aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | AHLAK İRFAN VE DUA | DUA VE ZİKİR

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 05-09-2018, 09:37
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.635
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz.Mehdi (as) Gaybet Döneminde Okunan Dua

İmam Mehdi (aleyhisselam) Gaybet Döneminde okunması tevsiye edilen "marifet" duası

Zürare ibni Ayan diyor: “İmam Cafer Sadiqin (aleyhisselam) şöyle dediyini işitdim: “Kaimin qiyam etmeden önce qaybe çekilmesi olacaqdır”.
Ona dedim: “Ne için?”
Buyurdu: “Korkduğu için”, – bunu deyib eli ile qarnına işaret etdi, sonra dedi: “Ey Zürare, odur intizarı çekilecek şahıs, odur dünyaya gelmesi hakkında şüphe edilecek şahıs. İnsanların bazısı (onun hakkında) diyecek ki, “hamldir” (hale anasının qarnındadır), bazıları diyecek ki, “qayba çekilib”, bazıları diyecek ki, “doğulmayıb”, bazıları diyecek ki, “babasının vefatından iki yıl önce dünyaya gelip”. Lakin (bu tür etmekle) Allah isteyir ki, şiaların qalplerini imtahan etsin. Bu (qaybet) baş verdiyi zaman batila uyanlar şüpheye düşecekler”.
Zürare dedi: “Dedim: Sana feda olum, eğer o zamanda yaşasam ne yapayım?”
Buyurdu: “Ey Zürare, eğer o zamanda yaşasan, bu duayı devamlı oku:

Allahumme arrifni nefsek, fe-inneke in lem tuerrifni nefseke lem a-rif nebiyyek. Allahumme arrifni resulek, fe-inneke in lem tuerrifni resuleke lem a-rif huccetek. Allahumme arrifni huccetek, fe-inneke in lem tuerrifni huccetek, zaleltu en dini”.

Allah'ım! Bana kendini tanıt, eğer kendini tanıtmasan senin Resulü’nü tanıyamam. Allah’ım! Bana Resulünü tanıt, eğer bana Resulünü tanıtmasan senin hüccetini tanıyamam. Allah’ım! Bana hüccetini tanıt, eğer bana hüccetini tanıtmasan dinimden saparım
Kaynak:
Kemal-ud Din, Saduk, c.2, s.342

عن زرارة بن أعين قال: سمعت أبا عبد الله عليه السلام يقول: للغلام غيبة قبل أن يقوم، قلت ولم؟ قال: يخاف وأومأ بيده إلى بطنه. ثم قال: يا زرارة وهو المنتظر، وهو الذي يشك الناس في ولادته، منهم من يقول: إذا مات أبوه فلا خلف [له]، ومنهم من يقول: هو حمل، ومنهم من يقول: هو غائب، ومنهم من يقول: [ما ولد ومنهم من يقول:] قد ولد قبل وفاة أبيه بسنتين، وهو المنتظر غير أن الله تعالى يحب أن يمتحن الشيعة، فعند ذلك يرتاب المبطلون. قال: فقلت جعلت فداك وإن أدركت ذلك الزمان فأي شئ أعمل؟ فقال: يا زرارة إن أدركت ذلك الزمان فادع بهذا الدعاء: " اللهم عرفني نفسك، فإنك إن لم تعرفني نفسك لم أعرف نبيك " إلى آخره.
(Şeyh Tusi (r.a), "El-Ğaybe", sah 333, hadis 279)

ve şu duayı okumak: “Ya Allah, ya Rahman, ya Rahim! Ey kalpleri tersyüz eden! Dinin üzerinde kalbimi sabit kıl.”
Kemal-ud Din, Saduk, c.2, s.352
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-09-2018, 09:39
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.635
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Sürekli okuması tavsiye edilmiş ve İmam Mehdi ile ilgili olan şu duayı okumayla devam etmek:

“Allah'ım! Senin velin olan Hüccet İbn-i Hasan’a (onave babalarına şu an ve her an selat ve selam olsun) veli, koruyucu, gözetici, yardımcı ve delil ol; onu yeryüzünde kolayca yerleştirinceye ve uzun uzadıya yeryüzünde nimetlendirinceye kadar”

* Sürekli o büyük insanı ziyaret etmek. Bu cümleden, çok anlamlı ve önemli olan ziyaret, İmam Mehdi’nin inayetine sebep olan Camiayı Kebire diye bilinen ziyaretname ile ziyaret etmektir. Şiiler her gün; dua, ağıt ve övgü kasideleri eşliğinde bu ziyareti, o büyük insanın kutsal yapısına edeple arz etmelidirler.

İlk Allame Meclisi, “Men la Yahzuruhu” kitabının şerhinde, bu ziyaret konu başlığı altında şöyle yazmaktadır: “Necef’e gitmeye müşerref olduğum vakit, İmam Ali’nin haremini ziyaret etmekle şereflendim ve orada birkaç gün ibadet etmeye karar verdim. Gündüzleri haremde ve geceleri de Revak-ı Metahhar’da meşguldüm. Gecenin birinde mükaşefe aleminde, İmam Mehdi (a.f)’yi, büyük babasının hareminde gördüm. Diğer gün Samerra şehrine gittim. Hareme girdiğim vakit Mehdi (a.f) orada bir ay parçası gibiydi. Durdum, uzaktan onu methederek ve parmağımla onu işaret ederek “Camia-yı Kebire” duasını okudum. Şöyle buyurdular: “Öne gel!” Onun heybet ve azameti öne gitmemem engel olduysa da nihayet öne gittim. Bana iltifat ederek şöyle dedi: “Bu ziyaret (dua), güzel bir ziyarettir (duadır).”

“Atanızdandır” dedim ve İmam Hadi’nin mutahhar kabrine işaret ettim. Şöyle buyurdular: “Evet, atamdan sadır olmuştur.” Bundan dolayı ikinci Allame Meclisi bu ziyaret (dua) hakkında şöyle buyurmaktadır: “Metin ve senet açısından en doğru ziyaret (dua), “Camia-yı Kebire” ziyeretidir (duasıdır).” Allah’tan, Ehl-i Beyt’in, özellikle Hazreti Bakiyetullah Acelellahu Farecehu-ş Şerif’in kontrolü altında Ehl-i Beyt’e hizmet için herkese başarı vermesini dileriz.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05-09-2018, 09:48
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.635
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart İmam Mehdi Muhammed Bin Hasan (a.f)

İmam Mehdi Muhammed Bin Hasan (a.f)

Asra andolsun ki. İnsan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bunun dışındadır.”[1]

Allah-u Teâla’nın “asır” ile neyi kastettiği, Allah’ın üzerine yemin ettiği bu “asrın” ne zaman ve ne olduğu hakkında değişik düşünceler mevcuttur.

Müfessirlerden kimileri şöyle demişlerdir: “Burada murat, ikindi namazıdır. Çünkü, İslam’da namazın, özellikle selat’ul vusta (orta namaz) olarak nitelenen ve Kuran’da ısrarla vurgulanan ikindi namazının büyük bir önemi vardır. Fahr-i Razi, kendi tefsirinde, bu görüşün teyidi yolunda Allah Resulünden rivayetler getirmiştir.[2]

Diğer bazı müfessirler şöyle demişlerdir: “Burada kastedilen Allah Resulünün asrıdır.[3] Onların yaklaşımına göre; eğer bazı insanlar kimi günlere damga vurmuşlarsa, Allah Resulü bir çok günlere hatta asırlara damgasını vurmuştur. Kız çocuklarının öldürülmesinin Hicaz’dan kalktığı gün, peygamberin günüdür. Sevgi, merhamet ve şefkatin; sertlik, zülüm ve kötülüğün yerini alabildiği gün peygamberin günüdür. Putların yerine Allah’ın hakimiyetinin yayıldığı, şirkin yerine Tevhidin yarleştiği ve Allah’ın evinde putların kırıldığı gün Allah Resulünün günüdür.

Diğer bazı tefsirciler ise; burada “asır” dan kastedilen şeyin İmam Mehdi (a.f)’nin asrı olduğunu söylemişlerdir.[4] Çünkü o da Allah Resulü gibi bir çok günlere damgasını vuran bir zattır. Adaletin yayıldığı gün, zulmün dünyadan kalktığı gün, yeryüzünde tevhit bayrağının dalgalandığı gün, mustazafların yüceltildiği; müşriklerin, inkarcıların ve istismarcıların alçaldığı gün, İslam kanunlarının cihanda hakim olduğu gün ve…

Dördüncü bir görüş daha var. Buna göre, kast edilen baskı vermek ve sıkmaktır. Çünkü “asır” baskı yapmak anlamındadır ve bütün mutluluklar baskı yapma sayesinde gerçekleşmekte ve bu kanuna borçludurlar. Eğer mucit mucitse sabır, tahammül ve işin baskısını kabul etmeye borçludur. Eğer alim alim olursa, bu fıtri kaidenin sayesindedir.

Eğer İslam peygamberi İslam’ı yayabilmişse bu, onun dayanılmaz baskılara karşı gösterdiği tahammüle borçludur. Eğer insan hüsrandan kurtulabiliyorsa, bu, imanı kabul etmeye, salih amel işlemeye ve hakkı ve sabrı tavsiye etmeye borçludur.

Bu yukarıda geçen “asır” kelimesinin anlamlarından daha çok aklımda şu anlam canlanmaktadır. Kanaatime göre bu kelimeyle murat edilen; alemin yaradılışının özüdür. Alemin yaradılış özü de Hz. İmam Mehdi (a.f)’nin kutsal varlığıdır. Nitekim rivayetlerde ve dualarda geçtiğine göre; O, Nebilerin emaneti ve sırrıdır.

Biz İmam Mehdi’nin faziletleri üzerine bu söylenenlerle yetiniyoruz. Zira, zikri geçen özellikler, sadece İmam Mehdi’ye münhasır olan özelliklerdir. Peygamber (s.a.a) belki bundan dolayı şöyle buyurmuştur:

Miraç gecesinde arşta, tümünün parlaklığı, yıldızların arasındaki ay gibi olan on iki tane nur gördüm.”

Mehdi (a.f) olayı, olağanüstü bir olaydır. Nitekim biz bu dünyada birçok harikulade olaya sahibiz. Biz Mehdi olayını hakkıyla anlayabilmek için ilk önce onu sıradan bir olay olarak görmemeliyiz. Kuran-ı Kerim bir çok olağanüstü olayı nakletmektedir ve eğer birisi: “Kuran’ın kimi olağanüstü olayı nakletmesinin bir sebebi de, bizim Hz. Mehdi’nin olayını kabullenmemiz içindir” ve, “bu olayı da Kuran’daki o olayların bir benzeri olarak telakki ediyoruz” derse, bu, akıldan uzak bir şey değildir.

Kuran-ı Kerim Hz. İsa (a.s)’in kısasını işlerken, onun beşikte insanlara şöyle buyurduğunu bildirir:

“O sırada beşikteki çocuk dile gelerek dedi ki; “Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap vererek beni peygamber yaptı.

Nerede olursam olayım, beni insanlara yararlı kıldı. Bana sağ oldukça namaz kılmamı ve oruç tutmamı emretti.

Beni anama düşkün bir evlat olarak yarattı; dik kafalı ve kötülük düşkünü biri olmaktan uzak tuttu.

Doğduğum gün, öleceğim gün ve tekrar diriltileceğim gün Allah'ın rahmeti ve bağışı bana olsun.”[5]

Eğer biz Mehdi’nin meselesine geldiğimizde; “O doğduğu sırada Kuran okudu, hükümetten haber verdi ve çocukluk döneminde imamdı” derlerse, inkar etme yoluna gitmemeli ve yaradılış aleminde bunun gibi olayların çok olduğunu bilmeliyiz.

Kuran-ı Kerim, Hz. Yunus (a.s)’in kısasını naklederek, sonunda onun hakkında şöyle buyurur:

Eğer Allah'ı tespih edenlerden olmasaydı insanlar yeniden dirileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.”[6]

Ta ki biz, Hz. Bakiyetullah (a.s)’in ömrünün uzunluğuna -bin yıl, iki bin yıl veya daha çok- hayret etmeyelim. Hz. Yunus’u kıyamet gününe kadar balığın karnında canlı olarak tutabilen Allah, kendi dostunu da (H. Mehdi) masumiyet kalıbı içerisinde bu dünyada baki kılabilir.

Kuran önceki kavimlerin kıssalarını naklederek sonunda şöyle buyurur:

Nihayet onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.”[7]

Ta ki biz, Hz. Mehdi (a.f)’nin gaybi yardımlar vasıtasıyla kolayca bu dünyada hakim olabileceğini bilelim.

Mehdi olayından daha meşhur bir olayı İslam’da bulmak belki de mümkün değildir. Mehdi olayı, İslam’ın nazarında fevkalade zaruri ve açık bir olaydır. Allame Meclisi Bihar’ın on üçüncü cildinde, Hz. Mehdi’nin şanı hakkında elliden fazla ayet getirmiştir (yüz otuz ayet olduğunu söylerler). Sünni ve Şiilerden gelen İslamî rivayetlerden yaklaşık on bin rivayet İmam Mehdi (a.f) için nakledilmiştir.

İslam peygamberi (s.a.a) ve diğer imamların bildirmiş oldukları Mehdi (a.f)’in sıfatları şunlardır:

Yeryüzü zulümle dolduktan sonra Allah-u Teâla onun eliyle yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”

Bu hadis kesinlikle mütevatir olan bir hadistir. Zira, üç yüzden fazla rivayet bu cümle ile ilgili olarak nakledilmiştir.

Gaybetten önce ve gaybetten sonra İmam Mehdi’nin yanına gitmeye muvaffak olmuş olan insanlar az değildir. Bunlar sıradan insanlar değiller ve eğer onlar inkar edilirlerse, kesinlikle İslam’ın asıl varlığı inkar edilir ve asla peygamber gelmemiştir ve İslam’ı getirmemiştir sonucuna götürür. Sünni ve Şiilerden hiç kimse, Mehdi olayının; Peygamber’in haber vermiş olduğu bir olay olduğunu, İslam’ın bayrağını yer küresi üzerinde dalgalandırdığını ve dünyanın baştan başa adaletle dolduğunu inkar etmez. Sadece ve sadece İbn-i Haldun, yazmış olduğu tarihin mukaddimesinde bu konuyu inkar etmiştir. Ama o da kitabın asıl bölümünde onu kabul etmekte ve ispat etmektedir. Onun Mukaddimesinde siyasi tahlilde bulunurken inkar etmesinin altında, siyasi bir yön bulunmaktadır. Çünkü Mehdiyet iddiasında bulunan Fatımilere karşı Mehdiyet’i inkar etmiştir.

Doğumdan Gaybet-i Kübra’ya Kadar

O büyük insanın doğumu, Hicri iki yüz elli beş yılı, Şaban’ın on beşi, cuma gecesi, sabah ezanına yakın bir vakitte gerçekleşti.[8] 255 rakamı “Ebcet hesabına” göre “nur” kelimesiyle aynıdır. O yüce insanın annesi, Rum padişahının kızı olup, takdir elinin onu İmam Askeri’ye ulaştırdığı Nergis hanımdı.[9]

Hz. Cevad’ın kızı olan Hakime şöyle der: “Şaban’ın on dördüncü gününde Hz. Askeri’nin yanındaydım. Hazret şöyle buyurdu: “Allah’ın bize bir çocuk inayet edeceği bu gecede yanımızda ol.” Nergis hanımda herhangi bir hamilelik işaretini görmediğim için hayret ettim ve geceyi orada geçirdim. Gecenin sonuna doğru uykundan uyandım ve Nergis’le birlikte gece namazını kıldık. Fecrin doğuşuna yakın içimden: “Hz. Askeri’nin buyurduğu şey ne oldu?” dedim. Hazret diğer odadan şöyle buyurdular: “Halacığım! Allah’ın vaadi yakındır.”

Uzun bir zaman geçmeden Nergis’in bedenini bir titreme aldı ve ben onu kucağıma tuttum. Hamileliğin belirtileri onda görünmeye başladı ve önce secdeye giden, sonra şehadet parmağını gökyüzüne doğru kaldırarak iki defa şehadet getiren ve kendi ismine ulaşıncaya kadar bütün imamların isimlerini dile getiren nur yüzlü bir çocuk dünyaya geldi. Sonra şöyle dedi: “Allah’ım! Kendi vaadini benim için yerine getir, benim omzumdaki işi tamamla, benim için her ne buyurmuşsan ispat et ve benim elimle dünyayı adaletle doldur.”

Onun sağ eline şunun yazılı olduğunu gördüm: “Hak geldi batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur.”[10]

Hz. Askeri şöyle buyurdu: “Gözümün nurunu getir!”

Çocuğu Hz. Askeri’nin yanına götürdüm. Selam verdi ve şöyle buyurdu:

Biz istiyorduk ki o yerde mustazaflara lütfedelim, onları önderler yapalım, onları diğerlerinin yerine mirasçı kılalım.”[11]

Sanki ayeti kerime şöyle buyurmaktadır: “Hak Teâla’nın sünneti; Firavun ve Firavun sıfatlıların mazlumların elleriyle yok olmuş ve yok olacakları ve eninde sonunda zalimlerin ellerinin altından çıkarak onların yerine oturacakları şeklindedir. Biz bu tarihi olaylardan uzak kalmamalıyız. Zira olağanüstüdür ve Kur’anî kökleri vardır.

Daha önce, Hz. Mehdi’nin beş yıl babasının yanında kaldığını ve bu beş yıl süre zarfında, babası mümkün olduğu kadar Hazreti tanıtmış olduğunu zikrettik.

Şia’nın büyük alimlerinden olan Muhammed b. Muaviye, Muhammed b. Eyüp ve Muhammed b. Osman’ın naklettiklerine göre; “Biz kırk kişi olduğumuz halde İmam Hasan Askeri, Hz. Mehdi’yi tanıtarak şöyle buyurmuştur: “Bu, benden sonraki imamınızdır. Helak olmamak için ona itaat ediniz ve ayrılmayınız.”[12]

Şia’nın büyük alimlerinden biri olan Sad b. Abdullah şöyle der: “Ben kırk tane zor mesele yazarak İmam Askeri’nin vekillerinden ve Şia’nın büyük alimlerinden biri olan Ahmet b. İshak’ın yanına, Hz. Askeri’ye ulaştırması ve cevaplarını getirmesi amacıyla götürdüm.

Ahmet b. İshak bana şöyle dedi: “Hz. Askeri’nin yanında birlikte müşerref olmak için sen de gel.” Sad b. Abdullah şöyle devam eder: Ahmet b. İshak’la birlikte Hz. Askeri’nin yanına vardık. Hz. Bakiyetullah (a.f) da ordaydı. Beraberinde getirmiş olduğu yüz altmış kese parayı Hz. Hasan Askeri’nin yanına koydu. Hz. Hasan Askeri, gözünün nuruna şöyle buyurdu: “Gel bu paraları al, onlardan haram olanları helal olanlarından, iyi olanlarını şüpheli olanlarından ayır.” Hz. Bakiyetullah, o yüz altmış altın kesenin sahiplerinin adlarını söyledi. Keselerdeki paranın miktarını belirtti ve helal olanlarını haram olanlarından ayırdı. Daha sonra bizim zor sorularımıza ara vermeden cevap verdi. Hatta onlardan bazılarını biz daha sormadan o cevap verdi.[13]

Hz. Askeri’nin şehadetinden sonra, imamet Hz. Bakiyetullah’a intikal etti ve o Hazret düşman korkusundan dolayı gaybete mecbur oldu. Ancak yetmiş dört yıl boyunca Şia’nın ermiş alimleri Hazret’le temas halindeydiler. Bizzat görüşme, mektupla iletişim kurma ve o Hazret’in vekilleri vasıtasıyla. Bu yetmiş dört yıl içerisinde, o Hazret tarafından dört kişi özel bir vekaletle tayin edilmiş olup, Hazret genelde bütün işleri onların vasıtasıyla hallediyordu. Bu dört kişi; Osman b. Said, Muhammed b. Osman, Hüseyin b. Ruh ve Ali b. Muhammed Simurî’dir. Bu dört kişi, tertemiz imamların ve bütün Şia büyüklerinin itimadına sahip olmuşlardır.

Yetmiş dört yılın ardından, İmam Mehdi tarafından Ali b. Muhammed Simurî’ye gelen bir mektupta İmam şöyle buyurmuştur: “Birkaç gün içerisinde öleceksin ve bu özel vekalet sona erecektir. Bundan sonra Gaybet-i Kübra (Büyük Gaybet-Gizlilik) dönemdir.”[14] Bundan dolayı yetmiş dört yıllık gaybet dönemi, Gaybet-i Suğra (Küçük Gaybet) diye adlandırıldı.

İslam ümmetinin işlerinin tatil olmaması için, işlerin dizginini, içtihadın bütün şartlarına sahip olan müçtehitlerin eline vermişlerdir.

Kafi’nin sahibi olan Sıkkat’ul İslam Kuleyni, Hz. Bakiyetullah tarafından yazılmış olan fermanı nakletmiştir. Kuleyni, Saduk ve Şeyh’in “Kutub-i Erbaa”da naklettiklerine göre İmam Mehdi’nin fermanı şöyledir:

“Ama bana müracaat etmeniz gereken olaylarda, bizim hadis ravilerine müracaat ediniz. Çünkü onlar benim tarafımdan sizin üzerinizde hüccettirler. Nitekim ben de Allah tarafından sizin üzerinizde hüccetim.”

Bunun gibi rivayetler İmam Sadık (a.s)’dan da rivayet edilmişlerdir. O Hazret de İslam ümmetinin işlerini, masum imamın hazır olmadığı durumlarda, içtihadın bütün şartlarına sahip olan müçtehitlerin eline vermişlerdir.

Gaybetin sırrı, ilahi sırlardan bir sırdır. İmamlara gaybetin sırrı ile ilgili sorular sorulduğunda; “Gaybet, ilahi sırlardan bir sırdır”[15] şeklinde cevap vermişlerdir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gaybet olayı Hz. Musa ve Hızır (a.s)’in kıssaları gibidir. Nitekim Hz. Musa için ortaya konulan bütün özel dersler tamamlandıktan sonra Hz. Hızır’ın işlerinin sırları ortaya çıktı.”[16] Bundan dolayı biz Gaybetin sırrı üzerinde durmayacağız. Hz. Mehdi’nin, murakabe eden bir gözetici olduğu hakkında bildiğimiz bütün şeylere ilave olarak O aynı zamanda alemin üzerinde bir koruyucudur. Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

Onlara de ki: "İstediğiniz gibi davranınız, yaptığınız işleri hem Allah, hem Peygamber, hem de müminler göreceklerdir.”[17]

Hz. Mehdi’nin bizzat kendisi, Şeyh-i Mufid’e göndermiş olduğu bir talimatta şöyle buyurmuştur:

Kesinlikle biz sizi başı boş bırakmamışız ve sizi gözetmekteyiz. Sizi kolluyor, sizi düşünüyor ve sizi unutmuyoruz.”[18]

O Hazret, aleme feyiz ulaşmasının vasıtasıdır. Kendileri alemin feyiz vasıtası olan tertemiz İmamlar da buna işaret etmişlerdir. Resulullah,[19] İmam Sadık[20] ve İmam Mehdi’den[21] nakledilen rivayetlerde; “Varolan alem için kayıp imamın faydası nedir?” diye sordukları vakit şöyle cevap verdikleri yer almaktadır:

“Gaybette olan İmam, bulut altındaki güneş gibidir. Nitekim bulut arkasındaki güneş, maddi alem için faydalıdır. Her ne kadar insanlar onu görmekten mahrum kalsalar da. Gaybette olan imamın varlığı da aynı şekildedir.”

Bu çeşit rivayetlerin açıklaması için şöyle denmelidir: Bu dünyadaki her şey için bir eksen ve merkez gereklidir. Atomdan saman yoluna kadar her şey için bir mihver ve merkezin varlığı zaruri bir iştir. Alim olan Allah, her bir atom tanesi için bir eksen ve merkez yaratmıştır. O atomun varlığı ve bekası ona bağlıdır. O atomun eksen ve merkezinin bizzat kendisi de bir yaratıcının zatına bağlıdır.

Samanyolu da aynı şekildedir. Böyle olduğu vakit tümevarım kanunu şöyle der: Bu dünyanın parçaları bir eksen ve merkeze bağlıysalar, bir bütün olarak dünyanın da bir eksen ve merkeze bağlı olmalıdır Hz. Mehdi Bakiyetullah, bu cihanın eksen ve merkezidir. Bütün cihan ona bağlı, o ve bütün cihan da Allah’ın zatına bağlıdır.

Bu şu rivayetin manasıdır: “İmam-ı zaman, bulutun arkasına gizlenen güneş gibidir. Biz her ne kadar İmam’ı Zaman’ın ilim ve fazilet güneşinden mahrumsak da, bizim varlığımız, göğün ve yerin varlığı ve varolan alemin varlığı ona bağlıdır. Bizzat İmam Mehdi için okunan dualarda şunu görüyoruz:

“Onun mukaddes varlığının vasıtasıyla varolan aleme feyiz ulaşır ve onun vasıtasıyla yer ve gök ayakta kalır.”

Bir çok rivayette İmam’ın vasıfları hakkında şunlar gelmiştir:

“Eğer Allah’ın hücceti olmasaydı, yer yüzü üzerinde yaşayanları içine gömerdi.”

“Camia-yı Kebire” adlı ziyaretnamede şöyle gelmiştir:

“Varolan alem, başlangıçtan sona kadar sizin sayenizdedir. Varolan alemin bereketi ve yağmurun yağması sizin vasıtanızladır. Alemin bekası sizin vasıtanızladır. Bela ve musibetlerin bertaraf edilmesi sizin vasıtanızladır.”

Gaybetin bütün bu faydalarını bir tarafa bırakırsak bile, zuhurun mukaddimesi olan siyasi ve fikri olgunluk zemini, gaybet zamanında oluşur ve eğer gaybet olmazsa, zuhurun gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu nüktenin izahı sonraki konularda gelecektir inşallah.

· Uzun Ömür

Yaşam bilim uzmanları şöyle derler: “Yaşlılık, arızi bir olgu olup onu dünyadan kaldırmak mümkündür.”

Onlar bitkiler ve bazı hayvanlar üzerinde yaptıkları denemelerde bu sözlerini ispat edebilmişlerdir.

On dört günlük ömre sahip olan bir otun ömrünü, iyi bakım sayesinde altı yıla ulaştırabilmişlerdir.

Hayvanlardan bazılarının ömrünü iyi bakım sayesinde dokuz yüz katına çıkarabilmişlerdir. Yine Mısır’da kabuğu içerisinde bulunan bir buğday tanesinin ömrünün üzerinden dört bin yıl geçtiği tespit edilmiştir. O buğday tanesi; ekildiği, yeşertildiği ve kendi kabuğunda kaldığı için ömrünü birkaç bin katına katlayabilmiştir.

Tenasüb/uyum kanunu bize şunu söyler: “Eğer iyi bakılırsa, bir hayvanın ömrü dokuz yüz kat uzatılabilir, yine bir insanın doğal olan yüz yıllık ömrü, iyi bakımla birkaç bin yıla kadar uzatılabilir. Biz bu nükteyi Kuran-ı Kerim’den çıkarıyoruz. Kuran-ı Kerim Uzeyr peygamber hakkında şöyle demektedir:

“Ya da bütün yapıları, temelleri üzerine yığılmış ıssız bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? ‘Acaba Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?’ dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra tekrar diriltti. ‘Ne kadar süre ölü kaldın’ dedi. Adam ‘Bir gün, ya da daha az bir süre ölü kaldım’ dedi. Allah ‘Hayır, yüz yıl süresince ölü kaldın, yiyeceğine ve suyuna bak, hiç bozulmamış. Eşeğine bak. İnsanlara ibret dersi olasın diye seni böyle yaptık. Şu kemiklere bak, onları nasıl birleştirip arkasından üzerlerine et giydiriyoruz.’

Adam işin içyüzünü iyice anlayınca : ‘Allah’ın her şeyi yapabileceğini kesinlikle biliyorum’ dedi.”[22]

Bu ayetten çıkardığımız bir sonuç da, güneş altında bulunan bir yemek ve suyun doğal olan bir günlük ömürleri, Hakkın murakabesi altında yüz yıl uzamış olmasıdır. Tenasüp/uyum kanunu bize şunu demektedir: “İnsanın yüz yıl olan doğal ömrü, murakabe sayesinde birkaç milyon yıla çıkabilecektir.”

Burada unutulmaması gereken şey, bütün bunların zihni tahminler olduğu gerçeğidir. Biz bunları dayanak yapmıyoruz. Bizim dayandığımız her şey, bu sanal tahminlerden önce zikredildi. Yunus peygamber, Allah’tan izin almadan kendi kavminin arasından çıktı ve bir peygamberin yapmaması gereken bir işe girişti. Bundan dolayı balığın karnında hapsedildi ve geceli gündüzlü tam yedi gün orda kaldı. Balığın karnındayken hatasını anladı, tövbe etti ve Kuran’ın zikrettiği gibi şöyle dedi:

“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum.”[23]

Nitekim yedi günün sonunda zindandan kurtuldu. Kuran şöyle der:

“Eğer zindanda tespih edenlerden olmasaydı kıyamet gününe kadar orada kalırdı.”[24]

Kendi Peygamberini geceli gündüzlü yedi gün boyunca, belki kıyamet gününe kadar bir balığın karnında diri olarak koruyabilme gücüne sahip olan Allah; kendi dostunu, kendi ihtiyat askerini, kendi emanetinin sırrını da takdir edilmiş güne kadar bu yer küresinde koruyabileceği şüphesizdir.

Kuran’dan öğrendiğimiz diğer bir nükte de insanın doğal olan ömrünün bin yıl gibi bir uzun süre olabileceği hakikatidir. Kuran Nuh hakkında şöyle buyurmaktadır:

“…Dokuz yüz elli yıllık bir süre boyunca aralarında kaldı...”[25]

Rivayetlerde geçtiğine göre, Hz. Nuh’un ömrü 2400 yıl olup, 950 yıl, onun risaletinin süresidir.[26]

Sözün kısası, Hz. Mehdi’nin ömrünün uzun oluşu, doğal bir hadise değildir. Belki olağanüstü bir hadisedir ve bu dünyada bir çok olağanüstü hadise mevcuttur. İkinci imam Hz. Mücteba (a.s) aynen bu yöne işaretle şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teâla onun ömrünü uzatır. Sonra kırk yaşından az ömre sahip bir genç şeklinde onu kendi kudretiyle ortaya çıkarır. -Dünya üzerinde galip kılar- Bu iş, Allah-u Teâla’nın her şeyin üzerinde kudret sahibi olduğunun bilinmesi içindir.”[27]

· Zuhurun Niteliği ve Şekli

Ayet ve rivayetlerden istifade ettiğimiz kadarıyla, Hz. Bakiyetullah’ın inkılabı aşamalı olarak değil, bilakis biranda gerçekleşecek bir inkılaptır. Rivayetlerde okuduğumuza göre, “Hz. Mehdi’nin işinin bir gecede tamamlandığını”[28] buyurmuşlardır. Rivayetlerden bazılarında ise, bir gecede galip geldiği ve altı günde de hakimiyet kurduğu manasına gelen altı gün olarak zikredilmiştir.

Ayetlerde Hz. Mehdi ile ilgili olarak işlenen “irs” (veraset, varis olma) kelimesi, kural olarak bir nükteyi bildirmelidir:

“Biz istiyorduk ki o yerde mustazaflara lütfedelim, onları önderler yapalım, onları diğerlerinin yerine mirasçı kılalım.”[29]

“Andolsun ki, nezdimizdeki saklı belgelerden sonra peygamberlere indirdiğimiz kutsal kitaplara da ‘Ancak salih, yapıcı kullar yeryüzünün varisleri olabilirler’ diye yazdık.”[30]

“…Yeryüzü Allah'ındır. Orayı dilediği kullarına miras kılar. Mutlu sonuç, günahlardan sakınanlarındır.”[31]

“O güne kadar horlanan, ezilen toplumu bereketlerde donattığımız toprakların doğusuna ve batısına mirasçı kıldık...”[32]

Hz. Mehdi ile ilgili olan bu dört ayette irs kelimesi işlenmiştir. Bunun hikmeti, belki de mirasta intikalin bir seferde gerçekleştiği ve meşakkat ve zorluktan uzak olduğu gibi, Müslümanların İmam Mehdi’nin rehberliğinde dünya üzerinde hakimiyetleri de bu şekilde olmasıdır. Bu ayette geçen ve unutulmaması gereken diğer bir nükte de İmam Mehdi (a.f)’in bu dünya üzerindeki hakimiyeti Allah’ın bir dileğidir.

Nitekim diğer ayetlerde de ona dikkat çekilmiş ve Allah’ın dilediği bir şey muhakkak gerçekleşeceği açıklanmıştır.

Bu ayetlerden de istifade ettiğimiz kadarıyla; O’nun dünya üzerindeki hakimiyetinin keyfiyeti olağanüstüdür, Allah’ın isteği ve tayin etmiş olduğu sünnetullahla gerçekleşecektir.

Birdenbire gerçekleşecek olan bu inkılaba bir zeminin gerektiği ve o zeminin şartlarının insanların eliyle hazırlandığı, insanlara bağlı olduğu ve bu insanların da liyakat ve kabiliyete sahip olmaları gerektiği apaçık bir gerçektir. Rivayetlere göre, bu kabiliyet, zalimlerin zulmü sebebiyle halkın içinde ortaya çıkacaktır. İstismarcıların insana saygısızlıkları son aşamaya geldiği, dünya onların zulmüyle dolduğu, zalimden nefret ve halkın arasında mutlak adaleti kabul etme ortamı oluştuğu vakit…

Kabiliyet maddesinin infilak edebildiği vakit o vakittir. Mutlak adaletin dünyayı baştan başa kapladığı vakit o vakittir.

Üç yüzden fazla olan rivayetler bu nükteye işaret etmişlerdir. Rivayetler şöyle derler:

“Zulüm dünyayı baştan başa kapladıktan sonra Hz. Mehdi (a.f) gelecek ve dünyayı adaletle dolduracaktır.”

Bu rivayetin ifade ettiği gerçek şudur:

Suyu az ara susamışlık elde etmeye çalış

Ta ki suyun coşsun yukarıdan ve aşağıdan

Bu rivayetler her insanın zülme bulaşacağını değil de, zulüm ile hüküm süren kimselerin varlığını bildirir. Halk, güç sahiplerinden bıktığı, devletler ve hükümetler zulümlerini son aşamaya ulaştırdıkları vakit, zulümden yüz çevirip, mutlak adaleti kabul etmeye hazır olma ortamı insanlar arasında oluşacaktır. İmam-ı Zaman o vakitte gelir ve hak devletini, adalet devletini ve fazilet devletini halkın üzerinde hükümran eder ve onlar kendi istekleri ve şiddetli temayülleriyle onu kabul edeler. Bu zemin ve gereklilik, bir dünya inkılabının temel şartıdır. Bütün peygamberler bu inkılap için gelmişlerdir ve onların gücü oranında ne varsa bu dünya inkılabı için yerine getirmişlerdir. Kuran şöyle buyurmaktadır:

“Biz Peygamberlerimizi kesin kanıtlarla gönderdik, insanlar arasında adil bir düzen kurulsun diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik. Ayrıca büyük caydırıcılığı ve sertliği yanında insanlara yönelik birçok faydaları olan demiri indirdik...”[33]

Ancak, insanların arasında bir dünya inkılabı için mükemmel bir ortam olmadığı vakit, o inkılabı sonuca ve semereye ulaştıramazlar. Bu dünya inkılabı Alim olan Allah’ın bir sünneti olup er geç gerçekleşmelidir.

“Müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.”[34]

Bu ortam ve şartlar meydan geldiği vakit, Mehdi (a.s) gelir ve bir gece içerisinde cihana hakim olur.

Dikkat etmemiz gereken diğer bir konu da, galibiyetin keyfiyetidir. Rivayetlerden yararlandığımız kadarıyla bu galibiyet iki şey vasıtasıyladır.

Bu araç nedir ve saman yollarından nasıl geçebilmektedir? Elektrik ve ışıktan daha yüksek olan bu hız nasıl oluşmaktadır? Bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz kadarıyla, Asıf b. Behriya, Kuran’ın ilminden sadece bir miktara sahip olmasına ve bu ilmin denizden bir damla hükmünde bulunmasına rağmen, Kuran’ın anlattığına göre, elektrik ve ışık hızından daha yüksek olan göz açıp kapama süresinde Belkıs’ın tahtını Yemen’den Şam’a getirebildi.[35] O halde Kuran’ın bütün ilmine sahip olan biri, bir göz açıp kapama süresinde kolay bir şekilde dünyayı dolaşabilir, dünyadan gezebilir, göğün yedinci katına çıkabilir ve sonunda bir gece içerisinde dünyaya hakim olabilir.

· İmam-ı Zaman’ın Hükümet Şekli

Rivayetlerimize göre hatta ayeti kerimelere göre İmam Mehdi (a.f)’nin hükümeti; mübarek, bereketli, şefkatli, faziletli ve kısacası insanlar için yüzde yüz gerekli olan bir hükümettir. Böyle faziletli bir insan üç arzuya sahip olabilir. Dünya üzerinde hakimiyet kurmak, dünyada hakikat ve fazileti yaymak ve dünyadan her türlü münasebetsizliği kaldırmak. Kuran-ı Kerim İmam Mehdi (a.f)’nin hükümetinin şöyle olacağını bildirmektedir:

“Allah, aranızdaki iman edip iyi ameller işleyenlere, kendilerini tıpkı daha önceki müminler gibi yeryüzünde egemen kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini sarsılmaz temellere oturtacağını ve korkularını güvene dönüştüreceğini vaat etti…”[36]

Bu, hiç şüphe taşımayan Allah’ın vaadidir. Bu, Mehdi ve yaranları için Allah’ın bir vaadidir. Bu, Şia için, liyakatli insanlar için ve kurtuluş bekleyenler için Allah’ın bir vaadidir.

İmam Mehdi hükümetinin sonucu budur. İmam Mehdi (a.f) hükümetinin niteliği hakkında ayet ve hadislerden çıkardığımız bir çok noktanın kimilerine değineceğiz.

1. Hakkın batıla galibiyeti. 2. İslam’ın dünyaya hakimiyeti. 3. Adalet, fazilet ve emniyet günü. 4. Bereket, hayır ve nimetlerin ortaya çıktığı gün. 5. Herkes için ilmin ortaya çıktığı gün. 6. Herkes için akıl, fetanet/zeka ve bilgeliğin ortaya çıktığı gün. 7. Herkes için nefsin temizlendiği gün. 8. İmkan ve ihtiyaçsızlık, fert ve toplum için yoksulluğun bertaraf edildiği gün. 9. Dünyadan fuhuş ve günahın yok olduğu gün. 10. Nihayet mustazafın müstekbire galip geldiği gün.

Hatırlatılması gereken şey şudur:

Yüzden fazla rivayette geçtiğine göre, bu hükümet kıyamet gününe kadar devam etmektedir. İmam Mehdi (a.f)’den sonra büyük babaları dünyaya tekrar dönmekte ve dünya hükümetini eline geçirmektedir.[37] Bazı rivayetlere göre ise, Emir’ul Müminin ve Hüseyin (a.s)’in hükümetlerinin ömrü uzun olmaktadır. Bu konu, şianın kelam kitaplarında “Ric’at Konusu” olarak adlandırılmıştır. Bu konu uzundur. Konunun özeti şudur: İmam Mehdi (a.f)’nin hükümetinden sonra Ehl-i Beyt’in dünya üzerindeki hakimiyeti kesin ve sabittir.

· Kurtuluş Beklentisi

Ayet ve rivayetlerde, üzerinde çok durulan ve önemli görülen konulardan biri de kurtuluş, açılış ve kolaylık manasına gelen “Farec”in yayılmasıdır. Bizim rivayetlerimizde; “… Bekleyiniz; ben de sizinle birlikte bekliyorum.”[38] ve “…Bekleyiniz; ben de sizinle birlikte bekliyorum”[39] şeklindeki ayetlerin, İmam Mehdi’nin kurtuluş beklentisine işaret ettiği şeklinde yorumlanmıştır.

Rivayetlerimizde kurtuluş beklentisini taşımak, en faziletli amellerden sayılmıştır.[40] Kurtuluş bekleyen ve Allah yolunda cihat eden, kendi kanına boyanmış (şehit) kimse gibidir. İmam Sadık, İmam Ali’nin sözünü şöyle bildirmektedir: “Kurtuluşu bekleyen biri, Allah yolunda kendi kanına boyanmış kimse gibidir.”[41]

Sosyoloji ve psikoloji açısından da, kurtuluş beklentisi içerisinde olmak özel bir öneme sahiptir. Bir sosyologun şöyle dediği nakledilmiştir: “Eğer Şia, ayakta kalabilir ve sonunda dünyayı ele geçirebilirse bu, kurtuluş beklentisine sahip olması sayesindedir.” Şia tarihinde kısa bir gezinti bu sözü teyit eder.

Beni Sad Sakifesi’nden sonra, Şia; Selman, Ebu Zer, Malik b. Nuveyre, Ümmi Seleme, Fizze… gibi Müslümanların büyüklerinden 114 kişiyle teşkil edildi ve o günden bu güne kadar hep saldırı altında kaldı. Tarihin utanç verici bir olayı olan Malik b. Nuveyre’nin olayı tarihin ilk döneminde meydana geldi. Uzun bir zaman geçmeden Kerbela Yiğitliği gerçekleşti. Kerbela hadisesinden yirmi yıl sonra, yirmiden fazla inkılap meydana geldi ve Şia o ilk günlerden günümüze kadar hep ölü verdi. Toplu ölümler, toplu ve bireysel zindanlar, işkenceli karanlık zindanlar, Haccac b. Yusuf Sakefi’nin döneminde olduğu gibi yaz-kış üstü açık bırakılan zindanlar vb. nice olaylar gördüler. Böyle saldırı dalgalarına maruz kalan her hizip, sonunda dağılmış ve ümitsiz hale gelmiştir.

Ancak şia, eğer toplu ve ferdi ölümler vermişse de şiarı hep şu olmuştur: “Benim elimle İslam bayrağı yeryüzünde dalgalanacak! Baştan başa dünyayı adaletle kaplayacak!” Eğer Şia, Abbasilerin karanlık zindanlarını ve Emevilerin korkunç zindanlarını gördüyse, zindandan şöyle haykırırdı: “Zalimleri yok eden benim!”

Bundan dolayı kurtuluş beklentisinin tekidi önemlidir.

Kurtuluş beklentisinin zihnimizdeki manası, asıl manasından uzaktır. Kelime aççısından kurtuluş beklentisi, hazırlık yapmak ve amade olmak demektir. Örneğin, eğer siz birisiyle sabah sekizde randevulaşmışsanız, belirlediğiniz vakitten önce gittiğiniz halde o geç gelirse, siz; “ben muntazırdım, (bekliyordum) gelmedin” diyebilirsiniz. Ancak siz uykuda kalırsanız; “ben bekliyordum” diyemezsiniz.

Önemli görmemiz gereken husus, bekleyişin Kur’an e Ehl-i Beyt rivayetlerinde geçtiği anlamıdır.

Kuran, intizarı (bekleyişi) şöyle işlemektedir:

“Allah, aranızdaki iman edip iyi ameller işleyenlere, kendilerini tıpkı daha önceki müminler gibi yeryüzünde egemen kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini sarsılmaz temellere oturtacağını ve korkularını güvene dönüştüreceğini vaat etti.” [42]

“Yeryüzü Allah'ındır. Orayı dilediği kullarına miras kılar. Mutlu sonuç, günahlardan sakınanlarındır.”[43]

“Andolsun ki, nezdimizdeki saklı belgelerden sonra peygamberlere indirdiğimiz kutsal kitaplara da “Ancak salih, yapıcı kullar yeryüzünün varisleri olabilirler” diye yazdık.”[44]

Burada ayetler bize şunu söyler: “Bu yeryüzünün varisi olabilen kimse, abit, kaliteli ve muttaki olan kimsedir. Yoksa, şeytanını kölesi, heva ve hevesin kulu, liyakatsiz, rezil sıfatlarla tanınan, muttaki olmayan, fasık, günahkar ve mütecaviz olan kimse, ne ayetlerin işaret ettiği kimse, ne de “ben kurtuluş bekliyorum” dediğinde sözünde sadık olan kimsedir.”

Bu bölümün sonunda hatırlatılması gereken husus şudur: Gaybet zamanında kurtuluş beklentisi için yerine getirilmesi gereken görevler vardır. Bu vazifelerden biri, gaybette olan imam Mehdi (a.f)’nin bekleyişi içerisindeyken dua etmektir. Sıkıntılarda o büyük insana tevessül etmek; gaybet zamanında O’nun yardımcı ve Şia’nın feryadına ulaşan biri olduğunun bilincinde olmak. Burada çok tavsiye edilmiş olan üç husus üzerinde duracağız:
Kaynaklar:
[1] asır Süresi
[2] Tefsir-i Kebir, Razi, c.32, s.86
[3] a.g.e
[4] Kemal-ud Din, Saduk
[5] Meryem / 30-32
[6] Saffat / 143-144
[7] Fil / 5
[8] Cela’ul Uyun, c.3, s.138; Kafi, c.1, s.514
[9] Kitab’ul Gaybe, Şeyh-i Tusi
[10] İsra / 81
[11] Kasas / 5-6
[12] Bihar, c.52, s.26; Kemal-ud Din
[13] Bihar, c.52, s.78; Kemal-ud Din, Saduk
[14] İhticac, Tabersi, c.2, s.297; Kemal-ud Din
[15] Ulel’ul Şerayi, Saduk / 246
[16] a.g.e
[17] Tevbe / 105
[18] İhticac, Tabersi, c.2
[19] Muntahab’ul Eser / 271
[20] Kemal’ud Din, c.1, s.265
[21] İhticac, Tabersi, c.2, s.281; Kemal’ud Din, Saduk
[22] Bakara / 261
[23] Enbiya / 87
[24] Saffat / 143-144
[25] Ankebut / 14
[26] Hayat’ul Kulub, Allame Meclisi, c.1
[27] Bihar, c.51, s.132; Kemal-ud Din, Saduk
[28] Bihar, c.52, s.281
[29] Kasas / 5
[30] Enbiya / 105
[31] Araf / 128
[32] Araf / 137
[33] Hadid / 25
[34] Saf / 9
[35] Neml / 40
[36] Nur / 55
[37] Bihar, c.53, s.118; Tefsir-i Ali b. İbrahim
[38] Yunus / 20
[39] Hud / 93
[40] Kemal-ud Din, Saduk
[41] Bihar, c.52, s.123
[42] Nur / 55
[43] Araf / 128
[44] Enbiya / 105
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 12:53


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.