aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | EHL-İ BEYT (A.S) | 14 MASUM (AS)

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-13-2017, 11:41
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.629
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz.Ali (as) Şehadeti

İmam Ali (aleyhisselam)'ın Şehadeti

İbadet Mihrabında Şahadet

Nehrevan Savaşı sona erdi ve Ali (a.s) Kûfe'ye geri döndü. Ancak Nehrevan'da tövbe eden bazı Haricîler, yeniden muhalefet ederek fitne çıkarmaya başladılar.

Ali (a.s) onlara bir mesaj göndererek, onları sükûnete davet etti ve hükümete muhalefetten sakındırdı. Ama onların hidayet olmasından ümit kesince, macera peşinde olan bu isyancı grubu da dağıttı. Sonuçta bazıları öldürüldü, bazıları yaralandı ve bazıları da kaçtı. Kaçan Haricîlerden biri de, Murad kabilesinden Abdurrahman b. Mülcem idi ki, Mekke'ye kaçmıştı.

Kaçan Haricîler, Mekke'yi hareketlerinin merkezi edindiler. Bunlardan Abdurrahman b. Mülcem, Berk b. Abdullah et-Temimî ve Amr b. Bekr et-Temimî[1] adlarında üç kişi, bir gece bir araya gelerek o günün şartlarını, Müslümanların birbirlerinin kanını akıtmalarını ve iç savaşları değerlendirdiler. Nehrevan'ı ve orada kaybettikleri arkadaşlarını andılar. Sonunda şu neticeye vardılar: Bu savaşlar ve kardeş kanı akıtmaların sebebi Ali (a.s), Muaviye ve Amr b. As'dır. Bu üç kişi ortadan kaldırılırsa, Müslümanlar görevlerini bilecek ve kendi istekleriyle bir halife seçecekler. Bu düşünceyle bu üç kişiden her biri onlardan birini öldürmeyi üstlenerek birbirleriyle ahitleştiler ve ağır yeminlerle de ahitlerini pekiştirdiler.

İbn-i Mülcem, Ali'yi; Amr b. Bekr, Amr b. As'ı; Berk b. Abdullah ise Muaviye'yi öldürmekten sorumlu oldu.[2] Bu komplonun plânı gizlice Mekke'de çizildi ve her üçünün aynı zamanda plânı uygulaması için ramazan ayının 19. gecesi seçildi. Ardından görevlerini belirlenen zamanda yerine getirmek için yola çıktılar. Amr b. Bekr, Amr b. As'ı öldürmek için Mısır'a; Bekr b. Abdullah Muaviye'yi öldürmek için Şam'a ve İbn-i Mülcem de Ali'yi öldürmek için Kûfe'ye doğru hareket etti.[3]

Berk b. Abdullah, Şam'da camiye gitti ve kararlaştırılmış gecede ön safta namaza durdu. Muaviye'nin secdede olduğu bir anda kılıçla ona saldırdı. Korku ve heyecandan el ayağı dolaştı, kılıcı Muaviye'nin başı yerine bacağına isabet etti. Muaviye ağır yaralandı. Hemen Muaviye'yi evine götürüp, yatağına uzattılar. Vuran adamı Muaviye'nin yanına getirdiklerinde Muaviye ona, "Beni vurmaya nasıl cesaret ettin?" diye sordu. Berk, "Emir, beni affederse, kendisine büyük bir müjde veririm." dedi. Muaviye, "Müjden nedir?" d,ye sordu. Berk, "Arkadaşlarımdan biri, bu gece Ali'yi öldürmüştür. İnanmıyorsan, haberi sana gelinceye kadar beni tutukla. Şayet öldürülmemişse, sana söz veriyorum, kendim gidip onu öldürecek ve sana geri döneceğim." dedi. Muaviye, Ali'nin öldürülme haberi gelene kadar onu tutukladı. Haber kesinleşince onu serbest bıraktı. Başka bir nakle göre ise, onu aynı gün öldürdü.[4]

Tabipler Muaviye'yi muayene edince, "Emir, evlât istemezse ilâç ile tedavi edilebilir. Aksi takdirde yarayı ateşle dağlamalıyız." dediler. Muaviye ateşle dağlanmaktan korktu ve kısırlaşmaya razı olarak, "Yezid ve Abdullah bana yeter." dedi.[5]

Amr b. Bekr de, aynı gece camiye gitti ve ön safta namaza durdu. Fakat o gece Amr b. As'ın şiddetli bir ateşi çıkmış, hâlsizlikten camiye gidememiş, namazı kıldırmak için Harice b. Hanife (Huzafe)'yi camiye göndermişti. Amr b. Bekr, Amr b. As yerine yanlışlıkla onu öldürdü. Olayın farkına varınca da, "Ben Amr'ı öldürmek isterken Allah Harice'yi öldürmemi irade etti."[6]

Abdurrahman b. Mülcem el-Muradî ise, H. 40 yılının şaban ayının 20'sinde Kûfe'ye geldi. Derler ki: Ali (a.s) onun gelişinden haberdar olunca, "Yetişti mi? Andolsun, üzerimde ondan başka bir şey kalmamıştır ve şimdi onun zamanıdır." dedi.

İbn-i Mülcem, Eş'as b. Kays'ın evine konuk oldu ve bir ay orada kaldı. Her gün kılıcını bilemekle kendini kararlaştırılmış gün için hazırlıyordu.[7] Orada kendisi gibi Haricîlerden olan Kutam adında bir kızla tanıştı ve ona âşık oldu. Mes'udî'nin nakline göre, Kutam, İbn-i Mülcem'in amcasının kızıydı; babası ve kardeşi de Nehrevan'da öldürülmüştü. Kutam, Kûfe'nin en güzel kızlarındandı. İbn-i Mülcem onu görünce her şeyi unuttu ve ona evlilik teklifinde bulundu.[8]

Kutam, "Eşin olmayı seve seve kabul ederim; ancak mihrimi benim istediğim şekilde kabul etmelisin." dedi. Abdurrahman, "Maksadını açıkça söyler misin?" dedi.

Kutam, âşığı teslim olmuş görünce mihri ağırlaştırdı ve, "Mihrim 3000 dirhem, bir köle, bir cariye ve bir de Ali b. Ebî Talib'in öldürülmesidir." dedi.

İbn-i Mülcem, "Benimle evlenmeyi isteyenin, benden Ali'yi öldürmemi isteyeceğini sanmıyorum." dedi.

Kutam, "Ali'yi gafil avlamaya çalış. Eğer Ali'yi öldürürsen, her ikimiz de intikamımızı almış olur ve güzel bir hayat sürdürürüz. Eğer bu yolda öldürülürsen, uhrevî mükâfatın ve Allah'ın sana saklamış olduğu şey, bu dünyanın nimetlerinden daha iyi ve daha kalıcıdır." dedi.

İbn-i Mülcem, "Bil ki, ben de sırf bu iş için Kûfe'ye gelmişim." dedi.[9]

Şair, Kutam'ın mihriyle ilgili şöyle demiştir:

"Ben, Arap ve Acem'den hiçbir cömerdin Kutam'ın mihri gibi bir mihri deruhte ettiğini görmedim. Üç bin dirhem, bir köle, bir cariye ve Ali'yi keskin kılıçla öldürmek! Ne kadar değerli olsa da, Ali'den üstün bir mihr olamaz. Ve ne kadar büyük olsa da, İbn-i Mülcem'in cinayetinden daha büyük bir cinayet olamaz."[10]

Kutam, "Ben, bu işte sana yardım etmeleri için kabilemden birkaç kafadar bulacağım." dedi ve dediğini de yaptı. Ayrıca, aynı Teym'ür-Rubab kabilesinden Verdan b. Mücalid adında bir diğer Haricîyi de bu işe ortak etti.

İmam Ali'yi (a.s) öldürmekte kararlı olan İbn-i Mülcem, Eşca' kabilesinden Şebib b. Becire adında bir Haricî ile görüşerek ona, "Dünya ve ahiret şerefini ister misin?" diye sordu. Şebib, "Bununla neyi kastediyorsun?" dedi. İbn-i Mülcem, "Ali b. Ebî Talib'i öldürmekte bana yardım etmeni istiyorum." dedi. Şebib, "Anan sana yas tutsun, yoksa sen Ali'nin Peygamber (s.a.a) zamanındaki hizmetlerinden, fedakârlıklarından ve parlak geçmişinden bîhaber misin?!" dedi.

İbn-i Mülcem, "Yazıklar olsun sana! Onun Allah'ın Kelâmı hususunda tahkime gittiğini ve bizim namaz kılan kardeşlerimizi katlettiğini bilmiyor musun? Buna göre, din kardeşlerimizin intikamını almak için onu öldüreceğiz." dedi.[11]

Şebib kabul etti. İbn-i Mülcem de, onun için bir kılıç tedarik etti ve onu öldürücü zehirle yıkadı. Sonra da kararlaştırılmış zamanda Kûfe camisine gittiler.

Bu iki şahıs, 13 ramazan cuma gününden camide itikâf yapan Kutam ile görüştüler. Kutam onlara, "Mücaşi' b. Verdan b. Alkame de onlarla işbirliği yapmaya gönüllü olmuştur. dedi. Eylem zamanı yaklaşınca Kutam onların başına ipek mendiller bağladı ve her üçü de kılıçlarını ellerine alarak geceyi camide kalanlarla birlikte geçirmeye karar verip caminin "Bab'üs-Südde" adlı kapısının karşısında oturdular.[12]
Kaynaklar:
[1]- Dineverî, el-Ahbar'ut-Tuval'da (s.213), Berk b. Abdullah'ın adını Nezal b. Amir, Amr b. Bekr'in adını da Abdullah b. Malik es-Saydavî olarak kaydetmiştir. Mes'udî de, Müruc'üz-Zeheb'de (c.2, s.423), Berk b. Abdullah'ı, Berk lâkabıyla tanınan Haccac b. Abdullah es-Sarimî olarak ve Amr b. Bekr'i de Zaduye olarak anmıştır.
[2]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.29; el-İmame ve's-Siyase, c.1, s.137.
[3]- Tarih-i Taberî, c.6, s.83; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.195; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.113
[4]- Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.114
[5]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.30; Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.113
[6]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212-213
[7]- age. c.2, s.213
[8]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.423
[9]- el-Ahbar'ut-Tuval, s.213; Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.423
[10]- el-Ahbar'ut-Tuval, s.214; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.582; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.37. Mes'udî, Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.424'te son iki beyti İbn-i Mülcem'e izafe etmiştir.
[11]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.571
[12]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.424; Tarih-i Taberî, c.6, s.83; Şerh-u Nehc'il-Belâğa, c.6, s.115; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.195; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.32. el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.7, s.325; el-İstîab, c.2, s.282; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.161
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-13-2017, 11:44
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.629
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Şahadet Gecesinde İmam Ali (aleyhisselam)

Şahadet Gecesinde İmam Ali (aleyhisselam)

İmam (a.s), o yılın ramazan ayında hep şahadetinden söz ediyordu. Hatta ramazan ayının ortalarında, bir gün minberdeyken elini mübarek sakalına çekerek, "İnsanların en kötüsü, bu sakalımı başımın kanına boyayacaktır." buyurdu. Başka bir konuşmasında da şöyle buyurmuştu:

"Bütün ayların efendisi olan ramazan ayı gelip çattı. Bu ayda hükümette değişiklik olacaktır. Bilin ki, siz bu yıl bir safta (emirsiz olarak) haccedeceksiniz. Alâmeti de şudur: Ben sizin aranızda olmayacağım."[13]

Ashabı, "O, bu sözlerle ölümünden haber veriyor. Fakat biz onu görmeyeceğiz." diyorlardı.[14]

Bu nedenle de İmam (a.s), ömrünün bu son günlerinde, her gün çocuklarından birinin evine gidiyordu. Bir gece oğlu Hasan'ın, bir gece oğlu Hüseyin'in, bir gece kızı Zeyneb'in kocası Abdullah b. Cafer'in evinde iftar ediyor ve üç lokmadan fazla yemiyordu. Evlâtlarından biri, bunun sebebini sorunca, "Allah'ın emri gelmektedir. O sırada karnım boş olsun istiyorum. Bir veya iki geceden fazla kalmadı." buyurdu.[15]

Şahadet gecesi, iftarı kızı Ümmü Gülsüm'e misafirdi. Yine üç lokmayla iftarını açtı, sonra ibadetle meşgul oldu. Gecenin başından sabah namazına kadar tedirgin bir bekleyiş içindeydi. Bazen göğe bakıyor ve yıldızların hareketlerini seyrediyordu. Fecir vakti yaklaştıkça tedirginliği ve rahatsızlığı da artıyor ve, "Allah'a andolsun ki, ne ben yalan söylüyorum, ne de bana haber veren yalan söylememiştir. Şehitliğin bana vadedildiği gece, bu gecedir." diyordu.[16]

Peygamber (s.a.a), ona bu vaatte bulunmuştu. Ali'nin (a.s) kendisi buyruyor ki: "Resulullah (s.a.a), ramazan ayının fazileti ve saygınlığı hakkında konuştuğu bir hutbesinin sonunda ağladı. Ağlamasının sebebini sorduğumda, 'Senin bu aydaki alınyazına ağlıyorum. Rabbin için namaz kıldığın bir sırada öncekiler ve sonrakilerin (bütün insanların) en kötüsü, Semud kavminin devesini kesenin kardeşinin, başına indirdiği darbeyle sakalının kana boyandığını görüyor gibiyim.' buyurdu."[17]

Nihayet o korkunç gece sona erdi ve Ali (a.s) seher vaktinin karanlığında sabah namazını kılmak için camiye doğru hareket etti. Evdeki ördekler peşine takıldılar ve elbisesine asıldılar. Bazıları ördekleri uzaklaştırmak isteyince, "Bırakın onları; çünkü onlar bir grup bağrışanlardır ki, onları ağlayanlar izleyecektir."[18]

İmam Hasan (a.s), "Niye böyle kötü düşünüyorsunuz?" deyince İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Oğlum! Kötü düşündüğüm yok, kalbim öldürüleceğimi söylüyor."[19]

Ümmü Gülsüm, İmam'ın sözlerinden kaygılanarak, "Emredin, Cu'de camiye gidip namaz kıldırsın." dedi.

İmam (a.s), "Allah'ın kazasından kaçılmaz." dedi ve ardından kemerini sıkıca bağladı ve şu iki beyti terennüm ederek camiye doğru yürüdü:

"Kemerini sık ölüm için

Şüphesiz ölüm buluşacak seninle

Ölüm kapına geldiğinde

Ölümden korkarak sabırsızlık etme"

İmam (a.s) camiye girip namaza durdu. İftitah tekbirini alıp kıraatten sonra secdeye vardı. Tam o sırada İbn-i Mülcem, "Hüküm Allah'ındır senin değil ey Ali!" diye bağırarak zehirle yıkadığı kılıcını İmam'ın (a.s) mübarek başına indirdi. Kazara bu darbe, daha önce Amr b. Abduved'in kılıcının indiği yere isabet etti[20] ve Hazret'in başını alnına kadar ikiye ayırdı.

Merhum Şey Tusî de, el-Emalî adlı kitabında, İmam Ali b. Musa er-Rıza'dan (a.s), o da değerli ataları aracılığıyla İmam Seccad'dan (a.s), İbn-i Mülcem'in Hz. Ali (a.s) secdedeyken mübarek başına kılıç indirdiği yönünde bir hadis nakleder.[21]

Ünlü Şiî müfessir Ebu'l-Fütuh Râzî şöyle nakleder: "Ali (a.s), İbn-i Mülcem'in kılıç darbesi vurduğu namazının ilk rekâtında Enbiya Suresi'nden on bir ayet okumuştu."[22]

Ünlü Sünnî âlim Sibt b. Cevzî şöyle yazar: "İmam mihraba geçtiğinde birkaç kişi ona saldırdı ve İbn-i Mülcem ona bir darbe indirdi, ardından hep birlikte kaçtılar."[23]

İmam'ın (a.s) başından akan kan, mihrabı ve İmam'ın sakal-ı şerifini al renge boyadı. İmam (a.s), "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki kurtuldum." buyurdu. Sonra şu ayeti tilâvet etti:

"Sizi ondan (topraktan) yarattık, ona geri döndüreceğiz ve bir kere daha ondan çıkaracağız."[24]

Ali (a.s) darbe aldığında, "Onu yakalyın." diye seslendi. Halk, İbn-i Mülcem'in arkasından koştular. Kendisine yaklaşanı kılıcıyla vuruyordu. Nihayet Kusem b. Abbas çevik bir atlayışla onu kucaklayarak yere serdi.

Onu Hz. Ali'nin (a.s) yanına getirdiklerinde, "İbn-i Mülcem ha?" dedi. "Evet." dedi. İmam (a.s), onu tanıyınca oğlu Hasan'a şöyle buyurdu:

"Düşmanına dikkat et, karnını doyurun, iplerini sıkı bağla. Eğer ölürsem, onu da bana mülhak edin ki Allah nezdinde onunla hesaplaşayım. Eğer sağ kalırsam, onu ya bağışlarım, ya da kısas ederim."[25]

Hasan ve Hüsüeyin (a.s), diğer Haşim Oğullarıyla birlikte İmam'ı (a.s) bir kilimin arasına koyarak eve götürdüler. Tekrar İbn-i Mülcem'i İmam'ın huzuruna getirdiler. Müminlerin Emiri (a.s) ona bakarak şöyle buyurdu: "Eğer ben ölürsem, onu beni öldürdüğü gibi siz de onu öldürün. Eğer sağ kalırsam, benim onun hakkında vereceğim hükmü görürsünüz." İbn-i Mülcem, "Ben bu kılıcı bin dirheme satın aldım ve bin dirhem de verip onu zehirle yıkadım; bu kılıç eğer bana ihanet edecek olursa, Allah onu helâk etsin." dedi.[26]

Bu sırada Ümmü Gülsüm, "Ey Allah'ın düşmanı! Emir'ül-Müminin'i öldürdün."

O mel'un, "Emir'ül-Müminin'i öldürmedim, senin babanı öldürdüm." dedi.

Ümmü Gülsüm, "Umarım, bu yaradan iyileşir."

İbn-i Mülcem, büyük bir utanmazlıkla, "Ona ağlayacağını görüyorum. Vallahi ona öyle bir darbe indirmişim ki, eğer onu yeryüzünün sakinleri arasında bölüştürseler, hepsini helâk eder." dedi.[27]

İmam'a (a.s) biraz süt getirdiler. Ondan biraz içti ve, "Tutukladığınız adama da bu sütten içirin ve ona eziyet etmeyin." buyurdu.

İmam Ali'nin (a.s) darbe aldığını duyan Kûfe tabipleri İmam'ın huzuruna geldiler. Onların içinden hepsinden daha mahir olan Esir b. Amr, yarayı tedavi etmeyi üstlendi. Yaraya bakınca, hemen daha soğumamış bir koyun akciğeri istedi. Ondan bir damar aldı ve yara mahalline koydu. Biraz sonra onu çıkardı ve, "Ya Ali! Vasiyetlerini et; çünkü bu darbe beyine kadar ulaşmış ve tedavinin bir faydası yoktur." dedi. İmam (a.s) kâğıt ve kalem istedi ve oğulları Hasan ve Hüseyin'e (a.s) hitaben vasiyetini yazdırdı:

Bu vasiyet, gerçi Hasan ve Hüseyin'e (a.s) hitaben yazılmıştır, ama gerçekte dünyanın sonuna kadar bütün insanlar için geçerlidir. Bu vasiyeti, merhum Seyyid Razî'den önce ve sonra yaşayan birçok hadisçi ve tarihçi, senediyle birlikte nakletmiştir.[28] Yine bu vasiyet, merhum Seyyid Razî'nin Nehc'ül-Belâga'da zikrettiği miktardan fazladır. Şimdi bu vasiyetin bir bölümünü zikrediyoruz:

"Siz ikinize, Allah'tan çekinmeyi, dünya sizi arasa, istese bile onu aramamayı, istememeyi vasiyet ederim. Ona ait bir şeyi elde edemediğiniz, elinizdekini yitirdiğiniz için de hayıflanmayın. Hakkı söyleyin; ahiret ecri için iş görün. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun."

"Siz ikinize, bütün evlâtlarıma, akrabalarıma ve bu yazım kime ulaşırsa ona, Allah'tan çekinmeyi, işlerinizi düzene koymayı, aranızı uzlaştırmayı vasiyet ederim. Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, ceddinizden duydum, derdi ki: İki kişinin arasını bulmak, sıradan namaz ve oruçtan daha üstündür."

"Allah için, Allah için yetimleri koruyun; onları bir gün aç, bir gün tok bırakmayın; sizin huzurunuzda zayi olmalarına müsaade etmeyin. Allah için, Allah için komşularınızı görün, gözetin. Bu, Peygamberinizin vasiyetidir; komşular hakkında o kadar tavsiyede bulunurdu ki, yakında onları birbirine mirasçısı ilân edecek sandık."

"Allah için, Allah için Kur'an'a riayet edin; onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin. Allah için, Allah için namazı bırakmayın; çünkü o, dininizin direğidir. Allah için, Allah için Rabbinizin evini ihmal etmeyin; hayatta olduğunuz sürece o evi boş bırakmayın; çünkü o ev terk edilirse, size mühlet bile verilmez, azap sizi helâk eder."

"Allah için, Allah için mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle Allah yolunda cihat edin. Birbirinizi dolaşmanızı, görüp gözetmenizi, birbirinizin ihtiyacını gidermenizi vasiyet ediyorum size; birbirinizden yüz çevirmekten, birbirinizden kopmaktan sakındırıyorum sizi. İyiliği buyurmayı, kötülükten nehyetmeyi bırakmayın; sonra kötüleriniz başınıza geçer; sonra da dua edersiniz, icabet edilmez size."

Sonra şöyle buyurdu:

"Ey Abdulmuttalib Oğulları, Emir'ül-Müminin katledildi deyip Müslümanların kanlarına girmenizi, öç almaya kalkmanızı istemem, sakının bundan. Benim için yalnız beni öldüreni öldürün. Bekleyin hele, onun şu vuruşundan ölürsem, onun bana bir tek vuruşuna karşı siz de ona bir kere vurun; şurasını, burasını keserek eziyete kalkışmayın; çünkü ben, Allah'ın salâtı ona ve soyuna olsun, Resulullah'tan duydum, derdi ki:"

"Sakının eziyetten, işkenceden, öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa."[29]

İmam'ın evlâtları sessizce oturmuş, gamlı ve kederli bir hâlde babalarının gönülleri okşayan ve ruhlara hayat veren sözlerini dinliyorlardı. İmam (a.s), vasiyetinin sonunda bir ara bayıldı. Kendisine gelince şöyle buyurdu:

"Ey Hasan! Sana birkaç sözüm var. Bu gece ömrümün son gecesidir. Ben öldükten sonra cenazemi sen yıka. Kefenleme ve defnetme işleriyle sen uğraş. Cenaze namazımı da sen kıldır ve gece karanlığında cenazemi Kûfe'nin dışında uzak bir yere gizlice defnet. Kimsenin kabrimin yerini bilmesini istemiyorum."

İmam Ali (a.s), yaralandıktan sonra iki gün hayatta kaldı ve ramazan ayının son on gecesinin cumaya rastlayan ilk gecesinde (H. 40 yılının ramazan ayının 21. gecesi) 63 yaşındayken dünyaya veda etti. Değerli oğlu İmam Hasan (a.s), ona kendi elleriyle gusül verdi ve namazını kıldı. Namazda yedi tekbir getirdi. Namazdan sonra, "Bilin ki, ondan sonra kimseye yedi tekbirle cenaze namazı kılınmaz." buyurdu. Cenazesi Kûfe'nin dışında "Gura" (şimdiki Necef-i Eşref) adında bir yere defnedildi. Hilâfet dönemi, 4 yıl 10 ay sürdü.[30]
Kaynaklar:
[13]- Şeyh Müfid, el-İrşad, s.151; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.163
[14]- age.
[15]- Şeyh Müfid, el-İrşad, s.151; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.164; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.581
[16]- Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.164
[17]- Uyun-u Ahbar'ir-Rıza, c.1, s.297
[18]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212; Şeyh Müfid, el-İrşad, s.152; Ravzat'ul-Vaizîn, c.1, s.165; Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.425
[19]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.584
[20]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.429; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.31
[21]- Bihar'ul-Envar, eski baskı, c.9, s.650, el-Emalî'den naklen
[22]- Tefsir-i Ebu'l-Fütuh Râzî, c.4, s.425
[23]- Tezkiret'ül-Havas, s.177
[24]- Tâhâ Suresi, 55.
[25]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.212
[26]- Keşf'ül-Gumme, c.1, s.586; Tarih-i Taberî, c.6, s.185
[27]- Mekatil'üt-Talibiyyin, s.36; el-Ahbar'ut-Tuval, s.214; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c.2, s.24; İbn-i Esir, el-Kâmil, c.3, s.169; Tarih-i Taberî, c.6, s.85; Ikd'ül-Ferid, c.4, s.359; Keşf'ül-Gumme, c.1, s.586
[28]- Ebu Hatem Sicistanî, el-Muammerun ve'l-Vesaya, s.149; Tarih-i Taberî, c.6, s.85; Tuhaf'ul-Ukul, s.197; Men La Yahzuruh'ul-Fakih, c.4, s.141; el-Kâfî, c.7, s.51; Mekatil'üt-Talibiyyin, s.38. Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.425'te de onun bir bölümü nakledilmiştir.
[29]- Nehc'ül-Belâğa, 47. mektup
[30]- Menakıb-ı Âl-i Ebî Talib, c.3, s.313; Tezkiret'ül-Havas, s.112; Tarih-i Yakubî, c.2, s.213
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-13-2017, 11:46
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.629
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Ali (aleyhisselam)'ın Yasında

İmam Hasan (a.s), babasının şahadetinin ardından bir hutbe irat ederek Allah'a hamdüsena, Resulullah'a salât ve selâmdan sonra şöyle buyurdu:

"Bilin ki, bu gece öyle birisi öldü ki öncekiler, onun hakikatine eremediler, sonrakiler de onun bir benzerini göremeyecekler. Savaşınca Cebrail sağ tarafında, Mikail sol tarafında dururdu. Allah'a andolsun ki o, Musa b. İmran'ın öldüğü, İsa b. Meryem'in göğe çıkarıldığı ve Kur'an'ın nazil olduğu gece öldü. Bilin ki o, ailesi için bir hizmetkâr tutmak niyetiyle maaşından artırdığı yedi yüz dirhem dışında ne bir altın, ne de bir gümüş miras bırakmamıştır."[31]

Sonra Sa'saa b. Suhan ayağa kalktı ve şöyle dedi:

"Allah'ın rızası sana olsun, ey Müminlerin Emiri! Allah'a andolsun ki senin hayatın, hayrın anahtarıydı. Eğer insanlar seni kabul etselerdi, başlarının üstünden de, ayaklarının altından da (Allah'ın nimetlerini) yerlerdi. Fakat onlar, nimete nankörlük edip dünyayı ahirete yeğlediler."[32]

Ebu'l-Esved Duelî, şu beyitlerle İmam Ali'ye ağıt yakmıştır:

"Muaviye b. Harb'e söyleyin ki, Ali'nin ölümüne sevinenlerin gözleri aydın olmasın! Ramazan ayında bizi bütün insanların en hayırlısının yasına oturttunuz. Binek atlarına binip onları ram edenlerin, gemiye binenlerin, terliksi pabuç giyenlerin ve Seb'ül-Mesanî ve Kitab-ı Mübin'i okuyanların en hayırlısını öldürdünüz. Hüseyin'in babasının yüzüne baktığınızda, bakanların başlarının üstünde bir nur görürdünüz. Andolsun, nerede olursa olsun, Kureyş biliyor ki, soyca da, dince de sen onların en üstünüsün."

Ali (a.s) için ağıt yakanlardan biri de, belâgat ve hazırcevaplığıyla tanınan Sa'saa b. Suhan'dır ki, Emir'ül-Müminin'in (a.s) mateminde şu sözleri söyledi:

"Anam babam sana feda olsun, ey Emir'ül-Müminin! Şahadet nimeti mübarek olsun sana. Sen soylu, sabırlı ve mücahit bir insandın. Arzuladığın şeye ulaştın. Allah ile kazançlı bir alış veriş yaptın. Rabbine doğru koştun. O da, seni rıza ve müjde ile kabul etti. Melekler etrafında toplandı. Mustafa'nın (s.a.a) yanına yerleştin. Allah, seni onun komşuluğuna lâyık gördü. Sana, onun makamına benzer bir makam verdi ve aşkının kadehinden kana kana içirdi."

"Allah'tan diliyorum ki, (sana uyanlar, izinde yürüyenler, dostlarınla dost, düşmanlarına düşman olarak) bizi de seninle haşretsin. Zira sen, daha önce hiç kimsenin ermediği bir makama erdin. Sen, Allah yolunda, Peygamber'in önünde en güzel şekilde cihat ettin. Allah'ın dinini güçlendirdin. Resulullah'ın sünnetini korudun. Fitneleri söndürdün. İslâm, seninle payidar oldu. Din, seninle düzene girdi. Sende olan menkıbeler, başkasında bir araya gelmedi. Herkesten önce Peygamber'in davetini kabul ettin. Ona uymayı, başka her şeyden önde tuttun. Ona yardımda her zaman önayak oldun. Allah yolunda canını ortaya koydun. Ona yardım etmek için kılıcını kınından çektin. İnatçı zalimler, seninle uslandı. Kâfirler, senin elinle zelil oldu. Küfrün, şirkin ve zulmün kökü, senin elinle kazındı. Sapıklıkları ve isyancıları sen yok ettin. Peygamber'e en yakın olan, sendin. Herkesten önce sen ona iman ettin. Bilgin ve anlayışın herkesinkinden üstün, yakinin kâmil, cesaretin herkesinden fazla ve İslâm'daki geçmişin herkesinden daha çoktur."

"Allah, bizi senin mükâfatından mahrum kılmasın. Zira sen, hayırların anahtarıydın ve kötülüklerin kapısını yüzüme kapatmıştın. Ama şahadetinle, kötülük kapıları yine yüzümüze açıldı, hayır kapıları kapandı. İnsanlar senin sözünü dinleselerdi, başlarının üstünden hayırlar yağar, ayaklarının altından hayırlar akardı. Ama ne yazık ki, dünyayı ahirete tercih ettiler."

Haricîler ve diğer İslâm düşmanları, İbn-i Mülcem'in bu korkunç cinayetinden dolayı sevindiler ve yaptığı işi övdüler. Haricîlerden İmran b. Hattan el-Vakaşî adında biri, İbn-i Mülcem'i övdüğü bir şiirinde şöyle demiştir:

"Allah'ın rızasını kazanmaktan başka bir amacı olmayan takvalı bir kişiden ne vuruştu ha! Onu hatırladığımda, Allah katında bütün insanların en çok mükâfat alanı olduğunu düşünüyorum."

Şafiî ulemasından Kadı Ebu Tayyib Tahir b. Abdullah da, ona cevap olarak şu şiiri söylemiştir:

"İslâm'ın temellerini yıkmaktan başka bir amacı olmayan şaki bir kişiden ne korkunç bir vuruştu! Onu (İbn-i Mülcem'i) hatırladığımda, ona da, (onu öven) İmran'a da, (İmran'ın babası) Hattan'a da dünya kadar lânet ediyorum. Gizlide ve açıkta Allah'ın lânetleri, sürekli ve ilelebet ona olsun. Sizin ikiniz de (İmran ve İbn-i Mülcem), şeriatın apaçık hükümlerince, cehennemin köpeklerindensiniz."[33]

Böylece Kâbe'de doğan ve camide şahadete eren yüce bir insanın nurlu hayat mumu söndü. Resul-i Ekrem'i (s.a.a) çıktıktan sonra dünya, onun gibi birini ne görmüş, ne de bir daha görecektir. Ne cihat ve fedakârlıkta, ne ilim ve varlık âleminin sırlarına vâkıf olmakta, ne de diğer faziletlerde bir benzeri yoktu. O, hiçbir zaman bir kişide toplanması mümkün olmayan zıt sıfatları kendinde bir araya toplamıştı. Şair, ne güzel söylemiştir:

"Zıt sıfatlar, sende bir araya toplanmıştır. Bu yüzden bir benzerini bulmak oldukça güçtür. Züht ve hikmeti, hilim ve cesareti, atılganlık ve âbitliği, yoksulluk ve cömertliği bir araya toplamışsın."

Yazar, mazur görüleceğini umarak sözlerini burada toparlarken biliyor ki, bu naçiz eserinde, Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (a.s) o yüce ve melekutî çehresinin yandan bir resmini bile tasvir edememiştir. Ama görevini yaptığı ve eline değersiz bir iplik yumağı alarak Yusuf'un müşterilerinin arasına katıldığı için de mutludur ve bir gün onun şefaatine mazhar olacağını ümit etmektedir.
Kaynaklar:
[31]- Tarih-i Yakubî, c.2, s.213
[32]- age.
[33]- Müruc'üz-Zeheb, c.2, s.427. İmran b. Hattan'ın bu iki beytine cevap olarak başka beyitler de söylenmiştir ki Mes'udî, kitabında onları nekletmiştir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-13-2017, 02:13
SUDE SUDE isimli Üye şuanda  online konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 137
SUDE is on a distinguished road
Standart

Ey Alahım İmam Ali (as) Katilli İbni Mülceme Kiyamete Kadar Lanet Et..
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06-13-2017, 02:25
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.629
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Hz. Ali’nin (aleyhisselam)'ın Gizli Defnedilmesi

Hz. Ali (aleyhisselam)'ın Gizli Defnedilmesi

Gece yarısı verdiler toprağa onu. Neden? Çünkü Ali’yi (a.s) çok sevenlerin yanında ona büyük bir düşmanlık besleyenler de çoktu. “Ali’nin (a.s) bu gibi şahsiyetlerin hem son derece çekici, hem son derece itici bir karakter yapısına sahip olduklarını belirtmiştik. Bu gibi insanların seveni de çok olur, sevmeyeni de; dostları seve-seve can verirler böyle insanlar için, düşmanlarıysa insanların en kan içici, en gaddarı olurlar genellikle…

Özellikle, iç düşmanlar; yâni mukaddes görünümlü “hariciler”!! Ne kadar ilginç tir ki, hariciler İslam’ın itikadı meselelerini gerçekten çok iyi bilen, yâni Allah’a inanan, fakat bilgice kıt olan “cahiller”di. Hz. Ali (a.s) bu noktaya bizzat değinerek “İnançları var, ama cahildirler” der ve hariciler (Marikin)le Muaviye taraftarlarını (Kasıtin) mukayese eder: “Marikinleri benden sonra öldürmeyin, zira bunlar, Kasıtinlerden farklıdırlar. Marıkinler haktan yana olmak isterler, fakat ahmaktırlar, cahildirler (hakkı batıldan tam teşhis edemezler). Kasıtin ise hakkı bilir, fakat bildikleri halde hakka karşı savaşırlar.”[1]

Onca dostu ve seveni varken neden Ali’yi (a.s) gece karanlığında gizlice Defnetmiştiler?

Sebep haricilerin varlığıdır…

Hariciler, “Ali Müslüman değil” diyorlardı. Yerini bilmeleri halinde gizlice kabri açıp cesedi almaları ihtimali vardı. Bu cihetle Hz. Ali’nin (a.s) mezarı yaklaşık yüz yıl gizli kalmış, yeri halka söylenmemişti.[2] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ömrünün son yıllarına kadar mezarın yeri gizli tutulmuş, bu süre zarfında imamlar (a.s) ve ashaptan seçkin bir grup insan dışında Hz. Ali’nin (a.s) mezar-ı şeriflerinin nerede bulunduğundan hiç kimse muttali olmamıştır.

Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra (h: 40), İmam Hasan (a.s), Ramazanın 21. gecesi göstermelik bir cenaze töreni düzenlemiş, karanlık basınca cenazeyi yine tedbirlerle yola çıkararak Medine’ye götürmelerini söylemiştir. Böylece halk, Hz. Ali’nin (a.s) Medine’de defnedildiğini sandı. Bu süre zarfında Hz. Ali’nin (a.s) evlatları, defin merasimine katılan belli bir grup ve Ehl-i Beyt’in (a.s) has taraftarlarından başka hiç kimse onun mezarının yerini bilmedi. Mezarın yerini bilen bu şahıslar Kufe yakınlarında bulunan (bugünkü Necef’te) kabr-i şerifi ziyaret etmedeydiler. İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde hariciler dağılıp da bu tehlike ortadan kalkınca, Hz. Cafer Sadık (a.s) Safvan’a (Algame duasını nakleden şahıs) kabrin yerini belli edecek bir alamet konulmasını söylediler, bunun üzerine mezar, çardağa benzer bir gölgelikle belirlendi. Bu tarihten itibaren halk mezarın yerini öğrenmiş ve ziyaret edebilmiştir. Bu arada şunu da belirtelim ki Hz. Ali’nin (a.s) cenaze törenine de ancak seçkin ashabdan oluşan az sayıda bir grup katılabilmişti. Emir-ül Mü’minin’in has ashabından olan, onun huzurunda konuşmalar yapan, dönemin tanınmış edebiyatçı ve hatiplerinden Sa’saa b. Suhan cenaze merasimine katılanlardan biridir. Cahid, el-Beyan adlı eserinde ondan etraflıca söz eder.

Hz. Ali (a.s) defnedildiğinde cenaze töreninde hazır bulunan herkesi derin bir üzüntü ve hüzün sarmış herkes ağlamaya başlamıştı. Bu sırada orada bulunan ve iyi hatip olan Sa’saa b. Suhan,[3] yüreği hüzün ve kederle dolu bir halde ağlayarak kabrin toprağından bir avuç alıp başına serper ve elini kalbinin üzerine koyup çok sevdiği bu insanın mezarı başında ona içini dökerek şöyle der: “Ne mutlu sana… Saadetle yaşadın, saadetle de göçüp gittin dünyadan. Allah’ın evine geldin dünyaya gelirken… Allah’ın evinde doğdun, Allah’ın evinde de şehit oldun nihayet… Ey Ali! Ne de büyüktün sen; ve bizler senin karşında ne kadar da küçüktük gerçekten… Allah’a yemin ederim ki eğer insanlar senin gösterdiğin yoldan gitmiş olsalardı nimetler (maddi ve manevi) yukarıdan (ilahi) ve aşağıdan (tabii) kaynayıp dökülürdü onlara… Fakat ne yazık ki halk, kıymetini bilemedi senin… Sana uyacakları, buyruklarına göre amel edecekleri yerde üzdüler seni, yüreğini kana boğdular, sonunda da işte bu hale düşürdüler, öldürüp toprağın bağrına verdiler seni…”

Vela havle vela kuvvete illa billah’il aliyyil azîm.

(Yüce ve ulu Allah’a dayanmayan hiç bir güç ve kuvvet yoktur.)

———————-
[1]- Nehc-ül Belağa, Hutbe: 59.
[2]- Hz. Ali’nin şahadetiyle (h: 40) Hz. Cafer Sadık’ın (a.s) şahadeti (h: 148) arasında 108 yıllık bir zaman süreci vardır.
[3]- Cahiz’in el-Beyan vet-Tebyin adlı eseri.

“İnsan-ı Kamil” kitabı Sayfa: 180

Hz. imam Cafer Sadık’tan (as) rivayet edilmiştir; Hz. Emirelmüminin (imam Ali) (as) oğlu evladı imam Hüseyine kendisi için dört yerde dört kabir yeri hazırlamalarını emretti. Kufe mescidinde, Rahbe’de, Necef’te ve Ca’det bin Hubeyre’nin evinde, bunu şu yüzden buyurmuştu ki; (dinden çıkan) Haricilerin ve Ümeyye oğulları Emevilerin (Muaviye ve soyunun) büyükleri o hazretin kabrinin yerini bilmesinler ve o hazretin mübarek tertemiz mutahhar cesed bedenini kabrinden çıkarmasınlar kabrini yıkmasınlar. (Ferhet’ul Ğariyy (Necef) s.72)

Hz. imam Cafer Sadık (as) buyurmuştur; O hazretin (imam Ali’nin) cenazesi ile bu dört kişi (İmam Hasan, imam Hüseyin, Muhammed bin Hanefiyye, Abdullah bin Cafer) dışarı çıktılar ve gece (Irak) Kufe çölünde bir yerde defin edip toprağa verdiler. Haricilerin ve diğerlerinin (kabri yıkmasından, mezara saygısızlık yapmalarından, kabirden çıkarmalarının) korkusundan kabri dümdüz yaptılar ve kabirde bir işaret ve alamet bırakmadılar. (Ferhet’ul Ğariyy- s.90)

Bilindiği üzere Emevilerin Muaviye soyunun hükümetinin yıkılıp Abbasilerin hükümeti kurulduğunda melun Harun Reşid zamanında ve Hz. imam Cafer Sadık’ın (as) kabirin yerini göstermesiyle yıllarca gizlenmiş olan kabrinin yeri belli edilmiştir ve zamanla düzenlenerek bugün kü türbe halini almıştır ki Necef şehrinde ki türbesi aşıkların, sadıkların, müminlerin en önemli ziyaretgahlarından birisidir.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06-13-2017, 02:59
Gizli Güç Gizli Güç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 76
Gizli Güç will become famous soon enough
Standart

Paylaşımın için Allah razı olsun. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in(saa) 'ilim şehrinin kapısı' diye övdüğü damadı Amcası Oğlu, Hasan Ve Huseynin Babası Hazreti Ali, (as) hicri takvime göre Raamazan Ayının On Dokuncu günü şehid edilmiştir. Alah Sakifedekiler ve Bütün Düşmanlarına ve Katiline Lanet Etsin.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 09:54


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.