aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #16  
Alt 04-09-2017, 05:30
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.687
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Hz. Abbas b. Ali'nin Şahadeti

Annesi Ümm'ül Benîn'dir, adı Abbas. Lakabıysa, Ebul-fazl'dır. Heybetli vücudu ve eşsiz siması, onu "Haşimoğul-ları'nın Ay Parçası" lakabıyla meşhur kılmıştı. O kadar uzun boyluydu ki, ata bindiğinde neredeyse ayakları yere değerdi. Kerbela'da ağabeyi İmam Hüseyin'in (a.s) minik ordusunun komutanı ve sancaktarıydı. Şehit olduğunda 34 yaşındaydı. Önce üç kardeşini er meydanına gönderdi ve onların İmam Hüseyin (a.s) uğruna çarpışıp şehit düşmelerine şahit oldu, böylece üç kardeşinin şahadetine şahit olmanın ecrine vardı. Onların şahadetinden sonra da, artık yapayalnız kalmış olan ağabeyi İmam Hüseyin'e (a.s): "Acaba canımı senin uğrunda feda etmeme izin verir misin?" dedi.

Onun bu sözü İmam'ı (a.s) pek sarstı. Yiğit kardeşi Abbas'a sarılarak ağladı. Sonra da yaşlı gözlerle ondan son bir defa su getirmesini istedi. Hz. Abbas, Yezidî ordunun karşısına çıkarak onlara öğüt verip nasihatlerde bulundu ve Allah Resulü'nün (s.a.a) Ehlibeyti'ni rahat bırakmalarını istedi. Ama onun iman dolu sıcak sözleri, imansızlar güruhunun taşlaşmış kalbini etkilemedi. Geri dönüp, durumu İmam'a (a.s) bildirdi.

Kervandaki çocuklar susuzluktan inliyorlardı. Fazilet ve erdem timsali Abbas, daha fazla dayanamazdı buna; su tulumunu boynuna asıp atına atladı ve yanına sadece mızrağını alarak doludizgin Fırat'a doğru ilerlemeye başladı. İma-m'ın (a.s) kervanının su almaması için Fırat kıyılarına dizilen 4 bin asker, Abbas'ı yaklaştırmamak için ok yağmuruna tuttularsa da, yiğit Abbas inanılmaz bir cesaretle düşman der-yasının ta kalbine daldı. Bir aslanın, tilki sürüsüne saldırması gibi onlara hücum etti.

Hz. Abbas, önüne çıkanı cansız yere seriyor, hızla Fırat'a yaklaşıyordu. Kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu artık. Düşman ordusunda olanları görüp de nakleden ravi-lerin aktardığına göre, bu kısa çarpışmada Hz. Abbas b. Ali, düşman ordusundan 80 kişiyi haklamıştır. Yıldırım gibi düş-man ordusuna dalan Hz. Abbas bir çırpıda Fırat'a varmayı başarmıştı. Nicedir susuzluktan kavruluyordu.

Bu zorlu ve sert çarpışma, susuzluğunu daha da körüklemiş, dili damağına yapışmıştı. Gürül gürül akan koca Fırat'ın buz gibi sularındaydı şimdi! Gayr-i ihtiyarî bir hareketle eli suya gitti. Avucunu doldurup tam içeceği sırada ağabeyi İmam Hüseyin'le (a.s) Ehlibeyt'in susuz yavrucaklarının hâlini hatırladı.. Avucundaki suyu Fırat'a geri döktü. Hemen su tulumunu doldurmaya başladı.

Su tulumunu sağ omzuna atıp var gücüyle dizginlere a-sıldı. Bir an önce kervana varmalı ve susuzluktan kıvranan yavrucaklara su yetiştirmeliydi.

Ne var ki, Yezid ordusu onu dört bir yandan kuşatmış, çadırlara su götürmemesi için binlerce atlı üzerine çullanmıştı. Onlar aç kurtlar misali saldırıyor; kahraman Abbas ise aslanlar gibi bu etten duvarı yara yara ilerliyordu. Soysuz bir münafık, gizlendiği hurma ağacının ardından ansızın kılıcını sallayarak Abbas'ın sağ kolunu yere düşürdü.

Ama o, hiçbir şey olmamışçasına su tulumunu hemen sol omzuna atarak vahşiler sürüsünü gerilemeye zorladı. Bir yandan da meydanı titreten naralarla şu recezi okuyordu:

Vallahi sağ kolumu kesseniz de,

Koruyacağım dinimi gerçekten de!

Pak ve emin Peygamber'in evlâdını,

Koruyacağım ben sadık imamımı!

Hz. Abbas (a.s) tek koluyla dövüşe devam ediyordu ki, ansızın aynı melun yine onu pusuya düşürerek sol kolunu da kesti. Yiğit Abbas su tulumunu dişiyle tutup üzerine kapanarak kervana ulaştırmaya çalıştı. Ancak tuluma saplanan bir ok onun son ümidini de alıp götürdü ve su yere döküldü. Ansızın gelen ikinci ok, kolsuz ve savunmasız olan Abbas'ın göğsüne saplanınca, atından yere düştü ve kahraman Abbas: "Kardeşim bana yardım et!" diye bağırdı.

İmam Hüseyin (a.s) yanına vardığında Abbas, kollarını yitirmiş, yüzlerce yara almış bir hâlde, kanlar içinde yerde yatıyordu. İmam, gözyaşları içinde, Abbas'ını kucaklayıp: "İşte şimdi belim kırıldı; tedbirim ve çarem azaldı!" dedi.

Hz. Abbas'ın ihlâs, cesaret, fedakârlık, vefa ve şahadet aşkı öylesine eşsizdi ki, İmam Seccad (a.s) onu anarken şöyle buyurur:

Allah, amcam Abbas'a rahmet eylesin; kardeşi için kendisini feda etti, canını onun uğruna verdi, onun uğrunda kollarını vermekten çekinmedi. Yüce Rabbi de buna karşılık iki kanat verdi ona; bu kanatlarla cennette meleklerle birlikte dilediği gibi uçar. Amcam Abbas'ın kıyamet günü yüce Allah indinde öyle bir maka-mı olacaktır ki, bütün şehitler gıpta edecektir ona!
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 04-09-2017, 05:32
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şuanda  online konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.687
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Özgürlükçüler Önderi Hüseyin'in Savaşı ve Şahadeti

İmam Hüseyin (a.s) artık yapayalnız kalmıştı. Etrafında kendisine yardım edecek hiç kimse kalmamıştı. Kardeşlerinin, çocuklarının, ashabının kanlı bedenleri Kerbela'nın kızgın toprağında yatıyordu.

İmam Hüseyin'in (a.s) kalbi, dayanılmaz acı ve kederle doluydu; ama başı dimdikti. Olanca heybeti ve öfkeyle çatıl-mış kaşlarıyla karşısındaki azgın güruhu seyrediyordu atının üzerinde. Onun en sevdiği insanlar, yeryüzünün en nadide insanları, bu azgın güruh tarafından katledilmişti şu birkaç saat içinde. Ve haramiler bu iğrenç katliamı kutluyor, iğrenç kahkahalar atarak gülüp tepiniyor, onu şimdi yapayalnız yakalamanın kendilerine verdiği hayvanî zevkle ona pençe ve tırnak göstererek tehdit ediyorlardı. Cahiliye devrinden taşıyıp Hz. Resulullah (s.a.a) döneminde ustaca bir münafıklıkla gizledikleri intikam ve kin hırsıyla dolu o iğrenç yüzlerini, şimdi açığa çıkarmışlardı. Bir aslanı tek başına yakalayıp pusuya düşüren bu çakallar sürüsü, hem ona yaklaşmaktan dehşetle korkuyor, hem de onu bir an önce parçalayabilmek için dişlerini gıcırdatıp fırsat kolluyordu.

İmam Hüseyin (a.s) ilâhî sevgi ve vefa timsali, bir dağ heybetiyle eyere oturmuş, haramiler güruhunun zafer edalarıyla etrafını sarmasını seyrediyor, bakışlarında cennet nuru parlıyordu. Şirk ve fesadın doruğunu seyreden peygamberlerin bakışlarındaki nefret ve acıma duygusu vardı onun da bakışlarında. Atını mahmuzlayıp iyice yaklaştı onlara. Vahşiler güruhunun karşısında vakarla durdu. Birkaç saat içinde uğradığı bela ve felaketler, bağrını dağlayan evlat ve kardeş acısı, onca şehidin kalbine vurduğu dert, inanılmaz bir vakar ve olağanüstü bir heybet katmıştı İmam'ın (a.s) heybetine. Kalbi acı ve öfkeyle dolduğu hâlde, sevgili Rabbinin rızası için, bu azgınlar güruhunu son bir kez daha hidayete davet edip ebedî cehennem ateşinden kurtarabilmek amacıyla, Peygamberimsi bir yumuşaklık ve metanetle onlara seslenip gür bir sesle haykırdı:

Ey insanlar! Hangi sebeple benim kanımı helâl görüyorsunuz? Ben sizin Peygamber'inizin kızının oğlu değil miyim?! Aranızda Resulullah'ın çoluk-çocuğuna zarar vermek isteyen düşmanı engelleyecek kimse var mı?! Bizim hakkımızda Allah'tan korkan biri var mıdır aranızda?! Allah'tan sevap alma ümidi ile yardıma koşacak kimse var mı burada?! Allah rızası için bize yardımcı olmak isteyen var mı aranızda?!

İmam Hüseyin'in (a.s) nefesindeki hidayet nuru kelamı-na yansımış ve Yezid ordusundan Sa'd b. Hars el-Ensarî ile kardeşi Ebu'l-Hutuf'un gaflet uykusundan uyanarak ebedî zillet ve cehennemden kurtulmalarını sağlamıştı. İmam Hüseyin'in (a.s) sözleriyle kendilerine gelen bu iki kişi, aniden saf değiştirip Yezidî orduya saldırdılar. Çok sayıda katili yere serdikten sonra da şahadet saadetine nail oldular.

İmam'ın (a.s) kendisine yardım edecek birini aradığını duyan kervandaki kadınlar yüksek sesle ağlamaya başladılar. İmam (a.s) çadırların önüne gelip kardeşi Zeyneb'e (s.a): "Minik yavrumu getir de onunla vedalaşayım!" dedi. Kundaktaki bebeği getirdiler. İmam (a.s) onu son kez öpmek için başını uzattığı sırada Yezid ordusunun okçularından Her-mele b. Kahil Esedî'nin attığı ok, yavrucağın boğazına saplandı. Bebek babasının kollarında can vermişti. Avucunu be-beğin boğazından akan kana tuttu; avucu kanla dolunca onu göğe savurup: "Allah'ım! Bu da kolaydır bana. Çünkü sen her şeyi görmektesin!" buyurdu.

Sonra da atını doludizgin düşmanın üzerine sürüp şu re-cezi okudu:

Bu topluluk döndü dinden, saptı küfre.

Allah'ın rızasına sırt çevirmişlerdi eskiden de.

Ali ile en hayırlı ebeveyne sahip ve en kerim

Oğlu Hasan'ı katletmişlerdi bu güruh-i zalim!

"Halkı toplayın savaşmak için Hüseyin'le!"

"Haydi, durmayın gelin!" diyen bunlardı yine!

Kınından çıkmış kılıcını elinde tutar bir hâlde İbn Sa'-d'ın ordusunun karşısına geçti. Hayata doymuş, Rabbiyle buluşacağı anın özlemiyle tutuşup şahadete susamıştı. Şöyle bir recez okudu:

Oğluyum ben pak Ali'nin, Âl-i Haşim'den.

Bunlar yeter bana, başka şeyle öğünmem.

Ceddim Resulullah'tır, en üstünü canlıların!

Biz, Allah'ın meşalesiyiz arasında insanların!

Anam Fatıma'dır benim, Peygamber'in kızı.

Amcam Cafer-î Tayyar'dır cennette iki kanatlı.

Allah'ın dosdoğru kitabı nazil olmuştur bize.

Vahiyle hidayet bizde anılır hep iyilikle.

Biz, tüm insanlara Allah'ın eminleriyiz.

Ve bunu gizli-açık, herkese söylemişiz!

Havuz'un sahipleriyiz, içiririz bize uyanlara

Resulullah'ın kâsesiyle, kimse kalkamaz inkâra!

Şiîlerimiz itaat edenlerin en hayırlılarıdır.

Düşmanlarımızsa, kıyamette hüsrandadır!

İmam Hüseyin (a.s) daha sonra harami güruhundan er istedi. Karşısına kim çıktıysa, bir vuruşta cehennemi boyluyordu. Düşmanın birçok cesur savaşçısını kılıçtan geçirdi. Çok geçmeden, İmam'la teke tek savaşa cüret eden kimse kalmamıştı. İmam (a.s) küfür ordusunun sağ kanadına yıldırım gibi dalarak şu recezi okumaya başladı:

Ölüm hayırlıdır zilletle yaşamaktan,

Zillet de cehennem ateşine atılmaktan!

Haramiler ordusunun sol kanadına saldırırken de şu re-cezi okumaktaydı:

Ben Ali oğlu Hüseyin'im!

Baş eğmemeye yeminliyim!

Yeminliyim babamın ailesini savunmaya,

Resulullah'ın dininden dönmem asla!

Aşura gününün şahitlerinden biri şöyle anlatır:

Etrafını kalabalık ordular sardığı, evlatları ve yarenleri gözleri önünde öldürüldüğü, ailesinin kadınları ve çocukları kuşatma altına alındığı hâlde Hüseyin gibi cesaret ve kahramanlık sergileyebilen bir baş-kasını vallahi görmedin ben! Çünkü bütün bu acılara ilaveten aldığı yaralar ve çektiği korkunç susuzluk da-yanılır gibi değildi. Tüm bunlara rağmen onun azim ve metanetinde zerrece gevşeme olmadı, cesaret ve u-mudu zerrece azalmadı; inanılmaz bir azim ve salâbetle savaşıyor, vurduğunu deviriyor, kılıcının dairesine gireni öldürüyordu.

Düşman askerlerinin en azılıları ona saldırmaya yeltendiğinde öylesine yıldırım gibi iniyordu ki, aslan saldırısına uğrayan sürüler gibi onun önünden kaçışıyor, can havliyle sığınacak delik arıyorlardı. Allah'ın aslanı Ali'nin oğluydu o; düşmanı tarumar ettiğin-de, karşısına yeni birlikler çıkıyor, o sanki hiç yorulmamış gibi fırtına misali ortalarına dalıp çekirge sürüsü gibi onları da dağıtıyor ve kısa sürede etrafı boşalınca, tekrar düşmana karşı durup: "La havle vela kuvvete illa billâh!" diyordu.

İbn Şehraşub'la diğer tarihçiler, Aşura günü İmam Hüseyin'in (a.s) girdiği çatışmalarda yaraladığı binlerce kişiden başka, öldürdüğü kâfir sayısının bin dokuz yüz elli kişi olduğunu yazarlar. Bunu gören Sa'd oğlu Ömer, İmam Hüseyin'le (a.s) baş edebilecek kimse olmadığını ve bu gidişle bütün ordusunun dağılacağını anlamıştı. Hemen kendisini toparlayarak askerlerine: "Yazıklar olsun size! Kiminle savaştığınızı bilmiyor musunuz siz?! En güçlü Arap silahşorları yere seren ve Allah'ın aslanı lakabını alan yenilmez savaşçı Ali'nin oğlu var karşınızda! Bütün birlikleri toplayıp dört bir taraftan hep birlikte saldırın ona; yoksa hepimizin işi bitiktir!" diye bağırdı.

Sayıları on binleri bulan katiller sürüsü ok, mızrak, kılıç ve hatta taşlarla o Hazret'e karşı toplu bir saldırıya geçtiler. Bu sırada bir an İmam (a.s) ile çadırların arasına girebilmeyi başardılar. Düşman birliklerinden biri bunu fırsat bilerek alçakça bir girişimde bulundu ve içinde kadınlarla çocukların olduğu çadırlara doğru hücuma geçti.

Bunu gören İmam (a.s) buyurdu ki:

Ey Ebu Süfyan Oğulları'nın Şiîleri! Dininiz yoksa ve kıyamet gününe inanmıyorsanız, en azından bu dünyanızda özgür insanlar olun. Aslınıza dönün! Sizler Arapsınız! Araplar merttirler!

Şimr uzaktan: "Ey Fatıma'nın oğlu, neler diyorsun sen?" diye bağırdı. İmam (a.s) şöyle karşılık verdi:

Ben sizinle savaşıyorum, siz de benimle savaşmaktasınız. Kadınların ne suçu var?! Bari ben yaşadığım sürece isyankârlarınızı ailemin çadırlarından uzak tutun!

Şimr, adamlarına: "Ey Askerler! Bu yiğit ve kerim adamın ehlibeytinden uzak durun. Onu öldürmeye çalışın. Zira bizim işimiz sadece onunla!" dedi.

Bütün birlikler tekrar İmam'a (a.s) saldırdı, İmam (a.s) da atını doludizgin onların üzerine sürerek kahramanca bir çatışmaya daha girdi. İnanılmaz bir güçle vuruyor, karşısına çıkanı cansız yere seriyordu. Hangi tarafa yönelse askerler önünden kaçıyor, çil yavrusu gibi dağılıyorlardı. İmam (a.s) bu korkaklar sürüsüyle savaşmaktan yorulmuştu. Bir yandan da susuzluk, takatini kesiyordu.

Atını Fırat'a doğru sürdü. Susuzluğunu gidermesi hâlinde yepyeni bir enerjiyle kendilerine saldıracağını bilen Ye-zid ordusu dehşete kapılmış, İmam'ın (a.s) suya ulaşmasını engellemek için telaşa düşmüştü. Ordu, Fırat'la İmam'ın arasına girmişti artık.

Dört bin okçuyla Fırat'ın kıyılarına dizilen ordunun ko-mutanları olan A'ver-i Selemî ile Amr b. Haccac, Sa'd oğlu Ömer'in komutasındaki orduya bağırarak İmam'ı oraya yaklaştırmamalarını istediler. Ama İmam (a.s) göz açıp kapayıncaya kadar önünü kesen etten duvarı elindeki kılıçla yar-mayı başararak Fırat'a ulaşmıştı. Bir avuç su aldı, tam içeceği sırada katiller sürüsünden biri onu engellemek için: "Hey! Hüseyin! Sen suyun peşindeyken, düşmanların namusuna saldırıyor, baksana!" diye bağırdı. Bu söz, İmam'ın (a.s) avucundaki suyu dökmesine yetmişti. İffet ve mertlik timsali İ-mam Hüseyin (a.s) bir damla su içmeden bir çırpıda çadırlara ulaştı.

İmam Hüseyin (a.s) bir kez daha o içler acısı sahneyi yaşadı. Ehlibeytiyle bir daha vedalaşıp onlara sabırlı ve güçlü olmalarını söyleyerek şöyle buyurdu:

Şunu biliniz ki, yüce Rabbim sizi koruyacaktır. Onlar size dokunamayacak ve Rabbim onların şerrinden sizi kurtaracaktır. Allah bu işin sonunda size hayır ve iyilik verecek, düşmanlarınızı ise türlü bela ve azaplara boğacak. Buna karşılık sizi türlü nimetler ve kerametlerle mükâfatlandıracaktır. O hâlde, şikâyette bulunmayın ve konuşmayın. Aksi hâlde makamınız alçalır.

Sonra İmam (a.s) tekrar savaş meydanına dönüp katiller sürüsüyle yaman bir çarpışmaya girişti. Kısa sürede birçoğunu kanlar içinde yere sermişti. Yezid ordusu İmam'ı (a.s) ok yağmuruna tuttu; ama o yiğit ve korkusuz insan hiçbir şeye rağmen düşmana sırt çevirmiyordu. Zırhına saplanan oklarla mübarek göğsü âdeta ok sadağına dönüşmüştü. A-şura gününün şahitlerinden olan İmam Bâkır (a.s): "Dedem İmam Hüseyin'in mübarek vücudunda o gün tam 320 yara saydık." buyurur.

Savaş iyice kızışmış, İmam'ın (a.s) kılıcından kaçan korkaklar etrafını boşaltmış ve sürekli ona taş ve mızrak savuruyorlardı.

İmam (a.s) çok yorulmuştu; bir yandan aldığı yaralar, diğer yandan nicedir kızgın güneşin altında çektiği susuzluktan bitkin düşmüştü artık. Nefes tazelemek için bir lahza durdu. İşte tam bu sırada katiller güruhundan bir soysuzun savurduğu taş, İmam'ın (a.s) mübarek alnını parçalayıp bütün yüzünü kanlara boyadı.

İmam (a.s) gözlerine inen kanları temizlemek için elbisesinin eteğini kaldırdığı sırada bir başka soysuzun attığı üç köşeli zehirli bir ok cennet gençlerinin efendisinin mübarek göğsüne saplandı. Yakından atılan uzun ok, İmam'ın (a.s) mübarek göğsünden girip sırtından çıkmıştı.

İmam'ın (a.s) ağzından şu cümleler döküldü:

Bismillahi ve billahi ve ala millet-i Resulillah, sal-lallahu aleyhi ve alih…

Elini atıp oku uç kısmından tuttu ve çekip çıkardı! Öldürücü bir yaraydı bu. Okun çıktığı yerden oluk oluk kan akıyordu. Resulullah'ın (s.a.a) nadide çiçeği İmam Hüseyin (a.s) elini yaranın altına tutup kanla doldurdu ve avucundaki kanı göğe doğru serpti ve bunu birkaç kez tekrarladı. Bu sırada inanılmaz bir şey oldu! İmam'ın göğe serptiği kanlardan bir damlası bile yere düşmedi. İmam (a.s) tekrar avucuna doldurduğu kanı bu defa yüzüne gözüne sürüp mübarek sakalını kanıyla âdeta yıkayarak şöyle buyurdu:

Yüzüm gözüm kanlar içinde, kendi kanıma boyanmış olarak ceddim Resulullah'la buluşacağım ve katillerimin adını ona söyleyeceğim!

İmam'ın (a.s) artık savaşacak gücü kalmamıştı. Bunu fır-sat bilen Salih b. Vehb Mezenî adlı soysuz, aniden saldırarak mızrağını var gücüyle İmam'ın göğsüne sapladı. Bu şiddetli darbe, takva ve vefa dağını devirmişti. İmam (a.s) dayanılmaz bir acıyla atından yere düştü. Sağ yanağı üzerine yerde yatıyordu. Ama hâlâ direniyordu. İnanılmaz bir güçle ayağa kalkmayı başardı. Güçlükle ayakta duruyordu. Öldürmek için yanına yaklaşanların kimi ani bir korkuyla, kimi de ani bir utançla geri çekiliyor, cennet gençlerinin efendisine dokunamıyorlardı.

Derken Malik b. Nesr adlı bir soysuz iğrenç küfürler ederek atını İmam'a (a.s) doğru sürüp kılıcıyla onun mübarek başını yardı.

Bu sırada İmam'ın (a.s) ağabeyi İmam Hasan'ın (a.s) küçük yaştaki oğlu Abdullah, çadırlardan fırlayıp çok sevdiği amcasına doğru koşmaya başladı. Hz. Zeyneb (a.s) onu engellemeye çalıştı; İmam (a.s) da görmüş ve Hz. Zeyneb'e: "Onu bırakma, engel ol!" diye bağırmıştı. Ama sevgili amcasını o hâlde görmeye dayanamayan küçük Abdullah'ı kimse tutamadı. Bir çırpıda amcasına ulaştı.

Tam bu sırada Ebcer b. Kâ'b kılıcını İmam'a indirmek i-çin hazırlanıyordu ki, Abdullah masumane bir hareketle mi-nik kolunu amcasını korumak için siper etti ve "Yazıklar olsun sana! Amcamı mı öldürmek istiyorsun?!" diye haykırdı. Caninin kılıcı masum yavrucağın kolunu koparmış, küçücük kolu derisinden yere sallanmıştı. Abdullah acı ile feryat etti. İmam (a.s), son bir gayretle küçük Abdullah'a sarılıp o-nu bağrına bastı. Minik Abdullah bir müddet sonra amcasının kollarında çırpınarak can verdi.

Çakallar sürüsü, birkaç dakika öncesine kadar bakmaya bile korktukları aslanı ağır yaralar içinde yapayalnız ve kıpırdayamayacak bir hâlde ele geçirmiş olmanın zevkiyle hayvanca çığlıklar atıyordu. Sinelerinde yıllardır Muhamme-d-i Mustafa'nın (s.a.a) soyuna ve Allah'ın aslanı, şah-ı mer-dan Aliyyu'l-Murtaza'ya (a.s) besledikleri kini kusmak için fırsat kollayan aşağılıklar sürüsü, bekledikleri fırsatı ele geçirmişlerdi şimdi.

Yetişen her soysuz, bir darbe indiriyordu mazlum ve savunmasız Hüseyin'e! Şimr: "Ne bekliyorsunuz hâlâ!" diye bağırdı hayvanca: "İşini neden bitirmiyorsunuz şunun?!"

Vücudunun paramparça olmasına ve onca öldürücü yara almasına rağmen Allah'ın aslanının oğlu, hâlâ dimdik a-yakta duruyordu...

Tarihin bütün soysuzlarına, insanlığın gördüğü ve göreceği bütün münafıklarla satılmış katillere meydan okurcasına âdeta.

İğrenç çığlıklarla tekrar saldırdılar İmam'a (a.s). Husayn b. Temim adlı soysuz, ayakta can vermek üzere olan İmam Hüseyin'in (a.s) mübarek ağzına bir ok sapladı!

Ebu Eyyub Ganevî adlı bir diğerinin attığı ok, İmam'ın (a.s) mübarek boğazına saplandı.

Oysa Hz. Resulullah'ın (s.a.a) buselere boğduğu yerlerdi bunlar. Buralarda Resulullah'ın (s.a.a) dudaklarının izi vardı. Ümmetinin azgınları o mübarek yerleri ölüm oklarıyla vurmadaydı şimdi.

"Sizler için yerine getirdiğim peygamberlik vazifesine karşılık olarak, soyum olan Ehlibeyt'imi sevmenizden başka bir şey beklemiyorum sizden!"[1] diye buyuran Peygamberlerine, ümmeti böyle teşekkür etmedeydi şimdi.

Resulullah'ın Ehlibeyti'nin nadide yiğidi İmam Hüseyi-n'e (a.s) azgın köpekler gibi saldıranlar, asr-ı saadet döneminden beri gizlenen bir küfür ve şirkin zehrini kusmaktaydılar iman timsaline şimdi.

Zur'a b. Şerik, İmam'ın (a.s) sol eline bir kılıç savurdu. Eli, avucundan kopup yere düştü İmam'ın.

Bir diğer zalimin omzuna vurduğu darbeyle İmam (a.s) yere yığıldı.

Takati kalmamıştı artık. Zorlukla ayağa kalkmaya çalışıyor, ama savunmasız vücuduna inen darbelerle tekrar yere düşüyordu.

Derken Sinan b. Enes adlı bir soysuz, mızrağını var gücüyle İmam'ın mübarek boğazına sapladı. Hâlâ yıkılmadığını görünce, bu defa da İmam'ın mübarek göğsüne indirdi mızrağını. Bununla da yetinmeyip sadağından çektiği oku İmam'ın (a.s) boğazına sapladı.

İmam (a.s) düşmüş, yere yığılmıştı artık.

Hevlî b. Yezid İmam'ın başını kesmek için koştu; ama ona yaklaşınca korkuyla titreyip geri döndü.

Kötülük ve gaddarlıkta diğerlerinden daha ileri olan Şimr, ona sinirlenip küfürler savurarak hançerini çekti ve inanılmaz bir canilik işleyerek İmam Hüseyin'in (a.s) mübarek başını kesti.

Bu sırada koyu siyah renkli bir toz bulutu havayı sardı. Birdenbire kızıl bir rüzgâr esmeye başladı ve ortalık karardı.

Kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes korku ve dehşetle ilâhî azabı beklemedeydi. Bir süre sonra hava sakinleşti ve hava aydınlanmaya başladı.

Evet, böylece Aşura güneşi al kanlara boyanmış, Yüce Yaradan'ın canlı Kur'ân'ı olan Ehlibeyt-i Resulullah'ın (s.a.a) İmam Hüseyin'i (a.s), Emevîlerin bir avuç kiralık katili eliyle İslâm'a ve Hz. Muhammed'e (s.a.a) kin besleyen azgın bir güruh tarafından lime lime edilip ayaklar altına alınmıştı. Dinler tarihinin gördüğü ve göreceği en büyük facia ve insanlık tarihinin şahit olduğu en kara sayfaydı bu.

Selâm olsun sana ey Sarallah, ey Allah'ın kanı!

Uğruna canlarını feda etmekten çekinmeyip şüheda silsilesinin baş tacı olan o büyük ruhlara selâm olsun.

[1]- "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum." (Şûrâ, 23)
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 04-09-2017, 05:41
sürgündeki şia sürgündeki şia isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 586
sürgündeki şia is an unknown quantity at this point
Standart

Allahım lanetimi birinci zalime has kıl. Birincisinden başlayarak ikincisine, sonra üçüncüsüne, sonra dördüncüsüne, sonrada beşincileri olan Yezit’e lanet et. Allahım Ziyad oğlu Ubeydullaha, Mercane’nin oğluna, Ömer oğlu Sad’a, Şimr’e, Ebu Süfyan ailesine, Ziyad ve Mervan ailesine kıyamet gününe dek lanet et.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 04-09-2017, 05:57
SUDE SUDE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 138
SUDE is on a distinguished road
Standart

Esselamu ele-l huseyn ve ele-l aliyyibni-l huseyn ve ele-l evladil huseyn ve ela eshabi-l huseyn
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 04-09-2017, 06:27
€C€-1990 €C€-1990 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 55
€C€-1990 is an unknown quantity at this point
Standart

Selam Olsun Şehidler Şahı İmam Huseyine.
Lanet Olsun Yezide Ve Zamanın Yezitlerine
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 12:07


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.