, selam verdi ve Ubeydullah b. Ziyad’ın mektubunu Hürr’e verdi. Sonra Hürr İmam’ın yanına gelerek mektubu ona okudu. Mektubun içeriği: “Ey Hürr! Hüseyin’in önünü kes, onu korumasız, boş ve susuz bir alanda durdur ve onu sıkıştır... Ben gönderdiğim elçiye, emirlerimi uygulayana kadar seninle birlikte kalmasını söylemiş bulunmaktayım” şeklindeydi.[32]
Burada Züheyr İmam’a, “En iyisi daha sayıları artmamışken onlarla savaşmamızdır. Yoksa sayıları arttı mı artık onlarla savaşmak zor olacaktır” şeklinde öneride bulunduğunda İmam Hüseyin şöyle buyurdu: “Biz onlardan önce savaşa girişmeyiz.”[33]


20- Kerbela: Hicri 61, Muharrem 2, Perşembe günü.
İbn-i Ziyad’ın Hürr’e gönderdiği mektupta, “Onları sıkıştır ve yollarını daralt” şeklindeki talimatından sonra, İmam Hüseyin kafilesiyle birlikte bu şartlar altında Kerbela’ya ulaştı.
Oraya yetiştiklerinde, İmam oranın adını sordu. Kendisine “Kerbela” şeklinde cevap verilince İmam Hüseyin şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, burası kerb (dert, keder) ve bela yeridir; bizim kanımız burada dökülecek ve burada defnedileceğiz. Bunu ceddim Allah Resulü söylemiştir.”
Orada yüklerini indirdiler ve onların karşısında da Hürr’ün askerleri durdu. Böylece her iki grup da birbirlerinin karşısında çadırlarını kurdular.[34]
Hürr, İbn-i Ziyad’a gönderdiği bir mektupta, kafilenin Kerbela’da konakladığını söyledi.
İmam Hüseyin H.60, Muharrem’in 2’sinde Kerbela’da şu sözü söyledi: “İnsanlar dünyanın kölesidirler ve insanlar için din; yemek ve yalamak için bir kâse hükmündedir. Onların işine yaradığı müddetçe onun etrafında toplanırlar, ancak belalarla imtihan edildiklerinde dindarlar çok azalır.”[35]
Bu tarihte İbn-i Ziyad, Ömer b. Sad’a, Pey*gamber ailesiyle yapılacak savaşın komutanlığını yapmasını teklif etti. Ancak Ömer b. Sad ilk etapta buna yanaşmadı ve bu sorumluluktan kaçındı. Ama bu sorumluluğu ret etmesi halinde, “Rey” şehrinin yönetimini kaybedeceğini anladığından söz konusu göreve razı oldu.[36]


Kerbela: 3 Muharrem.
İmam Hüseyin, yanındaki şehitler kervanıyla 2 Muharrem’de Kerbela’ya ulaştı. Ondan sonraki gün, yani 3 Muharrem’de de Ömer b. Sad, 4000 savaşçıyla Kerbela’ya gelip onlara yetişti ve şehitler kervanının kurdukları çadırların karşısında çadır kurdu.[37]
Ömer b. Sad, İmam’a bir elçi göndererek, “niyetinin ne olduğu ve hangi maksatla buraya geldiğini” sordu. İmam Hüseyin ona verdiği cevap olarak, “Sizin şehir halkınız bana mektup gönderdi ve sizin davetiniz üzerine ben gelmiş bulunmaktayım. Eğer benim gelişimden rahatsızsanız ben dönerim” şeklinde cevap verdi. Ömer b. Sad da çarpışmanın olmamasını arzuladığından dolayı, İmam’ın bu sözlerini İbn-i Ziyad’a ulaştırdı. Ancak İbn-i Ziyad, Ömer b. Sad’a cevap olarak şöyle yazdı: “Hüseyin ve arkadaşlarından, Yezid’e biat etmelerini iste. O zaman ben bu mesele üzerinde düşünürüm.”[38]


Kerbela ve Kufe: Muharrem’in 4, 5 ve 6. günleri.
Muharrem’in 4. gününde, İbn-i Ziyad Kufe’de minbere çıkarak, Muaviye ile Yezid’e övgüler yağdırdı. Yezid’in kendilerine göndermiş olduğu hediyelerden söz etti ve halkı İmam Hüseyin’in karşısında savaşmak için ayaklandırdı. Bu sözlerinde de, Kufe kadısı olan Şureyh’in fikirlerinden istifade etti.
Pazar gününe denk gelen Muharrem ayının 5’inde daha önce İmam Hüseyin’i davet edenlerden biri olan Şebesi b. Rıb’i, İbn-i Ziyad’ın talimatıyla 4000 kişiyle birlikte Kerbela’ya gelerek hak cephesinin karşısında çadır kurdu.
Böylece Muharrem’in 6’sına kadar, Kerbela’da toplanan Yezidî askerlerin sayısı 20.000’e ulaştı ve sonraki günlerde de bu askerlere takviye güçler katılmaya devam etti.[39]
Bu şekilde Muharrem’in 6’sında İmam Hüseyin kısa bir vasiyetname yazarak, bunu Kerbela’ya gelmemiş olan kardeşi Muhammed Hanefi ve diğer Haşimîlere gönderdi.Vasiyetnamenin içeriği şöyleydi: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Hüseyin b. Ali’den Muhammed b. Ali ve diğer Haşimîlere. Sanki dünya hiç olmamış ve ahiret ise hep var olagelmiştir. ve’s-Selam.”[40]


Kerbela: Muharrem’in 7’si.
Habib b. Mezahir, kabilesinden yardım istemek için İmam’dan izin aldı ve yola çıktı. Ancak, Yezid’in askerleri önünü kesince bu maksadına ulaşamadı.[41]
Bu tarihte, İbn-i Ziyad’tan Ömer b. Sad’a ayrı bir mektup ulaştı. Mektupta; “Hüseyin ve kafilesine, Fırat nehrinin önünü kes ve suya ulaşıp içmelerini engelle” şeklinde talimat veriyordu.[42
] Ömer b. Sad da hiç vakit kaybetmeden, Amr b. Haccac’ın sorumluluğunda 500 savaşçıyı Fırat’ın kenarında görevlendirerek; çöldeki canlıların ve gökteki kuşların bile içtikleri nehir suyundan şehitler kervanının istifade etmelerini engellemeye koyuldular.
Tarihçilerin kaydettiklerine göre, o sırada Abdullah Hasin adlı biri, İmam Hüseyin’e seslenerek şöyle dedi: “Ey Hüseyin! Artık bundan böyle sen suyun mavi rengini dahi göremeyeceksin. Allah’a yemin olsun ki sen can verene dek sudan bir damla bile içemezsin.” İmam Hüseyin ona beddua ederek şöyle buyurdu: “Ey Rabbim! Sen onu susuzluktan öldür ve onu rahmetinden uzak tut.” Hamid b. Müslim şöyle der: “Kendisinden başka bir ilah bulunmayan o eşsiz Allah’a yemin olsun ki, bu bedduadan sonra onun yanına gittiğimde o hastalandı ve susuzluğa yakalandı. Şişene kadar su içiyor, ama tekrar “Su! Su!” diye inliyordu. Ölene kadar da bu hal üzere kaldı.”[43]


Kerbela: Hicri 61, Muharrem’in 8’i
Ebu Fazl’ın komutasında 30 süvari ve 20 piyadeden oluşan bir güç, Fırat’ın kenarına doğru taarruza geçerek 20 bidon su getirmeyi başardı.
İmam Hüseyin ile Ömer b. Sad bir araya geldi. Bu görüşmede İmam, Ömer b. Sad’a: “Sen beni çok iyi tanıyorsun, kimin oğlu olduğumu da biliyorsun” diyerek, “tövbe etmesini, kendine gelmesini ve kendisine yardım etmesini” istedi. Ömer b. Sad ise İmam’a; “Eğer ben böyle yaparsam, İbn-i Ziyad evimi yakacak, mal ve mülkümü talan edecek, kadın çocuk ve akrabalarımı öldürecektir” diyerek, İbn-i Ziyad’tan korktuğu ve “Rey” valiliğini kaybetmek istemediği için İmam’ın sözlerini kabul etmedi.[44] İmam da onu “Rey” valiliği ve hedefi hususunda ümitsiz kılarak, “O valilik sana ulaşmaz” dedi.[45]
Ömer b. Sad, İmam Hüseyin’le yaptığı bu görüşmenin ardından tekrar İbn-i Ziyad’a şu içerikte bir mektup gönderdi: “Allah aşkına bu fitneyi söndür ve halkı bir yol üzerinde birleştir. Hüseyin, geldiği yere ya da herhangi bir İslam memleketine dönerek Müslüman bir fert olarak yaşamını sürdürmek istiyor…”[46]
İbn-i Ziyad, Ömer b. Sad’ın mektubuna cevaben bir mektup yazdı ve Şimr b. Zülcevşen’e vererek ona şöyle dedi: “Bu mektubu Ömer b. Sad’a ver ve de ki: “Eğer Hüseyin ve taraftarları benim fermanımı dinlemezlerse onlarla savaşa gir.” Eğer savaşa girmek istemezse, sen benim tarafımdan ordu komutanlığına tayin edilmiş sayılırsın. Komutayı eline al ve ayrıca Ömer b. Sad’ın da başını keserek bana gönder.”
İbn-i Ziyad’ın Ömer b. Sad’a gönderdiği mektubun içeriği ise şöyleydi: “Ben seni, Hüseyin’e esenlik dilemen ve ona şefaatçi olman için göndermedim. Eğer Hüseyin ve arkadaşları, benim fermanıma baş eğerlerse onları bana gönder, yoksa hepsini kılıçtan geçir ve paramparça et. Çünkü onlar bunu hak etmişlerdir. Hüseyin’i öldürdükten sonra da bedenini atların ayakları altında ez… Benim fermanım, tereddüt edilmeden uygulanmalıdır. Eğer dinlersen seni ödüllendireceğim ve eğer dinlemezsen askerlerin önünden geri çekil ve komutanlığı Şimr b. Zülcevşen’e bırak. Çünkü ben o durumda komutanlığı ona vermişim. ve’s-Selam.”[47]


Tasûa Günü: Muharrem’in 9’u.
Şimr Zülcevşen, 4000 savaşçıyla Kerbela’ya ulaştı ve içinde İmam Hüseyin ve beraberinde bulunanların ölüm fermanının verildiği mektubu Ömer b. Sad’a verdi. Ömer b. Sad ona kızarak şöyle dedi: “Senin, sözlerimin İbn-i Ziyad tarafından kabul edilmesini ve meselenin savaşsız sona ermesini engellediğinden hiçbir şüphem yoktur…”
Şimr: “Sen şunu söyle, şimdi kararın nedir? Sen onlarla savaşacak mısın, yoksa sen geri çekilerek komutanlığı bana mı bırakacaksın?” şeklinde sordu. Ömer b. Sad, “Şunu bil ki, ben sana komutanlığı bırakmam, çünkü seni layık görmüyorum. Ben kendim bu işi bitireceğim” şeklinde cevap verdi. Sonunda Muharrem ayının 9’u, Perşembe akşamı Sad b. Ömer savaş hazırlıklarını yapmaya başladı.İmam Ali’nin “Ümmül Benin” adlı eşinden olma 4 oğlu; Ebu Fazl’il Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman, kardeşleri olan İmam Hüseyin ile birlikte Kerbela’ya gelmişlerdi. Şimr Zülcevşen ile “İbn-i Ebi Mahmel”, anne tarafından bunların akrabaları sayıldıklarından dolayı, İbn-i Ziyad’tan söz konusu dört kişi için bir emanname (can güvencesi) almıştı. Tasûa günü, İbn-i Ebi Mahmel’in hizmetçisi olan “Kezman” onlara bu emannameyi götürdüğünde, dört yiğit kardeş bunu onlara geri çevirip şöyle dediler: “Biz sizin emannamenize muhtaç değiliz. Allah’ın güvencesi, Ubeydullah b. Sümeyye’nin vereceği güvenceden daha hayırlıdır.”[48]Daha sonra bizzat Şimr’in kendisi, İmam Ali’nin “Ümmül Benin” adlı eşinden olan bu dört kardeşin çadırına yaklaştı ve onlara şöyle seslendi: “Ben sizin için İbn-i Ziyad’tan güvence almışım!” Her dört kardeş de ona, “Allah sana ve senin güvencene lanet etsin, Allah Peygamber'inin evladına güvence olmadığı halde nasıl olur da biz güvence alırız?” dediler.[49]
Hicri 61, Muharrem’in 9’u olan Tasuâ günü söz konusu güvencenin reddedilmesinden sonra Yezidîlerin komutanı olan Ömer b. Sad ikindi vakti askerlerine şöyle seslendi: “Ey Allah’ın askerleri! Bineklerinize atlayın ve sevinçli olun. Çünkü cennet sizleri beklemektedir(!)” Derken askerler de ikindi namazından sonra çarpışmaya hazırlandılar.
O esnada İmam Hüseyin (a.s), çadırın önünde oturmuş; kılıcı elinde ve başını dizine dayamış bir şekilde duruyordu.
Hz. Zeynep feryat ederek İmam Hüseyin’in yanına geldi ve: “Kardeşim! Sen bu kalabalığı duymuyor musun, işte bize yaklaşıyorlar!” dedi.İmam Hüseyin başını kaldırdı ve şöyle dedi: “Ben şimdi rüyamda Allah’ın Peygamber'ini gördüm. Bana, “Sen bizim yanımıza geleceksin” diyordu.”[50] Hz. Zeynep başına vurmaya ve ağlamaya başlayınca, İmam Hüseyin ona teselli vererek, “dayanıklı ve sabırlı olması gerektiğini” söyledi.
O sırada Abbas da orada hazırdı. İmam Hüseyin (a.s) ayağa kalktığı vakit Abbas’a döndü ve ona şöyle dedi: “Kurbanın olayım![51] Atına bin ve gidip onlara sor bakalım, ne olmuş?” Hz. Abbas da, Züheyr, Habib-i Mezahir ve 20 atlı süvarisiyle gidip önlerini kestiler ve onlara, “Ne olmuş, siz ne istiyorsunuz?” diye sordular. Onlar da: “Emir’in fermanı budur. Ya fermanı kabul edeceksiniz ya da savaşacağız.”
Hz. Abbas da karar almak üzere İmam Hüseyin’in yanına dönerken, Züheyr ve Habib b. Mezahir ise, o fırsattan istifade ederek Yezid’in askerlerine nasihat etmeye başladılar.[52]
İmam Hüseyin, Hz. Abbas’a şöyle buyurdu:“Bu gece bizim namaz kılıp dua etmemiz için savaşı geciktirebilirsen ve onları mühlet tanımaya razı edebilirsen iyi olur.[53] Allah’ın da bildiği gibi, ben sadece namaz kılmak ve Kur’an okumak istiyorum.”[54]
Karşılıklı bir konuşmadan sonra, Ömer b. Sad komutasındaki Yezidî askerler, o gece şehitler kafilesine mühlet verdiler. [55]
Kaynaklar:
[1]-Tarih kitaplarının çoğu böyle yazmışlardır.
[2]-Taberi Tarihi, c.7, s.216-217- İrşad, s.200
[3]-İbn-i Esir, c.3, s.263-264 – Maktel, Harezmi, s.182
[4]-Maktel, Harezmi, s.186 – Maktel-i Avalim, s.54
[5]-Luhuf / 120
[6]-Maktel, Eb-i Mihnef
[7] Maktel, Harezmi, c.1, s.185 - Maktel-i Avalim, s.54
[8]-Taberi, c.7, s.221-İbn-i Esir, c.3, s.265
[9]-Maktel, Harezmi, c.1, s.188
[10]-Taberi, c.7, s.221 – İrşad/202
[11]-a.g.e / 271 - İbn-i Esir, c.3, s.265 - İrşad / 200
[12]-İbn-i Esir, c.4, s.10 – İrşad / 202
[13]-Bkz. Luhuf, Seyyid b. Tavus, s.53 ve 65
[14]-İbn-i Esir, c.4, s.15-16
[15]-a.g.e, s.16 – Taberi, c.7, s.258
[16]-Taberi, c.7, s.261
[17]-Maktel, Ebi Mihnef - Taberi, c.7, s.227 – İbn-i Esir, c.3, s. 9-17
[18]-Kısse-î Kerbela, s.132-144 – Muruc’uz Zeheb, c.3, s.60
[19]-Kısse-î Kerbela, s.166
[20]-Musir’ul Ahzan, s.42
[21]-el-İmam Hüseyin ve Ashabuhu, s.161 – Bu mektubun içeriğini “El-Bidaye ven-Nihaye, c.8, s.181’de bulabilirsiniz.
[22]-Kısse-i Kerbela, s.176 – Bihar’ul Envar’dan naklen, c.44, s.372
[23]-Bkz. Hayat’ul İmam Hüseyin, c.3, s.66 – Kısse-i Kerbela, Munferid, s.177-180
[24]-Kısse-i Kerbela, Munferid, s.181-185
[25]-Bkz. Taberi, c.7, s.294 – İrşad, Mufid, s.223
[26]-Bu şahıs, Sıffın Savaşında Muaviye’nin yanında yer alan ve İmam Ali’nin şehadetinden sonra Kufe’ye gelip yerleşen biridir.
[27]-Bu adamın söyledikleri ile 14. konakta işlediğimiz Züheyr’in söylediklerine dikkat ediniz. Bazı insanların nasıl hidayete erdiklerini ve bazılarının da nasıl hidayetten kaçtıklarına bakınız.
[28]-Maktel, Mukarrem, s.189
[29]-İslam literatüründe “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” yani, “Biz Allah’tan geldik ve yine O’na dönücüleriz” şeklindeki ayet cümlesine verilen isimdir istirca.
[30]-Taberi, c.8, s.407, Kısse-i Kerbela’dan naklen.
[31]-Tarih kitaplarına göre, Kufe’ye yakın olan bir bölge ismidir ve İmam Hüseyin’in şedit edildiği yer olan Kerbela’da bu bölge içerisindedir.
[32] -İbn-i Esir, c.4, s.51
[33] -İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.84
[34]-Bkz. Luhuf, s.35 – İsbat’ul Hudat, c.2, Keşf’ul Gumme, c.2, s.47 s.586
[35]-Bihar, c.44, s.383 – Tuhuf’ul Ukul’dan.
[36]-Taberi, c.5, s.409
[37]-İrşad, Mufid, c.2, s.84 – “Kısse-i Kerbela” kitabından
[38]-Taberi, c.5, s.411 – “Kısse-i Kerbela” kitabından
[39]-Maktel, Munferid, s.201. Kerbela’da Ömer b. Sad’ın komutasında bulunan ve şehitler kervanıyla savaşa giren askerlerin sayısı hakkında görüş ayrılığı mevcuttur. Bazıları, “Bu tarihe kadar (6 Muharrem) Kerbela’daki askerlerin sayısı 20 bine ulaştı” derken, Seyyid b. Tavus’un “Luhuf” adlı kitabında, İmam Sadık’ın Peygamber’den naklen bildirdiği rivayette; “Peygamber’in ümmetinden olduğunu söyleyen 30 bin kişi toplanacak ve kanını akıtacaktır…” ifadesi yer almıştır
[40]-Kamil’uz Ziyarat, s.75 – Kısse-i Kerbela, s.288
[41]-Bihar, c.44, s.386 - Kısse-i Kerbela’dan alıntı
[42]-Ensab’ul Eşraf, c.3, s.180
[43]-İrşad, Şeyh Müfid, s.86
[44]-Bihar, c.44, s.388
[45]-Sefinet’ul Bihar, c.2, s.270
[46]-İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.612
[47]-A’lam’ul Vera, s.233
[48]-İbn-i Esir, c.4, s.56
[49]-Ensab’ul Eşraf, c.3, s.186
[50]-Bkz. Tarih-i Taberi, c.7, s.315 – İbn-i Esir, c,3, s.285
[51]-İmam Hüseyin’in ağzından çıkan bu kelime Hz. Abbas’ın İmam Hüseyin’in yanındaki değerini ortaya koymaktadır.
[52]-İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.89
[53]-A’lam’ul Vera, s.234
[54]-Luhuf, s. 38
[55]-İrşad, c.2, s.91
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 11-27-2011, 03:02
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Aşura Gecesi

Aşura Gecesi
Mühlet alındıktan sonra, İmam Hüseyin (a.s), sahabe ve yaranlarını güneş batımına doğru topladı ve onlara bir konuşma yaptı.[1]

Konuşmanın bir bölümünde İmam Hüseyin şöyle buyuruyordu:“En iyi övgüler Allah’a mahsustur. Ben bütün hallerde; hem rahatlıkta hem de zorlukta Allah’a hamd ederim. Bize kulak, göz, kalp verdiğin, Kuran’ı öğrettiğin ve dinde bilgin kıldığın için sana hamd ederim. Rabbim! Bu yüzden bizi şükredenlerden yaz… Ben, kendi dost ve taraftarlarımdan daha vefalı ve daha iyi dost ve taraftar görmüyorum. Aynı şekilde hiçbir aileyi de kendi ailem gibi… Allah size hayır yazsın… Şimdi ben hepinize izin veriyorum ve üstünüzdeki biatimi kaldırıyorum. Siz tehlikeden kurtulmak için gece karanlığından faydalanıp gidebilirsiniz. Her biriniz, ailemden birinin elinden tutarak köy ve şehirlere dağılabilirsiniz. Ta ki Allah da sizin için bir yol açsın…”

Tarihçilerin kaydettiklerine göre, bu hutbeden sonra bazı kimseler, gece karanlığından yararlanarak ova ve çöllere düşmüş ve canlarını kurtarmışlarsa da, İmam’la kalan vefalı yaranlarından her biri, arka arkaya söyledikleri nurlu sözlerle yiğitliklerini ve İmam’a olan vefalarını ortaya koymuşlardır.

Başta Ebu Fazl’il Abbas olmak üzere İmam Hüseyin’in, Ümmül Benin’den olma kardeşleri şöyle dediler: “Senden sonra hayatta kalmak için seni yalnız mı bırakalım?! Allah bize o günü göstermesin!”

İmam, Müslim b. Akil’in evlatlarına dönerek şöyle buyurdu: “Müslim’in öldürülmesi sizin için yeterlidir. Bari siz gidin.” Onlar da, “Biz senden asla ayrılmayız, sen nereye gidersen biz senin arkandayız. Sensiz bir hayata yazıklar olsun!” şeklinde cevap verdiler.

Müslim b. Avsece şöyle dedi: “Vallahi seni terk etmeyiz ve eğer silahlarımız olmasaydı bile onları taşla vururduk. Allah’a yemin ederim ki öldürüleceğimi ve ardından dirileceğimi, tekrar ateşle yakılacağımı ve tekrar dirileceğimi, bu sefer de atların ayakları altında ezilerek ateşle yakılacağımı ve 70 kez bu şekilde öldürülüp dirileceğimi bilsem bile yine de seni terk etmem…”

Ondan sonra Züheyr kalkıp şöyle konuştu: “Allah’a yemin ederim ki, seni ve Ehl-i Beyt’ini ölümden kurtarmak için, bin defa ölüp-dirilmeyi arzularım!”

Muhammed b. Beşir şöyle dedi: “Seni terk edersem Allah beni vahşi hayvanlara yem etsin!”

Bu şekilde, diğerleri de birer birer konuşarak bunlara benzer sözler söylediler. Sonunda İmam Hüseyin onlara dua etti ve çadırına gitti.[2]

Daha sonra İmam, çadırından çıkarak çadırların korunması için hendek kazmalarını ve onları odunla doldurmalarını emretti. İmam birkaç talimat daha verdi ve ardından herkes çadırına geçerek namaz kılmak ve dua etmekle meşgul oldu. [3]

İmam Hüseyin oğlu Ali Ekber’in sorumluluğunda 30 atlı ve 20 yayandan oluşan bir birliği, Fırat’tan su almak üzere Fırat’ın kenarına gönderdi ve ardından dostlarına şöyle seslendi: “Kalkın ve sudan içiniz. Bu, sudan alacağınız son payınızdır. Abdest alın ve namaz kılınız.”[4]

İmam Hüseyin kız kardeşi Hz. Zeynep’le görüştü. Ona dayanıklı ve sabırlı olmayı vasiyet etti.[5]
Kaynaklar:
[1]-Kamil, İbn-i Esir, c.4, s.57–İmam Zeynülabidin şöyle buyurmuştur: “Ben çok fazla hasta olmama rağmen, babamın konuşmasını dinlemek için gittim.”
[2]-İrşad, Şeyh Mufid, c.2, s.92
[3]-el-İmam Huseyn ve Ashabuhu, s.257. Ensab’ul, Eşraf, c.3, s.186
[4]-Emali, Şeyh Saduk, 90. oturum
[5]-İrşad, c.2, s.93
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-27-2011, 03:03
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela: Aşura Günü, H. 61, Muharrem 10

Kerbela: Aşura Günü, H. 61, Muharrem 10
Aşura günü asla unutulmaz. Çünkü o günde yapılan zulüm büyük bir zulümdü. O gün kalabalık ve kan içici bir ordu, sayısı az ve küçük olan bir grubun karşısına geçmişti. O gün 25.000 ve belki daha fazla sayıdaki ordu, 72 insanla savaşmaya koyulmuş, sonuçta dudakları susuzluktan kurumuş ve birbirine yapışmış olan Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini ve aşıklarını vahşi bir şekilde öldürmüş, geceleyin çocuk ve kadınların çadırlarını ateşe vermiş, mübarek naaşlarının üstünden atlar koşturmuş, çocuk ile kadınlarını esir etmiş, eyersiz çıplak bineklere bindirerek en azılı düşmanların yanına götürmüş ve bu musibetten sonra da onları dövmüş, mallarını talan etmiş ve…

Biz burada Aşura gününde gerçekleşen olaylardan bazılarına işaret ederek geçeceğiz. Çünkü bu gün içinde meydana gelen bütün olayları ayrıntılı olarak anlatmaya kalkışırsak yüzlerce sayfalık yazı bile yetersiz kalacaktır.

İmam Hüseyin’in 72 kişiden oluşan dostlarının askeri düzenleri şöyleydi: Sağ kanat komutası Züheyr b. Kayn, sol kanat komutası Habib b. Mezahir’de olup bayraktarları da Ebu Fazl’il Abbas idi.[1]

Lanetli Şimr, İmam Hüseyin’in çadırına yaklaşarak yürek yaralayıcı sözlerle İmam’a seslendi ve İmam Hüseyin de ona gereken cevabı verdi.[2]

Ardından Kufeli askerlere bir konuşma yaptı ve onlara gönderdikleri mektuplar ile yaptıkları vefasızlık ve ihaneti hatırlattı.

İmam Hüseyin değişik aralıklarla beş kez konuşma yaptı…[3]

Ayrıca Züheyr de bir konuşma yaptı.

Sonunda Hürr-i Riyahi tövbe ederek Yezidîn ordusundan ayrıldı ve İmam Hüseyin’e katıldı.

Hürr’ün kendisi de yezidi askerlere bir konuşma yaptı.

Ömer b. Sad’ın emriyle yezidî askerler ilk saldırıyı başlattılar. İmam Hüseyin ve yaranları bu saldırıya karşı direnişe geçtiler. Bu saldırı uzun sürmedi ve sonucunda şehitler kervanından 50 kişi şehit edildi.

Bundan sonra da İmam Hüseyin, vefasız Kufeli askerlere tam yedi kez konuşma yaptı.

Burada söylenmesi gereken bir nokta da şudur ki, İmam Hüseyin bu konuşmalarında üzerindeki hücceti tamamlayacak şekilde konuşuyordu; önce Allah’a hamd ediyor ve Allah’ın birliğini dile getiriyor, onların kendisine mektup göndermelerine, kendisini çağırmalarına ve ardından da girdikleri ihanete dikkat*lerini çekiyordu. Aynı şekilde sürekli kendisinin Allah Resulü’nün Ehl-i Beyti’nden olduğunu ifade ediyordu.

Savaş meydanında İmam Hüseyin tarafından öğle namazı “korku namazı” olarak kıldırıldı.

Yezidî askerler ikinci saldırıyı başlattılar.

İmam Hüseyin’in sahabe, dost ve yaranları ile Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin evlatları şehit düşmeye başladılar.

İmam Hüseyin kendi ev halkıyla vedalaştı.

İmam Hüseyin’in “Ali” isimli küçük oğlu şehit edildi.

İmam Hüseyin o bahtsız insanlarla savaşa girdi.

İmam Hüseyin atının üstünden Kerbela topraklarına düştü.

İmam Hasan’ın “Abdullah” isimli oğlu, amcasının kenarında şehit düştü.

Ve İmam Hüseyin şehit edilerek mübarek başı kesildi.

İmam Hüseyin’in “Zülcenah” adlı atı kişneyerek süvarisiz çadırlara döndü ve Allah Resulü’nün geride kalan Ehl-i Beyt’i, İmam Hüseyin’in şehadetinden haberdar oldu.

Cesetlerin üzerine atlar sürülüp koşturuldu ve yağmalandı ve İmam Hüseyin’in elbiseleri, sarığı, yüzüğü, zırhı ve kılıcı yağmalandı.

Çadırlar ateşe verildi ve çocuklar ile kadınlar katliam alanına getirildi.

İmam Seccad, bütün bu gelişmeler olurken aşırı derecede hasta olduğundan çadırda hasta yatağındaydı. Şimr çadırlara girdiğinde onu gördü ve öldürmek istedi. Ancak Allah’u Teâla’nın hikmeti aksi yönde karar kıldığından lanetli Şimr bu kararından vazgeçti.

Ömer b. Sad’ın emriyle, Şimr ve 10 dinsiz atlı, İmam Hüseyin’in mübarek naaşının üzerinden at koşturdular ve bedenini feci şekilde ezdiler.

Bizzat Aşura gününde, Ömer b. Sad’ın em*riyle, Huli b. Yezid ve Hamid b. Müslim, şehitlerin efendisi olan İmam Hüseyin’in mübarek başını bede*ninden ayırdılar ve Kufe’ye götürerek İbn-i Ziyad’a sundular.

Ömer b. Sad’ın emriyle, Kerbela’da şehit edilen 72 mübarek insanın başları toprak ve kandan arındırılarak, Şimr-i Zülcevşen, Kays b. Eşas ve Amr b. Haccac’la birlikte İbn-i Ziyad’a gönderildi.

Ömer b. Sad bizzat, Muharrem’in 11. (ya da 12.) günü, öğle sonraya kadar Kerbela’da kaldı. Daha sonra, şehitler kervanından geriye kalan kadın ve çocukları tutuklayıp esir olarak Kufe’ye, İbn-i Ziyad’ın yanına götürdü.[4]

Kerbela Hakkında
1-Mekkeden Kerbelaya mesafe 1470 km.
2- İmam Hüseyin (as) Mekkeden 8 zilhicce 60 hicride çıktı.
3- İmam Hüseyin (as) Kerbelaya 5 muharrem 61 de vardı.
4- İmam Hüseyin (as) 38 yerde durarak Kerbelaya ulaştı.

5- İmam Hüseyin (as) 14 yerde durmaksızın ilerledi.
6- İmam Hüseyin (as) 23 gün yol gitti. 14 günü Hicazda 9 günü Irakta geçti.
7- İmam Hüseyin (as) günde takriben 63 kilometre yol yürüdü
8- Muharrem ayının 10 uncu günü Kerbelada şehid edildi.
9- Savaşın adı : Zillet bizden uzaktır.
10- Savaşın Yılı : 61 hicri ( 680 miladi)
11- Savaş günü : 10 muharrem Cuma günü.
12- Amacı : Münafıkların gerçek yüzünü göstermek ve ilahi devlet kurmak. Bütün insanlık için insanlık değerlerini savunmak.
13- Savaşın türü : Savunma savaşı.
14- Cephe hattının uzunluğu : 180 metre.
15- Çadır sayısı : 60
16- Çadırlar arası mesafe : 2 metre.
17- Ordu birlikleri : haşimiler , Ensar , kadınlar ve çocuklar.
18- Atlı askerler : 32
19- Yaya olanlar : 40
20- Ordu komutanı ; İmam Hüseyin
21- Bayrağı taşıyan : Hz.Ali oğlu Abbas aleyhisselam.
22- Sağ cenah komutanı : Züheyr b kayn
23- Sol kanat komutanı : Habib b. Mezahir.
24- Ordunun sloganı ve parolası : Ya Muhammed ya Muhammed.
25- Savaş alanı : ( Şimdiki iki türbenin arası)


Kaynaklar:
[1]-Tarih-i Taberi, c.7, s.327
[2]-Kamil İbn-i Esir, c.7, s.278
[3]-Bkz. Luhuf, Seyyid b.Tavus – Tarih-i Taberi ve İbn-i Esir, c.7, s.278
[4]-Yukarıda kısaca işaret etmekle yetindiğimiz vakıalar Aşura gününde meydana gelmişlerdir. Bunların dışında da meydana gelen gelişmeler için bkz. Tarih-i Taberi, c.7, s.327 – Kamil, İbn-i Esir, c.9, s.287 – İrşad, Şeyh Mufid, s.233 – Luhuf, Seyyid b. Tavus – Bihar’ul Envar, c.44 – Maktel, Harezmi – Nefes’ul Mehmum – Maktel, Mukarrem – Emali, Saduk – Maktel, Ebi Mihnef – Avalim’ul Alem – Keşf’ul Gumme – Mekatil’ut Talibin - Sefinet’ul Bihar – A’lam’ul Vera – Ensab’ul Eşraf – Ebsar’ul ‘Ayn.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11-29-2011, 09:32
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz.Zeynep (sa) Katliam Alanında

Zeynep Katliam Alanında
Temimli Kura şöyle der: “Ben, öldürülenlerin yanından geçerlerken kadınların ağlayıp dövündüklerini gördüm. Ben her şeyi unutsam bile, Fatıma’nın kızı Zeynep’in söylediklerini unutamam. Allah’a yemin ederim ki, kardeşi İmam Hüseyin’in bedeninin yanından geçtiği esnadaki yıkılışı, çırpınışları ve sözleri dost-düşman herkesi ağlattı.”[1] Hz. Zeyneb’in, kardeşi İmam Hüseyin’in başsız bedeninin yanından geçtiği esnada kullandığı beş söz ve verdiği beş mesaj vardır:
Bir sözünde Allah’a seslenerek şöyle der:“Allah’ım! Bu kurbanı bizden kabul et!”
İkinci sözünde Hz. Peygambe’e seslenerek şöyle der:“Ey bütün gökteki meleklerin kendisine salât ve selam gönderdikleri Muhammed’im! Bedeni parça parça edilen, bu çölde yere serilen ve topraklar içerisinde kalan bu kişi senin Hüseyin’indir…”
Üçüncü sözünde, annesi Fatıma Zehra’ya seslenerek şöyle der: “Anneciğim! Ey dünya kadınlarının en hayırlısı! Kerbela çölüne bir bak da; düşman toprağı üstündeki oğlunun başını, kanlar içindeki bedenini ve eyersiz katırlara bindirilen esaret altındaki çocuklarını bir gör!”
Dördüncü sözü, kardeşi İmam Hüseyin’in bedeni üzerinedir. Hz. Zeyneb gözyaşı akıtarak şöyle der: “Ben o kardeşin çadırının iplerine kurban olayım! Canımı feda ettiğim kimseye kurban olayım! Yaralı gönül ve susuzluktan kurumuş dudaklarla şehit edilene kurban olayım! Damarlarından kanlar akan o sevgili ve şefkatli olana kurban olayım! Ben dedesi Peygamber, nenesi Hatice, babası Ali ve annesi dünya kadınlarının efendisi olan kimseye kurban olayım. Ben, üzerine gün doğuncaya kadar namaz kılan kimseye kurban olayım!”
Son sözünde ise Peygamber sahabelerine yönelerek şöyle seslendi: “Ey hasret ve keder içerisindeki gönül! Bu gün dedem Allah Resulü artık hayatta değildir. Ey Peygamber ashabı! Onları esirler gibi yola koymuş ve götürüyorlar.”
Ravi şöyle der: “Zeynep’in sözleri işitildiği vakit Yezidîlerin askerleri de dâhil herkes bir anda yüksek sesle ağlamaya başladı.[2]
Nakledildiğine göre esir kervanını harekete geçirip katliam çukurunun yanından geçirdiklerinde, İmam Hüseyin’in kızı Sekine, kendini bineğinden aşağı atarak babasının bedenini kucakladı, ağladı, feryat ve figan etti. Orda hazır olanların hepsi onunla ağlamaya başladılar. Bu şekilde kendinden geçinceye kadar ağlamaya devam etti.

Esir Kervanı Kufe’de: ( Hicri 61, Muharrem 12-19)
Müslim b. Cassas şöyle der:“Ben, esir kervanını Kufe’ye getirdiklerinde halkın o aç çocuklara ekmek ve hurma verdiklerini gördüm. Ancak Ümmü Gülsüm onlara feryat ederek şöyle dedi: “Ey insanlar! Bizim aileye, sadaka almak haramdır.” Ardından çocuklardan ekmek ve hurmaları aldı. Halk ise sürekli ağlıyordu.

Tarihçi İbn-i Asem şöyle der: “Esir kervanı Kufe’ye ulaştığında, İbn-i Ziyad, şehit başlarının götürülüp mızrak başlarına geçirilmesini ve önlerinde sallandırılmasını emretti. İlk mızrağa geçirilen baş da İmam Hüseyin’in başıydı.
Esir kervanı Kufe’ye ulaştığında halk ağlamaya, bağırıp feryat etmeye başladı. O sırada Zeyneb-i Kubra, onlara feryat ederek sessiz kalmalarını istedi ve orada bir konuşma yaptı.
Onun yaptığı konuşmada, Allah’a hamd edip Peygamber ve Ehl-i Beyti’ne salât ve selam getirdikten sonra şöyle başladı: “Ey Kufe halkı! Ey ikiyüzlü, ihanetkar ve bahtsız topluluk! İnşallah gözyaşlarınız bundan böyle dinmez.”
Hz. Zeynep’in konuşması çok uzun sürdü. Daha sonra İmam Zeynülabidin araya girerek onu durdurdu. Sonra bazı çadırlar kurup esir kervanını oraya yerleştirdiler.
Tarih kitapları, Zeyneb-i Suğra’nın yapmış olduğu çok anlamlı bir konuşmayı da kaydetmişlerdir. Aynı şekilde Ümmü Gülsüm ve İmam Zeynülabidin’den de.[3]
Kaynaklar:
[1]-İbn-i Esir, c.4, s.81 – Luhuf, s.56
[2]-Kısse-î Kerbela, s.410-412 Şu kaynaklardan alınmıştır: İbn-i Esir, Maktel, Mukarrem, Luhuf, Bihar, c.45
[3]-Kısse-i Kerbela, Munferid, s.432-439


قال الرضا عليه السلام: «لما حمل رأس الحسين عليه السلام الى الشام امر يزيد لعنه الله فوضع ونصب عليه مائدة، فأقبل هو لعنة الله وأصحابه يأكلون ويشربون الفقاع، فلما فرغوا أمر بالرأس فوضع في طست تحت سريره وبسط عليه رقعه الشطرنج وجلس يزيد عليه اللعنه يلعب بالشطرنج ويذكر الحسين واباه وجدّه صلوات الله عليهم ويستهزيء بذكرهم، فمتى قمر صاحبه تناول الفقاع فشربه ثلاث مرات، ثم صب فضلته مما يلي الطست من الارض.
فمن كان من شيعتنا فليتورع عن شرب الفقاع واللعب بالشطرنج و من نظر إلى الفقاع أو للى الشطرنج فليذكر الحسين عليه السلام وليلعن يزيد وآل زياد، يمحو الله بذلك ذنوبه ولو كانت بعدد النجوم

Rıza aleyhisselam şöyle dedi: Huseyn aleyisselamın başı Şam’a taşındığında yezit Allah ona lanet etsin emretti ve bir sofra konuldu. O ve arkadaşları sofraya yöneldiler, yemeye ve bira içmeye başladılar. Bitirdiklerinde başın, yatağının altındaki bir leğene konulmasını emretti. Üzerine satranç örtüsünü serdi ve satranç oynamaya başladı ve Huseyn’i babasını ve dedesini salevatullahi aleyhim alay ederek zikretmeye başladı. Ne zaman arkadaşına galip gelse Bira aldı ve üç kez içti sonra da arta kalanını leğene doğru yere döktü.
Kim bizim Şialarımızdansa bira içeceğinden ve satranç oyunundan uzak durmada veralı (takvanın en şiddetli hali) olsun. Kim bira içene veya satranç oynayana baksa Huseyn aleyhisselamı zikretsin, Yezid’e ve a-li Ziyad’a lanet okusun. O ameliyle Allah onun günahlarını siler, yıldızların sayısınca olsa bile.
Kaynak:

Uyunu Ahbarir Rıza c 1 s 21.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11-30-2011, 05:53
Z€YNEB!Y€L! Z€YNEB!Y€L! isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 83
Z€YNEB!Y€L! is an unknown quantity at this point
Standart

Paylaşımlarınız için Allah razı olsun
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-01-2011, 08:33
heyderiyem heyderiyem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 249
heyderiyem is an unknown quantity at this point
Standart

Kerbela, bir mektebin ünvanıdır
kerbela,hak batılın furkanıdır
kerbela,aşıkların destanıdır
kerbela,sadıkların meydanıdır...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-23-2012, 05:08
zehra balası zehra balası isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 61
zehra balası is an unknown quantity at this point
Standart

Aşkın Zaferi

Kalbim aşkınla dolu ey şehidi Kerbela
Yolum, aşkının yolu, ruhum sana mubtela
Uzağım senden uzak aşksız gafil nekes'le
Yakınım sana yakın aşık arif herkesle....

Rahmetten uzak olsun Hüseynin katilleri
Ebedi ateş olsun o korkunç menzilleri
Şirkin kanlı kuşağı ne kadar'da alçaktı
Resul kokan Hüseyn’e kılıç kaldıracaktı

Şeytan istila etti azdırdı kinlerini
Makamla aldatarak sattırdı dinlerini
Avlanmaya çıktılar dinmez bir ihtirasla
"Anka kuşu"nu kimse avlayamazdı asla

Ciğer yiyen kadının kan içen evlatları
Onlar idi Hamza ve Hasan’ın cellatları
Yüce Haydar soyuna düşmandılar Bedirden
Şeytanın yavruları toplandı hepsi birden

Yeni baştan yakarak ihanet ateşini
Çağırdılar zillete Hürriyet güneşini
Söndürmek istediler İslam’ın pak nurunu
Alçakça yeltendiler yıkmaya din suru'nu...

Şehadet kemendine müşteri koç-yiğitler
Aşk pazarında aldı gerdanlık birer birer
Onlar Tevhid yolunun eşsiz kahramanları
Kuşattılar tarihi-çağları-zamanları

Hayber şahı Ali'nin Hüseyni Kerbela’da
Eşsiz bir destan yazdı "Bezm-i Aşk-u Bela"da
Muçteba’nın Kasım’ı taksim etti safları
Zehran’ın çocukları titretti alçakları

Zafer tacı başlarda parıldadı izzetle
Özgürlük aşıkları yaşamazdı zilletle
Sarsılmadı mü'minler dağ gibi direndiler
Aşura kıyamında şirki ezip yendiler

Büyük kurban büyük kan Kerbela’ya verdi şan
Altı aylık bir arslan zulmü yıkan kahraman
Ali Esğer bir ordu ordularla yenilmez
Kanlı kundağı bayrak O asla yere inmez

Yapayalnız komutan yürüyünce meydana
Şahid oldu yeryüzü Arş'tan düşen İlk-Kan'a
O mukaddes kan ile lalezar oldu sine
Vefa hayrette kaldı Vefanın böylesine

Üç yaşında Rugayye O vaveyla çocuğu
Feryadıyla sarsıldı "Kan imparatorluğu"
Çatırdadı gökleri Kerbela sahrasının
Mesajı çok büyüktür Vaa Hüseyn sedasının

Hak, Batıl'dan ayrıldı İslam nuru yüceldi
Elinde kanlı gömlek Zeynep sahneye geldi
Attı tarih üstüne Fatıma mirasını
Gönüller tutuşturdu, tuttu Hüseyn yasını

Gönül mülkünde iman, baş'ta Hakkın sevdası
Bir destandır Hüseynin Muhteşem Kerbelası
Galip geldi kılıca şehidin soylu kanı
Budur AŞK'ın ZAFERİ budur AŞK'ın DESTANI....
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10-29-2016, 10:26
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Sinan ibni Enes Nehainin (l.a.) cinayetleri

Sinan ibni Enes Nehainin (l.a.) cinayetleri
Sinan (l.a.) Kerbela hadisesinde iştirak eden cinayetkarların en kötüsü ve en alçağı idi. O, Taş kalpli biri Şimrden (l.a.) ve Ömer ibni Sedden (l.a.) gibi Veledi Zina idiler:

1. Aşura günü ki, İmam Huseyn (as) tek kaldı ve ona vurulan mızrak , kılıç darbelerinden bedeni halsiz düşdü. Bu vakit fırsatdan istifade eden Şimr (l.a.) ve Sinan (l.a.) on kişi piyade askerle birden İmamın (as.) çadırına doğru hücüm etdiler. Bu zaman İmam (as) onlara dedi ki, eğer dininiz yokdursa ve qiyamet gününden qorkmuyorsunuzsa, hiç olmazsa hür kişi olun! Benim Hanım ve Çocuklarımla ne işiniz var?
Ömer ibni Sad (l.a.) emir verdi Hanım ve Çocuklara tecavüz etmesinler .

2. İmam (as.) yaralanıp halsiz düşdüğünde Sinan (l.a.) onun sinesine mızrak ile öyle bir darbe indirdi ki, İmam (as.) yere düştü. Sinan Huliye dedi: “Çabuk ol başını bedeninden ayır!” Huli Yaklaştı ki bu işi görsün, amma İmamın (as.) heybeti, azemeti onun bedenine titretme saldı ve İmama (as.) yakınlaşamadı. Sinan (l.a.) ona kızarak bağırdı: “Allah ağzını ve bileyini kırsın! Niye korkuyorsun?”. Bunu deyip atından yere düşdü ve imamın (as.) mübarek başını bedeninden ayırdı ve başı Huliye (l.a.) verdi.
(Kamil ibni Esir, cild 4)

3. Sinan (l.a.) bu cinayeti yerine getirdikten sonra, münafik arkadaşları ona dediler ki, sen peygamberin (s.a.a.) kızı Fatimenin (s.a.) oğlunu öldürmüşsün, sen arabın en büyük şahsını öldürmüşsün ve çok mühim bir iş görmüsün. Gerek Ömer ibni Sedden (l.a.) ve diğer komutanlardan mühim bir mükafat isteyesin. Onlar bütün var-dövletlerini (Servetlerini) sana hediyye etseler de yine de azdır. Sinan atına binip Ömer ibni Sadin (l.a.) yanına geldi ve bu arada şiir okudu:
-“Ey Emir! Beni Altın ve gümüşe Gark et! Ben büyük bir Adamı öldürmüşüm! Ben ata ve ana bakımından ve nesil bakımından insanların en hayırlısını öldürmüşüm.!”
Ömer ibni Sad (l.a.) şaşırarak ve rahatsız olarak onun üzerine bağırdı: -“Şahidlik edirem ki, sen delisin!”
Ve onu öz çadırına götürdü, elindeki çubukla onun başına vurup dedi:
- “Ay ahmaq! ağzından çıkanı kulağın duyuyormu. Anlıyormusun ki ne diyirsun? Allaha and olsun ki, ibni Ziyad senden bu sözleri işitse boynunu vurur”.
(Kamil ibni Esir, cild 4)

Sinan (la) Öldürülüşü
Bu lanetlenmiş insanı Uzeyb ve Kadisiyye mıntıkaları arasında Muhtarın (ra) cengaver Askerleri hapis ettirler ve Muhtarın huzuruna getirdiler. Muhtar (ra) Emir verdi , önce ellerini, sonra ayaklarını kessinler, daha sonra diri-diri zeytin yağı qaynatılan büyük kazana atsınlar. Ve o, cehenneme vasil olur.
(Biharul-Envar cild 45)
Seyyid Ebul-Fazl Rezevi Erdekani “Muhtarın Kiyamı” kitabından.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 10-29-2016, 11:32
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İbni Ziyadın (l.a.) Kara Geçmişi

İbni Ziyadın (l.a.) Kara Geçmişi
Sünnilerin müteber tarih kitablarından olan Bilazerinin “Ensabul-eşraf (cild 5)” ve Dinaverinin “Ekbarut-tuval” kitablarında şöyle yazılır:
-“O vakit ki, İmam Huseynin (as.) başını Yezidin (l.a.) yanına getirdiler, İbn Ziyadın (l.e.) durumu onun yanında daha da güzel oldu, vazifesi (Rütbesi) artdı, Yezide (l.a.) en yakın şahıs oldu ve ibn Ziyadın (l.a.) etdiyi cinayetler Yezidi (l.a.) sevindirdi.”
İbni Ziyad (l.a.) Kerbela hadisesinden sonra resmen itiraf etti ki: İmam Huseynin (as.) öldürülmesi Yezidin (l.a.) qati ve Aydın açık-Emri ile olup.
O özü diyordu:
-“Eğer Huseyni öldürmeseydim Yezid Beni öldürecekdi.”
Kerbelada işlenmiş cinayetlerde Yezid ibn Müaviyeden (l.a.) sonra ikinci cinayetkar şahıs ibn Ziyad la. idi. O, Yezid (l.a.) tarafindan Kufe şehrine ve tüm Iraka rehber tayin edilmişdi. Onun cinayetleri saysız-hesabsız olsa da bazi cinayetlerini aşağıda kayd ediyoruz:

Kerbela hadisesinden önce
O, Müaviye (l.a.) tarafindan Basra şehrinin (ve etrafının) hakimi idi. Müaviyeden (l.a.) sonra oğlu Yezid (l.a.) onu aynı vazifede tutdu ve bu vazifede Yezid (l.a.) ölene kadar kaldı (hicretin 64-cü yılına kadar).
O, Kufe (ve Basranın) şia müslümanlarına işkeence vermekden, zindana atmaktann, mal-ve mülklerine el koymaktan ve onları öldürmekden çekinmezdi. O, Yezidin (l.a.) ölümünden sonra Şama (Suriyeye) kaçarken bir kaç milyon dinar altın para Bütçeden hırsızlıyarak kendisiyle götürdü.

Irakta İbni Ziyad Emir Olurken
1. Müslim ibni Aqilin (r.a.) tarafdarlarını katl ettdirip.
2. Müslim ibni Aqili (r.a.) ve Hani ibni Ürveni (r.e.) katl ettdirip.
3. İraqlıları ve Kuflileri korkutarak ve para vermekle İmam Huseynle (as) savaşa katılmasını sağladı.
4. O, Müslim ra. ve Haninin ra. kesilmiş başlarını Yezide (l.a.) gönderdi. Yezid (l.a.) ona mektup yazıp teşekkür etdi ve onu haberdar etdi ki, imam Huseyn (as) İraqa gelir, ihtiyyatlı olsun ve bütün yolları onun yüzüne kapatsın. Ve aynı İmam Huseynin (as) ehtimal olunan bütün tarafdarlarını hapis etsin, zindana atsın ve mahv etsin. Yezid (l.a.) ona tavsiyye etdi ki, şia olduğu zann etdiyin her kese iftira ederek habs et.
5. İmam Huseynin (as) Kufeye gelmesinin önünü kesdi..
6. İmam Huseynin (as) Kufeye gönderdiyi elçisi Abdullah ibni Yaqtiri ra. öldürtdü. Husayn ibn Numeyr (l.a.) Abdullahı Kufe yolunda ele keçirip haps etdi. Abdullah Müslimin süd kardeşı idi.

İbni Ziyad (l.a.) ve Kerbela hadisesi
1. İmam Huseynin (as) Kufeye gelmesinin önlenmesi için ordu teşkil edilmesine ferman verdi.
2. Şimr, Muhemmed ibni Eşas, Keys ibni Eşas, Huli, Husayn ibni Numeyr Gibi Ehli-Beyt düşmanlarını harbi bölümlere komutan tayin etdi.
3. İmam Huseynin (as) teslim edilmesi ve öldürülmesi için kati ferman verdi.
4. İmam Huseyn (as) tarafdarlarından olan bütün kişilerin öldürülmesine ve qadınların, uşaqların esir alınmasına Emir verdi.
İbni Ziyad (l.a.) Malik Eşterin oğlu İbrahimin ra. Ali ile şam ordusu ile savaşta öldürüldü. İbrahim ona öyle bir darbe vurdu ki, bedeni enine iki yere bölündü. Muhtar onun başını imam Zeynul-Abidin (as) gönderdi.
Ibni Ziyad (l.a.) “Nahr Hazir” Savaşında cehenneme vasil oldu. Onunla birlikde olan Şam askerleri de öldürüldüler.
Mehşurları bunlardır:
1) Husayn ibn Numeyr Sekuni;
2) Şurehyil ibni Zil Kula Hemiri - o, tevvabinleri öldüren idi;
3) İbni Huşeb;
4) Ğalib ibni Bahili;
5) Ebu Eşres.
İbrahim ibni Malik Eşterin ra. Emri ile ibni Ziyadın (l.a.) ve bir çok münafiqların cesetlerini yandırdılar.
İbni Ziyadın “Nahr Hazir”Savaşında İbrahimin eli ile öldürülmesi hicri-qameri takvimi ile 67-ci yılın Aşura gününde oldu. İbni Ziyadın (l.a.) aynı zamanda 39 yaşlarında idi.
Kaynak: Biharul-Envar cild 45)
Seyyid Ebul-Fazl Rezevi Erdakani “Muhtarın kiyamı” kitabından.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10-29-2016, 09:08
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.446
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Ömer ibni Sad (la)

Ömer ibni Sad (la)
Ömer ibni Sad (la) Kerbela hadisesinde İmam Huseynle (as) savaşan ordunun komutanı idi.
Onun babası Peygamber s.a.s sahabesi olmuş, aynı zamanda imam Ali'ye (as) karşı düşmanlık etmiş ve sünni mezhebinin aqidesinde cennet müjdesi verilmiş 10 sahabeden biri olan Sad ibni Ebu Vaqqasdır.
sünni kaynakları Ömer ibni Sad (l.a.) hakkında şöyle yazıyorlar:
-Ömer ibni Sad ibni Ebu Vaqqas Ez-zuhri Ebu Hafs El-Madeni Kufede yaşamışdır. O babası ve Ebu Said Hudri adlı sahabeden hadis naql etmişdir.
(ibni Hacer “Tehzib” kitabı 7-ci cild sah. 396, 747-ci rivayet)

Ahmed ibni Abdullah Al-İcli adlı Sünni alimi yazır:
-“O, babası hadis rivayet etmişdir ve insanlar da ondan rivayet etmişler. Ömer ibni Sad Huseyni (as) öldürenlerdendir, tabeinlerdendir (yani sahabenin telabesi) ve etibarlı şahısdır”.
(El-Mizzi “Tehzibul-Kemal” 4240-cı rivayeti)

Ömer ibni Sadin (l.a.) imam Huseyni (as) öldürmek için gelen ordunun komutanı olması şüphe edilmeyecek kadar olan hakiketlerdendir. O, bu vazifeye Emevi padişahı Yezid ibni Müaviyenin (l.a.) Kufe valisi Ubeydullah ibni Ziyadın (l.a.) tarafindan tayin edilmiş ve ona vazifesini layıkınca yerine getirdikten sonra Rey valiliğini (Tahran ve onun etrafı) hakimiyyeti verileceyi vad olunmuşdur.
Bu şerefsiz şahıs da, dünya malı için imam Huseynle (as) savaşacaq orduya komutanlık etmeye razı olmuş, hatta İmamın (as) ordusuna taraf ilk oku atarak savaşı başlatan ve “benim ilk ok atan kişi olduğuma ibni Ziyadın (l.a.) yanında şahidlik edin” gibi şerefsiz bir söz söylemiştir.
Buna bakmayarak bir çok sünni alimleri onu “etibarlı”, “şerefli” ve sair sözlerle tarif edib yad etmişlər.
Ömer ibni Sad (l.a.) Yezid ibni Müaviye (l.a.), ibni Ziyad (l.a.), Şimr (l.a.) ve sair Kerbela katillerinin günahlarına ortaktırlar.

Aşağıdakı ona aid olan bazi olayları yazıyoruz:
1) İmam Huseyn (as) Kerbelada düşman ordusu karşısında nida ederek buyurdu: “Allah rızası için bize yardım edecek bir kimse yokmu?
Düşmanlari Peyqamberin s.a.s Ehli-Beytinden (as) uzaklaştıracak bir şahıs yokdurmu?”
Hür ibni Yezid Riyahi adlı tövbekar (sonradan tövbe ederek imam (as) tarafına geçmiş ve şehid olmuş Hür) Ömər ibni Sadin (l.a.) yanına gelerek dedi:
-Sen onunla savaşacaksanmı? Ibni Sad (l.a.) cavap verdi ki: “And olsun Allaha ki, savaşacağım, hem de öyle savaşacağım ki, başlar göklere uçacak ve kollar bedenlerden ayrılacak”
(Kaynak: Biharul-Envar).

2) İmam Huseyn (as.) Ömer ibni Sadla (l.a.) Aşura gününden önce görüşüp söhbet etdiler. İki tarafdan temsilci heyet geldi, 2 ordu arasındakı meydanda çadır kuruldu. İmam (as) tarafından 20 atlı savaşcı, hazret Abbas (as.) (imamın (as) kardeşı) ve imamın (as) oğlu Ali Ekber (as) iştirak edirdi.
Ömer ibni Sad (l.a.) tarafdan da 20 atlı savaşcı, Ömerin (l.a.) oğlu Hafs (l.a.) ve kölesi iştirak edirdi.
İmam Huseyn (as) Ömer ibni Sada (l.a.) dedi:
-“Vay olsun sana ey Sadin oğlu! Meğer sen özünü Allahın vad etdiyi azabından korkmuyorsunmu, O Allah ki, senin son dönüşün Ona tarafdır? Meğer sen hakikaten benimle savaşacaksanmı? kendinde iyi biliyorsun ki, ben kimin oğluyum. Bu halkı bırak ve benimle ol, çünkü böyle yapsan, bu senin Allaha yakınlaşmağın ve onun yanında şerafatli olmağın için güzel bir amel olur.”
Ömer (l.a.) dedi:
-Korkuyorum evimi viran edeler.
İmam (as) dedi:
-Ben evini (yeniden) yaparım.
Ömer (l.a.) bahane getirdi:
-Korkuyorum tarlalarımı , malımı, mülkümü -servetimi elimden alalar.
İmam (as.) dedi:
- Sana ondan iyisini ,hicaz toprağındakı öz malımdan, mülkümden veririm, sana “Bağiğe” adlı büyük çeşmesi (pınar- kaynak su) olan bir vaheni (sahrada suyu olan topraq sahasını) veririm ki, onu Müaviye(l.a.) bizden bir milyon dinara (Altın ve Paraya) almak istedi, amma biz onu satmadık.
Ömer (l.a.) yine bahane getirdi:
-Hanımıma ve çocuklarıma göre korkuyorum.
İmam (as.) dedi:
-Ben onların selamet kalmasına kefil oluyorum.
Ömerin (l.a.) bütün bahanelerinin önü imam (as.) tarafindan alındı ve o, daha konuşmadı.
Bu vakit İmam Huseyn (as.) ayağa kalkdı ve gitmeden önce ona şöyle dedi:
-Daha benim seninle hiç bir işim kalmadı ,ey Sadın oğlu!
Allah çabuk senin başını senin öz evinde kestirecek ve Allah seni (ahiretde) insanları bir yere topladığı gün bağışlamayacaq ve and olsun Allaha ki, Irakın buğdayından çok az bir mikdar yiyeceksin. Ömer (l.a.) İmama (as.) alaya alarak cavab verip dedi:
-“Buğdayının yerine arpasını yesek yeterdir.
Tarihde yazırlar ki, Ömer Sed (la) Kerbeladan döndükten sonra öyle bir hastaliğa tutuldu ki, buğday ekmeğini çok yiye bilmirdi, ta ki, cehenneme vasil olana kadar .
(Kaynak: Biharul-Envar cild 44 sah. 388,
Şeyh Behrani “Medinetul-Meaciz”
ve El-Evalimul-İmamul-Huseyn (as.) kitapları).

3) İmam Huseyn (as) Aşura günü oğlu Ali Ekberi (as) meydana gönderdiği zaman Ömer ibni Sada (l.a.) böyle nifrin (lanet) etdi:
- “Daha benim seninle hiç bir işim kalmadı ,ey Sadin oğlu (yani daha aramızda hiç bir hürmet-izzet kalmadı). Allah senin neslini kessin, nice ki, sen benim neslimi kesirsen. Sen benim Peygambere sas. olan yakınlığıma (akrabalığıma) hürmet koymadın ve Allah senin işine bereket vermesin ve Allah sana bir kişiyi müsallat etsin ki, senin başını öz evinde (öz yatağında) kessin”
(Kaynak: Biharul-Envar cild 45 sah. 43)

4) Ömer ibni Sadi (l.a.) bir çok Akrabaları, o cümleden bacısı oğlu Hamza ibni Muğeyre ibni Şeybe, Kerbelaya giden ordunun komutanı olmak vazifesine razılık vermekden çekindirmişler. Atasının dostu Kamil adlı şahıs da onu bu işden çekindirmişdir. Kufede yaşayan bütün muhacirlerin, ensarların, Akrabalarının nasihetleri onun taşlaşmış kalbine zerre kadar tesir etmedi. Bu nasihetlerin cavabında böyle bir şart dedi:
- Allaha and olsun ki, 2 mühim iş arasında heyretde kalmışım.
- Bakalım arzusunda olduğum Rey valiliğini terk edim, yoksa Huseyni öldürüb günaha girim
- Onu öldümekle cehenneme gideceyim ki, ondan hiç bir penahım yokdur, halbuki Reyin Valiliği gözümün nurudur.
- Bir tarafdan da Huseyn benim amcam oğludur (yani akrabamdır) ve bu hadiseler benim gözümün gözümün önünde cereyan etmiştir. ancak öz canıma and olsun ki, gözümün ışığı olan Rey hükümetini elden bırakmıyacağım çünki arşın sahibi olan Allah benim günahlarımı bağışlayar, bakıyorum ki, günahım bütün insanların-cinlerin günahından da çok olacak.
- Bilin ki, dünya hayrı çabuk yetişen bir hayırdır ve hiç bir akıllı adam çabuk yetişen (elde olunan) dünya hayrını bırakıp, veresiye olan cennete gitmez.
- Diyorlar ki, Allah cehennemi yaratıp ve orada ateşle azap var, zincir var, prangalar var ve eğer düz diyorlarsa ben 2 il tövbe edirem, yok eğer yalan deyirlerse onda ben nicat tapanlardan oluram ve azemetli bir dünya servetine ve güzelliye yetişmiş olarım.
(Kaynak: “Menakıb Ali Ebi Talib” cild 3 sah. 248)

5) a) Şeyh Saduqun “El Emali” kitabında ve Şeyh Behraninin “Medinetul-Mearic” kitabında böyle bir rivayet vardır ki, imam Ali (as), Ömerin atası Sad ibn Ebu Vaqqasa (l.a.) hem onun münafik olduğunu, hem de oğlu Ömerin (l.a.) imam Huseyni (as) katl edeceyini haber vermişdir:
- Atasına demişdir ki, senin saçının ve saqqalının her bir telinin dibinde seni azdıran şeytanlar yerleşir ve senin evinde bir dana (Öküz) var ki, oğlum Huseyni (as) şehid edecek.
b) İbni Esir “Kamil” kitabında ve ibni Cevzi “Tezkiretul-Havas” kitabında İmam Aliden (as) böyle rivayet etmişler ki, Ömer ibni Sadi (l.a.) genç iken görmüş ve ona böyle demişdir:
-“Vay olsun sana, ey Sadin oğlu!
Senin halın nasıl olacaq o günde ki, cennetle cehennemi seçmek arasında kalacaqsın ve sen cehennem ateşini seçeceksin.”
c) Öz atası Sad ibni Ebu Vaqqas ki, oğlunun bədbaht olmasını İmam Aliden (as) işitmişdi. Bir gün oğlunun atın üstünde hızlı bir şekilde ona taraf geldiyini gördüğünde şöyle demişdir:
- “Allaha penah edirem bu atın üstünde gelenin şerrinden”
(Kaynak: Müsned Ahmed cild 1 sah. 168;
Sahih Müslim cild 8, sah. 44-45;
Zehebi Tarihul-İslam cild 5 sah. 194-195;
İbni Kesir El-Bidayetu ven-nihaye cild 7, sah. 313).
d) Şeyh Fahruddin Tarihi Salim ibni Hafzadan böyle naql edir ki, bir gün Ömer ibni Sad (l.a.) imam Huseynin (as.) yanına gelib diyor:
-“Ey Ebu Ebdillah bizim cemaatın ahmakları böyle ınanıyorlar ki: ben seni öldüreceyim.
İmam (as) cevap verdi ki, Allaha and olsun ki, onlar halim cemaatdırlar (yani sabırlı ve akıllı, haklarını afv eden), ahmak deyiller. Hakiketen sen beni eziyyetle öldüreceksen, amma onu bil ki, Rey valiliğine tahılından çok az mikdar yiyeceksin ve tezlikle de öldürüleceksin”
(Kaynak: Şeyh Behrani “Medinetul Mearic cild 4, sah. 62”).
Kerbelada Ömer ibni Sadin (l.a.) tarihçiler ordusunun sayısı bazıları 100 bin, 80 bin, Mesudi, Taberi ve kadim tarihçiler ise 10 bin, şia rivayetçileri ise 16-18 bin kişi arasında göstermişler.
Ömer ibni Sad (l.a.) Muhtarın bacısının kocası idi. Buna bakmayaraq Muhtar Ebu Umre adlı emir verir ki, onu öldürün. Sonra da oğlu Hafsi öldürüp başlarını Medine şehrine, Muhemmed Hanefiyyenin (ra) yanına gönderir.
Seyyid Ebul-Fazl Rezevi Erdakani “Muhtarın kiyamı” kitabından.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 01-07-2017, 05:51
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şuanda  online konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 575
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

Hz. Peygamber (s.a.a), Hüseyin (a.s)’ın şehit olacağını ve çekeceği diğer musibet ve sıkıntıları kızı Fatime (a.s)’a haber verdiğinde Fatime (a.s) çok ağladı ve şöyle dedi: “Bu sıkıntı ve musibetler ne zaman vuku bulacaktır?” Peygamber (s.a.a); “ Ben, sen ve Ali dünyada olmadığımız bir zamanda” buyurdular.
Fatime (a.s) bu sözü duyunca ağlaması daha çoğaldı. Sonra; “ Kim Hüseyinime ağlayacak ve onun için yas tutacaktır.”dediğinde de Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: “Fatimeciğim! Ümmetimin kadınları, Ehl-i Beyt’imin kadınlarına, erkekleri de erkeklerine ağlayacaklar. Her yıl onun yasını yenileyecekler (canlandıracaklar). Kıyamet günü olduğunda sen kadınlara şefaat edeceksin, ben de erkeklere. Kim Hüseyin’in sıkıntı ve musibetine ağlamış olursa, onun elini tutup cennete götüreceğiz. Fatimeciğim! Kıyamet günü, Hüseyin’in musibetine ağlayan göz dışında bütün gözler ağlayacaktır; o göz cennet nimetlerine ulaşmak için gülecektir.”[1]
[1]- Bihar’ul-Envar, c. 44, s. 292
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 09-18-2017, 04:26
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 115
TUBA is on a distinguished road
Standart

Paylaşımınız için allah cc Razı olsun
Selam olsun İmam Huseyne (Aleyhisselam) ve oğlu İmam Ali Zeynulabidine (Aleyhisselam) ve evlatlarına ve ashabına.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 09-12-2018, 09:08
ALİ HAMZA ALİ HAMZA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 46
ALİ HAMZA is on a distinguished road
Standart

Biz ilk önce bilmeliyiz ki, İmam Huseyn (as) Allahın Hakimiyyeti uğrunda, Rehberliğin, Önderliğin ancaq Allah Hüccetine mahsus olması, seçenin millet yok Allah olmasını Dünyaya İlan Etmek İçin şehid oldu.

İmam Huseyn (as), hakimiyyetin insanlara deyil, Allaha mahsus olması uğrunda mücadele etti.

Kısacası: “Hakimiyyetullah La Hakimiyyetinnas” Hakimiyyet insanların deyil, ALLAHINDIR! Aşura günü, İmam Huseyn (as) Hakimiyyetullahı, Yezid ise Hakimyyetunnası temsil edirdi.
__________________
BEN ÖLÜMÜ SAADET, ZALİMLERLE YAŞAMAYI İSE ALÇAKLIK BİLİYORUM
HZ. HUSEYİN AS
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 09-17-2018, 08:42
Ali İrfani Ali İrfani isimli Üye şuanda  online konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 281
Ali İrfani is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Huseyn aleyhisselam buyurdu: "Bizi sevmeyi vazife bilin; zira bizi seviyor olarak ALLAH'IN huzuruna çıkacak olanlar bizim şefaatimize nail olacaklardır."_

Edebu'l Huseyn, s. 135
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 04:20


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.