aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | USUL-U DİN | 5. MEAD

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10-15-2008, 10:10
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Berzah Hakkında Hadis ve Açıklmalar...

BERZAH


Allah Teala Müminun suresi 100. ayetinde Berzah aleminin dehşetli ve korkunç makamına işaret etmektedir: “Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.”

Hz. Sadık (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah'a andolsun ben sizler için berzahtan korkmaktayım!”


Ravi, “Berzah nedir?”diye sorunca da şöyle buyurdu:

“Berzah ölünce kıyamete kadar kalınan kabirdir.”[1]

Kutb-i Ravendi’nin “Lübb’ul-- Lübab” kitabından şöyle bir rivayet nakledilmiştir: “Ramazan ayında her cuma akşamı ölüler yüksek sesle bağırarak şöyle derler: Ey ehlim! Ey çocuklarım! Ey yakınlarım! Bize her hangi bir şeyle merhamet edin, Allah size rahmet etsin, bizi hatırlayın, unutmayın, bize acıyın, garipliğimize merhamet edin, şüphesiz ki biz dar bir zindan, keder, gam ve zorluk içinde yaşamaktayız. O halde sizler de bizim gibi olmadan bize acıyın, duanızı esirgemeyin, bizim için sadaka verin, belki bu vesileyle Allah bize rahmet eder.

Ey Allah'ın kulları! Biz de sizin gibi güçlüydük, sözlerimizi duyun, bizleri unutmayın, sizin içinde bulunduğunuz refahı biz de yaşadık, biz onları Allah yolunda harcamadık, hakkı engelledik, onlar bizim için günah oldu, başkalarına fayda verdi. Bize bir dirhem, bir parça ekmek veya herhangi bir şeyle merhamet edin, yakında siz de nefsinize ağlayacak, fayda görmeyeceksiniz. Nitekim biz de ağlıyor ama fayda görmüyoruz, o halde bizim gibi olmadan, çalışın” [2]


Cami’ul- Ahbar'da ashaptan bazısının naklettiğine göre Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize hediye gönderin.”

Ashap, “Ölülerin hediyesi nedir?” diye sorduklarında da şöyle buyurdular:

“Sadaka ve duadır; müminlerin ruhu her cuma dünya semasına evlerinin karşısına iner, hüzünlü bir sesle ağlayarak feryat eder: ‘Ey ehlim! Ey babam! Ey annem! Ey yakınlarım! Bizlere merhamet edin, Allah da sizlere merhamet etsin, elinizde olan şeyler bize azap ve hesap oldu, faydası ise başkalarına ulaştı, bize bir dirhem, bir parça ekmek veya bir elbiseyle de olsa merhamet edin, Allah da size ziynet elbisesi giydirsin.”

Resulullah (s.a.a) de, biz de hep birlikte ağladık. Hz. Peygamber konuşamayacağı derecede hüngür hüngür ağlladıktan sonra şöyle buyurdular:

“Onca nimet ve sevinçten sonra bu toprakta çürüyenler de sizin din kardeşlerinizdir. Kendi canları hakkında azap ve helak korkusuyla şöyle feryad ediyorlar:

‘Eyvahlar olsun bize, eğer elimizde olan şeyleri Allah'a itaat ve rızayeti yolunda harcamış olsaydık şimdi size muhtaç olmazdık.’ Sonra hasret ve pişmanlıkla geri dönerek şöyle feryad ederler: “Çabuk ölülerin sadakalarını gönderin.” [3]

Adı geçen eserde Hz. Peygamber’den yine şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bir melek, ölü için verdiğiniz her sadakayı, parlak nuru yedi kat göklere erişen bir testi içerisine alır, kabrin kenarında durur ve şöyle feryad eder: ‘Selam olsun üzerinize ey kabir ehli! Yakınlarınız sizlere şu hediyeleri gönderdi.’ Ölü de onu alır kabrine koyar, böylece kabri genişler.”


Hz. Peygamber (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdular:

“Bilin ki, ölüye sadaka vermekle de olsa merhamette bulunan kimseye, Allah nezdinde Uhud dağı kadar mükafat verilir, Allah'ın arşından başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah'ın arşının gölgesinde olur, böylece bu sadakayla hem ölü hem de canlı kurtuluşa erer.” [4]

Söylenildiğine göre birisi Horasan Emirini rüyasında görüyor. Emir yalvarıp yakararak şöyle diyor:

“Köpeklerinizin önüne attığınız şeylerle de olsa bana bir şeyler gönderin, ona bile muhtaç durumdayım.” [5]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-15-2008, 10:13
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Allame Meclisi (r.a) Zat’ul- Mead kitabında şöyle buyuruyor:

“Ölüleri unutmamak lazım; zira hayırlı işlerden mahrum durumdalar, mümin kardeşleri yakınları ve çocuklarına ümit bağlamışlar, dört gözle onların ihsanlarını bekliyorlar. Özellikle de gece namazlarında, farz namazlardan sonra ve kutsal mekanlarda dualarını bekliyorlar, anne ve babaya diğerlerinden daha çok dua etmek ve hayırlı işler yapmak gerekir.

Rivayetlerde yer aldığına göre bazı evlatlar anne babaları hayattayken kötü olsalar da onlar öldükten sonra kendileri için yaptığı iyi işler sebebiyle hayırlı evlat olabilirler; hakeza anne babaları hayatta iken iyi olan evlatlar da yapması gereken hayırlı işleri az yaptıkları hasebiyle kötü evlat olurlar; anne baba için yapılacak başlıca hayırlı işler onların borçlarını ödemek, İlahi ve insani haklarını eda etmek, haç ve benzeri kazaya kalan ibadetlerini bizzat veya birini kiralamak suretiyle eda etmektir. [6]


Sahih rivayette yer aldığına göre İmam Sadık (a.s) her gece kendi evladı için ve her gün de anne babası için iki rekat namaz kılardı. Birinci rekatında Kadir suresini, ikinci rekatında ise Kevser suresini okurdu. [7]

İmam Sadık (a.s) senedi sahih bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Ölü darlık ve şiddet içinde olduğunda Allah Teala ona genişlik verir, darlıktan kurtarır ve ona; “Sana verilen bu genişlik falan mümin kardeşinin senin için kıldığı namaz sebebiyledir” denir.


Ravi, “İki rekat namaza iki ölüyü ortak kılabilir miyiz?” diye sorunca da İmam (a.s); “Evet” diye buyurdu.

Daha sonra şöyle buyurdu: “Canlı hediyeye sevindiği gibi, ölü de kendisi için yapılan dua ve istiğfarlarla genişlik bulur ve sevinir.” [8]

Yine şöyle buyurmuşlardır: “Namaz, oruç, hac, sadaka, dua ve diğer hayırlı ameller kabirdeki ölüye ulaşır. Bu amellerin sevabı hem ölüye, hem de o hayır ameli yapana yazılır.”


Başka bir hadiste şöyle buyurmuşlardır: “Müslümanlardan her kim bir ölü için salih amel yaparsa, Allah Teala onun sevabını kat kat verir ve ölü de o amelden faydalanır.” [9]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10-15-2008, 10:18
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Başka bir rivayette de şöyle yer almıştır: “Her hangi bir şahıs bir ölü için sadaka verdiğinde, Allah Teala Cebrail'e yetmiş bin melekle o ölünün kabrine gitmesini emreder, herbirinin elinde ilahi nimetlerle dolu bir tabak bulunur ve ona şöyle derler: ‘Selam olsun sana ey Allah'ın dostu, bu falan müminin sana gönderdiği hediyedir.’ Böylece kabri aydınlanır ve Allah (c.c) Cennet'te ona bin şehir ikram eder, onu bin huri ile evlendirir, ona bin elbise giydirir ve onun bin ihtiyacını giderir.” [10]

Ben de burada bir kaç faydalı hikaye ve sadık rüya nakletmeyi uygun görüyorum; sakın bunlara itinasızlık etme, sakın onları boş rüyalardan veya çocuklara nakledilen hikayelerden sanma, biraz düşün, iyice düşünecek olursan kafandan aklın, gözünden uykun kaçar:


Bütün efsaneler, uyku getirir;

Benim efsanem ise, uyku kaçırır.


“Şeyhimiz Sıkatu'-İslam Nuri (r.a), “Dar’us- Selam” kitabında büyük alim Seyyid Ali b. Hasan el- Hüseyini el- İsfahani'nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Allame babam vefat edince ben Necef'teydim. Ben ilim tahsiliyle meşgul idim. Babamın işlerine bazı mümin kardeşler baktığı için ben detayından habersizdim. Yedi ay sonra da annemi kaybettim. Annemin cenazesini de Necef'e getirip gömdüler. Bir gece rüyamda babamı gördüm. Oturduğum odaya geldi, ben hemen kalkıp kendisini selamladım. Odanın baş köşesine oturarak benim hal ve hatırımı sordu. O an öldüğünü de bildiğim için, “Siz İsfahan'da vefat ettiniz, buraya nasıl geldiniz?”diye sordum.

Babam şöyle dedi: “Evet vefat ettikten sonra beni Necef'e naklettiler ve şu anda mekanımız Necef'tedir.”

Kendisine; “Annem de yanında mı?”diye sordum.”Hayır!”deyince dehşete kapıldım. Bana; “O da Necef'tedir, ama başka bir mekandadır.” deyince, babamın alim olduğu için annemden daha üst bir makamda olduğunu anladım. Daha sonra babamın hal ve hatırını sordum, şöyle buyurdu: “Ben daha önce darlık ve sıkıntıda idim, ama şimdi Allah'a hamdolsun durumum iyidir. O darlık ve sıkıntılar genişlik ve ferahlığa dönüştü.”

Ben şaşkınlık içinde bunun nedenini sorunca da şöyle dedi: “Hacı Rıza adında birine borcum vardı. Bu yüzden durumum kötüleşti.”

Büyük şaşkınlıkla uykudan uyandım, korku içinde babamın vasisi olan kardeşime bir mektup yazarak gördüğüm rüyayı anlattım, babamın gerçekten Hacı Rıza'ya borcunun olup olmadığını öğrenmesini istedim, kardeşim babamın borç defterinde böyle bir borcunun olmadığını söylediyse de bizzat o şahsa gidip sormasını istedim, kardeşim sorunca Hacı Rıza kendisine şöyle demiş: “Evet, benim babandan onsekiz tümen alacağım vardı ve bunu Allah'tan başka kimse bilmiyordu, baban vefat edince bu borcunu defterine yazmadığını öğrendim, iddia edecek olsaydım bile isbat edemezdim, onun borç defterine yazdığını zannetmiştim, herhalde müsamaha etmiş, dolayısıyla ben de alacağımdan ümidimi kestim.”


Kardeşim gördüğüm rüyayı ona anlatmış ve borcunu ödemek istemiş, Hacı Rıza ise babamın bu şekilde borcunu haber vermesinden dolayı hakkını helal edip almaktan vazgeçmiş. [11]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-15-2008, 10:20
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Hakeza büyük üstadım Nuri Hacı Molla Ebu’l Hasan “Dar’us- Selam” kitabında Mazenderani'den şöyle söylediğini nakletmektedir:

“Benim Molla Cafer adında Tilk'li büyük bir alim dostum vardı, veba salgınında bir çok insan ölmüş ve bu dostumu vasileri olarak tayin etmişlerdi. Molla Cafer onların vasiyeti üzere mallarını toplamış ama gerekli yerlere harcamadan ölmüştü, dolayısıyla mallar zayi olmuş, gerekli yerlere ulaştırılmamıştı.


Günün birinde Allah bana İmam Hüseyin (a.s)'in kabrini ziyaret etmeyi nasip etti, Kerbela'da bir gece rüyamda ateşler içinde yanan, boynuna zincir vurulmuş birini gördüm, zincirin iki tarafında iki şahıs durmuştu, boynunda zincir olan adamın dili uzamış, göğsüne kadar sarkmıştı, beni görünce yanıma geldi, yaklaştığında dostum Molla Cafer olduğunu gördüm, haline şaşırdım, benimle konuşmak ve yardım istediyse de o iki şahıs zincirin iki tarafından çekerek onu geriye attılar, konuşmasına izin vermediler, bu durum tam üç defa aynı şekilde cereyan etti, ben bu durumdan korkuya kapıldım ve çığlık atarak uyandım, çığlığımdan yanımda yatan bir alim de uyandı, ona gördüğüm rüyayı anlattım, o anda haremin kapıları açıldı, birlikte gidip ziyaret etmemizi ve dostum Molla Cafer için Allah'tan bağışlanma dilememizi istedim. İmam Hüseyin'in kabrini ziyaret ettik ve yapmak istediklerimizi yaptık ve bundan tam yirmi yıl geçti, ben Molla Cafer'in halkın malındaki kusuru sebebiyle bu hale geldiğini anladım.

Daha sonra Allah'ın lütfuyla Hacca gittim, Medine'ye dönerken hastalandım, yürüyecek halim yoktu, arkadaşlarıma beni yıkamalarını, elbiselerimi değiştirmelerini ve omuzlarına alarak Resulullah'ın kabrini ziyarete götürmelerini istedim. Arkadaşlarım da isteğimi yerine getirdiler, Resulullah (s.a.a)'in haremine varınca bayıldım, arkadaşlarım beni orada bırakıp kendi işlerine döndüler, uyanınca yeniden sırtlayıp Hz. Resulullah'ın kabrinin yanına götürdüler, oradan da arka taraftan Hz. Fatıma'nın evinin yakınına götürdüler, orada oturup ziyarette bulundum ve iyileşmem için Hz. Fatıma'ya tevessülde bulundum.


Hz. Fatıma (a.s) rivayetlerde yer aldığı üzere Hz. Hüseyin'i çok seviyordu, ben ise Kerbela'da Hz. Hüseyin'in kabrinin yakınında oturuyordum, bu vesileyle Hz. Fatıma'ya tevessül ederek Allah'tan kendim için şifa diledim, daha sonra Hz. Resululah'a teveccüh ederek hacetlerimi arzettim, Resulullah'tan vefat eden dostlarım için şefaat diledim, isimlerini tek tek zikredince aklıma daha önce rüyasını zikrettiğim dostum Molla Cafer geldi, çok üzüldüm, onun için bağışlanma ve şefaat diledim, onun için elimden gelen her şeyi yaptım.

Biraz hafifleyince yardım almaksızın eve döndüm, Hz. Fatıma'nın bereketiyle iyileştim, Medine'den ayrılmak üzereyken Uhut'ta konakladım, Uhut şehitlerini ziyaret ettikten sonra orada uyudum, rüyamda yine dostum Molla Cafer'i gördüm, bu defa oldukça sevinçliydi, beyaz elbiseler giymiş sarık takmış elinde bir baston vardı, bana selam verip şöyle dedi:
“Merhaba gerçek dostum, dost dediğin senin gibi olur, ben bunca yıldır darlık, bela ve şiddet içindeydim, sen ziyaretten dönünce ben de kurtuldum, iki üç gündür beni yıkayıp temizlediler, pisliklerden arındırdılar, bu elbiseleri bana Hz. Peygamber, bu abayı da Hz. Fatıma gönderdi, Allah'a şükür rahatlığa ve güzelliğe eriştim, ben seni uğurlamak ve müjdelemek için geldim. Sağ salim ehline döneceksin ve onlar da sağlık ve afiyet içindeler.”

Uykudan uyandım büyük bir sevinçle Allah'a şükrettim. [12]
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-15-2008, 10:27
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Merhum Şeyh de şöyle buyurmuştur: “Akıllı ve bilgili insan bu rüyanın inceliklerini düşünmek zorundadır, zira bu rüyadaki sırlar insanın kalp körlüğünü ve basiretsizliğini gidermektedir.”

Hakeza büyük Şeyh Hacı Molla Ali, değerli babası Hacı Mirza Halil Tehrani'den şöyle dediğini nakletmektedir: “Ben Kerbela'daydım, annem ise Tahran'da. Gece rüyamda annemi gördüm, annem yanıma gelip bana şöyle dedi: “Ey oğlum! Ben öldüm, beni sana doğru getirdiler ve burnumu kırdılar.”

Korku içinde uyandım, bir kaç gün sonra da dostlarımdan bir mektub aldım. Mektupta şöyle yazılıydı: “Annen vefat etti, cenazesini sana yolladık.”

Daha sonra yetkililer annemin cenazesini teslim almışlar ve benim Necef'te olduğumu sanarak bir kervansaraya yerleştirmişlerdi. Böylece rüyamın doğru olduğunu anlamıştım. Ama henüz şaşkındım ve annemin; “Burnumu kırdılar.” sözünü anlayamamıştım. Annemin cenazesini teslim aldığımda gerçekten de burnunun kırıldığını gördüm.

Sebebini sorunca da bana şöyle dediler: “Biz kervansarayda annenin tabutunu oradaki diğer tabutların üstüne koymuştuk. Daha sonra izdiham nedeniyle cenaze yere düşmüştü. Belki burnu bundan dolayı kırılmış olabilir. Bundan başka bir bildiğimiz yok.”

Annemin cenazesini getirip Hz. Ebu'l-Fazl'ın kabrinin karşısında bir yere koydular. Ben şöyle arzettim: “Ey Ebu'l-Fazl! Annem namaz ve orucunu hakkıyla eda edemedi. Şimdi de sana geldi ve ben onun elli yıllık namaz ve orucunu kaza edeceğim. Ne olur şefaat et de azap ve eziyetten kurtulsun.”

Daha sonra onu defnettik. Ama sözünü verdiğim kaza oruç ve namazlarını eda etmede gevşek davrandım.


Bir gece rüyamda evimizin kapısında kavga ve gürültü olduğunu gördüm. Çıkıp ne olduğunu anlamak istedim. Aniden kapıda annemin bir ağaca bağlanıp kırbaçlandığını gördüm. Neden kırbaçladıklarını sorunca da şöyle dediler: “Biz Ebu'l Fazl tarafından, şu miktar para verene kadar onu dövmekle görevliyiz.”

Ben eve dönüp istedikleri parayı aldım ve kendilerine verdim. Annemi ağaçtan çözüp eve getirdim, hizmet etmeye başladım.

Uyanınca benden aldıkları paranın elli yıllık ibadet için verilen para miktarınca olduğunu anladım. Hemen o miktar parayı alıp, “Riyaz” kitabının yazarı Seyyid Ali'ye verdim ve şöyle dedim: “Bu elli yıllık ibadet parasıdır. Rica ediyorum bunu annem için gerekli yere verin.”[13]


Hakeza o büyük zat değerli babasından şöyle nakletmektedir: “Tahran'daki hamamlardan birinde oruç tutmayan ve namaz kılmayan bir hizmetçi vardı. Bir gün mimarlardan birinin yanına gelip kendisi için yeni bir hamam yapmasını istedi, mimar; “Nereden para getireceksin?” diye sordu.

Hizmetçi; “Seni ilgilendirmez sen paranı al ve bir hamam yap”dedi. O mimar da ismi Ali Talip olan bu hizmetçiye güzel bir hamam yaptı.


Merhum Hacı Molla Halil şöyle diyor: “Necef'te iken rüyamda Ebu Talip'in Necef'e, Vadi-i Selam'a geldiğini gördüm, şaşırarak, “Sen nasıl bu mukaddes mekana geldin; halbuki ne namaz kılıyor, ne de oruç tutuyordun?”diye sordum.

O şöyle dedi:Ey falan! Ben öldüm ve beni zincirlere vurarak azap etmeye götürdüler, Hacı Molla Muhammed Kirmanşahi benim adıma kazaya kalan hac, oruç, namaz, zekat ve kul haklarının hepsini eda edecek bir vekil tuttu. Böylece üzerimde hiçbir hak bırakmadı ve beni kurtardı, Allah ona iyi mükafatlar versin.”

Korku içinde uyandım, bir müddet sonra Tahran'dan gelen birilerine Ali Talip'i sordum, onlar da bana rüyamda gördüğüm gibi her şeyi tıpatıp anlattılar. Hac, namaz ve oruç için tuttuğu vekillerin isimleri bile aynıydı, dolayısıyla bu sadık rüyama şaşırdım.”[14]


Şüphesiz bu rüya da, oruç, namaz, haç ve diğer hayır işlerin ölüye ulaştığını söyleyen rivayetleri tasdik etmektedir. Ölü darlık ve şiddet içinde kalınca salih ameller vasıtasıyla rahatlığa ermektedir.

Hakeza, “Alemde ölen her müminin ruhunu Vadi-i Selam'a götürürler.”[15] hadisini de doğrulamaktadır. Bazı rivayetlerde de, “Onların halkalar şeklinde oturduğunu ve birbirine hadis naklettiklerini görür gibiyim.”diye yer almıştır.

Rüyada sözü edilen Molla Muhammed Kirmanşahi ise hadis alimlerinden ve Tahran'ın salih zatlarından biridir.


Büyük alim Kadı Said Kummi'nin Erbainat kitabında şöyle nakledilmiştir: “Bize güvenilir kimseden ulaştığına göre, büyük üstat Şeyh Amili bir gün İsfahan mezarlığında yaşayan bir arif dostunu ziyarete gitti. O arif şahıs şeyhe şöyle dedi:

“Ben bu mezarlıkta önceki gün ilginç bir şey gördüm, bir grup insan, ölülerini götürüp defnettiler, bir müddet sonra bu aleme ait olmayan çok güzel bir koku hissettim, şaşırıp kaldım, kokunun nereden geldiğini anlamak için etrafıma bakındım, aniden padişahların elbisesini giyinmiş güzel yüzlü bir gencin az önceki mezarlığa doğru gittiğini gördüm, bu olaya şaşırdım, kabrin yanına oturunca da yok oldu, adeta kabirden içeri girmişti. Çok geçmeden bu defa her tarafa yayılan kötü bir koku aldım, bu defa bir köpeğin o gencin ardından gittiğini, kabre yaklaştığını ve kaybolduğunu gördüm. Donup kalmıştım, aniden o genç dışarı çıktı, bu defa oldukça kötü ve yaralı bir bedenle geldiği yerden geri döndü.

Ben ardından gittim ve ondan gerçeği bana anlatmasını istedim, bana şöyle dedi: “Ben bu ölünün salih ameliyim, mezarda da onunla olmakla görevliydim, ardından kabre giren o köpek ise onun kötü amelleriydi, ben onu dışarı çıkarmak ve görevimi yapmak istedim, o köpek beni ısırdı, yaraladı, onunla olmama izin vermedi. Artık mezarda onunla kalamadım, dışarı çıkıp onu yalnız bıraktım.”

Bu mükaşefe ehli arif, olayı nakledince şeyh şöyle dedi: “Doğru söylüyorsun, biz amellerin tecessümüne ve hal ile uygun şekillenmesine inanıyoruz.” [16]


Bu hikayeyi, Şeyh Saduk'un “Emali” kitabının başında naklettiği ve bizim özetle verdiğimiz şu rivayet de tastik etmektedir:

“Kays bin Asım, Temimoğulları'ndan bir grup insanla birlikte Resulullah'ın huzuruna vardı, Resulullah'tan kendilerine faydalı öğütlerde bulunmalarını istedi. Hz. Peygamber de onlara nasihat etti, bu cümleden olarak şöyle buyurdu:

“Ey Kays! Seninle defnedilen canlı bir arkadaşın olacaktır, sen de onunla defnedileceksin, ama sen ölüsün, eğer o kerim olursa sana ikram eder ve eğer aşağılık olursa seni yalnız bırakır, onunla haşr olursun, onunla sorgulanırsın, o halde onun salih olmasına çalış; zira eğer salih olursa onunla dost olursun; eğer fasit olursa ondan dehşete kapılırsın ve o senin amelindir.”


Kays şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Bu öğütün şiir diliyle söylenmesini istiyorum, böylece onunla yakınımızdaki Araplara övünür ve hem de onu azık edinmiş oluruz.”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-15-2008, 10:30
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Resulullah (s.a.a) de bunun için, şair olan Hasan bin Sabit'i çağırdı, Selsal bin Delhemes, Hasan bin Sabit gelmeden o öğütü şiir diliyle ifade etti ve şöyle dedi:

İşlerinden bir dost seç,

Şüphesiz mezardaki dost insanın amelidir,

Ölümden sonra için onu hazırlaman gerekir,

İnsanı çağırdıkları ve icabet ettiği gün için.

Eğer bir şeyle meşgul isen,

Allah'ın razı olmadığı şey olmasın.

İnsana ölümünden önce ve sonra,

Sadece ameli olur arkadaş.

Bil ki insan ehlinin misafiridir,

Az bir müddet kalır sonra göçer.


Şeyh Saduk (r.a) İmam Sadık(a.s)'ın Hz. Peygamber (s.a.a)'den şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

“Hz. İsa kabirde azap gören birinin yanından geçti, ertesi yıl yine oradan geçerken o şahsın azaptan kurtulduğunu gördü, Allah'a şöyle arzetti: “Ey Allah'ım, geçen yıl buradan geçince sahibinin azapta olduğunu gördüm, bu yıl ise azaptan kurtulduğunu görüyorum, bunun hikmeti nedir?”

Hz. İsa'ya şöyle vahyedildi: “Ey Ruhullah, bu kabir sahibinin salih bir oğlu vardı, buluğ çağına erince bir yol yaptı, bir yetime sahip çıktı, ben de oğlunun bu ameli sebebiyle onu affettim.” [17]


[1] - Sefinet’ul- Bihar, c. 1 s. 268.

[2] - Sefinet’ul- Bihar c. 8 s. 132.

[3] - Camiu'l-Ahbar s. 1979.

[4] - Camiu'l-Ahbar, s. 197

[5] - Sefinetu'l-Bihar c. 8, s. 133

[6] - Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 59

[7] - Zad’ul- Mead, s.573-574.

[8] - Zad’ul- Mead/ 573-574.

[9] - Zad’ul- Mead/573-574.

[10] - Zad’ul- Mead/ 574

[11] - Dar'us-selam c. 2, s. 165.

[12] - Darus'selam c. 2, s. 155

[13] - Daru's-Selam c. 2 s. 245

[14] - Dar'us Selam c. 2, s. 244

[15] - Bihar’ul- Envar c. 6, s. 268

[16] - Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 111

[17] - Bihar’ul- Envar, c. 6, s. 220.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-11-2014, 05:13
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Berzah Alemi ve Özellikleri

Berzahın Anlamı

Allah, ölecekleri vakit onların canlarını alır. Ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar)...

Berzah kelimesi, aslında iki şey arasındaki engel veya vasıta anlamına gelir. İki şey ve iki konak arasında bulunan hususa "berzah" derler. Keza iki deniz arasında bulunan kara parçasına da "berzah" denir. Yine tatlı ve tuzlu su arasında bulunup bu ikisinin karışmasına engel olan sınırın adı da berzah'tır.

Burada, berzahtan maksat, dünya ile ahiret arasında bulunan âlemdir ve her insanın ölümünden başlayıp kıyamet gününün vukuuna kadar devam etmektedir. Buna göre, şu anda berzah âlemi mevcuttur. Ölen kimseler bu âlemde bulunmaktadırlar. Başka bir deyişle; insan öldüğünde, onun bedeni ölür. Ama ruhu, bedeninden ayrı kalır ve canlıdır. Ruh cismin avarızından (araz, cisme arız olan bir şey) olmadığından dolayı, cismin ölmesiyle ölmez. Aksine "müstakil bir cevher"dir (bağımsız bir özdür) ki cismin yokluğunda da kendi kalıcılığını, varlığını sürdürebilmektedir. Keza cismin ölümünden sonra da "berzah" denen bir âlemde karar kılar ve gerçekte, görünmeyen bir şekilde kendi cismiyle irtibatı vardır.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11-11-2014, 05:17
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Berzah Âleminin Görünümü

İnsan ruhu, dünya hayatının sona ermesiyle "latif bir cisimde" karar kılar ki, o cisim maddi cismin birçok arazlarından uzaktır. Buna "misâlî beden" veya "misâlî kalıp" derler. Ne tamamen mücerrettir, ne de sırf maddidir. Belki "berzahî tecerrüd" (berzaha has bir nevi mücerretlik)tir. (Örneğin: Suyun bir saksının içinde bulunmasıyla bir naylon poşetin içinde bulunmasının farklı olduğu gibi. İlki kalın bir cismin, ikincisi ise latif bir cismin içinde bulunmaktadır. Suyun, naylonun dışından görüldüğü gibi, bazıları da berzahî suretleri/şekilleri görebilirler.) Elbette madde âleminin zindanında esir olarak yaşayan bizler için bu konunun apaçık anlaşılması mümkün değildir; ama biraz da olsa anlaşılabilmesi için bilginler bu durumu uyku haline benzetmişlerdir.

Allame Meclisi’nin dediğine göre berzah âleminin uyku ve rüyaya benzetilmesi, birçok hadiste zikredilmiştir.

Her insan rüya âleminde, ruhunun, kalıbından yararlanarak bazen çok geniş ve güzel yerlere gittiğini, oralarda görkemli manzaralarla ve birçok nimetlerle karşılaştığını, onlardan istifade edip lezzet aldığını görmüştür. Bazen de tersine korkunç manzaralar görüp çok korkmuş, rahatsız olmuş ve bağırıp ağlayarak uykudan uyanmıştır.

Bu benzetmeye (rüya âlemi) dikkat edildiğinde, berzah âleminin görünümü, bir miktar daha kolay anlaşılır. İsminden de anlaşıldığı üzere “misali cisim”, bu bedenin benzeridir. Ama bu yoğun maddeli unsura sahip değildir. Belki nurani, maddeden ve bu âlemin bilinen unsurlarından soyut latif bir cisimdir.

Bazılarına göre: “Misalî kalıp” herkesin bedeninin bâtınında vardır ve sonuçta ölüm anında bedenden ayrılarak kendi “berzah” hayatına başlamış olur. Buna göre ruh, ölümden sonra "tenasuh" meydana gelmesin diye ayrı bir bedene intikal etmez. Belki, kendi batınında bulunan misâlî kalıbına intikal etmektedir.[1]

Hadislerde de “misâlî cisme” işaret edilmiştir. Bunlardan birinde; birisi İmam Cafer Sadık'a (a.s):

"Bazıları müminlerin ruhlarının, arşın etrafında bulunan yeşil renkli kuşların kursaklarında bulunduğuna inanıyorlar?" diye sorar. İmam da şöyle buyurur:

"Bu inanç doğru değildir. Mümin, Allah katında onların ruhlarını, kuşların kursaklarına koymasından daha kıymetlidir. Belki ruhları önceki bedenlerine benzer (bir) bedendedir." [2]

Yine İmam şöyle buyurmuştur:

"Allah Teâlâ müminin ruhunu aldığı vakit onu dünyadaki “kalıbına” benzer bir kalıba yerleştirir."

Sonra İmam şöyle devam etti:

"Bu ruhlar, (berzah kalıbında) yiyip içerler, birisi onların (yanına) geldiğinde, onu dünyada olduğu şekliyle tanırlar." [3]

Bu hadislere göre, müminlerin berzah âlemindeki ruhları, berzah cennetinin bağlarında ve odalarındadırlar. Kâfirler ve mücrimlerin ruhları ise, berzah ateşi ve azabına müptela olmuşlardır ve Yemen'de bulunan Hadramevt'te, Berehut (Berehevt) denilen yerde dururlar. [4] Müminlerin ruhları ise Necef-i Eşref'te bulunan Dâru’s-Selâm'dadır.[ 5]

Kaynaklar:
[1]- Bu bahsin açıklamasını, Peyâm-i Kur’ân adlı konulu tefsirden okuyabilirsiniz: c. 5, s. 461-465.
[2]- Furû-i Kâfî, c. 3, s. 244.
[3]- age, s. 245.
[4]- age, s. 244-246.
[5]- Bihâr, c. 6, s. 243.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-11-2014, 05:20
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Kur'ân ve Hadislerde Berzah Âleminin Uykuya Benzetilmesi

Zümer Sûresi 42. âyette şöyle buyurulur:

"Allah, ölecekleri vakit onların canlarını alır. Ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanın ruhunu tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir."

Bu ayet-i kerime açıkça ölüm ile uykunun aynı cinsten olduğunu beyan etmektedir. Allah Teâlâ, her iki durum (ölüm ve uyku)da da canı almaktadır. Şu farkla ki; Allah Teâlâ eceli erişen kimsenin ruhunu tutar. Eceli gelmeyenin ruhunu da uyandığında belirli bir vakte kadar salıverir.

Hadislerde de ölümün uykuya benzetilmesi, birçok yerde geçmiştir. Burada bir tanesini örnek olarak zikrediyoruz:

Birisi İmam Cevad’a (a.s): “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, İmam cevap olarak şöyle buyurdu:

"Ölüm, her gece yaşadığın uyku gibidir. Ama şu farkla ki ölümün müddeti uzundur ve insan bu uykudan kıyamet gününde uyanacaktır. Rüya âleminde rüya gören insanlar, türlü sevinçler, dehşetler ve zorluklarla karşılaşırlar. Ölüm âleminde de böyledir ve insanın başına acı ve tatlı hadiselerin gelmesinin başlangıcı, işte bu ölümdür. Kendinizi ona hazırlayın." [1]

Elbette şu hususu da hatırlatmada yarar var: Berzah âlemi, âhiret ve kıyametle kıyaslandığında bir açıdan, bir çeşit uykudur. Ama dünya hayatına kıyasla, dünya hayatından daha geniş bir hayata sahiptir. Bu yüzden hadislerde şöyle geçer:

İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.

Kaynak:
[1]- Meânî’l-Ahbâr, İntişârât-ı İslâmî baskısı, s. 289.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 02-05-2015, 05:57
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kur'ân Açısından Berzah

Kur'ân-ı Kerim'de, üç yerde "berzah" kelimesi geçer. Bunlardan ikisinde (Furkan: 53 ve Rahman: 20) bu kelime, denizdeki tatlı ve tuzlu su arasında "perdeleyen ve engelleyen sınır" anlamındadır ve iki tür suyun birbirine karışmasını engellemektedir.

Fakat bir yerde (Mü’minûn: 100. âyette) berzah âlemini ifade etmektedir ve açıkça şöyle buyurulmaktadır:

"Onların önlerinde, diriltilip güne kadar bir berzah vardır."

Diyebiliriz ki; bu ayet ve birçok hadiste geçen berzah kelimesi, ölümden sonra, kıyamet gününe kadar olan berzah âlemi'ni ifade etmektedir.

Yukarıda zikredilen ayete ilave olarak Kur'ân-ı Kerim'de, berzah âlemiyle ilgili birçok ayet de vardır. Açıkça veya işaret yoluyla berzah âleminden söz edilmiştir. Burada birkaç ayeti zikredelim: Bir kısmı, salih kulların berzah âlemindeki mükâfatlarının beyanı hakkında, bir kısmı ise salih olmayanların berzah âlemindeki azapları hakkında açıklık getirmektedir.

1. Ayet:

"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlar arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir." [1]

Bu ayetin bir benzeri de Bakara: 154’te zikredilmiştir.

2. Ayet:

(Âl-i Yasin’in mümini Habib-i Neccar zalimlerin eliyle şehadete eriştiğinde Allah tarafından) Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." [2]

3. Ayet:

"Ateş; sabah-akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün; Firavun'un etrafındakileri, azabın en şiddetli olanına sokun, (denecek)." [3]

Firavunun sunulduğu sabah ve akşam azabı, onların berzah azabıdır.

Nuh: 25’de ve Mümin: 11’de de berzah âlemi söz konusu edilmiştir.

4. Ayet:

"Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin." [4]

Bu ayette de kıyametten önce ve ölümden sonraki âleme, yani berzah âlemine işaret edilmiştir. Günahkârlar, (bu dünyaya) dönüp telafi etmeyi temenni ederler. Onlara cevap olarak, dönüşün olamayacağı bildirilmektedir. Bu ayetin devamında ve Müminun: 100. ayetinde de bu cevap zikredilmiştir.

Çok sayıdaki bu ayetlere ilave olarak; Kur'ân-ı Kerim'de ölüm hakkında “teveffi” (yani ruhun alınması ve tutulması, ölüm değil) tabiri olarak kullanmıştır.

Örnek olarak Zümer Sûresi 42. ayette şöyle geçer: "Allah canları ölüm anında alır." Bu tabir de cismin ölümünden sonra insan ruhunun canlı oluşunu beyan etmektedir.

5. Ayet:

"Bunlar (Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi), hataları dolayısıyla suda boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. O vakit Allah’ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar." [5]

Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi, boğulduktan hemen sonra aralıksız cehennem ateşine girmişlerdir. Açıktır ki henüz kıyamet gününün cehennemi oluşmamıştır. Buna göre bu cehennemden maksat, berzah âleminin cehennemidir.

[1]- Âl-i İmrân: 169-170
[2]- Yasin: 26-27
[3]- Mü’minun: 46
[4]- Münafikûn: 10
[5]- Nuh: 25
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Alt 06-04-2015, 01:26
elif gibi elif gibi isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2012
Mesajlar: 146
elif gibi is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Cafer Sâdık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
İnsanın cenazesi defnedildikten sonra, Nekir ve Münker adlı melekler onun yanına gelirler. Sesleri gök gürültüsü gibi, gözleriyse şimşek gibi dikilmiştir. Yeri dişleriyle yara yara ve kıllı ayaklarıyla pür-şiddet döve döve ölünün yanına gelirler. Şüphesiz ki onların ölüye karşı davranışları, ölünün iman ve sapkınlığı esası üzere olacaktır. Onların halis mümine karşı görünüş ve davranışlarıyla, halis küfür ehli olana görünen çehreleri ve davranışları farlı olacaktır.İmam Ali (a.s) hutbelerinden birinde şöyle buyurmuştur:
Ölen şahıs Nekir ve Münker adlı iki meleğin sorduğu suallerin cevabında aciz kalırsa, onlar, ellerinde bulunan gürzle onun başına öyle sert vururlar ki, insanların ve cinlerin dışındaki tüm hayvanlar bunu duyunca vahşileşirler. Daha sonra ona şöyle derler: “En kötü vaziyette yat!” O, kabirde öyle bir sıkılır ki, beyni, tırnakları arasından akar gider ve yılanlar, akrepler ve böcekler kıyamet gününe kadar ona eziyet ederler. Bu minval üzere kabrin sıkmasından kurtulmak için, kıyamet gününün bir an evvel olmasını arzu eder.
Ebu Basir’in İmam Cafer Sâdık'la (a.s) yaptığı sohbetlerinden birinde şöyle geçer: İmam (a.s), Allah Teâlâ’nın berzah âleminde gerçek mümine olan şefkatini ve ilahi nimetleri sayarken, Ebu Basir şöyle dedi: “Öyleyse kabir sıkması nerededir?” İmam (a.s) şöyle buyurdu:
Uzak olsun! Hiç bir zaman… Müminlere kabir sıkmasından bir şey yoktur. Müminin defnedildiği o yer, diğer yerlere övünerek şöyle der: “Benim sırtımda (öyle bir) mümin var ki, seninkinde yoktur.” O yer mümine şöyle der: “Allah’a yemin olsun ki, benim üstümde yürüdüğünde de seni seviyordum. Şimdi de yüzünü bir an öbür tarafa çevirirsen, sana nasıl davranacağımı görürsün.” O an, bir gözün açılıp kapanması kadar bir vakitte kabri, onun için genişletmektedir."
Furû-i Kâfî, c. 3, s. 233.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 06-08-2018, 10:38
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 565
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

Ebi Abdillah aleyhisselam’a şöyle arz ettim: “Sizin şöyle dediğinizi işittim: “Bütün Şiilerimiz (taraftarlar) hangi halde olurlarsa olsunlar cennete gireceklerdir.”

İmam aleyhisselam şöyle buyurdu: “Seni doğruluyorum, Allah’a yemin olsun ki hepsi cennettedir.”

Ben şöyle arz ettim: “Fedan olayım,şüphesiz bir çok büyük günah işlemektedirler.”

İmam aleyhisselam şöyle buyurdu: “Kıyamette hepsi de itaat edilen Peygamber veya Peygamber’in vasisinin şefaatiyle cennete gireceklerdir. Lakin ben sizler hakkında Berzah’tan korkuyorum.”

Ben şöyle arz ettim: “Berzah nedir?”

İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ölümünden kıyamet gününe kadar kabir alemidir.”
Kaynak:
Furu-i Kafi, c. 3, s . 242, Kitab’ul Cenaiz, Bab-u ma Yentiku Bihi Mevzi’ul Kabr, 3. Hadis.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 06-08-2018, 12:09
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.392
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Berzah

Berzah
Berzah âlemi adına “misal âlemi” veya “kabir âlemi” de denilen dünya ile ahiret arasındaki bir âlemdir. Bu âlem hem müminler ve hem de mümin olmayanlar için kurulacaktır. Mümin olanlar için cennet, kâfir olanlar için cehennem gibi olacaktır.

Berzah’ın Kelime Anlamı
Berzah, sözlükte iki şey arasında engel, perde ve fasıla anlamındadır,[1] terim olarak ise dünya hayatının ölüm ile son bulup ahiret hayatının başlayacağı gün arasındaki fasıladan ibarettir. Dünya ve ahiret arasında vasıta olduğu için “berzah” denilmiştir.[2] Bu âleme kabir âlemi ve misal âlemi de denilmiştir.[3]

Kur’an’da Berzah
Berzah kelimesi Kur’an’da 3 kere geçmiştir (Furkan, 53; Rahman, 20 ve Mü’minun, 100), ancak yalnızca Mü’minun suresinin 100. ayetinde kendi anlamında kullanılmıştır:

حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّی أَعْمَلُ صَالِحًا فِیمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى یوْمِ یبْعَثُونَ

Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (99–100)
Bu ayette, bazı insanların ölüm anındaki (veya öldükten sonra) dünyaya yeniden dönme isteklerinin yersiz olduğu belirtilmekte ve tekrar dirilme gününe kadar onlarla dünya arasında bir berzah olduğu açıklanmaktadır. Buradaki berzahtan maksat, diriliş gününden önce herkesin karşılaşacağı dünya ve ahiret arasındaki bir yaşam merhalesidir.

Kur’an Açısından Berzah’ın İspatı
Açık bir şekilde berzah alemini anlatan Mü’minun suresinin 100. ayetinin yanı sıra, bazı ayetlerde berzah kelimesi kullanılmadan ondan bahsetmektedir. Şehitlerle ilgili olan ayetler şunlardan ibarettir:

Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” (Al-i İmran, 169)
Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler. Lakin siz anlayamazsınız.” (Bakara, 154)
Buna ek olarak berzah alemi tıpkı Kur’an ayetlerine göre şehitlere mahsus değildir, bilakis Firavun gibi kafir ve tuğyanda bulunan herkes için geçerlidir. Örneğin Mü’min suresi, 46. ayette şöyle geçmektedir: “Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!”[4] Nitekim ayette diriliş gününden önceki azaptan bahsedildiği açıktır. Burada berzah alemindeki azap kastedilmiştir.

Rivayetlerde Berzah
Berzah’ın Tanımı
Bazı rivayetlerde berzah kelimesi, dünya ve ahiret merhalesi arasındaki vasıta olarak kullanılmıştır. Örneğin: İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) tüm (hakiki) Şiilerin ahirette cennete gideceklerini açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır: واللهِ اَتَخَوفُ علیكم فی*البرزخ ; “Allah’a andolsun ki sizler için berzahtan korkuyorum.”[5] Daha sonra berzahı soran raviye şöyle buyurmuştur: القبرُ منذُ حین موته الی یوم القیامة ; “(Berzah) kıyamet gününe kadar olan kabirdir.” İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ikinci cümlesinden kabir âleminden maksadın berzah âlemi olduğu ve gerçekte bu tür rivayetlerdeki kabirden maksat toprağın derinliklerindeki çukur değil, bilakis berzah âleminin bir başka ifadesi olduğu anlaşılmaktadır.

Cennet ve Cehennem Berzahı
Bazı hadis ve rivayetlerden berzah aleminin, kendisine has cennet ve cehennemi olduğu ve insanların dünyada yaptıkları amellerinin karşılığında oranın cennet veya cehennemine gidecekleri anlaşılmaktadır. Hz. Fahri Kainat Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Kabir (berzah), cennet bahçelerinden bir bahçe veya ateş çukurlarından bir çukurdur.”[6]

Kabir Sorusu
Bazı hadis ve rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla insanlar öldükten hemen sonra berzah âleminde hesaba çekilecek ve orada inanç ve amelleri sorgulanacaktır. Bu hesaba çekilme olayı, hadislerde “kabir suali veya soruları” diye bilinmektedir.

Berzah Vücudu
İnsan ruhu, öldükten sonra misali veya berzah-i vücudunda olacaktır. Misali vücut, madde türünden olmayan bir vücuttur, ancak maddeye mahsus şekil ve boyut gibi bazı özelliklere sahip olacaktır. Bu vücuttaki durumu dünyadaki doğal şekline benzeyecektir.[7] Misali veya berzahî vücudun daha iyi anlaşılması için uyku sırasında insanın rüyasında gördüğü farklı şekiller düşünülebilir. Hiç kuşkusuz bu şekiller maddi değildir ve her hangi bir yer ve mekâna da sahip değillerdir, kütle ve ağırlıkları yoktur; buna rağmen maddi şekiller gibi bir şekle ve boyuta sahiptirler.
Kaynaklar:
1- El-Müfredat fi garibi’l Kur’an, berzah maddesi; en-Nihayet fi garibi’l hadis, c. 1, s. 118.
2- Tefsir-i Numune, c. 14, s. 315.
3- Bkz. Şeri Fususu’l Hikem, s. 97 -102.
4- Tercüme, Tefsiri el-Mizan, c. 14, s. 315.
5- El-Kafi, c. 3, s. 242.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 06-08-2018, 12:11
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 565
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermiz (asm)'den öğreniriz.

Mümin ruhların berzah aleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin (asm) hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler.

Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 10:23


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.