aliyyenveliyullah -forum anasayfa-  

Geri git   aliyyenveliyullah -forum anasayfa- | KERBELA FACİASI | HZ İMAM HÜSEYİN (AS) VE KERBELA FACİASI

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10-13-2019, 06:22
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela'nın İlk Şehidi Hür

Kerbela'nın İlk Şehidi Hür
Hür b. Yezid b. Naciye Temimi Yerbui Riyahi İmam Hüseyin’in (a.s) yârenlerinden, Kerbela şehitlerinden, Kufe’nin büyükleri ve ileri gelenlerindendir. Hür, kavmi arasında saygın birisi ve aynı zamanda Cahiliyet ve İslam döneminin her ikisini de görenlerdendir. Hür, Ubeydullah b. Ziyad’ın Kerbela’daki ordularının bir bölümünün komutanlığını yapmaktaydı. Yaptığı hatadan vazgeçerek, pişmanlık duyup, İmam Hüseyin’e (a.s) katılmasından dolayı Şialar arasında saygın bir yeri vardır.

Nesebi
Hür b. Yezid b. Naciye b. Ka’neb b. Attab b. Haris b. Amr b. Hammam b. Ben-i Riyah b. Yerbu b. Hanzala, Temim kabilesindendir.[1] Dolayısıyla kendisine "Riyahi", "Yerbui", "Hanzali" ve "Temimi" denmektedir.[2] Hür’ün hanedanı hem Cahiliyet ve hem de İslam döneminde büyüklerden sayılmaktadır.[3]

Aşura’dan Önceki YaşamıHür, hicretin 60. yılında Kufe’nin en ünlü savaşçılarından birisi olarak bilinirdi.[4] Hür b. Yezid, yanlışlıkla bazı kaynaklarda Ubeydullah b. Ziyad’ın şurte sahibi olarak anılmıştır.[5] Buna rağmen, Ubeydullah b. Ziyad’ın (Temim ve Hemdan kabilelerindendir) İmam Hüseyin’e (a.s) karşı gönderdiği[6] ordularından bir bölümüne komutanlık yaptığı; ayrıca askeri düzen ve hükümet komutanlığını titizlikle yerine getirdiği bilinmektedir.[7] Bu da onun hükümette askeri bir sorumluluğunun olduğunu (şurte sahibi olduğu değil) gösterir.
Hür, anlaşıldığı kadarıyla politikayla uğraşmamaktadır ve hiçbir kaynakta Kufe’nin 60. yılındaki o çalkantılı dönemlerinde Hür’ün inanç veya siyasi duruşunu ortaya koyan bir açıklama bulunmamaktadır. Yalnızca Bel’ami, kuşku uyandıran bir rivayetle onun Şia olduğunu, ancak Şia’lığını gizlediğini belirtmiştir.[8]

Kufe Ordusunun Komutanı
Ubeydullah b. Ziyad, İmam Hüseyin’in (a.s), Kufe’ye doğru yola çıktığını duyunca, Kufe’nin ileri gelenlerinden ve kavminin reisi olan Hür’ü huzuruna çağırttı. Onu bin kişinin üzerinde bir orduya komutan yaparak, İmam Hüseyin’e (a.s) karşı gönderdi.
Başka bir rivayete göre, Ubeydullah b. Ziyad, Hasin b. Temimi’yi 4 bin kişilik bir orduyla Kadisiye’ye gönderdi. Bu şekilde Kadisiye, Haffan, Kutkutaniye’den Lala’ya kadar tüm bölgeyi kontrolü altına almış olacak ve bu bölgeden gelip gidenlerden haberdar olacaktı. Gerçekte Hür ve bin kişilik ordusu Hasin b. Nemir’in komutasındaki 4 bin kişilik ordunun bir bölümünü oluşturmaktaydı.

Hür’ün Duyduğu Ses
Hür, kendisinden nakledilen bir rivayette şöyle demektedir: İbn-i Ziyad’ın sarayından Hüseyin b. Ali’nin (a.s) yönüne doğru harekete geçmek için yola çıktığımda, üç defa ardı ardına şu şekilde bir ses duydum:
“Ey Hür! Sana cenneti müjdeliyorum.” Önüme, arkama, sağıma ve soluma baktım ama kimseyi göremedim. Kendi kendime şöyle dedim: “Allah’a andolsun ki bu müjde değildir; nasıl müjde olabilir ki?! Oysa ben Hüseyin b. Ali’ye karşı savaşmaya gidiyorum.”
Hür, sürekli bu düşüncelerle boğuşurken, İmam Hüseyin (a.s) ile karşılaştığında olayı ona anlatır. İmam Hüseyin (a.s) ona şöyle cevap verir: “Sen gerçekten sevap ve güzelliğe doğru yol buldun.”[9]-[10]

İmam Hüseyin (a.s) ile Karşı Karşıya
İmam Hüseyin (a.s) Zu-Husem’de Hür ve ordusuyla karşı karşıya gelir.[11] Kaynaklardan öyle anlaşılıyor ki Hür’ün görevi İmam Hüseyin (a.s) ile savaşmak değil, yalnızca onu İbn-i Ziyad’ın yanına götürmekdir. Bundan dolayı İmam'ın (a.s) ordusu ile birlikte saf tuttular.[12]
Ebu Mihnef, İmam Hüseyin (a.s) ile Hür’ün ordusunun karşı karşıya gelmesini İmam'ın (a.s) yanında olan iki Esed kabilesinden şöyle nakletmektedir:
İmam Hüseyin (a.s) yoluna devam ederek, "Şeraf" adındaki konağa vardı ve geceyi orada geçirdi. Bu arada aniden birisi "Hurmalık gördüm” dedi. Biz (Esed kabilesinden olan Abdullah b. Suleym el-Esedî ile Muzri b. Muşmaill el-Esedî) ona "Biz bu mekânda bir tek hurma ağacı bile görmedik" dedik. İmam Hüseyin (a.s) bize "Peki sizin görüşünüze göre nedir?" diye sordu. Dedik ki: "Bizce bunlar süvarilerin başlarıdır." Daha sonra o adam da, "Vallahi ben de öyle görüyorum" dedi.
Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
“Acaba bu taraflarda sığınabileceğimiz ve arkamıza alıp sadece bir taraftan bu kavimle karşı karşıya gelebileceğimiz bir sığınak var mı?" Dediler ki: "Evet, var. Bu, sana yakın olan Zu-Husem dağıdır; oraya sol taraftan gidebilirsin. Bu kavim sana ulaşmadan sen oraya varırsan, istediğin olur."
Böylece İmam Hüseyin (a.s) yönünü sola çevirerek, o dağa doğru gitmeye başladı. Kervanda bulunanların süratle Zu-Husem dağına doğru koştuklarını görünce, biz de hızla yola koyulduk ve onlardan öne geçtik. Bizim yolumuzu değiştirdiğimizi görünce, onlar da yollarını bize doğru değiştirdiler. Oraya vardığımızda İmam Hüseyin (a.s) indi ve çadırların kurulması emrini verdi.
Henüz çadırları kurmamıştık ki süvarilerin başları göründü. Bayrakları, kuşların kanatları gibiydi. Hür b. Yezid et-Temimî el-Yerbui komutasındaki bin kişilik süvari ordusu gelerek, öğlenin çok sıcak saatinde İmam Hüseyin'in (a.s) karşısında düşmanca durdular. Buna karşın İmam Hüseyin (a.s) barışçı bir şekilde davranarak, yanındaki gençlere şöyle buyurdu: “Bu topluluğun susuzluğunu giderin, onlara su içirin; atlarına da su verin.”
Bunun üzerine gençler, İmam'ın (a.s) emrettiği şekilde kalkıp onlara su vererek, susuzluklarını giderdiler. Sonra da taştan yapılmış kovaları ve su testilerini doldurup atlarının önüne koydular.
Bir süre geçtikten sonra öğle namazının vakti geldi. Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s), Haccac b. Mesruk el-Cu'fî'ye ezan okuması emrini verdi. Ezan okunduktan sonra namazın ikamesine (kametine) sıra geldiğinde, İmam Hüseyin (a.s) Hür'e: “Adamlarınla mı namaz kılacaksın?” diye sordu. Hür de cevaben: “Hayır, sen namazını kılacaksın, biz de namazda sana uyacağız (sizinle beraber saf bağlayıp namaza duracağız)” dedi. Böylece İmam Hüseyin (a.s) onlara namaz kıldırdı. Ardından çadırına çekildi ve dostları İmam'ın etrafına toplandı. Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Eğer Allah'tan korkar ve hakkın, sahibinin elinde olduğunu (olması gerektiğini) bilseniz, bu, Allah'ın rızasına daha uygun olur. İşte Peygamber'in (s.a.a) Ehlibeyti olan bizler, velayet ve size önderlik etmeye; hakları olmadığı hâlde bu iddiada bulunanlardan, aranızda daima zulüm ve tecavüzle hareket edenlerden daha çok lâyığız. Eğer bizden hoşlanmıyor, (bu husustaki) hakkımızı tanımıyorsanız ve de şimdiki görüşünüz, elçilerinizin bana getirdiği mektuplarınızdaki görüşlerinizden farklı ise, o zaman ben de sizin yanınızdan geri dönerim.”
Bunun üzerine Hür b. Yezid şöyle dedi: “Allah'a andolsun ki bizim, dediğin bu mektuplardan hiçbir haberimiz yoktur. Bizim görevimiz seni Kufe’ye İbn-i Ziyad’ın yanına götürmektir.”
İmam Hüseyin (a.s) adamlarına şöyle emretti: “Kalkın ve bineklerinize binin.” Bunun üzerine onlar da yerlerinden kalkıp bineklerine bindiler; ardından kadınların binmelerini beklediler. Ancak geri dönmek istediklerinde, Hür'ün ordusu onların dönmesine engel oldu.
İmam Hüseyin (a.s) Hür'e şöyle buyurdu: “Anan yasında ağlasın! Ne istiyorsun?”
Hür dedi ki: “Vallahi, seni emîr Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına götürmek istiyorum.”
İmam Hüseyin (a.s) cevabında: "Allah'a yemin ederim ki ben de bu durumda sana uymayacağım” dediğinde, Hür de: “Öyleyse Allah'a yemin ederim ki ben de seni asla bırakmayacağım” dedi.
Aralarındaki konuşma uzayınca Hür, İmam Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi: “Ben seninle savaşmak için görevlendirilmedim. Sadece Kûfe'ye götürünceye kadar senden ayrılmamak üzere memur kılındım. Madem bunu kabul etmiyorsun, bari öyle bir yolu seç ki ne seni Kûfe'ye ulaştırsın ve ne de Medine'ye geri döndürsün. Böylece bu yol seninle benim görüşümün ortasında olur ve ben de fırsattan yararlanıp, İbn-i Ziyad'a mektup yazarım. Bu arada sen de istersen Yezid b. Muaviye'ye mektup yazarsın! Belki bu vasıtayla Allah bana bir çıkış yolu nasip eder de beni sana karşı savaşmaktan ve seninle ilgili kötü işlere bulaşmaktan kurtarır. Şimdi Uzeyb ve Kadisiye yolundan sola doğru gidin.”
Böylece İmam Hüseyin (a.s) ashabıyla birlikte (o yöne doğru) hareket etti. Hür de onların paralelinde ve yakınında hareket etmeye başladı.[13]
Hür, her ne kadar savaşmak için görevlendirilmemiş olsa da İmam Hüseyin (a.s) ile yaşanabilecek bir çatışmayı ihtimal dahilinde görmekte ve hatta dediklerine göre İmam Hüseyin’e (a.s) savaşması halinde öldürüleceği uyarısında bulunmuştur. Her fırsat bulduğunda İmam'a (a.s) şöyle demekteydi: “Allah için kendi saygınlığını koru. Eğer savaş çıkacak olursa, öldürüleceğinden kesin olarak eminim.” Ancak İmam (a.s) ona şiirle yanıt vererek, Allah yolunda ölüm ve şehadetten korkmadığını söylemekteydi.
İmam (a.s), yolda Kûfe'li dört atlı ile karşılaştı. Yanlarında yol rehberleri olan Tirimmah b. Adiy de vardı. O da atına binmişti. Bu sırada Hür b. Yezid öne çıktı ve İmam Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi: "Kûfeli olan bu kişiler seninle birlikte gelenlerden değiller. Onun için ben onları tutuklamalıyım ya da geriye döndürmeliyim.” İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: "Kendimi savunduğum gibi, onları da savunacağım. Bunlar benim ensarım (dostlarım) ve yardımcılarımdırlar. Benimle birlikte gelenler gibidirler. Eğer benimle senin arandaki anlaşmaya bağlı kalırsan, seninle bir sorunum olmayacaktır. Aksi takdirde seninle savaşacağım.” Bunun üzerine Hür onlardan vazgeçti. Daha sonra İmam Hüseyin (a.s) onlardan Kufe hakkında bilgi vermelerini istedi. Onlar da Kays b. Mushir es-Saydevî’nin (İmam'ın (a.s) Kufe’ye gönderdiği elçisi) öldürüldüğünü ve onunla savaşmak için büyük bir ordunun hazırlandığını haber verdiler.[14]
İmam Hüseyin (a.s) ile Hür arasındaki anlaşma Muharrem’in ikisinde sona erdi.[15] İki ordu Neyneva’da konakladıklarında bir ulak gelerek, İbn-i Ziyad’dan Hür’e bir mektup getirdi. Mektupta şöyle yazıyordu:
“Bu mektubum eline ulaşır ulaşmaz ve elçim senin yanına gelir gelmez, Hüseyin'i durdurup baskı altına al. Onu sığınak bulamayacağı düz bir vadiye ve otsuz-susuz bir yere sevk et.[16] Elçime de sürekli seninle birlikte olması ve senin, benim emirlerimi yerine getirtip getirmediğinin haberini bana getirmesi için, senden ayrılmama emrini vermişim. Vesselâm.”
Hür mektubu okuduğunda, İmam Hüseyin'in (a.s) ashabına dönerek, şöyle dedi: "Bu, Emîr Ubeydullah b. Ziyad'ın mektubudur. Bu mektupta, mektubu elime geçtiği yerde sizleri durdurup, baskı altına almamı emrediyor. Bu da onun elçisidir; onun emrini yerine getirinceye kadar ona, benden ayrılmamasını emretmiştir.”
Sonra Hür b. Yezid, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabını susuz ve bayındır olmayan bir yerde konaklamaları için zorlamaya başladı. İmam Hüseyin (a.s) ona şöyle buyurdu: “Bizim Neyneva ya Gaziriyye'de ya da Şufeyye'de konaklamamıza izin ver.”
İbn-i Ziyad’ın gönderdiği casusun kendisini takip ettiğini bilen Hür, bir darboğaza girmiş ve ne yapacağını bilemiyordu. Sonunda İmam'ın (a.s) kafilesini durdurdu. İmam (a.s) ve ashabının önerisini kabul etmedi (Neyneva, Gaziriyye'de ya da Şufeyye gitmelerine izin vermedi). İmam Hüseyin (a.s) mecburen Fırat nehrinin yakınlarındaki Kerbela’da (bazı rivayetlere göre Akr köyüne yakın) konaklamak zorunda kaldı.[17]
Bunun üzerine Züheyr b. Kayn, İmam Hüseyin'e (a.s) şöyle dedi: “Ey Allah Resulü'nün oğlu! Allah’a andolsun ki bizim için, şu anda bunlarla (Hür ve adamlarına karşı) savaşmak, bunların ardı sıra gelecek olanlarla savaşmaktan daha kolaydır. Canım üzerine yemin ederim ki kısa bir süre sonra bizimle savaşmak için çok sayıda insan gelecek ve bizim onların karşısında direnmeye gücümüz olmayacaktır.”
İmam Hüseyin (a.s), Züheyr'e şöyle buyurdu: “Ben savaşı başlatan taraf olmayacağım.”
Hz. Hüseyin (a.s) Hür ile birlikte Kerbela’ya kadar hareket etmiştir. Hür ve ordusu, İmam'ın (a.s) kafilesinin önünde durarak, artık hareket etmemelerini istediler. Hür dedi ki: Burada konaklayın. Fırat buraya yakındır. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Buranın adı nedir?” dediler ki: “Kerbela’dır…” İmam Hüseyin (a.s) aşağı indi. Hür ve adamları da bir başka yerde durdular. Daha sonra Hür, İbn-i Ziyad’a mektup yazarak, İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’da konakladığının haberini verdi.

Hür’ün Aşura Günü Tövbesi
Hür ne kadar sert bir tutum takınmış olsa da İmam'a (a.s) olan davranışı saygılıydı. Hatta Hz. Fatıma’ya (s.a) olan saygısını dile getirerek Muharrem ayının onunda, yani Aşura günü ordusunu terk ederek, İmam Hüseyin’e (a.s) katılmıştır.[18]
Aşura günü, Ömer b. Sa'd ordusunu düzene koyarak, her bölüğün komuta kademesini belirledi. Hür b. Yezid’i ise Temim ve Ben-i Hemdan kabilesinin komutanı olarak atadı. Ordunun düzeninin belirlenmesi ile artık ordu İmam Hüseyin (a.s) ve adamlarına karşı savaşma pozisyonuna geçti.
Ömer b. Sa'd saldırı hazırlığına geçtiğinde, Hür b. Yezid ona şöyle dedi: “Bu adamla (İmam Hüseyin’le) savaşmak mı istiyorsun?” Ömer b. Sa'd dedi ki: "Evet. Allah'a yemin ederim, hem de öyle bir savaş olacak ki en kolayı, başların kesilmesi ve ellerin bedenlerinden ayrılması olacaktır!"
Hür, "Peki Hüseyin'in yaptığı önerilerden hiçbirisi sizi razı etmiyor mu?" dediğinde, Ömer b. Sa'd şöyle dedi: “Eğer iş benim elimde olsaydı, kabul ederdim, ama senin emirin –Ubeydullah- kabul etmedi.”
Bu konuşmadan sonra Hür ordudan ayrılarak, bir köşeye çekildi ve yavaş yavaş İmam Hüseyin'e (a.s) doğru yaklaşmaya başladı. Ömer b. Sa'd’ın ordusunda olan kendi kavminden "Muhacir b. Evs" adında birisi ona şöyle dedi: “Ey Yezid'in oğlu! Ne yapmak istiyorsun? Saldırmayı mı düşünüyorsun?” Hür sustu ve titremeye başladı. Muhacir şöyle dedi: “Ey Yezid'in oğlu! Vallahi, senin hâlin insanı şüphelendiriyor. Allah'a yemin ederim ki seni şimdi gördüğüm şekilde hiçbir savaşta görmedim. Eğer bana "Kûfe ehlinin en cesuru kimdir?" diye sorsalar, senden başkasını gösteremem. Sende gördüğüm bu hâl de nedir?”
Hür şöyle dedi: “Allah'a yemin ederim, kendimi, cennetle cehennem arasında görüyorum. Allah'a yemin ederim ki parça parça olsam da, ateşe atılıp yakılsam da cennetten başkasını tercih etmem.”
Hür bunları dedikten sonra atını mahmuzladı ve Hz. Hüseyin'in (a.s) karargâhına doğru sürdü. Hz. Hüseyin'in (a.s) yanına vardığında, ona şöyle dedi:

“Ey Allah Resulü'nün oğlu! Ben senin dönmene engel olan, yolda seninle hareket eden ve seni bu mekânda kontrol altına alıp, burada kalmaya mecbur kılan kimseyim. Allah'a yemin ederim, eğer onların senin sunduğun öneriyi kabul etmeyeceğini bilseydim, asla bunları yapmazdım. Şimdi yaptığım bu işlerden dolayı Rabbime tövbe etmiş olarak senin yanına geldim. Senin huzurunda ölünceye kadar canımla sana yardım etmek istiyorum. Acaba bunu benim için tövbe olarak kabul eder misin?”
İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Evet, Allah senin tövbeni kabul edecektir ve seni bağışlayacaktır.” “Sen, annenin adlandırdığı gibi gerçekten hürsün, dünyada da, ahirette de hürsün.”[19]
İmam Hüseyin (a.s) "Atından aşağıya in" dediğinde, Hür “Senin için ata binmiş olmam, attan inmiş olmamdan daha iyidir. Bir süre onlarla bu şekilde savaşacağım. Ne de olsa sonunda attan indirileceğim”. İmam Hüseyin (a.s), "O halde düşündüğün gibi yap” diye buyurdu.

Tövbesinin Nedenleri
İbn-i Ziyad’ın bu önde gelen komutanının taraf değiştirmesi o kadar şaşırtıcı bir durumdur ki bazıları onun “gaybi sözler” duyduğunu ve bazıları ise, “sadık rüyalar” gördüğünden saf değiştirdiğini belirtmiştir.[20]
Elbette bu tür görüşlerin doğruluk ve yanlışlığını göz önünde bulundurmadan Hür’ün seçmiş olduğu yolun zorluk ve hassasiyetine bir leke getirmemektedir.[21]
Bazıları ise, Hür’ün İmam Hüseyin’e (a.s) katılma eşiğine gelmesinin nedenini kendi seçimine bağlamaktadır. Bunun delili ise, Hür’ün söylediği şu sözlerdir: “Kendimi, cennetle cehennem arasında görüyorum. Allah'a yemin ederim ki parça parça olsam da, ateşe atılıp yakılsam da cennetten başkasını tercih etmem.”[22]

Kufe Ordusuna Yaptığı Konuşma
Hür, tövbe ettikten sonra Ömer b. Sa'd’ın ordusunun karşısında durarak şöyle dedi:
“Ey kavim! Acaba Hüseyin'in size sunmuş olduğu önerilerden hiçbirisini kabul etmiyor ve Allah'ın sizi onunla savaşmaya müptela etmesinde korumasını istemiyor musunuz?”
Onlar şöyle dediler: “Sözlerini emirimiz olan Ömer b. Sa'd’a söyle.”
Ardından daha önce Ömer b. Sa'd'a ve Kufelilere söylediği sözün aynısını Ömer b. Sa'd'a yeniden dedi. Ömer b. Sa'd şöyle dedi: “Ben Hüseyin ile savaşmakta hırslıyım. Ama eğer Hüseyin'in önerisini kabul etmek için başka bir yol bulsaydım, onu yapardım.”
Hür orduya dönerek, şöyle dedi:
"Ey Kûfe ehli! Ananız yasınıza otursun! Siz Hüseyin'i davet ettiniz ama yanınıza geldiğinde, onu düşmana teslim ettiniz. Canınızı ona feda edeceğinizi söylediniz. Fakat sonra onu öldürmek için onun karşısında durdunuz. Onu alıkoydunuz, boğazını sıktınız ve her taraftan onu sardınız. Böylece Allah'ın geniş yeryüzünde bir yere gitmesine, kendisini ve ailesini emniyete almasına engel oldunuz. Sonuçta o sizin elinizde bir esir gibi kaldı; kendisi için ne yarar sağlayabiliyor ve ne de bir zararı kendisinden uzaklaştırabiliyor. Yahudi'nin, Hristiyan'ın, Mecusi'nin, hatta Irak'ın domuzlarının ve köpeklerinin içinde yuvarlanarak su içtiği şu akmakta olan Fırat'ın suyunu ondan, çocuklarından, kadınlarından ve yârenlerinden esirgediniz, ondan içmelerine engel oldunuz. Şimdi susuzluk onları mahvetmiştir. Muhammed'den (s.a.a) sonra onun evlatlarına ne kadar da kötü davrandınız! Eğer tövbe etmez, yapmakta olduklarınızdan vazgeçmezseniz, Allah susuzluk gününde (kıyamette) sizin susuzluğunuzu gidermeyecektir.”
Bu sırada düşman ordusunun okçu birlikleri ona doğru ok atmaya başladılar. Böylece Hür sözünü kesti ve İmam Hüseyin'in (a.s) yanına döndü.
Kaynaklar:
1-İbn-i Kelbi, c. 1, s. 213 ve 216; Devadari, c. 4, s. 87, 89: Adını Cerir b. Yezid; Yafii, c. 1, s. 108, Haris b. Yezid ve İbn-i İmad, c. 1, s. 68.
2- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 472, 476, 489; Deyneveri, s. 249; Taberi, c. 5, s. 422.
3- Bkz. Semavi, s. 203.
4- Bkz. Taberi, c. 5, s. 392, 427; İbn-i Kesir, c. 8, s. 195.
5- Bkz. İbn-i Cevzi, c. 5, s. 335; İbn-i Verudi, c. 1, s. 231.
6- Taberi, c. 5, s. 422.
7- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 473; Deyneveri, s. 252; Taberi, c. 5, s. 402- 403.
8- Taberi, c. 4, s. 704.
9- Mesiru’l Ahzan, s. 44.
10 Nefesu’l Mehmum, s. 231.
11- Belazuri, c. 2, s. 472; c. 5, s. 400; Mufid, c. 2, s. 69, 78; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 327 – 330.
12- Bzk. Belazuri, c. 2, s. 473; Deyneveri, s. 249 – 250; Mufid, c. 2, s. 80; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 332.
13- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 472- 473; Deyneveri, s. 252; Taberi, c. 5, s. 402 – 403; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 331 – 333.
14- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 473 – 474; Taberi, c. 5, s. 403 – 406; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 331 – 333.
15- Deyneveri, s. 253. Muharrem ayının ilk günleri.
16- Deyneveri, s. 251; Taberi, c. 5, s. 408 – 409; Mufid, c. 2, s. 81 – 84; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 334.
17- Deyneveri, s. 251 – 252; Taberi, c. 5, s. 408 – 409; Mufid, c. 2, s. 84; Ahteb Harezmî, c. 1, s. 334.
18- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 475 – 476, 479; Taberi, c. 5, s. 392, 422, 427 – 428; Mufid, c. 2, s. 100- 101; Ahteb Harezmî, c. 2, s. 12 – 13; Kas, s. 14.
19- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 475 – 476, 479; Taberi, c. 5, s. 392, 422, 427 – 428; Mufid, c. 2, s. 100- 101; Ahteb Harezmî, c. 2, s. 12 – 13; Kas, s. 14.
20- Bkz. İbn-i Babeveyh, s. 218; İbn-i Nema, s. 59; Hairi Horasani, s. 96.
21- Bkz. Beydun, c. 1, s. 678 – 679; Hür’ün sahih bir eğitim almasının temel etken olduğuna inanmaktadır.
22- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 475, 476; Mufid, c. 2, s. 99; Ahteb Harezmî, c. 2, s. 12.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-13-2019, 06:33
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

Hür’ün Şehadeti
Hür’ün tövbesi ile şehadeti arsında uzun bir süre geçmemiştir. Rivayete göre Hür, İmam Hüseyin’e (a.s) karşı çıkan ilk kişi olduğundan, onun yolunda savaşarak şehit olmak isteyen ilk kişi olmak istiyordu.[23] Hür, İmam'ın (a.s) ordusuna katılır katılmaz, savaş meydanına çıktı. Ömer b. Sa'd ile yaptığı ikinci konuşmanın ve Kufelilerin ona hakaretlerinin ardından Kufelilerin recez okuyanları ile defalarca savaştıktan sonra şehit oldu.[24]
Hür, yiğitçe savaşıyordu. Atının yaralanmasına, kulak ve başından kanlar akmasına rağmen düşmana korkusuzca saldırıyordu. Düşman ordularından kırk küsürünü öldürdü.
İbn-i Sa'd’ın piyade birlikleri Hür’e karşı bir şey yapamadıklarından hepsi bir anda saldırıya geçerek, onu şehit ettiler. Dediklerine göre Hür’ün şehit olmasında iki kişinin parmağı vardı. Biri Eyyub b. Musrih ve ötekisi Kufe ehlinden Sevaranlı birisi.
Ancak başka kaynakların naklettiğine göre, Hür b. Yezid-i Riyahi ve Züheyr b. Kayn, Habib b. Muzahir’in şehadetinin ardından Aşura günü öğleden sonra beraber savaş meydanına çıkarak, düşman birliklerine saldırdılar. Her ikisi de yan yana çok çetin bir savaşa giriştiler. Öyle ki birisi saldırılara karşı koyamayacak duruma düştüğünde ve muhasara altına alındığında diğeri onun yardımına koşup onu kurtarıyordu. Bu şekilde bir süre böyle savaştılar. Nihayet düşmanın piyade grubu Hür'e saldırdı ve onu şehit etti. Züheyr de çadırlara geri döndü.
İmam Hüseyin’in (a.s) ashabı, Hür b. Yezid’in cenazesini getirdiler. İmam Hüseyin (a.s) başucunda durdu ve yüzündeki kanları temizledi. Sonra şu cümleleri buyurdu: “Sen, ananın adını koyduğu gibi hürsün; hem dünyada ve hem de ahirette hür ve azadesin.” İmam Hüseyin (a.s) bir mendille Hür’ün başını bağladı.

Çocukları ve Kardeşleri
Bazı yeni kaynaklara göre, Hür’ün İmam Hüseyin’e (a.s) katılması ile birlikte oğulları, kardeşleri ve kölesi de İmam Hüseyin’e (a.s) katılmış ve Kerbela vakıasında şehit olmuşlardır.[25] Ancak bu konu, eski kaynaklarda pek değinilmediği için, çok da güvenilir değildir.

Sonraki Kuşakları
Hür b. Yezid-i Riyahi’nin sonraki kuşakları hakkında da bazı bilgiler bulunmaktadır. Tarih boyunca iki hanedan Hür’e mensuptu. Birisi Kazvin Mustavfiyan hanedanıdır[26] ki meşhur tarihçi Hamdullah Mustavfi bu hanedandandır.[27]-[28] Diğeri Lübnan Cebeli Amul bölgesinden olan Âl-i Hür hanedanıdır. Onların en meşhuru Vesailu’ş-Şia kitabının yazarı Şeyh Hürrü Amuli’dir.[29]

Toprağa Verilişi
Seyyid Muhsin el-Emin’in dediğine göre,[30] Ben-i Esed kabilesi tarafından Kerbela şehitlerinin defnedilmesi sırasında Hür’ün kabilesinden bir grup, Kerbela vakıasından sonra Hür’ün öteki Kerbela şehitleri ile aynı yere defnedilmesine karşı çıkmış ve Hür’ü daha uzak bir yere götürerek, defnetmişlerdir. Dolayısıyla Hür’ün kabri İmam Hüseyin’in (a.s) kabr-i şeriflerinden bir mil daha uzaktadır. Eskiden bu yere “Nevavis” demekteydiler.[31] Günümüzde Hür b. Yezid-i Riyahi’nin kabr-i şerifleri Kerbela şehrinin batı yakasında ve yedi kilometre mesafede bulunmaktadır.

Kabrinin Açılma Olayı
Onuncu yüzyılda Hür’ün mezarının olduğu yer bulunmuş ve dediklerine göre Safevi padişahı Birinci Şah İsmail tarafından kendisine bir türbe yapılmıştır.[32]
Aynı şekilde nakledildiğine göre Irak, Şah İsmail Safevi tarafından fethedildikten sonra Kerbela’ya müşerref olmuş ve kabr-i şerifleri hakkında şüpheye düşmüştür.
Şah İsmail, gerçeğin aydınlatılması için kabrinin kazılmasını emreder.[33] Kabri açtıklarında, Hür’ü kanlı elbiseler içinde ve capcanlı görürler. Hür’ün bedenindeki kesik yaralarını, başına aldığı kılıç yarasını ve alnına bağlanan mendili görürler. Şah İsmail, başındaki mendilin alınarak yerine başka bir mendil bağlanmasını emreder.[34]
Tarih ve siyer kitaplarının yazdığına göre, Hür’ün alnına bağlanan mendil İmam Hüseyin (a.s) tarafından onun alnına bağlanmıştır. Ancak Hür’ün alnına bağlanan mendili açtıklarında şiddetle kan akmaya ve kabre dolmaya başlar. Başını başka bir mendille bağlarlar, ancak kan kesilmez. Sonunda İmam Hüseyin’in (a.s) bağladığı o mendille yeniden bağlarlar ve kan kesilir.
Şah İsmail, yalnızca ondan küçük bir parça koparır… Şah İsmail Hür’ün mezarının daha güzel ve görkemli yapılmasını emreder.[35]

Türbenin Tamir ve Onarılması
Gacarlar döneminde, Ağa Han Mehallati’nin annesi türbenin onarılma işini üstlenir. Kabrin ziyaretçilerinin kaçakçı ve eşkiyaların tehlikesinden korunması için, ön tarafını kale benzeri bir şekilde yaptırır.[36] 1325 yılında Hüseyin Han Şüca es-Saltane, Hür’ün kabrini onarır ve 1330 yılında Seyyid Abdulhüseyin Kiliddar, Hür’ün türbesinin avlusunu tamir eder.[37]
Günümüzde İmam Hüseyin’in (a.s) türbesine birkaç kilometre mesafede bulunan Hür’ün türbesi kubbeli ve gösterişlidir.[38] Ancak bu türbenin Hür’e ait olup olmadığı hakkında halen tereddütler bulunmaktadır.
Bazıları bunu kabul etmemekte ve Hür’ün öteki Kerbela şehitlerinin yanında İmam Hüseyin’e yakın bir yerde defnedildiğini söylemektedirler.[39] Lakin Seyyid Muhsin Emin’in görüşüne göre[40] halkın bu yere olan bağlılığı ve önem vermesi mesnetsiz değildir.

Hür’ün Adı Nahiye-i Mukaddese Ziyaretinde Geçmiştir
Nahiye-i Mukaddese ziyaretinde Hür’ün adı şu şekilde geçmiştir: “es-Selamu ale’l Hürr İbn-i er-Riyahi.”[41]
Kaynaklar:
23- Bkz. İbn-i E’sem Kufi, c. 5, s. 101; Ahteb Harezmi, c. 2, s. 12.
24- Bkz. Belazuri, c. 2, s. 476, 489, 494, 517; Taberi, c. 5, s. 428, 429, 434, 435, 437, 440, 441; Mufid, c. 2, s. 102- 104.
25- Ahteb Harezmî, c. 2, s. 13; Kâşifi, s. 281, 282; Hairi Horasani, s. 120, 127; Şemsettin, s. 84, 85.
26- Bkz. Hamdullah Mustafvi, Tarih-i Güzide, s. 811; Dairetu’l Maarifi Bozorgi İslami, s. 314, 315’den naklen.
27- Tarih-i Güzide, s. 812.
28- Tarih-i Güzide, s. 794.
29- Ahmed Hüseyni, Emelu’l Amili Hürrü Amuli’ye mukaddime, c. 1, s. 10, Dairetu’l Maarifi Bozorgi İslami, s. 314, 315’den naklen.
30- Ahmed Hüseyni, Emelu’l Amili Hürr-ü Amuli’ye mukaddime, c. 1, s. 10.
31- İbn-i Kelbi, Cemheretu’n-Neseb, c. 1, s. 216.
32- Bkz. Cezairi, c. 3, s. 265, 266.
33- Ebu Bekir b. Abdullah Davdari, Kenzu’d-Durer ve Camiu’l Gurer, c. 4, s. 89.
34- Tenkihu’l Makal, c. 1, s. 260.
35- Nimetullah b. Abdullah Cezairi, el-Envaru’n-Numaniye, c. 3, s. 265; Tenkihu’l Makal, c. 1, s. 260; Turasu Kerbela, s. 115.
36- Edibu’l Mülk, s. 213.
37- Hüseyni Celali, s. 97.
38- Emin, c. 4, s. 614; Şemsettin, s. 142.
39- Bkz. Mufid, c. 2, s. 114, 126; Nuri, s. 106.
40- Bkz. Mufid, c. 1, s. 613.
41- İkbal, c. 3, s. 79; Biharu’l Envar, c. 45, s. 71.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10-14-2019, 12:35
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart Kerbela'nın İlk Şehidi: Hür ibn-i Riyahî

Kerbela'nın İlk Şehidi: Hür ibn-i Riyahî
“Müminlerden öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri sözde sadık kaldılar. Kimi adağını ödedi (şehit oldu), kimi de (şehit olmayı) bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler.” Ahzab/23

Seyyid İbn Tavus, İmam Huseyin (as)'ın Yezit Ordularına Karşı Bir Konuşma Yaptı Sonra İmam Hüseyin sonra yardım çağrısında bulunduğu nakleder: “Allah rızası için bizi himaye edecek, Allah Resulü’nün haremine yönelik saldırıyı engelleyecek kimse yok mu?”

İmam Hüseyin’in sözleri Hür b. Yezid’i derinden etkiledi. Ömer b. Sa’d’ın yanına gidip, “Onunla savaşacak mısın?” diye sordu.

İbn Sa’d: “Evet, hem de çetin bir savaş olacak; en basiti, başları bedenlerinden ayrılacak ve kolları kalem gibi kopacak!” dedi.

Hür bu defa, “Sana sunduğu önerilerden birini kabul etmeyecek misin?” diye sordu. İbn Sa’d: “Elimde olsa kabul ederdim, lakin emirin (İbn Ziyad) kabul etmez.” dedi.

Hür, Ömer b. Sa’d’dan uzaklaştı, bir köşeye çekilip düşünceye daldı. Bir süre düşündükten sonra kendisine engel olmasını önlemek için mülazımı Kurra b. Kays’ı bir işe koştu ve atına binip usulca İmam Hüseyin’in çadırına yollandı. Yolda Muhacir b. Evs Riyahî adında bir akrabasına rastladı. Muhacir, “Neyin var? Yoksa saldıracak mısın?” diye sordu.

Hür sessizdi; yaptıklarından pişman, yapacaklarından ümitliydi. İçinde yaşadığı gel git bedenini titretiyordu. Muhacir konuşmaya devam ediyordu: “Vallahi seni daha önce hiç böyle görmemiştim. Bana Kufe’nin en güçlü adamı kim diye sorsalar senin adını verirdim; ama şimdi seni şu halde, perişan halde titrerken görüyorum.”

Hür şöyle dedi: “Vallahi kendimi cennetle cehennem arasında bir seçim yapmak zorunda görüyorum. Allah’a ant olsun, beni parça parça edip ateşe atacak olsalar da, cennetten gayrisini seçmeyeceğim.”

Bu sözleri söyledi ve atını tırısa kaldırıp doğruca İmam Hüseyin’in çadırına yollandı. Çadıra yaklaşınca başını öne eğdi, ellerini başının üzerine koydu, pişman ve perişan af diledi:

“Allahım! Veli kullarının, Peygamberinin kızının çocuklarının kalplerine korku saldığım için affet beni, bağışla! Ey Hüseyin! Ben bağışlanma diliyorum, beni bağışlar mısın?”

Bir başka rivayette şöyle geçer: Çadıra yaklaştığında Hür’ü tanıdılar. Siperini indirip selam verdi ve utanarak şöyle dedi:

“Ey Resulullah’ın oğlu! Canım sana feda olsun! Yolunu kesen benim, adım adım seni izleyen benim, seni bu bela çölüne getiren benim. Ben bu güruhun senin önerilerini geri çevireceğini, sana böyle davranacağını bilemezdim ki… Vallahi eğer bilseydim yaptıklarımı yapmazdım. Şimdi yaptıklarımdan pişmanım, tövbe ediyorum. Canımı yoluna feda edeceğim. Bu, tövbemin göstergesi olur mu?”

İmam Hüseyin, “Evet,” dedi, “Allah tövbeni kabul eder ve seni bağışlar.” Sonra İmam Hüseyin ona adını sordu: “Ben Hür b. Yezid’im.” deyince, “Annenin koyduğu isim gibi hürsün sen. Sen dünyada da ahirette de hür olacaksın inşallah.” dedi.

İmam Hüseyin, “Atından in!” deyince Hür, “Ben at üzerinde daha iyi hizmet ederim. Bir süre şunlarla savaşayım, sonra ineyim.” dedi. İmam Hüseyin, “Allah sana rahmet etsin, her ne istersen yap!” buyurdu.

Bunun üzerine Hür b. Yezid, Ömer b. Sa’d’ın ordusunun karşısına geçip konuştu:

“Ey Kufeliler! Allah’ın salih kulunu davet eden sizlersiniz. Ama yanınıza gelince onu yalnız bıraktınız. Güya onu canınız pahasına koruyacaktınız, ama ona saldırdınız, şimdi de öldürmek istiyorsunuz. Kalplerinizde ona kin beslediniz, yollarını kapattınız; Allah’ın şehirlerinden bir şehirde oturmasına izin vermiyorsunuz. Bir esir misali onu ele geçirdiniz; şimdi ne faydasına ne de zararına bir karar verebilir. Yahudilerin, Hıristiyanların, Mecusilerin suyunu içtiği Fırat’ın suyunu ona, kadınlarına, çocuklarına, ailesine çok gördünüz; yakınları neredeyse susuzluktan ölecek! Muhammed’in (saa) zürriyetine ne kötü davrandınız! Allah da sizi vaat edilen susuzluk (kıyamet) gününde susuz bıraksın!”

Hür’ün ateşli sözleri insanları düşündürebilir, kalpleri yumuşatıp titretebilirdi, lakin karşısındakiler günahkârdı, kalpleri dünya aşkıyla kararmıştı. Sözleri beklediği etkiyi yapmadığı gibi saldırıya uğradı, ok yağmuruna tutuldu. Hür bunun üzerine geri döndü, tevazu ile İmam Hüseyin’in karşısında durdu.

Bir süre sonra Hür, savaş meydanına çıkmak için İmam Hüseyin’den izin istedi[2]:

“Ey Resulullah’ın oğlu! İlk ben size karşı çıktım. Şimdi izin ver de ilk savaşan, ilk şehid düşen, yarın kıyamet gününde deden Muhammed (saa) ile ilk musafaha eden ben olayım!”

İmam Hüseyin izin verince Hür recez okuyarak meydana çıktı:

“Öldürmeden ölmeyeceğim,

Bugün yalnızca önümden darbe alabilirim.

Eklemler ayırmak için kılıç sallıyorum,

Kan dökmekten vazgeçmem, çekinmem de!”


Allame Meclisî’nin rivayet ettiğine göre Hür, İmam Hüseyin’in kafilesine katılmak için hareket ettiğinde Temim kabilesinden Yezid b. Süfyan adında biri, “Vallahi Hür Hüseyin’e doğru giderken ona yetişebilseydim kılıcımı tepesine indirir, onu öldürürdüm.” demiştir. Bir ravi şöyle nakleder: “Hür meydana çıktığında Husayn, Yezid b. Süfyan’a, ‘İşte öldürmeyi arzuladığın Hür!’ dedi. Yezid b. Süfyan hızla Hür’e saldırdı. İkisi arasındaki çatışmadan Hür galip çıktı.”

Hür recezler okuyarak çarpışmaya devam etti:

“Misafirlerin hamisi Hür’üm ben,

Boyunlarınızı kılıçla kesecek olan.

Hif (Mina) topraklarından gelen en hayırlı insanı savunuyorum,

Sizi öldürmekten çekinmem.”


Taberî’nin rivayetine göre Hür, Züheyr b. Kayn ile birlikte meydana çıktı. İkisi yiğitçe çarpıştı. İkisinden biri düşmanın arasına daldığında, diğeri onu koruyordu. Sonunda çarpışmaktan yorgun düşen Hür’ün etrafını kuşatıp onu şehid ettiler.

Bir başka rivayette şöyle geçer: Hür savaş meydanına çıkınca süvari ve piyade kırk düşman askerini öldürdü. Sonra atını nişan alıp yere düşürdüler. Hür atsız kalmıştı ama çarpışıyordu. Sonra şehid düştü.

Taberî’nin Ebu Mihnef’den naklettiği bir rivayet ise şöyledir: Eyüb b. Mişrah (Şeyh Müfid’in rivayetinde adı Eyüb b. Müsarrah olarak geçer) adında bir düşman askeri şöyle dedi: “Hür’ün yiğitçe çarpıştığını görünce yayıma bir ok takıp atını nişan aldım. At yere düştü. Hür çarpışmaya devam ediyordu. Bir süre daha çarpıştı, sonra başına bir darbe alıp yere düştü.”

Rivayetlerden Hür b. Yezid’in Âşura Günü öğleden önce şehid olduğu anlaşılmaktadır. Hür b. Yezid şehid düşünce İmam Hüseyin hızla başucuna gitmiş (bir başka rivayete göre sahabîleri naaşını İmam Hüseyin’in yanına getirmişlerdir) eliyle kanlı yüzünü okşayarak, “Sen annenin sana verdiği isim gibi hürsün! Sen dünyada ve ahirette hürsün!” buyurmuştur. Ardından, İmam Zeynelabidin’den nakledilen rivayete, şu şiiri söylemiştir:

“Hür b. Yezid ne güzel bir hürdür,

Mızraklar altında hürdür o,

Hüseyin dediğinde ne hoş bir hürdür o,

Sabah vakti canını feda etti.”
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-15-2019, 04:51
KERRAR KERRAR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 351
KERRAR is on a distinguished road
Standart

Soru: İlk önceleri düşmanın ordusundan olan fakat sonra gerçekten tövbe ederek İmam Hüseyin (a.s)'ın ordusuna katılıp şahadete erişen şahsın ismi nedir?

Cevap: Hür bin Yezid-i Riyahi’dir. Hür Küfenin En Ünlü Savaşçılarından Ve Yezit(la) Ünlü Komutanlarındandı, Aşura Günü Ordudan Ayrılarak İmam Huseyin (as) Saflarına Katılmış Ve İlk Hür Şehid Olmuştur
.
__________________
Ya Haydarı Kerrar Gayrı Ferrar Muhalife Kahhar Şiasına Gaffar...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-15-2019, 11:53
CEMALETTİN YALDIR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
CEMALETTİN YALDIR CEMALETTİN YALDIR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
SAHİBİ VE GENEL YÖNETİCİ
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 3.686
CEMALETTİN YALDIR will become famous soon enough
Standart

HÜR

Türkiye Dinayet Vakfı İslam Ansiklopedisinde Hürالحرّ بن يزيد

el-Hürr b. Yezîd et-Temîmî er-Riyâhî el-Yerbû‘î (ö. 61/680)

Kerbelâ Vak‘ası’nda Hz. Hüseyin’in tarafına geçen Emevîlerin Ünlü kumandanı.

Temîm kabilesine mensuptur. Kaynaklarda, Irak Valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından Hz. Hüseyin’e karşı gönderilen öncü süvari birliğinin kumandanı olarak gösterilir. Hz. Hüseyin’in aile fertleri ve bazı taraftarlarıyla birlikte Mekke’den Kûfe’ye doğru yola çıktığını haber alan Ubeydullah b. Ziyâd, 1000 kişilik bir kuvvetin başına getirdiği Hür b. Yezîd’i onun hareketini takip etmekle görevlendirdi. Diğer bir rivayete göre ise bu görevi veren Kûfe sâhibü’ş-şurtası Husayn b. Nümeyr’dir (Taberî, V, 401). Hür b. Yezîd’in birliğiyle Hz. Hüseyin’in kafilesi Kûfe yakınlarındaki Zûhusüm’de karşılaştılar. Hz. Hüseyin, yolculuğunun sebebini Kûfeliler’in kendisine gönderdiği davet mektuplarını göstererek açıklamaya çalıştıysa da Hür böyle bir şeyden haberinin bulunmadığını söyledi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin geri dönmek istedi, fakat Hür ancak Medine ve Kûfe dışındaki bir yere gitmesine izin verebileceğini bildirdi. Anlaşma sağlanamayınca kafile önde, askerler arkada tekrar yola çıktılar ve Ninevâ bölgesindeki Kerbelâ’ya ulaşınca burada konaklamaya mecbur edildiler (2 Muharrem 61 / 2 Ekim 680). Çünkü Ubeydullah Hür b. Yezîd’e kafilenin sarp ve müstahkem yerlere sığınmasına engel olmasını ve Fırat nehriyle irtibatını kesmesini emretmişti.

Ubeydullah b. Ziyâd, Rey valiliğine getirilen Ömer b. Sa‘d b. Ebû Vakkās’a da Hz. Hüseyin üzerine yürüyerek kısa sürede bu meseleyi halletmesini istedi. 9 Muharrem 61 (9 Ekim 680) günü Hz. Hüseyin üzerine yürümek için hazırlık yapan Ömer b. Sa‘d, Temîm ve Hemdân birliklerinin başına Hür b. Yezîd’i getirdi. Hz. Hüseyin’e karşı savaşmak istemeyen Hür, Ömer b. Sa‘d’ı saldırı planından vazgeçirmeye çalıştıysa da başaramadı. Hz. Hüseyin’in savaş başlamadan önce yaptığı konuşma üzerine onun saflarına geçti ve yaptıklarından dolayı özür diledi; daha sonra da kahramanca vuruşarak şehid düştü. Hür b. Yezîd’in soyundan gelen Hamdullah el-Müstevfî, onu bu çarpışmadaki ilk şehid olarak kaydeder ve kabrinin Kerbelâ’da olduğunu söyler
Sünni Kaynaklar:
(Nüzhetü’l-ḳulûb, s. 32; a.mlf., Târîḫ-i Güzîde, s. 264-265).

BİBLİYOGRAFYA
Dîneverî, Aḫbârü’ṭ-ṭıvâl, s. 245-259; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), V, 401-428; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), III, 34-35, 66-77; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, Maḳātilü’ṭ-Ṭâlibiyyîn (nşr. Seyyid Ahmed Sakr), Beyrut, ts. (Dârü’l-Ma‘rife), s. 110-113; İbn Şehrâşûb, Menâḳıbü Âli Ebî Ṭâlib, Beyrut 1405/1985, IV, 94-101; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IV, 14-23, 36-78; Müstevfî, Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 32; a.mlf., Târîḫ-i Güzîde (Nevâî), s. 264-265; İbn Kesîr, el-Bidâye, VIII, 14-23; İbn Hacer el-Heytemî, eṣ-Ṣavâʿiḳu’l-muḥriḳa, Kahire 1375, s. 194-196; Hasan İbrâhim Hasan, Târîḫu’l-İslâm, Beyrut 1964, I, 398-399; Meclîsî, Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1983, XLIV, 374-380; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), II, 172; M. Mâhir Hammâde, el-Ves̱âʾiḳu’s-siyâsiyye ve’l-edebiyye, Beyrut 1987, s. 91-93; Murat Sarıcık, “Kerbelâ Olayında el-Hürr b. Yezîd ve Hz. Hüseyin’le Mücadelesi”, Süleyman Demirel Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 2, Isparta 1995, s. 103-148; el-Ḳāmûsü’l-İslâmî, II, 58; M. J. Kister, “al-Ḥur b. Yezīd”, EI2 (İng.), III, 588.
__________________


ALLAHUMME SALLİ ALE MUHAMMED VE ALİ MUHAMMED VE ACCİL FERECEHUM VEL EN EDAHUM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-15-2019, 12:07
SADIK ŞİA SADIK ŞİA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Çalışkan Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 93
SADIK ŞİA is on a distinguished road
Standart

HZ. İMAM HÜSEYİN’İN (aleyhisselam)'ın YANINDAKİLERE SON UYARISI

Kerbelâ Şahı, Hz. İmâm Hüseyin, bütün kardeşlerini, yakınlarını, çoluk çocuğunu bir araya topladı; Allah’a hamd-ü sena, Resulallah ve soyuna salât ü selâmdan sonra onlara: >“Ben, sizden daha hayırlı dostlar, arkadaşlar, sizden daha iyi yardımcılar olduğunu bilmiyorum. Allah hepinize ecir versin. Ceddim, Kerbelâ’da şehit edileceğimi haber vermişti bana; o zaman da gelip çattı işte. Sizin hepinize izin veriyorum, hakkımı helâl ettim size.

Gece gelip çatınca karanlığı fırsat bilin; herkes “Ehl-i Beyt’im” den birinin elinden tutsun, gitsin; dağılın yeryüzüne; çünkü bu topluluk, ancak beni ister; beni ele geçirdiler mi başkasını aramazlar artık.”<

Hz. İmam’ın bu sözleri üzerine, ona tâbi olanlar hep birlikte;

“senden sonra yaşamayı istemeyiz biz” dediler. “Allah, o günü göstermesin bize.” Hz. İmam Hüseyin’e uyanlar hep buna benzer sözler söylediler. Hz. İmam’da onlara hayır duada bulundu ve o geceyi ibadetle geçirmelerini buyurdu.

Kerbela’da Hz. İmam Hüseyin’e tâbi olanların çoğu o son gece çadırlarında, kimi Kur’an okuyordu; kimi ibadet ediyordu, kimi dua ediyordu; kimi kılıcını bilemedeydi, kimi yayını denemedeydi. Kadınların gözleri yaşlıydı; çocuklar titriyorlardı, susuzluk ciğerlerini yakmaktaydı. Kadınlar feryâd edip ağlamaya başladıklarında Hz. İmam onları susturduktan sonra kardeşi Zeyneb’e: “Sen kadınların ulususun üzerinde olan hakkım için beni kana bulanmış; şehit olmuş görünce başını açma; yüzünü yırtma; elbiseni parçalama; sesini yükseltme; feryadınla düşmanları sevindirme” buyurmuştur.

Her iki taraftan da savaş safları sıralanınca, hak ile batıl ve küfür ile iman yerli yerini bulunca, Kerbelâ Şahı, Hz. İmam Hüseyin, düşman askerinin karşısına çıkıp onlara:>“Ey merhametsiz kavm! Başımdaki sarık ve belimdeki kılıç, arkamdaki zırh, altımdaki at Hz. Reslullah’ındır.”< Ben Resullahın sancağının vârisiyim. Zehra Betül’ün göz nuruyum. Hiçbir zaman yalan ve boş yere söz söyleyip ayak diremedim. Allah’a ve Resule aykırı yol tutmadım. Bana mektuplar ve elçiler gönderdiniz. Üzerime hüccetler yolladınız. Beni bu diyara getiren sizlersiniz. Bu fitneyi türlü sebeplerle kışkırtıp bu raddeye siz getirdiniz. Bu ne sahtekârlıktır!

En sonunda Ömer İbn-i Sa’d, Hz. İmam’ın karşısına gelip: “Ey Hüseyin! Yezîd’e biat etmedikçe, bu sözlerin bir faydası yok.” Sa’d oğlu Ömer, bu sözleri söyledikten sonra, yayını gerip bir ok attı ve “Ey Küfe halkı! Görün ve şahit olun ki, Hüseyin ile savaşa başlayan ben oldum” dedi.

Daha sonra Hz. İmam Hüseyin, çadırlara döndü ve “Ey vefalı dostlar! Ey canlarını feda edenler! Kavgaya hazır olun ve savaş araçlarını hazırlayın ki; bu dem kan dökülecek demdir” dedi.

Bu olay Hicret’in 58. yılında, Muharrem ayının 10. Cuma günü sabahında geçiyordu. Bir rivayete göre düşman askeri, otuz iki bin kişiydi. İmam Hüseyin’in askeri ise yetmiş kişiydi. Otuz kişi atlı, diğerleri yaya idi.

Ömer ibn-i Sad savaş kararını almıştı ve Ömer’den önce ki komutan

Hür bin Riyahi, Ömer bin Sa’d’ın yanına gelip: “Ya İbni Sa’d! Hüseyin’le savaşmak, kesinleşmiş midir?” diye sordu.

O namerd Ömer İbni Sa’d: “Evet! Kesinleşmiştir, bu meydanda kanlar dökülecektir” dedi.

Hür bin Riyahi ile Hz. İmam Hüseyin’in kafilesi, henüz Kerbela’ya gelmeden önce karışlamıştı. Hür, İbni Ziyad tarafından Hz. İmam Hüseyin’i, Küfe’ye götürmekle görevlendirilen birliğin komutanı idi.

Hür: “Öyle ise ben Hüseyin’le savaşmak istemiyorum. Bir baksana biz kaç kişiyiz, bir de Hüseyin’e bak. Onlar kaç kişi. Üzerine çullanacağınız bu insanlar, kendisinden şefaat beklediğiniz Hz. Muhammed’in evlatlarıdır. Yarın kıyamet günü Resulallah’a nasıl cevap vereceksin?” dedi.

Ömer İbni Sa’d, bu soruya cevap vermedi. Hür’ün rengi solmuştu, bu adaletsizliğe karşı vücudu tir, tir titriyordu.

Kardeşi görmüştü Hür’ı: “Ya Hür! Nedir bu halin, seni hiç böyle solgun görmemiştim. Senin gibi bir savaşçı, bu duruma düşer mi?” dedi.

Hür: “Ey kardeş! Şu anda en büyük savaş, benim yüreğimde, vicdanımda oluyor. Hak ile batıl savaşıyor” diye cevap verdi. Kardeşi, nedenini sorunca da Hür: “Şunun içindir ki, biz bir orduyuz, karşımızda bir avuç masum aile var. Bunlara saldırmak, mertliğin şanına yakışır mı? Hüseyin haklıdır, yiğittir, haksızlığa boyun eğmemiştir. Canı pahasına dedesinin ve babasının kurduğu yolu korumaya çalışıyor. Ben kılıç çekemem bunlara, kıyamam bunlara” diyerek düşündüklerini kardeşine söyledi.

Ağabeyi Hür’den bu sözleri işiten kardeşi: “Ey yiğit kardeş! Sen vicdanının sesini dinle” dedi.

Hür: “Öyle ise Kardeş! Ben Hüseyin’in tarafına geçiyorum, istersen sen de gel” dedi. İki kardeş, atlarına atlarlar, doludizgin sürerler atlarını Hüseyin’den tarafa. Toz bulutu içinde iki atlının geldiğini görürler. İmam Hüseyin, bakar ve tanır, gelen komutan Hür’dür.

Hür, atından iner, İmam Hüseyin’in önünde diz çöküp: “Ya Hüseyin! Ben ve kardeşim birlikte, senin yanında canımızı feda etmeye geldik.”

İmam Hüseyin: “Ya Hür! Cenab-ı Hakk ve ceddim Muhammed, sizden razı olsun. Benim için canlarınızı feda etmeyiniz, sizler bizim misafirimizsiniz, buyurun oturun” dedi. Hür İbni bin Riyahi: “Ya Hüseyin! Size ilk karşı çıkan, yolunuzu kesen ben oldum. İzin ver, senin yolunda ilk şehitte ben olayım” diyerek savaş meydanına çıkmak için izin istedi ve atına atlayıp, yıldırım gibi savaş meydanına sürdü.

Düşman safları önüne gelince: “Ey Yezid köleleri! Ben Hür İbni bin Riyahi’yim, biraz önce ben de sizin gibi batıl bir inancın peşindeydim, ama şimdi haklı bir davanın peşindeyim.

Ey İslamiyet iddiasında bulunanlar! Kime kılıç çekiyorsunuz? Karşınızdakiler, Peygamber kanından ve canından olan suçsuz kimselerdir. Bir taraftan Peygamber ve evladına Salâvat getiriyor, bunlardan şefaat diliyorsunuz, diğer taraftan da öldürüyorsunuz. Hür’den bu sözleri duyan Ömer İbni Sa’d, korkmuştu. Safvan adındaki bir namerde: “Yürü var şu Hür’e nasihat et, aklını başına toplasın. Mal ve para vaat edip kendisini kandırmaya çalış” diyerek, Hür’ün karşısına çıkardı.

Safvan: “Ey Hür! Akıl ve tedbir sahibi olmak gerek… Dünya nimetlerinden ayrılıp bu zilleti neden seçtin?” diyerek, Hür’ün aklını başına getirmeye çalıştı.

Hür: “Ey cahil herif! Âlemde izzet, Âl-i Resule hizmettedir. Hangi akılsız, fani bir nimet için baki olan bir devleti bırakır” diyerek, Safvan’ın hücumunu bekledi. Safvan Har’ın üzerine atılıp ilk hamlesini yaptı. Ancak Hür, bir hamlede kâfirin işini bitirmişti.

Hür, peş peşe gelen birkaç namerdi de cehenneme yolladıktan sonra, atını doludizgin çadırlara sürdü, geldi İmam Hüseyin’in önünde durdu, atının üzerinde sallanıyordu. İmam Hüseyin, yardım etti, yere indirdi. Hür diz üstü oturdu, elleri İmam Hüseyin’in ellerindeydi: “Ya İmam! Benden razı mısın? Sana önce ben karşı çıktım, yolunda önce ben şehitlik şerbetini içeceğim” dedi.

Kerbelâ’da zulüm vardı, ağıt vardı, su feryatları vardı. İmam Hüseyin bu yiğit insanın başını, bağrına bastı, her yanından kanlar akıyordu: “Ya Hür! Ceddim ve ben senden razıyız, senin adın Hür idi, bundan böyle Hür olsun. Her iki cihanda da Hür olasın, Hür şehit olasın” diyerek onun maneviyatını yükseltmeye çalıştı.

Hür, kılıcına dayandı, zoraki atına bindi ve tekrar düşman safları üzerine atını sürdü. Üzerine her taraftan mızraklar yağıyordu.

Bu arada atı sakatlanmış, yaya kalmıştı. İmam Hüseyin bunu gördü ve hemen yürük bir at gönderdi. Hür bu ata binip tekrar savaşmağa başlamıştı ki, gaipten bir ses: “Ey Hür! Sana müjde olsun ki, huri ile gılmanın, yüzünü görmeye hak kazandın” diye müjde veriyordu.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10-15-2019, 12:12
SUDE SUDE isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 138
SUDE is on a distinguished road
Standart

Allah Razı Olun Bu Güzel Paylaşımınızdan Dolayı

Zulmü alkışlayanların imanı kâmil değildir
Saltanatı aşka tercih edenlerden ne beklenir
Asırlar geçse de üstünden zulüm acılarının
Yüreklerde Kerbela sızısı hiç dinmeyecektir.

Kalplerde paslanınca iman katmanları
Gönüllerde yeşermeye başlar nefret tohumları
Bin Kerbela nehri akarken vicdanlarımızdan
Yüreklerde asla unutulmaz Kerbela canları.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10-16-2019, 01:20
heyderiyem heyderiyem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Süper Üye
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 254
heyderiyem is an unknown quantity at this point
Standart

İmam Musa ibn Cafer (as) buyurdu: "Peyqamber (saa) Hasan ve Hüseynin elinden tutup buyurdu: "Kim bu iki çocuğunu, babasını ve annesini sevse, Kiyamet günü benimle aynı derecededir".
عن موسى بن جعفر (عليهما السلام)، قال: اخذ رسول الله (صلى الله عليه وآله) بيد الحسن والحسين فقال: من أحب هذين الغلامين وأباهما وأمهما، فهو معي في درجتي يوم القيامة.
Kaynak:
(İbn Kavleveyh Kummi (ra), "Kamiluz-ziyaret", sah 117, bab 14, hadis 13)
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-04-2019, 06:51
SALİH KUL SALİH KUL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Uzman Üye
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 129
SALİH KUL is on a distinguished road
Standart

Rasulullah (saa) buyurdu;
“Beni risalete seçene yemin olsun ki HUSEYN BİN ALİ AS semada büyük bir aydınlığa ve yüce bir makama sahiptir. Sema ehli onu iyi tanır ve saygı gösterirler. Arş-ı ilahinin sağ tarafında 'HUSEYN AS hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir.' yazılıdır."
( Kaynak:
Bihar'ül Envar, Cilt 94, Sayfa 184.)

Rasulullah (saa) buyurdu; “Ey insanlar! Hiç şüphesiz, fazilet, şeref ve üstünlük Allah'ın Resulü'ne ve onun zürriyetine (Ehlibeyt'ine) aittir. Öyleyse batıl (yollar, görüşler, şahıslar) sizi alıp kendisiyle götürmesin."

(Kaynak;es-Savaik'ul-Muhrika, (İbn-i Hacer eş-Şafiî), s.174; Yanabi'ul-Mevvedde, (Eski İstanbul baskısı), s.307.)

Allah Hüre Rahmet Etsin Yezit Ve Taraftarlarına Lanet Etsin... Lebbeyke Ya huseyin.
Paylaşımınız İçin allah Razı Olsun
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 05:23


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.