aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06-18-2019, 10:28
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela Esirleri

Kerbela Esirleri
Kerbela Esirleri, Kerbela hadisesi ve İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinden sonra düşman orduları tarafından, Kufe ve Şam’a götürülen İmam Hüseyin'in (a.s) çocukları ve akrabaları için kullanılan bir ifadedir. Esirlerin sayısı konusunda ihtilaf vardır, ancak esirler içinde İmam Zeynel Abidin ve Hz. Zeyneb’in (a.s) olduğunda ittifak vardır. Her ikisinin de esaret dönemlerinde yaptığı konuşmalar, Yezid’in görünüşe göre kısa zamanda pişman olmasına neden olmuş, onun planlarını bozmuştur.

Esirlerin Sayısı
Tarihçiler Ehlibeyt ve İmam Hüseyin’in (a.s) ashabından geriye kalan esirler konusunda ortak bir görüşe sahip değillerdir ve her biri esirlerden bazılarına değinmişlerdir. Bazı kaynaklarda Mekke’den Kufe’ye doğru yola çıkan kadınlardan 61’inin esir alındığı geçmektedir. Kerbela esirleri arasında adları geçen esirler şunlardan ibarettir:

Erkekler:
İmam Seccad (a.s), Ömer b. Hüseyin b. Ali (a.s), Muhammed b. Hüseyin b. Ali, Zeyd b. Hasan b. Ali (a.s), Muhammed b. Amr b. Hasan b. Ali (a.s), Cafer b. Ebu Talib’in iki oğlu, Abdullah b. Abbas b. Ali (a.s), Kasım b. Abdullah b. Cafer, Kasım b. Muhammed b. Cafer, Muhammed Asker b. Akil, Rubab’ın kölesi Ukbe b. Sem’an, Abdurrahman b. Abdurrabe Ensari’nin kölesi, Müslim b. Rubah, İmam Ali’nin (a.s) kölesi, Ali b. Osman Mağribi.

Kadınlar:
Hz. Ali’nin kızları, Hz. Zeynep, Hz. Fatıma, Hz. Ümmü Gülsüm (veya Nefise veya Zeyneb-i Suğra), Ümmü Hasan, Abdurrahman b. Akil’in eşi Hatice, Abdullah Ekber b. Akil’in eşi Ümmü Hani[1], Sakine, Rukayye ve Fatıma adlarında İmam Hüseyin’in (a.s) üç kızı, Zeynep binti Hüseyin[2], İmam Hüseyin’in eşi Rubab, İmam Hasan’ın kızı, İmam Seccad’ın eşi ve İmam Muhammed Bakır’ın annesi Ümmü Muhammed ve Karib b. Abdullah b. Erikat’ın annesi Fakihe.[3]

Kufe’ye Doğru Hareket
İmam Hüseyin’in (a. s) şehadetinin ardından, Ehlibeyt on birinci geceyi Kerbela’da geçirdi. On birinci gün öğleden sonra Ömer b. Saad’ın ordusu, kendi ölülerini defnettikten sonra, İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeytini, sahabe ve tabiinden şehit olan kimselerin de eş ve çocuklarını esir alarak Kufe’ye doğru yola çıktılar.

Şehitlerin Yanından Geçiş
Ömer b. Saad’ın ordusu Ehlibeyt kadınlarını (kasıtlı olarak) şehitlerin yanından geçirdiler. Kadınlar ağıtlar yakarak acıyla baş ve yüzlerine vurmaya başladılar. Karra b. Kays Temimi diyor ki her şeyi unutsam da Fatıma’nın (s.a) kızı Zeyneb’in (s.a) kardeşi Hüseyin’in (a.s) topraklara bulanmış naaşını görünce söylediği şu sözünü unutamıyorum:
«يا محمداه، يا محمداه! صلى عليك ملائكة السماء، هذا الحسين بالعراء، مرمل بالدماء، مقطع الأعضاء، يا محمداه! و بناتك سبايا، و ذريتك مقتله، تسفى عليها الصبا قال: فابکت و الله کل عدو و صدیق» .[4 ]
Tercüme: Ya Muhammed, ya Muhammed! Göklerdeki melekler sana salatu selam getiriyorlar. Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde topraklara, kanlara bulanmış, azaları kesilmiş yatıyor. Ey Muhammed! Senin kızların esir edilmiş, zürriyetin hep öldürülmüş. Seher yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor.”
Allah’a ant olsun ki Zeyneb’in (s.a) bu sözleri dost ve düşman herkesi ağlattı.

Ömer bin Saad Ordusunun Davranışı
Düşman orduları esirleri eğersiz merkeplere bindirdiler.[5] Kufe’ye girdiklerinde insanlar onları görmek için yollara dökülmüş ve Kufe kadınları onlara ağlıyorlardı. Hazlem b. Suteyr adlı birisi şöyle nakletmektedir: Bu esnada Ali b. Hüseyin’i (a.s) boynunda zincir ve ellerinin boynuna bağlı olduğunu gördüm.[6]

Kufe’ye Giriş
Eski kaynaklarda esirlerin Kufe’ye tam olarak hangi zamanda girdiği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Elbette Şeyh Müfid’in İrşad kitabında naklettiği bir ifadeden esirlerin on ikinci gün Kufe’ye girdiklerini anlamaktayız.[7]

Esirlerin Hutbe ve Vaazları
Esirler Kufe’ye vardıklarında içlerinden bazıları Kufe halkı için konuşmalar yapmışlardır. Konuşma yapanlar şunlardır:

İmam Seccad (a.s): İmam Seccad’ın (a.s) Kufe’deki hutbesi İbni Nema Hilli’nin “Mesiru’l-Ahzan” kitabı başta olmak üzere bazı kaynaklarda nakledilmiştir.[8]
Hz. Zeynep (s.a): Hz. Zeyneb’in (a.s) Kufe’de yaptığı konuşma İbni Tayfur Bağdadi’nin (ö. 280) “Belagatu’n-Nisa” kitabında nakledilmiştir.[9]
Fatıma Suğra: Fatıma Suğra’dan maksat İmam Hüseyin’in (a.s) kızıdır. Tabersi “İhticac” adlı kitabında bu konuşmayı nakletmiştir.[10]
Ümmü Gülsüm: Hz. Ali’nin (a.s) bir diğer kızı Ümmü Gülsüm’ün Kufe’de yaptığı konuşma, Seyyid İbni Tavus’un kaleme aldığı Luhuf kitabında yer almaktadır.[11]

İbn Ziyad’ın Sarayında
İmam Hüseyin’in (a.s) katilleri, esirleri Kufe sokaklarında dolaştırdıktan sonra, Ubeydullah İbni Ziyad’ın sarayına götürdüler. Burada Hz.Zeyneb ve Ubeydullah İbni Ziyad arasında sert tartışmaların yaşandığı nakledilmiştir.[12]-[13] Yine İbni Ziyad tarafından İmam Seccad’ın (a.s) öldürülme emri verilmesine Hz. Zeyneb’in şiddetle karşı çıkması ve İmam Seccad’ın (s.a) yaptığı ağır konuşmalar mani olmuştur.[14]

Şam Yolu
Yolun Belirlenmesi
Kerbela esirlerinin Kufe’den Şam’a hangi yoldan götürüldüğü belli değildir, ancak İmam Hüseyin’e (a.s) mensup olan bazı müteberrik yerlerden (İmam Hüseyin'in mübarek izlerini taşıyan yerler) muhtemel yolu belirlemek mümkündür. Bu yerler şunlardan ibarettir:

* Musul’da bulunan “Makam-u Re’su’l-Hüseyin”: Harevi’nin dediğine göre bu makam yedinci yüzyıla kadar korunmaktaydı.[15]
* Nusaybin’de bulunan İmam Zeynel Abidin Camisi ve Makam-ı Re’su’l-Hüseyin: Nusaybin şehri günümüzde Türkiye topraklarında yer almaktadır.[16] Denildiğine göre İmam Hüseyin’in (a.s) başından damlayan kanların izi bu mekânda kalmıştır.[17] Harevi, bu ziyaret yerini Meşhed-i Nokta diye kaydetmiştir.[18]
* Turh Makamı: Turh, erken dünyaya gelen bebek anlamındadır. Muhtemelen esirler arasında gebe bir kadının olduğu ve burada vaktinden önce düşük yaptığından, bu ad verilmiştir.[19]
* Cevşen Dağı Makamı: Bu dağ Halep’te yer almaktadır. Güya bu isim, İmam Hüseyin’in (a.s) katili Şimr b. Zil Cevşen’in adından alınmıştır. Bazı görüşlere göre burada bir rahip yaşamakta ve İmam Hüseyin’in (a.s) kesik başını bir süreliğine Yezit ordularından emanet olarak almıştır.[20] Muhsin b. Hüseyin’in (a.s) kabrinin görüldüğü yer Meşhed-i Sakt diye de meşhurdur.[21]
* Hama makamı: bu makam, Halep şehrinde bulunmaktadır. İbni Şehraşub, bu makamı yad etmiştir.[22]
* Hıms Makamı: İbni Şehraşub bu makamdan da bahsetmiştir.[23]
* Baalbek Makamı: İçinde bir cami olan bu mekanda bazılarının dediğine göre önceden makam-ı re’su’l-Hüseyin bulunmaktaydı.[24]
* Dımeşk’te Makam-ı Re’su’l-Hüseyin ve Zeynel Abidin: Bu iki makam Emevi camisinin yanında yer almaktadır. İbni Asakir, bu makamı Re’sü’l-Hüseyin diye anmaktadır.[25] Başka kaynaklarda ise Zeynel Abidin makamının da onun yakınlarında olduğu belirtilmiştir.[26]

Kafileye Eşlik Eden Görevliler
İbni Ziyad, bir grubu esirlerle birlikte Şam’a göndermiştir. Onların başında Şimr b. Zil Cevşen ve Tarık b. Muhaffız b. Sa’lebe gibi ünlü isimler de bulunmaktaydı.[27] Tıpkı bazı rivayetlere göre Zahr b. Kays da onlarla birlikteydi.[28]

Görevlilerin Davranışları: İbni A’sam ve Harezmi’nin naklettiğine göre, Ubeydullah b. Ziyad’ın memurları esirleri Kufe’den Şam’a kadar üstü açık ve perdesiz tahtırevanlarla bir şehirden bir şehre bir yerden başka bir yere götürmekteydiler. Öyle ki memurlar esirlere, Deylem ve Türk (kafir) esirlere davranıldığı gibi davranmaktaydılar.[29]-[30]
İmam Seccad’ın (a.s) nakli: İmam Seccad’dan (a.s) nakledilen bir rivayette hükümet görevlileri esirlere şöyle davranmışlardır:
“Bizi üstünde ahşaptan yapılmış ve altında bir şey olmayan mahvenin üzerine çelimsiz ve topal bir deveye bindirdiler. İmam Hüseyin’in (a.s) kesik başı mızrağa geçirilmiş, ailemizin kadınları arkamız sıra gelmekte ve mızraklar çevremizi kuşatmışlardı. Eğer içimizden birisinin gözünden bir damla yaş akarsa, mızrakla başına vururlardı. Bu şekilde Şam’a vardık. Şam’a vardığımızda birisi ‘Ey Şam halkı! Bunlar lanete uğramışların esir aileleridir’ diye bağırmaya başladı.”[31]

Şam’da
Şehrin Süslenmesi: Yezit, esirler şehre girdiklerinde şehrin süslenmiş olması için emir vermişti. Sehl b. Saad Saidi, esirler şehre girerken şehrin süslendiğini ve halkın şenlikler ve kutlamalar yaptığını nakledenlerden biridir.[32]

Şehre Giriş Günü: Tarihi kaynakların naklettiğine göre şehitlerin kesik başı Safer ayının birinci günü gerçekleşmiştir.[33] Bugün esirleri Tuma veya Saat kapısından içeri almışlar ve şehrin en büyük camisinin girişindeki alanda sergilemişlerdir.[34]
Yezid’e Rapor Verilmesi: memurlar esirleri Şam sokaklarında gezdirdikten sonra, Yezid’in sarayına götürdüler.[35] Zahr b. Kays, diğer memurların sözcüsü unvanı ile Kerbela vakıasını Yezid’e rapor etti.[36] Nakledilen rivayetlere göre esirleri birbirlerine bağlı bir şekilde Yezid’in sarayına götürmüşlerdir.[37] Bu sırada Fatıma binti Hüseyin (a.s) şöyle demiştir: “Ey Yezid! Resulullah’ın kızlarının esir edilmeleri yakışıyor mu? Bu esnada oradakiler ve Yezid'in ailesi ağlamıştır .[38]
Yezid’in esirlerin yanında İmam Hüseyin’in (a.s) kesik başına davranışı: Yezid, İmam Hüseyin’in (a.s) kesik başını altından bir kaba koymuş[39] ve bir ağaç parçası ile ona vurmuştur.[40] İmam Hüseyin’in (a.s) kızları Sakine ve Fatıma bu durumu görünce öyle feryat etmişlerdir ki Yezid’in kadınları ve Muaviye’nin kızları da ağlamıştır.[41] İmam Rıza’dan (a.s) nakledilen bir rivayette Yezid, İmam Hüseyin’in (a.s) kesik başını bir leğene koymuş ve yemek masası üstüne koyarak adamları ile birlikte yemek yemiştir. Sonra leğenin üstüne satranç masası koyarak üstünde satranç oynamıştır. Oynadıkları kişilere karşı galip geldiğinde arpa suyu (bira) ile dolu kadehi kaldırarak içmiş ve artakalanı kesik başın olduğu leğenin yanına serpmiştir.[42]
Oradakilerin İtirazları: orada bulunanlardan bazıları Yezid’in davranışlarına itiraz etmiştir. İtiraz edenlerden birisi de Mervan b. Hakem’in kardeşi Yahya b. Hakem’dir. Bu hareketinden dolayı Yezid, Yahya’nın göğsüne yumrukla vurmuştur.[43] Ebu Berze Eslemi de itiraz etmiş ve Yezid’in emri ile oradan dışarı atılmıştır.[44]

Konuşmalar: Şam’da yaşananların ardından İmam Seccad (a.s) ve Hz. Zeynep (s.a) kamuoyunun düşüncesini değiştirmek için konuşmalar yapmışlardır. Bu konuşmalar, İmam Seccad ve Hz. Zeyneb’in hutbeleri diye meşhurdur.

Kaldıkları yer: Tarihi ve hadis kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeyti Şam’da esir kaldığı süre zarfında iki yerde ikamet etmişlerdir. İlk olarak Şam’ın harabeleri[45] diye meşhur olan tavanı olmayan yıkık bir harabede[46] ki Hz. Rukayye’nin olayı burada yaşanmıştır. Esirler iki gün boyunca bu harabede kalmışlardır.[47] Ancak Hz. İmam Zeynel Abidin ve Hz. Zeyneb’in konuşmalarının ardından kamuoyunun düşüncesi onların lehine dönmüş ve bu sebeple Yezid’in sarayının yakınlarında bir eve taşınmalarına neden olmuştur.[48]

Kaldıkları Süre: Tarihçilerin çoğu esirlerin Şam’da kaldıkları süreyi üç gün olarak vermişlerdir[49] Ancak İmaduddin Taberi bu süreyi 7 gün[50] ve Seyyid İbni Tavus 1 ay olarak belirtmiştir.[51] Elbette belirttiği görüşün zayıf olduğunu açıklamıştır.

Geri Dönüş Yolu
Esirlerin Şam’dan hangi gün geri döndükleri net değildir. Aynı şekilde dönüşlerinde Kerbela’ya uğrayıp uğramadıkları konusunda da tarihçi ve araştırmacılar arasında ihtilaf vardır. Bazıları geri döndüklerinde Erbain’de Kerbela’ya gittiklerini söylemişlerdir. Seyyid Muhammed Ali Gazi Tabatabai “Tahkik Der bare-i Evvelin Erbain Hz. Seyyidü'ş-Şüheda” kitabında bunu ispatlamaya çalışmıştır, ancak Muhaddis Nuri[52] ve Şeyh Abbas Kummi[53] bu konuyu kabul etmemektedirler.

Medine’ye Ulaşmaları
Kerbela esirleri Medine’ye yaklaştıkları sırada İmam Zeynel Abidin (a.s) şehrin dışında çadır kurmalarını emretmiş ve Beşir b. Hazlem’e şöyle buyurmuştur: “Şehre git ve babamın şehadet haberini halka duyur.” Beşir Mescid-i Nebi’ye gitmiş ve ağlayarak şu şiiri okumuştur:
Ey Yesrib halkı! Artık sizin burada bir yeriniz yoktur
Hüseyin öldürüldü ve benim gözyaşlarım akmaktadır
Naaşı Kerbela’da kanlara bulanmıştır
Başını mızraklarda gezdirmişlerdir[54]
Beşir, İmam Seccad’ın (a.s) şehrin dışında konakladığını halka haber verdi. Bunu duyunca Medine kadınları evlerinden dışarı dökülmüş ve ah u vah ederek, feryat etmişlerdir. Hiçbir gün o günkü gibi erkek ve kadınların ağladıkları görülmemiş ve Müslümanlar için Hz. Peygamberin (s.a.a) ölümünden sonraki en acı gün o gün olmuştur.[55]

Kaynaklar:
1- Mevsuet Kerbela, Lebib Bayzun, c. 1, s. 528.
2- İbni Şeddad, el-İ’laku’l-Hatire, s. 48, 50.
3- Zahiretu’d-Darin, eş-Şirazi, s. 327.
4- Şeyh Mufid, el-İrşad, c. 2, s. 114; Tarih-i Taberi, c. 5, s. 456.
5- İbni Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l-Belağa, c. 15, s. 236.
6- Şeyh Müfid, Emali, s. 321.
7- Şeyh Müfid, İrşad, c. 2, s. 114.
8- Mesiru’l-Ahzan, s. 89, 90.
9- İbni Tayfur, Balagatu’n-Nisa, s. 23, 24.
10- İhticac, c. 2, s. 108, 140.
11- Luhuf, s. 199.
12- Müfid, İrşat, c. 2, s. 115, 116.
13- Taberi, c. 5, s. 457.
14- İbni A’sam Kufi, el-Futuh, c. 5, s. 123; Harezmi, Maktelu’l-Hüseyin, c. 2, s. 43.
15- Cafer Muhacir, Karivan-ı Gam, s. 29.
16- Cafer Muhacir, Karivan-ı Gam, s. 30.
17- El-İşarat ila Marifeti’z-Ziyarat, s. 66.
18- El-İşarat ila Marifeti’z-Ziyarat, s. 66.
19- Cafer Muhacir, Karivan-ı Gam, s. 30.
20- Mu’cemu’l-Buldan, c. 2, s. 186.
21- Mu’cemu’l-Buldan, c. 2, s. 186.
22- Menakib-i Al-i Ebi Talib, c. 4, s. 82.
23- Menakib-i Al-i Ebi Talib, c. 4, s. 82.
24- Cafer Muhacir, Karivan-ı Gam, s. 36, 38.
25- İbni Asakir, Tarih-i Medine Dımeşk, c. 2, s. 304.
26- Naimi, ed-Daris fi Tarih-i Medaris, fihrist.
27- Belazuri, Ensabu’l-Eşraf, c. 3, s. 416.
28- Deyneveri, Ahbaru’t-Tavil, s. 384, 385.
29- İbn A’sam, Kitabu’l-Futuh, c. 5, s. 127.
30- Harezmi, Maktelu’l-Hüseyin, c. 2, s. 55, 56.
31- Seyyid İbni Tavsu, el-İkbal, c. 3, s. 89.
32- Şeyh Saduk, Emali, meclis: 31, s. 230.
33- Ebu Reyhan Biruni, Asaru’l-Bakiye, s. 331.
34- İbni A’sam, Kitabu’l-Futuh, c. 5, s. 129, 130.
35- Tarih-i Taberi, c. 5, s. 460.
36- Tarih-i Taberi, c. 5, s. 461.
37- Luhuf, s. 213.
38- İbni Nema, Mesiru’l-Ahzan, s. 99.
39- Harezmî, c. 2, s. 64.
40- Yakubi, c. 2, s. 64.
41- İbni Esir, Kamil, c. 2, s. 577.
42- Saduk, Uyun-u Ahbar er-Rıza, c. 1, s. 25, h. 50.
43- Tabari, c. 5, s. 465.
44- Ensabu’l-Eşraf, c. 3, s. 416.
45- Şeyh Saduk, Emali, meclis: 31, s. 231, h. 4.
46- Kamil Bahai, c. 2, s. 179.
47- Safar, Basairu’d-Derecat, s. 339.
48- Şeyh Mufid, İrşad, c. 2, s. 122.
49- Tabari, c. 5, s. 462; Harezmî, c. 2, s. 74.
50- Kamil Bahai, c. 2, s. 302.
51- El-İkbalu’l-A’malu’l-Hasanet, c. 3, s. 101.
52- Nuri, s. 208, 209.
53- Kummi, s. 524, 525.
54- Seyyid İbni Tavus, Luhuf, s. 227.
55- Seyyid İbni Tavus, Luhuf, s. 227.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-09-2019, 12:49
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Esirler Kervanının Şam'a Gelişi
Kerbela'nın esirleri onlarca işkence ve zorluklarla Kerbela'dan yola çıkarak Şam'a Yezid'in yeşil sarayına geldiler.
Hüseyin'in (a.s) ehlibeyti kolları bağlı olarak Yezid'in tertiplediği meclise götürüldü. Kolları bağlı olarak Yezid'in karşısına çıkarılan Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:

"Ey Yezid, seni Allah'a ant veriyorum, eğer Resulullah (s.a.a) bizi bu hâlde görse sence ne yapar?"

Bunun üzerine Ehlibeyt'in (as) kollarındaki ipler çözüldü.

İmam Hüseyin'in (a.s) kesik başı Yezid'in önünde bir yere koyuldu. Kadınlar, o mukaddes başı görmemek için arkada bir yer seçip oturdular.

Ali b. Hüseyin Zeynelabidin (a.s) de, Zeyneb (s.a) de Hüseyin'in (a.s) başını gördüler. Zeyneb (s.a) bu durum karşısında her iki eliyle yakasından yapışıp kalpleri sarsan hazin bir sesle şöyle dedi:

"Ey Hüseyin, ey Resulullah'ın habibi, ey Mekke ve Mina oğlu, ey Kadınların Hanım Efendisi Fatime Zehra'nın oğlu, ey Mustafa kızının oğlu!"

Olayı anlatan şahıs şöyle devam eder:

"Zeyneb (s.a) orada olanların tümünü ağlattı ve Yezid de susmuştu artık. Bu arada Yezid'in evinde bulunan Haşimoğulları'ndan bir kadın Hüseyin (a.s) için ağlıyor ve şöyle diyordu:

"Ey habibim, ey Ehlibeyt'imin efendisi, ey Muhammed (s.a.a) evladı, ey kumların ve yetimlerin baharı ve ey zinazade oğulları tarafından öldürülen!"

Onu duyan herkes ağladı. Yezid bir çubuk istedi ve onunla İmam Hüseyin'in (a.s) dudak ve dişlerine vurmaya başladı.

Ebu Burze-i Eslemî yerinde duramadı ve Yezid'e hitaben dedi:

"Yazıklar olsun sana Yezid! Fatıma'nın (s.a) oğlu Hüseyin'e (a.s) çukubla mı vuruyorsun? Oysa ki, ben Resulullah'ın (s.a.a), Hüseyin ve kardeşi Hasan'ın (a.s) dişlerini öperek 'Siz ikiniz cennet gençlerinin efendilerisiniz. Allah sizi öldürenleri öldürsün, lanet etsin ve cehenneme atsın. Ne de kötü bir yerdir orası!' dediğini duymuş ve görmüş biriyim."

Yezid buna öfkelenerek onu meclisten dışarı çıkarmalarını emretti ve sonra da İbn-i Zebarî'nin şiirini okumaya başladı:

Keşke Bedir Savaşı'nda öldürülen kabilemin büyükleri olsalardı da,

Hazrec kabilesinin, kılıçlarımızın inmesiyle nasıl inlediğini görselerdi.

Görselerdi de bunun sevinciyle çığlık atarak "Ey Yezid, ellerin kırılmasın!" deselerdi!

Biz Haşimoğulları büyüklerini öldürerek, Bedir Savaşı'nın yerine hesap ettik.

Ahmed'in yaptıklarından ötürü, onun oğullarından intikam almazsam Hindifoğulları'ndan değilim!

Zeyneb'in (a.s) Konuşması

Ali (a.s) kızı Zeyneb (s.a) bunu duyunca, yerinden kalktı. Allah'a hamd-u senâ ve Resul'üne (s.a.a) salat ettikten sonra şu ayeti okudu:

Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu. (Rûm, 10)

Ve şöyle devam etti:

"Ey Yezid, esir olarak şehir şehir dolaştırmakla bu geniş yeryüzünü ve bu fezayı bize dar ettiğini, bizi Allah katında hor ve zelil, kendini de yücelttiğini ve bu olayların da senin yüce makamından olduğunu mu sanırsın ki bundan ötürü çok övünür ve sevinirsin? Dünyanı abat ettiğin için çok mu mutlusun? Her şeyin istediğin gibi gerçekleşmesine ve saltanatı ele geçirmene çok mu sevinirsin?

Yavaş ol, yavaş! Allah'ın, "O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı
sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir
azab vardır." buyurduğunu unuttun mu yoksa?"

"Ey azat edilenlerin (Mekke'nin fethi sonrasında) oğlu, kendi kadın ve cariyelerini perde ardında tutup Resulullah'ın (s.a.a) kızlarını da yüzü açık ve örtüsüz olarak düşmanlarının yanında şehir şehir dolaştırman ve her konağın sakinlerine göstermen, yabancıya ve aşinaya, alçaklara ve şerefli insanlara, bu himayesiz esirleri göstermen insaf ve adalet midir? Soylu ve asil insanların ciğerini ağzına alıp sonra dışarı atan ve şehitlerin kanıyla beslenen birinden nasıl merhamet beklenebilir?

Her zaman itiraz, husumet ve kinle bize bakan kimse, elinden gelen her türlü kötülüğü neden yapmasın?

Şimdi de sanki bu yaptığıyla günah işlememiş gibi mest ve mağrur bir hâlde cennet gençlerinin efendisi Hüseyin b. Ali'nin (a.s) dişlerine çukubla vuruyor ve pervasızca, 'Bedir Savaşı'nda ölen büyüklerim keşke burada olsalardı da bu durumu görmekle çığlıklar atarak, 'Ellerin dert görmesin ey Yezid!' deselerdi.' diyorsun. Niye bu sözü demeyesin ve niye bu şiiri okumayasın ki? Sen Muhammed (s.a.a) evlatlarının kanına buladın elini ve yeryüzünün yıldızları olan Abdulmuttaliboğulları'nı katlettin. Fakat bununla kendi ölüm ve bedbahtlığına zemin oluşturdun. Şimdi de duyuyorlarmış gibi kendi kabilenin yaşlılarını sesliyorsun. Çok geçmeden sen de onlara katılacak ve 'Keşke ellerim kırılsaydı ve dilim lâl olsaydı da bunları demeseydim!' diyeceksin."

"Ey güçlü Allah'ım, bize zulmedenlerden intikamımızı ve hakkımızı al ve gazabının ateşinde yak onları!"

"Yezid! Bu yaptıklarınla ancak kendi derini yüzdün ve kendi etini parçaladın. Çok sürmeyecek; Peygamber (s.a.a) evlatlarının kanını akıtmak ve Ehlibeyt'ine saygısızlıkta bulunmakla yüklendiğin bu vebalin altında Hz. Peygamber'in (s.a.a) huzuruna çıkacaksın. O gün Allah onları bir araya toplayacak ve haklarını alacaktır. "Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar."

Allah'ın hükmedici, Muhammed'in (s.a.a) davacı ve Cebrail'in de ona yardımcı olacağı gün senin için yeterlidir. Seni bu makama getirerek Müslümanların sırtına bindirenler, zalimler arasından ne de kötü bir bedel seçtiklerini çok yakında anlayacak ve kimin daha bedbaht olduğunu bilecekler. Sen konuşulmayacak kadar değersiz birisin; ama mevcut durum, seninle konuşmayı mecbur etmiştir. Seni kınamak ve zemmetmek ise benim gözümde değerli ve büyük bir iştir. Gözler ağlamakta ve sineler de gam ateşiyle yanmakta. Ah, Allah ordusunun şeytan ordusu eliyle öldürülmesi ne ilginçtir! Bizim kanımız ellerinden damlamakta ve etlerimiz ise ağızlarında çiğnenmekte. O arı ve pak bedenler yer üstünde kalmıştır. Çöl kurtları sırayla onları ziyaret
etmekteler."

"Ey Yezid, bugünkü zaferini ganimet biliyor isen, yaptıklarından başka bir şey göremeyeceğin o gün geldiğinde bunun hesabını vereceksin. Allah kullarına haksızlık et-mez! Biz de şikâyetimizi O'na yöneltiyoruz. O'dur bizim sığınağımız.

Ey Yezid, kendi işinle meşgul ol ve istediğin şekilde düzen kurmak için çalış! Ne yaparsan yap, Allah'a andolsun ki adımızı silemeyecek, vahyimizi söndüremeyecek ve bizim işimizi bitiremiyeceksin. Alnındaki bu lekeyi de silemeyeceksin. Çünkü aklın âlil, yaşayacağın günler az ve kâlildir. "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" diye seslendiğinde gaybî münadi, o gün bu topluluğun da dağılacaktır. Allah'a hamdolsun ki, başlangıcımızı saadet ve mağfiret, sonumuzu da şehadet ve rahmet kıldı. Allah'tan istiyoruz ki nimetini şehitlerimize tamamlasın, mükâfatlarını artırsın ve bizleri de onlar için salih haleflerden kılsın. Çünkü O, bağışlayan ve şefkatlidir.

Allah bize yeter, ne de güzel vekildir O!"

Yezid bu konuşmayı dinledikten sonra, "İnleyenlerin inleyişi ne de güzeldir ve musibete düşen kadınlar için ölmek ne de kolaydır!" dedi ve sonra da esirlere ne yapılması gerektiği konusunda Şam'ın büyükleriyle danıştı.

Onlar esirlerin öldürülmesini istedi, fakat Nüman b. Beşir şöyle dedi: "Resulullah (s.a.a) esirlere karşı nasıl davranıyor idiyse, sen de öyle davran!"

Bu sırada Şam ehlinden olan biri İmam Hüseyin'in (a.s) kızı Fatıma'ya baktı ve dedi: "Ey müminlerin emiri, bu cariyeyi bana hediye et!"

Fatıma, halası Zeyneb'e (s.a) bakarak, "Halacığım, babamı öldürdüler ve şimdi de cariye yapmak istiyorlar!" dedi. Hz. Zeyneb (s.a) şöyle dedi: "Bu fasık, bir şey yapamaz!"

Şamlı, Yezid'e sordu:

– Kimdir bu kız?

Yezid dedi:

– Hüseyin kızı Fatıma'dır ve o kadın da Ali b. Ebu Talib kızı Zeyneb'dir (s.a).

Şamlı:

– Ey Yezid, Allah sana lanet etsin! Peygamber (s.a.a) evlatlarını öldürüp Ehlibeyt'ini de nasıl esir edersin? And olsun Allah'a, ben, Rum esirleri sanmıştım bunları.

Yezid:

– Andolsun, seni de onların yanına göndereceğim! dedi ve adamı öldürttü.

Yezid, bir hatip çağırarak minbere çıkmasını, Hüseyin'e (a.s) ve babasına (a.s) hakaret etmesini emretti. Hatip minbere çıkarak Müminler Emiri Ali (a.s) ve şehit Hüseyin'i (a.s) kötülemeye, Muaviye ve Yezid'i de övmeye başladı.

Ali b. Hüseyin Zeynelabidin (a.s) haykırarak dedi:

"Ey hatip, yazıklar olsun sana! Mahlukun rızasını kazanmak için Allah'ı gazaplandırdın. Ateş içinde yerini hazırladın."

Müminler Emiri Ali'nin (a.s) vasfında ne de güzel demiştir İbn-i Sinan-ı Haffacî: Minberler üzerinde alenen nasıl küfredersiniz Ali'ye? Oysa minberler de onun kılıcıyla kurulmuştur!

Aynı gün Yezid, Ali b. Hüseyin'in (a.s) üç isteğini yerine getireceğine dair söz verdi ve sonra da Ehlibeyt'i, tavanı olmayan bir eve yerleştirilmesini istedi. Bu evde Ehlibeyt'in yüzleri şişti ve yara bere içinde kaldı. Orada kaldıkları sürece İmam Hüseyin'e (a.s) matem tuttu ve ağladılar. Sakine (s.a) şöyle diyor:

"Dımışk'taki dördüncü günümüzde bir rüya gördüm. Gördüğü rüyayı uzun uzadıya anlattıktan sonra şöyle devam etti:

Tahtırevanda oturmuş bir kadın gördüm, elleri başındaydı. "Bu kadın kimdir?" diye sordum. "Muhammed (s.a.a) kızı Fatıma (s.a) ve babanın annesidir o." dediler. "Andolsun, bize yapılan zulümleri gidip anlatacağım." dedim ve koşarak gidip yetiştim ona. Karşısında durdum, hem ağlıyor, hem de anlatıyordum: "Anacığım! Andolsun Allah'a, bizim hakkımızı inkâr ettiler, topluluğumuzu dağıttılar ve hürmetimizi ayak altına aldılar. Anacığım! And olsun Allah'a, babamız Hüseyin'i (a.s) öldürdüler."

Dedi: "Sakine! Dur, anlatma artık! Çünkü kalbimin damarını parçaladın. Bu, baban Hüseyin'in (a.s) gömleğidir. Allah'ın huzuruna çıkıncaya kadar yanımdan ayırmayacağım onu."

İbn-i Lahia, Muhammed b. Abdurrahman'dan şöyle rivayet eder:

Re'su'l Calut beni görüp dedi:

And olsun Allah'a, ben Hz. Davud'un (a.s) yetmişinci torunuyum ve Museviler beni gördüklerinde tazim ederler. Siz ise Peygamberinizle (s.a.a) oğlu arasında sadece bir baba olmasına rağmen onun oğullarını katlettiniz. Allah Katillerine Lanet Olsun...
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 09-12-2019, 07:56
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela Esirlerine Şamda Yapılan Yedi Zülüm

İmam Zeynel Abidin (aleyhisselam'ın) naklettiği, Şam'da kendilerine ve esirlere yapılan yedi zulüm?

İmam Seccad (Zeynel Abidin) aleyhisselam,Numan bin Munzir-i Medaini'ye şöyle buyurdu: “Şam'da yedi zulüm bize yapıldı ki esir olduğumuz süre içerisinde bu denli bir zulüm bize yapılmamıştı:

1- Şam'da zalimler kılıçlarıyla bize saldırdılar ve davul çaldıkları halde büyük bir toplumun arasında bizi beklettiler.

2- Şehitlerin başlarını hanımlarımızın tahtırevanları arasına soktular, babam ve amcam Abbas'ın başlarını, halam Zeyneb ve Ümmü Gülsüm'ün karşısına; kardeşim Ali ve amcam oğlu Kasım'ın başlarını ise bacılarımın gözleri önüne getirdiler; bazen başlar yere düşüp atların nalları altında kalıyordu.

3- Şam'ın kadınları, damların üzerinden başımıza su ve ateş döküyorlardı.

4- Günün doğuşundan batışına kadar, sokak ve pazarda saz ve avazla halkın gözleri önünde bizi dolaştırıp; “Ey insanlar! Bunları öldürün; zira bunların İslam'da hiçbir saygınlığı yoktur” diyorlardı.

5- Bizi tavanı olmayan bir yerde bekletiyorlardı, gündüzleri şiddetli sıcaktan, geceleri ise soğuktan rahatsızdık, daima Çocuklar Korku ve ıstırap içerisinde idi.

6- Bizi köle satılan pazara götürdüler, bizi köle ve cariye olarak satmak istediler, ama Allah Teala bu ameli onlara mümkün kılmadı.

7- Bizi bir ipe bağladılar, böylece Yahudi ve Hıristiyanların evlerinin önünden geçirirken onlara; ‘Bunların babası sizin babalarınızı Hayber, Handek....savaşlarında öldürdüler, bugün onların intikamını bunlardan alın’ diyorlardı.”
Kaynak:
Sugname-i Al-i Muhammed sayfa. 459
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-11-2019, 07:03
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela Esirleri Götürülürken...!!!

Kerbela Esirleri Götürülürken...!!!

“Her gün Aşura” ilanı her asırda dinin korunması için kurbanlar verilmesi istenmekte. Çünkü Kerbala bir çizgidir hakla batıl arasında; hakla batıl yaşanmaktadır her asırda yaşamakta olan insanlar arasında; çizgi nettir ve açıktır.....

Kerbela Esirleri Götürülürken...!!!

İnsanlık tarihine acı bir hatıra bırakan Kerbela olayı; asırlar geçmesine rağmen aşk ehlinin gönlünde bir ateş koru gibi yanmakta! Bu ateş koru her yıl muharremin birinden sefer ayının yirmisine kadar sineleri dağlayan bir aşkla yandıkça yanar. Bu yanan aşk ateşi kendi dostlarından (heyhat minnezille) feryadıyla zulme ve küfre karşı kıyam etmeye davet eder.

İmam Huseyn’in (as) Kerbela’da ki kıyamının felsefesini anlatan bu aşk ateşi, kendi mektebinde ders almakta olanlara her asırda zulme karşı direnmenin ve kıyam etmenin dersini vermekte!

İlahi aşkın yanan ateşi, İslam’ın kıyafetini giymiş her asrın yezitlerinin yüzündeki maskeyi düşürmek için “ Kaim (af) Zuhur Umidi” ekseninde birleşerek yezit ve yezid’in düşüncesinde olanlara karşı Basiret içinde olmalarını ister.

Huseyn-i aşk! İlahi din olan İslam’ın korunması ve yaşama alınması için Ehl-i Beytin velayetine bağlılıklarını ilan ederek dünya müstekbirlerine ve onları destekleyenlere karşı izzetli bir duruş sergilemelerinin dersini vermekte.

İlahi olan Huseyn-i aşk! Kerbela’nın ciğerleri yakan dram sahneleri yürek üzerinde bir kor gibi yanarak gözlerden akıtmış olduğu yaşlar; düşmanların kalbine bir ok gibi saplanarak korku yaratmasının dersini vermekte.

Kerbela’dan yükselen aşkın sesi! İnsanlık var oldukça, tarih devam ettikçe kulaklarda inleyen “Zeyneb-i Kubran’ın” sesi, bu mektebin aşıklarına yiğitliğin, kahramanlığın, fedakarlığın, isarın, düşmana karşı izzetli duruşun ve “Ehl-i Beytin Velayetine” bağlılığın insan hayatındaki öneminin dersini verir.

Kerbela’da yükselen aşkın sesi! İlahi bir irtibatın manevi bir aşkın yaşadığı Kerbela’da, Zeyneb; başı kesilmiş kardeşi Huseyn’in bedeninin başında durarak ellerini kaldırır ve şu sözlerle rabb’isiyle mülakat eder: ‘’Mevlam bu kurbanımızı bizden kabul buyur’’ der. Bu mülakat Huseyn’iyim diyenlere “Mevla” ile irtibat kurma dersini verir kendi dostlarına.

Kerbela’da yükselen aşkın sesi! Zulmün ve kamçıların altında Muhammed`i (s.a.a) aşkı yaşayan Zeyneb, yüzünü Medine’ye dönerek manevi bir irtibat kurar ve Cedd-i Muhammed’e (s.a.a) selam vererek göz yaşlarıyla şöyle der: ‘’ Ey dedem! Ya Resulullah ‘’Huseyin bendendir bende Huseyn’denim’’ dediğin ve ciğer paren ve benimde kalbimin parçası olan Huseyn’in başsız bedenidir bu! Bak!.. ne yaptı ümmetin senden sonra Ehl-i Beytine!... diye mesaj gönderiyor Huseyn-i mektebin mensuplarına!

Kerbela’da yükselen yalnız kalmış mazlumun sesi! Zeyneb; buruk ve titrek bir sesle seslenir Ali-y-el Murteza’ya; Ey babam!.. Benim!.. Senin Zeyneb’inim!.. Yalnız kalmış başsız bedeni üzerinde Huseyn’in!.. Şimdi esir tutulmuşlar elleri bağlı Zeyneb’in!.. diye mesaj gönderiyor biz gelecekteki Huseyn’iyim diyenlere.

Kerbela’da tüm acıları sinesinde toplamış bir bacının , bir annenin, bir halanın, bir ammenin susuz dudaklarından gelen ses! Zeyneb, kamçılar altında seslenir annesine! ‘’Ey annem!.. Bak yavruların haline!.. Şehid düşmüş Huseyn’in ilahi din aşkına yatıyor yerde, başı yok bedeninde; ben ise tutsak olmuşum eli bağlı götürülüyorum Kufe’ye; Torunun “İmam Seccad (a.s)” hasta ayakta duramaz halde, diğer torunların elleri bağlı çıplak develer üzerinde, korkma yıkılmadım, dimdik ayaktayım; yezidi ordunun karşısında, savunacağım ceddimin dinini ebu Süfyan’ın necis evlatları karşısında, tarih buna şahit olacaktır dökülen her damla kanın hesabını soracağım yezid ve yezidilerin karşısında, diye uyarıda bulunur bu günün Huseyn’ilerine!...

Yürekleri dağlayan yiğitçe bir ses var Kerbela’da! Zeyneb izzetli ve vakarlı bir duruşla yüzünü döner ömer bini sa’d’ın ordusuna! Ey veledi zinanın kölesi olanlar!.. Sanmayın bizim ellerimizi bağlamakla bizi esir etmişsiniz, bizler gerçek hürriyetin aşk şerbetini içmiş muvahitleriz, kölelik bize yakışmaz! Kölelik sizin gibi ahiretini başkasının dünyası için satan ahmaklara yakışır. Bizler temiz ağacın temiz meyveleriyiz, her nerede olursak olalım temiz neslin saygın evlatlarıyız; Sizler kötü ağacın acı meyveleri olan şarapğur yezidin kölesi olmuşsunuz. Zaten size yakışanda budur! Bu yiğit sözleriyle ders verir gelecek nesillere.

Ey Ömer bini Sa’d! Ben Zeyneb’im!... Ceddim Muhammed’tir (s.a.a) nasıl bakacaksın mahşerde onun yüzüne! Bizim ellerimizi bağlamakla kötü bir isimle anılacaksın tarihte! Zira başkasının dünyası için her türlü zulmü reva gördün bize! Diyerek zalime karşı yiğitçe duruşu öğretir ben Muhammed’iyim (s.a.a) diyenlere!

Ey Ömer bini sa’d! Ben “Hayder-i Kerrar Ali-y-el Murtaza’nın” kızıyım, bize esaret ve zillet yakışmaz; çünkü bizler ” VELAYET” mektebinde yetişmiş hak ve adalet aşıklarıyız zillete asla boyun eğmeyiz, esaret zincirine asla ve asla boyun eğmeyiz; zira esaret sizin gibi kalbinde iman olmayan münafıklara yakışır! Diye ders verir Huseyn’iyim diyenlere!

Ey Sad’ın oğlu Ömer! Ben Zeyneb’im!.. Fatime-t-üz Zehra’nın kızı, sakın!.. zafer sarhoşu olma ha sakın, Hayber’deki darbe bir gün inecektir senin başına! Sanma yezit dost olacaktır sana, bir karanlık gün bekliyor seni çok yakın bir tarihte! Diyerek bir uyarı yapıyor zalimin sofrasında oturmuş olana!

Ey Ömer bini Sa’d! Bizler Ehl-i Beyti Nübuvvetiz; dini korumak için kıyam ettik karşı durduk fasık oğlu fasık yezide; sen ise nasıl utanmadın yardım ettin ebu sufyan’ın nameşru torunu yezid’e! Evet! Bu ifade ile mesaj yazıyor gelecek nesillere!

Kerbela’dan gönderilen bu mesajlar, İmam Caferi Sadık’ın mübarek sözünü hatırlatır bize! ‘’Her gün Aşura, her yer Kerbela’’ Bu söz, hakla batılın, imanla küfrü, şirkle tevhidi ve zalimle mazlumu birbirinden ayırır her asırda; ilahi bir sözdür ders verir inanmış mü’min olanlara. Bu söz; Kerbela’da ilahi bir aşkla çizilmiş ve yazılmıştır tarihe; Bu söz; çınlar her asırda yaşamakta olan insanların kulağında; bu söz; zillete boyun eğme!.. çağırısını yapar kalbinde iman olanlara; bu söz; her asırda zalimlere karşı direnme dersi verir kendi dostlarına.

“Her gün Aşura, her yer Kerbela” mesajı ciddi bir uyarı yapıyor her asrın insanına! Evet!.. dökülmüş tertemiz bir kan var Aşura gününde; bu kan bir anlam vermekte muharremin onuncu gününe; Yer ve gök şahitlik etmekte imam Huseyn’in (a.s) cedd-i Muhammed’in (s.a.a) dinini korumak için kıyam ettiğine; Buna binaen “Her gün Aşura” ilanı her asırda dinin korunması için kurbanlar verilmesi istenmekte. Çünkü Kerbala bir çizgidir hakla batıl arasında; hakla batıl yaşanmaktadır her asırda yaşamakta olan insanlar arasında; çizgi nettir ve açıktır bir tarafında hak, diğer tarafında batıl yazılıdr; zira bu ayrım Kerbela’da peygamberinin kanını taşıyan İmam Huseyn’in(a.s) tertemiz kanıyla yazılmıştır tarihe; Kerbela’da belirlenmiş olan hakla batıl çizgisi, peygamberin bu ilahi olan sözüyle doğruluğu tescil edilmekte! ‘’Huseyin hidayet meş’alesi ve kurtuluş gemisidir.’’ Diye yol gösterir hak cephede yer almak isteyene; artık yol ve çizgi net ve açıktır peygamberin vahye dayalı bu mübarek sözüyle, artık şüpheler kalkmıştır; “Sırat-ül-Mustakim” net olarak peygamber tarafından yukarıdaki hadisi şerifle belirlenmiştir.

Evet! “Her yer Kerbela her gün Aşura” sevdalısı olan aşıklar zulme karşı kıyamı öğretiyorlar nesilden nesile; çünkü emri haktır savunacaksın, mazlumun hakkını ta adalet yerini buluncaya kadar.

Evet! Kerbela’da onbir veya oniki muharremde savunma gücü olmayan elleri bağlı kadınlar ve çocuklar var Kerbela sahrasında! Kimdir bunlar diye soracak olursan: “Alemlere rahmet peygamberi olan Hz. Muhammedin (s.a.a) yetim kalmış çocukları ve torunlarıdır!” Kimler yaptı?.. diye soracak olursan dış görüntüsüyle İslam, içleri necis kokan bel’amlar ve yezidin askerleri; dış görüntüleriyle ağızlarından düşmeyen Allah ve peygamber; iç görüntüleriyle Allah’ın haram kıldığı zinayı, içkiyi, kumarı ve saire yasakları serbest bırakan ve o haramların yaygınlaşmasına onay veren münafıklardı peygamberin evlatlarını esir edenler. Yine aynı şey devam ediyor günümüzde; örnek mi istiyorsun bak: Şam’daki Emevi camisinde namaz kılma aşkını yaşayana!

Kimlerdi bunlar acaba! Elleri bağlı esir muamelesi görenler? Evet! Bunların “Ceddi: Muhammed (s.a.a) annesi: dünya ve ahiret kadınlarının seyyidesi Fatimetüzzehra, babası: Hayderi ker’rar Aliyel Murteza” olan temiz ağacın meyvesi “Zeyneb-i Kubra,” yanında takatsiz kalmış ayakta duramaz halde olan dördüncü “İmam Ali Zeyn-el Abidin” ve elleri bağlı “Ehl-i Beyti nübuvvetin yavruları” vardı esir kervanında!

Evet!... on muharrem Aşura’da kestiler İslam’ın başını; esir ettiler Muhammed’in (s.a.a) dinini, tatlı dağıtarak zafer bayramını kutluyordu Şam’da yezit; O gün Bedir’in intikamını aldığının sarhoşluğunu yaşayarak oturmuştu Emevi tahtına soysuz yezid!
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-11-2019, 07:04
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Esirler Küfe’de:

İnsanlık tarihine kara bir leke olarak düşen bu hadise; dram dolu acı sahneleriyle beşeriyete sabrın, yiğitliğin, cesaretin ve ”Din-i Mübini İslam” için yapılması gereken fedakarlığın dersini vermekte! Evet! “Kerbela okulu” farklı bölümleriyle insanlara farklı dersler verirken “Zeyneb’in Küfe’deki hutbesi” de ayrı bir ders vermekte akleden insanlara!

Beşir bini el- Esedi şöyle anlatıyor: Ben bu kadar fesih ve belağatlı konuşan bir kadın görmedim, ancak bu fesahatli ve belağatlı konuşmayı Emir-el müminin Ali (a.s)’ mın konuşmalarında duymuştum!

Bu yiğit hanım; İnsanlara susmaları için işaret etti; nefesler kesildi atlar ve develer durdu ve konuşmasına şöyle başladı:

‘’Bismillahirrahmanirrahim; Alemlerin rabb’i olan Allah’a hamd olsun selatuselam ceddim Muhammed’in(s.a.a) ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun:

Ey Küfe’liler!... Bizim için mi ağlıyorsunuz? Ağlayın, gözyaşlarınız durmasın, iniltileriniz dinmesin, sizler ipini sık dokuyan sonra bozan kadınlar gibisiniz, yeminlerinizi hile ve hiyanetinize siper edindiniz; iman bağı kurup sonra bozdunuz, sizler köleler gibisiniz; içiniz kin ve yağcılıkla dolu; dünyanız için ahiretinizi terk ettiniz; sizler pisliklerde yetişen bitkiler gibisiniz, yenilmez; Ve mezar taşları süslenmiş ölüler gibisiniz; faydalanılmaz.!..

EY Küfe’liler! Öbür dünyanız için öylesine kötü bir yol azığı aldınız ki, Allah’ın azabına sebep oldu ve ebedi azap hazırlandı sizler için.

Ey Küfe’liler! Peygamberin torunu ve gözünün nuru olan Huseyn’in boynunu yezidin dünyası için kestiniz, bu ayıpla nasıl huzuri hakka ve peygambere varacaksınız.

Şimdi bizim için ağlıyorsunuz ve kendinizi yeriyorsunuz öyle mi? Andolsun Allah’a daha çok ağlayacaksınız ve az güleceksiniz! Çünkü siz öyle bir leke aldınız ki hiç bir su onu temizleyemez; ve öyle bir aşağılığı kabul ettiniz ki ondan daha rezil bir şey olamaz.

Sizler cennet gençlerinin efendisi olan ve imamınızı ve kendinden şeriatınızı öğrendiğiniz peygamberin ciğer paresini şehid ettiniz; bu lekeyi hangi su temizler sizden!

Ey Küfe’liler! Vay olsun size, kimin ciğerini söktüğünüzü biliyor musunuz? Sizler Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) göğsünü açıp ciğerini aldınız, ismet perdesini yırtınız, sizler peygamberin kanını akıttığınızın farkında mısınız ve Ona karşı nasıl bir saygısızlık yaptığınızı biliyor musunuz? Sizler öyle büyük bir günah işlediniz ki günahınız yer ve göğü doldurdu, sizin bu işlediğiniz günah ve işlediğiniz cinayetten dolayı gökten kan yağmasına şaşmayın!

Ey Küfe’liler! Ahiret günü Allah’ın kahrı ve zelil edici azabı haktır ve gerçekleşecektir. Ve o gün sizin için ne bir yardımcı ne de bir kurtarıcı olacaktır. Allah’ın verdiği bu sürede mutlu bir gün yaşamayın ve Allah ;azap etmekte acele etmez sabrı çoktur. Ve bilin ki Allah size bu azabı vermek için sizi beklemekte.!...

Zeyneb’in bu sözleri karşısında boyunları eğilen Küfe’liler, şaşkınlıklar içinde ne cevap vereceklerini şaşırmışlardı, ağlayanlar, gözyaşı dökenler, feryad edenler vardı halkın arasında ve nasıl yardım edeceklerinin şaşkınlığını yaşıyorlardı; bu durumun haberini alan “Ubeydullah” onları halkın arasında saraya acilen getirilmelerini ister; halkın durdurulması için kabile reislerini ve din önderlerinin devreye girmelerini ve halkı yatıştırmalarını ister. Ve gerekirse baskı kullanılmasını emreder!
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-11-2019, 07:05
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Zeyneb Küfe Saray’ında:

Burada ibn-i Ziyad-la Hz. Zeyneb’in arasındaki geçen konuşmadan daha fazla, Kerbela hadisesinin inanmışların Omuzlarına yüklemiş olduğu sorumluluğu, Zeynep o ağır şartlar altında nasıl yerine getirdiğinin dersini alarak: ”Her yer Kerbela, her gün Aşura” olduğunu da unutmamayı hatırlatır insana; ve hak cephesinde zalimlere karşı izzetli duruş sergileyerek nasıl kıyam edileceğinin dersini verir almak isteyenlere.

Zeyneb-i Kubra’nın çekmiş olduğu tüm çile ve meşakkatlerle birlikte; vermiş olduğu kurbanlara rağmen dini Muhammedi (s.a.a) ve Ehl-i Beyti Mustafa’yı ibni ziyad’ın karşısında nasıl korkusuzca savunduğunu tarihin aynasına bakarak ders alınması gerekir: Her asır ve Zamanda.

Zeyneb-i Kubra’nın ölümle yüz yüze kaldığı ibni ziyad’ın sarayında deprem yaratan konuşması bir uyarı yapmaktadır her asırda yaşamakta olan müslümanlara; zillete boyun eğmemeği öğretir hak aşıklarına; eğilmeyen başı, dimdik duruşuyla savunuyordu “din-i mubini İslamı” zalimlerin karşısında; Zalim ibni ziyad ve avaneleri adeta dillerini yutmuşlardı Zeyneb’in karşısında; Bu eylemi ile Muhammed`i (s.a.a) olabilmenin kimliğini koymuştur ortaya; kendini islamın postunda halife görenlerin münafık olduklarının ilanını yapmıştır onların hüküm sürdükleri sarayda!

Babası Ali-y-el Murteza’nın kanlı başını dizine koyan, ciğeri parça-parça olmuş kardeşi Hasan`ı sinesine basan, Başı kesilmiş Huseyn’in eğilip gerdanından öpen, iki kolu kesilmiş kardeşi Abbas’ın, bir bir şehit edilmiş çocuklarının naaşlarını gören ve Ali Ekber’le, Ali Asğarın hunharca şehit edildiğine tanık olan ve tüm bu acıları sinesinde taşıyan Zeyneb-ul Kubra, zalim yezidin karşısında dimdik ve izzetli bir duruş sergileyerek ve onun münafık olduğunun ilanını yapması ilahi bir derstir günümüzde ki Muhammed`i (s.a.a) mektebin mensubu olduğunu iddia edenlere!

Evet! Bu fedakarlığıyla bir emanet bırakmıştır bu hanım Huseyni mektebin mensubu olanlara: “Emanete sahip çık yoksa münafıkların listesinde yer alırsın alnın secdede olsa bile! Gücüm yetmez diye miskin miskin ağlama vay Huseynim!”.. diye; Kulağını ver Kerbela’da ki sese (Heyhat minnezille) yazıklar olsun!.. zillete boyun eğenlere!..

İzzetli duruşuyla korku yaratmış yezidin kıyafetini giymiş olan münafıklara; işte hakla batıl çizgisi var ortada, nerede yer alacaksan al adalet güneşi doğmak üzere!
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 04:08


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.